Boş arama ile 855 sonuç bulundu
- Melikgazi Belediye Başkanı ve hayırseverlerin aldığı biyonik kollarla hayata tutundu
Kayseri'de 5 yıl önce hamur yoğurma makinesine kaptırdığı iki kolunu da kaybeden Sevim Nur Türkmen, Melikgazi Belediye Başkanı Mustafa Palancıoğlu ve hayırseverlerin desteğiyle kavuştuğu biyonik kol proteziyle hayatını sürdürüyor. Ahi Evran Üniversitesi Yönetim Bilişim Sistemleri Bölümü'nde okuduğu sırada 2021'de ailesine destek olmak ve okul harçlığını çıkarmak amacıyla mantı üretim tesisinde çalışan 25 yaşındaki Türkmen, iki kolunu da dirsek üzerinden hamur yoğurma makinesine kaptırdı. Kollarını kaybettikten sonra zor günler yaşayan Türkmen'in arkadaşları, Belediye Başkanı Palancıoğlu'na ulaşarak protez kollar için yardım istedi. Palancıoğlu'nun kısa sürede hayırseverlerin de desteğiyle biyonik kollarına kavuşturduğu Türkmen, önce belediyede işe başladı, daha sonra tekvando sporunda ulusal ve uluslararası şampiyonluklar elde etti. Sevim Nur Türkmen, kollarını kaybettikten sonra zor bir süreçten geçtiğini söyledi. Kazadan sonra uzun süren bir tedavi süreci yaşadığını anlatan Türkmen, kendini toparladıktan hemen sonra protez kolları araştırmaya başladığını dile getirdi. Hiçbir zaman hayattan kopmak istemediğini belirten Türkmen, şöyle konuştu: "Süreçte araştırma yapmaya başladık. Biyonik kolları bulduk. Daha sonra nasıl yapabiliriz, nasıl almamız gerekiyor diye araştırmaya devam ederken, bir arkadaşım ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformu hesabından Mustafa Başkan'a ulaşıyor. Onlar da beni aradı. Benimle çok samimi konuştu, mutlu olmuştum. Daha sonra eve ziyarete geldiler ve protezler konusunda fikir alışverişi yaptık. Ankara'da bir yer bulduk. Süreç hızlı ilerledi ve 5 ay gibi bir sürede biyonik kollarıma kavuştum. Tabii bu süreç içerisinde Ankara'ya gittik ve eğitim aldık." Türkmen, biyonik kollarına kavuştuktan sonra bir süre zorlandığını ancak daha sonra bunu bir parçası gibi hissettiğini anlattı. Biyonik kollarla adeta hayatın yeniden başladığını vurgulayan Türkmen, şöyle devam etti: "Başkanım okulu bitirdikten sonra 'İşe alacağım.' diye söz vermişti. O zaman okulu bitirmek için daha çok hırslandım. Daha sonra Başkanım okulu bitirdiğimi öğrenince 'Gel işe başla.' dedi. Öylelikle çalışmaya başladım ve 3 senedir belediyedeyim. Hocalarım da internet üzerinden görüp iletişime geçti. İlk Türkiye şampiyonası Konya'da yapılmıştı ve orada birincilik madalyası aldım. Daha sonra İstanbul'da 2 uluslararası maç yapıldı ve orada da birinci oldum. Sonra yine Türkiye şampiyonasına katıldık ve madalyayla döndüm. Benim kazadan önce diğer insanlar gibi kollarım vardı. Kollarımı kaybettikten sonra arada tabii ümitsizliğe düştüğüm zamanlar oldu ama mücadeleden hiçbir zaman vazgeçmedim. Sonradan engelli olan herkes vazgeçmeyip pes etmediği sürece her şeyi başarabilir." Türkmen, şu anda İstanbul Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde uzaktan Grafik Tasarım Bölümü'nü okuduğunu kaydetti. "İskender yerken babasının attığı videoya çok mutlu olmuştum" Melikgazi Belediye Başkanı Palancıoğlu da Türkmen'in hayata olan tutkusunun insanlara örnek olması gerektiğini söyledi. Türkmen'in durumunu öğrenir öğrenmez harekete geçtiğini, hemen ev ziyareti yaparak gerekli girişimlerde bulunduğunu dile getiren Palancıoğlu, "Ankara'da biyonik kol ithal eden firmayı bulmuş. Hayırseverlerimizle irtibata geçtik. Bir hayırseverimiz 'Sağ kolunu alayım, sponsor olayım.' dedi. Sol koluna da biz diğer hayırseverlerle destek olalım dedik. Asıl mesele kolları almak değil, bu biyonik kolların Sevim Nur'a adapte olup olamayacağı, çalışıp çalışmayacağıydı. Onunla ilgili ailece Ankara'ya gittiler, ölçüleri alındı, testleri yapıldı ve kollar sipariş verildi. Testlerden sonra iskender yerken babasının attığı videoya çok mutlu olmuştum." ifadelerini kullandı. Başkan Palancıoğlu, Türkmen'i belediyede işe aldıklarını ve şu an Sosyal Hizmetler Bölümü'nde çalıştığını belirtti. Türkmen'in birçok alanda başarılı işler yaptığını anlatan Palancıoğlu, "Sevim Nur bütün engelleri aşarak ilerliyor. Şu anda hem belediyemizde çalışıyor de hem tekvandoda ve savunma sporlarında devam ediyor. Güzel başarılar alıyor. Aynı zamanda sosyal medya hesabı üzerinden kıyafet tanıtımı yapıyor. Sonradan engelli olan bireylerin Sevim Nur'u örnek alması, hayata tutunması, ailesiyle birçok başarıya ulaşması mümkün. Sevim Nur'u tebrik ediyorum." şeklinde konuştu. Palancıoğlu, Almanya'dan gelen 2 kolun toplam maliyetinin 150 bin avro olduğunu sözlerine ekledi.
