Bu sitede ara
Boş arama ile 1150 sonuç bulundu
- "Yapamazsın" dediler, vazgeçmedi: İlçenin ilk kadın girişimcisi oldu
Üniversite yıllarında kurduğu işletme hayalini gerçeğe dönüştüren genç girişimci, aile fındık işleme tesisini kurarak ilçesinin ilk kadın girişimcisi oldu. Giresun'da üniversite yıllarında kurduğu işletme hayalini gerçeğe dönüştüren Fulden Çavuşoğlu, aile fındık işleme tesisiyle ilçenin ilk kadın girişimcisi oldu. Yaklaşık 5 yıldır faaliyetlerini sürdüren işletmesini her geçen yıl büyüten Çavuşoğlu, üretim kapasitesini artırarak birçok kadın girişimciye ilham veren bir başarı hikayesine imza attı. Üniversitede işletme eğitimi aldığı dönemde kendi markasını oluşturma hedefiyle yola çıktığını belirten Fulden Çavuşoğlu, eğitimini tamamladıktan sonra Görele'ye dönerek ailesinin desteğiyle fındık işletme tesisini kurdu. İşletmelerinin 2021 yılında faaliyete başladığını ifade eden Çavuşoğlu, "Beş yıldır hizmet veriyoruz ve beşinci sezonumuza giriyoruz. İşletme okurken en büyük hayalim kendi işletmemi kurmak, bir marka oluşturup onu büyütmekti. Eğitimimi tamamladıktan sonra annem, babam ve ağabeyimin desteğiyle bu hayalimi gerçekleştirdim" dedi. Tesiste başta kavrulmuş, natürel ve çifte kavrulmuş fındık ile şekerli ve şekersiz fındık ezmesi ürettiklerini belirten Çavuşoğlu, özel etkinlikler için fındıklı kurabiye ve çikolatalı fındık da hazırladıklarını söyledi. Sadece kendi markaları için değil, bölgedeki üreticilere de hizmet sunduklarını ifade eden Çavuşoğlu, "Üreticilerimizin fındıklarını kırıyor, kavuruyor, vakumluyor ve taleplerine göre işleyerek kendilerine teslim ediyoruz" diye konuştu. Görele'nin ilk kadın girişimcisi olduğunu belirten Çavuşoğlu, işletmeyi kurduğu ilk dönemde önyargılarla karşılaştığını dile getirerek, "İlk zamanlarda buraya gelen bazı kişiler 'Sen bu işi yapabilecek misin?', 'Fındığımızı işleyebilecek misin?' diyerek tereddütlerini dile getiriyordu. Hatta sırf 'yapamazsın' demek için gelenler bile oldu. Ancak yaptığımız işi ve ortaya koyduğumuz kaliteyi gördükten sonra aynı kişiler daha sonraki gelişlerinde 'Bizim işimizi yapan kızımız nerede?' diye beni aramaya başladılar. Şimdi düzenli olarak geliyor ve bizi ziyaret ediyorlar. Yani yapamazsınız diyenler müşterimiz oldular" ifadelerini kullandı. "Fındık üretiminde her geçen yıl farklı zorluklarla karşılaşıyoruz" Butik üretim anlayışıyla faaliyet gösterdiklerini kaydeden Çavuşoğlu, en büyük hedeflerinin sürdürülebilirliği sağlamak ve ürün kalitesini korumak olduğunu belirtti. Çavuşoğlu, "Biz bir aile işletmesiyiz ve butik üretim yapıyoruz. Fındık üretiminde her geçen yıl farklı zorluklarla karşılaşıyoruz. Buna rağmen aynı kaliteyi koruyarak hizmet vermeyi ve müşteri kitlemizi büyütmeyi hedefliyoruz" şeklinde konuştu.
- Türk Girişimci Bercan Kılıç'ın Kurduğu microagi, 55 Milyon Dolarlık Dev Yatırım Aldı
Türk girişimci Bercan Kılıç tarafından kurulan yapay zekâ ve robotik girişimi microagi, 55 milyon dolarlık tohum yatırım turunu başarıyla tamamladı. Şirketin açıklamasına göre bu yatırım, Almanya'da bugüne kadar gerçekleştirilen en büyük tohum yatırım turlarından biri olarak kayıtlara geçti. Yaklaşık 10 ay önce Münih ve İstanbul merkezli olarak kurulan microagi, üretim tesislerinde görev yapan robotların daha hızlı, güvenli ve yüksek doğrulukla devreye alınmasını sağlayan yapay zekâ destekli çözümler geliştiriyor. Şirket, aldığı yeni yatırımı "Atlas" adını verdiği veri ve saha uygulama platformunu büyütmek ve uluslararası faaliyetlerini hızlandırmak için kullanacak. Yatırım turuna Hummingbird liderlik ederken, Northzone, LocalGlobe, Village Global ve redalpine gibi uluslararası yatırım fonları da katıldı. microagi'nin kısa sürede ulaştığı bu başarı, Avrupa teknoloji ekosisteminde dikkat çeken gelişmeler arasında yer aldı. Formula 1'den Girişimciliğe Şirketin kurucusu ve CEO'su Bercan Kılıç, kariyerine Formula 1 dünyasında mühendis olarak başladı. Red Bull Racing ve Mercedes-AMG Petronas gibi dünyanın önde gelen takımlarında edindiği mühendislik deneyimini girişimcilikle birleştiren Kılıç, üretim sektörünün en büyük sorunlarından biri olan robotların gerçek fabrika ortamına güvenilir şekilde adapte edilmesi üzerine çalışıyor. Türkiye ve Avrupa İçin Stratejik Teknoloji microagi'nin geliştirdiği Atlas platformu, fabrikalarda gerçek üretim verilerini analiz ederek robotların her tesise özel şekilde eğitilmesini sağlıyor. Böylece üretim hatlarında verimlilik artırılırken, deneyimli çalışanların bilgi birikiminin de dijital ortama aktarılması hedefleniyor. Şirket, Münih ve İstanbul'daki merkezlerinin yanı sıra Zürih'te araştırma laboratuvarı, Londra ve New York'ta ise ofisleriyle faaliyet gösteriyor. Kadrosunda Formula 1 mühendislerinin yanı sıra matematik olimpiyatı madalyalıları, fizikçiler, roket mühendisleri ve dünyanın önde gelen teknoloji şirketlerinden transfer edilen uzmanlar bulunuyor. Türk Girişimcilerden Küresel Başarı Bercan Kılıç'ın liderliğinde yalnızca 10 ay içinde ulaşılan 55 milyon dolarlık yatırım, Türk girişimcilerin küresel teknoloji ekosistemindeki yükselişini bir kez daha gözler önüne serdi. Yapay zekâ ve robotik alanında geliştirilen bu teknoloji, Avrupa sanayisinin dijital dönüşümünde önemli rol oynamaya hazırlanırken, Türkiye'den çıkan girişimlerin dünya çapında ses getirebileceğini de güçlü şekilde ortaya koyuyor.
