Boş arama ile 872 sonuç bulundu
- Lise öğrencisinin asfalt dayanıklılığını plastik atıklarla artırdığı projesi 4 ödül aldı
Adana'da 17 yaşındaki lise öğrencisi Arzu Taştekin'in plastik atıkları kullanarak hazırladığı karışımla asfalt dayanıklılığını artırdığı projesi, ulusal ve uluslararası yarışmalarda 4 ödüle layık görüldü. Bahtiyar Vahabzade Sosyal Bilimler Lisesi 11. sınıf öğrencisi Taştekin, plastik atıkların geri dönüştürülmesi yoluyla alternatif asfalt karışımı üretmek için proje geliştirdi. Kimya öğretmeni Ayşe Ongun Yüce danışmanlığında yürüttüğü proje kapsamında Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) laboratuvarlarında yaklaşık bir yıl çalışma yapan Taştekin, plastiklerin asfalt tabakasının dayanıklılığını yüzde 25'e kadar artırabileceğini fark etti. Taştekin, yüzde 95 oranındaki bitüme yüzde 5 oranında pet şişe, poşet ve deterjan kutuları karışımı ilave edip dayanıklılığı artırılmış asfalt üretti. Projesiyle geçen yıl Tüm Mucitler İcat, İnovasyon ve Araştırma Derneğince düzenlenen "1 Fikir 1 Akdeniz" ve "1 Fikir 1 Türkiye" yarışmalarında birinci olan Taştekin, aynı yarışmanın uluslararası versiyonu olan "1 Fikir 1 Dünya"da da üçüncülük elde etti. Habitat Derneği ve Halkbank işbirliğiyle yürütülen "Bilim Kızlarla Gelecek Projesi"nden de üçüncülük ödülü alan Taştekin, finale kaldığı TRT Genç'te yayınlanan "Bir Fikrin Mi Var?" yarışmasında birincilik hedefliyor. Hem çevreye hem ekonomiye katkı Arzu Taştekin,daha fazla plastik atığın ekonomiye kazandırılmasını amaçladığını söyledi. Asfalt dayanıklılığını artırmada başarılı olduğunu dile getiren Taştekin, şöyle konuştu: "Bir tır geçtiğinde asfaltın dayanımı azalır. Yaklaşık bir ay sonra o asfalta çukurlar oluşmaya başlar. Yüzde 5 oranında plastik kullandığımızda asfaltın dayanımı artıyor ve daha güzel yollar elde ediyoruz. Bunun için pet şişeler, deterjan kutuları ve poşetleri kullandık. Asfaltın kalitesini yükseltip dayanımını artırdım. Hem çevreyi korudum hem de ekonomik olarak ülkeye katkı sağladım." Taştekin, projesini geliştirmeyi istediğini belirterek, "Bu projeyi kişisel yapmadık, diğer arkadaşlarımıza da örnek olmayı amaçlıyoruz. Projeyi daha da geliştirip hem Türkiye hem de dünyada tüm mecralara ulaştırmayı hedefliyoruz." dedi. "Öğrenciler, laboratuvarlarımızı kullanarak kendi yeteneklerini ve zekalarını gösterdiler" ÇÜ Rektörü Prof. Dr. Hamit Emrah Beriş de Adana'nın bilim, kültür, sanat ve spor hayatına katkıda bulunmaya devam ettiklerini dile getirdi. İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile işbirliği yaptıklarını anlatan Beriş, şu ifadeleri kullandı: "Öğrenciler, laboratuvarlarımızı kullanarak kendi yeteneklerini ve zekalarını gösterdiler. Duyduğumuzda hepimizi etkileyen ve memnun eden projeler ortaya koydular. Bu projelerle ülke çapında dereceye girmeleri bizim için ayrıca memnuniyet kaynağı oldu. Bunlar çok yeni ve yaratıcı fikirler. Ekonomik olarak ülkemize çok katkı sağlayacak, maliyetleri düşürebilecek ve bu şekilde hem çevre açısından daha az zarara yol açacak hem de ekonomik olarak daha hızlı hareket etmemizi sağlayacak yeni bir asfalt formasyonuna geçmiş olacağız. Bu yüzden bütün paydaşlarımızla hareket edip inşallah bu projenin geliştirilmesi, güçlendirilmesi ve ticarileşmesi noktasında hepimize düşen görevlerin gereğini yerine getireceğiz." Bahtiyar Vahabzade Sosyal Bilimler Lisesi Müdürü Mehmet Şahin Karakaş da liselilere kapılarını açan Rektör Beriş ve akademisyenlere teşekkür etti.
