top of page

Boş arama ile 861 sonuç bulundu

  • Mimarlığı bırakıp çocukluğunu geçirdiği dede mirası fındık dükkanını modern tesise dönüştürdü

    Zonguldak'ta, mimarlığı bırakıp ata mesleği fındık tüccarlığını sürdüren Samet Kaya, çocukluk yıllarını geçirdiği dükkanını modern üretim tesisine dönüştürdü. Girne Amerikan Üniversitesi Mimarlık Bölümü mezunu 29 yaşındaki Kaya, İngiltere'de geçirdiği iki yıllık dil eğitiminin ardından kente dönerek bir süre mimarlık yaptı. Mesleğine devam etmek yerine çocukluk yıllarını geçirdiği fındık dükkanına dönmeye karar veren Kaya, ilçede dedesi Mecit Kaya’dan kalan fındık tüccarlığını devralarak, işini daha profesyonel bir yapıya kavuşturdu. Geçen yıl 87 yaşında vefat eden ve yaklaşık 35 yıl boyunca fındık alım satımı yapan dedesinin mirasını sahiplenen genç girişimci, İnağzı Mahallesi Kaptan İlhan Kurtuluş Caddesi'ndeki dededen kalma dükkanı modern üretim hattına dönüştürdü. Samet Kaya, işletmesinde fındığı kırmadan kavurmaya, boyutlandırmadan paketlemeye kadar tüm işlemleri makinelerle gerçekleştiriyor. Kaya, yaz tatillerinde dedesine mevsimlik olarak yardım etmesi dolayısıyla fındığın yolculuğunu yakından tanıdığını belirtti. Çocukluk yıllarından itibaren yaz dönemlerinde dedesine yardım ettiğini anlatan Kaya, "Dededen kalma bu işi de makineleştirmek istedim. Üreticilerin ürünlerine katma değer katmak istedim hem de kendi markamı oluşturup piyasaya ürün sunmak istiyorum." dedi. Daha fazla kişiye istihdam için arkadaşıyla atölyeyi büyütmeyi hedefliyor Kaya, yıllardır dedesinin yanında işi öğrendiğine değinerek, "Nasıl zorluklarla toplandığını, nasıl zor aşamalardan geçtiğini biliyorum. Ben hem insanlara katkısı olsun hem de kendi geleceğimi kurabilmek adına atölyeyi açtım." diye konuştu. İşletmelerinde fındık kırma, tek ve çift kavurma, fındık unu, pirinci ve ezmesi gibi ürünler ürettiklerini, üreticilerin kendi fındıklarını getirip işleterek doğrudan teslim alabildiğini ifade etti. Kaya, dedesinin ilçede yıllarca "güvenilir tüccar" olarak tanınmasının kendileri için en büyük sorumluluk olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti: "Dedemin yıllarca yapmış olduğu bu ticarette güvenilirliğini insanlara kazandırdı. Ahlaklı bir iş düzeni vardı. Biz de yanında yetişerek bu ahlakı, düzeni devam ettirmek istiyoruz. İnsanların bizi tercih etmesindeki büyük sebeplerden biri de zaten güven duygusu. Biz de bu emaneti güzel bir şekilde devam ettirmek istiyoruz. Dedemden kalan bu mirası biz ailece, ağabeyim, babam, ben, devam ettirmek istiyoruz. Bize ahlakı, güvenilir insan olmayı emanet etti. Biz de aynı şekilde bu emaneti sürdürmeyi amaçlıyoruz." Ailesinin zaman zaman kendisine destek olduğunu, iki yakın arkadaşıyla atölyeyi büyütmek için çalıştıklarını anlatan Kaya, ileride daha fazla kişiye istihdam sağlamayı hedeflediklerini kaydetti. Kaya, fındığın geçtiği işlemlerden bahsederek, şu bilgileri verdi: "Üreticinin getirdiği ürünü öncelikle makinemizde kırıyoruz. Sonrasında çürüklerinden ayırıyoruz. Ayırdığımız fındıklar fırına girip talebe göre tek veya çift kavrulmuş olarak hazırlanıyor. Sonrasında gözden kaçan çürükler tekrar ayıklanıyor. Zar alıcı makinelerimizden sonra elek makinemizde boyutlandırılıyor. Boyutlandırma sonrasında da paketlemek için veya ezme yapmak için diğer odaya geçip hazırlıkları sonlandırılıyor. Miktarı değişmekle örnek olarak 10 kilogram fındık bir veya iki günde hazırlık aşaması sonlandırılıp üreticiye teslim ediliyor." Mimarlığı bırakıp fındıkçılığa dönmesiyle risk aldığını dile getiren Kaya, "Okulumu bitirdikten sonra sevdiğim işe dönmeye karar verdim. Bu riskli olacaktı ama risk almayı seviyorum ve sonucunda bu işletmeyi açtık. Hiçbir şeyden korkmanızı istemiyorum. Ben öyle yapmadım. Başarılı olacağınıza da inanıyorum. Lütfen kafanızdaki tercih ettiğiniz şeylere yönelin ve yapın." ifadelerini kullandı.

  • Lösemiyi yenip farkındalık çalışmalarına katılan genç kadın hastalara "umut" oluyor