- İngiltere'deki eğitiminin ardından İstanbul'a dönen genç girişimci topraksız tarımla ihracatı hedefliyor
İngiltere'de eğitim aldıktan sonra Avusturya'da hava kirliliği kontrolü alanında çalışan Aylin Erdoğan, topraksız tarım hayalini gerçekleştirmek amacıyla Türkiye’ye dönerek Ataşehir'de kurduğu dikey tarım tesisindeki üretimle ticarete başladı. Lise eğitimini İstanbul'da tamamlayan Erdoğan, 2018-2022 yıllarında İngiltere'deki Manchester Üniversitesinde işletme ekonomisi eğitimi aldı. Mezuniyetinin ardından yaklaşık 1,5 yıl Avusturya'da hava kirliliği kontrolü alanında faaliyet gösteren bir şirkette görev yapan Erdoğan, girişimcilik hedefi doğrultusunda Türkiye'ye dönme kararı aldı.Erdoğan, AA muhabirine yaptığı açıklamada yurt dışında bulunduğu dönemde topraksız tarıma yönelik araştırmalar yaptığını, Türkiye'ye döndükten sonra ise 2022 yılında pazar araştırmalarına başlayarak projesini hayata geçirmek için çalışmalara hız verdiğini söyledi. Üretim denemelerine Aralık 2025'te, ticari faaliyetlerine ise Mart 2026'da başladıklarını belirten Erdoğan, halen İstanbul içindeki müşterilere düzenli satış gerçekleştirdiklerini dile getirdi. "Otoparkta kurulan tesiste 30'dan fazla ürün yetiştiriliyor" Ataşehir'de yaklaşık 700 metrekarelik alana sahip, otopark içerisinde kurulan dikey tarım tesisinde üretim yaptıklarını aktaran Erdoğan, tesiste 30'dan fazla yenilebilir yeşil yapraklı ürün çeşidi bulunduğunu söyledi. Üretimlerinin önemli bölümünü şeflerin talepleri doğrultusunda planladıklarını kaydeden Erdoğan, başta Asya mutfağı olmak üzere farklı restoran konseptlerine yönelik özel ürünler yetiştirdiklerini anlattı. Erdoğan, farklı marul çeşitleri, wasabi yaprağı ve özel fesleğen çeşitleri ürettiklerini belirterek, ürünlerin talep edilen boyuta ulaştığında hasat edilerek düzenli sevkiyatının yapıldığını ifade etti. "Burada aslında tamamen yerli üretim yapıyoruz" Aylin Erdoğan, "Şu an büyük firmalara da satış yapma aşamasındayız. İstanbul içinde şu anda aktif 12 müşterimiz var. Bunların 2'si otel. Michelin Yıldızlı restoranlara da satışlarımızı gerçekleştiriyoruz." diye konuştu. Tesisin kurulumu sürecinde yerli firmalardan destek aldıklarını belirten Erdoğan, "Bu sistemlerimizin kurulumu için yerli firmalarla çalıştık. Aynı şekilde tohum alımlarımız için de yerli firmalarla çalışıyoruz. Burada aslında tamamen yerli üretim yapıyoruz. Hem teknoloji açısından hem tesis inşası açısından hem de tohumların alımı açısından yerli firmalarımızdan destek alıyoruz." ifadelerini kullandı. Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: "İhracat hedefimiz var. Ancak şu an için ana hedefimiz aslında İstanbul. Sonra da planımız aslında iç pazarda genişlemek. Türkiye pazarını oturttuktan sonra da ve halkımıza da direkt satışlarımızı açtıktan sonra ihracat için planlarımız var, hedeflerimiz var. Buna yönelik AR-GE çalışmalarımız da yakında başlıyoruz. Avusturya, Almanya, İngiltere ve İrlanda bu alanda öne çıkan pazarlar." Topraksız tarımın en önemli avantajlarından birinin su tasarrufu olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Biz suyu geri kullanıyoruz. O yüzden bizim su tasarrufumuz yüzde 95 civarında. Hedefimiz onu yüzde 99.9 yapmak. Çünkü burada devir daim sistemi var." dedi. Erdoğan, tesiste LED aydınlatmalarla bitkilerin ihtiyaç duyduğu ışık şiddeti ve süresini kontrol ettiklerini aktararak, farklı iklim koşullarına ihtiyaç duyan bitkiler için ayrı üretim odaları oluşturduklarını ifade etti. Topraksız tarım yöntemiyle yetiştirilen ürünlerin kalitesinin yüksek olduğunu dile getiren Erdoğan, şimdiye kadar şeflerden olumsuz geri dönüş almadıklarını söyledi. Erdoğan, bazı ürünlerin ev tipi buzdolabında üç haftaya kadar tazeliğini koruyabildiğini belirterek, toprak kullanılmadığı için zirai ilaç ihtiyacının bulunmadığını ve ürünlerin genetiğiyle oynanmadığını ifade etti. "Ülkemizin geleceği aydınlık ve o aydınlık siz olabilirsiniz" Yurt dışında eğitim alıp orada çalışmaya başlamasının ardından Türkiye'ye dönmeyi tercih ettiğini anlatan Erdoğan, gençlere hayallerinin peşinden gitmeleri tavsiyesinde bulundu. Erdoğan, şunları söyledi: "Hayalinizin peşinden koşun. Hiç bırakmayın. Çünkü ülkemizin geleceği aydınlık ve o aydınlık siz olabilirsiniz. Biraz zor ama her yerde zor. İngiltere'de okumuş ve Avrupa'da da çalışmış biri olarak her yerde zorlukların olduğunu söyleyebilirim. Kendi toprağınızda kendi işinizle yaptığınız bir şeyin katkısı varsa özellikle onun sevinci çok farklı oluyor." Avusturya'da ziyaret ettiği iki dikey tarım tesisinin kendisine ilham verdiğini anlatan Erdoğan, Avrupa'da tüketicilerin gıdanın kaynağına büyük önem verdiğini gözlemlediğini, Türkiye'de de dikey tarımın yaygınlaşmasına ve tüketicilerin bilinçlenmesine katkı sağlamayı amaçladığını sözlerine ekledi.