- Çalıştığı üniversitede eğitim hayatını sürdürüyor
Ordu'da 45 yaşındaki Murat Şirin, temizlik personeli olarak görev yaptığı üniversitenin Gazetecilik ve Habercilik Bölümü'nde eğitim hayatına devam ediyor. Ordu Üniversitesi Ulubey Meslek Yüksekokulu temizlik personeli Şirin, üniversite okuma hayalini gerçekleştirmek için 2 yıl önce girdiği Yükseköğretim Kurumları Sınavı'ndan yeterli puanı aldı. Çalıştığı yüksekokulun Gazetecilik ve Habercilik Bölümü'ne kayıt yaptıran 2 çocuk babası Şirin, ikinci sınıfta eğitimine devam ediyor. Murat Şirin, her zaman üniversite okuma hayali kurduğunu ancak çeşitli nedenlerle lise eğitiminin ardından bunu gerçekleştiremediğini söyledi. Uzun yıllar çiftçilikle uğraştığını belirten Şirin, 6 yıl önce de Ulubey Meslek Yüksekokulunda temizlik personeli olarak çalışmaya başladığını ifade etti. Şirin, okulda temizlik yaptığı sırada öğrencileri gördükçe imrendiğini anlatarak, "Öğrencileri gördükçe 'Ben de başaracağım.' diyerek üniversite sınavına girdim. İlk sınavımda başarılı olamadım. Ancak azim ederek ikinci sınavımda başarılı oldum." dedi. Ulubey Meslek Yüksekokulunda 6 bölüm olduğunu dile getiren Şirin, kendini daha fazla geliştirmek amacıyla medya iletişim okumayı istediğini kaydetti. Hedefi lisans eğitimini tamamlamak Üniversite sıralarında okumanın çok güzel bir duygu olduğunu belirten Şirin, "Sabah erken saatlerde üniversiteye gelerek önce temizlik işlerini yapıyorum. Daha sonra sınıf arkadaşlarımla sıralara oturarak derslerimizi işliyoruz. Hem sıra arkadaşlarım hem de hocalarım çok yardımcı oluyor." diye konuştu. Murat Şirin, 12 kardeş olduklarını ifade ederek, "İnşallah kardeşlerim içinde ilk üniversite mezunu ben olacağım. Bunun için de gururlu hissediyorum." ifadelerini kullandı. Üniversite hayali kuranlara azimli olmaları tavsiyesinde bulunan Şirin, "Bu yıl olmazsa gelecek yıl yeniden sınava girsinler. Herkes hayallerinin peşinden gitsin. Üniversite sıralarında oturmak çok farklı bir duygu. Ben bu duyguyu hissettim." dedi. Şirin, hedefinin, ön lisansın ardından lisans eğitimini de tamamlamak olduğunu kaydetti. Ulubey Meslek Yüksekokulu Müdür Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi İlkay Uğur ise Murat Şirin'in hem öğrencileri hem de mesai arkadaşları olduğunu söyledi. Şirin'in çok çalışkan ve gayretli olduğunun altını çizen Uğur, "Kendisini sürekli geliştiriyor. Onun azmini diğer öğrencilerimize örnek gösteriyoruz." diye konuştu. Uğur, Murat Şirin'in hem işini eksiksiz yaptığını hem de iyi bir öğrenci olduğunu belirterek, "Onunla hem mesai arkadaşlığı yapmaktan hem de öğrencimiz olmasından çok mutluyuz." ifadelerini kullandı.
- Hobisini mesleğe dönüştüren kadın kendi işinin patronu oldu
Niğde'de yaşayan 44 yaşındaki Nazan Ata, 14 yıl sürdürdüğü öğretmenliği 8 yıl önce doğum nedeniyle bırakarak başladığı ahşap ve polyester boyama hobisini mesleğe dönüştürdü. Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Fizik Bölümünden 2004'te mezun olan 2 çocuk annesi Ata, yaklaşık 14 yıl özel okullarda öğretmenlik yaptı. Ata, ikinci çocuğunun doğumu sonrası öğretmenliğe ara verip evdeki ahşap eşyaları boyamaya başladı ve bu alana ilgi duydu. Zamanla kendisini geliştirerek hobisini mesleğe dönüştüren Ata, babasından kalan dükkanı bu yıl yenileyip, yaptığı ürünleri burada satmaya başladı. Ata, el emeği ürünleriyle hem aile ekonomisine katkı sağlıyor hem de kendi işini kurarak girişimci kadınlara örnek oluyor. Nazan Ata, kendi işini kurmasının en büyük nedenlerinden birinin çocuklarıyla vakit geçirmek olduğunu söyledi. Doğum sonrası evde değişiklik yapmak istediğini ve bu şekilde boyama işine başladığını anlatan Ata, evdeki tüm ahşap malzemeleri boyadığını belirtti. Hobisini mesleğe dönüştürmekten mutlu olduğunu dile getiren Ata, şunları kaydetti: "Evde boyanacak bir şey kalmayınca ve bundan çok keyif aldığım için devam ettirmek istedim ama bir yere gidip de başkalarının masalarını boyamak bana cazip gelmedi. Evde boyayıp dışarıya satabileceğim bir şeyler bulayım dedim. Araştırmalarımdan sonra ufak tefek ahşap ve polyesterle tanıştım. Bunları boyayıp dışarıya satmaya başladım. Bu işi 7-8 yıldır yapıyorum. Öğretmenliği bırakıp tamamen bu işe yönelmiştim zaten. Çocuklar da büyüdüğü için beni tutan bir şey olmadı, tamamen profesyonel hale getirelim dedik ve bu dükkanı açtık. Burada polyester ve ahşap boyama yapıyoruz. Biblo, ahşap ürünler, kutu, tepsiler gibi şeyleri boyuyoruz. Ürünlerin boyama süreleri büyüklüklerine göre değişiyor. Küçük ürünleri kısa süreli bitirebiliyoruz ama büyük ürünler zaman alıyor." "Ortaya bir sanat eseri çıkarmanın verdiği haz bambaşka" Ata, iş yerinin vatandaşlara da açık olduğunu belirterek, isteyenlerin gelerek diledikleri ürünü boyayabileceklerini söyledi. Kendi işini yapmanın güzel bir his olduğunu anlatan Ata, "Bir şeyi boyarken kendimi tamamen kaptırıyorum ve o işin içinde buluyorum. Para kazanmak için değil, zevk almak için yaptığım bir işin bana ekstra gelir getirmesinden çok keyif alıyorum. Kadınlar evde boş oturuyorlarsa ya da kendilerine bir hobi arıyorlarsa muhakkak bulsunlar. Ortaya bir sanat eseri çıkarmanın verdiği haz bambaşka. İlla sanat eseriyle de uğraşmaları gerekmiyor, muhakkak kendilerine uğraşacak bir şeyler bulabilirler ve uğraştıkları şeyden belki de para kazanabilirler." ifadelerini kullandı. Ata, işini büyütme hayali kurduğunu belirterek, önce şehir dışına, daha sonra yurt dışına satış yapmak istediğini sözlerine ekledi.
