top of page

Boş arama ile 877 sonuç bulundu

  • Kadın muhtar sayesinde nineler yıllar sonra okulun yolunu tutuyor

    Erzincan'da kadın muhtarın girişimiyle üçüncü kez açılan okuma yazma kursu, yıllardır eğitim fırsatı bulamayan ninelerin yeniden okulun yolunu tutmasını sağlıyor. Barbaros Mahallesi Muhtarı İntizar Bayram, ev ziyaretlerinde torun sahibi kadınların okuma yazma kursu talebi üzerine, Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğüne başvuruda bulundu. Bu talebin onaylanması sonrası mahalledeki ilkokulda üçüncü kez kurs açıldı ve bir öğretmen görevlendirildi. Yıllar sonra haftanın belirli günlerinde okulun yolunu tutan nineler, okuma yazma öğrenerek hayallerini gerçeğe dönüştürüyor. "50 yaşında, 80 yaşında da öğrencimiz var" Muhtar İntizar Bayram, mahalle ziyaretlerinde özellikle kadınların eğitim ihtiyacını yakından gözlemlediğini söyledi. Yaptığı talep üzerine kurs açıldığını ve bir öğretmen görevlendirildiğini ifade eden Bayram, şöyle konuştu: "Bu açtığımız üçüncü kurs. Açılan kurslarda 50-60 kişiye dokunabildik. Bu beni çok mutlu etti. Devamının gelmesini isterim. Kadın erkek fark etmeksizin herkesin gelip okuma yazma öğrenmesi gerekir. Bu yürek ve gönül işi. Öğrenmenin ne yaşı, ne de cinsiyeti var. Açtığımız kurslarda 50 yaşında da öğrencimiz var, 80 yaşında da öğrenmeye hevesli teyzemiz var." Kursiyerlerden 69 yaşındaki Sevgili Çitanak ise okuma yazma bilmediği için yıllarca günlük işlerinde zorluk yaşadığını anlattı. Hastaneye gitmekten, toplu taşımaya binmeye kadar pek çok konuda başkalarına bağımlı kaldığına işaret eden Çitanak, "Hastaneye kendi başıma gidemezdim. Bineceğim toplu taşıma araçlarının numaralarını bilmezdim. Bir gün arabaya bindim, bir yere gidecektim, şoföre sordum. Şoför bana döndü, 'Sen bu yaşa gelmişsin nasıl bilmezsin?' dedi. 'Bir baksana oraya, okuma yazman yok mu, kör müsün?' dedi. Bu yüzden sonuna kadar okumayı öğrenmek istiyorum." diye konuştu. Artık hastane dahil her yere kendi başıma gidebildiğini dile getiren Çitanak, "Mesaj geldiğinde okuyorum. Yani artık kendi işimi kendim görebiliyorum ve çok mutluyum. Çocuklarım da 'Sen yeter ki oku, biz sonuna kadar arkandayız' diyerek destek oluyorlar." dedi. Okuma yazma öğrenen 63 yaşındaki Gülizar Ayaz da çocukluğunda eğitim imkanı bulamadığını ve kurs sayesinde içinde kalan ukdeyi gidermeye çalıştığını belirtti. "Okuyamıyordum, çok üzülüyordum" Küçük yaşta öğretmen olmayı hayal ettiğini ancak bunu gerçekleştirememenin üzüntüsünü yaşadığını anlatan Ayaz, "Muhtarımız ön ayak oldu 'Kurs açacağım gider misiniz' dedi, 'Evet' dedik. Biz de başladık." ifadesini kullandı. Kursiyer 66 yaşındaki Sevim Karakaş ise kurs öğretmeni olan torununun teşvikiyle kursa katıldığından bahsederek, "Okumam yoktu, Kur'an da bilmiyordum, 52 yaşımda öğrendim. Türkçeyi de güzel okuyamıyordum, çok üzülüyordum. Çocuklarım okudu ama ben okuyamadım. Okumanın yaşı yok, herkes gelsin okusun. Öğretmen torunum benim üzüldüğümü görünce 'Gel anneanne seni okutalım' dedi. Ben de geldim, çok mutluyum. Allah razı olsun açanlardan, okutanlardan." şeklinde konuştu. Kurs öğretmeni Feyzanur Işık da kursiyerler arasında anneannesinin de olduğunu belirterek, öğrencilerinin azim ve kararlılığının kendisini de motive ettiğini söyledi.

