Boş arama ile 951 sonuç bulundu
- Genç girişimciler yerli devre kartı üretim makinesi geliştirdiler hedef Avrupa
İstanbul Teknik Üniversitesinde (İTÜ) öğrenciyken girişimcilik çalışmalarına başlayan 3 genç, geliştirdikleri yerli elektronik devre kartı üretim makinesini yurt içinde satışa sunarken, gelecek dönemde Avrupa pazarına açılmayı hedefliyor. İTÜ'de eğitim gördükleri 2023 yılında bir araya gelen Kaan Yapıcı, Ömer Faruk Güleç ve Yaren Özdemir, elektronik cihazların temel bileşenlerinden biri olan devre kartlarının yerli imkanlarla üretilmesine yönelik çalışmalar başlattı. Mezuniyetlerinin ardından 2024 yılında girişimlerini hayata geçiren 3 girişimci, Teknopark İstanbul bünyesinde kurdukları şirkette elektronik devre kartı üretiminde kullanılan makineleri geliştirmeye ve üretmeye devam ediyor. Şu anda iç pazarda satışa sunulan yerli üretim makinenin gelecek dönemde ise dış pazara açılması hedefleniyor. Girişimcilerden Kaan Yapıcı, yaptığı açıklamada, projenin geliştirilme sürecinde TÜBİTAK, İTÜ ARI Teknokent ve Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi'nden (BTM) destek aldıklarını belirterek, klasik yöntemlerle devre kartı üretiminde yaşanan sorunlar nedeniyle alternatif teknolojilere yöneldiklerini ve bu sebeple "eklemeli elektronik yöntemi" üzerine yoğunlaştıklarını, çalışmalar sonucunda 3 boyutlu yazıcı teknolojisini kullanarak elektronik devre kartı ve esnek elektronik üretimi yapabilen yerli cihaz geliştirdiklerini aktardı. Geliştirilen cihaz sayesinde devre kartlarının daha hızlı üretilebildiğini ifade eden Yapıcı, devre kartlarının televizyonlardan giyilebilir cihazlara, cep telefonlarından küçük ev aletlerine kadar birçok alanda kullanılabileceğini söyledi. Girişimci Kaan Yapıcı, cihazın çalışma şekline ilişkin, şunları anlattı: "Geliştirdiğimiz sistem, klasik anlamda filament eriterek katman oluşturan bir 3D printerdan farklı olarak, mikro dozajlama prensibiyle çalışan bir eklemeli elektronik üretim platformu. Cihazın temel çalışma mantığı, iletken veya fonksiyonel mürekkeplerin belirli basınç, hız ve akış parametreleri altında kontrollü şekilde yüzeye aktarılmasına dayanıyor. Bu sayede devre kartı üzerindeki iletken yollar, kimyasal aşındırma yerine malzemenin ihtiyaç duyulan bölgelere seçici olarak aktarılmasıyla oluşturuluyor. Benzer amaçlarla kullanılan yurt dışı menşeli sistemler çoğu zaman on binlerce avrodan başlayıp, özellik seviyesine göre yüz binlerce avroya kadar çıkabiliyor. Bu da özellikle üniversiteler, AR-GE laboratuvarları, teknoloji girişimleri ve KOBİ'ler için erişimi zorlaştırıyor." Yapıcı, geliştirdikleri teknolojinin en önemli avantajlarından birinin, maliyetleri düşürerek bu teknolojiyi daha erişebilir hale getirmesi olduğunu belirterek, "Yerli olarak geliştirdiğimiz mekanik tasarım, elektronik altyapı, kontrol sistemi ve yazılım sayesinde hem ilk yatırım maliyetini hem de bakım, servis ve teknik destek maliyetlerini ciddi şekilde azaltabiliyoruz. Kullanıcılar ithal bir cihaz aldığında yalnızca cihaz bedelini değil, kurulum, eğitim, yedek parça, servis, ithalat, lojistik ve uzun bekleme sürelerinin maliyetini de üstlenmek zorunda kalıyor. Yerli bir sistem geliştirdiğinizde bu kalemlerin önemli bir kısmını daha hızlı ve ekonomik şekilde yönetebiliyorsunuz." şeklinde konuştu. "Bu katkıyı yalnızca 'bir cihazın yerlileştirilmesi' olarak görmüyoruz" Yapıcı, elektronik ve devre kartı üretiminde dışa bağımlılığın yalnızca son ürün tedarikiyle ilgili bir konu olmadığını, aynı zamanda prototip geliştirme, test, revizyon ve AR-GE süreçlerindeki üretim altyapısıyla da doğrudan ilişkili olduğunu anlattı. Türkiye'de birçok kurumun güçlü elektronik tasarım kabiliyetine sahip olsa da tasarlanan kartların fiziksel prototipe dönüşmesinin çoğu zaman dış tedarik süreçlerine, ithal ekipmanlara veya uzun teslim sürelerine bağlı kaldığını belirten Yapıcı, bunun da özellikle hızlı geliştirme gerektiren projelerde önemli bir zaman ve maliyet baskısı oluşturduğunu söyledi. Yapıcı, geliştirdikleri teknolojinin bu noktada, devre kartı ve fonksiyonel elektronik prototiplerinin kurum içinde üretilebilmesini sağladığını ifade ederek, "Cihaz ile kullanıcılar iletken mürekkebi kontrollü şekilde yüzeye aktararak elektroniklerini doğrudan oluşturabiliyor. Böylece her tasarım revizyonunda yurt dışından prototip kart beklemek yerine, laboratuvar ortamında aynı gün içinde deneme yapabilen bir üretim altyapısı kurulmuş oluyor." dedi. Ürünün tamamen yerli imkanlarla Türkiye'de üretildiğini vurgulayan Yapıcı, "Bu katkıyı yalnızca 'bir cihazın yerlileştirilmesi' olarak görmüyoruz. Asıl önemli olan, elektronik geliştirme döngüsünün kritik bir adımını yerelleştirmek. Devre tasarımı, malzeme seçimi, yüzey uyumu, baskı parametreleri, elektriksel performans gibi süreçlerin kurum içinde kontrol edilebilmesi, Türkiye'de donanım geliştiren ekiplerin daha hızlı öğrenmesini ve daha bağımsız hareket etmesini sağlıyor." değerlendirmesinde bulundu. Yapıcı, iç pazarda satışlara başladıklarını, şu ana kadar iç pazarda ağırlıklı olarak AR-GE ve eğitim odaklı kurumlardan talep aldıklarını, ilk aşamada ürünü özellikle üniversiteler, araştırma merkezleri ve teknoloji geliştirme süreçleri yürüten kurumlarla buluşturduklarını söyledi. Şu anda yurt dışı satış ve iş geliştirme süreçlerini ağırlıklı olarak Avrupa pazarı üzerinden ilerlettiklerini belirten Yapıcı, "Özellikle Almanya, Hollanda, İtalya, Fransa ve Birleşik Krallık bizim için öncelikli pazarlar arasında. Bu ülkelerde hem ileri üretim teknolojileri hem de esnek elektronikler, sensörler, malzeme geliştirme ve elektronik prototipleme alanlarında güçlü AR-GE altyapıları var. Dolayısıyla şirketimizin sunduğu hızlı prototipleme, farklı yüzeylere malzeme aktarımı ve laboratuvar ölçeğinde elektronik üretim kabiliyeti bu pazarlarda karşılık buluyor." ifadelerini kullandı. Yapıcı, geleceğe yönelik hedeflerine ilişkin, şunları kaydetti: "İhracat tarafında hedefimiz, Türkiye'de geliştirdiğimiz bu teknolojiyi önce Avrupa'daki AR-GE ve araştırma ekosistemine taşımak, ardından farklı bölgelere yaymak. Çünkü burada yalnızca bir donanım ihracatı değil, aynı zamanda yerli olarak geliştirilen bir üretim teknolojisinin ve malzeme işleme kabiliyetinin uluslararası pazara açılması söz konusu. Bizim için en kritik nokta, şirketimizi global pazarda erişilebilir, esnek ve AR-GE odaklı bir elektronik üretim platformu olarak konumlandırmak." Küresel pazarda Türk teknoloji girişimlerine yönelik algının son yıllarda olumlu yönde değiştiğini gördüklerini anlatan Yapıcı, "Özellikle mühendislik gücü yüksek, sahada çalışan ürüne sahip ve yalnızca yazılım değil donanım geliştirme kabiliyeti de olan girişimler daha fazla dikkat çekiyor. Avrupa'da görüştüğümüz kurumlarda, Türkiye'den çıkan bir donanım girişiminin kendi mekanik tasarımını, elektronik altyapısını, yazılımını ve malzeme süreçlerini birlikte geliştirebilmesi oldukça değerli bulunuyor." diye konuştu. Yapıcı, donanım ve derin teknolojiyi geliştirmenin zaman aldığını kaydederek, "Hata yapmak, tekrar denemek, malzeme bulamamak, üretimde sorun yaşamak bu sürecin doğal parçası. Ancak Türkiye'de teknoloji üretmek için çok ciddi bir potansiyel var. Bu potansiyelin gerçek ürüne dönüşmesi için genç mühendislerin yalnızca tüketen değil, tasarlayan, deneyen ve üreten tarafta daha fazla yer alması gerekiyor." ifadelerini kullandı.