- Serebral palsili TÜBİTAK Fen Lisesi öğrencisinin hedefi bilim insanı olmak
Hastalığı nedeniyle zorlu çocukluk dönemi geçirmesine rağmen ailesinin desteğiyle eğitim hayatını sürdüren Ufuk Sarmusak, yapay zeka ve yazılım alanında öncü çalışmalar yaparak bilime hizmet etmek istiyor. İstanbul'da 2012 yılında 27 haftalık olarak 1 kilogram ağırlığında serebral palsili olarak dünyaya gelen 14 yaşındaki Sarmusak, tendon gevşetme ve kemik ameliyatları dahil 15 ameliyat geçirdi. Hastalığı nedeniyle zorlu çocukluk dönemi geçiren Sarmusak, hayata küsmeyerek ailesinin de desteğiyle eğitim hayatını sürdürdü. Liselere Geçiş Sistemi (LGS) sınavında 495 puan alarak sıralamada yüzde 1'lik dilime giren Sarmusak, hayalini kurduğu TÜBİTAK Fen Lisesinin özel sınavında da başarılı olarak okula kayıt yaptırmaya hak kazandı. Lise eğitimi boyunca Bilim Olimpiyatlarına katılarak başarı elde etmeyi amaçlayan Sarmusak, hedeflediği üniversite eğitiminin ardından yapay zeka ve yazılım alanında öncü çalışmalar yaparak bilime hizmet etmek istiyor. "Hedeflerime giden yolda LGS'de aldığım başarı bir başlangıçtı" Ufuk Can Sarmusak, hedeflerine giden yolda LGS'de aldığı başarının bir başlangıç olduğunu söyledi. İleri dönük büyük hayalleri olduğu için TÜBİTAK Fen Lisesi'ni tercih ettiğini belirten Sarmusak, "Ana hedefim yazılım ve yapay zeka alanında okumak." dedi. Sarmusak, LGS döneminde de çok çalıştığını, çalışma disiplinini devam ettirdiğini anlatarak, "Hedefim Bilim Olimpiyatlarına katılmak, sonrasında da TÜBİTAK'a bir proje göndermek. Ardından da üniversitede yazılım ve yapay zeka üzerine bir bölüm okumak. Yazılım üzerine olan enstitülerde, TÜBİTAK Bilişim ve Bilgi Güvenliği İleri Teknolojiler Araştırma Merkezi gibi birimlerde staj yapmak istiyorum. Orada çalışınca çok iyi birikim sahibi oluyorsun ve geleceğe hazırlanıyorsun." diye konuştu. "Ufuk azmin başarı örneği" Anne Fatma Sarmusak da oğlunun çocukluktan itibaren hep bir idealinin olduğunu dile getirerek, fen lisesinde okumak istediğini kaydetti. Hayallerini gerçekleştirmesi için oğluna her türlü desteği vereceklerini belirten Sarmusak, "Şu anda hazırlık sınıfında okuyor. Bilim Olimpiyatlarına odaklandı. Buna yönelik hazırlanıyor ve çalışıyor. 'Ülkemde okuyacağım ve ülkem için çalışacağım.' diyor. Yazılım alanında iyi bir noktaya gelmek istiyor. Yapay zekayı düşünüyor. Zaman gösterecek, bizler onun arkasındayız. Okulu da zaten Ufuk'a destek veriyor." ifadelerini kullandı. TÜBİTAK Fen Lisesi psikolojik danışman ve rehberlik öğretmeni Merve Koçer ise Ufuk Can Sarmusak'ın, diğer öğrencilerden hiçbir farkının olmadığını, derslerinde inanılmaz çaba gösterdiğini anlattı. Sarmusak'ın hayallerine değinen Koçer, "Ufuk için azmin başarı örneği diyebiliriz. Öğrenciler okulumuza ilk geldiklerinde bir hafta boyunca oryantasyon eğitimi yapılıyor. Arkadaşları da onun özel durumunu o kadar güzel kabullendiler ve desteklediler ki bizim için de kıymetli olan bu. Ufuk'un Bilim Olimpiyatlarına da ilgisi yüksek. Olimpiyatlarda iyi bir noktaya gelerek ileride bilim adamı olmak istiyor. Biz de bu anlamda onu hep destekliyoruz." diye konuştu.
