top of page

Boş arama ile 1047 sonuç bulundu

  • Engelli Annenin Okçuluk Başarısı

    Tülay Bahçecik, trafik kazası sonrası okçulukla hayata döndü, Türkiye 2'ncisi oldu ve paralimpik havuzuna girdi. ANKARA'da 2011 yılında geçirdiği trafik kazasının ardından omurilik felci olan Tülay Bahçecik (44) tedavi sürecinde tanıştığı okçuluk sporu ile hayata bağlandı. Okçulukta Türkiye 2'ncisi olup, milli takım seçmelerine katılan Bahçecik, bir taraftan da iki oğlunu büyütüp, 2 yıllık üniversite okuyarak 2'ncilikle mezun oldu. Evli ve 2 çocuk sahibi Tülay Bahçecik, 2011 yılında Kızılcahamam ilçesinde geçirdiği trafik kazasının ardından omurilik felci oldu. Tekerlekli sandalyeye mahkum olan Bahçecik, tedavi gördüğü Türk Silahlı Kuvvetleri Rehabilitasyon Merkezi'nde okçuluk sporu ile tanıştı. Bir süre belediyenin sağladığı servisle antrenmanlara giden Bahçecik, uzun yolculuklar nedeniyle verimli çalışamadı. Pandemi döneminde servis hizmetinin kaldırılmasıyla aracı olmadığı için antrenmanlara gidemeyen Bahçecik, okçuluğa ara verdi. Spordan kopmamak için ehliyet alıp otomobil sahibi olan Bahçecik, yeniden başladığı antrenmanlarda Gazi Okçuluk Kulübü ile tanıştı. Aynı dönemde eğitimini de sürdüren Bahçecik, 2023 yılında Ankara Üniversitesi Bankacılık ve Sigortacılık Bölümü'nden 2'ncilik ile mezun oldu. Okçuluğa dönüşünün 5'inci ayında milli takım seçmelerine katılma hakkı kazanan Bahçecik, 2025 yılında Samsun'daki elemelerde ilk 4 sporcu arasına girerek 2028 Paralimpik sporcu havuzuna dahil edildi. Tülay Bahçecik, 9-10 Mart 2026'da Antalya'da düzenlenen Türkiye Şampiyonası'nda ise gümüş madalya kazanarak Türkiye 2'ncisi oldu. Bahçecik, tüm bunları yaparken taksi şoförü olan eşi Sedat Bahçecik'in de desteği ile kaza geçirdiğinde 7 ve 10 yaşında olan iki oğlunu da büyüttü. 'MİLLİ TAKIM HAVUZUNA GİRDİM' Tülay Bahçecik, 2011 yılında geçirdiği trafik kazasının ardından 9 gün yoğun bakımda kaldığını, ölüm tehlikesi atlattığını, sonra bir daha yürüyemediğini belirterek, "Buraya gelmem çok kolay olmadı. Oturma dengesi için çok uğraştım, uzun tedaviler gördüm. Omuriliğim zedelendi. Sonra yoğun tedavi süreçlerine başladım. Bu süreç içinde okçuluğa başladım. Daha 5 aylık bir sporcuyken hocamız yarışmaya katılacağımızı söyledi. Çok heyecanlandım. İlk yarışmamdı. Antalya'da düzenlenen yarışmaya katıldım ve orada milli takım seçmelerine çağırdılar. Samsun'da düzenlenen milli takım seçmelerine katıldım. İlk 4 sporcu arasına girerek 2025 yılının Aralık ayında paralimpik sporcu havuzuna dahil oldum. Bu benim için çok güzel bir anıydı. Emeklerimizin karşılığını bu kadar kısa sürede almak bizi çok mutlu etti. Bu yıl Antalya'da düzenlenen Türkiye Şampiyonası'nda Türkiye 2'ncisi oldum" dedi. 'HAYALLERİMİ GERÇEKEŞTİRDİM' Bahçecik, antrenmanlara gidebilmek için 40 yaşından sonra ehliyet aldığını ve araba kullanmayı öğrendiğini söyleyerek, "Üniversite okumak en büyük hayalimdi. Ankara Üniversitesi Bankacılık ve Sigortacılık Bölümü'nü 40 yaşımdan sonra kazandım ve bölümümden 2'ncilik ile mezun oldum. Çocuklarımın gözü önünde diplomamı almak benim için çok güzeldi. Çok güzel bir kep töreni yaşadım. 40 yaşından sonra hayallerimi gerçekleştirdim. Hocalarıma beni kısa sürede bu seviyeye hazırladıkları için teşekkür ediyorum. Ben okçuluk sporunu çok seviyorum ve ok atmaktan büyük keyif alıyorum. Hocalarımın emekleriyle daha iyi yerlere geleceğimize inanıyorum" ifadelerini kullandı. 'AİLECEK BİRBİRİMİZE KENETLENDİK' Başarılarında ailesinin büyük payı olduğunu söyleyen Bahçecik, "Ailem bu mücadelemde bana çok büyük destek oldu. Araba almamda ve araba kullanmayı öğrenmemde eşimin çok büyük desteği var. Ailecek bu sıkıntılı günleri atlattık. Çocuklarım çok küçüktü ben kaza yaptığımda. Engelli bir anne olarak onları büyütmek gerçekten benim için çok zordu. Ailecek birbirimize kenetlenerek bunları aştık. Şu anda çocuklarım benimle gurur duyuyor. Bu benim için tarif edilemez bir mutluluk. Engelli bireylere, özellikle kadınlara tavsiyem; hedeflerinize gitmek için beklemeyin, durmayın, adım atın ve çabalayın. Hayatta önümüze engeller çıkabilir. Bu engeller hedeflerimizden vazgeçmemize neden olmasın. Azim, çaba ve kararlılıkla hedeflerimize ulaşacağımıza inanıyorum. Hedefim milli takıma girmek. Ay yıldızlı bayrağımızı yurt dışında dalgalandırarak ülkemi temsil etmek istiyorum. Bu gururu yaşamak istiyorum" diye konuştu.