- Diyarbakır'da kadınlar 3 bin yıllık Zerzevan Kalesi'nde tarihin izini sürüyor
Diyarbakır'da Roma İmparatorluğu döneminde "askeri yerleşim" olarak kullanılan 3 bin yıllık Zerzevan Kalesi'nde yürütülen arkeolojik kazılara yörede yaşayan 35 kadın da destek veriyor. Çınar ilçesine 13 kilometre uzaklıktaki Demirölçek Mahallesi yakınlarında, 124 metre yükseklikteki kayalık tepede bulunan ve askeri yerleşimde dünyada bulunan son Mithras Tapınağı'nın ortaya çıkarıldığı kale, bilimsel kazılarla tarihe ışık tutuyor. UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi'ne 2020 yılında dahil edilen, kentin önemli turizm değerlerinden olan kalede bir yandan arkeolojik kazılar sürerken diğer yandan yerli ve yabancı ziyaretçiler ağırlanıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Valilik, Çınar Kaymakamlığı, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, Diyarbakır Müzesi Müdürlüğü, Dicle Üniversitesi, Karacadağ Kalkınma Ajansı, GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Türkiye İş Kurumu (İŞKUR), Safir Tuz'un katkılarıyla 2014 yılında başlatılan kazılar yıl boyu devam ediyor. Kale ve çevresindeki 1000 dönüm alanda bugüne kadar 15 metre yüksekliğinde ve 1200 metre uzunluğunda sur kalıntısı, 21 metre yüksekliğinde gözetleme ve savunma kulesi, kilise, yönetim binası, tahıl ve silah depoları, kaya mezarları, su kanalları ile 63 su sarnıcı, yer altı kilisesi, 400 kişilik yer altı sığınağı, konutlar ve gizli geçitler, milattan sonra 4. yüzyılda Hristiyanlığın benimsenmesiyle önemini kaybeden, dönemin Mithras dinine ait yer altı tapınağı ve Mithras Tapınağı'na gizli dini tören ve ayinler için gelen davetlilerin konakladığı alan ile birçok esere ulaşıldı. Arkeolojik kazılarla geçmişe ışık tutan tarihi kalenin gelecek kuşaklara aktarılması için başlatılan kapsamlı restorasyon da sürüyor. Hem tarihin izini sürüyor hem de aile bütçesine katkı sunuyorlar Çınar Kaymakamlığınca hazırlanan, İŞKUR'un "İşgücü Uyum Programı" kapsamında hayata geçirilen proje ile kırsal Demirölçek ve Aşağıkonak mahallelerinde yaşayan 35 kadın, 6 ay boyunca tarihi kalede yürütülen arkeolojik kazılarda görev alıyor. Aldıkları eğitimin ardından haftanın 3 günü arkeolojik kazıları yürüten uzman ekibin çalışmalarına destek veren kadınlar, kazançlarıyla da aile bütçesine katkı sunuyor. "Projemiz sahada kadın istihdamını artırmaya yöneliktir" Tarihi kalede kazı çalışmalarıyla ilgili incelemelerde bulunan Çınar Kaymakamı Zikrullah Erdoğan, Zerzevan Kalesi'nde kadınların tarihi ve kültürel mirası ortaya çıkardıklarını söyledi. Erdoğan, çalışmalara katılan 35 kadının kalenin yakınındaki iki mahallede yaşadıklarını ifade ederek, "Projemiz, ocak ayında 'İşgücü Uyum Programı' kapsamında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Diyarbakır Valimiz Murat Zorluoğlu'nun destekleriyle sahada kadın istihdamını artırmaya yöneliktir. 3 bin yıllık Zerzevan Kalesi'nde kadının etkisini tekrar gün yüzüne çıkarmak, onları iş gücüne, hayata, topluma kazandırmak, kimseye muhtaç olmamaları adına projede kadınların yer almasını istedik. Kadınlar sahada çalışıyor, mutlular ve projenin de devam etmesini istiyorlar. Şimdilik 6 aylık bir proje ve haziran ayı itibarıyla projenin devam etmesi için görüşme yapacağız." bilgisini paylaştı. Kaledeki kazı çalışmalarında yer alan kadınların kazanç da elde etmenin mutluluğunu yaşadığını belirten Erdoğan, bu memnuniyetin sürmesi için ellerinden gelen çabayı göstereceklerini söyledi. Erdoğan, "Kadınlar mutluysa biz de mutluyuz. Bir işe kadın eli değdiyse daha marifetli ve zerafetli olur. O zerafeti yaratmak adına kadınları el üstünde tutuyoruz. Haftanın 3 günü tarihe ışık tutmak noktasında ellerinde malaları, kazmaları, kürekleri ile çalışıyorlar. Roma'nın sınır garnizon noktasında onlar da tarihe bir lamba yakıyor." diye konuştu. "Tarihi kadınların eliyle ortaya çıkarmak önemli" Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Aytaç Coşkun ise Zerzevan Kalesi'nde kazı çalışmalarının 2014'ten bu yana aralıksız devam ettiğini belirtti. Kültür ve Turizm Bakanlığının "Geleceğe Miras Projesi" kapsamında kazı ve restorasyon çalışmalarının 12 ay boyunca yapıldığını ifade eden Coşkun, şunları kaydetti: "Bu yıl ilk kez 35 kadınla tarihi yeniden ortaya çıkarıyoruz. Kazılara ilişkin kadınlara eğitim verdik. Eğitimlerin ardından kazıya başladılar. Tarihi kadınların eliyle ortaya çıkarmak önemli. Kale, kadın istihdamı açısından önem kazandı. Kadınlar kaledeki konut yapılarında çalışıyor. Zerzevan Kalesi için konutlar oldukça önemli ve kadın elinin değmesi gerekiyordu. Askerler ve siviller yaşadığı için en çok bulgunun ortaya çıktığı yerlerdir. Birçok soru işaretine cevap alınacak alan. Bunların kadın eliyle ortaya çıkarılması kazı açısından önemli." Kaleye yoğun bir ziyaretçi akını olduğunu dile getiren Coşkun, geçen yıl 400 bin kişinin ziyaret ettiği kaleye bu yıl 700 bin ziyaretçi beklediklerini söyledi. Coşkun, UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi'nde yer alan kalenin asıl listeye girmesi için çalışmaların devam ettiğini kaydetti. "Tarihi dokuya sahip çıkmak çok güzel bir duygu" Kaledeki kazılara katılan kadınlardan Helin Alan, yaşadığı mahalleden kaleyi hep gördüğünü, bir gün burada çalışacağını hiç düşünmediğini belirtti. Alan, "Arada gezmek için kaleye geliyordum, ilgimi çekiyordu. Artık haftanın 3 günü kalede çalışıyorum. Burada çalışarak kazanç da sağlıyoruz. Haftanın 4 günü de YKS'ye hazırlanıyorum. Arkeoloji bölümünde okumak istiyorum. Tarihi dokuya sahip çıkmak çok güzel bir duygu. Kadın olarak kalede çalışmak ve ayaklarımın üzerinde durmak gurur verici. Aileme de destek oluyorum. Zerzevan Kalesi'nde çalışarak aileme destek olmanın mutluluğunu yaşıyorum." dedi. Eylem Ata ise tarihi bir kalede çalışma imkanı bulduğu için heyecan duyduğunu anlatarak, "Daha önce herhangi bir işte çalışmadım. Mahallemizde bulunan kalede çalışmak mutluluk ve heyecan veriyor." ifadelerini kullandı.
