Bu sitede ara
Boş arama ile 1150 sonuç bulundu
- Yarım Dönümlük Bahçede Başladı, Ahudududan Yüksek Gelir Elde Ediyor
Adana’nın Saimbeyli ilçesinde bir kadın üreticinin azmi, doğru tarım yatırımıyla küçük arazilerden de yüksek gelir elde edilebileceğini gösteriyor. Saimbeyli’de yaşayan Melahat Durmuşoğlu, İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü’nün desteğiyle ilçede ahududu yetiştiriciliğini başlattı. Yaklaşık 820 rakımda kurulan yarım dönümlük bahçe, ilçede bu üretimin ilk örneği oldu.Geçtiğimiz yıl diktiği fidelerden bu sezon yüksek verim alan Durmuşoğlu, iki günde bir yaklaşık 35-40 kilogram ahududu hasat ediyor. Kilogramını 500 liradan satışa sunan üretici, taze meyvenin yanı sıra ürünleri değerlendirmek için reçel ve pestil de hazırlıyor. Böylece kısa sürede tüketilmesi gereken ahududuların ziyan olmasının önüne geçen Durmuşoğlu, ürünlerini farklı şekillerde değerlendirerek bölge ekonomisine katkı sağlıyor. Saimbeyli ve Tufanbeyli pazarlarında ahududuları gören vatandaşların şaşırdığını belirten üretici, özellikle hazırladığı reçele yoğun ilgi olduğunu söyledi. Ahududu yetiştiriciliğine İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü personelinin önerisiyle başladığını anlatan Durmuşoğlu, ‘Ben bu işi yaparım dedim ve başardım’ dedi. Üretimin diğer kadın çiftçilere de örnek olmasını isteyen Durmuşoğlu, yarım dönüm ya da bir dönümlük arazilerde ahududu yetiştirilebileceğini belirtti. Üretici, ilerleyen dönemde ahududunun ihracatının yapılmasını hedefliyor. Kaynak: İHA
- Mutfak Parasıyla Başladı, Şimdi 40’tan Fazla Kadına İş Veriyor
Ankara’nın Çubuk ilçesinde dört çocuk annesi Hülya Elma’nın mutfak masrafı için ayırdığı parayla başlattığı üretim, bugün 40’tan fazla kadına iş imkânı sağlayan başarılı bir girişime dönüştü. Ailesinin birikimlerini dolandırıcılık nedeniyle kaybeden Elma, yaşadığı zorluklara rağmen pes etmedi. Mutfak masrafları için ayırdığı parayla 1 kilogram kıyma ve 5 kilogram un alan girişimci, evinde mantı yaparak yeni bir başlangıç yaptı. Annesinin desteğiyle hazırladığı mantıları sipariş üzerine satan Elma, elde ettiği ilk kazancı yeniden malzeme almak için kullandı. Siparişlerin artmasıyla birlikte evdeki çalışma alanı yetersiz kalınca daha geniş bir alana geçti ve üretim kapasitesini artırmak için hamur yoğurma ve hamur açma makineleri aldı. Evde başlayan mantı üretimi zamanla Ankara’daki çeşitli işletmelere ürün sağlayan bir işe dönüştü. Artan talepler üzerine kendi iş yerini açan Elma, mantının yanı sıra yaprak sarma, kurabiye, börek, baklava ve farklı yöresel yemekler de üretmeye başladı. Bugün işletmesinde 40’ın üzerinde kadın çalışan bulunan Hülya Elma, kadınların ekonomik hayatta daha fazla yer almasını önemsiyor. Kazancını yeniden işine yatırarak büyümeyi sürdüren girişimci, kendi hikâyesinin üretmek ve çalışmak isteyen kadınlara örnek olmasını istiyor. Çubuk’un geleneksel lezzetlerinden homaça da Elma’nın ürettiği yöresel yemekler arasında yer alıyor. Dana eti ve tuzla hazırlanan yemek, tereyağında kızartılan etlerin uzun süre pişirilmesiyle hazırlanıyor. Geleneksel olarak odun ateşinde pişirilen homaçanın hazırlık süreci yaklaşık 7-8 saat sürüyor. Müşterilerden gelen talepler üzerine homaça üretimine başladıklarını belirten Elma, belediyeyle yapılan iş birliği sonucunda yemeğin coğrafi işaret tescili aldığını söyledi. Ankara’da başlayan üretim, zamanla Türkiye’nin farklı illerine ve yurt dışına ulaştı. Almanya ve Fransa başta olmak üzere Türklerin yoğun yaşadığı ülkelerden sipariş alan Elma, erişte ve tarhana gibi ürünleri kargoyla gönderdiklerini, homaça gibi yemekleri ise uygun taşıma koşullarında hazırlayarak müşterilerine ulaştırdıklarını belirtti.
- 200 metrekarede başladı, 2 dönümlük üretime ulaştı: Safranla gelen büyük başarı
Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde bir üreticinin azmi, tarımda doğru ürüne yatırım yapıldığında nelerin başarılabileceğini gösteriyor. 53 yaşındaki üretici, safran yetiştiriciliğine yalnızca 200 metrekarelik bir alanda başladı. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın desteğiyle temin ettiği 20 kilogram safran soğanıyla üretime adım atan girişimci, kısa sürede ekim alanını 2 dönüme kadar genişletti. Bugün yaklaşık 120 kilogram safran soğanı eken üretici, üretimin tüm aşamalarını büyük ölçüde el emeğiyle gerçekleştiriyor. Safranın hasada ulaşması ise yaklaşık 15 gün gibi kısa bir sürede gerçekleşiyor. Kilosu 900 bin ila 950 bin lira arasında alıcı bulan safran; gıda, kozmetik, boya ve ilaç sektörlerinde kullanılıyor. Bu yönüyle “mucize bitki” olarak da tanımlanan safran, bölgedeki üreticiler için yüksek katma değerli bir gelir kapısı oluşturuyor. Küçük bir alanda başlayan bu girişim, doğru destek, sabır ve emekle tarımda büyük başarılara ulaşılabileceğinin dikkat çekici bir örneği oldu.
- Hiçbir şey ayağınıza gelmiyor!