- Bir İyilikle Başlayan Yolculuk, Bugün Hanife Kısmet'in Ellerinde Yaşıyor
Bazı başarı hikâyeleri büyük yatırımlarla değil, yapılan tek bir iyiliğin karşılığında başlar. El Hüneri'nin hikâyesi de tam olarak böyle... Bugün El Hüneri markasının yönetimini üstlenen Hanife Kısmet, yıllardır özenle korunan el yapımı gofret geleneğini yaşatmaya devam ediyor. Ancak bu yolculuğun ilk adımı, eşi Seyfettin Kısmet'in yıllar önce verdiği beklenmedik bir destekle atıldı. Uzun yıllar uluslararası şirketlerde satış ve pazarlama yöneticiliği yapan Seyfettin Kısmet, emeklilik planları yaptığı dönemde batma noktasına gelen küçük bir gofret üreticisinin ürünlerini pazarlayarak işletmenin yeniden ayağa kalkmasını sağladı. Bu iyiliğin karşılığında ise üretici, dedesinden kalan özel gofret tarifini ve yaklaşık 45 yıllık üretim kalıplarını ona emanet etti. Bu emanet, sadece eski makinelerden ibaret değildi. Çocukluk yıllarının unutulmaya yüz tutmuş lezzetini yeniden yaşatacak büyük bir hayalin başlangıcıydı. Aile, Sakarya'nın Hendek ilçesinde küçük bir üretim atölyesi kurarak seri üretim yerine tamamen el emeğine dayanan bir modeli benimsedi. Gofretler bugün hâlâ yıllar önce olduğu gibi tek tek hazırlanıyor, kreması elde sürülüyor, kat kat diziliyor, elle kesiliyor ve özenle paketleniyor. Markanın büyümesiyle birlikte bayrağı devralan Hanife Kısmet, El Hüneri'nin en önemli değerinden hiçbir zaman vazgeçmedi: Çocukluk yıllarının o unutulmayan lezzetini korumak. Fabrikalar tonlarca üretim yaparken El Hüneri, miktardan çok kaliteye ve hatıralara odaklanıyor. Çünkü bu gofreti tadan birçok kişi aynı cümleyi kuruyor: "Beni çocukluğuma götürdü." Bugün Hanife Kısmet'in liderliğinde El Hüneri, yalnızca el yapımı gofret üreten bir marka değil; geçmişin tatlarını geleceğe taşıyan bir aile mirası olarak yoluna devam ediyor. Bazen en büyük başarı, yeni bir şey üretmek değil; unutulmaya yüz tutmuş bir değeri koruyup gelecek nesillere ulaştırabilmektir. El Hüneri'nin hikâyesi de bunun en güzel örneklerinden biri.
