Boş arama ile 817 sonuç bulundu
- Anne ve babasının çalıştığı hastaneye doktor olarak atandı
Gaziantep'te anne ve babasının çalıştığı hastanede çocukken doktorluk hayali kuran Elif Nisa Ayhan, hekim olarak atandığı aynı sağlık kurumunda ebeveynleriyle çalışmanın mutluluğunu yaşıyor. Laboratuvar teknisyeni 58 yaşındaki Sedat Ayhan, radyoloji teknisyeni 54 yaşındaki Mehtap Ayhan ile pratisyen hekim 24 yaşındaki Eİlif Nisa Ayhan aynı hastanede birlikte sağlık hizmeti veriyor. Anne Mehtap Ayhan, AA muhabirine, ailesiyle birlikte aynı hastanede çalışmanın garip bir duygu olduğunu söyledi. Kızının çocukluk hayalini gerçekleştirdiği için onunla gurur duyduğunu dile getiren Ayhan, şöyle konuştu: "Kızım buraya atandığında çok mutlu oldum çünkü büyüttük, emek verdik. Onun da idealleri vardı. Küçükken benimle birlikte hastaneye gelirdi, masama oturup resim çizerdi ve üstüne Dr. Elif Nisa Ayhan yazardı. Hayalleri gerçekleşti ve yanımda geldiği bu hastaneye atandı. Emek verdiğimiz bir kızımız var ve onun da emek verdiği zorlu yıllar var. Hem bizim verdiğimiz emekler karşılık buldu hem de kızımın verdiği emekler tekrar topluma faydalı bir şekilde ortaya çıkmış oldu. Bu beni çok mutlu ediyor." "Kimse aile olduğumuzu bilmiyor" Baba Sedat Ayhan ise eşi ve kızıyla aynı hastanede mesai harcamanın gurur verici olduğunu ifade etti. Hastaneye kızı ve eşiyle beraber geldiğini belirten Ayhan, "Biz baba, anne ve evlat olarak aynı kurumda çalışıyoruz. Evdeyken anne, baba, evlat ama iş yerinde o dengeyi koruyoruz. Kimse aile olduğumuzu bilmiyor. Burada meslektaşız ve o dengeyi sağlamak zorundayız. Aynı hastanede çalışmak çok güzel bir şey. Kızım atandı ve buraya geldi, çocukluğunun geçtiği yere şimdi şifa dağıtmaya geliyor. Allah yolunu açık etsin." dedi. "Buradaki doktorlar küçükken benim doktorumdu, şimdi meslektaşım oldular" Hastanenin Çocuk Acil Servisi'nde pratisyen hekimlik yapan Elif Nisa Ayhan ise anne ve babasının sağlık çalışanı olması ve iki ağabeyinin doktor olmasının bu mesleği seçmesindeki en büyük etken olduğunu söyledi. Doktorluk hayalinin küçük yaşlardayken başladığını dile getiren Ayhan, şunları aktardı: "Ben mesleğime aşık bir insanım. İlkokulda okuma yazmayı öğrendikten sonra defterimin etiketine adımın başına 'doktor' unvanı koyarak büyümüş bir insanım. Mesleğimi severek yapıyorum. Doktor olmak her zaman hayalimdi ve gerçek oldu. Ben bu hastanede büyüdüm. Anne ve babam burada çalıştığı için sürekli nöbetlerde yanlarına geliyordum, hasta olduğumda da buraya hasta olarak geliyordum. Şu an çalıştığım gözlem alanında çocukken tedavi görüyordum. Şimdi de ben çocukları tedavi ediyorum. Buradaki personel, çalışanlar, güvenlik görevlileri benim çocukluğumu biliyorlar. Buradaki doktorlar küçükken benim doktorumdu, şimdi meslektaşım oldular. Bu benim için güzel bir duygu." Ayhan, iş yerinde herkesin kendi sorumluluğunda olduğunu belirterek, şunları kaydetti: "Evde her şey daha farklı, kaç yaşına gelirsek gelelim aynı anne babanın çocuğuyuz. Ona göre davranıyoruz, şımarabiliyoruz, bir şeyler isteyebiliyoruz ama buraya gelince farklı oluyor. Kendi alanıma girdiğimde tamamen o alanın ve hastaların sorumluluğu bende oluyor. Hastane içinde 'anne', 'baba', 'kızım' değil de 'Sedat Bey', 'doktor hanım' diye hitap ediyoruz. Buraya gelince daha profesyonel çalışmamız için anne baba veya çocuk kimliğini kapının dışında bırakmamız gerekiyor. Dengeyi kurabiliyoruz, her şey güzel gidiyor."