- Devletten aldığı hibeyle modern bir tesis kurdu: 300 büyükbaş hayvanla günde 3 ton süt üretiyor
Siirt'in Kurtalan ilçesinde yaşayan çiftçi, Tarım ve Orman Bakanlığınca sağlanan hibe destekleriyle modern süt sığırcılığı tesisi kurarak bölgeye örnek bir başarı hikayesi yazdı. Aldığı desteklerle işletmesini büyüten çiftçi, 100 olan büyükbaş hayvan sayısını 300 başa, günlük süt üretimini de 3 tona çıkardı. Süt sığırcılığı faaliyetlerine daha az sayıda hayvanla başlayan çiftçi Veysi Arkan, 2021 yılında Tarım ve Orman Bakanlığı Kırsal Kalkınma Yatırımlarını Destekleme Programı kapsamında 100 başlık süt sığırcılığı projesi için başvuruda bulundu. Arkan, projesinin kabul edilmesiyle yaklaşık 1 milyon 500 bin lira hibe desteği aldı. İşletmesini daha da geliştirmek isteyen Arkan, 2025 yılında tesisin modernizasyonu ve kapasitesinin artırılması amacıyla yeniden hibe başvurusunda bulundu. Arkan, başvurunun kabul edilmesiyle 4 milyon 300 bin lira hibe desteği almaya hak kazandı. Verilen desteklerle tesisine 324 adet güneş enerji paneli kuran Arkan, işletmenin elektrik ihtiyacını büyük ölçüde kendi ürettiği enerjiyle karşılamaya başladı. Ayrıca hibe desteğiyle buzağı mama hazırlama sistemi, fanlar, gübre tankı ve süt soğutma tankı gibi modern ekipmanları da tesisine kazandırdı. Bugün 300 büyükbaş hayvan kapasitesine ulaşan işletmede günlük yaklaşık 3 ton süt üretimi gerçekleştiriliyor. Modern altyapısı ve yenilenebilir enerji yatırımlarıyla dikkat çeken tesis, bölgede süt sığırcılığı alanında örnek gösterilen işletmeler arasında yer alıyor.
- Adanalı çiftçi astronot besini üretirken fark etti: Bahçesindeki ağaçları 15 bine çıkardı, kendi markasını kurdu!
Adana’da su ürünleri mühendisi Yasemin Mutlu, bilimsel merakını tarımsal girişimcilikle birleştirerek Türkiye’ye örnek bir model sundu. Yüksek besin değeriyle astronotların beslenmesinde kullanılan "spirulina" yosunu yetiştiriciliğiyle işe başlayan Mutlu, üretim atıklarını zeytin bahçesinde gübre olarak kullandı. Verimin katlandığını görünce rotasını tamamen zeytinciliğe kıran girişimci, annesinin adıyla kurduğu "İlkbahar Hanım Çiftliği" markasıyla bugün 15 bin ağaçlık dev bir bahçeyi yönetiyor. Bilimsel dokunuşla üretilen zeytinyağları, artık internet üzerinden Türkiye’nin dört bir yanına ulaşıyor. Adana'da su ürünleri mühendisi Yasemin Mutlu, ailesinin yetiştirdiği zeytinlerden elde ettiği ürünleri annesinin adıyla markalaştırdı. Mutlu, Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Su Ürünleri Fakültesini bitirmesinin ardından küçüklüğünden bu yana ilgi duyduğu yüksek besin ve mineral değeriyle astronotların beslenmesinde kullanılan spirulina yosunu yetiştiriciliği yapmaya karar verdi. Bu kapsamda Mutlu, 2005'te merkez Yüreğir ilçesi Akpınar Mahallesi'nde ailesine ait araziye tesis kurarak spirulina cinsi mavi yeşil alg üretip satmaya başladı. Mutlu'nun bu üretimine paralel olarak ailesi de spirulina yosunu atıklarını gübre olarak değerlendirmek amacıyla aynı alana 1000 zeytin fidanı dikti. Kendi tesisindeki çalışmaların yanı sıra ailesinin tarımsal faaliyetlerine de destek olan Mutlu, 2015'te ticari nedenlerle alg üretimine ara vererek mesaisinin tümünü zeytin bahçesine ayırdı. Bu süreçte Mutlu, ÇÜ Ziraat Fakültesi Bioteknoloji Ana Bilim Dalında mikro alglerde yağ artırım çalışmaları üzerine yüksek lisans yaptı, Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Tarım Teknolojisi Bölümünü bitirdi. Ailesinin bahçesinden elde edilen ürünlerin pazarlanması için markalaşmayı önceleyen Mutlu, 2020 yılında annesinin ismini kullanarak "İlkbahar Hanım Çiftliği" markasını oluşturdu. Doktora eğitimine devam eden 43 yaşındaki Mutlu, süreç içerisinde ağaç sayısını 15 bine çıkardığı zeytin bahçesinden elde ettiği zeytinyağı ve sofralık zeytin çeşitlerini internet üzerinden Türkiye'nin çok sayıda iline pazarlıyor. Yasemin Mutlu, AA muhabirine, astronot beslenmesi merakıyla başladığı mavi yeşil alg cinslerinin üretimiyle tarım sektörüne girdiğini söyledi. Alg üretimiyle başladığı tarımsal faaliyetlerini zeytincilik alanında sürdürdüğünü anlatan Mutlu, "Mavi yeşil algleri gıda takviyesi olarak üretirken aynı zamanda da sıfır atık mantığıyla gübre olarak zeytinde kullandık. Üretimde çıkan atık suyu zeytin bahçemizde gübre olarak kullanmaya başladık. Zeytin verimliliği ve zeytinimizdeki kalitenin de arttığını gördük." diye konuştu. Mutlu, alg üretimine ara vermesinin yanı sıra zeytin ve zeytinyağı üretimine markalaşarak devam ettiklerini belirtti. Annesinin adıyla oluşturduğu markayla 5 zeytinyağı ve 3 sofralık zeytin çeşidini Türkiye'nin birçok iline gönderdiğini ifade eden Mutlu, şöyle konuştu: "Bugün 1000 ağaçla başladığımız zeytin bahçemizde 15 bin ağacımız mevcut. Hem sofralık zeytin hem de zeytinyağı konusunda iyi bir noktaya geldiğimizi düşünüyorum. Bu coğrafyada aslında gerçekten çok kıymetli olan bir ürünü yeniden hatırlatmak üzere yola çıktık. Biz zeytinciliğe ilk başladığımızda bölgemizde çok fazla zeytin yetiştiricisi yoktu fakat şu anda çok büyük alanlarda yerel çeşitlerimizin dışında farklı türlerde zeytinlerin de dikimi yapılıyor." Mutlu, markalaşma sayesinde ürününe hem katma değer kazandırdığını hem de daha çok kişiye ulaşmasını sağladığını kaydetti.
