top of page

Bu sitede ara

Boş arama ile 1150 sonuç bulundu

  • Türkiye'nin en büyük işverenleri belli oldu! İşte en fazla çalışana sahip 40 şirket

    Türk iş dünyası, son yıllarda gösterdiği eşsiz uyum yeteneği ve kararlı büyüme stratejileriyle dikkat çekmeye devam ediyor. Şirketlerin faaliyet alanlarını genişleterek elde ettikleri bu ivme, doğrudan ülke istihdamına da olumlu yansıyarak yeni rekorların kırılmasını sağladı. Merakla beklenen 2026 yılı verilerinin açıklanmasıyla birlikte, Türkiye genelinde on binlerce kişiye iş imkanı sunan, bünyesinde en fazla çalışan barındırarak ekonominin itici gücü haline gelen dev şirketlerin tam listesi nihayet netleşti. İşte Türkiye'nin en fazla çalışana sahip 38 şirket Haber7'nin, Trandigview'den derlediği son verilere göre; Türkiye pazarında faaliyet gösteren şirketler son dönemde ciddi bir ivme yakalayarak önemli bir gelişim sergiliyor ve bu büyümenin doğal bir sonucu olarak, 2026 yılı itibarıyla ülke genelinde en geniş istihdam ağına sahip olan dev kurumlar da resmi olarak gün yüzüne çıktı. İşte en fazla çalışanı olan 38 şirket; Şirket adı - Çalışan sayısı 38) YATAŞ 3.400 37) BRIDGESTONE SABANCI LASTİK SANAYİ VE TİCARET A.Ş 3.500 36) KERVAN GIDA SANAYİ VE TİCARET A.Ş. 3.500 35) OTOKAR OTOMOTİV VE SAVUNMA SANAYİ A.Ş. 3.700 34) SASA POLYESTER SANAYİ A.Ş. 3.800 33) TOFAŞ TÜRK OTOMOBİL FABRİKASI A.Ş. 4.500 32) KORDSA TEKNİK TEKSTİL A.Ş. 4.600 31) EBEBEK MAĞAZACILIK ANONİM SİRKETİ 4.900 30) BANVİT BANDIRMA VİTAMİNLİ YEM SANAYİİ A.Ş. 5.100 29) İSKENDERUN DEMİR VE ÇELİK A.Ş. 5.100 28) MAVİ GİYİM SANAYİ VE TİCARET A.Ş. 5.800 27) SELÇUK ECZA DEPOSU TİCARET VE SANAYİ A.Ş. 6.100 26) DOĞAN ŞİRKETLER GRUBU HOLDİNG A.Ş. 7.500 25) PEGASUS HAVA TAŞIMACILIĞI A.Ş. 8.400 24) VESTEL BEYAZ EŞYA SANAYİ VE TİCARET A.Ş. 9.600 23) ÜLKER BİSKÜVİ SANAYİ A.Ş.10.200 22) ENERJİSA ENERJİ A.Ş.10.300 21) CARREFOURSA CARREFOUR SABANCI TİCARET MERKEZİ A.Ş.10.600 20) EREĞLİ DEMİR VE ÇELİK FABRİKALARI T.A.Ş.12.300 19) TEKFEN HOLDİNG A.Ş.12.600 18) MLP SAĞLIK HİZMETLERİ A.Ş.13.200 17) AKBANK T.A.Ş. 13.400 16) YAPI VE KREDİ BANKASI A.Ş.14.400 15) QNB Bank AS 14.500 14) TÜRKİYE VAKIFLAR BANKASI T.A.O. 18.200 13) VESTEL ELEKTRONİK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.19.500 12) TÜRKİYE GARANTİ BANKASI A.Ş.19.600 11) TÜRKİYE HALK BANKASI A.Ş. 21.500 10) TÜRKİYE ŞİŞE VE CAM FABRİKALARI A.Ş. 23.800 9) FORD OTOMOTİV SANAYİ A.Ş. 25.700 8) TAV HAVALİMANLARI HOLDİNG A.Ş. 31.200 7) TÜRK TELEKOMÜNİKASYON A.Ş. 36.600 6) ŞOK MARKETLER TİCARET A.Ş. 49.300 5) MİGROS TİCARET A.Ş. 53.300 4) TÜRK HAVA YOLLARI A.O. 63.400 3) HACI ÖMER SABANCI HOLDİNG A.Ş. 64.700 2 BİM BİRLEŞİK MAĞAZALAR A.Ş. 95.600 1) KOÇ HOLDİNG A.Ş. 130.700

  • 22 yaşında başladı, 30 ülkeye ulaştı: Seydişehirli mucidin ilham veren başarısı