- İlkleri başaran anne ile izinden giden kızının judo hikayesi
Milli judocu Minel Tepe (17) Türk judo tarihinde önemli başarılar elde eden annesi ve antrenörü İlknur Kobaş Tepe'nin izinden giderek zirveye çıkmayı hedefliyor. Kariyerinde Avrupa ve dünya şampiyonluklarıyla olimpiyat beşinciliği bulunan Tepe'nin kızı Minel, judoyla iç içe büyüdü. Milli Takım Antrenörü annesiyle küçük yaşlardan itibaren kamplara katılan Minel, bir yandan heyecan dolu havayı solurken diğer yandan da annesinin antrenörlüğünde judoya başladı.Adeta minderde büyüyen başarılı sporcu, şubat ayının başında Ankara'da düzenlenen Spor Toto Ümitler Türkiye Judo Şampiyonası'nda 70 kilogramda Türkiye ikincisi oldu. Balkan Judo Spor Kulübü sporcusu Tepe, çalışmalarını annesinin adının taşıyan salonda sürdürüyor. "Judoyla büyüdüm" Minel Tepe, judonun kendisi için büyük anlam ifade ettiğini söyledi. Kamplarda büyüdüğünü anlatan Minel, "Annemle milli takım kamplarına gittim. Çok küçük yaşta milli takımla tanıştım ve o heyecanı yaşadım. Bugüne kadar geldim ve annemle beraber çalışmalarıma devam ediyorum." dedi. Minel, sıkı çalışmasının karşılığını başarılarla aldığını ifade etti. Judoda annesini örnek aldığını ve onun izinden gitmek istediğini vurgulayan Minel, olimpiyatlarda zirveyi hedeflediğini dile getirdi.Minel, şunları kaydetti: "Judoyla büyüdüm. Severek ilerliyorum ve devam ediyorum. İdolüm annem. Türkiye'de judo branşında en önemli isimlerden biri. Kendisinin Avrupa ve dünya şampiyonlukları, olimpiyatlarda beşinciliği var. Onunla çalışmak büyük onur. Hedefim olimpik sporcu olmak. Hepsinin bir sırası var, önce Avrupa ve dünya şampiyonluklarını hedefliyorum." "Tüm sporcularım benim çocuğum" İlknur Kobaş Tepe (48) ise kendisi gibi judoda başarı elde eden kızıyla gurur duyduğunu ifade etti. Judoda hem Edirne'yi hem de Türkiye'yi başarıyla temsil ettiğini anımsatan Tepe, sporculuk kariyerinin ardından antrenör olarak judoya hizmet ettiğini dile getirdi. Kızının antrenörlüğünü yapmaktan dolayı mutlu olduğunu anlatan Tepe, şöyle devam etti: "Çok güzel ve ayrı bir duygu. Hem anne hem antrenör olmayı kontrol edebilmek bazen zor olabiliyor. Minel, bu konuda çok iyi devam ediyor. Tüm sporcularım benim çocuğum ama bazen annelik duygusu özellikle maçlarda biraz daha fazla oluyor. Bu gururu bize yaşttığı için anne olarak ona teşekkür ediyorum. İnşallah olimpiyata gitme hayalini başarır ve madalyalar kazanır." Trakya Üniversitesi Kırkpınar Spor Bilimleri Fakültesi Antrenörlük Eğitimi Bölümü'nde öğretim elemanı olarak çalışan İlknur Kobaş Tepe, Judo Kadınlar Milli Takım Antrenörlüğü görevini sürdürüyor. Avrupa ve dünya şampiyonlukları bulunan Tepe, Atlanta 1996 Yaz Olimpiyat Oyunları'nda beşinci oldu.
- Erzincan'da işitme engelli kadınlar işaret diliyle Kur'an-ı Kerim öğreniyor
Erzincan'da 3 yıl önce işitme engelliler için açılan kursta kadınlar, hem dini bilgilerini tazeliyor hem de işaret diliyle Kur'an-ı Kerim öğrenmenin mutluluğunu yaşıyor. Erzincan İl Müftülüğünce Şekerci İsmail Yalçınkaya Kız Kur'an Kursu'nda işitme engelli kadınlara yönelik işaret diliyle Kur'an-ı Kerim kursu açıldı. Farklı yaş gruplarından çeşitli nedenlerle işitme ve konuşma kaybı yaşayan kadınlar, burada hem dini bilgilerini tazeliyor hem de işaret diliyle Kur'an-ı Kerim okuyor. Birçoğunun ilk kez Kur'an okumaya başladığı kursta öğrenciler, heyecanıyla dikkati çekiyor. Kurs 3 yıl önce iki kişiyle başladı Erzincan İl Müftü Yardımcısı Gülay Demirci, 3 yıl önce 2 kursiyerle başladıkları kursa 15 kişiyle devam ettiklerini söyledi. Kursiyerlerin Kur'an-ı Kerim öğrenme çabalarının kendisini çok etkilediğini dile getiren Demirci, "Onların gönüllerine dokunabilmek, gözleriyle kurduğumuz temasla gönüllerimizin anlaşmış olması bizi ayrıca etkilemekte. Eğitim öğretim sürecindeki en temel amacımız, insana dokunmak. Dolayısıyla işitme engelli kursiyerlerimize, hayata kazandırılmaları noktasında kendilerine yardımcı olmak, toplumda yer edinmelerini sağlamak, vermiş olduğumuz bu bilgi, eğitimi ve öğretimle birlikte onların hayatın içinde olmasını sağlamak bizim en temel amacımız." dedi. Kurs öğreticilerinden Hilal Çokgüler de 3 yıldır işaret diliyle Kur'an-ı Kerim eğitimi verdiğini, kursiyerlerin çeşitli sebeplerle işitme kaybı yaşayan özel grup olduğunu anlattı. Erzincan'daki işitme ve konuşma kaybı yaşayan vatandaşlara işaret diliyle Kur'an-ı Kerim'in yanında temel dini bilgiler dersleri de verdiklerini ifade eden Çokgüler, "Kursiyerlerimizin yaş aralıkları, eğitim düzeyleri birbirinden farklı olduğu için öğretim metotlarımız da birbirinden farklı oluyor. Ses çıkarabilenlerle ses eğitimi çalışıyoruz. Ses çıkaramayanlarla Türk işaret diliyle anlaşıyoruz. Onlar da bizim gibi işaret dilini sonradan öğrendikleri için aralarında işaret dili bilmeyenler var. Kendi aralarında geliştirmiş oldukları dille anlaşıyorlar. Bunu da ben onlardan öğreniyorum." diye konuştu. İlk kez Kur'an-ı Kerim okumaya başladılar Kursiyerlerden 31 yaşındaki Leyla Yacan da kursta Kur'an-ı Kerim okumayı öğrendiğini belirterek, emek verenlere teşekkür etti. İki çocuk annesi 39 yaşındaki Özlem Yılmaz ise eşinin Kur'an-ı Kerim bildiğini ancak kendisi öğrenemediği için üzüldüğünü işaret diliyle anlattı. Yılmaz, "İki yıldır kursa geliyorum. Kur'an-ı Kerim okumaya başladım, sureleri öğreniyorum. Çok faydası var, çok mutlu oluyorum." ifadesini kullandı.