- 17 ve 18 yaşlarındaki Rüzgar ile Ege tarafından kurulan Atlantic, 5 milyon dolar değerleme üzerinden yatırım aldı
17 ve 18 yaşlarındaki Rüzgar İmren ve Ege Mustafa Çelik tarafından kurulan yapay zeka platformu Atlantic, Galata Business Angels'tan 5 milyon dolar değerleme üzerinden yatırım aldı. 17 ve 18 yaşlarındaki Rüzgar İmren ve Ege Mustafa Çelik tarafından kurulan yapay zeka şirketi Atlantic, Galata Business Angels (GBA)’dan 5 milyon dolar değerleme üzerinden yatırım aldı. Şirketlerin Slack, Jira, Google Workspace gibi onlarca araç arasında kaybolan saatlerini geri kazandıran yapay zeka ajan platformu Atlantic’in yatırımcıları arasına; Arif Akdağ, Kaan Boyner, Bülent Çelebi, Uğur Şeker, Ahu Büyükkuşoğlu Serter, Görkem Güven, Ata Uzunhasan ve diğer birçok isim katıldı. Türkiye’den kurulan küresel bir yapay zeka şirketi Bugün şirketlerin yapay zeka otomasyonuna geçişindeki en temel engel modellerin yetersizliği değil; e-postalara, kapalı dosyalara ve kurum içi veri tabanlarına dağılmış olan “şirket hafızasının” bir araya getirilememesidir. Atlantic, farklı kanallara dağılmış bu verileri toplayarak şirketin nasıl işlediğini uçtan uca öğrenip, bir “şirket beyni” olarak çalışıyor. Ancak platform yalnızca pasif bir bilgi merkezi olmakla kalmıyor; oluşturduğu bu kurumsal hafızayı doğrudan yapay zeka otomasyonuyla birleştiriyor. Şirketin organizasyon yapısını ve yetki zincirini birebir yansıtan yapay zeka ajanları; “şirket beyni”nden aldığı bağlamla toplantıları analiz edip ilgili kişilere atıyor, geciken görevleri proaktif olarak raporluyor ve departmanlar arası karmaşık süreçleri tek merkezden koordine ediyor. Böylece şirketlerin verileri, Atlantic ekosisteminde önce kurumsal bir hafızaya, ardından da kusursuz iş akışı otomasyonlarına evriliyor. Atlantic, gücünü kendi Atlas yapay zeka model ailesinden ve entegrasyonlardan (Slack, Jira, Google Workspace vb.) alıyor ve ürün şirketlerin mevcut altyapısını değiştirmeden anında devreye alınıyor. Kurumsal veri güvenliğini merkeze alan Atlantic, verilerin şirket dışına çıkmasını tamamen engelliyor. Müşteriler, Atlantic’te kullandıkları yapay zeka modellerini hem kendileri konfigüre edebiliyor, hem de Atlantic’in Atlas model ailesini tercih edebiliyor. Böylelikle uçtan uca veri güvenliği sağlanıyor. Bununla birlikte yapay zeka model eğitiminde hiçbir müşteri verisi kullanılmıyor. Ek olarak SOC 2 uyumluluğu ve KVKK veri rezidansı gerekliliklerini eksiksiz karşılaması üstün bir mimari sunuyor. Atlantic’in en dikkat çekici yönlerinden biri, kurucu kadrosunun genç yaşı. Şirketin kurucu ortağı ve CTO’su 17 yaşındaki Rüzgar İmren, bu yaşına rağmen yaklaşık dört yıldır farklı startup’larda yazılım mühendisi olarak görev yaptı. Bu deneyim boyunca bizzat yaşadığı ekipler arası koordinasyon kaosunu çözmek için Atlantic’i kurmaya karar verdi. Diğer yandan şirketin kurucu ortağı ve CEO’su 18 yaşındaki Ege Mustafa Çelik ise daha önce bir EdTech şirketinde CMO olarak çalıştı; öncesinde ise kendi dijital pazarlama ajansını yöneterek performans pazarlama, potansiyel müşteri bulma ve müşteriye dönüştürme alanlarında deneyim kazandı. Şimdi ise bu deneyimi Atlantic’e taşıyarak her şirketin koordinasyon yükünden kurtulmasını ve her ekibin zamanını asıl işine harcamasını mümkün kılıyor. İkili, henüz lise yaşında bir teknoloji şirketi kurarak Türkiye girişimcilik ekosisteminin en genç ve iddialı temsilcileri arasında yer alıyor. Atlantic’i ABD’de Delaware merkezli bir şirket olarak kuran Rüzgar ve Ege, hem küresel pazarda rekabet edebilecek bir yapı kurmayı hem de Türk kurumlarına özel KVKK uyumlu çözümler sunmayı stratejik bir öncelik olarak benimsiyor. GBA’dan stratejik yatırım Türkiye’nin önde gelen melek ağı olan GBA, bugüne kadar Insider One gibi onlarca büyük teknoloji girişimine yatırım yaparak Türk girişimcilik ekosisteminin gelişimine önemli katkılarda bulundu. Atlantic’e gerçekleştirdiği bu yatırım, GBA’nın yapay zeka alanına olan güveninin bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Atlantic’in kurumsal güvenlik gereksinimlerini karşılayan mimarisi, mevcut araçlarla sadece birkaç gün içinde sağladığı entegrasyon kabiliyeti ve KVKK uyumlu altyapısı bu yatırımın arkasındaki temel etkenler arasında gösteriliyor. 5 milyon dolar değerleme üzerinden gerçekleşen yatırım, Atlantic’in kuruluşundan sonraki ilk kurumsal sermaye girişini temsil ediyor. Şirket, alınan bu yatırımla birlikte ürün geliştirme, model eğitimi ve müşteri kazanımı alanlarında yakaladığı ivmeyi hızlandırmayı planlıyor. Alantic’in kurucu ortağı ve CEO’su Rüzgar İmren; “Genç bir girişimci olmak fırsatları görmenin ötesinde aksiyon alıp doğru zamanda doğru yerde olabilmekle alakalı. Bu konuda ilk günden beri bize destek olan Atakan Özkaya ve ilk melek yatırımcımız Umut Baran Zorlu’ya teşekkür etmek istiyorum. Genç bir girişimcinin bir teknoloji startup’ı kurarak Silikon Vadisi’ne gitmesinin en hızlı yolu geçmiş tecrübeleri olan girişimci dostlarının tecrübelerinden faydalanmaktır.”
- Genç girişimci devlet desteğiyle patron oldu! Çikolatayla gelen başarı...