Bilgisayara olan hevesi sebebiyle babasının bir arkadaşının yanında bilgisayar toplayarak ilk iş hayatına başlayan Berkay Somalı, genç girişimci olarak bugünkü pozisyonuna nasıl geldi? Üretimin beşiğine doğan ve orada harmanlaşan sanayiciler, disiplin ve ilham ile bütünleşen atölyelerinde üretim tutkusunun peşinden koşarlar. Nasırlaşmış ellerle hayallerin somut bir objeye dönüşmesine aracılık eden üretim serüveni, memleketin geleceğini aydınlatmada yol gösteren Kuzey Yıldızı gibidir. Türkiye’nin üreten gücüne güç katan sanayicilerine vizörden baktığımız Nasıl Başardı? Sanayi TV ekibi bu hafta, Altensis'in ortağı Zebra Electronics & Voltrun'un CEO'su, çevresel sürdürülebilirlikle ilgili işletmelerde girişimci Berkay Somalı'yı konuk etti. Berkay Somalı, çocukluk ve gençlik yıllarındaki en özel anları Sanayi TV’den muhabir arkadaşımız Mustafa Ayabakan ile paylaştı. ARKADAŞLARIMA PİZZA ISMARLADIM 1979 aslen Bursa doğumlu iki çocuklu ailenin en küçük çocuğu olarak hayata gözlerini açan Berkay Somalı’nın yolu İstanbul’a daha bebekken düştü. Memur bir ailede büyüyen Somalı, ablasının yurt dışına gitmesiyle ailede tek çocuk gibi büyüdü. Ortaokul dönemlerinden itibaren kendi isteğiyle iş hayatına atılan Berkay Somalı, neredeyse tüm yazları çalışarak geçirdi. Aslında şimdiki mesleğine olan ilgisinin çocukluk dönemlerinde oluşmaya başladığını ifade eden Somalı o günleri, "Çocukluğum genel olarak neşeli geçti, klasik çocuk maceralarını bizler de yaşadık. Yazları hem oynadım hem de çalıştım. Neredeyse ortaokuldan itibaren yaz tatillerimi dolu dolu geçirdim. O dönemler babam kendisine bilgisayar almıştı. Ben de babamdan gizli gizli bilgisayarda oyunlar oynar, karıştırırdım. Bir süre sonra babamdan daha çok anlar olmuştum bu makineden. Hatta babamın birkaç işini yapar harçlığımı alırdım. Çocuk yaştaki ilk iş hayatıma da biraz babamın zorlamasıyla girmiş bulundum ama en azından sevdiğim bir şeydi. Bilgisayara olan hevesim sebebiyle babamın bir arkadaşının yanında bilgisayar toplayarak aslında ilk iş hayatıma başlamıştım. Hatta kendi paramı da ilk o zaman kazanmıştım. Kendi emeğinizin karşılığını o yaşta almak çok gurur verici bir duygu. Hemen arkadaşlarımı topladım hep beraber pizza yemeğe gittik. O pizzanın tadını asla unutamam" sözleriyle ifade etti. KÜLTÜRE UYUM SAĞLAMAYA ÇALIŞTI Genellikle haylaz, çok konuştuğu için sınıftan atılan, şikâyet edilen, devamlı uyarılan bir öğrenci olduğunu söyleyen Somalı, lise dönemlerini derslerinden dolayı daha sakin geçirmek zorunda kaldı. Nitekim biraz duruldu da denebilir. Ne kadar haylaz da olsa mastırını Amerika’nın en iyi üniversitelerinden birinde yaptı. Genç yaşta Amerika gibi farklı bir kültüre uyum sağlamaya çalışması bir yana hem okuyup hem de hocalarının asistanlığını yaptı. Asistanlık yaptığı sürede de okula ödeme yapmak yerine maaşlı çalışmaya başladı. KENDİMİ TEKNOLOJİNİN İÇERİSİNDE BULDUM Anaokulundan üniversite son sınıfa kadarki eğitim hayatını İstanbul’da tamamlayan Somalı, Boğaziçi Üniversitesi inşaat mühendisliğinden mezun oldu. Üniversite hayatından sonra Amerika’ya giden Somalı, orada proje yönetimi üzerine masterını tamamladı. Bilgisayara karşı olan ilgisi ve hevesiyle kariyer hayatına önce orada başladığını düşünsek de Somalı, beş yıl boyunca Amerika’nın en büyük şirketlerinden birinde adım attı. Çeşitli şirketlerde yeşil bina projeleri üzerine çalışmalar yaptığını aktaran Somalı, “Amerika’daki ilk işimde kariyerimde dönüm noktası yaşadım diyebileceğim bir projede çalıştım. 2 tane yeşil bina projesinde direkt sahada proje mühendisi daha sonra proje yöneticisi olarak çalışma fırsatı elde ettim. Bu projelerdeki gördüğüm teknolojiler ve sürdürülebilirlik uygulamaları gerçekten beni çok etkiledi ve kariyerimi bu yönde devam ettirme kararını aldım. Yaklaşık 5 sene farklı departmanlarda çalıştım ama her zaman yeşil bina projelerinin içindeydim. Ardından güneş enerji sistemleri uygulaması yapan bir firmaya geçtim, orada da biraz tecrübe kazandıktan sonra Türkiye'ye döndüm” ifadelerini kullandı. Aslında her anlamda kendini bir şekilde teknolojinin içerisinde bulan Somalı, 2008’de Türkiye’ye dönerek ilk şirketi Altensis’in kurucu ortaklarından oldu. RİSK ALMAK ZORUNDAYDIK 2008 yılında yaşanan kriz döneminin yeterince verimli geçmediğini ifade eden Berkay Somalı, krizi fırsata çevirerek o sene içerisinde birkaç proje aldıklarını söyledi. İlk etapta üç kişi olarak çıktıkları bu yolda şu anda 25 kişilik bir mühendislik ve mimarlık ekibi ile çalışmalarına devam ettiklerini aktaran Somalı, "2010 yılında Zebra Electronics’i kurduk. Sadece iki mühendisle iş hayatına başlayan bir AR-GE firması olarak neredeyse beş yıl hiç ürün çıkarmadık. Bu süreç bizi en başa götürdü, çok zorlandık. Herkes parasını toprağa, mala mülke yatırırken biz ARGE’ye yatırdık risk aldık. Elektrikli araç piyasasına yönelik ürünler yapıyorduk ama sektör daha harekete geçmemişti. Daha yeni yeni canlanmaya başladı diyebiliriz. Yirmi beş kişi olarak çıktığımız bu yolda şu an Voltrun ile birlikte yüz kişiyi geçtik. Dolayısıyla sabretmeden ve devamlı üretip risk almadan hiçbir şey ayağınıza gelmiyor" şeklinde konuştu.
- Baba mesleğini teknolojiyle buluşturdu! Üretimini ihracata taşıdı
Bursa’da yazılım sektörünü bırakarak baba mesleği arıcılığa yönelen 28 yaşındaki Muhammed Yasir Tacioğlu, ürettiği bal ve arı sütünü yurt dışına ihraç ediyor. Genç girişimci, geleneksel üretimi teknolojiyle birleştirerek Türk ballarını dünya pazarına taşımayı hedefliyor. Bursa’da yaşayan 28 yaşındaki Muhammed Yasir Tacioğlu, yazılım sektöründe geçirdiği 6 yılın ardından çocukluğundan beri aşina olduğu arıcılığa yöneldi. Sektörde yaşanan daralma nedeniyle 2018’de başladığı yazılımcılık kariyerini 2024’te sonlandırmak zorunda kalan Tacioğlu, 1977 yılından bu yana arıcılık yapan babasının mesleğini daha kurumsal bir yapıya kavuşturmak için kendi markalarını kurdu. Çocukluk yıllarından itibaren arıcılığın içinde bulunan genç girişimci, yazılım alanında edindiği bilgi ve deneyimleri aile mesleğine taşıdı. Üretimin yanı sıra markalaşma, dijital pazarlama ve ihracat alanlarında da çalışmalar yürüten Tacioğlu, geleneksel arıcılık birikimini teknolojiyle birleştirerek işini büyütmeyi amaçlıyor. 