- İlkokul öğrencileri engelli arkadaşları için "iyilik hareketi" başlattı
Afyonkarahisar'a bağlı Bostanlı köyünde okuyan ilkokul öğrencileri, daha önce aynı okuldan mezun olan engelli arkadaşları için "iyilik hareketi" başlatarak akülü sandalye temin etti. Okulun farklı sınıflarında okuyan öğrenciler, kas erimesi rahatsızlığı nedeniyle 4 yıl önce ilkokulu bitirdikten sonra eğitimini yarıda bırakmak zorunda kalan Şükrü Akpınar'ı (14) öğretmenleri ile evinde ziyaret etti. Öğrenciler, ziyaretin ardından Akpınar'a yeni bir akülü engelli aracı hediye edebilmek amacıyla "İyilik Hareketi" başlatmaya karar verdi. Harekete geçen öğrenciler, öğretmenleri, velileri ve hayırsever vatandaşların da desteğiyle toplanan paralarla akülü tekerlekli sandalye alarak, Akpınar'a teslim etti. "Sandalyeyi vermeye gittiğimizde mutlu olduğunu hissettik" İlkokul 3. sınıf öğrencisi Adan Emir Karakaş, öğretmenleriyle daha önceden aynı okuldan mezun olan arkadaşlarını evde ziyarete gittiklerini söyledi. Ziyarette arkadaşlarının rahatsızlığından dolayı dışarı çıkamadığını fark ettiklerini ifade eden Karakaş, "Arkadaşımız yürüyemiyordu. O yüzden akülü tekerlekli sandalye almaya karar verdik. Sandalyeyi vermeye gittiğimizde mutlu olduğunu hissettik. Biz de çok mutlu olduk." dedi. Üçüncü sınıf öğrencisi Zeynep Nisa Demir de ziyaretin ardından Akpınar'ı mutlu edebilmek için iyilik hareketi başlatmaya karar verdiklerini dile getirerek, "Akülü tekerlekli sandalye alabilmek için kendi aramızda konuştuk ve bunu öğretmenimize söyledik. Böyle bir iyilik hareketi yaptık." diye konuştu. "İyilik hareketi üzerine güzel bir örnek teşkil etmektedir" İl Milli Eğitim Müdürü Miraç Sünnetci de Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nin en önemli özelliklerden birinin de merhamet, paylaşma ve dertlere deva olmak olduğunu söyledi. Okul öğrencilerinin kas hastası arkadaşları Şükrü Akpınar'ı yalnız bırakmadığını ifade eden Sünnetci, "Öğrencilerin bu vefa örneği, iyilik hareketi üzerine güzel bir örnek teşkil etmektedir. Öğrencilerin gözlerindeki mutluluk ve heyecana şahit olmak bizleri de duygulandırdı." diye konuştu. Baba Halil Akpınar da yardımcı olan herkese teşekkür ederek, "Allah razı olsun. Bizi sevindirdiniz, mutlu ettiniz." dedi.
- Sanayi sitesinin "Bob Ross"u atölyesini sanat galerisine dönüştürdü
Nevşehir'de kamyon ve kamyonetlerin kasasını boyayan 65 yaşındaki Ali Ulutaş, boş vakitlerinde yaptığı tablolarla sanayideki atölyesini sanat galerisine dönüştürdü. Lale Sanayi Sitesi'ndeki atölyesinde kamyon ve kamyonet kasalarını boyayan Ulutaş, müşterilerinin araçlarını talep ettikleri resim ve yazılarla da süslüyor. Yaklaşık yarım asırdır mesleğini şevkle sürdüren Ulutaş, boş vakitlerinde de yağlı boya resimler yapıyor. Ulutaş, atölyesinde yaptığı manzara tablolarını duvarlara asıp eserlerini komşu iş yeri çalışanları ve müşterilerinin beğenisine sunuyor. Hayranı olduğu ünlü ABD'li ressam Bob Ross gibi çok kısa sürede manzara tabloları çizen Ulutaş, okul öncesinde ailesi ve akrabalarının, ilkokulda ise öğretmenlerinin takdirinin resme tutkusunu artırdığını söyledi. Ulutaş, uzun yıllar televizyonda ressam Bob Ross'u izleyerek kendini geliştirdiğini anlatarak, Ross'un tekniklerini uygulayarak ortaya kısa sürede manzara tabloları çıkarabilme yeteneğine kavuştuğunu belirtti. O Bob Ross'u izliyordu, komşuları da onu izliyor Boya ve fırçaları hazırlarken, resim çizerken bambaşka duygulara kapıldığını anlatan Ulutaş, şöyle konuştu: "Atölyeye her türlü araç geliyor, kimi söz yazdırıyor kimi resim yaptırıyor. Boş vakitlerimde de tablolar çiziyorum. Çizmek istediğim tablolar var ama zaman gerekiyor uğraşmak için. Yaptığım resimleri bunca zaman arkadaşlar hatıra adına aldılar. Ben de vermem diyemedim. 100'e yakın hediye ettim. Bob Ross'u televizyonda izlerdim. Ondan çok esinlendim, çok teknikler kaptım. Ben onu izliyordum, komşular da şimdi beni izliyor. Çalışmalarımı sentetik boyayla yapıyordum, 4 yıldır akrilik boya ile yapıyorum. Çoğunu ince MDF plaka üzerine çizdim ama tuvale yaparak yeni resimler hazırlamak istiyorum. Resim ayrı bir tutku. Öyle bir haz veriyor ki çizerken başka şey düşünemiyorum. Tablodaki yerler sanki beni şöyle yap diye gösteriyor. Beni alıp başka yerlere götürüyor. Bu da bana mutluluk veriyor." Ulutaş, sergi hazırlıklarını sürdürdüğünü, resimlerini sanatseverlerle buluşturmayı hedeflediğini sözlerine ekledi.