İstanbul’da çikolata sektöründe çalışan 26 yaşındaki genç girişimci Resul Baskı, kısa sürede dikkat çeken bir başarı hikâyesine imza attı. Kariyerine bir çikolata fabrikasında çalışan olarak başlayan Baskı, girişimcilik hayalini gerçeğe dönüştürerek önce çalıştığı şirketi satın aldı. Bu adım, onun sektörde kendi markasını oluşturma yolundaki en önemli dönüm noktalarından biri oldu. AFYONKARAHİSAR'IN Şuhut ilçesinde genç girişimci, devlet desteğiyle üretim kapasitesini artırdığı çikolata fabrikasıyla yurt dışına ihracat yapıyor. İşlerini büyütmek ve üretim kapasitesini artırmak isteyen Baskı, yaklaşık iki yıl önce Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu'nun (TKDK) Afyonkarahisar İl Koordinatörlüğüne kapsamlı bir proje başvurusunda bulundu. Hazırladığı proje, hem üretim çeşitliliğini artırmayı hem de ihracata yönelik güçlü bir altyapı oluşturmayı hedefliyordu. Yapılan değerlendirmeler sonucunda projesi kabul edilen genç girişimciye, TKDK tarafından yaklaşık 6.76 milyon lira tutarında hibe desteği sağlandı. Aldığı bu destekle yatırımlarını hızlandıran Baskı, Afyonkarahisar'ın Şuhut Organize Sanayi Bölgesi'nde modern bir çikolata fabrikası kurdu. GENİŞ ÜRÜN YELPAZESİ YENİ tesisinde ileri teknoloji üretim hatları kurarak hem kaliteyi hem de üretim kapasitesini önemli ölçüde artırdı. Fabrikada meyveli çikolatalar, kuru yemiş kaplamalı ürünler ve farklı aromalara sahip çeşitli çikolata türleri üretilmeye başlandı. Ürünlerinde kalite ve çeşitliliğe önem veren Baskı, kısa sürede yalnızca yurt içi pazarda değil, uluslararası alanda da kendine yer buldu. Ürettiği çikolataları başta Irak ve İran olmak üzere Endonezya, Venezuela, Almanya, Suudi Arabistan ve Libya gibi birçok ülkeye ihraç etmeye başladı. Böylece hem Türkiye ekonomisine katkı sağladı hem de Türk çikolatasını farklı coğrafyalarda tanıtarak markasını global ölçekte büyütme yolunda önemli adımlar attı. Baskı, yaklaşık 2 bin metrekarelik alana sahip fabrikada çikolata çeşitleri üretimi yaptıklarını söyledi. KAPASİTE YÜZDE 150'YE ÇIKTI' KATMA değeri yüksek ürünlerle piyasada yer aldıklarını anlatan Baskı, "Buradaki makine kalite kısmına geliştirme yaptık. Daha kaliteli çikolata üretimine başladık. Burada üretim kapasitesini yüzde 150'ye kadar çıkarmış olduk. Çikolatalar birçok ülkeye gönderiliyor. Avrupa'ya açıldık. Yeni ürünlerle açılmaya devam edeceğiz. Devletimize teşekkür ederim, teşvikle kapasitem arttı. Şu an 30 kişi çalışıyoruz" ifadelerini kullandı. 'BÜTÜN YARTIRIMCILARIN ARKASINDAYIZ' TKDK Afyonkarahisar İl Koordinatörü Zülgari Özdemir de işin mutfağından gelen genç girişimciyle güzel bir projeyi hayata geçirdiklerini vurguladı. Fabrikada üretilen çikolata ürünlerinin talep gördüğüne değinen Özdemir, şunları kaydetti: "Çikolata üretimi Afyonkarahisar'da bizim ilk projemiz. TKDK olarak bütün yatırımcıların arkasındayız. Yeni projelerle ilgili girişimcimizle görüşmelerimiz devam ediyor. İnşallah, yeni projelerde daha da kapasite artırılarak ülkeye daha katma değerli ürünler üretilecek. Bunların da ihracatta ve iç pazarda değerlendirilmesi için elimizden gelen desteği vereceğiz."
- Konya'da sanayiden ringe uzanan başarı hikayesi: Dünya Kupası şampiyonu oldu
Konya'da sanayide kaportacılık yapan Tamer Kurt, sabah işte çalışıp akşam yaptığı antrenmanla hazırlandığı Dünya Kupası'nda kick boksta rakiplerimi eleyerek şampiyon oldu. Sanayide ustalaşmayı da hedefleyen sporcu, hem mesleğinde hem sporda zirveye çıkmak istediğini söyledi. Konya'da oto sanayide kaportacılık yapan Tamer Kurt, bir yandan da merak üzerine başladığı kick boksta kendini geliştirerek başarı elde etti. Sabah saatlerinde sanayide çalışan, akşamlarını ise antrenman salonunda geçiren Selçuklu Belediyespor Kulübünün milli sporcusu Tamer Kurt, Hindistan'da gerçekleştirilen Dünya Kupası'nda 60 kilo full contact gençler kategorisinde şampiyon oldu. "Sabahları iş, akşamları antrenman" Spora başlamadan önce kardeşiyle sürekli kavga ettiğini ve bu nedenle ailesinin boksa gitmesine karşı olduğunu anlatan milli sporcu 17 yaşındaki Tamer Kurt, "Sabahları iş, akşamları antrenman şeklinde hayatımı devam ettiriyorum. Küçükken kardeşimle çok kavga ederdik. Sürekli kardeşimi döverdim. Babam da bu yüzden spora ilk başta sıcak bakmadı, daha çok kavga edeceğimi düşündü. Tam aksine spora başlayınca ne kavga ettim, ne de mevzu yaptım. Hep ılımlı bir insan olmaya çalıştım. Kavgadan çekindim, kavga edenlerden uzak oldum. Sanayide kaportacıyım. Çoğu insan yaptığımın çok zor bir şey olduğunu söylüyor, beni tebrik ediyor. Çok azimli olduğumu söylüyorlar bu da benim çok hoşuma gidiyor ve daha azimli oluyorum, daha çok çalışıyorum. Bu sporda pek bir hedefim yoktu, dövüşmeyi öğrenmek istiyordum. Sonrasında baktığım sporun daha ciddi ve biraz daha resmi bir spor olduğunu öğrendim. Salonumuzdaki abiler, ablalar güzel dereceler elde edip salonumuza dönüş yaptığı zaman çok heves ettim. Ben de onlar gibi derece elde etmek istedim. Sonrasında yavaş yavaş küçük maçlardan, büyük maçlara doğru çalışarak, çabalayarak, şampiyon olarak geldim. Şampiyon oldukça daha iyisini yapasım geldi. Çok çalıştım, daha iyilerini elde ettim Allah'a şükür" dedi."İleride kaportacı olarak dükkan açmayı düşünüyorum" Azimle çalıştığı alanda hedeflerini anlatan Tamer Kurt, "Geçtiğimiz aylarda Hindistan'da gerçekleşen Dünya Kupası'nda rakiplerimi eleyerek kick boks 60 kilo full contact alanında gençlerde şampiyon oldum. Hedefim dünya şampiyonu olmak, en zirveyi görmek. Sonrasında ileriki maçlara da aynı şekilde, her girdiğim maçta güzel bir derece, güzel bir şampiyonluk elde etmek istiyorum. İleride kaportacı olarak dükkan açmayı düşünüyorum. Kendimi sanayi alanında biraz daha geliştirmeyi isterim hedefim o. İki alanda da hedefim var, sanayide çok güzel bir usta olup dükkan açıp ismimi duyurmak, sporda ise dünya şampiyonu olmak, büyük kitlelere hitap etmek isterim" ifadelerini kullandı."Bu sürecin sonunda şampiyonluğa, başarıya ulaştık" Selçuklu Belediyesi Kickboks antrenörü Fatih Koçyiğit ise, "Tamer'i biz spor okullarından seçtik. Yetenekli bir çocuktu. Altyapı takımına aldık. Altyapı takımından A takımına geçti. Ardından maçlara, müsabakalara girdi ve Türkiye şampiyonu oldu, Milli takıma girdi. Milli takımda Hindistan'da düzenlenen Dünya Kupası'nda şampiyon oldu. Tabii bu azim, çalışma, artı kendisi ekstradan gündüzleri sanayide çalışıyor. Sanayiden çıkıp antrenmana geliyor, antrenman yapıyoruz beraber ardından bu sürecin sonunda şampiyonluğa, başarıya ulaştık" diye konuştu.