  • Girişimci Neslihan’ın Anguslarında İlk Buzağılar Dünyaya Geldi

    Tarım ve Orman Bakanlığınca yürütülen Kırsalda Bereket Hayvancılığa Destek Projesi kapsamında destek alan Ziraat Mühendisi Neslihan Düz, teslim aldığı büyükbaş hayvanlarla işletmesini büyütürken, ilk buzağıları da dünyaya geldi. İlçeye bağlı Vezirli mahallesinde büyükbaş hayvancılık yapan Neslihan Düz, proje kapsamında yaptığı başvurunun kabul edilmesiyle 1. etap 9. grup dahilinde 30 adet Angus ırkı büyükbaş hayvan teslim aldı. Tarım ve Orman Bakanlığı Hayvancılık Genel Müdürü Salih Çelik, beraberinde Tarım ve Orman İl Müdürü Mehmet Asım Şen ile işletmeyi ziyaret ederek genç girişimci Neslihan Düz’den işletme ve hayvanların durumu ile ilgili bilgi aldı. Yaklaşık 40 gün önce işletmesine getirilen hayvanlardan bugüne kadar 3 buzağı dünyaya gelmesiyle proje sayesinde Neslihan Düz, üretimlerini geliştirme fırsatı yakaladığını ifade etti. Angus ırkı hayvanların besi hayvancılığı için tercih edildiğini dile getiren Düz, bu hayvanların süt veriminin düşük olmasına rağmen kırsal şartlara uyum sağlayabilen ve beslenme konusunda dayanıklı bir yapıya sahip olduğunu söyledi. Hayvanların tamamını Şanlıurfa’nın Ceylanpınar ilçesinden gebe olarak teslim aldıklarını anlatan Neslihan Düz, ilk günlerde çevre ve sürü değişikliğine bağlı olarak uyum sorunu yaşandığını, ancak yerli ırk hayvanlarla bir araya getirilmelerinin ardından kısa sürede bu süreci atlattıklarını kaydetti. İşletmede Angus ırkı ile yerli ırk hayvanların birlikte yetiştirildiğini ifade eden Düz, bu süreçte hayvanların uyum içinde gelişim gösterdiğini ve yaklaşık 40 günlük sürede 3 buzağının doğduğunu belirtti. Projeden duyduğu memnuniyeti dile getiren Düz, sağlanan destek sayesinde işletmesini daha da büyütmeyi hedeflediğini sözlerine ekledi.

  • Muğla'da 1400 kişilik köyden çıktı: Çin'de dünya şampiyonu oldu

    Muğla Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü’nün Milli sporcusu Emircan Haney, Çin’in Nanjing kentinde düzenlenen 2025 Hyundai Dünya Kupası Finallerinde erkekler makaralı yay kategorisinde Dünya Şampiyonu oldu. Emircan Haney’in Yatağan’ın 1400 nüfuslu Bencik Mahallesi’ndeki tütün deposunda Aile Sağlığı Merkezi Doktoru Dr. Ejder Sözen ile başlayan okçuluk serüveni, bugün dünya sahnesine taşınan büyük bir gurura dönüştü. Muğla Büyükşehir Belediyesi Antrenörü Dr. Ejder Sözen ve Emircan Haney, kırsaldan uluslararası arenaya uzanan bu ilham verici yolculuğu anlattı. DOKTOR SÖZEN: "KÖYDE BAŞLAYAN SERÜVEN DÜNYA ŞAMPİYONLUĞUNA ULAŞTI" 2010 yılında Yatağan’ın kırsal Bencik Mahallesine Aile hekimi olarak atanan Dr. Ejder Sözen, okçuluk sporunu köyde geliştirmek için çalışmalara başladığını, bugün gelinen noktaya ise sürekli çalışarak gelindiğini açıkladı. Okçuluk antrenörü ve aile hekimi Dr. Sözen, " Aile hekimiyim. Muğla'nın Yatağan ilçesinin, Bencik Mahallesi'nin, ki biz köy diyoruz, Bencik Köyü'nün aile hekimiyim. Aynı zamanda bir okçuluk sporu sevdalısı ve okçuluk antrenörü olarak bu köyde hem aile ekimliği yapıyorum, hem Muğla Büyükşehir Belediyesi adına bu köyde 15 senedir yetiştirmeye çalıştığım çocukları okçuluk branşında antrene ediyorum. İlk bu fikri kendi içimde yaşatıp hayata geçirmeye başladığım zaman 15 sene sonra biz dünya şampiyonu olalım, dünyayı açılalım gibi bir hayal, bir beklenti ilk başta tabii ki yoktu. Öncelikle burada bir sporcu bulabilir miyim, onu yetiştirebilir miyim, onu yarışmalara götürebilir miyim fikriyle başlayan bir düşünce. Fakat bu süreç içerisinde her başarılan yeni bir aşamadan sonra karşımıza yeni hedefler çıktı. İşte yarışmaya gidebiliyorsak derece yapabiliriz. Derece yapabiliyorsak çocuk sayısını arttırabiliriz. Çocuk sayısını arttırırsak, takım olabiliriz. Yaşları geldiği zaman milli takıma girebiliriz. İşte yıldız milli, genç milli, arkasından neden A milli olmayalım? A milli olduktan sonra neden uluslararası dereceyi yapamayalım vs. derken, her seferinde yeni hedefler koyarak süreç uzadı gitti. Hedef koymaktan hiç vazgeçmedik. Öz güvenimizi hiç yitirmedik. Sürekli kendimize güvenerek her türlü eleştiri ve engellemeye kulak kapatarak hedeflerimize odaklandık ve bu sonuçlara ulaştık" dedi. "BİR KÖYÜ, İLÇEYİ, İL’İ VE MİLLİ TAKIMI TEMSİL ETMEK EN BÜYÜK BAŞARI" "Bence bu takımın elde ettiği en önemli başarı, bir köyde bir okçuluk takımı oluşturup, o okçuluk takımıyla beraber 15 yıl hiç vazgeçmeden bütün yarışmalara düzenli olarak katılabilmek, bir köyü, bir ilçeyi, bir ili ve zamanı gelince de bir milli takımı temsil edebilmek bence en büyük başarının ta kendisi. Şu an bizim bireysel Avrupa şampiyonluğundan bireysel dünya ikinciliğine kadar, dünya kupaları takım halinde birinciliklerinden hem Avrupa, hem dünya çapındaki rekorlara kadar muhtelif derecelerimiz ve başarılarımız mevcut" dedi. "ULUSLARARASI ARENADA İSTİKLAL MARŞIMIZI SÖYLETMEK EN BÜYÜK GURUR" Okçuluk sporuna 2010 yılında başladığını belirten Milli takım okçusu Emircan Haney, hayatının dönem noktasının 2017 yılında milli takım seçmeleri olduğunu belirterek, "2010 yılında aile hekimliği sistemi başlandığı zaman Ejder abinin köye geldiğini duydum. Ve okçuluk sporu yapıyordu. Çok ilgimi çekiyordu küçük yaştan beri. Onunla tanıştım. Ben okçu olmak istiyorum diye ona anlattı, söyledim. İlk başta elime bir başlangıç için tahta bir yay verdi. İşte temel tekniği anlattı. Çektim, oku attığımda çok mutlu olmuştum. O şekilde bir daha da bırakmadım okçuluğu. 2017 yılında kadet kategorisindeyken o zaman milli takım seçme yarışmaları vardı. İlk ayaklı bir yarışmaydı. İki yarışmada da ben birinci oldum ve milli takıma girmeye hak kazandım. Benim için en önemli noktalardan biri buydu. 2022 yılında takım halinde Avrupa şampiyonu olmuştuk. Onun yanında da bu sene 2024 yılında dünya kupalarında yine erkek takımda 3 tane gümüş madalya kazandık. Onun yanında da bireyselde dünya kupasında dördüncülüğüm var bu sene. Her seferinde oraya gittiğimde böyle farklı bir duygu içerisine giriyorum. Orada göğsümde yıldızlı bayrak, arkamda çok güvendiğim milli takım antrenörlerim oluyor. Orada İstiklal Marşımızı söyletebilmek için elimizden gelen mücadeleyi veriyoruz. Bu bizim için de çok büyük bir gurur. En büyük hedefim şöyle. Ben okçuluğa ilk başladığım yıllarda çok video izliyordum. Dünya çapında bütün okçuların yarışma videolarını izliyordum. Kendime onlara örnek alıyordum. Onları örnek olarak görüyordum kendimi. Artık bulunduğum seviyede onlarla aynı yarışmada, aynı çizgide ok atarken yarışmalarım var. O seviyeye ulaştım" dedi.