  • Ev hanımı kendi işinin patronu oldu

    Ev hanımıyken Samsun Büyükşehir Belediyesi’nden aldığı destek ile süs bitkileri serası kuran 50 yaşındaki Filiz Köksal, iki yıl gibi kısa bir sürede kendi işinin patronu oldu. Türkiye’nin birçok yerinden sipariş alan kadın, mahallesindeki kadınlara da istihdam sağladı. Samsun Büyükşehir Belediyesi, kadın girişimciler başta olmak üzere üretim yapmak isteyen vatandaşlara ekipmandan fideye, tohumdan sera kurulumuna, teknik danışmanlıktan pazarlama sürecine kadar önemli imkanlar sunuyor. Yerel üretimin ekonomik değere dönüşmesi sürecinde önemli rol oynayan Büyükşehir Belediyesi’nin destekleri birçok kişinin hayatını değiştiriyor. Ayda 100 bin TL gelir elde ediyor Büyükşehir Belediyesi’nin desteklediği isimlerden biri de Samsun’un Bafra ilçesi Lengerli Mahallesi’nde yaşayan Filiz Köksal oldu. Büyükşehir Belediyesi’nin sağladığı destek programından yararlanarak süs bitkileri serası kuran Filiz Köksal, iki yıl gibi kısa bir sürede önemli bir başarıya imza attı. Ev hanımıyken üretime adım atan Köksal, bugün aylık ortalama 100 bin TL gelir elde eden bir işletmenin sahibi oldu. Samsun Büyükşehir Belediyesi tarafından sağlanan destekle kurulan sera, 2024 yılında üretime başladı. Mevsimlik süs bitkileri, salon bitkileri, peyzaj ürünleri ve çilek fidesi gibi 30 çeşit ürünün bulunduğu sera iki yılda hızla büyüyerek iş hacmini artırdı, istihdama katkı sunmaya başladı. Filiz Köksal ev hanımıyken kendini çiçeklerin arasında büyüyen bir başarı öyküsünün içinde buldu. "Türkiye’nin her yerinden talep var" Ev hanımıyken kendi işinin patronu olan Filiz Köksal, "Bir dönüm sera ile başladık. Büyükşehir Belediyemiz hem seramızı kurdu hem de bize toprak ve malzeme desteği sağladı. 30 çeşit dış mekan çiçeği var. Çilek fidelerimiz var. Anaç üzerine yetiştirdiğimiz çiçekleri fide olarak da üretiyoruz. Türkiye’nin her yerine üretim yapıyoruz. Hemen hemen her ilden talep var. Bugüne kadar 30 bini aşkın üretim yaptık. Samsun Büyükşehir Belediyesi’ne bize sunduğu bu imkanlardan dolayı çok teşekkür ediyorum" dedi. Üretmek isteyen kadınlara ilham veren hikayesini paylaşan Köksal, "İçimde hep üretme isteği vardı, çiçekleri de çok seviyordum. Bu desteği görünce hemen başvurduk. Çok güzel imkanlar sağladı bize Büyükşehir Belediyesi. Büyükşehir Belediyesi’nin desteği ile ev hanımlığından iş hayatına başladım. Benimle birlikte başka kadınlarda iş imkanı buldu. Mahallemizdeki kadınlara da istihdam sunuyoruz. Başlarken bu kadar büyüyeceğini tahmin etmiyordum. Ama imkan verildiğinde kadınların başaramayacağı bir şey yok. Büyükşehir ile başardım. Kendi işinin patronu olmak gurur verici. Büyükşehir Belediyesi’nin, devletimizin çok güzel destekleri, teşvikleri var. Yeter ki insanımız üretmek istesin" diye konuştu.

  • İEÜ İşletme Fakültesi’nden sınırları aşan başarı

    İzmir Ekonomi Üniversitesi (İEÜ) İşletme Fakültesi, finans ve muhasebe alanında dünyanın en saygın kuruluşlarından biri olan Association of Chartered Certified Accountants (ACCA) tarafından akredite edilerek eğitim kalitesini uluslararası düzeyde bir kez daha tescilledi. Güçlü sektör bağlantıları, öğrencilerine sunduğu imkanlar ve geliştirdiği iş birlikleriyle fark oluşturan İEÜ İşletme Fakültesi, küresel ölçekte mezunlar yetiştirmek hedefiyle attığı stratejik adımların karşılığını aldı. ACCA Türkiye Ülke Müdürü Seval Sır, üniversiteye gerçekleştirdiği ziyarette; İşletme, Muhasebe ve Denetim ile Uluslararası Ticaret ve Finansman bölümlerini kapsayan akreditasyon belgelerini, bölüm başkanlarına takdim etti. İzmir Ekonomi Üniversitesi İşletme Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Burcu Güneri Çangarlı, ACCA’nın dünya genelinde 180’den fazla ülkede faaliyet gösteren, son derece saygın ve etkili bir meslek kuruluşu olduğuna dikkat çekti. Fakülte olarak, uluslararası standartlarda güçlü bir eğitim altyapısına sahip olduklarını söyleyen Prof. Dr. Çangarlı, bu akreditasyon sayesinde mezunların iş dünyasına önemli avantajlarla adım atacağını ve kariyer yolculuklarında yüksek rekabet gücüne sahip olacağını ifade etti. "Küresel iş dünyasına hazırlar" Prof. Dr. Çangarlı, "ACCA akreditasyonu, sadece eğitim kalitemizin uluslararası düzeyde onaylanması anlamına gelmiyor; aynı zamanda öğrencilerimizin küresel iş dünyasına hazır bireyler olarak yetiştiğinin de güçlü bir göstergesi. Öğrencilerimiz, mezun olmadan önce uluslararası mesleki standartlarla tanışıyor; analitik düşünme, etik karar alma ve finansal yetkinlikler gibi kritik becerilerini geliştiriyor. Uluslararası akreditasyonlar ve sektör iş birlikleriyle eğitim altyapımızı sürekli güçlendirmeye devam edeceğiz" ifadelerini kullandı. "Başarı ekosistemi oluşacak" Prof. Dr. Çangarlı, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu akreditasyon, fakültemizin geleceğe yönelik stratejik hedeflerini daha da ileri taşıyan önemli bir kaldıraç olacaktır. Uluslararası akreditasyonlarla desteklenen eğitim yapımız; küresel iş birliklerini artırma ve uluslararası öğrenci sayısını yükseltme açısından önemli fırsatlar sunuyor. ACCA gibi güçlü bir kuruluşla sağlanan bu iş birliği, fakültemizin finans ve muhasebe alanlarında küresel ölçekte referans noktalarından biri olma yolculuğunu hızlandıracak. Bu sayede öğrencilerimiz ve mezunlarımız için sürdürülebilir bir başarı ekosistemi oluşturulacaktır."