    ASKON Konya'nın "İş’te Bir Asır" projesine konuk olan Seydişehirli sanayici İbrahim Polat, sıfır sermayeyle başladığı yolculukta Türkiye'den 30 ülkeye uzanan başarı hikayesini anlattı. Sanayi dünyasının tecrübeli isimlerini genç girişimcilerle buluşturan proje kapsamında, üretim ve girişimcilik kültürüne yön veren isimlerin hayat hikayeleri kayıt altına alınıyor. Programın son konuğu ise Seydişehirli sanayici ve mucit İbrahim Polat oldu. 22 YAŞINDA SANAYİDE DEVRİM YAPTI 1945 yılında Seydişehir'de dünyaya gelen İbrahim Polat, sanayi hayatına genç yaşlarda adım attı. Henüz 22 yaşındayken sermayesi olmamasına rağmen teknik bilgi ve üretim azmiyle yola çıkan Polat, Türkiye'nin ilk yerli silindir honlama makinelerini geliştirerek önemli bir başarıya imza attı. O dönemde sanayide yabancı makinelere bağımlılığın yoğun olduğu bir ortamda yerli üretime öncülük eden Polat, geliştirdiği makinelerle sektörde dikkat çekti. YERLİ ÜRETİMLE GÜVEN KAZANDI Avrupa'da üretilen benzer makinelerin yarı fiyatına yüksek kaliteli üretim gerçekleştiren İbrahim Polat, yerli sanayiye duyulan güvenin artmasında önemli rol oynadı. Poleks, Pol-Mot ve Pol-Dök markalarıyla üretim kapasitesini büyüten başarılı sanayici, yıllar içerisinde Türkiye'nin önemli sanayi kuruluşları arasında yer almayı başardı. Coğrafi Referanslar Tofaş başta olmak üzere birçok önemli sanayi kuruluşuyla iş birliği yapan Polat, yüksek hassasiyetli üretim anlayışıyla sektörde örnek gösterilen isimlerden biri haline geldi. 30 ÜLKEYE İHRACAT YAPAN DEV YAPI KURDU Sıfırdan başladığı üretim yolculuğunu uluslararası başarıya dönüştüren İbrahim Polat, bugün dünyanın farklı noktalarındaki 30 ülkeye ihracat yapan bir yapının temelini attı. Yerli üretimle dünya pazarlarında söz sahibi olunabileceğini gösteren Polat'ın başarı hikayesi, genç girişimciler için önemli bir örnek olarak öne çıkıyor. AĞAÇ YAŞKEN EĞİLİR Başarısının temelinde teori ile pratiğin birlikte ilerlemesi olduğunu ifade eden İbrahim Polat, sadece üretime değil insan yetiştirmeye de önem verdiğini belirtti. Çocuklarını ve genç çalışanlarını küçük yaşlardan itibaren üretim süreçlerinin içine dahil eden Polat, bilgi ve tecrübelerini yeni nesillere aktarmanın gururunu yaşadığını söyledi. Gençlere erken yaşta sorumluluk verilmesinin önemine dikkat çeken Polat, sürdürülebilir başarının ancak yetişmiş insan gücüyle mümkün olabileceğini vurguladı. İLHAM VEREN BAŞARI HİKAYESİ "Önceleri dışarıdan makine bekleyen bir Türkiye vardı, bugün ise dünyaya makine ihraç eden bir Türkiye var" diyen İbrahim Polat'ın hikayesi, yerli üretime olan inancın, azmin ve kararlılığın başarıya nasıl dönüştüğünü ortaya koyuyor.