  • Ev Hanımlığından Girişimciliğe Uzanan Yolculuk: Figen Somalı'nın İlham Veren Başarı Hikâyesi

    Başarı bazen büyük sermayelerle değil, küçük bir fikirle başlar. Figen Somalı'nın hikâyesi de bunun en güzel örneklerinden biri. Halkla İlişkiler eğitimi alan Figen Somalı, evlendikten sonra iş hayatına ara verdi. Dört çocuk annesi olarak uzun yıllar ailesiyle ilgilenen Somalı, zamanla üretme isteğini yeniden keşfetti. Tesettüre girdikten sonra kendi tarzına uygun kıyafet bulmakta zorlanması ise hayatının dönüm noktası oldu. Hazır ürünleri değiştirmeye, kıyafetleri yeniden tasarlamaya ve evindeki eşyaları kendi dokunuşlarıyla farklılaştırmaya başladı. İlk tasarımı ise oldukça mütevazıydı. Evde bulunan malzemelerle başörtüsü tokasını yeniden tasarladı. Kumaş, tül ve küçük aksesuarlarla hazırladığı bu tasarım, hem estetik görünümü hem de kullanım kolaylığıyla büyük ilgi gördü. Ürettiği tasarımları Instagram'da paylaşmaya başlayan Somalı'nın takipçi sayısı kısa sürede hızla arttı. İnsanlar tasarımlarını satın almak isterken, birçok marka da ürün tanıtımları için kendisiyle iletişime geçti. Böylece hobi olarak başlayan üretim yolculuğu, girişimciliğe dönüştü. Kurduğu Figen Somalı Design markasıyla kişiye özel tasarımlar hazırlayan Somalı, fuar ve festival organizasyonları düzenleyerek birçok kadın girişimciye de satış yapma fırsatı sundu. Düzenlediği etkinliklerde onlarca kadın üretici aynı çatı altında ürünlerini sergileyerek kendi kazançlarını elde etme imkânı buldu. Başarı yolculuğunu yalnızca ticaretle sınırlamayan Somalı, sosyal sorumluluk çalışmalarına da önem verdi. "Bir İyilik de Sen Yapmak İster misin?" sloganıyla yürüttüğü yardım organizasyonları sayesinde ihtiyaç sahibi ailelere ve çocuklara kıyafet desteği sağladı. Özellikle Hakkâri'nin Şemdinli ilçesindeki çocuklara ulaştırılan mont, bot ve bayramlık yardımları bu çalışmaların en anlamlı örneklerinden biri oldu. Bugün hem girişimci kimliğiyle hem de sosyal sorumluluk projeleriyle çalışmalarını sürdüren Figen Somalı, aynı zamanda Türk Kızılay İstanbul Kadın Yönetim Kurulu'nda görev alıyor. Hedefi ise markasını kurumsallaştırarak uluslararası alanda büyütmek ve organizasyonlarını Avrupa'ya taşımak. Başarısını tek bir cümleyle özetliyor: "Bir işte başarılı olmanın en önemli yolu pes etmemektir. Sürekli çalışmak gerekir; ama çalışırken vicdanını da kaybetmemek gerekir."E