  • Kayserili 43 yıllık taş ustası, mesleğini geleceğe aktarmak için yeni ustalar yetiştiriyor

    Kültür ve Turizm Bakanlığı Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı 56 yaşındaki taş ustası Ali İnal, yıllardır sürdürdüğü mesleğini geleceğe taşımak için yeni ustalar yetiştiriyor. Kayseri'nin Talas ilçesi Reşadiye Mahallesi'nde 1970 yılında doğan İnal, ilk ve orta eğitimini tamamladıktan sonra maddi imkansızlıklar nedeniyle okulu bırakarak ev ekonomisine katkıda bulunmak için çeşitli işlerde çalışmaya başladı. Daha sonra merak saldığı taş işlemeciliğine başlayan İnal, ustaları Bayram Yıldırım, Kemal Deveci ve Durdu Yıldırım'ın yanında çalıştı. İnal, bu süre zarfında granit, mermer ve kireç gibi doğal taşları işleyerek, duvar, anıt, minber, kubbe, köprü, han, hamam ve peyzaj gibi projelerin yapımı ve restorasyon işlerinde yer aldı. Taşları kırmak ve şekillendirmek için kullanılan çekiç, tokmak, murç, dişli ve düz kalem gibi aletleri kalfa ve çıraklık dönemlerinde elinden hiç bırakmayan İnal, işinde ustalaştığı mesleğini 43 yıldır severek yapmanın mutluluğunu yaşıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığınca verilen "Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcıları" kartına sahip İnal, usta öğretici olarak görev yaptığı Talas Restorasyon Eğitim Merkezinde (TAREM) yeni ustalar yetiştirmeyi hedefliyor. "Taş bizim yaşam alanımız" Taş ustası Ali İnal, orta gelirli bir ailenin çocuğu olarak çalışmak zorunda kaldığı dönemlerde taş oymacılığına başladığını söyledi. Osmanlı'nın baş mimarı Mimar Sinan'ın memleketinde bu mesleğini yapmaktan gurur duyduğunu dile getiren İnal, "Taşa ve ustama olan sevgim, Mimar Sinan'a olan saygım beni taş oymacılığı mesleğine taşıdı. Halen daha dün gibi taşa hevesliyim. İşlemesini ayrı seviyorum ama restorasyon işlerini daha çok seviyorum. Taşla yapılan duvarı, minareyi, kubbeyi, köprüyü, hanı, hamamı çok seviyorum. Eşiğimizden mezarımıza kadar olan taş bizim yaşam alanımız." diye konuştu. "Dünyada zaten kiracıyım, gerçek dünya için çalışıyoruz" İnal, taş işlemeciliği sırasında çıraklara ve kursiyerlere yapılacak işi anlatırken çok keyif aldığını belirtti. Taşa sevgisini anlatamadığını, yaşanılması gerektiğini ifade eden İnal, şunları kaydetti: "Taşla yapamadığım hiçbir şey yok. İşlemesinden restorasyonuna, köprüsünden kubbesine, minaresine, bahçe duvarına kadar her şeyi yapıyorum. Şu anda TAREM'de usta yetiştirmenin ve taş işleminin peşindeyiz. Ustalığı ve taş işlemeciliğini yaygınlaştırmaya çalışıyoruz. Ne kadar çok yaydık, o kadar gururlanıyoruz. Taş ve ahşap ustası artık yok. Bizim amacımız bu işin ve ustaların ölmemesi. Taşı Türkiye'ye yayan bizim Reşadiye. Sonrasında Mimar Sinan bu işi çok güzel yaptı ve halen de yapılıyor ama yetişen taşçı yok. Bizim amacımız, gayemiz ve çalışmamız taşçı yetiştirmek. Tek derdimiz bu. Çoğu hedefime ulaştım Allah'a şükürler olsun. Bizden sonraki nesle bunu aşılamak istiyoruz, bunun dışında başka bir şey düşündüğüm yok. Zenginlik ve fakirlikte hiç gözüm yok. Parayla hiç alakam yok. Bunlar kalıcı şeyler. Dünyada zaten kiracıyım, gerçek dünya için çalışıyoruz." İnal, taş işlemeciliğini öğrenmek ve işte ustalaşmak isteyen herkese ücretsiz eğitim verdiğini sözlerine ekledi.