    Karaman'da lösemiyi yenen 25 yaşındaki Sevde Ünlü, gönüllü katıldığı etkinliklerle diğer hastalara destek olmaya çalışıyor. Ortaokula giderken yüksek ateş ve halsizlik şikayetiyle hastaneye götürülen Sevde Ünlü'ye, 2011'de lösemi teşhisi konuldu. Dört yıllık tedavinin ardından sağlığına kavuşan Ünlü, Lösemili Çocuklar Vakfı (LÖSEV) gönüllüsü olarak katıldığı etkinliklerle hastalıkla mücadele eden çocuklara ve ailelerine moral olmak için mücadele veriyor. "Umudun olduğu sürece her şeyi başarabilirsin" Sevde Ünlü, uzun ve zorlu bir tedavinin ardından lösemiyi yendiğini söyledi. Tedavi sürecinde kemoterapi ve radyoterapi aldığını anlatan Ünlü, verilen destek sayesinde umudunu asla kaybetmediğini dile getirdi. Tedavi sürecinin yorucu olduğuna değinen Ünlü, şöyle konuştu: "Halsiz kalıyorsun, miden çok bulanıyor. Ağır ilaçlar alıyorsun. Böyle devam ediyor ama başaramayacağın hiçbir şey yok. Kendine güvendiğin sürece o yorgunluk, o halsizlik bitiyor. Umudun olduğu sürece her şeyi başarabilirsin. Bunu yaşadık. Ben kendime, 'Kanser seni yenemez, sen kanseri yeneceksin.' dedim. Ayaklarının üzerinde durmaktan vazgeçmeyeceksin. Saçın dökülüyor, kaşın dökülüyor ama asla moralini bozmayacaksın. Daha sağlam, daha sağlıklı geliyor. Sonuçta kökü bende. Umudunuzu asla bitirmeyin, ben bitirmedim." "Mutluluk, umut ve sevgi tavsiye ediyoruz" Ünlü, iyileştikten sonra lösemiyle mücadele eden çocuklar ve aileleri için bir şeyler yapması gerektiğini düşündüğünü ifade etti. Gönüllü olarak yaklaşık 10 yıldır çeşitli farkındalık etkinliklerine katıldığını vurgulayan Ünlü, şöyle devam etti: "Gönüllü olmaya, 'Sen de bir çocuğun umudu olabilirsin, bir çocuğa yardım edebilirsin.' diyerek başladım. Ailelerle çalışmalar yapıyoruz. Hem bize hem onlara moral oluyor. Löseminin ne olduğunu anlatıyoruz. O süreçlerden geçtiğim, nasıl bir dönemde olduklarını bildiğim için destek oluyoruz. Ailelerin psikolojisi kötü ve umutları kırılmış oluyor. Bizim gibi iyileşmiş bireyleri gördüklerinde umutları çoğalıyor. Bizi gördüklerinde başaracaklarına inanıyorlar. Mutluluk, umut ve sevgi tavsiye ediyoruz. Sağlığım el verdikçe elimden gelenin daha fazlasını yapmaya ve bu insanların yanında olmaya devam edeceğim."

  • Erzurumlu sahaf 30 yıldır kitaplarla dolu bir hayat yaşıyor

    Erzurum'da kitaplara olan merakı nedeniyle mesleğini değiştiren 63 yaşındaki Nizamettin Korucu, 30 yıldır kitaplarla iç içe yaşam sürüyor. Anadolu Üniversitesi İktisat Bölümünden mezun olduktan sonra 11 yıl muhasebecilik yapan 3 çocuk babası Korucu, kitaplara olan sevgisi nedeniyle 1995 yılında sahaflık yapmaya başladı. Korucu'nun şehir merkezindeki kitabevinde, roman, edebiyat, tarih, inceleme eserleri, kültür-sanat, sinema, müzik, spor, bilim, felsefe ve sınav kitapları olmak üzere yaklaşık 12 bin eser bulunuyor. İş yerinde ikinci el kitapların yanı sıra nadir eserler de bulunduran Korucu, 30 yıldır kitaplarla iç içe yaşam sürüyor. Her gün kitap okuyan Korucu, iş yerinde haftada iki gün öğrencilerle şiir okuma ve kitapları uygun fiyatlarla sattığı açık artırma etkinlikleri de düzenliyor. "Çok okumak, yazmak ve insanlarla tanışmak için bu işi seçtim" Nizamettin Korucu, AA muhabirine, çocukluğundan beri kitaplara meraklı olduğunu ve okumaya çizgi romanla başladığını söyledi. Yaklaşık 11 yıl muhasebecilik yaptığını ve istifa ederek 1995'te sahaf dükkanı açtığını anlatan Korucu, "O günden beri bu işi devam ettiriyoruz. Çok okumak, yazmak ve insanlarla tanışmak için bu işi seçtim. Çok insanla tanıştım ve elimden geldiğince de okumaya çalışıyorum. Hep şunu söylerim, 'Kitap okumayan bir insandır, kitap okuyan ise okuduğu kitap sayısı kadar insandır.' Çünkü her kitap bir insanın emeğidir. O kitapları okudukça o insanın hem tecrübesini hem de bilgisini kendisine aktarmış oluyor." dedi. Korucu, kitap okumanın, kendisine takılmadan konuşmayı ve sayfalarca yazı yazma tecrübesi kazandırdığını kaydetti. "Kitap bir liman ve insanları ferahlatan bir sığınaktır" Mesleğini severek yaptığını belirten Korucu, şöyle devam etti: "Kitap bir liman ve insanları ferahlatan bir sığınaktır. Dijital ekranlardan daha iyi. Herkese tavsiye ediyorum. Her gün kitap okurum. Okumadığım zaman bir yanımı eksik hissediyorum. Nereye gitsem bir kitap elimdedir. Çocukluğumdan beri hayal kuran birisiyim. Bu hayallerimi geliştiren de kitaplardı. Kitaplar da arkadaş gibidir, iyi kitaplar seçilmelidir. Öğretmen ve rehberlerden destek alınarak okunmalıdır." Korucu, kitabevinde roman, edebiyat, tarih, inceleme eserleri, kültür-sanat, sinema, müzik, spor, bilim, felsefe ve sınav içerikli çok sayıda kitap bulundurduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti: "Sahaflarda ikinci el ve sahaf kitapları bulunur. İkinci el kitaplar piyasada 10 ise bizde 5 liradır. Bir de sahaf kitapları özel baskıdır. Bunun fiyatını da okuyucu ile sahaf belirler. İlkokul seviyesinden akademik seviyeye kadar kitap bulunduruyoruz. Her kitap tek tek ilgi istiyor. Bir noktadan sonra kendimizi kitap doktoru gibi görüyoruz. Mesaimiz oldukça uzun. Sabah 09.00'dan akşam 21.00'e kadar çalışıyoruz. Bireysel ve toplumsal kalkınmanın yolu çok okumaktan, araştırmaktan ve incelemekten geçiyor. Herkes kitap okumaya zaman ayırmalıdır."