  • Çorum’dan 120 ülkeye sensör ihraç ediyor

    Çorum’un Alaca ilçesine bağlı Çikhasan köyünde dünyaya gelen İlhan Bora Serin, devlet destekleriyle kurduğu ArGesim Teknoloji’de güneş enerjisi santralleri için geliştirdiği sensörleri yaklaşık 120 ülkeye ihraç ediyor. Şirketin kilogram başına ihracat geliri ise 150 bin dolara ulaştı. Ekonomi Gazetesi Yazarı Vahap Munyar’ın aktardığına göre, 1984 yılında dört çocuklu bir ailenin en küçük ferdi olarak dünyaya gelen İlhan Bora Serin, ilkokulu köyünde tamamladı. Serin, daha sonra devlet parasız yatılı bursuyla Anadolu Lisesi’nde eğitim gördü. Gaziantep Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümünü kazandığı dönemde babasını kaybeden Serin, üniversite eğitimini devlet ve özel burslarla tamamladı. Öğrencilik yıllarında değişim programıyla bir süre ABD’de bulunan Serin’e, yüksek not ortalaması nedeniyle eğitimine burada devam etmesi teklif edildi. Ancak ailevi nedenlerle Türkiye’ye döndü. Üniversiteden mezun olduktan sonra Suudi Arabistan’da altyapı projeleri yürüten bir şirkette dört yıl görev yapan Serin, biriktirdiği parayla yüksek lisans eğitimi için Almanya’ya gitmeye karar verdi. Dortmund Teknik Üniversitesi Robotik Bölümüne kabul edilen Serin, eşine vize verilmemesi üzerine açılan davadan da sonuç alamayınca yüksek lisans planından vazgeçerek Türkiye’ye döndü. Üniversiteden mezun olduktan sonra Suudi Arabistan’da altyapı projeleri yürüten bir şirkette dört yıl görev yapan Serin, biriktirdiği parayla yüksek lisans eğitimi için Almanya’ya gitmeye karar verdi. Dortmund Teknik Üniversitesi Robotik Bölümüne kabul edilen Serin, eşine vize verilmemesi üzerine açılan davadan da sonuç alamayınca yüksek lisans planından vazgeçerek Türkiye’ye döndü. Türkiye’ye dönüşünün ardından Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının Teknogiriş Sermaye Desteği Programı’na başvuran Serin, 100 bin liralık hibe desteğiyle 2012 yılında ilk işletmesini kurdu. Projesini başarıyla tamamlayan Serin, seri üretim için ihtiyaç duyduğu sermayeyi sağlamak amacıyla bir süre ticaret yaptı. Daha önce çalıştığı Suudi Arabistan’daki altyapı projelerine ürün ihraç ederek kaynak oluşturan Serin, 2018 yılında yeniden teknoloji üretimine yöneldi. Akıllı teknolojilerin yaygınlaşmasıyla sensörlere duyulan ihtiyacın artacağını öngören Serin, mühendislik bilgi ve deneyimini bu alanda değerlendirme kararı aldı. İlk işletmesini Teknogiriş desteğiyle kurdu Türkiye’ye dönüşünün ardından Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının Teknogiriş Sermaye Desteği Programı’na başvuran Serin, 100 bin liralık hibe desteğiyle 2012 yılında ilk işletmesini kurdu. Projesini başarıyla tamamlayan Serin, seri üretim için ihtiyaç duyduğu sermayeyi sağlamak amacıyla bir süre ticaret yaptı. Daha önce çalıştığı Suudi Arabistan’daki altyapı projelerine ürün ihraç ederek kaynak oluşturan Serin, 2018 yılında yeniden teknoloji üretimine yöneldi. Akıllı teknolojilerin yaygınlaşmasıyla sensörlere duyulan ihtiyacın artacağını öngören Serin, mühendislik bilgi ve deneyimini bu alanda değerlendirme kararı aldı. İlhan Bora Serin, ArGesim Teknoloji bünyesinde KOSGEB destekli projeler yürüterek iki yıllık Ar-Ge çalışmasının ardından ilk sensörlerini geliştirdi. “Seven Sensör” markasıyla üretilen ürünlerin piyasaya çıkışı Kovid-19 salgını dönemine denk geldi. Şirket, 2021 yılında yatırım teşvik belgesi alarak Çorum Organize Sanayi Bölgesi’nde fabrika inşaatına başladı. Tesis, yaklaşık bir yıl sonra üretime geçti. İki yıllık Ar-Ge sürecinin ardından üretime geçti İlhan Bora Serin, ArGesim Teknoloji bünyesinde KOSGEB destekli projeler yürüterek iki yıllık Ar-Ge çalışmasının ardından ilk sensörlerini geliştirdi. “Seven Sensör” markasıyla üretilen ürünlerin piyasaya çıkışı Kovid-19 salgını dönemine denk geldi. Şirket, 2021 yılında yatırım teşvik belgesi alarak Çorum Organize Sanayi Bölgesi’nde fabrika inşaatına başladı. Tesis, yaklaşık bir yıl sonra üretime geçti. ArGesim Teknoloji’nin 27 mühendis ve 32 teknikerin de aralarında bulunduğu toplam 85 çalışanla faaliyet gösterdiğini belirten İlhan Bora Serin, üretilen sensörlerin ağırlıklı olarak yenilenebilir enerji sektöründe kullanıldığını söyledi. Sensörlerin özellikle güneş enerjisi santrallerinde verimlilik ölçümü ve hesaplamalarında önemli görev üstlendiğini ifade eden Serin, sahadan toplanan veriler sayesinde tesislerin en verimli çalışma planlarının oluşturulabildiğini kaydetti.Serin, “Geliştirdiğimiz sensörler, güneş enerjisi santrallerinde en verimli çalışmanın sağlanmasında önemli rol oynuyor. Sensörlerle sahadan toplanan veriler sayesinde en uygun çalışma planı oluşturulabiliyor” dedi. 85 kişiye istihdam sağlıyor ArGesim Teknoloji’nin 27 mühendis ve 32 teknikerin de aralarında bulunduğu toplam 85 çalışanla faaliyet gösterdiğini belirten İlhan Bora Serin, üretilen sensörlerin ağırlıklı olarak yenilenebilir enerji sektöründe kullanıldığını söyledi. Sensörlerin özellikle güneş enerjisi santrallerinde verimlilik ölçümü ve hesaplamalarında önemli görev üstlendiğini ifade eden Serin, sahadan toplanan veriler sayesinde tesislerin en verimli çalışma planlarının oluşturulabildiğini kaydetti.Serin, “Geliştirdiğimiz sensörler, güneş enerjisi santrallerinde en verimli çalışmanın sağlanmasında önemli rol oynuyor. Sensörlerle sahadan toplanan veriler sayesinde en uygun çalışma planı oluşturulabiliyor” dedi. “Seven Sensör” markalı ürünlerin ABD, Japonya, İsveç ve Güney Afrika’nın da aralarında bulunduğu yaklaşık 120 ülkeye ihraç edildiğini belirten Serin, ürünlerin zorlu iklim koşullarında dahi görev yapabildiğini söyledi.Sensörlerin yatırımcıların sahadaki gözü ve kulağı haline geldiğini ifade eden Serin, ürünlerin güneş enerjisi santrallerinde sürekli veri toplayarak tesis performansının izlenmesini sağladığını dile getirdi. ABD’den Japonya’ya kadar geniş ihracat ağı “Seven Sensör” markalı ürünlerin ABD, Japonya, İsveç ve Güney Afrika’nın da aralarında bulunduğu yaklaşık 120 ülkeye ihraç edildiğini belirten Serin, ürünlerin zorlu iklim koşullarında dahi görev yapabildiğini söyledi.Sensörlerin yatırımcıların sahadaki gözü ve kulağı haline geldiğini ifade eden Serin, ürünlerin güneş enerjisi santrallerinde sürekli veri toplayarak tesis performansının izlenmesini sağladığını dile getirdi. Teknolojik ürünlerde yenilenme hızının yüksek olduğuna dikkat çeken Serin, şirket olarak yoğun Ar-Ge faaliyetleri yürüttüklerini belirtti. ArGesim Teknoloji’ye ait üç patent bulunduğunu açıklayan Serin, TÜBİTAK ile 14 milyon lira bütçeli lazer tabanlı rüzgâr ölçüm projesi üzerinde çalıştıklarını söyledi. Daha yüksek katma değerli ürünler geliştirmeyi hedeflediklerini vurgulayan Serin, “Kilogram başına ihracat gelirimiz şu anda 150 dolar. Bu rakamı daha da yukarı taşımak için çalışıyoruz” ifadelerini kullandı. Teknolojik ürünlerde yenilenme hızının yüksek olduğuna dikkat çeken Serin, şirket olarak yoğun Ar-Ge faaliyetleri yürüttüklerini belirtti. ArGesim Teknoloji’ye ait üç patent bulunduğunu açıklayan Serin, TÜBİTAK ile 14 milyon lira bütçeli lazer tabanlı rüzgâr ölçüm projesi üzerinde çalıştıklarını söyledi. Daha yüksek katma değerli ürünler geliştirmeyi hedeflediklerini vurgulayan Serin, “Kilogram başına ihracat gelirimiz şu anda 150 dolar. Bu rakamı daha da yukarı taşımak için çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.