  • Hobisini mesleğe dönüştüren kadın kendi işinin patronu oldu

    Niğde'de yaşayan 44 yaşındaki Nazan Ata, 14 yıl sürdürdüğü öğretmenliği 8 yıl önce doğum nedeniyle bırakarak başladığı ahşap ve polyester boyama hobisini mesleğe dönüştürdü. Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Fizik Bölümünden 2004'te mezun olan 2 çocuk annesi Ata, yaklaşık 14 yıl özel okullarda öğretmenlik yaptı. Ata, ikinci çocuğunun doğumu sonrası öğretmenliğe ara verip evdeki ahşap eşyaları boyamaya başladı ve bu alana ilgi duydu. Zamanla kendisini geliştirerek hobisini mesleğe dönüştüren Ata, babasından kalan dükkanı bu yıl yenileyip, yaptığı ürünleri burada satmaya başladı. Ata, el emeği ürünleriyle hem aile ekonomisine katkı sağlıyor hem de kendi işini kurarak girişimci kadınlara örnek oluyor. Nazan Ata, kendi işini kurmasının en büyük nedenlerinden birinin çocuklarıyla vakit geçirmek olduğunu söyledi. Doğum sonrası evde değişiklik yapmak istediğini ve bu şekilde boyama işine başladığını anlatan Ata, evdeki tüm ahşap malzemeleri boyadığını belirtti. Hobisini mesleğe dönüştürmekten mutlu olduğunu dile getiren Ata, şunları kaydetti: "Evde boyanacak bir şey kalmayınca ve bundan çok keyif aldığım için devam ettirmek istedim ama bir yere gidip de başkalarının masalarını boyamak bana cazip gelmedi. Evde boyayıp dışarıya satabileceğim bir şeyler bulayım dedim. Araştırmalarımdan sonra ufak tefek ahşap ve polyesterle tanıştım. Bunları boyayıp dışarıya satmaya başladım. Bu işi 7-8 yıldır yapıyorum. Öğretmenliği bırakıp tamamen bu işe yönelmiştim zaten. Çocuklar da büyüdüğü için beni tutan bir şey olmadı, tamamen profesyonel hale getirelim dedik ve bu dükkanı açtık. Burada polyester ve ahşap boyama yapıyoruz. Biblo, ahşap ürünler, kutu, tepsiler gibi şeyleri boyuyoruz. Ürünlerin boyama süreleri büyüklüklerine göre değişiyor. Küçük ürünleri kısa süreli bitirebiliyoruz ama büyük ürünler zaman alıyor." "Ortaya bir sanat eseri çıkarmanın verdiği haz bambaşka" Ata, iş yerinin vatandaşlara da açık olduğunu belirterek, isteyenlerin gelerek diledikleri ürünü boyayabileceklerini söyledi. Kendi işini yapmanın güzel bir his olduğunu anlatan Ata, "Bir şeyi boyarken kendimi tamamen kaptırıyorum ve o işin içinde buluyorum. Para kazanmak için değil, zevk almak için yaptığım bir işin bana ekstra gelir getirmesinden çok keyif alıyorum. Kadınlar evde boş oturuyorlarsa ya da kendilerine bir hobi arıyorlarsa muhakkak bulsunlar. Ortaya bir sanat eseri çıkarmanın verdiği haz bambaşka. İlla sanat eseriyle de uğraşmaları gerekmiyor, muhakkak kendilerine uğraşacak bir şeyler bulabilirler ve uğraştıkları şeyden belki de para kazanabilirler." ifadelerini kullandı. Ata, işini büyütme hayali kurduğunu belirterek, önce şehir dışına, daha sonra yurt dışına satış yapmak istediğini sözlerine ekledi.

  • Lise öğrencisinin asfalt dayanıklılığını plastik atıklarla artırdığı projesi 4 ödül aldı

    Adana'da 17 yaşındaki lise öğrencisi Arzu Taştekin'in plastik atıkları kullanarak hazırladığı karışımla asfalt dayanıklılığını artırdığı projesi, ulusal ve uluslararası yarışmalarda 4 ödüle layık görüldü. Bahtiyar Vahabzade Sosyal Bilimler Lisesi 11. sınıf öğrencisi Taştekin, plastik atıkların geri dönüştürülmesi yoluyla alternatif asfalt karışımı üretmek için proje geliştirdi. Kimya öğretmeni Ayşe Ongun Yüce danışmanlığında yürüttüğü proje kapsamında Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) laboratuvarlarında yaklaşık bir yıl çalışma yapan Taştekin, plastiklerin asfalt tabakasının dayanıklılığını yüzde 25'e kadar artırabileceğini fark etti. Taştekin, yüzde 95 oranındaki bitüme yüzde 5 oranında pet şişe, poşet ve deterjan kutuları karışımı ilave edip dayanıklılığı artırılmış asfalt üretti. Projesiyle geçen yıl Tüm Mucitler İcat, İnovasyon ve Araştırma Derneğince düzenlenen "1 Fikir 1 Akdeniz" ve "1 Fikir 1 Türkiye" yarışmalarında birinci olan Taştekin, aynı yarışmanın uluslararası versiyonu olan "1 Fikir 1 Dünya"da da üçüncülük elde etti. Habitat Derneği ve Halkbank işbirliğiyle yürütülen "Bilim Kızlarla Gelecek Projesi"nden de üçüncülük ödülü alan Taştekin, finale kaldığı TRT Genç'te yayınlanan "Bir Fikrin Mi Var?" yarışmasında birincilik hedefliyor. Hem çevreye hem ekonomiye katkı Arzu Taştekin,daha fazla plastik atığın ekonomiye kazandırılmasını amaçladığını söyledi. Asfalt dayanıklılığını artırmada başarılı olduğunu dile getiren Taştekin, şöyle konuştu: "Bir tır geçtiğinde asfaltın dayanımı azalır. Yaklaşık bir ay sonra o asfalta çukurlar oluşmaya başlar. Yüzde 5 oranında plastik kullandığımızda asfaltın dayanımı artıyor ve daha güzel yollar elde ediyoruz. Bunun için pet şişeler, deterjan kutuları ve poşetleri kullandık. Asfaltın kalitesini yükseltip dayanımını artırdım. Hem çevreyi korudum hem de ekonomik olarak ülkeye katkı sağladım." Taştekin, projesini geliştirmeyi istediğini belirterek, "Bu projeyi kişisel yapmadık, diğer arkadaşlarımıza da örnek olmayı amaçlıyoruz. Projeyi daha da geliştirip hem Türkiye hem de dünyada tüm mecralara ulaştırmayı hedefliyoruz." dedi. "Öğrenciler, laboratuvarlarımızı kullanarak kendi yeteneklerini ve zekalarını gösterdiler" ÇÜ Rektörü Prof. Dr. Hamit Emrah Beriş de Adana'nın bilim, kültür, sanat ve spor hayatına katkıda bulunmaya devam ettiklerini dile getirdi. İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile işbirliği yaptıklarını anlatan Beriş, şu ifadeleri kullandı: "Öğrenciler, laboratuvarlarımızı kullanarak kendi yeteneklerini ve zekalarını gösterdiler. Duyduğumuzda hepimizi etkileyen ve memnun eden projeler ortaya koydular. Bu projelerle ülke çapında dereceye girmeleri bizim için ayrıca memnuniyet kaynağı oldu. Bunlar çok yeni ve yaratıcı fikirler. Ekonomik olarak ülkemize çok katkı sağlayacak, maliyetleri düşürebilecek ve bu şekilde hem çevre açısından daha az zarara yol açacak hem de ekonomik olarak daha hızlı hareket etmemizi sağlayacak yeni bir asfalt formasyonuna geçmiş olacağız. Bu yüzden bütün paydaşlarımızla hareket edip inşallah bu projenin geliştirilmesi, güçlendirilmesi ve ticarileşmesi noktasında hepimize düşen görevlerin gereğini yerine getireceğiz." Bahtiyar Vahabzade Sosyal Bilimler Lisesi Müdürü Mehmet Şahin Karakaş da liselilere kapılarını açan Rektör Beriş ve akademisyenlere teşekkür etti.