- Torunu sayesinde 70 yaşında okuma yazma öğreniyor
Erzurum'da 70 yaşındaki Perizade Sürmeli, okulda öğrendiklerini kendisine anlatan birinci sınıf öğrencisi torunu Ecrin Ada sayesinde harfleri tanımaya ve kelimeleri okumaya başladı. Erzurum'un Karayazı ilçesinde yaşayan 70 yaşındaki Perizade Sürmeli, ilkokul birinci sınıf öğrencisi torunu Ecrin Ada Sürmeli'nin okulda öğrendiklerini evde kendisine anlatması sayesinde okuma yazma öğreniyor. Karayazı ilçesine bağlı Karaağıl Mahallesi’nde yaşayan 6 yaşındaki Ecrin Ada Sürmeli, gündüz okulda öğrendiği okuma yazma alıştırmalarını akşam saatlerinde babaannesiyle paylaşıyor. Torununun anlattıklarını dikkatle dinleyen ve birlikte tekrar yapan 70 yaşındaki Perizade Sürmeli, kısa sürede harfleri tanımaya ve kelimeleri okumaya başladı. Okulda öğrenci olan Ecrin Ada, evde ise babaannesine adeta öğretmen gibi ders veriyor. Birlikte ödev yapan ikili, zaman zaman eğlenceli anlar yaşıyor. Ailesi ise torununun desteğiyle okuma yazma öğrenmeye başlayan babaanneyi ilgiyle takip ediyor. "Ödevleri birlikte yapıyoruz" Babaanne Perizade Sürmeli, okula hiç gitmediği için okuma yazmayı öğrenemediğini söyledi. Torunu sayesinde okuma yazma eğitimi aldığını ifade eden Sürmeli, "Ada, okuma yazmayı yeni öğreniyor ve öğrendiklerini bana anlatıyor. İkimiz birlikte öğreniyoruz, ödevleri birlikte yapıyoruz. Ada sayesinde okuma yazma öğreniyorum. Ada sürekli bana kızıyor. 'Nene, böyle olmadı, güzel oku, niye böyle okuyorsun?' diyor. Bazen de 'Bundan sonra sana göstermeyeceğim' diyor. Ada kızıp gidiyor, ben de ona yalvarıyorum. Sonra tekrar gelip öğretiyor." dedi. "Okuma yazma bilmeyen annem, Ada sayesinde öğrenmeye başladı" Karayazı İlçe Milli Eğitim Müdürü olan baba Ercan Sürmeli ise Ada'nın okulda öğrendiklerini babaannesine anlattığını belirtti. Babaanne ile torun arasındaki eğitim hikayesini anlatan Sürmeli, şöyle konuştu: "Bir gün Ada okuldan geldikten sonra ninesini yanına çağırdı ve 'Nine, öğrendiklerimi sana anlatayım' dedi. Ardından harfleri teker teker anneme anlatmaya başladı. Zamanla hiç okuma yazması olmayan annem okumayı öğrenmeye başladı. Ada ile okuyor, sayıları öğreniyor. Okuma yazma bilmeyen annem, Ada sayesinde öğrenmeye başladı. Ada'nın öz güveni de arttı, kendini öğretmen yerine koydu. Annem zamanla okumayı öğrenince Ada onu ödüllendirmeye başladı. 'Aferin, güzel okuyorsun' diyor. Annem okuyamayınca ise öğretmen edasıyla 'olmuyor, yapamıyorsun, bir daha çalış' gibi ifadeler kullanıyor. Ada sayesinde annem yavaş yavaş okumaya geçti." Öğretmen olmak istiyor Ecrin Ada da okulda öğrendiklerini babaannesiyle paylaştığını anlatarak, "Sabah okula gidiyorum, okuma yazma öğreniyorum. Okulda öğrendiklerimi nineme anlatıyorum. Ninem bu sayede okuma yazma öğreniyor. Öğretmen olmak istiyorum." diye konuştu.
- Denizli'de kadın girişimci devlet desteğiyle hayal ettiği çiftliği kurdu
Denizli'nin Tavas ilçesinde, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) 2025 yılı desteğiyle 38 inek alıp süt üretim tesisi kuran kadın girişimci, hayalini gerçeğe dönüştürmenin mutluluğunu yaşıyor. İlçe merkezine 36 kilometre uzaklıktaki Balkıca Mahallesi'nde eşi Remzi Önüt ile yaşayan 3 çocuk annesi 38 yaşındaki Birselin Önüt, 2019'da süt üretimi için 5 inek satın aldı. Evinin yanındaki ahırda ineklerini besleyen Önüt, çevresindeki olumsuz söylemlere rağmen çiftlik kurma hayalinden vazgeçmedi. Birselin Önüt, eşinden de aldığı güçle büyükbaş yetiştiriciliği ve süt üretim tesisi için proje hazırlayarak 2024'te TKDK'ye başvurdu. Projesine 5 milyon 800 bin lira destek sağlanan Önüt, geçen yıl yaklaşık 4 bin metrekare alanda kurduğu modern süt üretme çiftliğiyle hayalini gerçeğe dönüştürdü. Çiftlikte yem karma ve dağıtma makinesi, son teknoloji sağım sistemi, soğutma tankı, köpük üretim makinesi, gübre sıyırıcı, pompası ve karıştırıcısı bulunuyor. Ayda yaklaşık 15 bin litre süt üretimi gerçekleştiren Önüt, hayvancılığa küçük adımlarla başladığını söyledi. Başlangıçta zorlandığını ancak vazgeçmediğini dile getiren Önüt, "5 hayvanla başladık. Sonra büyütme kararı aldık. TKDK'nin böyle bir yardımını duyduk. Gittik başvurduk, kabul oldu dilekçemiz. Buraya 8 milyonluk bir yatırım yaptık, yüzde 70 hibe aldım. Çok memnunum böyle. Hayvanları çok seviyorum zaten. Daha da büyütmeyi istiyorum inşallah. Şu anlık günlük 500 litre oluyor. Doğumdan sonra inşallah artacak nasip olursa. Hedefimiz günlük 1 ton." dedi. Önüt, bu işe başlarken çevresinden olumsuz tepkiler aldığını buna rağmen vazgeçmediğini ifade etti. Kadınların üretimde daha fazla yer alması gerektiğini vurgulayan Önüt, şöyle devam etti: "Dışarıdan işletmemi görüp gelenler oluyor. 'Nasıl yaptınız, nasıl başladınız bu işe?' diye. Biz hemen zaten TKDK'ye yönlendiriyoruz. Gelip zaten çok beğeniyorlar. Gelen çok ziyaretçimiz oldu, sağ olsunlar. Tavsiye ediyoruz, hiç korkmadan gidebilirler. 'Bu yapılmaz, nasıl olur?' diye çok düşündük ama hiç korkulacak bir şey yokmuş, gayet de güzel oldu. Bir kadın isterse, gerçekten hayalini kurarsa gerçekten yapamayacağı bir şey yok. Arkasında eşi de destekçiyse. Eşimle birlikte başardığımıza inanıyorum. Güzel oldu."