  • "Yapamazsın" dediler, vazgeçmedi: İlçenin ilk kadın girişimcisi oldu

    Üniversite yıllarında kurduğu işletme hayalini gerçeğe dönüştüren genç girişimci, aile fındık işleme tesisini kurarak ilçesinin ilk kadın girişimcisi oldu. Giresun'da üniversite yıllarında kurduğu işletme hayalini gerçeğe dönüştüren Fulden Çavuşoğlu, aile fındık işleme tesisiyle ilçenin ilk kadın girişimcisi oldu. Yaklaşık 5 yıldır faaliyetlerini sürdüren işletmesini her geçen yıl büyüten Çavuşoğlu, üretim kapasitesini artırarak birçok kadın girişimciye ilham veren bir başarı hikayesine imza attı. Üniversitede işletme eğitimi aldığı dönemde kendi markasını oluşturma hedefiyle yola çıktığını belirten Fulden Çavuşoğlu, eğitimini tamamladıktan sonra Görele'ye dönerek ailesinin desteğiyle fındık işletme tesisini kurdu. İşletmelerinin 2021 yılında faaliyete başladığını ifade eden Çavuşoğlu, "Beş yıldır hizmet veriyoruz ve beşinci sezonumuza giriyoruz. İşletme okurken en büyük hayalim kendi işletmemi kurmak, bir marka oluşturup onu büyütmekti. Eğitimimi tamamladıktan sonra annem, babam ve ağabeyimin desteğiyle bu hayalimi gerçekleştirdim" dedi. Tesiste başta kavrulmuş, natürel ve çifte kavrulmuş fındık ile şekerli ve şekersiz fındık ezmesi ürettiklerini belirten Çavuşoğlu, özel etkinlikler için fındıklı kurabiye ve çikolatalı fındık da hazırladıklarını söyledi. Sadece kendi markaları için değil, bölgedeki üreticilere de hizmet sunduklarını ifade eden Çavuşoğlu, "Üreticilerimizin fındıklarını kırıyor, kavuruyor, vakumluyor ve taleplerine göre işleyerek kendilerine teslim ediyoruz" diye konuştu. Görele'nin ilk kadın girişimcisi olduğunu belirten Çavuşoğlu, işletmeyi kurduğu ilk dönemde önyargılarla karşılaştığını dile getirerek, "İlk zamanlarda buraya gelen bazı kişiler 'Sen bu işi yapabilecek misin?', 'Fındığımızı işleyebilecek misin?' diyerek tereddütlerini dile getiriyordu. Hatta sırf 'yapamazsın' demek için gelenler bile oldu. Ancak yaptığımız işi ve ortaya koyduğumuz kaliteyi gördükten sonra aynı kişiler daha sonraki gelişlerinde 'Bizim işimizi yapan kızımız nerede?' diye beni aramaya başladılar. Şimdi düzenli olarak geliyor ve bizi ziyaret ediyorlar. Yani yapamazsınız diyenler müşterimiz oldular" ifadelerini kullandı. "Fındık üretiminde her geçen yıl farklı zorluklarla karşılaşıyoruz" Butik üretim anlayışıyla faaliyet gösterdiklerini kaydeden Çavuşoğlu, en büyük hedeflerinin sürdürülebilirliği sağlamak ve ürün kalitesini korumak olduğunu belirtti. Çavuşoğlu, "Biz bir aile işletmesiyiz ve butik üretim yapıyoruz. Fındık üretiminde her geçen yıl farklı zorluklarla karşılaşıyoruz. Buna rağmen aynı kaliteyi koruyarak hizmet vermeyi ve müşteri kitlemizi büyütmeyi hedefliyoruz" şeklinde konuştu.

  • Türk Girişimci Bercan Kılıç'ın Kurduğu microagi, 55 Milyon Dolarlık Dev Yatırım Aldı