  • İstanbul’dan Kastamonu'ya uzanan girişimcilik hikayesi

    Pandemi döneminde İstanbul'da çalıştığı fabrikanın kapanmasıyla eşiyle birlikte Kastamonu'nun Tosya ilçesine taşınan kadın girişimci, hayalindeki atölyeyi kurarak epoksi reçinesinden çeşitli hediyelik ürünler yapmaya başladı. Koronavirüs pandemisi, pek çok insanın hayatında köklü değişikliklere neden olurken bazıları için de yeni fırsatların kapısını araladı. Bu isimlerden biri olan Filiz Yılmaz, İstanbul’da çalıştığı fabrikanın kapanmasının ardından eşiyle birlikte memleketi Kastamonu’nun Tosya ilçesine dönerek hayatında yeni bir sayfa açtı. Yıllardır hayalini kurduğu atölyeyi kurma fırsatını yakalayan Yılmaz, bugün epoksi reçine sanatıyla kişiye özel hediyelik ürünler tasarlayan başarılı bir girişimci olarak dikkat çekiyor. Küçük Bir Odadan Doğan Büyük Hayal İstanbul’da yaşadığı dönemde epoksi ürünlerle hobi olarak ilgilenmeye başlayan Filiz Yılmaz, bu sürecin kendisi için bir dönüm noktası olduğunu ifade ediyor. Evindeki küçük bir odada başlayan bu yolculukta, yabancı sanatçıların çalışmalarını inceleyerek kendini geliştirdi. İlk başlarda sadece yakın çevresine hediye olarak hazırladığı ürünler, kısa sürede talep görmeye başladı. Zamanla bu taleplerin artmasıyla birlikte hobisi kazanca dönüşen Yılmaz, pandemi sürecinde işini kaybetmesine rağmen pes etmedi. Eşiyle birlikte Tosya’ya taşınarak hayalini gerçekleştirme yolunda ilk adımı attı. Atölyeden Yükselen Başarı Hikayesi Tosya’ya taşındıktan sonra ilk olarak bağ evinde küçük bir atölye kuran Yılmaz, burada yaklaşık bir yıl boyunca çalışmalarını sürdürdü. Ancak ulaşım zorlukları ve çevrede yeterince tanınmaması nedeniyle işini büyütmekte zorlandı. Bu durum karşısında geri adım atmak yerine daha cesur bir karar alan Yılmaz, ilçe merkezinde bir dükkân kiralayarak işini profesyonel bir boyuta taşıdı. Bugün iki yılı aşkın süredir atölyesinde üretim yapan girişimci, çevresinin güvenini kazanarak müşteri kitlesini genişletmeyi başardı. Özellikle kulaktan kulağa yayılan tavsiyeler sayesinde işleri hızla büyüyen Yılmaz, kişiye özel tasarımlarıyla büyük ilgi görüyor. Kişiye Özel Tasarımlar Yoğun İlgi Görüyor Filiz Yılmaz’ın en dikkat çeken yönlerinden biri, tamamen kişisel anlam taşıyan ürünler tasarlaması. Müşterilerinden gelen kurutulmuş çiçekler, eski danteller, saç telleri ya da özel fotoğraflar, epoksi reçine ile ölümsüz eserlere dönüşüyor. Bu ürünler arasında dekoratif tepsiler, tespihler, tablolar ve hatta yemek masaları bile bulunuyor. Yılmaz, yaptığı işin aynı zamanda geri dönüşüme katkı sağladığını da belirterek, anı değeri olan eşyaları farklı formlara dönüştürmenin kendisi için ayrı bir anlam taşıdığını vurguluyor. Tosya’da ilk zamanlarında yaptığı işin bilinmemesi nedeniyle çeşitli önyargılarla karşılaştığını dile getiren Yılmaz, çevresinden “bu iş burada tutmaz” şeklinde yorumlar aldığını söylüyor. Ancak azmi ve kararlılığı sayesinde bu düşünceleri boşa çıkaran girişimci, bugün hem bireysel müşterilere hem de farklı meslek gruplarına ilham veriyor. Öyle ki, bazı mobilya ustaları epoksi konusunda eğitim almak için Yılmaz’a başvuruyor. Bu da onun sadece üretici değil, aynı zamanda öğretici bir rol üstlendiğini gösteriyor. Mutluluk Veren Bir İş Yaptığı işten büyük keyif aldığını ifade eden Filiz Yılmaz, müşteri memnuniyetinin kendisi için en büyük motivasyon kaynağı olduğunu belirtiyor. Ürünlerini teslim ettiğinde insanların yüzündeki mutluluğu görmenin tarif edilemez bir duygu olduğunu söyleyen Yılmaz, bu nedenle işine her geçen gün daha fazla bağlandığını dile getiriyor. Geçmişte malzeme temininde yaşadığı zorlukların artık büyük ölçüde ortadan kalktığını da ekleyen girişimci, Türkiye’de epoksi malzemelerine erişimin kolaylaşmasının işini daha da büyütmesine katkı sağladığını ifade ediyor. Kadın Girişimcilere İlham Oluyor Filiz Yılmaz’ın hikayesi, özellikle küçük yerleşim yerlerinde kendi işini kurmak isteyen kadınlar için önemli bir örnek oluşturuyor. Azim, sabır ve kararlılıkla hayallerin gerçeğe dönüşebileceğini gösteren bu başarı öyküsü, girişimcilik ruhunun en güzel yansımalarından biri olarak öne çıkıyor.