- Bedensel engelli Kübra, yaptığı resimlerle hayatına renk katıyor
Bitlis'in Hizan ilçesinde bedensel engelli olarak dünyaya gelen 21 yaşındaki Kübra Demir, 13 yıldır evde çizdiği resimlerle yaşama tutunuyor. Ekinli köyünde "ayrık omurga" (spina bifida) olarak adlandırılan doğumsal bozuklukla dünyaya gelen Demir, 3 yaşında yapılan ameliyatın ardından bir süre desteksiz, ardından da koltukaltı değnekleriyle yaşamını sürdürdü. 8 yaşına geldiğinde yürüme yetisini tamamen kaybeden ve yürümekte zorlandığı için okula gidemeyen Demir, ailesinin ilçe merkezine taşınmasıyla evde eğitimine devam ederek ortaokul ve liseyi tamamladı. Bu sürede izlediği çizgi film ve animasyon karakterlerini çizmeye başlayan Demir, lisede evlerine gelen resim öğretmeninden akrilik ve guaj boya ile tuvale resim çizme tekniklerini öğrendi. Atölyeye çevirdiği evinin odasında 13 yıldır resim çizen Demir, kurumların desteğiyle sergi açarak engeline rağmen yaptığı birbirinden güzel tabloları sanatseverlerle buluşturmak istiyor. Resim sayesinde hayata tutunan Demir, evde hazırlanarak Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Tıbbi Sekterlik ve Dokümantasyon Bölümü'nden mezunu olduğunu söyledi. Ailesinin sunduğu destekle evde resim çizmeye devam ettiğini belirten Demir, "İlkokula başladığımda resme ilgim vardı. Ayaklarım yardım etmediği için okula gidemedim. 8 yaşımdan sonra hiç yürüyemedim. Evde sürekli resim yaptım. Kendimi resme verdim. Televizyonda gördüğüm çizgi film ve animasyon karakterlerinden ilham alarak resimler yaptım. Kendimi bu şekilde geliştirdim." dedi. Lisede resim öğretmeninin desteğiyle kendini geliştirdiğini anlatan Demir, şunları kaydetti: "İlk önce kağıt üzerinde çalışmalar yaptık sonra tuvale aktarmaya başladık. Öğretmenimle iki tuval yaptık. Üniversite sürecinde de kendimi resme verdim. Video ve televizyondan gördüklerimi çizdim. Kendi imkanlarımla çizimler yaptım. Üniversite döneminde çizdiğim resimler beğenildi. Talep edenlere de resim çiziyorum. Valilik ve Kaymakamlığın desteğiyle sergi açarak resimlerimi halkın beğenisine sunmak istiyorum. Yardımcı olurlarsa çok sevinirim. Çocukluk hayalim olan ressamlık benim için vazgeçilmez. Çocukluğumdan gelen resim hevesimi daha ileriye götürmek istiyorum. Resim, hayatımın büyük bir parçası. Engelleri ailemle ve resim yaparak aşıyorum."
- Lise öğrencileri "tarladan tabağa" konseptiyle hazırladıkları iftar sofralarında 1500 misafir hedefliyor
Bursa'da 135 yıllık Hamidiye Tarım Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nin öğrencileri, "tarladan tabağa" konseptiyle bahçede yetiştirdikleri doğal ürünlerle ramazan ayında iftar sofraları hazırlıyor. Sultan 2. Abdülhamid tarafından 1891 yılında Hamidiye Ziraat Mektebi adıyla kurulan, Hamidiye Tarım Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi adıyla eğitim hayatına devam eden okul, 55 öğretmen ve 700 öğrenciyle faaliyetini sürdürüyor. Tarım, yiyecek içecek hizmetleri, laboratuvar hizmetleri, hayvan yetiştiriciliği ve sağlığı ile gıda teknolojileri alanlarının yer aldığı okulda, öğrenciler bazı alanlarda uygulamalı öğrenim görüyor. Osmangazi ilçesi Adalet Mahallesi'nde 400 dönümden fazla alana sahip lisenin yerleşkesindeki bahçelerde, tarım alanı öğrencileri, öğretmenleri gözetiminde sebze ve meyve üretiyor. Bahçede yetiştirilen sebze ve meyvelerden hazırlanan reçel, meyve kurusu, ayçiçeği yağı, zeytinyağı, tarhana gibi ürünler okul ve bazı marketler ile internet üzerinden de satışa sunuluyor. Okulun "Yiyecek İçecek Hizmetleri Alanı" öğrencileri de ramazan ayında serada doğal yetiştirdikleri ürünlerle iftar menüsü hazırlıyor. "Tarladan tabağa" konseptiyle geçen yıl başlatılan ve ilgi gören 5 farklı menü, iftar vakti okulun restoranına gelen müşterilere servis ediliyor. Geçen ramazan 700 misafir ağırlayan öğrenciler, bu ramazan 1500 kişiye hizmet vermeyi hedefliyor. "Haftanın 7 günü hizmet veriyoruz" Okul müdürü Ali Cihan, öğrencilerin tarladan hasat ettikleri ürünleri mutfakta lezzet şölenine dönüştürdüklerini söyledi. Hamidiye Sofra Restoranı adını verdikleri bölümde ramazan ayına özel öğrencilerin iftar menüleri hazırladığını belirten Cihan, restoranın geçen yıl iftar hizmetine başladığını anımsattı. Geçen ramazanda yaklaşık 700 misafir ağırladıklarını dile getiren Cihan, "Haftanın 7 günü hizmet veriyoruz. Geçen yıl ilki olduğu için misafirlerimiz çok bilmiyordu ama bu sene teveccüh çok fazla. 1500 misafir hedefimiz var. Lezzetleriyle ağızdan ağıza reklamları yapılıyor. Sağlıklı gıda, tarladan tabağa konseptini benimseyen misafirlerimizi bekliyoruz." ifadesini kullandı. Cihan, 5 farklı menü çeşidiyle iftar sofralarını süslediklerini anlatarak, "Dana tandırımız 6 saat odun ateşinde fırında pişiyor. Bunun yanında güveçte pişirdiğimiz et yemeklerimiz var. Izgara, tavuk, köfte menümüz var. Çocuk menümüz var. Oldukça çeşitli, her bütçeye de uygun ara sıcaklarından tutun da aperatiflere, ana yemeğine kadar hepsi göz nuruyla, el emeğiyle, özenle pişiriliyor." dedi. Öğrencilere güvenilir, doğru ve sağlıklı gıda üretimi konusunda eğitim verdiklerini belirten Cihan, "Herhangi bir tabelamız, reklamımız yok ama yıl içerisinde de misafir sayımız ve olumlu geri dönüşler bizleri mutlu ediyor. Çocuklara da geleceğe yönelik ilham oluyor. Onların da kendi mesleklerini devam ettirmeleri yönünde okuduğu alanda ilerlemelerine de katkıda bulunuyorlar." diye konuştu. "İleride mutfakta şef olmayı hedefliyorum" Yiyecek İçecek Hizmetleri Alanı 4. sınıf öğrencisi Erdem Sevim de tarlada yetiştirdikleri doğal ürünlerle iftar sofraları kurduklarını anlattı. Yemekleri yaparken keyif aldığını dile getiren Sevim, şunları kaydetti: "Etimiz buradaki hayvanlardan karşılanıyor. Ayran, yoğurt, limonata, hepsini burada kendi ellerimizle hazırlıyoruz. Bu okula gelirken aşçı olmak gibi hedefim vardı. Hem mutfağın içindeyim hem de sevdiğim mesleği yapıyorum. Mutfağa girince kendimi evimde gibi hissediyorum. Çıkardığım yemeklerle becerilerimi geliştiriyorum. İleride mutfakta şef olmayı hedefliyorum."