    Türk girişimci Bercan Kılıç tarafından kurulan yapay zekâ ve robotik girişimi microagi, 55 milyon dolarlık tohum yatırım turunu başarıyla tamamladı. Şirketin açıklamasına göre bu yatırım, Almanya'da bugüne kadar gerçekleştirilen en büyük tohum yatırım turlarından biri olarak kayıtlara geçti. Yaklaşık 10 ay önce Münih ve İstanbul merkezli olarak kurulan microagi, üretim tesislerinde görev yapan robotların daha hızlı, güvenli ve yüksek doğrulukla devreye alınmasını sağlayan yapay zekâ destekli çözümler geliştiriyor. Şirket, aldığı yeni yatırımı "Atlas" adını verdiği veri ve saha uygulama platformunu büyütmek ve uluslararası faaliyetlerini hızlandırmak için kullanacak. Yatırım turuna Hummingbird liderlik ederken, Northzone, LocalGlobe, Village Global ve redalpine gibi uluslararası yatırım fonları da katıldı. microagi'nin kısa sürede ulaştığı bu başarı, Avrupa teknoloji ekosisteminde dikkat çeken gelişmeler arasında yer aldı. Formula 1'den Girişimciliğe Şirketin kurucusu ve CEO'su Bercan Kılıç, kariyerine Formula 1 dünyasında mühendis olarak başladı. Red Bull Racing ve Mercedes-AMG Petronas gibi dünyanın önde gelen takımlarında edindiği mühendislik deneyimini girişimcilikle birleştiren Kılıç, üretim sektörünün en büyük sorunlarından biri olan robotların gerçek fabrika ortamına güvenilir şekilde adapte edilmesi üzerine çalışıyor. Türkiye ve Avrupa İçin Stratejik Teknoloji microagi'nin geliştirdiği Atlas platformu, fabrikalarda gerçek üretim verilerini analiz ederek robotların her tesise özel şekilde eğitilmesini sağlıyor. Böylece üretim hatlarında verimlilik artırılırken, deneyimli çalışanların bilgi birikiminin de dijital ortama aktarılması hedefleniyor. Şirket, Münih ve İstanbul'daki merkezlerinin yanı sıra Zürih'te araştırma laboratuvarı, Londra ve New York'ta ise ofisleriyle faaliyet gösteriyor. Kadrosunda Formula 1 mühendislerinin yanı sıra matematik olimpiyatı madalyalıları, fizikçiler, roket mühendisleri ve dünyanın önde gelen teknoloji şirketlerinden transfer edilen uzmanlar bulunuyor. Türk Girişimcilerden Küresel Başarı Bercan Kılıç'ın liderliğinde yalnızca 10 ay içinde ulaşılan 55 milyon dolarlık yatırım, Türk girişimcilerin küresel teknoloji ekosistemindeki yükselişini bir kez daha gözler önüne serdi. Yapay zekâ ve robotik alanında geliştirilen bu teknoloji, Avrupa sanayisinin dijital dönüşümünde önemli rol oynamaya hazırlanırken, Türkiye'den çıkan girişimlerin dünya çapında ses getirebileceğini de güçlü şekilde ortaya koyuyor.

  • İngiltere'deki eğitiminin ardından İstanbul'a dönen genç girişimci topraksız tarımla ihracatı hedefliyor

    İngiltere'de eğitim aldıktan sonra Avusturya'da hava kirliliği kontrolü alanında çalışan Aylin Erdoğan, topraksız tarım hayalini gerçekleştirmek amacıyla Türkiye’ye dönerek Ataşehir'de kurduğu dikey tarım tesisindeki üretimle ticarete başladı. Lise eğitimini İstanbul'da tamamlayan Erdoğan, 2018-2022 yıllarında İngiltere'deki Manchester Üniversitesinde işletme ekonomisi eğitimi aldı. Mezuniyetinin ardından yaklaşık 1,5 yıl Avusturya'da hava kirliliği kontrolü alanında faaliyet gösteren bir şirkette görev yapan Erdoğan, girişimcilik hedefi doğrultusunda Türkiye'ye dönme kararı aldı.Erdoğan, AA muhabirine yaptığı açıklamada yurt dışında bulunduğu dönemde topraksız tarıma yönelik araştırmalar yaptığını, Türkiye'ye döndükten sonra ise 2022 yılında pazar araştırmalarına başlayarak projesini hayata geçirmek için çalışmalara hız verdiğini söyledi. Üretim denemelerine Aralık 2025'te, ticari faaliyetlerine ise Mart 2026'da başladıklarını belirten Erdoğan, halen İstanbul içindeki müşterilere düzenli satış gerçekleştirdiklerini dile getirdi. "Otoparkta kurulan tesiste 30'dan fazla ürün yetiştiriliyor" Ataşehir'de yaklaşık 700 metrekarelik alana sahip, otopark içerisinde kurulan dikey tarım tesisinde üretim yaptıklarını aktaran Erdoğan, tesiste 30'dan fazla yenilebilir yeşil yapraklı ürün çeşidi bulunduğunu söyledi. Üretimlerinin önemli bölümünü şeflerin talepleri doğrultusunda planladıklarını kaydeden Erdoğan, başta Asya mutfağı olmak üzere farklı restoran konseptlerine yönelik özel ürünler yetiştirdiklerini anlattı. Erdoğan, farklı marul çeşitleri, wasabi yaprağı ve özel fesleğen çeşitleri ürettiklerini belirterek, ürünlerin talep edilen boyuta ulaştığında hasat edilerek düzenli sevkiyatının yapıldığını ifade etti. "Burada aslında tamamen yerli üretim yapıyoruz" Aylin Erdoğan, "Şu an büyük firmalara da satış yapma aşamasındayız. İstanbul içinde şu anda aktif 12 müşterimiz var. Bunların 2'si otel. Michelin Yıldızlı restoranlara da satışlarımızı gerçekleştiriyoruz." diye konuştu. Tesisin kurulumu sürecinde yerli firmalardan destek aldıklarını belirten Erdoğan, "Bu sistemlerimizin kurulumu için yerli firmalarla çalıştık. Aynı şekilde tohum alımlarımız için de yerli firmalarla çalışıyoruz. Burada aslında tamamen yerli üretim yapıyoruz. Hem teknoloji açısından hem tesis inşası açısından hem de tohumların alımı açısından yerli firmalarımızdan destek alıyoruz." ifadelerini kullandı. Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: "İhracat hedefimiz var. Ancak şu an için ana hedefimiz aslında İstanbul. Sonra da planımız aslında iç pazarda genişlemek. Türkiye pazarını oturttuktan sonra da ve halkımıza da direkt satışlarımızı açtıktan sonra ihracat için planlarımız var, hedeflerimiz var. Buna yönelik AR-GE çalışmalarımız da yakında başlıyoruz. Avusturya, Almanya, İngiltere ve İrlanda bu alanda öne çıkan pazarlar." Topraksız tarımın en önemli avantajlarından birinin su tasarrufu olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Biz suyu geri kullanıyoruz. O yüzden bizim su tasarrufumuz yüzde 95 civarında. Hedefimiz onu yüzde 99.9 yapmak. Çünkü burada devir daim sistemi var." dedi. Erdoğan, tesiste LED aydınlatmalarla bitkilerin ihtiyaç duyduğu ışık şiddeti ve süresini kontrol ettiklerini aktararak, farklı iklim koşullarına ihtiyaç duyan bitkiler için ayrı üretim odaları oluşturduklarını ifade etti. Topraksız tarım yöntemiyle yetiştirilen ürünlerin kalitesinin yüksek olduğunu dile getiren Erdoğan, şimdiye kadar şeflerden olumsuz geri dönüş almadıklarını söyledi. Erdoğan, bazı ürünlerin ev tipi buzdolabında üç haftaya kadar tazeliğini koruyabildiğini belirterek, toprak kullanılmadığı için zirai ilaç ihtiyacının bulunmadığını ve ürünlerin genetiğiyle oynanmadığını ifade etti. "Ülkemizin geleceği aydınlık ve o aydınlık siz olabilirsiniz" Yurt dışında eğitim alıp orada çalışmaya başlamasının ardından Türkiye'ye dönmeyi tercih ettiğini anlatan Erdoğan, gençlere hayallerinin peşinden gitmeleri tavsiyesinde bulundu. Erdoğan, şunları söyledi: "Hayalinizin peşinden koşun. Hiç bırakmayın. Çünkü ülkemizin geleceği aydınlık ve o aydınlık siz olabilirsiniz. Biraz zor ama her yerde zor. İngiltere'de okumuş ve Avrupa'da da çalışmış biri olarak her yerde zorlukların olduğunu söyleyebilirim. Kendi toprağınızda kendi işinizle yaptığınız bir şeyin katkısı varsa özellikle onun sevinci çok farklı oluyor." Avusturya'da ziyaret ettiği iki dikey tarım tesisinin kendisine ilham verdiğini anlatan Erdoğan, Avrupa'da tüketicilerin gıdanın kaynağına büyük önem verdiğini gözlemlediğini, Türkiye'de de dikey tarımın yaygınlaşmasına ve tüketicilerin bilinçlenmesine katkı sağlamayı amaçladığını sözlerine ekledi.