  • Gazze'de lise bitirme sınavından 97,9 alan Beraa: "Biz çok güçlü ve mücadeleci bir halkız"

    Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta bir kampta ailesiyle yaşayan Beraa el-Cercavi (18), ders çalışmak için yardım kolilerinden kestiği kartonları kullanmak zorunda kalsa da lise bitirme sınavında sayısalda çok yüksek bir not aldı. 1948'deki Nekbe'yi ikinci defa yaşayan, soykırımın, göçün, işgalin, açlık ve yokluğun her türlüsünü tadan Gazzeliler, yaşadıkları toplumsal travmaya rağmen imkansızı başarıyor. "Öldürmeyen acının güçlendirdiği" Gazze halkı, her şeye rağmen mücadele ederek elde ettikleri başarılarla tüm dünyaya "yenilmeyecekleri ve yeniden ayağa kalkacakları" mesajı veriyor.ِ Aynı zamanda hafız olan Beraa, İsrail ordusunun, evlerinin olduğu bölgeye girmesinin ardından Han Yunus'un batısındaki Mevasi bölgesine göç etti. Çadırda zor şartlarda yaşayan Beraa, Gazze'de 2 yıl boyunca eğitim durmuş, eğitim kurumlarının çoğu yıkılmış olsa da azmin ve iradenin önüne hiç bir şeyin geçemeyeceğini gösterdi ve lise bitirme sınavında yüz üzerinden 97,9 aldı. Savaşa ve yokluğa rağmen eğitime devam etti Küçükten beri hep tıp okumak istediğini belirten Beraa, birden kendisini trajik bir savaşın ortasında bulduğunu söyledi. Savaşın devam ettiği zamanlarda her yerin bombalandığını ve açlığın hat safhada olduğunu kaydeden Beraa, "Bu duruma adapte olamadım ama azimle tüm bu zorlukların üstünden geldim, hepsine meydan okudum ve eğitime devam ettim." dedi. Beraa sınava hazırlık aşamasında karşılaştığı zorlukları ise şöyle anlattı: "Ders çalışmaya başladım ama elimde sadece yardım kolilerinin kartonları vardı. Kardeşlerim Tine'ye, Morag Koridoruna (ABD-İsrail güdümündeki sözde yardım noktaları) gidip yardım kolisi getiriyordu. Ben de bunların kartonlarını kullanıyordum. Açtık, başımızı göğe çevirsek zennane (Filistinlilerin, İsrail'e ait insansız hava araçlarına ve onların çıkardığı sese verdiği isim) görüyorduk. Gece uyuyamıyorduk. Gece ders çalışmam gerektiğinde elektrik ya da ışık olmadığından çalışamıyordum. Çadır yazın gündüzleri ateş gibi oluyordu, akşamları ise sinekten uyuyamıyorduk. Yani eğitimine devam etmek istesen de uygun bir ortam yoktu." Ders çalıştığı kağıtların çoğunu yakmak zorunda kaldı Mevasi'ye göç ettikten sonra ders çalışmak için gerekli kağıt, kalem, defter ve masa gibi gereçlerin hiçbirini bulamadığını anlatan Beraa, bir defter bulabilmek için bir saat yürüdüğünü ifade etti. Ders çalışmasına yardımcı olacak her şeyi kullandığını kaydeden Beraa, "Felafeli (Orta Doğu mutfağında bir yemek türü) sardıkları kağıdı bile saklıyor sonra üzerine not alıyordum. Bu kağıtları ve karton parçalarının bir kısmını hatıra olarak sakladım. Ama odun olmadığı için büyük çoğunluğunu yemek pişirirken yakmak zorunda kaldık." dedi. Beraa, durumları olmadığı için özel ders alamadığını, telefonu ve internetinin de olmadığını ama sabredip hepsinin üstesinden geldiğini aktardı. "Gazze halkı çok güçlü ve mücadelecidir" Dünyanın diğer ülkelerindeki öğrencilerin her türlü imkana sahip olduğunu, yiyecek ve içecek, defter ve kalem sıkıntısı çekmediğini söyleyen Beraa, "Biz çok güçlü ve mücadeleci bir halkız. Biz Gazze halkıyız, kafamıza koyduğumuzu yaparız. Çünkü hedefe odaklanırız. " diyerek Gazze'deki öğrencilerin "yokluğun ortasında" nasıl "var" olduklarını anlattı. Beraa, sınava hazırlandığı süre zarfında kuzeninin vefat ettiğini ama bu olayın onu öldürmeyip bilakis daha da güçlendirdiğini, "acılara rağmen kararlılığın galip geleceği" sözünü kendine şiar edindiğini söyledi. Gazze halkına ve öğrencilere seslenen Beraa, "Önünüze çıkan hiç bir engelin sizi durdurmasına izin vermeyin. Bu şartlarda yaşamaya mecburuz. Önümüze pek çok engel koyuldu, bu bize dayatıldı. Önünüze çıkan engeller sizi durdurmasın daha da güçlendirsin. Ben kartondan başka bir şey bulamadım ama yine de hedefime ulaştım." dedi.

  • Çorum'da kadın girişimcinin kurduğu pelet fabrikası ahşap atıklarını ekonomiye kazandırıyor

    Çorum'da kadın girişimcinin Tarımsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) desteğiyle kurduğu pelet fabrikasında, ahşap atıklar ekonomiye kazandırılıyor. Ailesi yaklaşık 30 yıldır kereste sektöründe faaliyet gösteren Ebru Zorlu, kereste atıklarının nasıl geri dönüştürülebileceğini araştırırken pelet üretmeye karar verdi. Evli, 2 çocuk annesi Zorlu, finansman bulamadığı için projesini rafa kaldırmaya hazırlanırken, bir yakınının "Birçok sektöre destek veriyorlar, TKDK ile görüş" şeklindeki yönlendirmesi üzerine TKDK Çorum İl Koordinatörlüğü ile iletişime geçti. 7,2 milyon lira yatırım bütçeli projesiyle başvuru yapan Zorlu, katma değerli ürünler kategorisinde 3,9 milyon lira hibe desteği almaya hak kazandı. Çorum-Ankara kara yolu üzerinde, ailesine ait kereste tesisinin yanına 2023 yılının sonunda pelet üretim tesisi kuran Zorlu'ya, eşi Barış Zorlu da destek oluyor. 7 bin metrekare açık alanda kurulan, 1500 metrekare kapalı alana sahip tesiste 22 kişi istihdam ediliyor. Ebru Zorlu, 2016'da kurmayı planladıkları pelet üretim tesisini TKDK'nin yüzde 55'lik desteği sayesinde 2023 yılında kurabildiklerini söyledi. "Kullananların geri dönüşleri çok güzel" Tesisi kurduklarında yıllık 6 bin ton üretim hedeflediklerini, aradan geçen 2 yılda kapasitenin 10 bin tona yükseldiğini belirten Zorlu, "Mevsim farklılıklarına göre 12 bin tona kadar çıkabiliriz. Burada ürettiğimiz pelet, özellikle Karadeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinden çok talep görüyor. Müşterilerimiz çok memnun. Başlangıçta pazarlamayla ilgili tereddüdümüz vardı ama kendimizden şüphemiz yoktu. Kalite belgelerimiz tam, ürünümüze güveniyor ve dolayısıyla artık pazarlamada problem yaşamıyoruz. Kullananların geri dönüşleri çok güzel." dedi. Zorlu, ürettikleri peletin özellikleriyle ilgili olarak, "Kaliteli pelet üretiminde ağaç kabuğu olmamalı. Kabuk, ürünün kalitesini azaltıyor. Biz pelet üretirken hiçbir şekilde kabuk kullanmıyoruz. Tamamen çam talaşından pelet üretiyoruz." diye konuştu. Tesisi başlangıçta yalnızca kereste tesislerinde açığa çıkan talaşı değerlendirmek üzere kurduklarını, ancak talep artınca üretimi artırdıklarını anlatan Zorlu, "Artık kendi kereste tesisimizin yanı sıra Çorum ve çevredeki illerden de ham madde olarak kereste ve talaş atıklarını alıyoruz. Dolayısıyla geri dönüşüme de katkı sağlıyoruz." ifadesini kullandı. Peletin diğer katı yakıtlara kıyasla birçok avantajı olduğunu dile getiren Zorlu, şunları kaydetti: "İnsanlar pelet kullanmayı tercih etmeli çünkü en büyük avantajı, geri dönüşümle üretiliyor olması. Ayrıca diğer katı atıklara göre yanmanın ardından bıraktığı kül miktarı çok az. Aynı zamanda yanmayla birlikte havaya bıraktığı gaz miktarı da kabul edilebilir seviyelerde." Ebru Zorlu, iş fikri olanlara başta TKDK olmak üzere devlet desteklerinden mutlaka yararlanmalarını tavsiye ederek, devletin kadınların yanında olduğunu ve desteklediğini söyledi.