8 ÇEŞİT BALI TÜKETİCİYLE BULUŞTURUYOR Babasının arıcılık faaliyetlerini uzun yıllardır geleneksel yöntemlerle sürdürdüğünü belirten Tacioğlu, Gölyazı Mahallesi’nde bulunan arı sütü çiftliğinde üretim yapıyor. Çiftlikte ikisi salgı balı, altısı çiçek balı olmak üzere toplam 8 çeşit bal tüketiciye sunuluyor. Salgı balı, arıların bitkilerin canlı kısımlarından veya bu bitkiler üzerinde yaşayan bazı böceklerin salgılarından topladığı maddeleri kendi enzimleriyle işleyerek oluşturduğu özel bir bal türü olarak tanımlanıyor. Babasının arıcılık mesleğini yaklaşık yarım asırdır aktif olarak sürdürdüğünü hatırlatan Tacioğlu, aileden gelen birikimi daha geniş kitlelere ulaştırmak istediğini belirterek, “Ben de babamın oluşturduğu bu birikimi gelecek nesillere ve dünyaya taşımak istiyorum. Hedefimiz Türkiye'nin farklı bölgelerindeki zengin flora ballarını dünyaya tanıtmak.” ifadelerini kullandı. AYNI ÇİFTLİKTE BAL VE ARI SÜTÜ ÜRETİMİ ZAHMETLİ Arı sütü üretiminin emek isteyen bir süreç olduğunu ve birçok aşamanın titizlikle yürütülmesi gerektiğini vurgulayan Tacioğlu, bu sezon yalnızca Gölyazı’daki çiftliklerinde 30-35 kilogram arı sütü hasat ettiklerini açıkladı. Aynı tesiste hem bal hem de arı sütü üretmenin güçlüklerine değinen Tacioğlu, üretim süreçlerine ilişkin şu bilgileri verdi: “Aynı çiftlikte hem bal hem arı sütü üretmek de oldukça zor. Bu nedenle burada daha çok arı sütüne odaklanıyoruz. Buna rağmen bu çiftliğimizde aynı zamanda yaklaşık 400-500 kilogram bal da hasat ettik. Güzel bir sezonda diğer çiftliklerimizle birlikte arı sütü üretimimiz 200 kilograma kadar çıkabiliyor. Vatandaşların doğal, hakiki arı sütü ve bal tüketmesine önem veriyoruz.” Ürünlerin güvenilirliğini sağlamak amacıyla analiz süreçlerine de önem verdiklerini belirten Tacioğlu, bal ve arı sütü ürünlerinin Tarım ve Orman Bakanlığı onaylı laboratuvarlarda analizlerden geçirildiğini bildirdi. Kendi tesislerinde de balın nem oranı ve sezonluk değerleri gibi farklı ölçümlerin takip edildiğini kaydetti. 3 TON SEDİR BALI KATAR'A İHRAÇ EDİLDİ Ürettikleri arı sütü ve balları yurt dışına da gönderdiklerini belirten Tacioğlu, özellikle Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerini kapsayan MENA bölgesinden talep aldıklarını söyledi. İhracat faaliyetleri kapsamında son olarak yaklaşık 3 ton sedir balını Katar’a gönderdiklerini aktardı. Türkiye’nin arı sütü ve farklı bal çeşitlerinin uluslararası ölçekte birinci sırada yer alabilecek kalitede olduğunu ifade eden Tacioğlu, üretim anlayışlarını şu sözlerle anlattı: “Ürettiğimiz arı sütü ve balın ihracatını da yapıyoruz. En son yaklaşık 3 ton sedir balını Katar'a yolladık. Türkiye'nin arı sütü ve çeşitli balları dünyada birinci sırada olacak kalitededir. İlaç kalıntısı olmayan, yem ve şeker görmemiş bal üretmeye özen gösteriyoruz ve bunların hepsini analizli bir şekilde müşterilerimize sunuyoruz. Katar, Bahreyn, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri'ne ihracatımız oluyor. Ayrıca yurt dışındaki fuarlara da katılıyoruz. Bu sayede bağlantılarımız gelişiyor. Balımızı test eden yabancılardan talep de geliyor. Yurt dışından Türk balına ciddi bir talep var. Biz de o talebi elimizden geldiğince karşılamaya çalışıyoruz.” Tacioğlu, Katar’ın yanı sıra Bahreyn, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne de ihracat gerçekleştirdiklerini belirtti. Yurt dışındaki fuarlara katılarak iş bağlantılarını geliştirdiklerini aktaran girişimci, ürünlerini deneyen yabancı müşterilerden gelen taleplerin de arttığını ifade etti. Türk balına uluslararası pazarda ciddi ilgi bulunduğunu dile getiren Tacioğlu, bu talebi imkânları ölçüsünde karşılamaya çalıştıklarını kaydetti. YAZILIM DENEYİMİYLE KÜRESEL MARKA HEDEFİ Yazılım sektöründe kazandığı deneyimleri arıcılık faaliyetlerinde değerlendirdiğini belirten Tacioğlu, dijital pazarlama çalışmalarının yanı sıra yapay zeka destekli uygulamalar ve çevrim içi müşteri kanallarından yararlanarak markasının küresel pazardaki görünürlüğünü artırmaya çalışıyor. Baba mesleğini daha ileri bir noktaya taşımak istediğini vurgulayan Tacioğlu, Türkiye’nin bitki çeşitliliğinden kaynaklanan zengin bal potansiyelini uluslararası pazarlarda tanıtmayı hedeflediğini belirtti. Geleneksel üretim deneyimini teknolojiyle bir araya getirerek markasını dünya çapında tanınan bir yapıya kavuşturmak istediğini söyleyen Tacioğlu, hedefini şu ifadelerle dile getirdi: “Türkiye'nin zengin flora çeşitliliğini, birbirinden farklı ve değerli ballarını dünyanın her yerine tanıtmak istiyorum. Yazılım sektöründe edindiğim tecrübeleri de bu hedef doğrultusunda kullanıyorum. Geleneksel üretim tecrübesiyle teknolojiyi bir araya getirerek markamızı küresel bir marka haline getirmeyi hedefliyoruz.”
- Kendi İşini Kurma Desteği başarıya dönüştü: Emek üretime dönüştü
İŞKUR’un Kendi İşini Kurma Hibe Desteği’nden yararlanan Enes Eseroğlu, karton bardak üretimi alanında kendi işletmesini kurarak sağlanan destek ile girişimcilik hedefini üretime ve istihdama dönüştürdü Konya Çalışma ve İş Kurumu (İŞKUR) İl Müdürlüğü, kendi işini kurmak isteyen girişimcilere desteklerine devam ediyor. Her bir destek yeni başarı hikayelerinin ortaya çıkmasına katkı sağlıyor. Konya İŞKUR’un sağladığı desteklerden yararlanan Enes Eseroğlu da aldığı destek ile karton bardak üretimi alanında kendi işini kurarak girişimcilik yolunda önemli bir adım attı. İŞKUR’UN HİBE DESTEĞİ HAYATINI DEĞİŞTİRDİ Kendi İşini Kurma Hibe Desteği kapsamında girişimini hayata geçiren Eseroğlu, karton bardak üretimine yönelik işletmesini faaliyete geçirdi. Aldığı destek sayesinde üretim için gerekli altyapıyı oluşturan genç girişimci, kendi işinin sahibi oldu. EMEKLERİN ÜRETİME DÖNÜŞMESİNDE ÖRNEK OLDU Hayalini kurduğu işletmeyi hayata geçiren Enes Eseroğlu’nun girişimi, verilen desteklerin üretime dönüşmesine örnek oldu. Karton bardak üretimiyle ticari faaliyetlerine başlayan Eseroğlu, girişimcilik hedefini somut bir yatırıma dönüştürdü. GİRİŞİMCİLERE DESTEK SÜRÜYOR Kendi İşini Kurma Hibe Desteği ile girişimcilerin iş hayatına daha güçlü adımlarla katılması, üretimin artırılması ve yeni işletmelerin ekonomiye kazandırılması hedefleniyor. Destekten yararlanan girişimcilerin başarı hikâyeleri ise yeni iş fikirlerini hayata geçirmek isteyenlere örnek oluşturuyor.