- Demirci'de yerel üretimi e-ticarete taşıyan girişim 70 kişiye istihdam sağladı
Mustafa Kula'nın 'Demirci Bahçesi' tesisi, haftalık ~1.000, aylık ~4.000 paket göndererek yerel üreticinin ürünlerini e-ticarete taşıdı ve 70 kişiye istihdam sağladı. Manisa'nın Demirci ilçesinde çocuk yaşta manavlık yaparak başlayan girişimci Mustafa Kula, kurduğu üretim ve paketleme ağıyla yerel üretimi internet üzerinden Türkiye'nin dört bir yanına ulaştırıyor. Kula'nın kendi öz sermayesiyle Bahçeler Mahallesi Kumluk mevkiinde kurduğu 600 metrekarelik 'Demirci Bahçesi' tesisi, hem üreticiye pazar imkanı sağlıyor hem de bölge ekonomisine katkıda bulunuyor. Tesiste internet üzerinden verilen organik ürün siparişleri hazırlanıyor; yaz aylarında taze ürün paketleme, kış döneminde ise işlenmiş gıda üretimi yapılıyor. Kula, haftalık yaklaşık bin, aylık ise ortalama 4 bin kargonun farklı illere gönderildiğini bildiriyor. Kendi arazilerinde kiraz, vişne, badem ve enginar başta olmak üzere çeşitli ürünler yetiştiriliyor; ayrıca kırsal mahallelerde üretim yapan çiftçilerin mahsulleri de satın alınarak tedarik ağı genişletiliyor. Ürün fazlalığı yaşanan dönemlerde meyve ve sebzeler salça, marmelat, konserve ve turşu gibi katma değerli ürünlere dönüştürülüyor. Yılın 12 ayı faaliyet gösteren tesiste yazın taze paketleme, kışın işlenmiş gıda üretimi sürüyor. Bünyesinde yaklaşık 70 kişinin istihdam edildiğini belirten Kula, oluşturdukları üretim ağıyla hem üreticinin hem de çalışanların gelir elde ettiğini vurguluyor. Kula, sektöre dair kendi deneyimini şöyle özetliyor: "İlçemizde yetişen doğal ürünleri Türkiye’nin her yerine ulaştırıyoruz. Mevsiminde hangi bölgemizde hangi ürün kaliteli yetişiyorsa müşterilerimize onu sunuyoruz. Kışlık ve yazlık ürünlerin önemli bölümünü kendi arazilerimizde üretiyoruz. Haftalık yaklaşık bin paket gönderiyoruz." Yaz döneminde özellikle Demirci'nin coğrafi işaretli kirazına yoğun talep olduğunu belirten Kula, "Akdeniz meyve sineğinden ari olan Demirci kirazına ilgi oldukça fazla" diyerek müşteri memnuniyetinin yayılmaya katkısını ifade ediyor. Tesisi büyütmek üzere resmi başvurularını yaptıklarını; modern kurutma ve paketleme tesisi kurarak hem üretim kapasitesini hem de istihdamı artırmayı hedeflediklerini aktarıyor.
- Bilim insanları, neredeyse tamamen görünmez olan drone icat etti
Bilim insanları, insan gözünün hareket algısını yanıltarak neredeyse görünmez hale gelen yeni bir drone geliştirdi. "Phantom Twist" adı verilen cihazın, yaban hayatı gözlemlerinden güvenlik ve askeri alanlara kadar birçok kullanım alanı hedefleniyor Bilim insanları, neredeyse tamamen gözden kaybolan bir drone icat etti. Saniyede neredeyse 25 defa dönen "Phantom Twist" insan gözüyle görülemeyecek kadar yüksek bir hıza ulaşıyor. Independent'ın haberine göre; araştırmacılar, yaban hayatının izlenmesinden savaşlara kadar her türlü alanda kullanılabilmesi umuduyla ortadan kaybolabilen drone'lar ve robotlar geliştirmek için yıllardır çalışıyor. Bu çabaların çoğu, şeffaf malzemeler kullanarak ya da kendi etrafındaki ışığı bükerek arka planıyla bütünleşen makinelere odaklanıyordu. Farklı bir yaklaşımın benimsendiği yeni makine ise görünemeyecek kadar hızlı hareket ediyor. Bu dönüş nedeniyle, arka planıyla bütünleşen hayaletimsi bir bulanıklık gibi görünüyor. Northwestern Üniversitesi'nden Michael Rubenstein, yürütücülüğünü üstlendiği çalışma hakkında, "Drone'ları gizlemeye yönelik çabaların çoğu, onları bulundukları ortama benzetmeye odaklanıyor. Bunun yerine, drone'u insanların hareketi algılama şekline göre tasarlayıp tasarlayamayacağımızı sorduk. Sürekli hareket yoluyla görünürlüğü azaltma fikrini çok az kişi araştırdı" dedi. Araştırmacılar bu icadın, görsel olarak dikkat çekmeden yaban hayatını izleyebilen veya çevreyi denetleyebilen drone'lar üretmek için kullanılabileceğini umuyor. Askeri kullanımlar da dahil bu örneklerin çoğunda drone'ların görünürlüğü sorun teşkil ediyor; zira izlenen hayvanlar veya insanlar drone'u gördüklerinde farklı davranıyor ve izleme yeterince yararlı olmuyor. Bu çalışma, hem istikrarlı bir şekilde uçabilen hem de arka planda kaybolabilen drone versiyonlarını oluşturup test etmek için bir hesaplama modelini ve yapay zeka kullanımını gerektirdi. Ardından en umut verici adayları simüle ederek gerçek dünyadan 100 farklı arka planda uçurdular. İnsan görüşünü taklit eden bir model, bu drone'ların gerçekte bu arka planların içinde kaybolup kaybolmayacağını belirledi. Bir dizi sorunu hala var Araştırmacılar, simüle edilmiş drone'lar arasında kriterleri en iyi karşılayanı bulduktan sonra gerçeğini ürettiler ve drone'un gerçekten neredeyse tamamen ortadan kaybolduğunu gördüler. Profesör Rubenstein'ın ekip arkadaşı ve bilgisayar görüşü uzmanı Emma Alexander, "Kabaca bir kameranın pozlama süresine benzer şekilde, insan gözünün de sinyalleri biriktirmesi zaman alır" dedi. Alexander "Bir cisim hızla döndüğünde, onu bulanıklaşıp belirgin özelliklerini kaybetmiş gibi algılarız. Bu yeni drone neredeyse tamamen şeffaf olduğundan, çok az sayıdaki opak parçası da arka planla görsel olarak bütünleşiyor ve ortaya genel itibarıyla hafif puslu bir görünüm çıkıyor" ifadelerini kullandı. Yeni drone'un duyulacak kadar yüksek ses çıkarması gibi bir dizi sorunu hala var. Araştırmacılar, ses için daha sessiz bir tahrik sistemi kullanarak ve biraz görünür kalan kısımlar yerine şeffaf bileşenler koyarak bu sorunları ortadan kaldırabilecek yeni versiyonlar geliştirmeyi umuyor.