  • Devlet desteğiyle köyüne yatırım yapan iş insanı bungalov ev üretiyor

    Yozgatlı iş insanı Muttalip Açıkgöz, 40 yıl önce göç ettiği köyüne geri dönerek, devlet desteğiyle yaptığı 60 milyon liralık yatırımla bungalov tipi ahşap ev üretim tesisi kurdu. Kadışehri ilçesinde yaşayan 59 yaşındaki girişimci Muttalip Açıkgöz, yaklaşık 4 ay önce Sapanca'da bulunan firmasının üretim bölümünü doğduğu topraklara taşıdı. Orta Anadolu Kalkınma Ajansı Yozgat Yatırım Destek Ofisinin danışmanlığında, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından Yatırım Teşvik Belgesi alan Açıkgöz'e, 60 milyon liralık yatırım karşılığında Milli Emlak'tan Örencik köyünde 24 dönümlük arazi tahsisi yapıldı. KDV ve SGK desteklerinden de faydalanarak köyünde kurduğu 800 metrekare kapalı alana sahip tesiste bungalov tipi ahşap ev üretimine başlayan Açıkgöz, 8 kişiye de istihdam sağladı. Açıkgöz, uzun yıllar faaliyet gösterdiği Sapanca'daki fabrikasını genişletmek için kendi memleketine yatırım yapmaya karar verdiğini söyledi. Son dönemde yoğun ilgi gören bungalov ev üretimi yaptıklarını anlatan Açıkgöz, "Sapanca'da 850 metrekare, burada ise 800 metrekare kapalı alanımız var. Projemizin tamamlanmasıyla toplam 10 bin 500 metrekare kapalı alana ulaşacağız. Birinci etabı tamamladık, ikinci etap inşaatımız sürüyor." dedi.​​​​​​​ Açıkgöz, taşınabilir ve enerji verimliliği yüksek yapılar ürettiklerini belirterek, "Yerinde montajı yapılan bungalovlar, aynı zamanda taşınabilir küçük evler, bağ, bahçe, hafta sonu evleri üretiyoruz. Asıl olarak da hazır ev, konut sistemleri üretiyoruz. Beş kata kadar yapılabiliyor. Her yapının yalıtım değeri yüzde 40 ile yüzde 60 arasında değişiyor." diye konuştu. Tasarımın ve üretimin her aşamasının kendilerine ait olduğunu vurgulayan Açıkgöz, müşterinin isteğine göre projelendirip üç boyutlu hale getirip görseli sunduklarını, daha sonra üretime geçtiklerini anlattı. Yozgat'ta 10 ev teslim ettik Kovid-19 pandemisiyle bungalov evlere ilginin arttığına değinen Açıkgöz, "Kars, Edirne, Antalya, Marmaris ve Bodrum'un da aralarında olduğu Türkiye'nin birçok bölgesi için imalat yapıyoruz. Yozgat’a da şu ana kadar 10 ev yapıp teslim ettik." ifadelerini kullandı. Açıkgöz, Yozgat'ın istihdam açısından kendilerine avantaj sağladığını sözlerine ekledi. Fabrikada çalışan işçilerden Muammer İbiş de köylerine böyle bir tesisin açılmasından mutlu olduklarını dile getirdi. Mustafa Boztepe ise fabrikanın presleme bölümünde çalıştığını, küçük bir ilçede böyle bir yatırımın yapılmasıyla kendilerine iş imkanı sağlanmasının çok değerli olduğunu söyledi.