- Eşinin otomotiv yan sanayi fabrikasını devlet desteğiyle dönüştüren girişimci kadın bahçe mobilyası üretiyor
İstanbul'da 6 yıl modelistlik yaptıktan sonra Sakarya'ya gelen Hanife Kübra Birinci, eşinin otomotiv yan sanayi fabrikasını devlet desteğiyle dönüştürerek üretimine başladığı bahçe mobilyaları iç piyasaya gönderiyor. Adapazarı ilçesinde yaşayan 3 çocuk annesi 37 yaşındaki Birinci, İstanbul'da 6 yıl modelistlik yaptıktan sonra 2013'te evlenip Sakarya'ya geldi. Koronavirüs salgını sürecini fırsata çevirmek isteyen Birinci, o dönem doğaya ilginin artması sonucu bahçe mobilyaları sektörüne adım atmaya karar verdi. Birinci, eşinin 2011'de kurduğu otomotiv yan sanayi fabrikasını Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığından (KOSGEB) aldığı destekle dönüştürerek bahçe mobilyaları üretimine başladı. Eşinin de destek verdiği Birinci, 14'ü kadın 21 kişiyle üreterek İstanbul ile Ege ve Akdeniz bölgeleri ağırlıklı olmak üzere Türkiye'nin dört bir yanında kullanıcılara ulaştırdığı ürünlerini yurt dışına da göndermek istiyor. "KOSGEB desteğiyle üretimimize hız kattık" Girişimci Hanife Kübra Birinci, Türkiye genelinde bayiliklerinin bulunduğunu söyledi. Salgın sürecini avantaja çevirdiğini belirten Birinci, "Daha önce tekstil sektöründe modelist olarak çalışıyordum. 6 yıl boyunca insanları giydirdim, bahçe mobilyaları sektörüne girdikten sonra koltukları giydirmeye devam ediyorum. KOSGEB'den aldığımız destekle büküm makinelerimizi aldık. KOSGEB desteğiyle üretimimize hız kattık. Kaynaklı imalat, eşim zaten yapıyordu. Sonrasında tekstil kısmıyla öncelikle minderleri yapmaya başladık. Daha sonra rattan el örgüsü kısmına da başladık." diye konuştu. Birinci, salıncak, koltuk takımları gibi bahçe mobilyaları ürettiklerini aktararak, "Tamamen kendi üretimiz olarak ürünleri çıkarıyoruz." dedi. Kadın istihdamına önem verdiklerini dile getiren Birinci, fabrikada çalışanların yanı sıra bazı kadınların da üretim sürecine evden destek verdiğini kaydetti. Birinci, ürünlerini Türkiye'nin birçok yerine ulaştırdıklarını ifade ederek, "Hedefimiz, global marka haline gelmek." ifadesini kullandı. "Kendimize özgü modeller tasarlıyoruz" Eşi Ahmet Fatih Birinci de özgün modeller tasarladıklarını belirterek, "Eşimle ürünlerimizi geliştirip üretiyoruz. İskelet üretimini erkek personelle yapıyoruz. Eşimle sadece kadınların olduğu ekibimiz var, onlarla tekstil ve örgü işlerini yapıyoruz." diye konuştu. Birinci, çalışmaları genişleterek dünya pazarına açılmak istediklerini kaydetti.
- Satrancın minik ustası, Dünya Şampiyonası'nda rakiplerini mat etmek için çalışıyor
Elazığ'da bir yıl önce başladığı satrançta Türkiye üçüncüsü olan 7 yaşındaki Halime Reyyan Tekay, Dünya Yaş Grupları Satranç Şampiyonası'ndan da madalyayla dönmek için çalışmalarını sürdürüyor. Halime Reyyan Tekay, bir yıl önce okulda satranç oynadığı sırada öğretmeni Ayşe İlçin'in kendisini fark etmesi üzerine bu branşa yönlendirildi. Kısa sürede kendini geliştiren ve Çaturanga Satranç Kulübü'nde çalışmalarını sürdüren Halime Reyyan, Türkiye Satranç Federasyonu tarafından bu yıl 18-25 Ocak'ta Antalya'da düzenlenen Türkiye Küçükler ve Yıldızlar Satranç Şampiyonası'nda kendi kategorisinde üçüncü oldu. Antrenörleri Oğuzhan Deniz ve Metehan Deniz'in eşliğinde çalışan Halime Reyyan, elde ettiği bronz madalyayla milli takıma katılmaya hak kazandı. Bu yıl düzenlenecek Dünya Yaş Grupları Satranç Şampiyonası'na yoğun şekilde hazırlanan Halime Reyyan, bu organizasyondan da madalyayla dönmek istiyor. "Geleceğin kadın ustası olmak istiyorum" Halime Reyyan Tekay,çok sevdiği satranca ağabeyine özenerek başladığını söyledi. Haftanın üç günü kursa gittiğini ifade eden Halime Reyyan, kursta turnuvalara katıldığını, sürekli çalışarak rakiplerini yenmeye başladığını belirtti. Elazığ'da katıldığı turnuvalarda derece elde edince mutlu olduğunu dile getiren Halime Reyyan, satrançta gelişebilmek için çok soru çözdüğünü kaydetti. Halime Reyyan Tekay, şöyle konuştu: "Elazığ'da dereceler elde ettikten sonra kendime daha büyük hedefler koydum. Büyük turnuvalara