- İsrail saldırısında gözünü kaybeden Gazzeli kadın, engeline rağmen resim yapıyor
Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki El-Bureyc Mülteci Kampı'nda 2024'te uğradığı saldırı sonucu gözünü kaybeden Eric es-Seafin (26), zor olsa da en büyük tutkusu olan resim yapmaya devam ediyor. Seafin'in hayatı, Ekim 2024'te El-Bureyc Mülteci Kampı'ndan göç etmeye çalışırken isabet eden bir topçu mermisiyle kabusa döndü. Küçük yaştan itibaren resme ilgi duyan Seafin'in renklerle olan bağı, uğradığı saldırıda sağ gözünü kaybetmesiyle kesildi. Aldığı fiziksel yaranın yanı sıra, genç yaşta hayatını ve hayallerini karartan derin psikolojik bir bunalıma girdi. Seafin, yaşadığı travma henüz çok taze olduğu için hayatının bir parçası olarak gördüğü resme eskisi gibi tutkuyla bağlanamaz oldu ama yine de devam etti. Saldırıda gözünü ve kardeşini kaybetti Seafin, evlerinin yakınına düzenlenen saldırı sonrasında yaşadığı fiziksel ve ruhsal değişimleri ve acıları AA muhabirine anlattı. Söz konusu saldırıda annesiyle birlikte yaralandığını, kardeşinin ise hayatını kaybettiğini aktaran Seafin, ağır yaralı olduğu için kardeşini son yolculuğuna dahi uğurlayamadığını dile getirdi. Kardeşinin adını andığında hala boğazı düğümlenen Seafin, ona veda edememenin içinde uhde kaldığını ifade etti. Saldırıdan sonraki 4 gün kendinde olmadığını kaydeden Seafi, "Gözümden aldığım yaranın farkında değildim. Kardeşimin eşi yanımdaydı, o bana 'ince bağırsaklarımda, beynimde ve gözümde kanama olduğunu söyledi. Kanamayı durdurmak için bağırsaklarımın bir bölümünü aldıklarını, şarapnel parçasının sebep olduğu kanamayı durdurmak için gözümün alındığını (enükleasyon) söyledi." dedi. Gördüğü rüya gerçek bir kabusa dönüştü Büyük bir travma ve hayal kırıklığı yaşayan Seafin, saldırılar devam ederken gördüğü bir rüyayı bilfiil yaşamaya başladığını şöyle anlattı: "Bir rüya görmüştüm. Yerdeydim, gökyüzü simsiyahtı. Quadcopter (İsrail ordusuna ait dronlar) kurşun saçıyordu, dışarda yağmur yağıyordu. Gerçekten de bu rüyayı gerçek hayatta yaşıyorum. Bu rüyadan sonra hayatım karardı. Sağ gözümü kaybedince kendimden bir parçayı da kaybettim. Odaklanma sorunu yaşamaya ve eskisi gibi resim yapamamaya başladım."
- Kanseri yenen kadın mesleki kurslarla hayata tutundu
Muş'ta yakalandığı meme kanserini atlatan Süreyya Bahadır, tedavi sürecinde katıldığı mesleki kurslar sayesinde hayata bağlandı. Kentte yaşayan, 3 çocuk ve torun sahibi 53 yaşındaki Bahadır, 4 yıl önce gittiği sağlık kuruluşunda meme kanseri olduğunu öğrendi. Zorlu tedavi sürecine giren Bahadır, bu dönemde moral bulmak için Halk Eğitimi Merkezince açılan dikiş nakış, el sanatları, filografi ve ahşap sanatları kurslarına katıldı. Tedavisi devam ederken kursları aksatmayan Bahadır, el emeğiyle yaptığı çalışmalarla hem zamanını verimli geçirdi hem de hastalığın psikolojik etkilerinden uzaklaştı. Mesleki kursların kendisi için adeta terapiye dönüştüğünü belirten Bahadır, yaklaşık 4 yıl süren tedavinin ardından sağlığına kavuşmanın mutluluğunu yaşıyor. "Kurs sayesinde hayata yeniden tutundum" Süreyya Bahadır, hastalığın olumsuz etkilerini kursta yaptığı tablo ve el işi ürünler sayesinde atlattığını söyledi. Hasta olduğunu öğrendikten sonra kursa katılarak hem meslek öğrendiğini hem de okuma yazma becerisi kazandığını belirten Bahadır, şunları kaydetti: "Annemi ve kız kardeşimi aynı hastalıktan kaybettim. Psikolojik olarak çok kötü oldum. Tedavi süreci benim için çok ağır geçti. Bir arkadaşım burayı önerdi. Önceleri mahalleden bile çıkmıyordum. Daha sonra kurs hocası Nur Hayat Yıldız ile tanıştım. Sağ olsun, bana çok destek oldu. Burada arkadaşlarım bana yoldaş oldular. Ortamım değişti. Yepyeni arkadaşlar tanıdım. Kurs sayesinde hayata yeniden tutundum." Bahadır, mesleki kursların kadınların hayatını değiştirdiğini dile getirerek, "Çok umut dolu bir yer. Keşke daha önce gelseydim. Kemoterapi aldığım dönemlerde, sinir damarlarım zarar gördüğü için gelemiyordum. Eşim bana hep destek oldu. Bu psikolojik terapi bana çok iyi geldi. Burası bana gerçekten ilaç oldu." diye konuştu. Usta öğretici Nur Hayat Yıldız ise Bahadır'ın tedavi sürecinde kursu aksatmadığını kaydederek, "Makine kullanımı, filografi, ahşap sanatları ve el nakışları gibi birçok alanda çalışmalar yaptı. Birlikte üretim yapıyoruz. Ortaya çıkan her tablo ya da üründe herkesin fikrini alıyoruz." ifadesini kullandı.