- Bal mumundan geliştirdiği ürünle plastik streç filme alternatif sunuyor
Girişimci Gülşehri Çukur, ürettiği bal mumu kaplı pamuk kumaşlarla plastik streç filme çevre dostu ve yeniden kullanılabilir alternatif sunuyor. AA muhabirinin "8 Mart Dünya Kadınlar Günü" için hazırladığı "Üretimle Güçlenen Kadınlar" başlıklı dosyasının bu son haberinde çevre duyarlılığını ön planda tutarak plastiğe alternatif ürün üreten kadın girişimci Gülşehri Çukur'un hikayesi ele alındı. 43 yaşındaki girişimci Çukur, hayatının büyük kısmını İstanbul ile Ankara'da geçirdiğini ve 2017 yılına kadar satış-pazarlama alanında çalıştığını söyledi. 2017'de Ankara'da yaptığı işi bırakarak eşiyle Muğla'nın Köyceğiz ilçesine taşınma kararı aldıklarını belirten Çukur, "Eşimle ilk tanıştığımızda ortak hayalimizin doğayla iç içe bir üretim hayatı olduğunu konuşmuştuk. Şehir hayatından köy yaşamına geçtik. İçimde hep bir üretme isteği vardı." dedi. Köyde geçirdiği ilk yıllarda koyun ve tavuk yetiştirdiğini, ardından arıcılık kursuna katıldığını anlatan Çukur, "Babadan, dededen arıcı değilim. Kursa başladığımda arıların o büyülü dünyası beni çok etkiledi. Dersleri adeta ağzım açık dinliyordum. Arıcılık eğitiminde arıların yalnızca bal üretmediğini öğrendim. Bize sürekli 'Arılar, sadece baldan ibaret değil. Polen, propolis ve bal mumu gibi ürünler de çok kıymetli.' deniyordu. Bu sözler bende iz bıraktı." diye konuştu. "Asıl dönüşüm bal mumuyla başladı" Kurs bitmeden ilk kovanlarını temin ettiğini, zamanla devletin sağladığı hibe desteğiyle kovan sayısını ve ekipmanlarını artırdığını dile getiren Çukur, zamanla bal, polen ve propolis satışına başladığını ancak işindeki asıl dönüşümün, bal mumuyla ilgili araştırmalarıyla başladığını ifade etti. Çukur, sözlerini şöyle sürdürdü: "Antik çağlardan beri kullanıldığını, mumyalarda bile yer aldığını okudum. Antibakteriyel özelliğinin olduğunu öğrendim. Köyde büyüklerimiz de bal mumunu eritip kumaşa batırarak ağrılara sardıklarını, bebeklerin gaz sancısında kullandıklarını anlatıyordu. Eskiden buzdolabı yoktu, plastik yoktu. 'İnsanlar, gıdaları nasıl saklıyordu?' diye düşündüm. Bu sorunun peşine düşerek bal mumuyla kaplı kumaşlar denemeye karar verdim. Kendi kovanımdan aldığım bal mumunu erittim, pamuklu kumaşa uyguladım. Ütüyle yaptım. Ortaya çıkan şeyin adeta streç film gibi her şekli aldığını, kabın üzerine yapıştığını görünce gözlerime inanamadım." İlk olarak limon, peynir ve yeşillikler üzerinde denemeler yaptığını anlatan Çukur, gıdaların daha uzun süre taze kaldığını görünce ürünü çevresiyle paylaşmaya başladığını söyledi. Viral video ile gelen talep Evde kendi imkanlarıyla yaptığı ilk kumaşı sosyal medya hesabındaki takipçileriyle paylaştığını, videonun kısa sürede milyonlarca kişiye ulaştığını ve bir anda yüzlerce sipariş aldığını anlatan Çukur, bu ilgiyi görünce küçük bir atölye kurmaya karar verdiğini belirtti. Başlangıçta günde ancak birkaç ürün imal edebildiğini dile getiren Çukur, bal mumunun uygun ısıda kalmasını sağlayacak çözümler bulup kendi üretim yöntemini oluşturduğunu ve "BeeBezz" markasıyla logo tasarımı yaparak her şeyi adım adım geliştirdiğini söyledi. Bugün geldiği noktada farklı boyutlarda bez ve kese modelleri ürettiğini ve ürünlerin iki yıla kadar kullanılabildiğini ifade eden Çukur, "Bu bezler, yalnızca streç filme değil buzdolabı poşetine de alternatif. Yıkanıp tekrar kullanılıyor. Doğal hava geçirgenliği sayesinde gıdanın ömrü uzuyor. Küflenme gecikiyor. Mikroplastik riskini azaltıyor. Ben bunu bir ürün değil tek kullanımlık plastiklere bir çözüm olarak görüyorum. Kullanıcılardan en çok 'Artık evime streç film sokmuyorum.' şeklinde geri dönüş alıyorum. Benim için en büyük başarı, insanların mutfaktaki alışkanlıklarının değişmesi." şeklinde konuştu. Geçmişteki satış-pazarlama deneyiminin, markalaşma sürecinde avantaj sağladığını dile getiren Çukur, "Küçük üreticiler de sürdürülebilir çözümler geliştirebilir. Büyük fabrikalar olmadan da alışkanlıklar değiştirilebilir. Benim hikayem bunun bir örneği." dedi.
- Sebze fidesi üretiminde kadın eli: Eda Girgin'in başarı hikayesi
Balıkesirli Eda Girgin, sürdürülebilir yöntemlerle fide üretimi yaparak, sosyal medyada 435 bin takipçiye ulaştı ve ürünlerini yurt genelinde pazarlıyor. Balıkesir'in Burhaniye ilçesinde, kırsal Kızıklı Mahallesi'nde 7 yıl önce fide üretimine başlayan Eda Girgin, yurdun dört bir yanına sebze fideleri gönderiyor. Eşi Oğuzhan Girgin ile birlikte sürdürdükleri bu işte, ilaçsız üretim yöntemlerine odaklanarak, sağlıklı sebzeler yetiştiriyorlar. İnternet üzerinden geniş bir pazarlama ağı Eda Girgin, sebze çeşitliliği konusunda oldukça iddialı. Domateste 150, biberde ise 120 çeşit sunan girişimci, özellikle ürünlerini sosyal medya üzerinden pazarladıklarını belirtiyor. Şu an sosyal medyada 435 bin takipçiye ulaştıklarını ifade eden Girgin, bu sayede işlerini büyütme imkanı bulduklarını vurguluyor. Doğal yöntemlerle üretim yapmak önceliğimiz İlaçsız üretim ilkelerine bağlı kalan Girgin, pestisit kullanmamaya özen gösterdiklerini ve bunun için hem kendi geliştirdiği tarifleri hem de eğitim aldığı yöntemleri uyguladığını aktarıyor. Tarım teknolojisi okuyarak bilgi birikimini artıran Eda, çiftçiliğin bir aile meselesi olduğunu dile getiriyor: "Hep birlikte ailecek çalışıyoruz, butik bir aile çiftliğiyiz. Bu süreçte birçok kadın girişimciye ilham vermeyi umuyoruz. İşimizi büyütecek gücü kendimizde bulmalıyız," diyor. Cari üretimlerde kışlık fidelerin yanı sıra yaklaşan yaz sezonu için hazırlıkların da sürdüğünü belirten Eda Girgin, Türkiye’nin dört bir yanına canlı fideleri özel tasarım paketlerde göndererek, hobi bahçelerine renk katmaya devam ediyor.
- Kayseri'de olmaz denilen yerde 15 ton ürettiler!
Kayseri'de sert iklim koşulları ve zirai don tehlikesi nedeniyle tarımsal üretimin güçleştiği Erciyes Dağı eteklerinde dikkat çeken bir başarıya imza atıldı. 70 dekarlık arazide hayata geçirilen projeden 15 tonluk hasat elde edildi. Peki, zorlu doğa koşullarına rağmen bu başarı nasıl elde edildi? Kayseri'nin önemli tarım merkezlerinden Develi'de, üreticilerin yıllardır karşı karşıya kaldığı zirai don tehlikesine karşı dikkat çekici bir adım atıldı. Erciyes Dağı eteklerinde ilkbahar aylarında yaşanan ani sıcaklık düşüşleri, özellikle erken çiçek açan meyve ağaçlarında ciddi ürün kayıplarına neden olabiliyor. Araştırmacı Yazar Nezir Ötegen'in aktardığı bilgilere göre, bölgenin iklim özelliklerini dikkate alan Gazi Keçe Fabrikası, geç uyanan ceviz çeşitlerine yönelerek alternatif bir üretim modeli geliştirdi. Projeyle hem tarımsal üretimin çeşitlendirilmesi hem de bölgedeki çiftçilere örnek olunması hedeflendi. 70 dekarlık araziye 2 bin ceviz fidanı dikildi Gazi Keçe Fabrikası Yönetim Kurulu Başkanı Murat Şahin, fabrikanın çevresinde bulunan 70 dekarlık kumlu arazinin ceviz bahçesine dönüştürüldüğünü belirtti. Şahin, proje kapsamında 2 bin adet geç uyanan ceviz fidanının toprakla buluşturulduğunu ifade ederek, gerçekleştirilen yatırımın bölgedeki çiftçilere ve tarıma yönelmek isteyen girişimcilere örnek olmasını amaçladıklarını kaydetti. Develi'de 2026 hasadında 15 ton ceviz üretildi Projenin üretim sonuçlarına ilişkin bilgi veren Gazi Keçe Fabrika Müdürü Seyfi Topçu, bahçede bölgenin iklim ve toprak koşullarına uyum sağlayan Fernor ve Chandler ceviz çeşitlerinin tercih edildiğini söyledi. Topçu, dikimden yaklaşık üç yıl sonra meyve vermeye başlayan bu çeşitlerden 2026 yılı hasat döneminde yaklaşık 15 ton ürün elde edildiğini açıkladı. Elde edilen rekoltenin bölge açısından önemli bir sonuç olduğunu belirten Topçu, Develi'de ceviz yetiştiriciliğini yaygınlaştırmak isteyen üretici ve yatırımcılara profesyonel danışmanlık desteği sunduklarını da ifade etti. Zirai dona karşı geç uyanan cevizler tercih edildi Erciyes Dağı eteklerinde meyve yetiştiriciliğinin önündeki en önemli engellerden biri, ilkbahar aylarında meydana gelen geç don olayları olarak gösteriliyor. Bölgede yetiştirilen bazı yerli ceviz çeşitleri nisan ayının ilk haftasında uyanmaya başlarken, bu dönemde yaşanan sıcaklık düşüşleri ağaçların yeni sürgünlerine ve çiçeklerine zarar verebiliyor. Gazi Keçe'nin kurduğu bahçede ise daha geç uyanan iki ceviz çeşidi tercih edildi. Chandler: Nisan ayının sonlarına doğru uyanmasıyla erken gelişen çeşitlere göre yaklaşık 15 ila 30 günlük avantaj sağlayabiliyor. Fernor: Mayıs ayının ilk haftasında uyanması sayesinde ilkbahar geç donlarına karşı önemli bir avantaj sunabiliyor. Bu özellikleriyle her iki çeşidin de Develi'nin sert iklim koşullarında ceviz yetiştiriciliği açısından alternatif oluşturduğu belirtiliyor. Bununla birlikte geç uyanma özelliği, zirai don riskini tamamen ortadan kaldırmıyor. Erciyes cevizi Şili ceviziyle karşılaştırıldı Projenin dikkat çeken bir diğer yönü ise üretilen cevizlerin lezzet ve aroma özellikleri oldu. Gazi Keçe Ceviz Danışmanı Ziraat Mühendisi Sedat Acar, Erciyes Dağı eteklerinde yetiştirilen Fernor cevizlerinin aromatik özelliklerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Acar, bölgenin sert iklim koşullarında yetişen Fernor cevizlerinin aroma yoğunluğunun, Şili'de üretilen aynı çeşit cevizlerden daha yüksek olduğunu öne sürdü.