hazırlanmaya başladım. Bu hedeflerimin sonucunda milli takıma girmeye hak kazandım. Şimdi Avrupa ve dünya şampiyonalarına çalışacağım. Satranç oynayarak hatalarımdan ders çıkarmayı öğrendim. Satranç, derslerime de katkı sağladı. Çok çalışarak geleceğin kadın ustası olmak, milli formayla ülkemi en iyi şekilde temsil etmek istiyorum." Anne Şeyma Tekay da kızının satranç oynamayı çok sevdiğini anlattı. Kızının ağabeyi ile sürekli satranç oynadığını belirten Tekay, "Kızım ve oğlum birlikte satranç kursuna gidiyor. Onların mutluluğu için her şeyi yapıyoruz." ifadelerini kullandı. "Bu başarının arka planında ciddi bir emek vardı" Antrenör Metehan Deniz ise Halime Reyyan Tekay'ın derece elde ederek milli takıma girmesinden dolayı mutlu olduğunu belirtti. Deniz, şunları kaydetti: "Hiçbir başarı tesadüf değildir. Bu başarının da arka planında ciddi bir emek vardı. Kendisinin emeği, ailesinin, öğretmenlerinin katkısı ile bu başarı geldi. Reyyan bu kısa sürede yaklaşık 6 bin soru çözdü. Üç soru bankası bitirdi. 500'ün üzerinde çevrim içi maç yaptı ve 300'e yakın pratik kazanım amaçlı turnuvalara katılarak maçlarını tamamladı." "Geleceğin kadın ustası olmak istiyorum" Halime Reyyan Tekay,çok sevdiği satranca ağabeyine özenerek başladığını söyledi. Haftanın üç günü kursa gittiğini ifade eden Halime Reyyan, kursta turnuvalara katıldığını, sürekli çalışarak rakiplerini yenmeye başladığını belirtti. Elazığ'da katıldığı turnuvalarda derece elde edince mutlu olduğunu dile getiren Halime Reyyan, satrançta gelişebilmek için çok soru çözdüğünü kaydetti. Halime Reyyan Tekay, şöyle konuştu: "Elazığ'da dereceler elde ettikten sonra kendime daha büyük hedefler koydum. Büyük turnuvalara hazırlanmaya başladım. Bu hedeflerimin sonucunda milli takıma girmeye hak kazandım. Şimdi Avrupa ve dünya şampiyonalarına çalışacağım. Satranç oynayarak hatalarımdan ders çıkarmayı öğrendim. Satranç, derslerime de katkı sağladı. Çok çalışarak geleceğin kadın ustası olmak, milli formayla ülkemi en iyi şekilde temsil etmek istiyorum." Anne Şeyma Tekay da kızının satranç oynamayı çok sevdiğini anlattı. Kızının ağabeyi ile sürekli satranç oynadığını belirten Tekay, "Kızım ve oğlum birlikte satranç kursuna gidiyor. Onların mutluluğu için her şeyi yapıyoruz." ifadelerini kullandı. "Bu başarının arka planında ciddi bir emek vardı" Antrenör Metehan Deniz ise Halime Reyyan Tekay'ın derece elde ederek milli takıma girmesinden dolayı mutlu olduğunu belirtti. Deniz, şunları kaydetti: "Hiçbir başarı tesadüf değildir. Bu başarının da arka planında ciddi bir emek vardı. Kendisinin emeği, ailesinin, öğretmenlerinin katkısı ile bu başarı geldi. Reyyan bu kısa sürede yaklaşık 6 bin soru çözdü. Üç soru bankası bitirdi. 500'ün üzerinde çevrim içi maç yaptı ve 300'e yakın pratik kazanım amaçlı turnuvalara katılarak maçlarını tamamladı."
- Lösemiyi yenen genç, kaybettiği arkadaşlarının anısını kanserli çocuklara destekle yaşatıyor
İstanbul'da 5 yıl süren tedavisinin ardından lösemiyi yenen 23 yaşındaki Suat Sualp Gülfidan, farklı tür kanserlerden hayatını kaybeden arkadaşlarının anısını, hastalıkla savaşan çocuklarla etkinlikler yapıp moral vererek yaşatmaya çalışıyor. Suat Sualp Gülfidan, 2015'te sürekli tekrarlayan boğaz şişliği üzerine bir yıl süren antibiyotik tedavisi gördü. Kan değerlerindeki değişikliklerin fark edilmesiyle yapılan tetkikler sonucu lösemi teşhisi konulan Gülfidan, hastanede tedavi altına alındı. Kanser hücreleri kanının yüzde 95'ini saran Gülfidan, 3 yıl kemoterapi aldı, 2 yıl da evde tedavi gördü. Gülfidan, 5 yılı bulan kanserle savaşını kazarak 2020'de hastalığı yendi. Hastanede tedavi gördüğü sırada farklı tür kanserlerle savaşan 7 arkadaşını kaybeden Gülfidan, arkadaşlarının anısını yaşatmak ve tedavi sürecinde kendisine moral vererek destek olan kişilere vefa borcunu ödemek için harekete geçti. Kanser sürecinde tanıştığı Kansersiz Yaşam Derneğinde gönüllü olmaya karar veren Gülfidan, hastalıkla savaşan çocuklar için düzenlenen etkinliklerde yer almaya, hazırladığı hediyelerle onları ziyaret etmeye, boş vakitlerini çocuklarla