  • Çalıştığı üniversitede eğitim hayatını sürdürüyor

    Ordu'da 45 yaşındaki Murat Şirin, temizlik personeli olarak görev yaptığı üniversitenin Gazetecilik ve Habercilik Bölümü'nde eğitim hayatına devam ediyor. Ordu Üniversitesi Ulubey Meslek Yüksekokulu temizlik personeli Şirin, üniversite okuma hayalini gerçekleştirmek için 2 yıl önce girdiği Yükseköğretim Kurumları Sınavı'ndan yeterli puanı aldı. Çalıştığı yüksekokulun Gazetecilik ve Habercilik Bölümü'ne kayıt yaptıran 2 çocuk babası Şirin, ikinci sınıfta eğitimine devam ediyor. Murat Şirin, her zaman üniversite okuma hayali kurduğunu ancak çeşitli nedenlerle lise eğitiminin ardından bunu gerçekleştiremediğini söyledi. Uzun yıllar çiftçilikle uğraştığını belirten Şirin, 6 yıl önce de Ulubey Meslek Yüksekokulunda temizlik personeli olarak çalışmaya başladığını ifade etti. Şirin, okulda temizlik yaptığı sırada öğrencileri gördükçe imrendiğini anlatarak, "Öğrencileri gördükçe 'Ben de başaracağım.' diyerek üniversite sınavına girdim. İlk sınavımda başarılı olamadım. Ancak azim ederek ikinci sınavımda başarılı oldum." dedi. Ulubey Meslek Yüksekokulunda 6 bölüm olduğunu dile getiren Şirin, kendini daha fazla geliştirmek amacıyla medya iletişim okumayı istediğini kaydetti. Hedefi lisans eğitimini tamamlamak Üniversite sıralarında okumanın çok güzel bir duygu olduğunu belirten Şirin, "Sabah erken saatlerde üniversiteye gelerek önce temizlik işlerini yapıyorum. Daha sonra sınıf arkadaşlarımla sıralara oturarak derslerimizi işliyoruz. Hem sıra arkadaşlarım hem de hocalarım çok yardımcı oluyor." diye konuştu. Murat Şirin, 12 kardeş olduklarını ifade ederek, "İnşallah kardeşlerim içinde ilk üniversite mezunu ben olacağım. Bunun için de gururlu hissediyorum." ifadelerini kullandı. Üniversite hayali kuranlara azimli olmaları tavsiyesinde bulunan Şirin, "Bu yıl olmazsa gelecek yıl yeniden sınava girsinler. Herkes hayallerinin peşinden gitsin. Üniversite sıralarında oturmak çok farklı bir duygu. Ben bu duyguyu hissettim." dedi. Şirin, hedefinin, ön lisansın ardından lisans eğitimini de tamamlamak olduğunu kaydetti. Ulubey Meslek Yüksekokulu Müdür Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi İlkay Uğur ise Murat Şirin'in hem öğrencileri hem de mesai arkadaşları olduğunu söyledi. Şirin'in çok çalışkan ve gayretli olduğunun altını çizen Uğur, "Kendisini sürekli geliştiriyor. Onun azmini diğer öğrencilerimize örnek gösteriyoruz." diye konuştu. Uğur, Murat Şirin'in hem işini eksiksiz yaptığını hem de iyi bir öğrenci olduğunu belirterek, "Onunla hem mesai arkadaşlığı yapmaktan hem de öğrencimiz olmasından çok mutluyuz." ifadelerini kullandı.