- Devlet destekleri ve kredilerle kurdu: Ev hanımıydı iş kadını oldu
Bartın'da yaşayan iki çocuk annesi Fatma Bostancı, arı keki, fandom şekeri, şurup, petek gibi arıcılık malzemeleri üreten atölye kurdu. Destek ve kredilerle yaklaşık bir ton fondan şekeri günlük üretim kapasitesi bulunan atölye, işyeri ve depoda toplam beş kişi istihdam ediliyor. Bartın'da yaşayan Fatma Bostancı, evinde arı maskesi eldiven ve pantolon paketleyerek başladığı ticari hayatında, devlet destekleri ve kredilerle birlikte arıcılık malzemeleri üzerine yaklaşık 8 milyon TL'lik yatırım ile üretim atölyesi kurdu. Atölyede arı keki, fondan şekeri şurup ve petek üretimini yapan makineleri satın alan Bostancı, bir mağaza ve bir depo da kiralayarak, ürünleri Bartın ve çevre illerde pazarlamaya başladı. Ak Arıcılık ismiyle hizmet vermeye başlayan Bostancı, Türkiye genelinde uygun ve kaliteli arıcılık malzemeleri satan bir işkadını olarak tanınmaya başladı. Günlük 1 ton fandom şekeri üretim yapabilen Bostancı, internet ve sosyal medya üzerinden Türkiye'nin bir çok iline ürünlerini satıyor. Diğer ürünleri ise siparişe göre ürettiklerini anlatan Fatma Bostancı, "Önce maske satışıyla başladım Evden, internetten arı maskesi satıyordum. Sonra dükkan kiraladık, şimdi de makineleri aldık. Arıcılık malzemelerini üretip satmaya başladık. Atölyede ve işyerlerimizde toplam 5 kişi istihdam ediyoruz. Şu anda 1 ton günlük fandom şekeri üretiyoruz, şurup üretimini siparişe göre yapıyoruz. Petek üretimine ise yeni yeni başlıyoruz" diye konuştu.
- 4 Kazla Başladı, Bugün Yüzlerce Yavru Üretiyor! Iğdırlı Kadının Azim Dolu Başarı Hikâyesi
Iğdır'da Bir Kadın Emeğiyle Başarı Hikâyesi Yazdı Iğdır'da yaşayan girişimci kadın Sona Tuncer, birkaç kazla başladığı üretim serüvenini yıllar içinde örnek gösterilecek bir başarı hikâyesine dönüştürdü. Azmi, emeği ve kararlılığıyla dikkat çeken Tuncer, bugün kurduğu çiftlikte yılda yaklaşık 800 kaz yavrusu üreterek hem ailesinin geçimine katkı sağlıyor hem de geleceğe umutla bakıyor. Kaz yetiştiriciliğini, Ardahan'da çobanlık yaptığı yıllarda öğrenen Sona Tuncer, ilk olarak evinin bahçesinde yalnızca 4 kaz beslemeye başladı. küçük adımlarla çıktığı bu yolculukta üretime olan inancını hiç kaybetmeyen Tuncer, zamanla işini büyüterek bölgenin dikkat çeken üreticilerinden biri haline geldi. Daha önce küçükbaş hayvancılıkla uğraşan aile, önemli bir karar alarak koyunlarını sattı ve tüm yatırımlarını kaz yetiştiriciliğine yönlendirdi. Eski koyun ahırını modern bir kaz çiftliğine dönüştüren aile, bugün 70 anaç kazdan elde ettikleri üretimle her yıl yüzlerce yavru yetiştiriyor. Ailenin başarısında en büyük destekçilerden biri de 15 yaşındaki oğulları Erhan. okul tatillerinde anne ve babasına yardım eden Erhan, üretim sürecinin her aşamasında görev alarak aile ekonomisine katkı sunuyor. En büyük hayalinin daha modern ve büyük bir tesis kurmak olduğunu ifade eden Sona Tuncer, gerekli desteklerin sağlanması halinde üretim kapasitesini birkaç kat artırabileceklerini belirtiyor. Tuncer, büyüyecek işletmesiyle sadece kendi ailesine değil, bölgedeki birçok kişiye de istihdam sağlamayı hedefliyor. Sona Tuncer'in hikâyesi, kırsalda üretmek isteyen kadınlara ilham verirken, doğru destek ve kararlılıkla küçük bir girişimin nasıl büyük bir başarıya dönüşebileceğinin de en güzel örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.
- 22 yaşında kurduğu marka ile ihracata uzandı! Buğultay Tiryaki: "Ülkemize döviz kazandırmak istiyorum"
Birçok genç kariyer planını üniversite sonrasına bırakırken, Bursa'da yaşayan 22 yaşındaki Buğultay Tiryaki farklı bir yol seçti. Lise yıllarında elektrik-elektronik eğitimi alırken pandemi döneminde ev tekstili sektöründe çalışmaya başlayan genç girişimci, edindiği tecrübeyi cesaretiyle birleştirerek 2022 yılında kendi markasını kurdu. İlk olarak e-ticaret üzerinden kırlent kılıfları satarak ticarete adım atan Tiryaki, kısa sürede ürün gamını genişletti. Bugün masa örtülerinden koltuk örtülerine, mutfak tekstilinden oda kokularına kadar birçok ürünü kendi markasıyla üretiyor. Sadece satış yapmayı değil üretmeyi de hedefleyen genç girişimci, ürünlerinde hazır desenleri kopyalamak yerine kendi tasarımlarını geliştiriyor. Üretimin her aşamasını yakından takip eden Tiryaki, özgün tasarımın uzun vadede markasını güçlendireceğine inanıyor. Bugün yurt dışındaki pazaryerlerine ve kurumsal müşterilere üretim yapan Buğultay Tiryaki'nin en büyük hedefi ise ihracat ağını büyütmek. Ona göre başarının gerçek ölçüsü sadece ciro değil; ülkeye döviz kazandırmak ve yeni istihdam oluşturmak. Genç yaşına rağmen eğitimini de yarıda bırakmayan Tiryaki, lise eğitimini açıktan tamamladıktan sonra üniversiteye hazırlanıyor. İşletme ve ilerleyen yıllarda hukuk eğitimi almayı hedefleyen girişimci, gençlere "Risk almaktan korkmayın, çalışın ve eğitimi asla bırakmayın." mesajını veriyor. Uzun vadede markasını dünya pazarında büyütmeyi amaçlayan Buğultay Tiryaki, daha fazla üretim yapmak, gençleri istihdam etmek ve Türkiye'nin üretim gücüne katkı sağlamak için çalışmalarını sürdürüyor.