- TIME Dergisi, bir Türk buluşu olan RENCO’yu 2026’nın En İyi İcatları Arasında Gösterdi
İnşaat sektöründe yeni bir dönemin kapılarını aralayan RENCO, geliştirdiği yenilikçi kompozit yapı sistemiyle dünyaca ünlü TIME dergisinin “2026’nın En İyi İcatları” listesine girmeyi başardı. Daha hızlı, ekonomik, dayanıklı ve çevre dostu yapıların inşa edilmesini sağlayan teknoloji, geleneksel inşaat yöntemlerine güçlü bir alternatif sunuyor. Turkiye’de ve ABD'nin Florida eyaletinde faaliyet gösteren RENCO, inşaat sektöründe devrim niteliğinde bir yeniliğe imza attı. Şirketin geliştirdiği patentli kompozit yapı sistemi, dünyanın en prestijli yayınlarından TIME dergisi tarafından 2026 yılının en iyi icatlarından biri seçildi. TIME'ın dünya genelinde hayatı değiştirme potansiyeline sahip 300 yeniliğe yer verdiği listede bulunan RENCO, özellikle konut maliyetlerini azaltmayı, inşaat sürelerini kısaltmayı ve çevresel etkileri en aza indirmeyi hedefleyen teknolojisiyle dikkat çekti. RENCO kurucusu Engin Yesil: “İnşaat Sektöründe bir Devrim” RENCO yapi sistemini 15 yildir gelistirdiklerini, systemin bir cok ozellileri ile birlikte depreme dayanikliginin one ciktigini ve TIME ‘in listesine girmekten gurur duyduklarini belirtti. Geliştirilen sistemin inşaat sektöründe köklü bir dönüşüm sağlayacağını vurguladı. Yesil, “Geleneksel ahşap, çelik ve beton yapılara maliyet ve zaman tasarrufu sağlayan güçlü bir alternatif geliştirdik. Tamamen kompozit yapısal bileşenlerden oluşan sistemimiz sayesinde kasırgalara ve depreme dayanıklı yapılar inşa edebiliyoruz. TIME tarafından bu başarıya layık görülmemiz, dünyanın yenilikçi teknolojimize hazır olduğunu gösteriyor.” ifadelerini kullandı. Lego Mantığıyla İnşa Edilen Yeni Nesil Yapılar RENCO'nun geliştirdiği yapı sistemi, geleneksel betonarme ve çelik konstrüksiyon yöntemlerinden farklı olarak birbirine uyumlu, özel olarak üretilmiş kompozit yapı bileşenlerinden oluşuyor. Cam elyafı, reçine ve doğal minerallerin bir araya getirilmesiyle oluşturulan özel malzeme, hassas kalıplama teknolojisiyle üretiliyor. Lego parçalarını andıran yapı elemanları, özel yapıştırıcılar kullanılarak birleştiriliyor ve bütünleşik, dayanıklı bir yapı oluşturuyor. Şirketin açıklamalarına göre sistem, geleneksel beton yapı sistemlerine kıyasla çok daha hafif olmasına rağmen yüksek dayanıklılık sunuyor. RENCO, geliştirdiği kompozit yapı elemanlarının betonarme sistemlerin yaklaşık beşte biri ağırlığında olduğunu belirtiyor. Ayrıca yapı sistemi; yangına, suya, küfe ve zararlılara karşı dayanıklılığıyla öne çıkarken, Kategori 5 seviyesindeki kasırgaların oluşturduğu zorlu koşullara dayanabilecek şekilde tasarlanıyor. 11 Kişilik Ekiple Sekiz Haftada Yapısal İnşaat RENCO teknolojisinin en dikkat çekici özelliklerinden biri de inşaat süresini önemli ölçüde kısaltması. Şirketin ABD'deki ilk projelerinden biri olan Florida'nın Palm Springs bölgesindeki 96 dairelik konut kompleksinde, özel uzmanlık gerektirmeyen işlerde çalışan 11 kişilik bir ekip görev aldı. Proje kapsamında üç katlı dört binanın taşıyıcı yapı sistemlerinin her biri yaklaşık sekiz haftada tamamlandı. Bu uygulama, RENCO'nun geliştirdiği teknolojinin özellikle konut ihtiyacının hızla arttığı bölgelerde önemli bir alternatif olabileceğini ortaya koydu. Florida'da Tam Otomatik Üretim Tesisi Faaliyete Geçti RENCO, teknolojisini daha geniş pazarlara ulaştırmak amacıyla Florida'nın Jupiter kentinde tam otomatik üretim tesisini de faaliyete geçirdi. Robotik kollar, gelişmiş sıkıştırma kalıplama makineleri ve pultrüzyon üretim hatlarıyla donatılan fabrikada, yapı sisteminin tüm temel bileşenleri yüksek hassasiyetle üretiliyor. Şirketin verdiği bilgilere göre tesis, yılda yaklaşık 6 bin konut biriminin inşasında kullanılabilecek miktarda yapı bileşeni üretme kapasitesine sahip. Bu gelişmeyle birlikte RENCO, endüstriyel üretim teknolojisini inşaat sektörüyle birleştirerek daha hızlı, standartlaştırılmış ve ekonomik konut üretiminin önünü açmayı hedefliyor. Çevre Dostu İnşaat Teknolojisiyle Atık Miktarı Azalıyor RENCO'nun geliştirdiği kompozit yapı sistemi, yalnızca hız ve dayanıklılık açısından değil, çevresel sürdürülebilirlik bakımından da dikkat çekiyor. Fabrikada önceden hazırlanan yapı bileşenleri, renk kodlu montaj planları doğrultusunda inşaat sahasında birleştiriliyor. Böylece geleneksel yöntemlerde ortaya çıkan kesim, kırma ve malzeme kayıpları büyük ölçüde azaltılıyor. Şirket, bu sistem sayesinde inşaat sahalarında neredeyse sıfır atık hedefiyle çalışılabildiğini ifade ediyor. Uluslararası Ödüllerle Başarısını Taçlandırdı RENCO'nun TIME dergisinin 2026'nın En İyi İcatları listesine dahil edilmesi, şirketin uluslararası alanda elde ettiği başarıların son halkası oldu. Şirket daha önce Paris'te düzenlenen JEC Kompozit İnovasyon Ödülleri'nde yapı inovasyonları alanında birincilik elde etti. Ayrıca İsviçre'deki BLT Built Design Awards kapsamında “En İyi İnşaat Ürünü Tasarımı” ödülüne layık görüldü. RENCO'nun patentli yapı sistemi, uluslararası standartlar kapsamında çeşitli yapısal performans, fiziksel dayanıklılık ve yangın direnci testlerinden de geçirildi. Şirketin açıklamasına göre, ilgili değerlendirmelerin ardından IAPMO tarafından yayımlanan değerlendirme raporu, sistemin yüksek kasırga riski taşıyan bölgeler de dahil olmak üzere Uluslararası İnşaat Kodu kapsamında kullanılabilmesine yönelik teknik uygunluğu ortaya koydu. İnşaat Sektörünün Geleceğinde Yeni Bir Dönem Artan konut fiyatları, iş gücü maliyetleri ve sürdürülebilir yapı ihtiyacı, dünya genelinde inşaat sektörünü alternatif teknolojilere yönlendiriyor. RENCO'nun geliştirdiği yenilikçi kompozit yapı sistemi, hızlı montaj, yüksek dayanıklılık, düşük atık miktarı ve maliyet avantajı hedefleriyle bu dönüşümün dikkat çeken örneklerinden biri olarak gösteriliyor. TIME dergisinin 2026'nın En İyi İcatları listesinde yer almasıyla uluslararası görünürlüğünü artıran RENCO, geleneksel yapı yöntemlerine alternatif oluşturabilecek teknolojisiyle küresel inşaat sektöründe yeni bir dönemin öncülerinden biri olmayı hedefliyor.