- Bahçedeki ilkel kazandan Avrupa'ya uzanan 30 yıllık başarı hikayesi
Antalya'nın Akseki ilçesinde yaşayan Abdullah Güven, Toroslar'da yetişen 31 farklı bitkiden doğal yağ üreterek ürünlerini Türkiye'nin 81 iline ve Avrupa'ya gönderiyor. Antalya'nın Akseki ilçesinde yaşayan 61 yaşındaki Abdullah Güven, Toros Dağları'ndan topladığı şifalı bitkilerden ürettiği doğal yağlarla hem Türkiye'ye hem de Avrupa'ya ulaşarak ekonomiye katkı sağlıyor. Yaklaşık 30 yıldır bitki yağları üreten Güven, ilk yıllarda bakır kazanlarda ilkel yöntemlerle yalnızca kekik yağı çıkarırken bugün modern sistemlerle 31 çeşit bitkiden doğal yağ elde ediyor. Üretilen yağların gramı 4 lira ile 18 lira arasında değişirken en pahalı yağlar gramı 18 lira olan kekik, andız, ardıç, sedir, elma yağı. Üretime başladığı ilk yıllarda özellikle kekik bitkisini kurutup satan, ardından evinin bahçesinde son derece ilkel ortamlarda kazanda kaynattığı kekik bitkisini damıtarak yağını almaya başlayan Güven, aradan geçen 30 yıllık sürede Kekik bitkisinin yanına 30 bitki daha ekleyerek tesisleşti. Son olarak incir çekirdeği yağını da çıkarmaya başlayan Güven bugün Toroslarda yetişen 31 bitkinin yağını çıkartıp kargoyla tüm ülkeye gönderiyor. "EN FAZLA KEKİK YAĞI ÜRETİYORUZ" En çok kekik yağı ürettiklerini ve en fazla talebin de kekik yağına olduğunu belirten Abdullah Güven, yağ üretiminin zahmetli bir süreç olduğunu dile getirdi. Güven, "Yağ çıkarmak oldukça zahmetli ve zor bir iştir. Toroslarda yetişen bitkilerin ayrı bir lezzeti ve şifası vardır. İnsanlara faydalı olmaya çalışıyoruz. Bunun için de memnunuz. Yaptığımız yağların içinde en fazla kekik yağı üretiyoruz. Kekik yağının satışı daha çok. İnsanlar kekik yağını daha fazla tüketiyorlar" dedi. "AKSEKİ KEKİĞİNE DÜNYA ÇAPINDA ÖVGÜ" Akseki'de yetişen kekiklerin kalitesine dikkat çeken Güven, bölgenin iklimi ve doğasının bitkilere eşsiz aroma kattığını söyledi. Akdeniz Üniversitesi akademisyenlerinin yıllarca bölgedeki kekikler üzerine çalışma yaptığını aktaran Güven, "Bizim yöremizde yetişen kekiklerin yağı incelenmiştir. Almanya'da da çalışmalar yapılmıştır. Türkiye'nin birçok yerinden alınan numuneler arasında en iyisinin Akseki'de yetiştiği söylenmiştir. Buradaki iklim çok farklı olduğu için bitkilerin aroması ve kalitesi de çok güzel oluyor" diye konuştu. "KAZANDA YAĞ 4 SAATTE ÇIKIYOR" Bitki yağlarının üretim süreci hakkında bilgi veren Abdullah Güven, kazanlarda yapılan işlemlerin saatler sürdüğünü belirterek "Kazanlara bazen 80-100 kilogram, bazen de 300 kilogram bitki atıyoruz. Yapraklı türlerde miktar daha az oluyor. Bitkileri 100-120 derece arasında kaynatıyoruz. Yaklaşık bir saat sonra yağ vermeye başlıyor. Üç saat boyunca devam ediyor ve toplam 4 saatte yağ tamamen çıkmış oluyor" ifadelerini kullandı. "HER YAĞIN AYRI BİR ŞİFASI VAR" Ürettiği 31 çeşit yağın farklı alanlarda kullanıldığını belirten Güven, vatandaşlardan olumlu dönüşler aldıklarını söyledi. Kekik yağının üşütme ve virüslere karşı tercih edildiğini anlatan Güven, lavanta yağının rahat uyumaya yardımcı olduğunu, nane yağının mide bulantısına ve ağız yaralarına iyi geldiğini ifade etti. Okaliptüs yağının nefes açıcı ve sinek kovucu özelliği bulunduğunu belirten Güven, ardıç yağının eklem ağrıları ile nefes darlığına iyi geldiğinin bilindiğini anlattı. Menengiç yağının bağışıklık sistemini güçlendirdiğini dile getiren Güven, "Bizim yağlarımız doğal olduğu için halk daha çok tercih ediyor. Alan vatandaşlar sürekli yeniden sipariş veriyor. Türkiye'nin her yerine kargo ile gönderiyoruz. İnsanlara şifa dağıttığımız için mutluyuz" dedi. "İNCİR ÇEKİRDEĞİ YAĞI DA ÜRETMEYE BAŞLADI" Daha önce 30 çeşit bitki ve tohumdan yağ çıkaran Abdullah Güven, son olarak incir çekirdeği yağı üretimine başladığını belirtti. Vatandaşlardan olumlu geri dönüşler aldığını ifade eden Güven, özellikle çocuk sahibi olmak isteyen ailelerin kendilerine teşekkür ettiğini söyledi. "BU İŞİ BÜYÜTECEĞİZ" Oğlu ile birlikte sürekli yeni bitkiler üzerine araştırmalar yaptıklarını belirten Güven, Toros Dağları'ndaki hangi bitkilerden yağ çıkarabiliriz diye sürekli araştırmalar yapıyoruz. Bu işi büyüteceğiz. Büyük bir fabrika yapacağız. Ruhsatını aldık. Hedefimde ve hayalimde hep bu vardı. O hedefime ulaşarak ülke ekonomisine katkı sağlamak istiyorum" diye konuştu.