- Çanakkale'de "zafere giden yol" öğrencilerin sesiyle tanıtılıyor
İl Milli Eğitim Müdürlüğünce yürütülen proje kapsamında, 18 Mart Haftası'nı kapsayan süre için 18 ayrı başlıkta Çanakkale Zaferi'ni konu alan 18 video hazırlandı. Çanakkale'de 111 yıl önce yaşanan ve dünya harp tarihine geçen büyük zafer, İl Milli Eğitim Müdürlüğünün 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi'nin yıl dönümü için hazırladığı "Zafere Giden Yolda" projesiyle öğrenciler tarafından seslendirilip tanıtılıyor. Milli Eğitim Müdürlüğünce yürütülen proje kapsamında, 18 Mart Haftası'nı kapsayan süre için 18 ayrı başlık belirlendi. Çanakkale Zaferi'ni konu alarak hazırlanan 18 videoyu Çanakkale TOKİ Anadolu Lisesi öğrencileri seslendirdi. Müdürlüğe ait sosyal medya hesaplarında, "Zafere Giden Yolda" başlığıyla yayımlanan videolar ilgi görüyor. İl Milli Eğitim Müdürü Mine Hayta, tarihteki büyük destanların sadece hafızalarda saklanmak için değil, insanlara yol göstermek için var olduklarını söyledi. 18 Mart'ın milletin inançla, cesaretle ve fedakarlıkla yazdığı bir diriliş destanı olduğunu belirten Hayta, şöyle devam etti: "Çanakkale Savaşları, imkansızlıklar içinde dahi vazgeçmeyen bir iradenin adıdır. Bizler de ilimizde Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ışığında öğrencilerimize yalnızca bir tarihi anmayı değil, o tarihin taşıdığı ruhu, inancı ve fedakarlığı bilinçlerine nakşetmeyi hedefliyoruz. Bu minvalde geçmişten güç alarak geleceği inşa eden nesiller yetiştirme hedefimizin bir yansıması olarak 1 Mart'tan 18 Mart'a kadar her gün Çanakkale tarihine dair öğrencilerimizin anlatımıyla kısa videolar yayımlamaya başladık." "111 yıl önce yazılan destan bugün eğitimle, ilimle ve irfanla yeniden yükselmektedir" Hayta, "Zafere Giden Yolda" isimli projedeki hedeflerinin, öğrencilerin bu büyük destanı sadece bir günle sınırlı değil, süreciyle birlikte anlamalarını sağlamak olduğunu aktardı. Bu projeyle kronolojik bir bilinç oluşturmayı amaçladıklarını vurgulayan Hayta, "Çanakkale ruhunu zamana yaymak ve gençlerimizin geçmişten güç alarak geleceğe daha sağlam adımlarla yürümelerine katkı sunmak istiyoruz. Bu anlayışın devamı olarak öğrencilerimizin ilimizdeki tarihi ve doğal değerleri yerinde ve bilinçli şekilde tanımaları amacıyla Kültür Pasaportu 17 Projesi'ni başlattık. Proje kapsamında Troya ve Assos antik kentleri, Şehitler Abidesi, Gelibolu Tarihi Alanı, Kilitbahir ve Çimenlik kaleleri, Aynalı Çarşı, Çanakkale Deniz Müzesi, Apollon Smintheion Tapınağı, Kaz Dağları-Ayazma Milli Parkı, Bayramiç Mehmet Akif Ersoy Evi, Bozcaada Kalesi, Gelibolu Mevlevihane, Parion Antik Kenti ve Gökçeada Tuz Gölü olmak üzere 15 önemli durak yer alıyor." ifadesini kullandı. Mine Hayta, tüm projelerin ortak amacının öğrencilerin köklerinden güç alarak geleceğe daha güçlü bakmalarını sağlamak olduğunu dile getirerek, "Kutsal değerlerinden beslenerek milli bilinçle atalarımızın bizlere bıraktığı bu vatanı korumayı her şeyden üstün tutmayı öğretmektir. Bu inanç ve sorumlulukla, 111 yıl önce Çanakkale'de yazılan destan bugün eğitimle, ilimle ve irfanla yeniden yükselmektedir. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm kahramanlarımızı rahmet ve minnetle anıyoruz. Onların bıraktığı mirası, maarif eliyle yarınlara taşımaya kararlılıkla devam edeceğiz." diye konuştu. Projede görev alan öğrencilerden Hatice Naz Münar ise Mart 1915'te yaşananları, hazırlanan videolar sayesinde hatırladıklarını anlattı. Çanakkale ruhunu hissetmenin kendisi için önemli olduğunu ifade eden Münar, "Bu videoların bizim sesimizle canlandırılıyor olması ayrıca önemli. Biz öğrenciler için açıkçası çok anlamlı, tarihi okumak çok hoş hissettiriyor. Böyle bir çalışmada yer almak ve projeye etkimizin olması ayrıca bir gurur kaynağı." dedi. Öğrencilerden Kaan Toprakçı da projede yer almaktan dolayı mutlu olduğunu belirterek, "Hazırlanan videolarda, 1915 yılında Çanakkale'de yaşananları daha iyi anlayabiliyoruz. Bu proje ve videolar bize sadece tarihi değil aynı zamanda fedakarlığı, cesareti ve vatan sevgisini de hatırlatıyor. Biz öğrenciler için geçmişimizi bilmek çok önemlidir." sözlerini sarf etti.