- Konya'daki profesör ter ve nemden enerji üretebilen batarya icat etti
Konya'da yer alan Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bünyamin Şahin, ter ve nemden enerji üretebilen yeni nesil batarya geliştirilmesine katkı sağladı. Necmettin Erbakan Üniversitesi (NEÜ) Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi Profesör Dr. Bünyamin Şahin, Amerika Birleşik Devletleri'nde (ABD) yürütülen çalışma kapsamında, giyilebilir sağlık teknolojilerinde kullanılmak üzere ter ve nemden enerji üretebilen yeni nesil batarya geliştirilmesine katkı sağladı. TÜBİTAK tarafından desteklenen "Yeni Nesil Giyilebilir Sağlık Teknolojileri" başlıklı projeyi yürüten Prof. Dr. Şahin, 12 aylık araştırma programı kapsamında ABD'deki North Carolina State University'de çalışmalarını sürdürdü. Başlangıçta tek bir araştırma projesinde görev alan Türk bilim insanı, çalışma sürecinde gösterdiği performansın ardından ev sahibi araştırma grubunun davetiyle iki farklı uluslararası projeye de dahil edildi. Bu uluslararası projeler kapsamında geliştirilen yeni nesil batarya teknolojisi, North Carolina State University, University of North Carolina at Chapel Hill, Rice University ve Necmettin Erbakan Üniversitesi araştırmacılarının ortak imzasıyla bilim dünyasına kazandırıldı. Mühendislikve Teknoloji Araştırma ekibinin hazırladığı makale, " Science Advances" dergisinde yaklaşık sekiz ay süren uluslararası hakem değerlendirme sürecinden geçti. Hakemlerin talep ettiği revizyonların tamamlanmasının ardından kabul edilen çalışma, Science Advances'ta açık erişim olarak yayımlandı. DOĞADA ÇÖZÜLEBİLİYOR! Araştırma kapsamında geliştirilen batarya, geleneksel kimyasal pillere alternatif olarak çevre dostu malzemelerden üretildi. AkademikKonferanslar ve Yayınlar Batarya, insan teri veya ortam nemi gibi kaynaklardan enerji üretebiliyor. Esnek yapısıyla vücudun farklı bölgelerine yerleştirilebilen sistem, sağlık cihazlarında kullanılabilecek şekilde tasarlandı. Laboratuvar testlerinde sistemin, bireyin fizyolojik verilerini algılayarak Bluetooth üzerinden kablosuz ve kesintisiz biçimde merkezi sisteme aktarabildiği gösterildi. Araştırmacılar, geliştirilen teknolojinin özellikle uzaktan sağlık hizmetleri (telemedicine) uygulamalarında kullanılabilecek önemli bir altyapı oluşturabileceğini değerlendiriyor. GİYİLEBİLİR SAĞLIK CİHAZLARINDA YENİ DÖNEM Çalışmanın detaylarını paylaşan Prof. Dr. Şahin, uzaktan sağlık hizmetlerinin gelecekte bu alanın önemli bileşenlerinden biri olacağını dile getirerek, giyilebilir sağlık teknolojilerinin sürekli veri üreterek hastaların sağlık durumunun uzaktan takip edilmesine imkan sağlayacağını vurguladı. Modern cihazların enerjiye ihtiyaç duyduğunu, bunların ya şarj edilmesi gerektiğini ya da çevreye zarar verebilen kimyasal içerikli klasik pillerin kullanıldığını aktaran Şahin, araştırmanın temel argümanının doğada kendi kendine çözünebilen, doğaya zarar vermeyen, esnek bir pil geliştirmek olduğunu ifade etti. Şahin, vücudun her bölgesinde esneyebilecek nitelikte olan ve o bölgedeki nemle kendi kendine enerji üretebilen bir enerji kaynağı tasarladıklarını belirterek, şunları kaydetti: "Giyilebilir nitelikli esnek batarya oluşturulmaya çalışıldı. Bu batarya bulunduğu ortamdaki nemden veya biyolojik sıvı (ter) örnekleriyle aktive olmaktadır. Geleceğin sağlık teknolojisindeki uygulamalarını örneklendirebilmek adına, nabız ölçere bu bataryayı entegre ettik. Yapılan testlerin sonucunda nabız ölçerin ihtiyaç duyduğu gerekli enerjiyi sağladığını gördük. Buradan yola çıkarak yeni nesil sağlık ekipmanlarında tasarladığımız bu batarya, gerekli enerjiyi doğal yollarla üretip, kullanıcının fiziksel aktivitelerini aynı anda herhangi bir merkeze aktarabilmektedir. Vücut sıvısı, ter örneği ya da bulunduğu ortamdaki nemle cihazı besleyerek, veriyi algılayıp Bluetooth aracılığıyla bir merkeze gönderebilmesini bilimsel deneylerle ortaya koyduk." TEKNOLOJİ TRANSFERİ AÇISINDAN ÖNEMLİ GELİŞME Bu çalışmanın yalnızca bilimsel bir yayının ötesinde teknoloji transferi açısından da önemli bir kazanım olduğunu vurgulayan Şahin, "Dünyanın önde gelen araştırma gruplarıyla çalışma fırsatı bulduk. Onların akademik birikimi ile ülkemizin araştırma potansiyelini bir araya getirdik. Elde ettiğimiz sonuçların devamı niteliğinde yeni çalışmalarımız da sürüyor." diye konuştu. Şahin, çalışma süresince Nobel Kimya Ödülü sahibi Türk bilim insanı Prof. Dr. Aziz Sancar'ın görev yaptığı University of North Carolina at Chapel Hill'de de çeşitli akademik temaslarda bulunduğunu, Sancar ile bir araya gelme fırsatı yakaladığını sözlerine ekledi.