- Köylüler tarlasından servet topluyor: Eken 3 ayda evini, arabasını alıyor
Geleneksel tarımı bir kenara bırakıp o gizemli meyveye şans verdiler, sadece 3 ayda yatırımlarını dörde katladılar. Bir zamanlar "geçinemiyoruz" diyen köylüler, şimdi tarlalarından fışkıran servetin keyfini sürüyor. İşte kısa sürede lüks hayatın kapısını aralayan o üretimin detayları... Tarım dünyası, bugünlerde ezber bozan ve duyanları hayrete düşüren bir başarı hikayesini konuşuyor. Yıllarca pirinç ve mısır ekerek sadece karınlarını doyurabilen üreticiler, rotayı egzotik bir ürüne kırınca adeta zenginliğin kapısını araladı. Hindistan’ın Kundhei köyünde başlayan bu tarım devrimi, geleneksel yöntemleri bir kenara itenlerin nasıl kısa sürede sınıf atlayabileceğini gözler önüne seriyor. Köylüleri birer iş insanına dönüştüren ve tarlalardan servet fışkırmasını sağlayan bu formülün arkasında ise tek bir ürün var: Tayvan Mucizesi Sarı Karpuz! YATIRIMINI SADECE 3 AYDA 4'E KATLADI 2021 yılında küçük bir deneme üretimiyle başlayan bu serüven, şimdilerde adeta tam zamanlı bir darphaneye dönüşmüş durumda. Çiftçilerin paylaştığı gelir tablosu ise kelimenin tam anlamıyla dudak uçuklatıyor. Geleneksel mahsullerin yanına bile yaklaşamadığı bu kazançlı sistem şu şekilde işliyor: Düşük Sermaye, Dev Ciro: Sadece 50 bin rupilik bir başlangıç maliyeti, sezon sonunda tam 200 bin rupilik bir gelire ulaşıyor. Net Kâr Rekoru: Tüm masraflar çıktıktan sonra 3 ay gibi kısa bir sürede elde edilen 150 bin rupilik net kâr, bölgede daha önce görülmemiş bir rekor olarak kabul ediliyor. Çifte Kazanç Kapısı: Hızlıca hasat edilen karpuzların ardından arazi hemen pirinç ekimine hazır hale geliyor. Böylece çiftçiler, tek bir araziden yılda iki kez büyük gelir elde ediyor. BİR-İKİ HASAT SONRA LÜKS HAYAT BAŞLIYOR Üreticiler, Tayvan mucizesi olarak bilinen bu egzotik meyvenin kilogram fiyatının, yerel kırmızı karpuzları tam ikiye katladığını belirtiyor. Hasat döneminde yaşanan yoğun talep ve yüksek kâr marjı, üreticilerin yüzünü güldürüyor. Üretim alanını genişleten çiftçiler için artık ev ya da araba sahibi olmak yıllarca süren bir hayal değil; sadece bir-iki hasatlık, yani 15 günlük bir süreç haline gelmiş durumda. "Aarohi" ve "Vishala" gibi özel türlerle tarlalarını donatan köylüler, tarımda inovasyonun gücünü kanıtlıyor. PEKİ, BU KARPUZU BU KADAR DEĞERLİ KILAN NE? Piyasadaki diğer ürünleri gölgede bırakan ve alıcıların kapış kapış aldığı sarı karpuzun sırrı üç temel özelliğe dayanıyor. İlk olarak, bu ürün tam bir görsel şölen sunuyor. Dışı klasik yeşil olsa da kesildiğinde ortaya çıkan parlak sarı renk, lüks restoranların ve sofraların yeni gözdesi haline gelmesini sağlıyor. İkinci olarak, bal gibi tadıyla öne çıkıyor. Geleneksel kırmızı karpuzlara oranla çok daha yüksek bir şeker ve aroma oranına sahip olması, tüketici talebini patlatıyor. Son olarak ise hızlı döngüsüyle üreticisini zengin ediyor. Ekildikten sadece 90 gün sonra hasada hazır hale gelmesi, çiftçilere yılda birden fazla kez büyük ciro yapma imkanı tanıyor. Kundhei köyünün yazdığı bu başarı hikayesi, doğru ürünü doğru teknikle toprakla buluştururan her üreticinin kısa sürede nasıl bir servet biriktirebileceğinin en net kanıtı olarak literatüre geçiyor.
- Baba-oğul birlikte büyüttü: Bakkaldan market zincirine evrilen süreci anlattılar
Yozgat'ın Çandır ilçesinde 1986 yılında küçük bir bakkal olarak başlayan esnaflık hikayesi, bugün Seç Market çatısı altında iki kuşağın birlikte büyüttüğü modern bir markete dönüştü. Çandır'da yaşayan Sebahattin Yüceer, yaklaşık 40 yıl önce açtığı bakkal dükkanıyla esnaflığa adım attı. Uzun yıllar mahalle esnafı olarak hizmet veren Sebahattin Bey, 2019 yılında işleri oğlu Mustafa Yüceer'e devretti. Perakende sektöründeki dönüşüm ve artan rekabet koşullarıyla birlikte baba-oğul, daha güçlü ve sürdürülebilir bir yapı için Yıldız Holding perakende grubu çatısı altında faaliyet gösteren Seç Market sistemine dahil olmaya karar verdi. 2023 yılında mağaza Seç Market'e dönüştü. "KURUMSALLAŞMA ADINA SEÇ MARKET'İ TERCİH ETTİK" Baba Sebahattin Yüceer dönüşüm sürecini şu sözlerle anlattı: "1986 yılında bu dükkanda bakkaliyeye başladım. 2019 yılında oğlum Mustafa'ya devrettim. Aradan birkaç yıl geçince kurumsallaşma adına Seç Market'i tercih ettik." Küçük yaşlardan itibaren babasının yanında çalışarak esnaflığı öğrenen Mustafa Yüceer ise Seç Market'e geçişin yalnızca bir tabela değişimi olmadığını ifade etti. Mustafa Yüceer, dönüşüm sonrasında ürün çeşitliliğinden operasyonel süreçlere kadar birçok alanda gelişim yaşadıklarını belirterek şunları söyledi: "Yaklaşık 5 yaşından beri bu sektörün içindeyim. 2019 yılında işleri babamdan devraldım, 2023 yılında Seç Market iş ortaklığıyla mağazamızı açtık. Biz Yıldız Holding'i zaten biliyorduk ve güveniyorduk. Bu nedenle mağazamızı gönül rahatlığıyla kurduk. Seç'e geçtikten sonra ürün çeşitliliğimiz ve müşteri güveni arttı. Uzun yıllardır bu işi yapıyorduk ama aslında bildiğimiz, işin sadece yüzde 20'siymiş. Yüzde 80'ini Seç'ten öğrendik." "78 FARKLI TOPTANCI YERİNE TEK SİSTEMLE ÇALIŞIYORUZ" Daha önce çok sayıda toptancıyla çalıştıklarını ifade eden Mustafa Yüceer, Seç Market'in dijital altyapısı ve tedarik sistemi sayesinde operasyonel yüklerinin önemli ölçüde azaldığını belirtti. "Eskiden 78 tane toptancımız vardı. Günümüz, müşteriden çok toptancılarla geçiyordu. Şimdi ise tek bir sistem üzerinden binlerce ürüne ulaşabiliyoruz. Seç Portal sayesinde ürünleri, stokları ve satışları cep telefonumuzdan takip edebiliyoruz. Bu sistem bize zaman ve verimlilik kazandırdı." "HEM BİZ KAZANIYORUZ HEM MÜŞTERİLERİMİZ KAZANIYOR" Seç Market'in kurumsal yapısının hem kendilerini perakende sektöründeki yoğun rekabette güçlendirdiğini hem de müşteri güvenini ve mağazaya ilgisini artırdığını belirten Mustafa Yüceer sözlerini şöyle sürdürdü: "Günümüz şartlarında perakende sektöründe ayakta kalmak çok zor. Özellikle işi kurumsal bir yapı içinde yürütmezseniz ayakta kalmanız neredeyse imkansız. Seç Market burada devreye girerek bize büyük ulusal zincir marketlerle rekabet şansı veriyor. Müşterimiz uygun fiyatlarımızla, ürünlerin tazeliğiyle, çeşitliliğiyle kazanıyor. Biz de müşterilerimizi mutlu gördükçe mutlu oluyoruz." Seç Market Genel Müdürü Furkan Akiner: "Esnaflık kültürünün geleceğe taşınmasına katkı sunuyoruz" Seç Market Genel Müdürü Furkan Akiner, Yüceer ailesinin hikayesinin Seç Market iş modelinin Anadolu'daki güçlü örneklerinden biri olduğunu belirterek şu değerlendirmede bulundu: "Baba-oğul esnaflık yapan Sebahattin Bey ve Mustafa Bey'in hikayesi, mahalle esnafının değişen perakende dünyasında nasıl güçlenebileceğini gösteren çok kıymetli bir örnek. 40 yılı aşan esnaflık yolculuğu bugün ikinci kuşakla birlikte güçlenerek devam ediyor. Seç Market olarak 'esnaf sıcaklığında modern perakende' anlayışıyla yerel esnafın kendi kimliğini ve mahalle kültürünü koruyarak daha güçlü bir yapıya kavuşmasını hedefliyoruz. Esnaf kendi işinin sahibi olmaya devam ederken güçlü tedarik altyapısı, dijital çözümler, operasyonel destek ve ürün çeşitliliği gibi modern perakendenin avantajlarından faydalanıyor. Biz yalnızca bir mağaza dönüşümüne değil, nesiller boyu süren esnaflık kültürünün geleceğe taşınmasına da katkı sunuyoruz. Önümüzdeki dönemde de Türkiye'nin dört bir yanında esnafımızla omuz omuza vererek, esnaflık kültürünü yaşatan ve nesilden nesile aktaran bu tür ilham verici hikayelerin sayısını artırmayı hedefliyoruz."