- Dede yadigarı semerciliği 50 yılı aşkın süredir ayakta tutuyor
Adıyaman'da yaşayan 70 yaşındaki Mehmet Ulucan, dedesinden ve babasından miras aldığı semercilik mesleğini 50 yılı aşkın zamandır sürdürüyor. Kentte bir dönem birçok ustanın icra ettiği semerciliğin son temsilcilerinden olan Ulucan, küçük yaşlarda başladığı mesleğini aynı dükkanda sürdürüyor. Yük ve binek hayvanlar için semer, palan (eyer) heybe ve çeşitli ekipmanları tamamen el emeğiyle üreten Ulucan, her sabah açtığı dükkanında ata yadigarı zanaatını icra ediyor. "Eskiden bu işler köylülerin eli ayağıydı" Semer ustası Ulucan, mesleğe çocukluğunda başladığını söyledi. Mesleğin teknolojiye yenik düştüğünü anlatan Ulucan, şöyle devam etti: "Biz bu işi üçüncü kuşak olarak yapıyoruz. Babamızın, dedemizin mesleği. Geçimimizi bu işten sağlıyoruz. Bizim işimiz köylüyle. Köylü gelirse işimiz oluyor, gelmezse olmaz. Eskiden bu işler köylülerin eli ayağıydı. Bununla gider, bununla gelirdi, yükünü bununla taşırdı, geçimini bununla sağlardı ama şimdi teknoloji ilerledi, makineler çıktı. Haliyle bizim işlere olan ihtiyaç azaldı." Palanları şimdilerde çobanların tercih ettiğini anlatan Ulucan, "Yine de tamamen bitmiş değil. Mesela traktörü olmayan, ekipmanı olmayan köylüler hala geliyor. Dağda gezen çoban, hayvanıyla birlikte dolaşırken heybesini atıyor, yiyeceğini içeceğini içine koyuyor, onunla geziyor. Biz de elimizden geldiğince bu mesleği yaşatmaya çalışıyoruz." diye konuştu.
- Afyonkarahisarlı "Hatice usta" otomobil servisinde araçların bakım ve tamirini yapıyor
Afyonkarahisar'da yaklaşık 2 yıl önce aldığı otomobili arıza çıkarınca tamir için gittiği otomobil servisinde bir süre sonra işe başlayan 25 yaşındaki Hatice Kartal, araçların bakım ve tamirini yapıyor. Şuhut ilçesine bağlı Anayurt köyünde ailesiyle yaşayan Kartal, küçük yaşlarda sporla ilgilenmeye başladı. Kadın futbolu, muaythai ve bilek güreşinde dereceler elde eden Kartal, liseden mezun olduktan sonra sağlık sorunları nedeniyle spora ara verdi. Yaklaşık 2 yıl önce otomobilinin direksiyondaki arıza nedeniyle 2. Küçük Sanayi Sitesi'ndeki oto servisine giden Kartal, burada otomobil mekaniği ve tamirine merakı olduğunu fark etti. Aracındaki farklı zamanlarda ortaya çıkan arızalar nedeniyle sürekli servise gitmeye başlayan Kartal, iş yeri sahibi Ahmet Ayer'e çalışmak istediğini söyledi. Ayer de Kartal'ın otomobil tamirine merakı olduğunu görünce kabul etti. Kartal, daha sonra iş yerinde çırak olarak çalışmaya başladı. Zamanla kendini geliştiren Hatice Kartal, şimdi araçların arıza tespiti, yağ değişimi ve periyodik bakımları ile tamiratını gerçekleştiriyor. Kartal, iş yeri çalışanlarını kendi ailesi gibi gördüğünü, ağabey-kardeş ilişkisinin söz konusu olduğunu söyledi. İş yerine adım attığı ilk günlere göre mesleki olarak kendini çok geliştirdiğini dile getiren Kartal, şöyle konuştu: "Oto servisimizde müşteri memnuniyeti öncelikli çalışıyoruz. Otomotiv elektromekanik ustalık belgesine sahibim. Bilgisayara bağladığımız araçların arızalarını tespit edip, sonrasında tamir ya da periyodik bakımını yapıyoruz. Diğer çalışanlarla araçları liftle kaldırıyoruz, motor indiriyoruz. Parçaları değiştirip, araçları tamir ediyoruz. Önceden sanayideki ustalar bana şaşkınlıkla bakıyordu. Şimdi, tornacısı, kaynakçısı ve yedek parçacısı olsun, artık alıştılar. 'Ustam hoş geldin, ne gerekiyor?' falan, bu şekilde artık diyaloglarımız da daha samimi ve içten." "Kadının yapamayacağı hiçbir şey yok" Kartal, sanayi ortamında kadın çalışana bakış açısının çok farklı olduğunu vurguladı. İş yerine gelen müşterilerin zamanla kendisine alıştığını aktaran Kartal, "Afyonkarahisar ve Türkiye'de sanayi sektöründe kadın çalışanlara yönelik ön yargıyı kıracağıma inanıyorum. Kadının yapamayacağı hiçbir şey yok. Kadının gücünü erkeklere göstermek istiyorum. İş yerimize gelen kadın müşterilerimiz de beni görünce şaşırıyor hatta çok mutlu oluyor." diye konuştu. Kartal, hayalinin otomobil tamiri üzerine kadın personelin çalıştığı bir iş yeri açmak olduğunu kaydetti. "Hatice'nin hayallerinin arkasındayız" İş yeri sahibi Ahmet Ayer da Hatice Kartal'ın aracındaki arızalar nedeniyle otomobil servisine bir süre gelip gittiğini anlattı. Zamanla elinin oto tamirciliğine yatkın olduğunu fark ettiklerini dile getiren Ayer, şunları kaydetti: "Otomobil bakım ve tamir merakı iyice artınca Hatice'yi işe aldık. Araçların genel kontrolü ve bakımlarını yapabiliyor. Bazı durumlarda biz de destek oluyoruz. Bir kadına göre sektörümüzde genel anlamda çok iyi bir usta. İlk başladığında bazı erkek müşterilerimizden tepki almıştık ama şimdi o müşterilerimiz de alıştı. Bayan müşterilerimiz direkt Hatice ustayı arar oldu. Bayan müşteriler 'Hatice nerede' diye soruyor. Mesleki anlamda oto tamirinde kadın işçilere kapımız açıktık. Biz Hatice'nin hayallerinin de arkasındayız. Elimizden gelen bütün desteği vermeye hazırız." İş yerindeki çalışma arkadaşı Ahmet Kılınçkaya ise Hatice Kartal'a ellerinden geldiği kadar destek olmaya, bildiklerini aktarmaya çalıştıklarını ifade etti.