  • Hobisini mesleğe dönüştüren kadın kendi işinin patronu oldu

    Niğde'de yaşayan 44 yaşındaki Nazan Ata, 14 yıl sürdürdüğü öğretmenliği 8 yıl önce doğum nedeniyle bırakarak başladığı ahşap ve polyester boyama hobisini mesleğe dönüştürdü. Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Fizik Bölümünden 2004'te mezun olan 2 çocuk annesi Ata, yaklaşık 14 yıl özel okullarda öğretmenlik yaptı. Ata, ikinci çocuğunun doğumu sonrası öğretmenliğe ara verip evdeki ahşap eşyaları boyamaya başladı ve bu alana ilgi duydu. Zamanla kendisini geliştirerek hobisini mesleğe dönüştüren Ata, babasından kalan dükkanı bu yıl yenileyip, yaptığı ürünleri burada satmaya başladı. Ata, el emeği ürünleriyle hem aile ekonomisine katkı sağlıyor hem de kendi işini kurarak girişimci kadınlara örnek oluyor. Nazan Ata, kendi işini kurmasının en büyük nedenlerinden birinin çocuklarıyla vakit geçirmek olduğunu söyledi. Doğum sonrası evde değişiklik yapmak istediğini ve bu şekilde boyama işine başladığını anlatan Ata, evdeki tüm ahşap malzemeleri boyadığını belirtti. Hobisini mesleğe dönüştürmekten mutlu olduğunu dile getiren Ata, şunları kaydetti: "Evde boyanacak bir şey kalmayınca ve bundan çok keyif aldığım için devam ettirmek istedim ama bir yere gidip de başkalarının masalarını boyamak bana cazip gelmedi. Evde boyayıp dışarıya satabileceğim bir şeyler bulayım dedim. Araştırmalarımdan sonra ufak tefek ahşap ve polyesterle tanıştım. Bunları boyayıp dışarıya satmaya başladım. Bu işi 7-8 yıldır yapıyorum. Öğretmenliği bırakıp tamamen bu işe yönelmiştim zaten. Çocuklar da büyüdüğü için beni tutan bir şey olmadı, tamamen profesyonel hale getirelim dedik ve bu dükkanı açtık. Burada polyester ve ahşap boyama yapıyoruz. Biblo, ahşap ürünler, kutu, tepsiler gibi şeyleri boyuyoruz. Ürünlerin boyama süreleri büyüklüklerine göre değişiyor. Küçük ürünleri kısa süreli bitirebiliyoruz ama büyük ürünler zaman alıyor." "Ortaya bir sanat eseri çıkarmanın verdiği haz bambaşka" Ata, iş yerinin vatandaşlara da açık olduğunu belirterek, isteyenlerin gelerek diledikleri ürünü boyayabileceklerini söyledi. Kendi işini yapmanın güzel bir his olduğunu anlatan Ata, "Bir şeyi boyarken kendimi tamamen kaptırıyorum ve o işin içinde buluyorum. Para kazanmak için değil, zevk almak için yaptığım bir işin bana ekstra gelir getirmesinden çok keyif alıyorum. Kadınlar evde boş oturuyorlarsa ya da kendilerine bir hobi arıyorlarsa muhakkak bulsunlar. Ortaya bir sanat eseri çıkarmanın verdiği haz bambaşka. İlla sanat eseriyle de uğraşmaları gerekmiyor, muhakkak kendilerine uğraşacak bir şeyler bulabilirler ve uğraştıkları şeyden belki de para kazanabilirler." ifadelerini kullandı. Ata, işini büyütme hayali kurduğunu belirterek, önce şehir dışına, daha sonra yurt dışına satış yapmak istediğini sözlerine ekledi.

  • Serebral palsili TÜBİTAK Fen Lisesi öğrencisinin hedefi bilim insanı olmak

    Hastalığı nedeniyle zorlu çocukluk dönemi geçirmesine rağmen ailesinin desteğiyle eğitim hayatını sürdüren Ufuk Sarmusak, yapay zeka ve yazılım alanında öncü çalışmalar yaparak bilime hizmet etmek istiyor. İstanbul'da 2012 yılında 27 haftalık olarak 1 kilogram ağırlığında serebral palsili olarak dünyaya gelen 14 yaşındaki Sarmusak, tendon gevşetme ve kemik ameliyatları dahil 15 ameliyat geçirdi. Hastalığı nedeniyle zorlu çocukluk dönemi geçiren Sarmusak, hayata küsmeyerek ailesinin de desteğiyle eğitim hayatını sürdürdü. Liselere Geçiş Sistemi (LGS) sınavında 495 puan alarak sıralamada yüzde 1'lik dilime giren Sarmusak, hayalini kurduğu TÜBİTAK Fen Lisesinin özel sınavında da başarılı olarak okula kayıt yaptırmaya hak kazandı. Lise eğitimi boyunca Bilim Olimpiyatlarına katılarak başarı elde etmeyi amaçlayan Sarmusak, hedeflediği üniversite eğitiminin ardından yapay zeka ve yazılım alanında öncü çalışmalar yaparak bilime hizmet etmek istiyor. "Hedeflerime giden yolda LGS'de aldığım başarı bir başlangıçtı" Ufuk Can Sarmusak, hedeflerine giden yolda LGS'de aldığı başarının bir başlangıç olduğunu söyledi. İleri dönük büyük hayalleri olduğu için TÜBİTAK Fen Lisesi'ni tercih ettiğini belirten Sarmusak, "Ana hedefim yazılım ve yapay zeka alanında okumak." dedi. Sarmusak, LGS döneminde de çok çalıştığını, çalışma disiplinini devam ettirdiğini anlatarak, "Hedefim Bilim Olimpiyatlarına katılmak, sonrasında da TÜBİTAK'a bir proje göndermek. Ardından da üniversitede yazılım ve yapay zeka üzerine bir bölüm okumak. Yazılım üzerine olan enstitülerde, TÜBİTAK Bilişim ve Bilgi Güvenliği İleri Teknolojiler Araştırma Merkezi gibi birimlerde staj yapmak istiyorum. Orada çalışınca çok iyi birikim sahibi oluyorsun ve geleceğe hazırlanıyorsun." diye konuştu. "Ufuk azmin başarı örneği" Anne Fatma Sarmusak da oğlunun çocukluktan itibaren hep bir idealinin olduğunu dile getirerek, fen lisesinde okumak istediğini kaydetti. Hayallerini gerçekleştirmesi için oğluna her türlü desteği vereceklerini belirten Sarmusak, "Şu anda hazırlık sınıfında okuyor. Bilim Olimpiyatlarına odaklandı. Buna yönelik hazırlanıyor ve çalışıyor. 'Ülkemde okuyacağım ve ülkem için çalışacağım.' diyor. Yazılım alanında iyi bir noktaya gelmek istiyor. Yapay zekayı düşünüyor. Zaman gösterecek, bizler onun arkasındayız. Okulu da zaten Ufuk'a destek veriyor." ifadelerini kullandı. TÜBİTAK Fen Lisesi psikolojik danışman ve rehberlik öğretmeni Merve Koçer ise Ufuk Can Sarmusak'ın, diğer öğrencilerden hiçbir farkının olmadığını, derslerinde inanılmaz çaba gösterdiğini anlattı. Sarmusak'ın hayallerine değinen Koçer, "Ufuk için azmin başarı örneği diyebiliriz. Öğrenciler okulumuza ilk geldiklerinde bir hafta boyunca oryantasyon eğitimi yapılıyor. Arkadaşları da onun özel durumunu o kadar güzel kabullendiler ve desteklediler ki bizim için de kıymetli olan bu. Ufuk'un Bilim Olimpiyatlarına da ilgisi yüksek. Olimpiyatlarda iyi bir noktaya gelerek ileride bilim adamı olmak istiyor. Biz de bu anlamda onu hep destekliyoruz." diye konuştu.