- ChatGPT'nin kullanıma sunulmasından bu yana yüksek başarı gösteren öğrenci sayısı arttı.
ChatGPT'nin ortaya çıkışından bu yana ABD'deki üniversite öğrencilerinin akademik başarıları hızla artıyor ve bu durum yapay zekanın eğitimde "not şişirmesine" neden olduğu endişelerini artırıyor. ABD'de yapılan yeni bir çalışma, ChatGPT'nin ortaya çıkışından bu yana üniversitede A notu (iyi ila mükemmel) alan öğrenci sayısının önemli ölçüde arttığını gösteriyor ve bu durum yapay zekanın eğitimde "not enflasyonuna" katkıda bulunduğu endişelerini artırıyor. Araştırmanın yazarı, Kaliforniya Üniversitesi Berkeley'den Profesör Igor Chirikov, Axios'a verdiği demeçte, "Daha önce C notu alan öğrencilerin artık A notu aldığını görüyoruz" dedi. Yapay zekâ, öğrenme ve araştırmayı etkili bir şekilde destekleyebilir, ancak yanlış kullanıldığında olumsuz sonuçlara da yol açabilir. (Görsel: Getty Images) Yapay zekâ, öğrenme ve araştırmayı etkili bir şekilde destekleyebilir, ancak yanlış kullanıldığında olumsuz sonuçlara da yol açabilir. (Görsel: Getty Images) Bu çalışma, ABD'nin Teksas eyaletindeki büyük bir araştırma üniversitesinde 2018'den 2025'e kadar olan sınav puanı verilerini analiz etmektedir. Sonuçlar, ChatGPT'nin 2022 sonlarında piyasaya sürülmesinden bu yana, İngilizce kompozisyon yazımı veya programlama gibi yapay zekanın öğrenmeyi etkili bir şekilde destekleyebildiği konularda A notu sayısının yaklaşık %30 arttığını göstermektedir. Öte yandan, heykelcilik veya laboratuvar çalışmaları gibi yapay zekanın uygulanmasının zor olduğu konularda puanlarda neredeyse hiç önemli bir değişiklik görülmedi. Sayın Chirikov çalışmada üniversitenin adını açıklamadı, ancak üniversitenin yüksek kabul standartlarına sahip ve çeşitli alanlarda 50.000'den fazla öğrencisi bulunan bir üniversite olduğunu belirtti. "Bunun sadece bir üniversiteye özgü bir sorun olduğunu düşünmüyorum. Bu eğilim tüm yükseköğretim sisteminde görülüyor," dedi Chirikov. Profesör, "not şişirmesi" olgusunun aslında 2000'li yılların başından beri var olduğunu, ancak yapay zekanın bu eğilimi, özellikle ödevlere büyük ölçüde dayanan derslerde, daha da kötüleştirdiğini sözlerine ekledi. Denetimsiz ödevler, öğrencilerin çalışmalarını tamamlamada yapay zekâ desteğinden yararlanmaları için elverişli bir ortam sağlar. Chirikov, yapay zekanın yanı sıra, bunun nedenlerinden birinin de öğretim görevlileri üzerindeki baskıdan kaynaklandığına inanıyor. Amerika Birleşik Devletleri'ndeki birçok üniversitede, öğrenci değerlendirmeleri öğretim üyelerinin terfi veya sözleşme yenileme fırsatlarını etkileyebildiğinden, bazı üniversiteler bu konuda daha hoşgörülü davranmaktadır. Biraz daha yüksek not vermek, velilerden ve öğrencilerden gelen şikayetleri azaltmaya yardımcı olur. Ortalama not daha yüksek olduğunda okulun imajı da daha iyi olur. Profesör Chirikov, "Yapay zekâ ortaya çıkmadan önce bile birçok öğrenci A notu almak için kolay dersleri seçiyordu. Yapay zekâ bu eğilimi daha da güçlendirdi," derken, yapay zekânın akademik performansı etkilemesini önleyecek "sihirli bir çözüm" olmadığını da kabul etti. Yapay zekâ destekli sınavların yaygınlaşmasıyla birlikte, birçok öğretim görevlisi kopya çekmeyi önlemek için sınav yöntemlerini değiştirmeye başladı; örneğin öğrencilerden elle yazmalarını veya yüz yüze sözlü sınavlara girmelerini istemeye başladılar. Ancak Chirikov, yapay zekayı eğitimden tamamen ortadan kaldırma girişiminin uzun vadede mümkün olmadığını savunuyor. Üniversitelerin, öğrencilerin yapay zekayı kullanmalarına olanak tanıyan yeni ödev türleri geliştirmeleri gerekiyor, ancak bu teknolojinin öğrenme sürecinde nasıl kullanıldığı konusunda şeffaf olmaları şart. "Yapay zekâ entegre edilmiş ödevleri tasarlarken daha yaratıcı olmalıyız," dedi. "Öğrenciler büyük dil modelleri kullanabilirler, ancak bunları nasıl kullandıklarını açıkça açıklamaları gerekiyor." Zor olsa da, Chirikov, yükseköğretimin teknolojiyi yasaklamaya çalışmak yerine yapay zekâ çağına uyum sağlamaya daha fazla yatırım yapması gerektiğini vurguladı. Kaynak: https://vtcnews.vn/sinh-vien-gioi-gia-tang-ke-tu-khi-chatgpt-xuat-hien-ar1018838.html
- Kadın girişimci köyüne fabrika kurdu! Tonlarca üretim yapıyor ama siparişlere yetişemiyor
Çorumlu 2 çocuk annesi kadın girişimci köyüne üretim tesisi kurdu. Hem atık malzemeleri değerlendiriyor hem de katma değer sağlıyor. Devletten 3.9 milyon TL'lik hibe desteği alarak işe başlayan Ebru Zorlu, bir tane bile fazladan ağaç kesilmesine gerek kalmadan üretim yapıldığına dikkat çekiyor. Yılda 6 bin ton üretim yapılıyor ancak talebi karşılayabilmek için 12 bin tonluk üretim hedefi bulunuyor. İşte genç girişimcinin ilham veren hikayesi.... Çorum'da ailesinin 1996 yılından beri sürdürdüğü kereste üretimi ve ahşap ev yapımı işinden artan ahşap atıkları değerlendirmek isteyen 2 çocuk annesi genç yatırımcı Ebru Zorlu, pelet üretim tesisi kurmaya başladı. Zorlu, devlet desteği almak için Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu'na (TKDK) başvurdu. IPARD II 11. Başvuru Çağrı Döneminde projesi desteklenen Ebru Zorlu, 7,2 milyon liralık yatırımı için 3,9 milyon lira hibe desteği aldı. Çorum Merkez ilçesine bağlı Kayaca köyü mevkiinde tesisisi kuran Zorlu, 