- İki arkadaşın kurduğu platform Bursa'nın belleğine dönüştü
Osmanlı payitahtı Bursa'da, kent belleği oluşturmak için yola çıkan iki arkadaş, davet ettikleri konuklarla düzenledikleri buluşmalarda, Bursa'nın kendine özgün dokusunu ele alıyor. Samet Altıntaş ve Cihan Taşan, çocukluktan gençliğe adım attıkları ve kentin kimliğini keşfettikleri Bursa'da, şehrin mikro konularının konuşulduğu bir kültür tarih platformu oluşturdu. Bursa Tahtakale Buluşmaları isimli programa davet edilen konuklar, tasavvuftan sanat tarihine, edebiyattan mimariye çeşitli konularda anlattıklarıyla kültürün menşesinin şekillendiği payitaht Bursa'nın her katmanına değiniyor, şehrin tarihe bıraktığı izleri hafızaya kaydediyor. İlki 2019'un Eylül ayında gerçekleştirilen, 150'nci programıyla devam eden ve sosyal medya platformlarında da yayımlanan buluşmalarla Bursa'nın kimliğiyle ilgili bellek oluşturuluyor. Bursa Tahtakale Buluşmaları Samet Altıntaş, lise yıllarında her gün Kazım Baykal Caddesi'nden geçerek okuluna gittiğini, o günlerde aslında kendiliğinden şehrin bellek mekanlarında dolaştığını söyledi. Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü mezunu olduğunu belirten Altıntaş, üniversite eğitimi sırasında şehir tarihi çalışmayı öğrendiğini söyledi. İlk kitabı Bursa'nın Daveti Bir Osmanlı Başkenti Güncesi'nde, kenti entelektüel bir mesele olarak ele aldığını ifade eden Altıntaş, şöyle konuştu: "Evvelinde, ilkokul, ortaokul, lise zamanlarında hep gezdiğim, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın burada ikinci bir zaman var dediği mekanları, hissettiğim yerleri, entelektüel bir bakışla çalıştım. Bursa Tahtakale Buluşmaları da aslında bu hafızaya, hatıraya dayanan bir kültür tarih platformu. Mustafa Kara'nın ilk konuk olarak katıldığı günden bugüne, 150 program oldu. Tasavvuftan işçi hareketlerine, sanat tarihinden Bursaspor'a geniş bir repertuvarda şehrin hemen hemen her katmanını incelemeye çalışıyoruz. Şehir üzerine çalışmış şair, yazar, edip, mimar, sanat tarihçisi, yönetmen, kim varsa onları bu dijital ansiklopedimize dahil edip onlardan bir madde alıyoruz. Konuları biz seçiyoruz. Cihan ile istişare ediyoruz. Muhatabına, çalıştığınız konuyu anlatır mısınız diye sorduğumuzda büyük bir teveccühle geri dönüş alıyoruz." Altıntaş, ilk programdan bu yana amatör bir ruhla etkinliği düzenlemeyi sürdürdüklerini dile getirerek, "İki kişiyiz. Arkamızda herhangi bir sivil toplum kuruluşu, belediye, resmi kurum yok. Gerçekten iki arkadaş omuzlandık, sırtlandık. Devamlılık ve dayanıklılıkla da bu işi sürdürüyoruz." dedi. "Kent belleği oluşturma gayemiz var" "Bursa Tahtakale Buluşmaları"na davet ettikleri konuklara değinen Altıntaş, Osmanlı tarihçisi, araştırmacı ve yazar Prof. Dr. Cemal Kafadar'ın programa üç defa katıldığını söyledi. Altıntaş, "Mustafa Kara hocayı listenin başına yazmamız lazım. Zaten ilk onur konuğumuzdu. Onun himmetiyle başladık. Besim Dellaloğlu, Gökhan Yavuz Demir, Hilmi Yavuz, Ezel Akay, Mehmet Ali Sanlıkol gibi isimleri, Bursa çalışmış kişileri havuzumuzda topladık." diye konuştu. Bursa'nın dijital ansiklopedisini tutmak istediklerini anlatan Altıntaş, şunları kaydetti: "Bir kent belleği oluşturma gayemiz var. Bu amacımızda da mesafe katettik. Dile kolay 150 program ve 2019'dan 2026'ya uzanan bir serüven. Bursa üzerine kent belleği tutmak, çok mühim. Çünkü burası, imparatorluğun kurulduğu yer, herhangi bir şehir değil. İmparatorluğu kurmuş, üç kıtaya yaymış bir yerin kara kutusundan bahsediyoruz. Burası gerçekten çok mümbit (bereketli) bir arazi ve çok velut (doğurgan). Bu haliyle konu ve konuklar da ziyadeleşiyor." Altıntaş, programda işlenen konuların, yeni araştırmalara başlangıç oluşturduğunu, birkaç akademik makale ve yüksek lisans tezinde atıf aldıklarını, bir yüksek lisans tezinde atıf yapıldığını da sözlerine ekledi. "Geleceğe bir ses bırakmaya devam edeceğiz" Cihan Taşan da Bursa Tahtakale Buluşmaları'nın aslında 30 yıla varan bir arkadaşlığa dayandığını anlattı. Taşan, o zamanlarda da Altıntaş ile Bursa'nın tarihi ve kültürel mekanlarında dolaştıklarını belirterek, "Başka bir zaman keşfederdik. O, bizim gerçeklikten kaçmak için sığındığımız bir dünyaydı. Bursa sevgisiyle büyüyünce ve aslında zaman geçtikçe de elden gittiğini görünce bizde geçmişe özlem oluşmaya başladı." dedi. Bu özlemden yola çıkılan Bursa Tahtakale Buluşmaları fikrinin esas çıkış noktasının daha geçmişe dayandığına dikkati çeken Taşan, şöyle devam etti: "Fikir, geçmişe gidiyor. Bursa'da büyük ustalarımızın insanları toplayan mahfillerde, sohbetleri, Emirhan'da Ziya Faruk Aksakal, Gaye Kitapevinde Mehmet ağabey vardı. Böyle ortamlarda büyüdük, gittik, geldik. Oradaki sohbetlerin sıcaklıklarına aşina olarak büyüdüğümüz için 13-14 yaşlarında, 'Biz de büyüdüğümüzde keşke böyle bir sohbet mahfili oluşturabilsek.' diye çok hayal kurmuştuk. Gerçekleşeceğini de ummuyorduk. Bugün yer bizim değil ama en azından hayallerimizi gerçekleştirdik ve 150 programdır Bursa'yı konuşuyoruz." Taşan, izledikleri bir belgeselden etkilendiklerini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Memleket Hikayeleri diye bir belgesel denk gelmişti. Orada, Tahtakale'deki Vakar çay ocağında bir abi konuşuyordu, mekanın sahibi. Çok hoşumuza gitmişti. Kendisiyle tanışmaya gittik. 'Bize burayı açar mısınız, sohbetler, buluşmalar yapmayı düşünüyoruz' dedik. İnsanların Bursa'yı konuştukları bir mahfil, Bursa'yı çalışanların Bursa'yı anlattıkları bir yer olsun istedik. O da sağ olsun kapılarını açtı. O nedenle programın adı, Bursa Tahtakale Buluşmaları." Taşan, kendilerini izleyenlerin de Bursa'ya özlem duygusu taşıyanlar, Bursa'dan bir aşk nesnesi gibi bahsedenler ve ikinci zamanı keşfedebilenler olduğunu vurgulayarak, "Geleceğe dönük 150 program daha çıkar. Geleceğe bir ses bırakmaya devam edeceğiz." dedi.