- KOSGEB desteği aldı, hayatı değişti: Şimdi yılda 10 ton üretmeyi hedefliyor
Sivas'ın Zara ilçesinde başlayan azim dolu bir üretim hikâyesi, bugün KOSGEB desteği ve coğrafi işaret tescilli Zara balıyla Türkiye'ye örnek oluyor. Yıllarca eşiyle birlikte zorlu şartlarda arıcılık yapan kadın girişimci Naciye Erkan, aldığı devlet desteğiyle kendi işletmesini kurarak üretimini büyüttü. Arıcılığı yalnızca mesleği değil, hayatının bir parçası haline getiren Erkan'ın yıllar önce en küçük kızına verdiği isim ise hikâyenin en dikkat çeken ayrıntılarından biri oldu. Sivas'ın Zara ilçesinde yaşayan 56 yaşındaki Naciye Erkan, yıllardır sürdürdüğü arıcılık mesleğini yaklaşık 5 yıl önce yeni bir noktaya taşıdı. Uzun yıllar eşiyle birlikte çalışan Erkan, KOSGEB'e yaptığı başvurunun ardından kovan, ekipman ve karavan desteği aldı. Bu destek sayesinde kendi işletmesini kuran kadın girişimci, bugün coğrafi işaret tescilli Zara balı üretiminin yanı sıra ana arı yetiştiriciliği de yapıyor. Sivas'ın Zara ilçesinde yaşayan 56 yaşındaki Naciye Erkan, yıllardır sürdürdüğü arıcılık mesleğini yaklaşık 5 yıl önce yeni bir noktaya taşıdı. Uzun yıllar eşiyle birlikte çalışan Erkan, KOSGEB'e yaptığı başvurunun ardından kovan, ekipman ve karavan desteği aldı. Bu destek sayesinde kendi işletmesini kuran kadın girişimci, bugün coğrafi işaret tescilli Zara balı üretiminin yanı sıra ana arı yetiştiriciliği de yapıyor. Pembe renkli arıcı kıyafetiyle dikkat çeken Naciye Erkan, yıllardır severek yaptığı meslekte kadınlara örnek olmak istediğini söyledi: "Hem kadınlara örnek olmak hem de bu işi bir kadın da başarabilir diye 5 yıldır işletmemde ayrı çalışıyorum." Kadın girişimci olarak üretmeye devam etmenin kendisi için büyük bir gurur olduğunu ifade eden Erkan, arıcılığın emek isteyen ancak keyifli bir meslek olduğunu dile getirdi. "Bir kadın da başarabilir" Pembe renkli arıcı kıyafetiyle dikkat çeken Naciye Erkan, yıllardır severek yaptığı meslekte kadınlara örnek olmak istediğini söyledi: "Hem kadınlara örnek olmak hem de bu işi bir kadın da başarabilir diye 5 yıldır işletmemde ayrı çalışıyorum."Kadın girişimci olarak üretmeye devam etmenin kendisi için büyük bir gurur olduğunu ifade eden Erkan, arıcılığın emek isteyen ancak keyifli bir meslek olduğunu dile getirdi. Zara balı neden bu kadar değerli? Türkiye'nin coğrafi işaret tesciline sahip ürünlerinden biri olan Zara balı, bölgenin zengin bitki örtüsü sayesinde dikkat çekiyor. Naciye Erkan, Zara'nın kekik, keven ve çok sayıda endemik bitkiye ev sahipliği yaptığını belirterek, bu doğal zenginliğin balın kalitesine doğrudan yansıdığını söyledi. Ürettiği balın analizlerden başarıyla geçtiğini belirten Erkan, ürünlerinin tüm kalite kriterlerini karşıladığını da ifade etti. Zara balı neden bu kadar değerli?Türkiye'nin coğrafi işaret tesciline sahip ürünlerinden biri olan Zara balı, bölgenin zengin bitki örtüsü sayesinde dikkat çekiyor. Naciye Erkan, Zara'nın kekik, keven ve çok sayıda endemik bitkiye ev sahipliği yaptığını belirterek, bu doğal zenginliğin balın kalitesine doğrudan yansıdığını söyledi.Ürettiği balın analizlerden başarıyla geçtiğini belirten Erkan, ürünlerinin tüm kalite kriterlerini karşıladığını da ifade etti. Konteynerde başlayan mücadele bugün başarı hikâyesine dönüştü Arıcılık yolculuğunun kolay olmadığını anlatan Erkan, yıllarca elektrik ve televizyon bulunmayan konteynerlerde yaşadıklarını söyledi: "Çok sıcaktı ve 3 çocuğumu orada büyüttüm. O dönemde çocuklar oynaması gerekirken konteynerin camından sürekli beni izliyorlardı. Zor zamanlardan geçtik ama her şeye rağmen arıcılığı seviyorum." Kene, yılan ve ayılarla karşılaşmanın işin doğal bir parçası olduğunu belirten Erkan, tüm zorluklara rağmen üretmekten vazgeçmediğini söyledi. Konteynerde başlayan mücadele bugün başarı hikâyesine dönüştüArıcılık yolculuğunun kolay olmadığını anlatan Erkan, yıllarca elektrik ve televizyon bulunmayan konteynerlerde yaşadıklarını söyledi: "Çok sıcaktı ve 3 çocuğumu orada büyüttüm. O dönemde çocuklar oynaması gerekirken konteynerin camından sürekli beni izliyorlardı. Zor zamanlardan geçtik ama her şeye rağmen arıcılığı seviyorum."Kene, yılan ve ayılarla karşılaşmanın işin doğal bir parçası olduğunu belirten Erkan, tüm zorluklara rağmen üretmekten vazgeçmediğini söyledi. 