geçirip moral vermeye başladı. Suat Sualp Gülfidan, aynı serviste tedavi görürken kaybettiği yakın arkadaşının, tedavi gören çocukların hayallerini gerçekleştirmek için "kansersiz yaşam çocuk komitesi" kurma hedefini de yerine getirmek için girişimlere başladı. Hastalıkla savaşırken, kanser tedavisi gören çocuklar için etkinlikler yaptılar Gülfidan, yaptığı açıklamada, tedavisi sürerken kendisi için yapılanların, maddi, manevi ve psikolojik desteğin göz ardı edilemeyecek şeyler olduğunu belirterek, "Benim de hedefim ihtiyacı olanlara aynı şekilde destek olmak. Aslında vefa borcu. Onların buna ihtiyacı olduğunu biliyorum." dedi. Tedavisi sürecinde hastanede kanser hastası yaşıtlarıyla yakın arkadaşlıklar kurduğunu aktaran Gülfidan, "Arkadaşlarımın değeri çok fazla. Serviste, farklı kanserlerle savaşan 8 yakın arkadaştık. Saniye, Yunus Emre, Beytullah, Sema, ben ve 3 arkadaşımız daha vardı. Son zamanlarda kendi aramızda neden 'kansersiz yaşam çocuk komitesi' olmasın, diye konuşuyorduk. Böyle bir grup kurmuştuk arkadaşlarımızla. Kanserle savaşan çocuklar için etkinlikler yaparak tedavilerine katkı vermeye çalıştık." diye konuştu. "Çocukların hayallerini hayata geçirmeye çalışacağım" Beytullah'ın, bu girişimin komite haline gelerek devam etmesini istediğini aktaran Gülfidan, şöyle devam etti: "Yaptığımız şeyin 'kansersiz yaşam çocuk komitesi' olarak sürdürülebilir olmasını istiyordu. Hayatını kaybeden arkadaşım Beytullah, tedavi sürecinde çocuklar için sürekli üretiyordu, hiç durmuyordu. 'Hastanedeki diğer arkadaşlarımız için neler yapabiliriz?' diye düşünüyordu. Onun sayesinde çocuklar için bir şeyler yapıyorduk. Kaybettiğim 7 arkadaşımın anısını yaşatmak için hedefim çocuk komitesini hayata geçirmek. Çok yakın 8 kişiydik, onların anısını bu şekilde devam ettirmek, sürdürmek istiyorum. Kanseri atlatanlar, bu hastalıkla savaşanları neyin mutlu ettiğini çok iyi biliyor. Bu komite kapsamında hastane ziyaretleri yaparak, çocukların neyle mutlu olabileceğini, onlar için neler yapabileceğimizi düşünüp, onların hayallerini hayata geçirmek istiyorum. Bir çocuk bir şey istediğinde maalesef hastanede bunu dile getiremiyor. Maddi, manevi, psikoloji tabii bu yönde etkili oluyor. Bu kurulacak komiteyle o çocukların hayallerini hayata geçirmeye çalışacağım." "Yan yana sıralanmış altı harften mi korkacağız" Gülfidan, komite projesinin yanı sıra vefat eden arkadaşlarının anısını yaşatmak için boş zamanlarını kanser tedavisi gören çocuklarla geçirdiğini belirterek, onlar için düzenlenen etkinliklerde oyunlar oynadığını, hediyeler hazırlayıp çocukları hastanede ziyaret ettiğini, bazen birlikte futbol maçı izlediklerini, şarkılar söyleyip moral vermeye çalıştığını dile getirdi. Suat Sualp Gülfidan, "Bize hastalık dönemimizde gönüllü abilerim, ablalarım ne yaptıysa kanser hastası çocuklara aynısını arkadaşlarımın anısını yaşatmak için yapmaya çalışıyorum. Bir mottom var, 'Yan yana sıralanmış altı harften mi (Lösemi) korkacağız?'. Birçoğuna bunu söylediğimde yüzünde ufak da olsa tebessüm oluşuyor. Orada zaten beni anlıyorlar. Bunu onlara söyleyip umut aşılayıp korkmamalarını, pes etmemelerini istiyorum." ifadelerini kullandı. Kemoterapinin etkisiyle saç ve kirpiklerin dökülmesi sonucu, çocukların dışarıda bu şekilde görünmek istemediğini anlatan Gülfidan, şunları kaydetti: "Onları ziyaret ettiğimde hastayken çekilen fotoğraflarımı gösterip, benim de saçımın, kirpiğimin döküldüğünü, zayıfladığımı anlatarak, elimden geldiğince motive etmeye çalışıyorum. Bir etkinlikte çocuklara moral konuşmam olmuştu, 7-8 yaşlarında bir çocuk yanıma geldi, diz çöktüm. 'Bizim için düşündüğün şeyler için çok teşekkür ederiz, iyi ki varsın' diyerek boynuma sarıldı. Bu hayatım boyunca unutamayacağım bir an. O ufacık çocuğa umut olabilmek, hissettirebilmek gerçekten güzel bir şey. Elimden geldikçe onlara umut olmaya çalışıyorum. Hayata tutunsunlar, sevsinler, pes etmesinler, savaşsınlar. Ben o hastalığı yaşamasaydım böyle bir dernekten haberim olmayacaktı, nasıl işler başardığını, güzel kalplere dokunduğunu bilmeyecektim."