- Devlet desteğiyle besiciliğe başlayan kadın çiftçi 5 ayda hayvan sayısını ikiye katladı
Van'ın Tuşba ilçesinde devlet desteğiyle besiciliğe başlayan 5 çocuk annesi Sevgül Hündür, 5 ayda hayvan sayısını 15'ten 30'a çıkardı. Yemlice Mahallesi'nde yaşayan 38 yaşındaki Hündür, Tarım ve Orman Bakanlığının "Kırsalda Bereket Hayvancılığa Destek" projesi için geçen yıl Tarım ve Orman İl Müdürlüğüne başvurdu. Projesi kabul edilen ve ekim ayında 15 büyükbaş hayvan alan kadın çiftçinin hayvanları, beş ayda doğum yaptı ve işletmedeki hayvan sayısı 30'a yükseldi. Eşi Mehmet Zeki Hündür ve çocuklarının desteğiyle hayvancılığa başlayan Hündür, sabahın erken saatlerinde ahıra giderek hayvanlarını besliyor, ahır temizliğini ve buzağıların bakımını yapıyor. Kısa sürede olumlu sonuç almanın sevincini yaşayan 5 çocuk annesi, hayvan sayısını artırarak işletmesini büyütmeyi hedefliyor. "Aile çiftliğimizi kurduk" Hündür, geçen yıl devlet desteğiyle başladığı besiciliğin, hayatını değiştirdiğini söyledi. İşini severek yaptığını belirten Hündür, şunları kaydetti: "Amacım güzel bir hayvancılık yapmak. Çok mutluyum çünkü kendi işimizi yapıyoruz. Aile çiftliğimizi kurduk. Hayvanlarımızın bakımıyla yakından ilgileniyoruz. Doğumlarını tamamladılar ve şu an 15 buzağımız var. Sağım işlerini önceden biliyordum. Kısa süre sonra süt sağımına başlayacağız. Kendimize yetecek kadar süt alıp, fazlasını satmayı düşünüyoruz. Eşimle sabah erken saatlerde hayvanların bakımına başlıyoruz. Ahırı temizliyor, yemlerini hazırlıyoruz. Günümüzün büyük kısmını hayvanlarımızla ilgilenerek geçiriyoruz ve bunu severek yapıyoruz." "Çiftliğimizi büyütmeyi hedefliyoruz" Eşi Mehmet Zeki Hündür de hayvancılığın gelişmesine katkı sunmak istediklerini dile getirdi. Hayvan sayısı arttığı için mutlu olduklarını belirten Hündür, "Projenin hayata geçirilmesini sağlayan başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere Tarım ve Orman Bakanımıza, devletimize ve emeği geçen herkese teşekkür ederim. Çok güzel bir proje. Allah razı olsun. Bu işi herkese tavsiye ediyorum. Çiftliğimizi büyütmeyi hedefliyoruz. Tarım ve Orman İl Müdürlüğü ekipleri, ayda 2-3 kez çiftliğimizi ziyaret ediyor, veterinerler hayvanlarımızı kontrol ediyor ve bize çok yardımcı oluyorlar. Devletimizin bu desteğini görünce daha çok seviniyor ve işimize dört elle sarılıyoruz." dedi. "Örnek projeleri sahada görüyoruz" Tarım ve Orman İl Müdürü Turgay Şişman ise "Kırsalda Bereket Hayvancılığa Destek" projesi kapsamında geçen yıl 3 bin 675 başvuru aldıklarını aktardı. Yapılan değerlendirmeler sonucunda asil ve yedek listelerin belirlendiğini, 177 çiftçiye 15'er büyükbaş hayvan tesliminin devam ettiğini anlatan Şişman, "Sevgül Hündür de projeden yararlanan çiftçilerimizden biri. Kendisine 15 büyükbaş hayvan teslim edildi. Hayvanların doğumları tamamlandı ve işletmedeki hayvan sayısı 30'a ulaştı. Bu durum bizim için çok güzel bir örnek. Bu tür örneklerin artması için sahadaki çalışmalarımıza devam ediyoruz." diye konuştu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan "Kırsalda Bereket Küçükbaş Hayvancılığa Destek Projesi"nin başvurularını da yakın zamanda almaya başlayacaklarını bildiren Şişman, şöyle konuştu: "Hem büyükbaş hem küçükbaş hayvancılıkta güzel projeler var. Bakanlığımızın desteklediği örnek projeleri sahada görüyoruz. Yetiştiricilerimizi, çiftçilerimizi ve özellikle bu alanda yatırım yapmak isteyen gençlerimizi bu projelerden yararlanmaya davet ediyoruz. İlimizde yaklaşık 155 bin büyükbaş, 3,5 milyon da küçükbaş hayvan bulunuyor. Küçükbaş hayvan sayısında Türkiye'de birinci sıradayız. Hedefimiz küçükbaş hayvan sayısını 4,5 milyona çıkarmak. Büyükbaş hayvancılıkta ise ilk etapta 170 ila 200 bin baş seviyesine ulaşmayı amaçlıyoruz."