  • Doğadan topladığı ağaç dallarını 69 yıldır kaşığa dönüştürüyor

    Hatay'ın Kırıkhan ilçesinde yaşayan 85 yaşındaki Ahmet Eden, ağaç dallarından yaptığı kaşıkları çevresindekilere hediye ediyor. Hatay'ın Kırıkhan ilçesinde yaşayan 85 yaşındaki Ahmet Eden, dağdan topladığı ağaç dallarını 69 yıldır kaşığa dönüştürüyor. Amanos Dağları eteklerindeki Bektaşlı Mahallesi'nde küçük yaşlarda çobanlık yapmaya başlayan Eden, dayısından ağaç dallarından kaşık yapmayı öğrendi. Hayvanları otlattığı dağlardan farklı ağaç türlerinin kurumuş dallarını toplamaya başlayan Eden, dayısının da desteğiyle bunları tahta kaşığa dönüştürdü. Eden, zamanla kendisini geliştirerek tek başına kaşık yapımına devam etti. Çobanlığın yanı sıra fırsat buldukça kaşık yapımını da sürdüren Eden, yaptığı ürünleri çevresine hediye ediyor. Yaşının ilerlemesi nedeniyle çobanlığı bırakan Eden, 16 yaşında başladığı ve hobisi haline gelen kaşık yapımını ise Amanos Dağları eteklerindeki evinin bahçesinde sürdürüyor. Depremler nedeniyle kaşık yapımına bir süre ara verdi Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023'teki depremlerde 30 yakınını kaybeden ve ağır hasar gören evi yıkılan Eden, AA muhabirine, depremler sonrası Payas ilçesine taşınmak zorunda kaldığını, yaklaşık 8 ay Payas'ta yaşadığını anlattı. Daha sonra Kırıkhan'a dönerek çocuklarının yanında yaşamını sürdüren Eden, torunlarının desteğiyle topladığı ağaç dallarından kaşık yaparak günlerini geçirdiğini belirtti. Eden, kaşık yapımı için ceviz, çınar ve çam ağacı kullandığını vurgulayarak, "Büyük kaşıklardan günde 1, küçük kaşıklardan ise 4 tane yapıyorum. Kaşıkları çevremdekilere hediye ediyorum. Kaşık yapımına sağlığım el verdiği sürece devam etmek istiyorum. Zaten çok zor değil, sandalye üzerinde çalışıyorum. Sadece bronşitim var, hava soğuk olduğunda kaşık yapmıyorum." diye konuştu. "Dedem bu işi hayrına yapıyor ve bu sayede teselli oluyor" Ahmet Eden'in torunu Ramazan Eden de dedesinin ilerleyen yaşına rağmen kaşık ustalığından vazgeçemediğini söyledi. Fırsat buldukça dedesine yardımcı olduğunu belirten Eden, şunları kaydetti: "Beğendiğimiz odun parçalarını dedemle ormanlık alandan, dere civarından toplayıp getiriyoruz. Dedem bunlarla kaşık ve kürek sapı yapıyor. Elde ettiği kaşıkları ihtiyaç sahiplerine, isteyenlere veriyor. Dedem bu işi hayrına yapıyor ve bu sayede teselli oluyor."

  • Baba mesleği arıcılığa başlayan kadın kovan sayısını 12'den 200'e çıkardı

    Adana'da arıcılık yapan babasının hediye ettiği 12 kovanla üretime başlayan Metanet Çelik, 6 yılda sayısını 200'e çıkardığı kovanlarında yıllık ortalama 1,5 ton çiçek balı üretiyor. Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Okul Öncesi Öğretmenliği Bölümü'nü bitiren 42 yaşındaki Çelik, merak saldığı arıcılıkta kendini geliştirmek için babası Muhsin Çelik'ten eğitim aldı. Çelik, 2019'da babasının hediye ettiği 12 kovanla, zengin floraya sahip Yüreğir ilçesi Misis Höyüğü çevresindeki ağaçlık alanda bal üretimine başladı. İl Tarım ve Orman Müdürlüğünün verdiği destekle kovan sayısını 6 yılda 200'e çıkaran Çelik, yıllık ortalama 1,5 ton çiçek balı üretimine ulaştı. Hafta sonlarını arılarıyla ilgilenerek geçiren Çelik, hasat ettiği balı yurt genelindeki müşterilerine kargo yoluyla ulaştırıyor. "Arıcılığın içine girdikçe bu işi bırakmak imkansız hale geliyor" Metanet Çelik, çocukluğundan itibaren baba mesleğine ilgi duyduğunu söyledi. Kovid-19 salgını sürecinde arıcılığa adım atmaya karar verdiğini dile getiren Çelik, "Arıcılığa başladığım dönemlerde etrafımdaki birçok kişi 'Nasıl yapacaksın, tek başınasın?' gibi şeyler söyledi. Arıcılık fiziksel güç gerektiren bir iş ama bu işi sadece erkekler yapacak diye bir kural yok. Kadınlar da arıcılığı gayet başarılı şekilde yapabilir." dedi. Çelik, mesleğe zamanla alıştığını ifade ederek, "Ürüne ilgi ve talep arttıkça, arıcılığın içine girdikçe bu işi bırakmak imkansız hale geliyor. Ürünlerimi mümkün olduğunca yüzde 100 doğal şekilde üretiyorum çünkü arıcılığa başlama sebebim yediğim balı bilmekti. İnsanların da ne yediklerini bilmelerini istiyorum." diye konuştu. Hedef kovan sayısını 500'e çıkarmak Kovanlarıyla ilgilenmeyi sevdiğini dile getiren Çelik, arıların mevsime özel bakımlarını yaptığını anlattı. Çelik, kovan başına ortalama 15 kilogram bal aldığını belirterek, şunları kaydetti: "Ballarımı Adana ve diğer illere kargoyla gönderiyorum. Ürünlerimi yurt dışına da ulaştırmayı planlıyorum. En büyük hayalim, arı zehri üretmek. İlerleyen süreçte arı zehri üretip dünyaya pazarlamayı ve kovan sayımı 500'e çıkarmayı hedefliyorum."