  • İsrail saldırısında gözünü kaybeden Gazzeli kadın, engeline rağmen resim yapıyor

    Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki El-Bureyc Mülteci Kampı'nda 2024'te uğradığı saldırı sonucu gözünü kaybeden Eric es-Seafin (26), zor olsa da en büyük tutkusu olan resim yapmaya devam ediyor. Seafin'in hayatı, Ekim 2024'te El-Bureyc Mülteci Kampı'ndan göç etmeye çalışırken isabet eden bir topçu mermisiyle kabusa döndü. Küçük yaştan itibaren resme ilgi duyan Seafin'in renklerle olan bağı, uğradığı saldırıda sağ gözünü kaybetmesiyle kesildi. Aldığı fiziksel yaranın yanı sıra, genç yaşta hayatını ve hayallerini karartan derin psikolojik bir bunalıma girdi. Seafin, yaşadığı travma henüz çok taze olduğu için hayatının bir parçası olarak gördüğü resme eskisi gibi tutkuyla bağlanamaz oldu ama yine de devam etti. Saldırıda gözünü ve kardeşini kaybetti Seafin, evlerinin yakınına düzenlenen saldırı sonrasında yaşadığı fiziksel ve ruhsal değişimleri ve acıları AA muhabirine anlattı. Söz konusu saldırıda annesiyle birlikte yaralandığını, kardeşinin ise hayatını kaybettiğini aktaran Seafin, ağır yaralı olduğu için kardeşini son yolculuğuna dahi uğurlayamadığını dile getirdi. Kardeşinin adını andığında hala boğazı düğümlenen Seafin, ona veda edememenin içinde uhde kaldığını ifade etti. Saldırıdan sonraki 4 gün kendinde olmadığını kaydeden Seafi, "Gözümden aldığım yaranın farkında değildim. Kardeşimin eşi yanımdaydı, o bana 'ince bağırsaklarımda, beynimde ve gözümde kanama olduğunu söyledi. Kanamayı durdurmak için bağırsaklarımın bir bölümünü aldıklarını, şarapnel parçasının sebep olduğu kanamayı durdurmak için gözümün alındığını (enükleasyon) söyledi." dedi. Gördüğü rüya gerçek bir kabusa dönüştü Büyük bir travma ve hayal kırıklığı yaşayan Seafin, saldırılar devam ederken gördüğü bir rüyayı bilfiil yaşamaya başladığını şöyle anlattı: "Bir rüya görmüştüm. Yerdeydim, gökyüzü simsiyahtı. Quadcopter (İsrail ordusuna ait dronlar) kurşun saçıyordu, dışarda yağmur yağıyordu. Gerçekten de bu rüyayı gerçek hayatta yaşıyorum. Bu rüyadan sonra hayatım karardı. Sağ gözümü kaybedince kendimden bir parçayı da kaybettim. Odaklanma sorunu yaşamaya ve eskisi gibi resim yapamamaya başladım."

  • Kanseri yenen kadın mesleki kurslarla hayata tutundu

    Muş'ta yakalandığı meme kanserini atlatan Süreyya Bahadır, tedavi sürecinde katıldığı mesleki kurslar sayesinde hayata bağlandı. Kentte yaşayan, 3 çocuk ve torun sahibi 53 yaşındaki Bahadır, 4 yıl önce gittiği sağlık kuruluşunda meme kanseri olduğunu öğrendi. Zorlu tedavi sürecine giren Bahadır, bu dönemde moral bulmak için Halk Eğitimi Merkezince açılan dikiş nakış, el sanatları, filografi ve ahşap sanatları kurslarına katıldı. Tedavisi devam ederken kursları aksatmayan Bahadır, el emeğiyle yaptığı çalışmalarla hem zamanını verimli geçirdi hem de hastalığın psikolojik etkilerinden uzaklaştı. Mesleki kursların kendisi için adeta terapiye dönüştüğünü belirten Bahadır, yaklaşık 4 yıl süren tedavinin ardından sağlığına kavuşmanın mutluluğunu yaşıyor. "Kurs sayesinde hayata yeniden tutundum" Süreyya Bahadır, hastalığın olumsuz etkilerini kursta yaptığı tablo ve el işi ürünler sayesinde atlattığını söyledi. Hasta olduğunu öğrendikten sonra kursa katılarak hem meslek öğrendiğini hem de okuma yazma becerisi kazandığını belirten Bahadır, şunları kaydetti: "Annemi ve kız kardeşimi aynı hastalıktan kaybettim. Psikolojik olarak çok kötü oldum. Tedavi süreci benim için çok ağır geçti. Bir arkadaşım burayı önerdi. Önceleri mahalleden bile çıkmıyordum. Daha sonra kurs hocası Nur Hayat Yıldız ile tanıştım. Sağ olsun, bana çok destek oldu. Burada arkadaşlarım bana yoldaş oldular. Ortamım değişti. Yepyeni arkadaşlar tanıdım. Kurs sayesinde hayata yeniden tutundum." Bahadır, mesleki kursların kadınların hayatını değiştirdiğini dile getirerek, "Çok umut dolu bir yer. Keşke daha önce gelseydim. Kemoterapi aldığım dönemlerde, sinir damarlarım zarar gördüğü için gelemiyordum. Eşim bana hep destek oldu. Bu psikolojik terapi bana çok iyi geldi. Burası bana gerçekten ilaç oldu." diye konuştu. Usta öğretici Nur Hayat Yıldız ise Bahadır'ın tedavi sürecinde kursu aksatmadığını kaydederek, "Makine kullanımı, filografi, ahşap sanatları ve el nakışları gibi birçok alanda çalışmalar yaptı. Birlikte üretim yapıyoruz. Ortaya çıkan her tablo ya da üründe herkesin fikrini alıyoruz." ifadesini kullandı.