- Sivas'ta yaşayan 99 yaşındaki "Kaya dede" enerjisiyle dikkati çekiyor
Sivas'ta yaşayan 99 yaşındaki emekli fırın ustası Kaya Bulut, ilerleyen yaşına rağmen enerjik yapısıyla dikkati çekiyor. Eşi Lütfiye Bulut'u bir yıl önce kaybedince tek başına kalan 8 çocuk ve 25 torun sahibi Bulut, 99 yaşına rağmen azmi ve çalışkanlığıyla isminin hakkını veriyor. Çocukları ve torunlarının gözetiminde yaşamına devam eden Bulut, bahçe işleriyle uğraşmayı da ihmal etmiyor. Eski eşyaların yer aldığı evinin odasında zaman geçirmeyi de seven Bulut, gramofondan eski plakları dinleyerek geçmiş günleri yad ediyor. Kaya Bulut, Yıldızeli ilçesinin Tatlıcak köyünde 1927'de doğduğunu ve 5 kardeşin en büyüğü olduğunu söyledi. Hayatının çalışmakla geçtiğini anlatan Bulut, "Türkiye'nin birçok yerine giderek fırınlar yaptım. Her tarafın mimarı oldum." dedi. Bulut, ailesinden birçok kişinin hayatını kaybettiğini, kendisinin ilaç dahi kullanmadığını dile getirerek, "Şu anda da güçlü, kuvvetliyim. Ağrıyan, sızlayan yerim yok. Allah bunu herkese nasip etsin." ifadelerini kullandı. "Fazla yemek yemem" Enerjisini doğal beslenmeye, sebze, meyve yemeye ve çalışmaya borçlu olduğunu belirten Bulut, şunları kaydetti: "Küçüklüğümden bu yana havuç yiyorum. Şu anda bile yemeye devam ediyorum. Dişlerim bile hala ana dişim. Fazla yemek yemem. Ramazanda yemeğe bazen evimin karşısında bulunan Valiliğe ait yere giderim. Oradakiler de beni çok seviyor. Benimle yakından ilgileniyor. Bana, 'Kaya dede çalışma, kendini yorma' diyorlar ama ben kazma, kürekle bahçe işleriyle uğraşıyorum. Çocuklarım çalışmamı istemiyor ama ben çalışıyorum. Sabah kalktım, bahçede bulunan büyük taşları çıkardım. Gücümü, kuvvetimi Cenabıallah'a borçluyum. Allah bana bu kuvveti verdi. Ben de onun talebesi oldum. Çalışırken eldiven dahi takmam, topraktan alıyorum enerjimi. Toprağı elim ile karıştırırım, ondan sonra ekerim. Bayramdan sonra bahçemi yine ekeceğim."
- Atık ürünleri dekoratif ürünlere dönüştürme hobisini emekliliğinde meslek haline getirdi
Adana'da yaşayan 50 yaşındaki Demet Balen, atık ve eski malzemelerden dekoratif ürünler tasarlama hobisini, emeklilikte açtığı atölyeyle gelir kapısına dönüştürdü. Balen, Kovid-19 salgını sürecinde evindeki atık malzemelerle hobi amaçlı çeşitli ürünler tasarlamaya başladı. Eski mobilyaların yanı sıra plastik ve cam şişe, kova gibi atık malzemeleri de kullanan Balen, tasarladığı ürünleri ilk etapta evinin dekorasyonunda kullandı. Balen, tasarımlarının çevresindeki kişiler tarafından beğenilmesi ve gelen talep üzerine bunu gelir kapısına dönüştürmeye karar verdi. Çalıştığı ilaç firmasından 4 yıl önce emekli olmasının ardından Balen, hobisini, açtığı atölyede sürdürerek mesleği haline getirdi. "Yoğurt alırken bile kovasını nasıl değerlendirebileceğimi düşünüyorum" Demet Balen, evindeki eski eşyaları boyayarak başladığı hobisinin mesleği haline geldiğini söyledi. Yaptığı işten büyük keyif aldığını anlatan Balen, şöyle devam etti: "Eski ve çöpte bulduğum mobilyaları dönüştürüyorum. Yoğurt kovası, cam vazo, kırılan ampul gibi şeyleri yeniden hayata döndürmeyi seviyorum. İnsanların çöpe attığı ya da gözden çıkardığı ürünleri alıp yeniden hayata döndürmek bana keyif veriyor. Yoğurt alırken bile kovasını kullanıp kullanamayacağımı, nasıl değerlendirebileceğimi düşünüyorum. Eski mobilyaları, objeleri boyamayı, yeniden dönüştürmeyi seviyorum." Balen, çevresinden ve ikinci el eşya satan yerlerden temin ettiği eski mobilyaları temizleyip zımparalayarak yeniden boyadığını ve güzel bir görünüme kavuşturduğunu dile getirdi. Atölyesinde cam ve plastik gibi atık malzemeleri de güzel dekoratif ürünlere dönüştürmeyi sürdürdüğünü anlatan Balen, şunları kaydetti: "24 yıl özel sektörde çalıştıktan sonra sevdiğim işi yapmak istedim. Bu vesileyle hobimi işe çevirdim. Ürünlerime geri dönüşler güzel olduğu için ben de bunu atölye açarak değerlendirdim. Boyayıp ürünleri internet üzerinden satmak, hem emekli olup hem de para kazanmak bana bir artı getirdi. Sevdiğim işi yaptığım, hobimi mesleğe çevirdiğim için 'Keşke bunu daha önce yapsaymışım.' dedirtiyor bana. Sıkıldığımız ve eskidiğini düşündüğümüz ürünlerin atılmadan yeniden dönüştürülebileceğini düşünüyorum. Eski, kırık, dökük olabilir, hepsinin onarımı mevcut. Bence herkes ikinci şansı hak ediyor, mobilyalar ve eşyalar dahil."