  • Dedesinin icadı temassız müzik aletini tanıtmak için dünyayı geziyor

    Rus müzisyen Peter Theremin, 1919'da büyük dedesi Rus fizikçi Lev Theremin tarafından icat edilen ve dünyadaki "ilk ve tek temassız müzik enstrümanı" olarak bilinen "Theremin"i tanıtmak için ülkeleri gezip müzik dinletileri gerçekleştiriyor. Theremin, kendi soyadını taşıyan müzik aletinin dünyada bilinirliğini ve kullanımını artırmak amacıyla düzenlediği ücretsiz dinletilerde enstrümanı insanlarla buluşturuyor. Bugüne kadar pek çok ülkeyi ziyaret ederek tanıtım etkinliklerine katılan Rus müzisyen, son 1 yılda ise Türkiye'de Ankara Rus Müziği Müzesi öncülüğünde Ankara, İstanbul, Nevşehir, Şanlıurfa ve Çanakkale'de dinleti sundu. Son olarak Hitit Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ve Vakıf 19 işbirliğiyle düzenlenen etkinlikte Theremin'i Çorum'da müzikseverlerle buluşturan Rus müzisyen, ayrıca Boğazkale ilçesinde yer alan Hattuşa Antik Kenti'nde de müziğini icra etme imkanı buldu. Etkinlikte dedesi Lev Theremin ve soyadını taşıyan enstrümanın hikayesinin anlatıldığı yaklaşık yarım saatlik belgeseli izleten Peter Theremin, ardından enstrümanıyla dinleti sundu. "Enstrümanı sadece sahnede değil, film projelerinde de kullanıyorum" Dinletilerde, "Bir başkadır benim memleketim" ve Türk marşı" gibi eserlere de yer veren Theremin, hem soyadını taşıması hem de müzisyen olarak çok beğenmesinden dolayı Theremin'i dünyaya tanıtmaya çalıştığını söyledi. Theremin'in ailesinin geliştirdiği bir enstüman olmasından dolayı dünyada nasıl algılandığı ve nasıl kullanıldığı konusunda kendisini sorumlu hissettiğini dile getiren Rus müzisyen, enstrümanı dünyaya en doğru şekilde tanıtmak istediğini kaydetti. Bu amaçla dünyanın birçok ülkesine gittiğini belirten Theremin, "Türkiye'ye olduğu gibi Fransa, Almanya, Litvanya, Belarus, Japonya, Kazakistan, Özbekistan gibi ülkelere gittim ve orada Theremin çaldım." dedi. Theremin ile geçmiş yüzyıllarda yazılmış eserleri çalmayı istediğini vurgulayan Peter Theremin, "Theremin'i elektronik müzik yaratmak için kullanıyorum. Enstrümanı sadece sahnede değil, film projelerinde de kullanıyorum, çünkü eşsiz sesler çıkarabiliyor. Theremin'i çok değişik, alışılmadık, farklı kültürlerden enstrümanlarla birlikte kullanmaya çalışıyorum." şeklinde konuştu. Repertuvarını sürekli geliştirdiğini, Türkiye'den de geleneksel müzikler eklediğine işaret eden Theremin, "Türkiye'ye ilk kez geçen yıl geldim. Değişik illeri gezdim ve yerel müzikler dinledim. Onlardan bir proje yapmak istiyorum, Türk müziği ile ilgili." ifadesini kullandı. Ankara Rus Müziği Müzesi'nin kurucusu, Peter Theremin'in Türkiye'deki konserlerinin organizatörü Aliona Palazhchenko ise Rusya'nın kültürünü, tarihini ve zihniyetini Türk halkına tanıtmak istediğini anlattı. Peter Theremin'in Rus imajının, kültürünün ve geleneklerinin vücut bulmuş hali olduğunu dile getiren Palazhchenko, şunları kaydetti: "Özellikle Peter'in Türkiye'ye karşı samimi ilgi duyması ve benim organizasyonumla birçok şehri ve turistik yeri gezmesi çok hoş. Theremin enstrümanı, diğer Avrupa müzik aletlerinin aksine ince nüanslarıyla Türk müziğini icra etmek için idealdir. Peter, Theremin ile bir Türk müziği albümü kaydetme projesini gerçekleştirirse bu, Türkiye ve Rusya arasındaki canlı ve kalıcı bir kültür köprüsü olacaktır."