  • Devlet desteğiyle besiciliğe başlayan kadın çiftçi 5 ayda hayvan sayısını ikiye katladı

    Van'ın Tuşba ilçesinde devlet desteğiyle besiciliğe başlayan 5 çocuk annesi Sevgül Hündür, 5 ayda hayvan sayısını 15'ten 30'a çıkardı. Yemlice Mahallesi'nde yaşayan 38 yaşındaki Hündür, Tarım ve Orman Bakanlığının "Kırsalda Bereket Hayvancılığa Destek" projesi için geçen yıl Tarım ve Orman İl Müdürlüğüne başvurdu. Projesi kabul edilen ve ekim ayında 15 büyükbaş hayvan alan kadın çiftçinin hayvanları, beş ayda doğum yaptı ve işletmedeki hayvan sayısı 30'a yükseldi. Eşi Mehmet Zeki Hündür ve çocuklarının desteğiyle hayvancılığa başlayan Hündür, sabahın erken saatlerinde ahıra giderek hayvanlarını besliyor, ahır temizliğini ve buzağıların bakımını yapıyor. Kısa sürede olumlu sonuç almanın sevincini yaşayan 5 çocuk annesi, hayvan sayısını artırarak işletmesini büyütmeyi hedefliyor. "Aile çiftliğimizi kurduk" Hündür, geçen yıl devlet desteğiyle başladığı besiciliğin, hayatını değiştirdiğini söyledi. İşini severek yaptığını belirten Hündür, şunları kaydetti: "Amacım güzel bir hayvancılık yapmak. Çok mutluyum çünkü kendi işimizi yapıyoruz. Aile çiftliğimizi kurduk. Hayvanlarımızın bakımıyla yakından ilgileniyoruz. Doğumlarını tamamladılar ve şu an 15 buzağımız var. Sağım işlerini önceden biliyordum. Kısa süre sonra süt sağımına başlayacağız. Kendimize yetecek kadar süt alıp, fazlasını satmayı düşünüyoruz. Eşimle sabah erken saatlerde hayvanların bakımına başlıyoruz. Ahırı temizliyor, yemlerini hazırlıyoruz. Günümüzün büyük kısmını hayvanlarımızla ilgilenerek geçiriyoruz ve bunu severek yapıyoruz." "Çiftliğimizi büyütmeyi hedefliyoruz" Eşi Mehmet Zeki Hündür de hayvancılığın gelişmesine katkı sunmak istediklerini dile getirdi. Hayvan sayısı arttığı için mutlu olduklarını belirten Hündür, "Projenin hayata geçirilmesini sağlayan başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere Tarım ve Orman Bakanımıza, devletimize ve emeği geçen herkese teşekkür ederim. Çok güzel bir proje. Allah razı olsun. Bu işi herkese tavsiye ediyorum. Çiftliğimizi büyütmeyi hedefliyoruz. Tarım ve Orman İl Müdürlüğü ekipleri, ayda 2-3 kez çiftliğimizi ziyaret ediyor, veterinerler hayvanlarımızı kontrol ediyor ve bize çok yardımcı oluyorlar. Devletimizin bu desteğini görünce daha çok seviniyor ve işimize dört elle sarılıyoruz." dedi. "Örnek projeleri sahada görüyoruz" Tarım ve Orman İl Müdürü Turgay Şişman ise "Kırsalda Bereket Hayvancılığa Destek" projesi kapsamında geçen yıl 3 bin 675 başvuru aldıklarını aktardı. Yapılan değerlendirmeler sonucunda asil ve yedek listelerin belirlendiğini, 177 çiftçiye 15'er büyükbaş hayvan tesliminin devam ettiğini anlatan Şişman, "Sevgül Hündür de projeden yararlanan çiftçilerimizden biri. Kendisine 15 büyükbaş hayvan teslim edildi. Hayvanların doğumları tamamlandı ve işletmedeki hayvan sayısı 30'a ulaştı. Bu durum bizim için çok güzel bir örnek. Bu tür örneklerin artması için sahadaki çalışmalarımıza devam ediyoruz." diye konuştu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan "Kırsalda Bereket Küçükbaş Hayvancılığa Destek Projesi"nin başvurularını da yakın zamanda almaya başlayacaklarını bildiren Şişman, şöyle konuştu: "Hem büyükbaş hem küçükbaş hayvancılıkta güzel projeler var. Bakanlığımızın desteklediği örnek projeleri sahada görüyoruz. Yetiştiricilerimizi, çiftçilerimizi ve özellikle bu alanda yatırım yapmak isteyen gençlerimizi bu projelerden yararlanmaya davet ediyoruz. İlimizde yaklaşık 155 bin büyükbaş, 3,5 milyon da küçükbaş hayvan bulunuyor. Küçükbaş hayvan sayısında Türkiye'de birinci sıradayız. Hedefimiz küçükbaş hayvan sayısını 4,5 milyona çıkarmak. Büyükbaş hayvancılıkta ise ilk etapta 170 ila 200 bin baş seviyesine ulaşmayı amaçlıyoruz."

Arama Yap

bottom of page