- Samsunlu kardeşlerden görme engelliler için "Gözümsün": Yapay zekalı uygulama fiyatı sesli okuyor
Samsun'da Poyraz Onat Coşgun (12) ile kardeşi Pars Onan Coşgun (11), görme engelli bireylerin market ve mağazalarda bağımsız alışveriş yapmasını kolaylaştırmak için yapay zeka destekli "Gözümsün" uygulamasını geliştirdi. Ürünü tanıyan, fiyat etiketini okuyup seslendiren ve mağaza içinde yönlendirme yapan proje, TEKNOFEST 2026'da Türkiye üçüncülüğü elde etti. Samsun'da iki kardeş, görme engelli bireylerin alışveriş sırasında yaşadığı güçlükleri azaltmak amacıyla yapay zeka destekli bir mobil uygulama geliştirdi. 12 yaşındaki Poyraz Onat Coşgun ve 11 yaşındaki kardeşi Pars Onan Coşgun'un geliştirdiği "Gözümsün", kullanıcıyı mağaza içerisinde yönlendirirken ürünleri ve fiyat etiketlerini de tanıyabiliyor. Uygulama, elde ettiği bilgileri sesli olarak kullanıcıya aktararak görme engelli bireylerin alışverişlerini daha bağımsız gerçekleştirebilmesini amaçlıyor. İKİ KARDEŞTEN GÖRME ENGELLİLERE BÜYÜK KOLAYLIK: "GÖZÜMSÜN" "GÖZÜMSÜN" NASIL ÇALIŞIYOR? Canik Belediyesi Özdemir Bayraktar Keşif Kampüsü ve Samsun Bilim ve Sanat Merkezi öğrencileri tarafından geliştirilen uygulama, iki farklı arayüzden oluşuyor. Bunlardan ilki mağaza içi navigasyon sistemi. Bu özellik, kullanıcının satın almak istediği ürünün bulunduğu reyona ulaşmasına yardımcı oluyor. İkinci bölüm ise reyon bilgisi özelliği. Kullanıcı ürünün fotoğrafını çektiğinde uygulama yapay zeka desteğiyle ürünü analiz ediyor. Ardından ürünün marka ve fiyat bilgilerini sesli olarak kullanıcıya aktarıyor. 200 ÜRÜN ÜZERİNDE TEST EDİLDİ "Gözümsün" uygulaması yalnızca teorik olarak geliştirilmedi, farklı mağaza ortamlarında da test edildi. Proje kapsamında uygulama 4 farklı zincir market ile bir alışveriş merkezindeki giyim, kozmetik, oyuncak ve kitap-kırtasiye mağazalarında denendi. Toplam 200 ürün üzerinde gerçekleştirilen testlerde, ürün tanıma başarısı yüzde 100, fiyat etiketi okuma başarısı ise yüzde 90 olarak ölçüldü. Bu oranlar proje ekibinin gerçekleştirdiği testlerin sonuçlarını yansıtıyor. TEKNOFEST 2026'DA TÜRKİYE ÜÇÜNCÜSÜ OLDULAR 2025 yılında geliştirilmeye başlanan "Gözümsün", ilk olarak TÜBİTAK çalışmaları ve bilim fuarlarında sunuldu. Kardeşler daha sonra projeleriyle TEKNOFEST 2026'ya başvurdu. Diyarbakır'da jüri karşısına çıkan proje, İnsanlık Yararına Teknolojiler Yarışması'nın Sağlık ve İyi Yaşam Teknolojileri Kategorisi ortaokul seviyesinde Türkiye üçüncülüğü elde etti. Öğrenciler daha sonra Şanlıurfa'daki TEKNOFEST Güneydoğu'da ödüllerini aldı. GÖRME ENGELLİ BİREYLERLE TEST ETTİLER Poyraz Onat Coşgun, uygulamanın geliştirilmesi sırasında görme engelli bireylerle de testler gerçekleştirdiklerini söyledi. Coşgun, özellikle mağaza içi navigasyon sistemine ilişkin olumlu geri dönüşler aldıklarını belirterek şunları söyledi: "Biz görme engelli bireylerle yaptığımız zaman mağaza için navigasyon özelliğinin iyi olduğunu söylediler ve ayrıca bunu sadece marketlerde değil dış dünyada da kullanılabileceğini söylediler. Bu yönlerde geliştirmeyi düşünüyoruz." "PROJEMİZİ GELİŞTİRMEYİ DÜŞÜNÜYORUZ" Projeye 2025 yılında başladıklarını anlatan Poyraz Onat Coşgun, çalışmanın gelişim sürecini şöyle anlattı: "İlk önce biz kendi okulumuzda bilim ve sanat merkezinde TÜBİTAK olarak başvuru yapmıştık. Orada sunmuştuk. Sonra bilim fuarlarına katıldık. Ardından TEKNOFEST'e başvurduk. TEKNOFEST'te aldığımız derecelerle Diyarbakır'a gittik. Diyarbakır'da jürilere projemizi sunduk ve üçüncü olduk." Projeyi kardeşi Pars Onan Coşgun ve danışman öğretmeni İrfan Gümüş ile hazırladıklarını belirten Coşgun, uygulamanın kullanım alanını genişletmek istediklerini söyledi. HEDEF SADECE MARKETLER DEĞİL Projenin bir sonraki aşamasında "Gözümsün"ün yalnızca market ve mağazalarda değil, dış mekanlarda da kullanılabilmesi hedefleniyor. Bu fikir, uygulamayı deneyen görme engelli bireylerden gelen öneriler üzerine gündeme geldi. Kardeşler, navigasyon sistemini geliştirerek görme engelli bireylerin günlük yaşamda farklı alanlarda da kullanabileceği bir uygulamaya dönüştürmeyi planlıyor. 2 YILLIK EĞİTİMİN ARDINDAN PROJEYE DÖNÜŞTÜ Canik Belediyesi Özdemir Bayraktar Keşif Kampüsü Yöneticisi Nagihan Gümüş, öğrencilerin projeden önce iki yıl boyunca farklı alanlarda eğitim aldığını belirtti. Gümüş, "Keşif kampüsünde 2 yıl boyunca astronomiden havacılığa, uzay bilimlerinden teknolojiye kadar birçok eğitimi alan öğrencilerimiz, kendi geliştirdiği navigasyon sistemiyle birlikte güzel bir projeye adını yazdırdı" dedi. Öğrencilerin Diyarbakır'daki yarışmada derece elde ettiğini ve Şanlıurfa'daki TEKNOFEST Güneydoğu'da ödüllerini aldığını belirten Gümüş, yeni projelerde de başarı beklediklerini ifade etti.