  • Bir İyilikle Başlayan Yolculuk, Bugün Hanife Kısmet'in Ellerinde Yaşıyor

    Bazı başarı hikâyeleri büyük yatırımlarla değil, yapılan tek bir iyiliğin karşılığında başlar. El Hüneri'nin hikâyesi de tam olarak böyle... Bugün El Hüneri markasının yönetimini üstlenen Hanife Kısmet, yıllardır özenle korunan el yapımı gofret geleneğini yaşatmaya devam ediyor. Ancak bu yolculuğun ilk adımı, eşi Seyfettin Kısmet'in yıllar önce verdiği beklenmedik bir destekle atıldı. Uzun yıllar uluslararası şirketlerde satış ve pazarlama yöneticiliği yapan Seyfettin Kısmet, emeklilik planları yaptığı dönemde batma noktasına gelen küçük bir gofret üreticisinin ürünlerini pazarlayarak işletmenin yeniden ayağa kalkmasını sağladı. Bu iyiliğin karşılığında ise üretici, dedesinden kalan özel gofret tarifini ve yaklaşık 45 yıllık üretim kalıplarını ona emanet etti. Bu emanet, sadece eski makinelerden ibaret değildi. Çocukluk yıllarının unutulmaya yüz tutmuş lezzetini yeniden yaşatacak büyük bir hayalin başlangıcıydı. Aile, Sakarya'nın Hendek ilçesinde küçük bir üretim atölyesi kurarak seri üretim yerine tamamen el emeğine dayanan bir modeli benimsedi. Gofretler bugün hâlâ yıllar önce olduğu gibi tek tek hazırlanıyor, kreması elde sürülüyor, kat kat diziliyor, elle kesiliyor ve özenle paketleniyor. Markanın büyümesiyle birlikte bayrağı devralan Hanife Kısmet, El Hüneri'nin en önemli değerinden hiçbir zaman vazgeçmedi: Çocukluk yıllarının o unutulmayan lezzetini korumak. Fabrikalar tonlarca üretim yaparken El Hüneri, miktardan çok kaliteye ve hatıralara odaklanıyor. Çünkü bu gofreti tadan birçok kişi aynı cümleyi kuruyor: "Beni çocukluğuma götürdü." Bugün Hanife Kısmet'in liderliğinde El Hüneri, yalnızca el yapımı gofret üreten bir marka değil; geçmişin tatlarını geleceğe taşıyan bir aile mirası olarak yoluna devam ediyor. Bazen en büyük başarı, yeni bir şey üretmek değil; unutulmaya yüz tutmuş bir değeri koruyup gelecek nesillere ulaştırabilmektir. El Hüneri'nin hikâyesi de bunun en güzel örneklerinden biri.

  • Demirci'de yerel üretimi e-ticarete taşıyan girişim 70 kişiye istihdam sağladı

    Mustafa Kula'nın 'Demirci Bahçesi' tesisi, haftalık ~1.000, aylık ~4.000 paket göndererek yerel üreticinin ürünlerini e-ticarete taşıdı ve 70 kişiye istihdam sağladı. Manisa'nın Demirci ilçesinde çocuk yaşta manavlık yaparak başlayan girişimci Mustafa Kula, kurduğu üretim ve paketleme ağıyla yerel üretimi internet üzerinden Türkiye'nin dört bir yanına ulaştırıyor. Kula'nın kendi öz sermayesiyle Bahçeler Mahallesi Kumluk mevkiinde kurduğu 600 metrekarelik 'Demirci Bahçesi' tesisi, hem üreticiye pazar imkanı sağlıyor hem de bölge ekonomisine katkıda bulunuyor. Tesiste internet üzerinden verilen organik ürün siparişleri hazırlanıyor; yaz aylarında taze ürün paketleme, kış döneminde ise işlenmiş gıda üretimi yapılıyor. Kula, haftalık yaklaşık bin, aylık ise ortalama 4 bin kargonun farklı illere gönderildiğini bildiriyor. Kendi arazilerinde kiraz, vişne, badem ve enginar başta olmak üzere çeşitli ürünler yetiştiriliyor; ayrıca kırsal mahallelerde üretim yapan çiftçilerin mahsulleri de satın alınarak tedarik ağı genişletiliyor. Ürün fazlalığı yaşanan dönemlerde meyve ve sebzeler salça, marmelat, konserve ve turşu gibi katma değerli ürünlere dönüştürülüyor. Yılın 12 ayı faaliyet gösteren tesiste yazın taze paketleme, kışın işlenmiş gıda üretimi sürüyor. Bünyesinde yaklaşık 70 kişinin istihdam edildiğini belirten Kula, oluşturdukları üretim ağıyla hem üreticinin hem de çalışanların gelir elde ettiğini vurguluyor. Kula, sektöre dair kendi deneyimini şöyle özetliyor: "İlçemizde yetişen doğal ürünleri Türkiye’nin her yerine ulaştırıyoruz. Mevsiminde hangi bölgemizde hangi ürün kaliteli yetişiyorsa müşterilerimize onu sunuyoruz. Kışlık ve yazlık ürünlerin önemli bölümünü kendi arazilerimizde üretiyoruz. Haftalık yaklaşık bin paket gönderiyoruz." Yaz döneminde özellikle Demirci'nin coğrafi işaretli kirazına yoğun talep olduğunu belirten Kula, "Akdeniz meyve sineğinden ari olan Demirci kirazına ilgi oldukça fazla" diyerek müşteri memnuniyetinin yayılmaya katkısını ifade ediyor. Tesisi büyütmek üzere resmi başvurularını yaptıklarını; modern kurutma ve paketleme tesisi kurarak hem üretim kapasitesini hem de istihdamı artırmayı hedeflediklerini aktarıyor.