2023 yılının sonunda üretime başladı. Tesiste ekonomik değeri kalmayan kereste atıklarını katma değerli ürüne dönüştürülerek hem ekonomiye katkı sağlıyor hem de doğanın korunmasında büyük rol oynuyor. Bir yakının tavsiyesi üzerine devlet desteği olduğunu öğrendiğini belirten Ebru Zorlu, “Ailem 1996 yılından beri her türden kereste üretimi ve ahşap ev yapımı işi ile uğraşıyor. Bu üretimleri gerçekleştirirken ortaya çıkan atıkların değerlendirilmesi amacıyla pelet üretim işine yatırım yapmaya karar verdik. TKDK'dan, hayvancılık tesisi kuran bir yakınımızın ‘birçok sektöre destek veriyorlar, gidin görüşün' demesiyle haberdar olduk. Projemizi anlattığımızda katma değerli ürünler sektörüne başvuru yapabileceğimizi söylediler. Projemiz tamamlanana kadar hep yardımcı oldular” dedi. Tesiste yapılan üretim için fazladan ağaç kesilmesine gerek kalmadığını kaydeden Zorlu, Tesisimizde çam kerestesi üretimimiz sırasında ortaya çıkan ekonomik değeri olmayan kereste atıkları ve talaşı üretim ortamından uzaklaştırarak depolamak için ayrıca bir zaman, işgücü ve para harcıyorduk. Ya da isteyenlere veriyorduk. Şimdi bu atıklar pelet üretim tesisimizin hammaddesi oldu. Orman ürünleri işleyen diğer tesislerin atıklarını da çok uygun fiyatlarla satın almak suretiyle onlarında atıklarından kurtulmalarına ve aynı zamanda para kazanmalarına vesile oluyoruz. Pelet üretimimizde hammadde teminimiz orman ürünlerinin atıklarının değerlendirilmesi ve geri dönüşümüne dayandığından dolayı bizim tesisimizin ihtiyacı için bir tane bile ağacın fazladan kesilmesi gerekmiyor. Yatırımımızla hem kendi atık çam tomruk, kereste parçalarını ve talaşlarını hem de diğer tesislerde ortaya çıkan atıkları alıp çam peletine dönüştürüyoruz” diye konuştu. 15 kişinin tesiste istihdam edildiğini kaydeden Zorlu, “2023 yılı biterken yatırımımızı tamamladık ve pelet üretimine başladık. Şuan tesisimizde kereste imalatı ve pelet üretimi bölümlerimizde 15 çalışanımızla, tek vardiyada yılda 6 bin ton pelet üretimi yapıyoruz. Müşteri kitlemiz çoğaldıkça iki vardiya ile çalıştığımızda üretim kapasitemiz yıllık 12 bin tona çıkacak. Ev kullanıcıları için 6 milimetre, endüstriyel tesislerde kullanılmak üzere de 8 milimetre boyutlu, hiçbir kimyasal katkı kullanmadan, yüzde yüz çam odunu ve kereste artıklarından elde ettiğimiz çam talaşından pelet üretiyoruz. Ürünümüz için Türk Standartları Enstitüsü (TSE) ve Avrupa Birliğine (AB) ihraç sertifikaları aldık. Şimdilik genellikle Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki illerde bulunan müşterilerimize satış yapıyoruz” şeklinde konuştu.
- Muz lifinden ayakkabı üreten kadın girişimci dünyaya açıldı
Mersin’in Bozyazı ilçesinde yaşayan girişimci Beste Cercis, muz ağaçlarının atık olarak görülen liflerini değerlendirerek çevre dostu ayakkabılar üretiyor. Geleneksel yöntemleri modern tasarımla buluşturan bu girişim, sürdürülebilir üretim anlayışıyla dikkat çekiyor. Ailesiyle birlikte Bozyazı’ya yerleşen Cercis, bölgede muz ağaçlarının liflerinden geçmişte yararlanıldığını fark etti. Yörede yaşayan kadınların, muz ağacının atık gövdesinden lif elde ettiğini ancak zamanla bu geleneğin terk edildiğini öğrenen Cercis, bu potansiyeli yeniden canlandırarak ekonomik değere dönüştürdü. KOSGEB DESTEĞİYLE GİRİŞİM HAYATA GEÇTİ Girişimcilik eğitimlerine katılan Cercis, muz liflerinden ürün geliştirme fikrini KOSGEB desteğiyle hayata geçirdi. Yaptığı AR-GE çalışmaları sonucunda üretim sürecini şekillendiren girişimci, Bozyazı’daki atölyesinde kadın istihdamına da katkı sağlıyor. GELENEKSEL EL EMEĞİYLE ÜRETİLİYOR Üretim sürecinde muz ağaçlarının yılda bir kez meyve verdikten sonra atıl kalan gövdeleri kullanılıyor. Bu gövdeler lif haline getirilerek kadınlar tarafından dokuma, eğirme ve bükme gibi geleneksel yöntemlerle işleniyor. Hazırlanan materyaller, Ankara’daki ustalar tarafından farklı tasarımlara sahip ayakkabılara dönüştürülüyor. SIFIR ATIK VE PATENTLİ TASARIMLAR Cercis, geri dönüşüm odaklı yaklaşımını tasarımla birleştirerek kendi markası altında patentli ürünler geliştirdiğini belirtiyor. Üretilen ayakkabılar aynı zamanda sıfır atık sertifikasıyla belgeleniyor. Bu yönüyle girişim, çevre dostu üretim modelleri arasında öne çıkıyor. ULUSLARARASI PLATFORMDA TANITIM Girişimin hikayesi, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yürütülen “Anadoludakiler Projesi” kapsamında da yer aldı. Ürünler ayrıca Birleşmiş Milletler toplantıları çerçevesinde New York’taki Türkevi’nde düzenlenen sıfır atık temalı sergide sergilendi. Bu etkinlikte ürünlerin uluslararası katılımcılara tanıtılması, markanın bilinirliğini artırdı. YURT DIŞINDAN TALEP ARTIYOR Cercis, kurduğu e-ticaret altyapısıyla ürünlerini hem yurt içinde hem de yurt dışında satışa sundu. Özellikle Körfez ülkelerinden gelen talebin artması dikkat çekti. Girişimci, kamu destekleri ve kredi imkanlarıyla işini büyütmeye devam ettiğini ifade etti. KADIN GİRİŞİMCİLERE ÇAĞRI Sıfır sermayeyle başladığı bu yolculukta önemli bir mesafe kat ettiğini belirten Cercis, özellikle kadın girişimcilere verilen teşviklerden çekinmeden yararlanmaları çağrısında bulundu. Sürekli gelişim ve üretim odaklı yaklaşımın başarıda belirleyici olduğunu vurguladı.