- İnşaat İşçiliğinden TEKNOFEST Birinciliğine Uzanan Başarı Hikayesi
Hama doğumlu Suriyeli mühendis Talal El-Bekur, Türkiye’de matematik mühendisliği eğitimi alırken bir yandan inşaat sektöründe çalıştı, diğer yandan yazılıma yöneldi. Mısırlı ekip arkadaşı Abdullah Usame ile kurduğu “Felek” ekibiyle, insansız hava araçlarının uydu sinyallerine ihtiyaç duymadan konum ve hareketlerini tahmin etmesine yardımcı olan bir sistem geliştirerek TEKNOFEST 2026’da birincilik elde etti. Ankara (SANA) – İnşaat sektöründe çalışırken eğitimini sürdüren ve daha sonra insansız hava araçları için yapay zekâ ve bilgisayarlı görüye dayalı bir sistem geliştiren Hama doğumlu Suriyeli mühendis Talal El-Bekur, matematik mühendisliği alanındaki uzmanlığından ve programlamaya duyduğu ilgiden yararlanarak Türkiye’de akademik kariyerini şekillendirdi. El-Bekur, mekatronik mühendisliği dördüncü sınıf öğrencisi Mısırlı arkadaşı Abdullah Usame ile birlikte, insansız hava araçlarının hava görüntülerini analiz etmesine, konumunu ve hareketini uydu sinyallerine ihtiyaç duymadan tahmin etmesine yardımcı olan bir sistem geliştirmek amacıyla “Felek” ekibini kurdu. Algoritmalar üzerinde aylarca çalışılması, veri toplanması ve sistemin test edilmesinin ardından ekip, Türkiye’de düzenlenen TEKNOFEST 2026 kapsamında gerçekleştirilen “Havacılıkta Yapay Zekâ” yarışmasında, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın katılımıyla birinciliği elde etti. Ekip, yarışmanın final aşamasına kalan onlarca takımı geride bıraktı. Bu başarı yalnızca yarışma sonucuyla sınırlı kalmadı; aynı zamanda El-Bekur’un yapay zekâ uygulamaları ve otonom sistemler geliştirmek için bilgisini kullanmayı hedeflediği bilimsel kariyerinde önemli bir dönüm noktası oldu. İnşaat işçiliğinden matematik mühendisliğine El-Bekur, 2018’in başlarında Türkiye’ye geldi ve İstanbul’daki geçici Suriye okullarında eğitimine başladı. 2019’da lise eğitimini tamamladı. Bu dönemde eğitimini inşaat sektöründeki işiyle birlikte yürüttü. Üniversite giriş sınavına hazırlandığı süreçte ve üniversitedeki ilk yılında da çalışmaya devam etti. El-Bekur, akademik eğitimini sürdürmenin yanı sıra İngilizcesini geliştirmek için de çaba gösterdi. İşte geçirdiği zamanı, yanında taşıdığı kağıtlara yazdığı kelime ve cümleleri gözden geçirmek için değerlendirdi. El-Bekur, SANA’ya yaptığı açıklamada, “Üzerinde İngilizce terimler ve cümleler bulunan kağıtları işe yanımda götürüyor, iş sırasında bunları gözden geçirip ezberliyordum.” dedi. İstanbul’daki Himma Gençlik Derneğinden burs alan El-Bekur, üniversitenin ikinci yılından mezuniyetine kadar eğitim masraflarını karşılayabildi. Üniversiteye giriş sürecini tamamladıktan sonra Yıldız Teknik Üniversitesine girdi ve burada matematik mühendisliği eğitimi aldı. El-Bekur, 2025 yılında Yıldız Teknik Üniversitesinden mezuniyetini tamamladı. El-Bekur’un programlama ve yapay zekâya ilgisi lise yıllarında başladı. Matematiğin yapay zekâ algoritmalarının oluşturulmasında oynadığı rolü fark etmesi, onu ileri matematik, programlama ve matematiksel modellemeyi bir araya getirebileceği bir bölüm seçmeye yöneltti. Böylece matematik bilgisini mühendislik ve teknoloji alanındaki sorunların çözümünde kullanmayı amaçladı. “Felek” ekibi: Matematik ve mekatroniğin birleşimi El-Bekur’un akademik geçmişi, mekatronik mühendisliği öğrencisi Mısırlı arkadaşı Abdullah Usame ile “Felek” ekibini kurmasının temelini oluşturdu. Projede birbirini tamamlayan iki uzmanlık alanı bir araya geldi. El-Bekur algoritmaların tasarlanması, geliştirilmesi ve mühendislik problemlerinin çözümünde kullanılmasına odaklanırken Usame, geliştirilen çözümleri sistemin teknik bileşenleriyle bütünleştirmek üzerinde çalıştı. Bu işbirliği, algoritmaların teorik boyutundan insansız hava araçları ve otonom hava sistemlerinin karşılaştığı bir sorunu çözmeye yönelik yazılım sistemi geliştirme aşamasına geçilmesini sağladı. Söz konusu sorun, GPS verilerinin bulunmadığı durumlarda çevrenin algılanması ile aracın konumunun ve hareketinin tahmin edilmesi olarak öne çıktı. İnsansız hava araçları, konumlarını belirlemek ve hareketlerini yönlendirmek için birçok uygulamada GPS sinyallerinden yararlanıyor. Ancak bu sinyallerin kesilmesi veya karıştırmaya maruz kalması, araçların konumlarını doğru biçimde belirleme kabiliyetini sınırlayabiliyor. Bu nedenle konum ve hareket tahmini için alternatif yöntemler geliştirmek önemli bir teknik zorluk oluşturuyor. “Felek” ekibi, uçağın çektiği görüntüleri analiz etmek, sahnedeki nesne ve unsurları tespit etmek ve art arda çekilen görüntüler arasındaki değişimlerden yararlanarak aracın hareketini ve konumunu tahmin etmek için yapay zekâ ve bilgisayarlı görü teknolojilerine odaklandı. Hedeflerin küçük, uzak veya hareketli olması ya da gece ve gündüz arasındaki aydınlatma koşullarının değişmesi, bu görevleri daha da zorlaştırıyor. Bu nedenle sistemin geliştirilmesinde tek bir bilgi kaynağına dayanmak yerine nesne tespit algoritmalarının, hava görüntülerinin analizinin ve hareket tahmin yöntemlerinin bir arada kullanılması gerekti. Sistemin eğitimi için 600 bin görüntü Ekip, sistemi geliştirmeye yarışmanın gerekliliklerini inceleyip projeyi görevlere ayırarak başladı. Ardından her görev için uygun algoritmaları araştırdı. Nesne tespiti ve hava görüntülerinin analizi alanında derin öğrenme ve bilgisayarlı görü tekniklerini kullanan iki mühendis, otomobiller, araçlar ve insanlar dahil çeşitli hedeflere ait yaklaşık 600 bin görüntüden oluşan bir veri tabanıyla modeli eğitti. Ancak uygun verilerin temin edilmesi, karşılaşılan en önemli zorluklardan biri oldu. Bunun nedeni, modelin insansız hava araçlarının bakış açısından sahneleri anlamayı öğrenmesinde kullanılabilecek hava görüntülerinin sınırlı olmasıydı. Bu sorunu aşmak için ekip, farklı ortamlarda ve güzergâhlarda ek hava görüntüleri toplamak üzere kendisine ait bir insansız hava aracı kullandı. Ayrıca algoritmaların art arda çekilmiş görüntüleri analiz etme, belirlenen hedefleri tespit etme ve aracın hareketindeki değişimleri tahmin etme kabiliyetini sınamak amacıyla kayıtlı uçuş güzergâhlarından yararlandı. Amaç yalnızca modeli nesneleri tanıyacak şekilde eğitmek değil, aynı zamanda art arda çekilen görüntülerden yararlanarak aracın hareketini tahmin edebilen bir sistem geliştirmekti. Bu kapsamda, GPS verilerinin bulunmadığı durumlarda dahi aracın irtifasındaki ve yönündeki değişimlerin, ayrıca bir konumdan diğerine hareketinin belirlenmesi hedeflendi. Algoritmaların geliştirilmesinin yanı sıra proje, sistemin hedefleri tespit etme, güzergâhları analiz etme ve farklı sahnelerle başa çıkma kabiliyetini doğrulamak için görüntü verileri üzerinde tekrarlanan testler yapılmasını gerektirdi. Bu denemeler, yarışma kapsamındaki değerlendirme aşamasına geçilmeden önce gerekliydi. 