- Isparta'da halı dokuma geleneği kadın emeğiyle yeniden canlanıyor
Desenleri, ilmiği, yün ve pamuk kalitesiyle dünya çapında üne sahip el dokuması Isparta halısının eski günlerine dönmesi, çeyizlerde yeniden yerini alması için proje yürütülüyor. "Gül diyarı" olarak bilinen Isparta, halı denilince de akla ilk gelen yerlerden biri. 12. yüzyıldan bu yana varlığı bilinen Isparta halıcılığı, geçmişte binlerce insanın geçim kaynağı oldu. Isparta Belediyesi bünyesindeki Prof. Dr. Turan Yazgan Halı Kilim ve Etnografya Müzesi'nde yürütülen proje kapsamında kadınların dokuduğu halılarla kentin köklü halıcılık geleneğinin yeniden canlandırılması hedefleniyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı (BAKA) tarafından desteklenen Sosyal Gelişmeyi Destekleme Programı (SOGEP) kapsamında hayata geçirilen projede, halı dokuma kültürünün yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılması için çalışma yürütülüyor. Projeyle ev kadınları hem geleneğin yaşatılmasına hem de aile ekonomisine katkı sağlıyor. Müzenin halı üretim sorumlusu İhsan Akkuş, projenin artık sürdürülebilir aşamaya geçtiğini, müzede halı dokuma faaliyetlerinin devam ettiğini söyledi. Akkuş, proje kapsamında istihdam edilen kadınların dokuduğu halılarla kentte kirkit seslerinin yeniden duyulmaya başladığını belirterek, "SOGEP kapsamında yapılan projenin artık sürdürülebilir kısmındayız. Proje kapsamında istihdam ettiğimiz kadınlarımızın dokuduğu halıların kirkit seslerini Isparta'da yeniden duyurmaya başladık." dedi. İplik boyama işlemleri de yapılıyor Merkezde dokunan halıların tüm aşamalarının aynı yerde gerçekleştirildiğine işaret eden Akkuş, "Dokuduğumuz halıların desen tasarımları proje kapsamında merkezimizde hazırlanıyor. Halılar burada dokunuyor. Dokunacak halıların ipliklerinin boyama işlemlerini de kendimiz yapıyoruz." diye konuştu. Akkuş, dokuma sonrası işlemlerin de merkezde tamamlandığını aktardı. Halıların yaklaşık 1 ile 6 metrekare arasında değişen ölçülerde dokunduğunu vurgulayan Akkuş, hazırladıkları halıları festival ve fuarlarda sergilediklerini, Isparta'da halı dokuma kültürünün hala yaşadığını ve bu geleneği geleceğe taşıyacak kişilerin yetiştirildiğini ziyaretçilere gösterdiklerini ifade etti.
- Hassas ameliyatlara saat tamir ederek hazırlanıyor
Ortopedi ve travmatoloji uzmanı Opr. Dr. Ahmet Savran, yıllardır biriktirdiği mekanik kol saatlerinin bakımını yaparak ellerini de hassas ameliyatlara hazırlıyor. İzmir'de oturan 42 yaşındaki Savran, dedesinin hediyesiyle çocuk yaşlarda mekanik kol saatlerine ilgi duymaya başladı. Çocukluk döneminde okul dışında kalan zamanlarında babası Hüseyin Savran'ın Eskişehir'deki marangoz atölyesinde çalışan Savran, haftalığıyla saat satın alıp biriktirdi. Lise yıllarına geldiğinde cerrah olmaya karar veren Savran, 2008'de Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldu. Ahmet Savran, Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesinde ortopedi, İzmir Katip Çelebi Üniversitesinde de el cerrahisi uzmanlığını aldı. Üniversite yıllarında koleksiyonuna kattığı saatleri sökerek bakımlarını yapan Savran, bunun mesleğine olumlu yansıdığını fark etti. Başta uzuv kopmaları ve ortopedi hastalıkları olmak üzere hassas ameliyatlara giren Savran, her operasyon öncesi ellerini güçlendirmek amacıyla saat tamiri yapıyor. Saat bakımında da özel ekipmanla çalışan Savran, ameliyat gözlüğü ve mikroskop kullanıyor. Savran'ın müzayedelere katılarak ya da internetten araştırarak temin ettiği 700 kol saati bulunuyor. "El antrenmanı yapmak gerekiyor" Opr. Dr. Ahmet Savran, koleksiyonunda 1850 yılına ait cep saatinin bulunduğunu, dedesinin kendisine armağan ettiği mekanik kol saatini de hala sakladığını söyledi. Cerrahların mutlaka el antrenmanı yapması gerektiğini anlatan Savran, şunları kaydetti: "Bunun için resim veya geometrik şekiller çizme olabilir. Aslında çok farklı metotlar olabilir ama saat bakımı bu konuda mantıklı bir yöntem çünkü saat hem çalışıyor ve hareket ediyor. Şu anda da el ameliyatını uyanık ve hareket ederek yapabiliyoruz. Orada da saat çalışıyorken bazı şeyleri tamir edebiliyorsunuz. O yüzden bir cerrah için genç ya da yaşlı olması fark etmez. Özellikle yaşlandığımızda el becerisini kaybetme korkumuz var. Bunu yenmenin yollarından bir tanesi bu tür mikro işleri yapmak. Onun dışında en iyi örnek bence saat tamir etmek." Savran, saatlerinin bakımı sırasında tıpkı ameliyattaki gibi cerrah gözlüklerini kullandığını belirtti. Saatlerine bakım yaparken kendisini ameliyathanede gibi hissettiğini dile getiren Savran, şöyle konuştu: "Normalde saatteki o vidaların bir benzerini parmak kemiklerinde kullanıyorum. O yüzden normal birine göre bir mikro cerrahi uzmanı saat tamirinde biraz daha avantajlı diye düşünüyorum çünkü zaten vidalara yabancı değilsiniz. Bu mekanik algıya aşinasınız. Bir yandan da tabii insanda iş farklı. Orada bir canlı var. Burada en fazla saati bozabilirsiniz. Stresi herkes farklı şekillerde atabilir. Bu benim hobim aslında. O tür zamanlarda daha fazla saatlere sarılıyorum." İleride saat müzesi açmak istediğini belirten Savran, "Sonuçta bir Ahmet Savran gelip geçecek. Arkamda bir şey bırakacaksam, Türkiye'de saat sevdasının gelişmesini istiyorum. Saat müzesi düşüncesini olgunlaştırmak için biraz daha zamana ihtiyacım var." dedi.