  • Suyla yeniden hayata dönen para yüzücü Defne Kurt, herkese ilham oluyor

    Trafik kazası sonucu engelli kalan ve 23 yaşından sonra başladığı S10 klasmanındaki para yüzmede dünya şampiyonu olan milli sporcu Kurt, engelli bireylerin spor yaparak elde edeceği başarılarla engelsiz bireylere bile ilham olabileceğini söyledi. Singapur'da düzenlenen Dünya Para Yüzme Şampiyonası'nda 5 altın madalya kazanan milli sporcu Defne Kurt, elde ettiği başarılar, engelli bir birey olarak karşılaştığı zorluklar ve engelli bireylerin spor ve hayattaki yerlerine ilişkin değerlendirmede bulundu. Su i le tanışmasının henüz 1 yaşındayken babasının kendisini suya atmasıyla olduğunu, yüzme sporuna ise 9 yaşında başladığını anlatan Kurt, engelsiz bir bireyken de ailesinin teşvikleriyle uzun yıllar yüzdüğünü, 12-13 yaşlarında milli takım seviyesine kadar yükseldiğini belirtti. Üniversite dönemlerinde, yaşadığı yoğunluk nedeniyle yüzmeden biraz koptuğunu, bu nedenle o dönem spora ara vermek istediğini, geçirdiği trafik kazası sonrasında bir daha yüzebileceğini düşünmediğini ifade eden Kurt, "20 yaşıma kadar yüzmeyi kafama takmış bir şekilde ilerliyordum. Sonra üniversite yoğunluğu ve bu kadar çok yüzmenin küçüklükten getirdiği travmalardan artık yüzmeye ara vermiştim. Yüzmek istemediğim bir dönemdeydim. Tam o dönemde trafik kazası geçirdim 2023 yılında ve bir daha tekrardan yüzmeyi profesyonel olarak yaparım diye hiç düşünemedim." dedi. "Tekrar o suyun içine girmek beni uzun süre çok zorladı" Kurt, trafik kazasının ardından ciddi operasyonlar geçirdiğini ve vücudunda platinlerin takılı olduğunu, hissettiği fiziksel acıların yanı sıra psikolojik olarak da yıprandığını vurgulayarak, "Geçirdiğim trafik kazasının ardından uzun süre depresyon dönemim oldu. Neden benim böyle bir şey başıma geldi diye çok düşündüm. Kendimi nasıl motive edebilirim, teselli edebilirim, nasıl tekrar ayağa kalkabilirim diye düşündüm. Paralimpik fikri ortaya çıkınca 'Acaba tekrardan yüzmeye başlayabilir miyim' dedim ve bu benim için tekrardan hayata tutunmam için bir umut oldu." diye konuştu. Paralimpik spor ile çevresindekilerden gelen tavsiyelerle tanıştığını dile getiren Kurt, ilk başta antrenman temposunu kaldırıp kaldıramayacağını çok düşündüğünü ancak suyu kendisine yeniden bir motivasyon haline getirmenin bu fikrini değiştirdiğini ifade etti. Psikolojisini yeniden toparlamak konusunda yüzmenin de olumlu bir etkisi olduğunu, ilk başta antrenmanlarında zorlandığını söyleyen Kurt, bunlara rağmen pes etmediğini belirtti. Özellikle profesyonel olarak yeniden spora başlamasının ardından antrenman sayıları nedeniyle zaman zaman eleştiriler aldığını ancak kendisi için en uygun olan sistemi hocası ile kurduklarını aktaran Kurt, "Haftada bir suya girmeyle başladım bu süreçte, sonra haftada iki yapmaya başladım. Biraz daha vücudumu, kendimi, psikolojimi hazırlaya hazırlaya başladım ama gerçekten zordu. Bana çevremdekiler haftada bir antrenmanla nasıl dünya şampiyonu olacaksın? diyordu." ifadelerini kullandı. "İlham kaynağı olmak tarif edemeyeceğim bir mutluluk" Kurt, Singapur'da yarıştığı Dünya Para Yüzme Şampiyonası'nda 50 metre ve 100 metre serbest stil, 100 metre kelebek, 100 metre sırtüstü ve 200 metre bireysel karışıkta altın madalya kazanmasını ve Avrupa rekoru kırmasını, çektiği acıların verdiği meyveler olarak gördüğünü dile getirdi. Bu başarının, gelecekte yeni başarıların da önünü açmasını umduğunu aktaran Kurt, İstiklal Marşı'nı art arda 5 kere okutmanın ve Türk bayrağını gönderde en tepede görmenin kendisi için büyük bir gurur vesilesi olduğunu ifade etti. Pek çok kişinin sosyal medya üzerinden kendisine ulaştığını ve artık 'onu bir ilham kaynağı olarak gördüklerini' ilettiklerini söyleyen Kurt, bu geri dönüşleri almanın, kazandığı altın madalyalardan bile daha anlamlı olduğuna işaret ederek, şöyle devam etti: "Ben bazı genç, küçük kardeşlerimin bana yazdıklarını görüyorum. Böyle bana yazıyorlar, 'Tam böyle antrenmanı bırakma, yüzmeyi bırakma eşiğine geldim ama senin konuşmaların, bunun bir süreç olduğunu söylemen, yaşadığımız zorlukların da bir süreç olduğunu söylemen bizi inanılmaz motive ediyor ve başarı için ilham oluyor. Tekrardan yüzmeye başladım' gibi mesajlar alıyorum. Gerçekten çok fazla geliyor bu tarz mesajlar ve bu beni gerçekten inanılmaz mutlu ediyor. Böyle bir ilham kaynağı olduysam ne mutlu bana. Gerçekten bu kelimelerle tarif edemeyeceğim bir mutluluk benim için." "Engelli bireyler için spor farklı bir motivasyon kaynağı" Geçirdiği trafik kazasından önce de yüzme ile uğraşan Kurt, kendisi gibi engelli olan bireylere, muhakkak bir spor veya uğraş ile meşgul olmaları, eve kapanmamaları tavsiyesinde bulundu. Özellikle sporun ve engelli sporcuların elde ettiği başarıların, engelliler üzerinde 'Ben de yapabilirim' hissini pekiştirdiğine vurgu yapan Kurt, şunları kaydetti: "Engelli bireyler için spor farklı bir motivasyon kaynağı. Çünkü hem bedeni hem zihni dinç tutan bir branş olduğu için ve psikolojik olarak da engelli bireylerde 'ben de yapabilirim hissini ortaya çıkartıyor. O yüzden engelli bireyler de spora yönlendirilmeli, muhakkak bir spor ile bir uğraş ile kendilerine alan oluşturmalılar. Evlerinden çıkıp cesaret etmeliler. Bu yapabilirim hissi yani beyni tatmin eden bir şey ve ister istemez o motivasyonu hayatınıza katabiliyorsunuz. O yüzden engelli bireylerde spora yönlendirilme bence ya da başka aktif faaliyetlere yönlendirme olması lazım ki hayata tutunacak. Muhakkak bir spor ile bir uğraş ile kendilerine alan oluştursunlar." Paralimpik spordaki potansiyelin görmezden gelinmemesi gerektiğine de işaret eden Kurt, engelli bireylerin hayatta hep kendilerini ispat etmek zorunda kalmaları, mücadele etmeleri ve kolay kolay pes etmemeleri nedeniyle girdikleri her alanda başarılar elde ettiğine dikkati çekti. Toplumda engellilerin görmezden gelinmemesi gerektiğini ve engelli haklarının da var olduğunu engelsiz bireylerin anlayabilmesinin önemli olduğuna işaret eden Kurt, sözlerini şöyle tamamladı: "Engelli bireylerin bazıları doğuştan oluyor. Bazılarıysa sonradan engelli kalabiliyorlar. Ve ister istemez hep hayatları boyunca bir yaşam mücadelesi veriliyor. Bu hayat mücadelesi zaten yeterince zorken, toplum tarafından da daha fazla zorlaştırmamak gerekiyor bence. Bazen maalesef kırıcı yaklaşımlarla karşılaşabiliyoruz, senin neren engelli gibi sorular mesela. Fakat bu yorumlar ne niyetle olursa olsun hoş değil. Örneğin yoğun bakım sürecimde yaşadıklarımı ben ve ailem bilir, ama karşımızdakiler bunu en azından anlayışla karşılayabilir. O yüzden engelli bireylerimize, bize daha saygılı, yaklaşırsanız daha mutlu oluruz."

  • Bitpazarlarından topladığı 5 binden fazla kahve fincanıyla koleksiyon yaptı

    İstanbul'da yaşayan Ahmet Salman, yaklaşık 15 yıl boyunca bitpazarlarından 5 binin üzerinde kahve fincanı, cezve ve çay bardağı toplayarak, özel bir koleksiyona sahip oldu. Yetmiş üç yaşındaki emekli Salman, 2010 yılından itibaren bit pazarlarındaki kahve fincanlarıyla ilgilenmeye başladı. 1900'lü yıllardan günümüze kadar üretilen binlerce kahve fincanını satın alan Salman, 5 bini aşkın ürünlük özel bir koleksiyon edindi. Çeşitli dönemlerde üretilmiş cezve ve çay bardaklarıyla da koleksiyonunu zenginleştiren Salman, bunları Fatih'teki tarihi bir handa sergiliyor. Salman, yaptığı açıklamada, ilgisini çeken çeşitli türlerdeki kahve fincanı ve çay bardaklarını bitpazarlarından almayı sürdürdüğünü söyledi. Türkiye'de kahve ve çay kültürünün önemli bir yeri olduğu belirten Salman, birçok farklı desen, şekil, ebat ve farklı tarihlerde üretilmiş fincanları biriktirdiğini belirtti. Salman, ürünleri daha çok Eminönü ve Beyazıt'tan temin ettiğini dile getirerek, "Tamamen kendi imkanlarımla 15 yıldır sürekli toparlamaya çalışıyorum. Baktığınız zaman önceleri Türkiye'ye kahve az geliyordu. Fincanların yapısının küçük olmasının bir sebebinin de kahvenin az gelmesi diye düşünüyorum. Kurtuluş Savaşı yıllarında kahve bulunmadığı dönemlerde nohut kahvesi ikram edilmiş. Şimdi imkanlar geniş. Burada 100 yıllık fincanlar var. Bunu uzmanları da bilirler." diye konuştu. Koleksiyonunu kamuya açık bir müzede sergilemek istediğini kaydeden Salman, böylece koleksiyonunu herkesin yakından görebileceğini anlattı. Salman, farklı türlerdeki fincanları toplama alışkanlığını bugün de sürdürdüğünü ifade ederek, "Çünkü bunların hepsi bir emektir. Yani insan eli değmiştir. Ressamlardan o figürleri yapan ustalar veya fabrika işçileri, elde yapılanların değerlendirmesi tamamen sektöre bir canlılık getirir. Onların unutulmamasını sağlamak gerekir. Bir usta yaptığı bir eseri müzede görürse o zaman daha fazla moral bulur." ifadelerini kullandı. "Her fincanın ve bardağın bir macerası vardır" Raflara dizdiği çay bardağı ve kahve fincanlarının her birinin ayrı birer hikayesi olduğunu anlatan Salman, şunları kaydetti: "Bunların her biri bizim iyi ve tatlı günlerimizde evlere ziyarete, taziyeye, düğüne gelenlere ikram edilen çay, kahve fincanlarıdır. Her fincanın ve bardağın bir macerası vardır. Keşke bir dilleri olsa da bir söyleseler. Kimlerin sevincini nasıl paylaştığını, acılarını nasıl paylaşarak azalttıklarını, sevinçlerini çoğalttıklarını bu fincanlarda ve bardaklarda görebiliriz. Fincanları görenler zaman zaman benden istiyor ama vermiyorum. Hatta bazen bana kırılanlar oluyor. Çünkü biz toplumsal bir mülkiyet sevdasındayız. Biz ise bunu herkes görsün, bundan faydalansın diye yapıyoruz. Yoksa kişilerin evinde bunları kendisinin veya birkaç kişinin görmesi benim anlayışıma ters."