  • Bilim insanları, neredeyse tamamen görünmez olan drone icat etti

    Bilim insanları, insan gözünün hareket algısını yanıltarak neredeyse görünmez hale gelen yeni bir drone geliştirdi. "Phantom Twist" adı verilen cihazın, yaban hayatı gözlemlerinden güvenlik ve askeri alanlara kadar birçok kullanım alanı hedefleniyor Bilim insanları, neredeyse tamamen gözden kaybolan bir drone icat etti. Saniyede neredeyse 25 defa dönen "Phantom Twist" insan gözüyle görülemeyecek kadar yüksek bir hıza ulaşıyor. Independent'ın haberine göre; araştırmacılar, yaban hayatının izlenmesinden savaşlara kadar her türlü alanda kullanılabilmesi umuduyla ortadan kaybolabilen drone'lar ve robotlar geliştirmek için yıllardır çalışıyor. Bu çabaların çoğu, şeffaf malzemeler kullanarak ya da kendi etrafındaki ışığı bükerek arka planıyla bütünleşen makinelere odaklanıyordu. Farklı bir yaklaşımın benimsendiği yeni makine ise görünemeyecek kadar hızlı hareket ediyor. Bu dönüş nedeniyle, arka planıyla bütünleşen hayaletimsi bir bulanıklık gibi görünüyor. Northwestern Üniversitesi'nden Michael Rubenstein, yürütücülüğünü üstlendiği çalışma hakkında, "Drone'ları gizlemeye yönelik çabaların çoğu, onları bulundukları ortama benzetmeye odaklanıyor. Bunun yerine, drone'u insanların hareketi algılama şekline göre tasarlayıp tasarlayamayacağımızı sorduk. Sürekli hareket yoluyla görünürlüğü azaltma fikrini çok az kişi araştırdı" dedi. Araştırmacılar bu icadın, görsel olarak dikkat çekmeden yaban hayatını izleyebilen veya çevreyi denetleyebilen drone'lar üretmek için kullanılabileceğini umuyor. Askeri kullanımlar da dahil bu örneklerin çoğunda drone'ların görünürlüğü sorun teşkil ediyor; zira izlenen hayvanlar veya insanlar drone'u gördüklerinde farklı davranıyor ve izleme yeterince yararlı olmuyor. Bu çalışma, hem istikrarlı bir şekilde uçabilen hem de arka planda kaybolabilen drone versiyonlarını oluşturup test etmek için bir hesaplama modelini ve yapay zeka kullanımını gerektirdi. Ardından en umut verici adayları simüle ederek gerçek dünyadan 100 farklı arka planda uçurdular. İnsan görüşünü taklit eden bir model, bu drone'ların gerçekte bu arka planların içinde kaybolup kaybolmayacağını belirledi. Bir dizi sorunu hala var Araştırmacılar, simüle edilmiş drone'lar arasında kriterleri en iyi karşılayanı bulduktan sonra gerçeğini ürettiler ve drone'un gerçekten neredeyse tamamen ortadan kaybolduğunu gördüler. Profesör Rubenstein'ın ekip arkadaşı ve bilgisayar görüşü uzmanı Emma Alexander, "Kabaca bir kameranın pozlama süresine benzer şekilde, insan gözünün de sinyalleri biriktirmesi zaman alır" dedi. Alexander "Bir cisim hızla döndüğünde, onu bulanıklaşıp belirgin özelliklerini kaybetmiş gibi algılarız. Bu yeni drone neredeyse tamamen şeffaf olduğundan, çok az sayıdaki opak parçası da arka planla görsel olarak bütünleşiyor ve ortaya genel itibarıyla hafif puslu bir görünüm çıkıyor" ifadelerini kullandı. Yeni drone'un duyulacak kadar yüksek ses çıkarması gibi bir dizi sorunu hala var. Araştırmacılar, ses için daha sessiz bir tahrik sistemi kullanarak ve biraz görünür kalan kısımlar yerine şeffaf bileşenler koyarak bu sorunları ortadan kaldırabilecek yeni versiyonlar geliştirmeyi umuyor.

  • Devlet destekleri ve kredilerle kurdu: Ev hanımıydı iş kadını oldu

    Bartın'da yaşayan iki çocuk annesi Fatma Bostancı, arı keki, fandom şekeri, şurup, petek gibi arıcılık malzemeleri üreten atölye kurdu. Destek ve kredilerle yaklaşık bir ton fondan şekeri günlük üretim kapasitesi bulunan atölye, işyeri ve depoda toplam beş kişi istihdam ediliyor. Bartın'da yaşayan Fatma Bostancı, evinde arı maskesi eldiven ve pantolon paketleyerek başladığı ticari hayatında, devlet destekleri ve kredilerle birlikte arıcılık malzemeleri üzerine yaklaşık 8 milyon TL'lik yatırım ile üretim atölyesi kurdu. Atölyede arı keki, fondan şekeri şurup ve petek üretimini yapan makineleri satın alan Bostancı, bir mağaza ve bir depo da kiralayarak, ürünleri Bartın ve çevre illerde pazarlamaya başladı. Ak Arıcılık ismiyle hizmet vermeye başlayan Bostancı, Türkiye genelinde uygun ve kaliteli arıcılık malzemeleri satan bir işkadını olarak tanınmaya başladı. Günlük 1 ton fandom şekeri üretim yapabilen Bostancı, internet ve sosyal medya üzerinden Türkiye'nin bir çok iline ürünlerini satıyor. Diğer ürünleri ise siparişe göre ürettiklerini anlatan Fatma Bostancı, "Önce maske satışıyla başladım Evden, internetten arı maskesi satıyordum. Sonra dükkan kiraladık, şimdi de makineleri aldık. Arıcılık malzemelerini üretip satmaya başladık. Atölyede ve işyerlerimizde toplam 5 kişi istihdam ediyoruz. Şu anda 1 ton günlük fandom şekeri üretiyoruz, şurup üretimini siparişe göre yapıyoruz. Petek üretimine ise yeni yeni başlıyoruz" diye konuştu.

Arama Yap

bottom of page