- Girişimcilik Yolunda Güçlü Bir Destek: Kobi-Line ve Devlet Teşvikleri
Girişimcilik, yenilikçi fikirlerle büyüyen ekonomiler için önemli bir güç olmaya devam ediyor. Türkiye’de girişimcilerin ve KOBİ'lerin devletin sunduğu teşviklerden etkin bir şekilde faydalanabilmesi için önemli bir rehber olan Kobi-Line, 2009 yılından bu yana binlerce işletmenin başarı yolculuğuna ışık tutuyor. Devlet Destekli Kredilerle Girişimcilik ve Esnafa Güçlü Destek Türkiye'de girişimciler ve esnaflar, devletin sunduğu düşük faizli veya faizsiz kredilerden yararlanarak işletmelerini büyütme fırsatına sahip. Kadın girişimciler için özel olarak sunulan krediler, kadınların iş hayatında daha fazla yer almasını teşvik ediyor. Ayrıca esnaf kredileri, küçük işletmelerin sermaye ihtiyaçlarını karşılamasına yardımcı olurken, ihracat kredileri de uluslararası pazarlara açılmak isteyen girişimcilere destek sağlıyor. Bu süreçlerde ise, doğru yönlendirme ve uzman desteği girişimcilik hikayelerinin başarıyla sonuçlanmasında kritik bir rol oynuyor. İşte bu noktada devreye giren Kobi-Line, işletmelerin devletin sunduğu kredi ve teşviklerden etkin bir şekilde yararlanabilmesi için danışmanlık hizmetleri sunuyor. Kadın girişimci kredilerinden ihracat kredilerine kadar geniş bir yelpazede destek sağlayan Kobi-Line, girişimcilerin ihtiyaç duydukları finansmana ulaşmasını kolaylaştırıyor. Başarı Hikayeleriyle İlham Kaynağı Kobi-Line’ın rehberlik ettiği girişimcilerden birçoğu, devlet destekli krediler sayesinde iş dünyasında sağlam bir yer edindi. Örneğin, bir kadın girişimci, düşük faizli kredi ile işletmesini kurup büyütürken, bir ihracat firması devletin sunduğu kredi desteğiyle yurt dışına açılarak önemli başarılar elde etti. Bu başarı öyküleri, Kobi-Line’ın sağladığı desteğin somut örnekleri olarak dikkat çekiyor. Kobi-Line ile Girişimcilik ve Kariyer Fırsatları Kobi-Line, sadece işletmelere değil, girişimcilik kariyerine adım atmak isteyen bireylere de destek oluyor. Kadın girişimciler, esnaf ve ihracatçılar için sunduğu rehberlik hizmetleriyle, bu bireylerin devletin sunduğu fırsatlardan tam anlamıyla faydalanmasına olanak tanıyor. Girişimcilik kariyerine başlamak ya da mevcut işletmenizi büyütmek için devletin sağladığı teşvik ve krediler hakkında bilgi almak isteyenler, Kobi-Line’ın uzman desteğiyle doğru adımlar atabilir. Girişimcilik ve Kobi-Line’ın Geleceği Kobi-Line’ın kurucusu Fuat Böge, devlet destekleri ile girişimciler ve KOBİ'ler arasındaki köprüyü daha da güçlendirmeyi hedeflediklerini belirtiyor. "Her girişimci, özellikle kadınlar ve küçük esnaf, devletin sunduğu kredilerden faydalanma hakkına sahip. Biz bu süreci kolaylaştırarak Türkiye’nin ekonomik kalkınmasına katkı sağlıyoruz," diyor Böge. Kobi-Line, girişimciler ve KOBİ’ler için güçlü bir çözüm ortağı olmaya devam ediyor. Kadın girişimci kredileri, esnaf kredileri veya ihracat kredileriyle ilgili detaylı bilgi almak ve işletmenizi büyütmek için Kobi-Line’ın hizmetlerinden faydalanabilirsiniz. Detaylı bilgi için: www.kobi-line.com.tr
- Kırklareli'nde genç girişimci KOSGEB desteğiyle geliştirdiği laboratuvarında diş protezi üretiyor
Kırklareli'nde 21 yaşındaki genç girişimci Muhammet Mustafa Yastıkcıoğlu, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığından (KOSGEB) aldığı destekle laboratuvarında diş protezi üretiyor. Yastıkcıoğlu, ortaokul döneminde sosyal medyada protez diş üretimi yapılan videodan etkilenerek meslek seçimini buna göre şekillendirdi. Marmara Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Diş Protez Teknolojisi Bölümü'nden mezun olan Yastıkcıoğlu, diş protezi üretilen laboratuvarlarda çalıştı. Kısa sürede küçük bir laboratuvar kuran Yastıkcıoğlu, KOSGEB'in İş Geliştirme Desteği Modeli'nden haberdar oldu. KOSGEB Kırklareli Müdürlüğüne başvuran Yastıkcıoğlu, aldığı yaklaşık 1 milyon 650 bin liralık destek sayesinde laboratuvarına sinterleme fırını, mikromotor ve 3D yazıcı gibi teçhizatlar kazandırarak diş protezi üretimini hızlandırdı. Yastıkcıoğlu, günlük 20 diş protezi üretim kapasitesine sahip laboratuvarında iki kişiyi istihdam ediyor. "KOSGEB'in makine bakımından çok büyük yardımı oldu" Yastıkcıoğlu, çocukken hayal ettiği mesleğe sahip olabildiği için mutlu olduğunu söyledi. Üniversite eğitimini tamamladıktan sonra küçük bir laboratuvar kurduğunu ifade eden Yastıkcıoğlu, KOSGEB'in destek modellerine üretim kapasitesini arttırmak için başvurduğunu belirtti. KOSGEB'in iş geliştirme desteği modelinden faydalandığını anlatan Yastıkcıoğlu, "KOSGEB'in makine bakımından çok büyük yardımı oldu. İşimizi boyut atlatmamıza vesile oldu. KOSGEB'den ayrıca personel desteği aldım ve iki kişiye de istihdam sağlıyorum. İnşallah işimi geliştirip daha fazla istihdam sağlamak istiyorum." diye konuştu. Sabit, implant üstü ve geçici protez, şeffaf ve gece plağı gibi protezler yapabildiğini ifade eden Yastıkcıoğlu, laboratuvarını daha da geliştirmek istediğini vurguladı. Kentte anlaşmalı olduğu doktorların taleplerine göre protez üretimi yaptığını anlatan Yastıkcıoğlu, şöyle devam etti: "Hasta, anlaşmalı olduğumuz doktora gittiğinde doktor protez planlaması yapıyor. Hastaların dişlerinde kesme gibi işlemleri yapıp ölçü alarak bize aktarıyor. Bize ulaşan ölçünün içine alçı dökerek kendi çalışmamız için model üretiyoruz. Model üzerinden tasarım yapıp KOSGEB'den destek aldığımız makinede blok kazıtma ve sinterizasyon işlemlerini gerçekleştiriyoruz. Bu süreç yaklaşık 8 saat sürüyor. Tüm bunlardan sonra ince işçilik dediğimiz tesviye, cila ve makyaj gibi işlemler yapıyoruz. Ürettiğimiz protezi hastanın dişlerinin rengine uygun hale getirdikten sonra doktora gönderiyoruz. Doktor da hastaya gerekli tedaviyi uyguluyor. Bir diş kalıbının bize gelmesi ve son haliyle doktora ulaşması en fazla 4 gün sürüyor. Mesleğin zorlukları var tabii, bu işi yapabilmek için el yeteneğinin olması gerekiyor. Estetik için dişler çok önemli. Bu da daha çok hassas davranmamızı gerektiriyor."