  • Borla üretilen doğal solüsyon arıları öldüren zararlıları yok ediyor

    Balıkesir Üniversitesinde nanoteknoloji kullanılarak bor madeniyle üretilen doğal solüsyon, arı ölümlerine neden olan varroa ve mum güvelerini doğal yöntemle yok ediyor. Balıkesir Üniversitesi Veteriner Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hakan Tavşanlı, Kimya Bölümü öğretim üyeleri Prof. Dr. Seda Beyaz ve Doç. Dr. Gülşah Çelik Gül ile Balıkesir Teknokent'te AR-GE firmasını oluşturdu. Yaklaşık 4 yıl önce kurulan "Novalabs Kimya" firmasında bor madenini nanoteknolojiyle işleyerek farklı kullanım alanlarına ilişkin çalışmalar yürüten ekip, arıların ölümüne neden olan varroa ve mum güvesi zararlılarının yok edilmesine yönelik bir yöntem geliştirdi. Bor madenini nanoteknolojiyle işleyerek bir doğal bir solüsyon üreten ekip, arıların hemolenf sıvısıyla (kan) beslenen varroa zararlılarını yok etmeyi başardı. Arıcılığın büyük sorunlarından biri olan bu zararlıların önüne geçen ekip, solüsyon sayesinde mum güvelerini de yok ederek üretilen balın da kalıntısız ve doğal oluşmasını sağladı. Patent başvurusunda da bulunan ekip, Balıkesir Üniversitesi yerleşkesinde oluşturdukları 50 kovanda yaptıkları AR-GE çalışmasını sürdürüyor. "Ticari arıcılık için sürdürülebilir bir yöntem geliştiriyoruz" Doç. Dr. Hakan Tavşanlı, varroanın hemolenf sıvılarıyla beslendiği arıların güçsüzleşmesine ve ölümüne neden olduğunu söyledi. Varroa zararlısının ana arının yumurtlamayı kesmesine de sebep olduğunu belirten Tavşanlı, bu durumun kovan kayıplarının yaşanmasına neden olduğunu belirtti. Tavşanlı, varraonın aynı zamanda viral hastalıkları kovandan kovana naklettiğini anlatarak, şöyle konuştu: "Birinci amacımız bu varroaya karşı bir mücadele yöntemi geliştirmek. Bununla ilgili çeşitli kullanılan preparatlar var ancak parazit zaman içinde bunlara karşı direnç gösteriyor ve bundan dolayı henüz yüzde 90 üzerinde etkili bir preparat yok, arıcılar bunu biliyor. Farklı uygulama yöntemleri içinde varroa ile mücadele ediyorlar. Diğeri ise büyük mum güvesi. Büyük mum güvesi, arıcılar bal sağımı yaptıktan sonra sağımı yapılmış petekleri bir sonraki yıla yani bal sezonuna kadar saklarlar ancak bu zaman zarfında mum güvesi bu peteklere yumurta atarlar ve yumurtadan çıkan larvaları bal mumlarıyla beslenerek petekleri kullanılmaz hale getirir." Ürettikleri solüsyon sayesinde arıcıları bu sıkıntıdan kurtardıklarını vurgulayan Tavşanlı, şunları kaydetti: "Biz bal sağımı yapıldıktan sonra petekleri nanoborat solüsyonla spreyliyoruz. Bu sayede biz peteği bir sezon sonrasına kadar soğuk hava deposuna ve dondurucuya ihtiyaç duymadan saklayabiliyoruz. Ticari arıcılık için sürdürülebilir bir yöntem geliştiriyoruz. Varroayla ilgili de mücadelemiz eğer gerçekleşirse, tam anlamıyla hedefimize ulaşabilirsek, yani yüzde 90'a yakın bir varroayla yıkımlaması sağlayabilirsek, sadece Türkiye'de değil, dünya arıcılığının da önemli problemlerinden bir tanesine borla bir çözüm bulmuş olacağız." Tavşanlı, çalışmalarına ilişkin patent başvurusunda bulunduklarını ifade ederek, arıcıların iş yükünü de azaltmayı hedeflediklerini dile getirdi. Ürettikleri doğal solüsyon sayesinde petekte ve balda herhangi bir kalıntı kalmadığını vurgulayan Tavşanlı, bu sayede bal üretiminde artış da yaşandığını anlattı. Tavşanlı solüsyonu uyguladıkları kovanlardan yaklaşık 20 kilogram çiçek balı aldıklarını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Aynı zamanda balın analizini de yaptık. Bal analizlerinde de doğallığını gösteren prolin miktarının oldukça yüksek olduğunu ve tabii ki şeker kullanmadığımız için ve tamamen doğal arıcılığa yönelik bir uygulama olduğu için de şeker oranının da oldukça düşük olduğunu da gördük. Bunları rapor halinde TÜBİTAK'a sunacağız." Tavşanlı, arıcılığın sürdürülebilir olması için bu hastalıklarla mücadele edilmesi gerektiğini vurgulayarak, ürettikleri solüsyon sayesinde önemli bir çözüm elde ettiklerini sözlerine ekledi.

Arama Yap

bottom of page