2 bin 918 takım arasından birincilik “Felek” ekibi, TEKNOFEST kapsamında düzenlenen “Havacılıkta Yapay Zekâ” yarışmasına katıldı. Yarışmada belirli bir teknik soruna yönelik çözümler sunuluyor ve katılımcı ekiplerin geliştirdiği sistemlerin performansları karşılaştırılıyor. El-Bekur’un verdiği bilgiye göre yarışmanın ilk aşamalarına 2 bin 918 takım başvurdu. Bu takımlardan 450’si ilk rapor aşamasına ulaştı. Ardından 250 takım bu aşamayı geçerken 35 takım finale kaldı. Final aşaması, 18-20 Eylül 2026 tarihleri arasında Türkiye’nin Diyarbakır kentinde üç gün boyunca sürdü. Bu süre içinde ekipler geliştirdikleri sistemleri art arda yapılan testlere tabi tuttu. Sonuçların birkaç gün sonra açıklanmasıyla “Felek” ekibi yarışmada birinci oldu. Testler, ekibin kendi insansız hava aracıyla doğrudan uçuş gerçekleştirmesinden farklı bir yöntemle yapıldı. Önceden kaydedilmiş insansız hava aracı güzergâhları kullanıldı. Organizasyon komitesi, GPS verileri çıkarılmış uçuş görüntülerini ve önceden belirlenmiş hedefleri ekibe sundu. Ekip de uydu sinyallerine dayanarak gerçek uçuş güzergâhını bilmeden, görüntüleri analiz etme ve aracın hareketini tahmin etme kabiliyetini sınamak için geliştirdiği sistemi bu veriler üzerinde çalıştırdı. El-Bekur, sistemin videoyu art arda gelen karelere ayırarak çalıştığını, ardından her kareyi analiz edip sonraki karelerle karşılaştırdığını belirtti. Görüntüler arasındaki değişimlerden hareketle sistem, aracın nasıl hareket ettiğini; yükselip yükselmediğini, alçalıp alçalmadığını ya da sağa veya sola hareket edip etmediğini mevcut görsel bilgilerden yararlanarak tahmin etmeye çalışıyor. Test günlerinde komite ekibe önceden kaydedilmiş dört uçuş güzergâhı sundu. İlk gün bir, ikinci gün iki ve üçüncü gün bir güzergâh verildi. Ekipten, geliştirdiği sistemi her güzergâhta çalıştırması ve konum belirleme verileri olmadan görüntüleri analiz etme ve gerekli bilgileri çıkarma kabiliyetini takip etmesi istendi. Ekibin proje geliştirme sırasında yaptığı testler ise dizüstü bilgisayar üzerinden gerçekleştirildi. Bu testlerde farklı kaynaklardan toplanan veriler ve kayıtlı uçuş güzergâhları kullanıldı; algoritmaların tespit kabiliyetini ölçmek için belirli hedefler tanımlandı. Böylece her denemede insansız hava aracını uçurmak gerekmedi. Yazılım, kaydedilmiş görüntü ve videolar üzerinde test edilerek nihai yarışmaya katılmadan önce performansı değerlendirilebildi. El-Bekur’a göre elde edilen sonuç, yalnızca teknik bir fikir için kazanılmış bir ödül değildi. Bu başarı; algoritmaların seçilmesi, verilerin toplanması, modelin eğitilmesi, sistemin kayıtlı güzergâhlarda çalıştırılması ve otonom havacılık alanındaki gerçek zorluklarla başa çıkma kabiliyetinin değerlendirilmesi gibi birbirini izleyen çalışma aşamalarının ürünüydü. Türkiye Cumhurbaşkanının katılımıyla Şanlıurfa’da ödül töreni “Felek” ekibinin birinciliğinin açıklanmasının ardından Türkiye’nin Şanlıurfa kentinde, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın katıldığı bir etkinlikte ödül töreni düzenlendi. Bu tören, yarışmaya ilk kez katılan ve birinciliğe ulaşan El-Bekur ile Usame’nin deneyiminde önemli bir aşama oldu. Bu başarı, belirli bir teknik soruna çözüm geliştirmekle başlayan; araştırma, deneme ve performans değerlendirme aşamalarından geçerek final yarışmasına ve ödül törenine ulaşan bir süreci yansıtıyor. Ayrıca ekibe, aynı sorun üzerinde çalışan diğer takımlarla ortak ölçütler çerçevesinde rekabet ederek projesini sınama fırsatı sundu. Yapay zekâda daha geniş uygulamalara doğru El-Bekur, yapay zeka alanındaki bilimsel ve mesleki kariyerini sürdürmeyi, özellikle otonom sistemler, robotik ve havacılık uygulamalarına odaklanmayı hedefliyor. “Felek” ekibi de çalışmalarının kapsamını genişletmeyi ve yapay zeka ile otonom hava sistemleri alanlarında faaliyet gösteren teknoloji şirketleri ve araştırma kurumlarıyla işbirliği yapmayı amaçlıyor. El-Bekur, ekiple yürüttüğü çalışmanın matematik mühendisliği eğitimi sırasında edindiği bilgileri pratik bir mühendislik probleminin çözümünde kullanmasını sağladığını belirtti. Deneyiminin, teorik bilgiyle uygulamalı testleri bir araya getirmenin ve farklı uzmanlık alanları arasında işbirliği yapmanın bütünlüklü bir proje geliştirmedeki önemini gösterdiğini ifade etti. Suriyeli gençlere mesajında bilgiye erişimin artık geniş ölçüde mümkün olduğunu vurgulayan El-Bekur, “Bugün bilim artık kimsenin tekelinde değil. Basit bir bilgisayar ve internet bağlantısıyla insan, geçmişte yalnızca büyük kurumların erişebildiği çok büyük miktarda bilgiye ve eğitim kaynağına ulaşabiliyor.” dedi. El-Bekur, gençleri ideal koşulların oluşmasını beklemeden ellerindeki imkânlarla çalışmaya başlamaya ve öğrenip kendilerini geliştirmeyi sürdürmeye çağırdı. Suriyeli gençlerin edindikleri bilgi ve deneyimi Suriye’nin inşasına ve gelişimine katkıda bulunmak için kullanabilmelerini umduğunu dile getirdi. TEKNOFEST, Türkiye’nin teknoloji ve inovasyon alanındaki önde gelen etkinliklerinden biri olarak kabul ediliyor. Festival, yapay zeka, havacılık, otonom sistemler ve robotik gibi alanlarda yarışmak üzere her yıl öğrenci, mühendis ve araştırmacı ekiplerini bir araya getiriyor. Festival, modern teknolojilerin geliştirilmesini desteklemeyi ve bilimsel fikirlerin uygulamalı çözümlere dönüştürülmesini teşvik etmeyi amaçlıyor. Bu doğrultuda düzenlenen yarışma ve testler, katılımcı projelerin performansını ve gerçek teknik zorlukları çözme kabiliyetini ölçüyor. Mühendis El-Bekur’un Mısırlı arkadaşıyla kurduğu “Felek” ekibinin 2026 yılında düzenlenen “Havacılıkta Yapay Zeka” yarışmasında birincilik elde etmesi, insansız hava araçları ve otonom hava sistemlerinin geliştirilmesinde yapay zeka ve bilgisayarlı görü kullanımının yaygınlaşması çerçevesinde öne çıkıyor. Bu gelişme özellikle uydu tabanlı konum belirleme sistemlerinin sinyallerinden yararlanılamayan durumlarda görüntü analizine dayanarak konum ve hareket tahmini yapılmasını sağlayan teknolojilerin önemini ortaya koyuyor.