- "Köyde bir kovanın olsun" projesiyle 50 kovan sahiplendirdi
"Herkesin bizim köyde bir kovanı olsun" projesiyle Bilecik'in Gölpazarı ilçesine bağlı Kurşunlu köyünde 50 kovan sahiplendirildi. Gölpazarı ilçesine bağlı Kurşunlu köyünde yaşayan, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğünce 2013'te "sıra dışı okur" seçilen Bedriye Berber Engin ve oğlu Cemil Engin, kırsal üretimi desteklemek amacıyla "Herkesin bizim köyde bir kovanı olsun" projesini hayata geçirdi. Anne Engin ve oğlu, sosyal medya üzerinden duyurulan proje kapsamında 50 kovanı bir yıllığına sahiplendirdi. Kovan sahiplerine her yıl 5 kilogram bal gönderen Engin ve oğlu, köye gelerek kendi kovanlarını yerinde görüp ballarını teslim almak isteyenleri de köyde ağırlıyor. Daha önce "Herkesin bizim köyde bir kiraz ağacı olsun" ve "Herkesin bizim köyde bir keçisi olsun" projelerini de hayata geçiren Bedriye Berber Engin, amaçlarının üretici ile tüketiciyi buluşturmak ve köyde tarımsal üretimi sürdürmek olduğunu söyledi. Hayatının büyük bölümünü tarım, hayvancılık ve arıcılıkla geçirdiğini ifade eden Engin, "Bir ayağım hep toprakta. Bütün enerjimi ve gücümü topraktan aldığıma inanıyorum." dedi. Engin, projeye İstanbul, Ankara, Bursa, Adana, Hatay ve Balıkesir başta olmak üzere Türkiye'nin farklı illerinden katılım olduğunu belirterek, uygulamanın hem doğal bal tüketimini teşvik ettiğini hem de köy ekonomisine katkı sağladığını dile getirdi. Özel sektörü bırakıp köyüne döndü 44 yaşındaki Cemil Engin ise yaklaşık 20 yıl özel sektörde çalıştıktan sonra köyüne dönerek aile mesleğini sürdürdüğünü söyledi. Yaklaşık 160 arı kolonisi bulunduğunu anlatan Engin, üretimin tüm aşamalarını doğal yöntemlerle gerçekleştirdiklerini belirtti. Yaz sezonunda arıları farklı floralarla buluşturduklarını kaydeden Engin, "Nisan ayında kirazla başlıyoruz, ardından ıhlamur, meşe, ayçiçeği ve çam balı üretimiyle sezonu tamamlıyoruz." diye konuştu. Engin, bu yıl yaklaşık 1 ton, geçen sene ise 1 ton 200 kilogram bal elde ettiklerini bildirdi. Türk Patent ve Marka Kurumundan (TÜRKPATENT) geçen yılın mayıs ayında marka tescili aldıklarını ve düzenli denetimlerden geçtiklerine değinen Engin, kurdukları internet sitesi aracılığıyla e-ticaret yoluyla Türkiye'nin farklı bölgelerine satış yaptıklarını sözlerine ekledi.
- Şehir hayatından sıkılıp köyüne dönen kadın hayvancılığa başladı
Çorum'da tekstil işiyle uğraşırken şehir hayatından sıkılıp köye yerleşmeye karar veren 49 yaşındaki Elif Dağlı, hayvancılık yaparak geçimini sağlıyor. İki çocuk annesi Dağlı, Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tokat Meslek Yüksekokulu Tekstil Teknolojisi Programı'ndan mezun olduktan sonra uzun süre tekstil sektöründe işçi olarak çalıştı. Çocukları dünyaya geldikten sonra işine ara veren Dağlı, şehir hayatından sıkılıp 2020'de Bekaroğlu köyünde ailesinin evine yerleşerek hayvancılık yapmaya karar verdi. Köydeki evi ve ahırı tamir ettiren Dağlı, annesinin doğum gününde hediye ettiği 5 anaç koyun ve 1 koçla hayvancılık yapmaya başladı. Kent merkezine yaklaşık 33 kilometre mesafedeki köyünde yalnız yaşayan Dağlı, hayvan sayısını yaklaşık 5 yılda 85'e yükselterek kendi sürüsünün sahibi oldu. "Hayatımın en güzel doğum günüydü ve dönüm noktasıydı" Dağlı, kuzularıyla baş başa güzel bir hayat yaşadığını, işlerinin yolunda olduğunu söyledi. Hayvancılığa başlarken annesinden destek gördüğünü belirten Dağlı, "Annem sağ olsun, bu kadar istememe kayıtsız kalamadı, doğum günü hediyesi olarak aldı hayvanlarımı. 'Beş tane anaç, bir de koç aldım. 5-6 yıl doğum günü hediyesi bekleme benden.' diye takıldı bana. Hayvanlarım doğum günümde, 23 Nisan'da geldi işletmeme ve ben doğum günümü o gün ahırda hayvanlarımla kutladım. Hayatımın en güzel doğum günüydü ve dönüm noktasıydı bence." dedi. Sürüsünün zamanla büyüdüğünü dile getiren Dağlı, şöyle konuştu: "Anaç sayımı artırmak için doğan dişileri elimde tuttum. Kuzularla toplam hayvan varlığım 85. Bu sektör ağır, yoğun mesai gerektiren bir sektör. Çizmenizi giyip işletmeye girecekseniz bu işe başlamalısınız. Bunu bilerek başladım ben. Gecesi gündüzü yok çünkü gece sabaha karşı doğumlarımız da olabiliyor. 24 saat sürekli hayvanların içindeyim. İstediğim zaman kendime vakit ayırıyorum, gezmelerime gidiyorum, sosyalleşebiliyorum. Ama ciddi bir iş hayvancılık. Yoruluyorum ama sabah güne çok büyük keyifle uyanıyorum." "Kendilerine güveniyorlarsa bir yerden başlasınlar mutlaka" Araştırarak hayvanlara doğum yaptırmayı, aşı yapmayı, hastalandıklarında ilgilenmeyi öğrendiğini anlatan Dağlı, severek yaptığı için her zorluğun üstesinden gelmenin yolunu bulduğunu kaydetti. Kentten köye dönerek doğru bir karar verdiğini vurgulayan Dağlı, şöyle devam etti: "Ben şehir hayatını, makyajlı, bakımlı, güzel bir hayatı, tertemiz bir hayatı bırakıp geldim köye ama burada kendimi buldum. Bana iyi geldi burası. Bence bu işi yapmak isteyen bayanlar etraflarındaki insanlar tarafından desteklenmeli. 'Yapamazsın' değil de tam tersine cesaretlendirilmeli, yüreklendirilmeleri lazım. Kendilerine güveniyorlarsa bir yerden başlasınlar mutlaka. Devletimizin kadın girişimcilere yönelik gelecekte çok güzel destekleri olacak." Dağlı, "Köy hayatı zaten çocukluktan beri çok sevdiğim bir hayat. Doğal hayatı çok seviyorum. Temiz hava, mis gibi güneş. Yazın tadına da varıyorum burada, kışın karını, yağmurunu da görüyorum, ondan da keyif alıyorum mesela. Sobanın fırınında bir şeyler yapmak çok keyifli." ifadelerini kullandı.