- Resim öğretmeni olma hayalini gerçekleştiremeyen inşaat işçisi, 55 yıldır kara kalem çizim yapıyor
Yozgat'ta yaşayan 64 yaşındaki inşaat işçisi Necati Koç, sıva, badana ve temizlik işlerinden artakalan zamanlarda kara kalem tekniğini kullanarak resim çiziyor. Bilal Şahin Kültür Merkezi'nde belediye tarafından kurulan şirket bünyesinde işçi olarak çalışan Koç, boya, badana, sıva işlerinin yanı sıra merkezin çaycılık ve temizlik işleriyle uğraşıyor. İlkokulu bitirdikten sonra maddi imkansızlıklar nedeniyle eğitimine devam edemeyen Koç, 9 yaşında keşfettiği resim yeteneğini 55 yıldır hobi olarak sürdürüyor. Necati Koç, hobi olarak resim çizdiğini ve bu yeteneğini ilkokulda keşfettiğini söyledi. Yozgat Belediyesi bünyesinde çalıştığını dile getiren Koç, "İlkokul 2. sınıftan bu zamana kadar resimle uğraşıyorum. 5. sınıfta resim yarışmasına katıldım, orada Yozgat birincisi oldum. Ondan sonra resim çizmek hoşuma gitti, uzun yıllardır amatör olarak resim yapıyorum." dedi. "Resimleri bakmadan, hayal ederek çiziyorum" Boş kaldığında kağıda, peçeteye resim çizdiğini anlatan Koç, mesai saatleri dışında işte ve evde kalemi elinden düşürmediğini belirtti. Birçok figürün resmini kolaylıkla çizdiğini ifade eden Koç, "Bu resimleri bakmadan, hayal ederek çiziyorum. İlkokul mezunuyum, benim hayallerim büyüktü ama maddi imkansızlıklar nedeniyle okuyamadım. Resim öğretmeni olmayı çok istiyordum ama olmadı. Eğitimime devam edemedim, içimde bir ukde kaldı. Keşke okusaydım da resim öğretmeni olsaydım. Şimdi resmi hobi olarak yapıyorum." diye konuştu.
- Baba yadigarı oteli devlet desteğiyle restore ettiren genç kadın turizmci oldu
Nevşehir'in Göreme beldesinde babasının işlettiği oteli Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumundan (TKDK) aldığı hibe desteğiyle restore ettiren 28 yaşındaki Hatice Atak, işletmesinde kadınları istihdam ediyor. Kayseri Nuh Naci Yazgan Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü'nden 2019'da mezun olduktan sonra Nevşehir'de klinik açan Atak, daha sonra İngiltere'ye giderek Sussex Üniversitesi Klinik Psikoloji ve Ruh Sağlığı Bölümü'nde yüksek lisansını tamamladı. Türkiye'ye döndüğünde mesleği yerine turizm alanında çalışmak isteyen Atak, babasından kalma butik oteli restore ettirmek için TKDK'ye başvurdu. Başvurusu olumlu sonuçlanan Atak, aldığı yüzde 75 hibe desteğiyle oteli restore ettirdi. Genç girişimci Hatice Atak, 1983 yılına kadar bazı bölümleri ev olarak kullanılan ve bir kısmı kayadan oyma binanın daha sonra otele dönüştürüldüğünü söyledi. Yaklaşık 30 yıl önce babasının devraldığı ve uzun süre işlettiği butik oteli daha nitelikli hizmet sunan bir konuma kavuşturabilmek için proje hazırlattığını dile getiren Atak, işletme hayalinin TKDK ile gerçeğe dönüştüğünü aktardı. Atak, doğup büyüdüğü Göreme beldesinin Kapadokya'yı ziyaret eden turistlerin uğrak noktası olmasından dolayı turizm sektöründe yer almayı istediğini ifade etti. "Kadınlara ilham kaynağı olmak istiyorum" Aldığı hibe desteği sayesinde oteli restore ettirerek bütün eşyaları yenileyebildiğini anlatan Atak, şöyle konuştu: "Lisans eğitiminden sonra çalışma imkanı elde ettim. Daha sonra yüksek lisans eğitimini tamamladım. Ülkeme döndüğümde genç ve kadın girişimcilere devlet desteği sağlandığını, bunun da Türkiye ile AB tarafından ortaklaşa finanse edilen IPARD Programı kapsamında yapıldığını öğrendim. Bu proje turizm alanına yönelmeme vesile oldu. Otel, çağın getirdiği yeniliklere ayak uydurmakta zorlanıyordu. Bizim de restorasyon ve modernleşme fikrimiz vardı. Gerekli araştırmalardan sonra başvuru yaptık. Nevşehir TKDK İl Koordinatörlüğünce onaylanınca yüzde 75 oranında hibe desteği aldık. Bu çok büyük bir destek. 81 ildeki kadınlara bu konuda ilham kaynağı olmak istiyorum. Otelimiz 13 odadan oluşuyor ve 12 ay hizmet veriyoruz, farklı ülkelerden misafir ağırlıyoruz. Şu an 8 kadına da istihdam imkanı sunuyoruz." Turistler yenilenen otelden ve Atak'ın misafirperverliğinden memnun Otelde konaklayan Endonezyalı turist Agus Dani ise 3 günlük gezi için geldiği Kapadokya'da konakladığı oteli ve hizmeti beğendiğini belirterek, "Burası çok harika bir otel. Odaları, yemekleri çok güzel. Çok beğendimi ifade edebilirim." dedi. Aldo Aan da Kapadokya'ya ilk kez geldiğini, ziyaretinden önce rezervasyon yaptırdığı tesisin görünümü ve imkanlarının takdire değer olduğunu dile getirdi. Aan, tüm konuklarla dostane şekilde ilgilenen otel sahibi Atak'ın misafirperverliğinin ilgi çekici olduğunu da sözlerine ekledi.