400 kovan, ana arı üretimi ve 10 ton bal hedefi İşe yalnızca 20 kovanla başladıklarını anlatan Erkan, bugün hem kendisinin hem de eşinin 400'er kovana sahip olduğunu belirtti. Bunun yanında 400 ana arı kutusuyla üretim yaptığını söyleyen kadın girişimci, bal, polen, propolis ve arı sütü gibi birçok arıcılık ürününü de ürettiklerini ifade etti. Geçen yıllara göre verimin değişebildiğini belirten Erkan, bu yıl 10 ton bal üretmeyi hedeflediklerini söyledi. 400 kovan, ana arı üretimi ve 10 ton bal hedefiİşe yalnızca 20 kovanla başladıklarını anlatan Erkan, bugün hem kendisinin hem de eşinin 400'er kovana sahip olduğunu belirtti. Bunun yanında 400 ana arı kutusuyla üretim yaptığını söyleyen kadın girişimci, bal, polen, propolis ve arı sütü gibi birçok arıcılık ürününü de ürettiklerini ifade etti.Geçen yıllara göre verimin değişebildiğini belirten Erkan, bu yıl 10 ton bal üretmeyi hedeflediklerini söyledi. Kızına verdiği isim hikâyenin en dikkat çeken ayrıntısı oldu Naciye Erkan'ın başarı hikâyesindeki en dikkat çekici ayrıntılardan biri ise ailesiyle ilgili anlattığı detay oldu. Arıcılığı yalnızca meslek olarak değil, yaşam biçimi olarak gördüklerini belirten Erkan, arılara duyduğu sevgiyi ailesine de yansıttığını anlatarak şu sözleri kullandı: "Arıları çok sevdiğim için 21 yaşındaki en küçük kızıma 'Polen' ismini koyduk." Yıllar önce verdiği bu isim, bugün devlet desteğiyle büyüttüğü üretim yolculuğunun en anlamlı simgelerinden biri olarak öne çıkıyor.
- Üniversiteyi bırakmak zorunda kaldı... 5 metrekarelik dükkândan 60 ülkeye ihracat yapan markasını kurdu
Bazı başarı hikâyeleri büyük sermayelerle değil, vazgeçmemeyi seçen insanların cesaretiyle yazılır. Hilal Akıncı'nın hikâyesi de tam olarak böyle başladı. Üniversite eğitimini yarıda bırakmak zorunda kalan Akıncı, hayallerinden vazgeçmek yerine yeni bir yol çizmeyi seçti. Eğitimine devam edemese de üretme tutkusunu hiç kaybetmedi. Yıllar sonra Merter'de yalnızca 5 metrekarelik küçük bir dükkânda hazır giyim satarak ticaret hayatına adım attı. Ancak onun hedefi yalnızca satış yapmak değildi. Kısa süre içinde kendi tasarımlarını üretmeye karar verdi ve kendi markasını oluşturdu. Attığı bu adım, hayatının dönüm noktası oldu. Küçük bir dükkânda başlayan girişimcilik yolculuğu bugün dünyanın 60 ülkesine ihracat yapan bir tekstil markasına dönüştü. Çocuk giyim başta olmak üzere farklı alanlarda üretim yapan Hilal Akıncı, Türkiye'den dünyaya uzanan bir başarı hikâyesi yazdı. Ancak onu farklı kılan yalnızca ticari başarısı değil, iş ahlakı oldu. Rusya'ya gönderilen milyon dolarlık bir siparişte üretim kaynaklı ciddi bir hata yaşandı. Büyük bir maddi kayıpla karşı karşıya kalmasına rağmen müşterisinin zararını eksiksiz karşıladı. O gün kısa vadede kaybetti, fakat bir yıl sonra aynı müşteri yeniden kapısını çaldı. "Sizin kadar dürüst bir esnaf görmedim." diyerek yeniden onunla çalışmak istedi. Akıncı'ya göre iş dünyasında en büyük sermaye para değil, güvendi. Hilal Akıncı'nın üretkenliği sadece tekstil sektörüyle sınırlı değil. Aynı zamanda resim sanatıyla da ilgilenen Akıncı'nın eserleri sanatseverlerle buluşuyor. İş dünyasında ise kadın girişimcilerin güçlenmesi için uzun yıllardır aktif rol üstleniyor; iş dünyası kuruluşlarında yöneticilik yapıyor, genç girişimcilere deneyimlerini aktarıyor ve kadınların ekonomik hayatta daha fazla yer alması için çalışmalar yürütüyor. Bugün binlerce kişiye ilham veren Hilal Akıncı'nın hikâyesi, başarının yalnızca büyümek ya da ihracat yapmak olmadığını gösteriyor. Onun yolculuğu; zorluklar karşısında vazgeçmemeyi, üretmeye devam etmeyi ve her koşulda güvenilir olmayı seçen bir girişimcinin hikâyesi olarak dikkat çekiyor.