- Üniversiteli gençler konuk oldukları yaşlıların iftar sofrasını hazırlıyor
Elazığ'da Gençlik ve Spor Bakanlığı yurtlarında kalan üniversite öğrencileri, konuk oldukları yaşlıların evinde iftar sofraları hazırlıyor. Fırat Üniversitesinde okuyan gençler, Gençlik ve Spor Bakanlığının "Yalnız Değilsin Projesi" kapsamında kentte gönüllülük esasıyla çeşitli faaliyetlerde bulunuyor. Harput Kız Öğrenci Yurdu'nda kalan 25 genç de ramazan dolayısıyla yaşlılara sıcak bir aile ortamı sunabilmek için çalışma başlattı. Bu kapsamda market ve semt pazarlarından alışveriş yapıp fırından sıcak pide alan üniversiteliler, önceden belirlenen yaşlıların evine konuk oluyor. İhtiyaç halinde evlerin temizliğini de yapan gençler, aldıkları malzemelerle yemek hazırlıyor. Hazırlanan sofrada birlikte yapılan iftarla yaşlılara ramazan heyecanı yaşatılıyor. "Onların yalnızlığına ortak oluyoruz" İlahiyat Fakültesi 4. sınıf öğrencisi Zeynep Ünal, Adıyaman'dan Elazığ'a eğitim için geldiğini, ramazanda yaşlılarla iftar yapmanın kendileri için anlamlı olduğunu söyledi. Gençlik ve Spor Bakanlığının düzenlediği projelerde aktif olarak yer aldığını ifade eden Ünal, "Proje kapsamında aileleri ziyaret ederek iftar programı düzenliyoruz. Hazırlayacağımız yemekleri belirliyoruz, ardından malzemelerimizi alıp ev sahipleriyle birlikte mutfağa girerek yemeklerimizi pişiriyoruz. Yemekleri yaparken kendi evimizdeymişiz gibi hissediyoruz ve onların yalnızlığına ortak oluyoruz." dedi. Engelli bireyleri de ziyaret ettiklerini belirten Ünal, şöyle devam etti: "Yemeklerimizi hazırladıktan sonra soframızı kuruyor ve birlikte iftar açıyoruz. Bizler de uzakta olduğumuz için ailelerimize özlem duyuyoruz. Bu projelerde yer aldıkça o özlemi de biraz olsun gidermiş oluyoruz. Yaşlılarla birlikte aile sıcaklığında iftar yapıyor, özlemlerimizi paylaşıyoruz. İftardan sonra çay eşliğinde sohbet ediyor, eski günleri yad ediyoruz. Eski ramazanların sıcaklığını yaşamaya çalışıyoruz. Böylece ramazan ayının kıymetini daha iyi anlıyoruz." Spor Bilimleri Fakültesi Spor Yöneticiliği Bölümü 4. sınıf öğrencisi Leyla Kurnaz da projede gönüllü görev aldığının altını çizdi. Bu tür projelerde yer aldığında mutlu olduğunu dile getiren Kurnaz, "Ramazan'ın bereketini birlikte paylaşmak adına böyle güzel bir etkinlikte yer alıyoruz." diye konuştu. "Büyüklerimizin yüzündeki tebessüm bize de büyük mutluluk veriyor" Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Tıbbi Görüntüleme Teknikleri Bölümü öğrencisi Fatma Rica ise ramazanın paylaşma ve dayanışma ayı olduğuna işaret ederek, "Ramazan ayı gönüllere dokunmanın en güzel zamanlarından biri. Büyüklerimizi ziyaret edip, iftar sofralarında bir araya geliyoruz. Burada sadece yemek değil sohbet ve samimiyet de paylaşılıyor. Büyüklerimizin yüzündeki tebessümü görmek bize de büyük mutluluk veriyor." ifadelerini kullandı. "Böyle bir günü yaşadığım için çok mutlu oldum" Engelli eşiyle yaşayan 68 yaşındaki Handan Çetin, gençlerin ziyaretinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Gençlerin ziyaretiyle eski ramazanları hatırladığını vurgulayan Çetin, şunları kaydetti: "Gençler bugün kapımı çaldı, çok sevindim. Onlarla birlikte iftar yaptık. Böyle güzel insanlarla iftar yapmak gerçekten çok güzel. Hep birlikte mutfağa girdik, yemeklerimizi hazırladık ve iftarımızı açtık. Böyle bir günü yaşadığım için çok mutlu oldum. Bizleri unutmayıp evimize geldikleri için hepsine çok teşekkür ediyorum."