  • Isparta'dan İlham Aldı, Karpaz'da Lavanta Cenneti Kurdu

    Bir gezide gördüğü mor lavanta tarlaları hayatını değiştirdi. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde yaşayan girişimci Ayşegül Bolat, yıllar önce Isparta'da gördüğü lavanta bahçelerinden ilham alarak hayalini gerçeğe dönüştürdü. Türkiye'nin sağladığı hibe desteğiyle Karpaz'da kurduğu lavanta bahçesi bugün hem üretime hem de bölge turizmine katkı sağlıyor. Yaklaşık beş yıl önce harekete geçen Bolat, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçiliği Kalkınma ve Ekonomik İşbirliği Ofisinin hibe programından yararlanarak Karpaz'da 4 dönümlük arazide lavanta yetiştirmeye başladı. Ancak hedefi yalnızca lavanta üretmek değildi. Hasat ettiği ürünleri katma değeri yüksek ürünlere dönüştürerek işletmesini kısa sürede büyüttü. Bugün bahçesinde yetişen lavantalardan sirke, kolonya, sabun, limonata ve çeşitli kozmetik ürünleri dahil toplam 12 farklı ürün üreten Bolat, yerli halkın yanı sıra turistlerin de yoğun ilgisini görüyor. Özellikle lavantalı limonatası, Kıbrıs'a gelen ziyaretçilerin en çok tercih ettiği ürünlerden biri haline geldi. Mor renge bürünen lavanta bahçesi yalnızca üretim merkezi değil, aynı zamanda fotoğraf tutkunlarının uğrak noktalarından biri olarak da dikkat çekiyor. Böylece tarım, turizm ve girişimcilik aynı projede buluşuyor. İşini daha da büyütmeyi hedefleyen Ayşegül Bolat, lavanta temelli ürün çeşitliliğini artırmak istediğini belirterek kadın girişimcilerin desteklenmesinin önemine dikkat çekiyor. Bir hayalle başlayan bu yolculuk, bugün Karpaz'da üretimin ve kadın girişimciliğinin ilham veren örneklerinden biri olarak gösteriliyor.

  • Hayallerinin peşinden gitti; Buca’nın ilk kadın kepçe operatörü oldu

    Buca Belediyesi’nde kepçe operatörü olarak çalışan Ayça Aydoğdu, azmi ve kararlılığı ile hayalinde mesleğe kavuştu. Aydoğdu, “Kendimize inandığımızda başaramayacağımız hiçbir şey yok” dedi. Buca Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü’nde kepçe operatörü olarak görev yapan Ayça Aydoğdu, mesleğine duyduğu tutkuyu azimle birleştirerek hayalini gerçeğe dönüştürdü. Kentin farklı noktalarında yürütülen çalışmalarda aktif görev alan Aydoğdu, yaptığı işle hem meslek sevgisinin hem de kararlılığın önemini ortaya koyuyor. Uzun yıllardır iş makinesi operatörü olmayı hedeflediğini belirten Aydoğdu, bu mesleği seçmesinde en büyük motivasyonun hayallerinin peşinden gitmek olduğunu söyledi. Görevini severek yaptığını ifade eden Aydoğdu, “Çok uzun yıllardır bu işi yapmak istiyordum. Bugün sevdiğim mesleği icra ediyor olmak benim için büyük mutluluk. İnsan istediği ve emek verdiği sürece hedeflerine ulaşabiliyor” diye konuştu.Coğrafi Referanslar AYDOĞDU, KADINLARA SESLENDİ: TÜM KADINLAR HALLERİNİN PEŞİNDEN GİTMELİ Kadınların yaşamın her alanında daha görünür olmasının önemine dikkat çeken Aydoğdu, şunları söyledi: “Kendimize inandığımızda başaramayacağımız hiçbir şey yok. Tüm kadınların hayallerinin peşinden gitmelerini ve kendi güçlerinin farkına varmalarını istiyorum.”

  • Kısa sürede yurt dışına açıldı, hedefi global oyuncu olmak

    Hekimler, eczacılar ve diyetisyenlerden oluşan bir ekiple 2020 yılında kurulan takviye edici gıda markası Vitafenix, kısa sürede geniş bir ağa ulaştı. Pandemi döneminde kendi yaşadığı bir ihtiyaçtan yola çıkarak markayı kuran biyolog Çağatay Çelik, "Bugün geldiğimiz noktada 15 farklı ürün ile Türkiye çapında bin 500'e yakın üye eczanede faaliyet gösteriyoruz" diyor. Hekimler, eczacılar ve diyetisyenlerden oluşan bir ekiple 2020 yılında kurulan takviye edici gıda markası Vitafenix, kısa sürede geniş bir ağa ulaştı. Pandemi döneminde kendi yaşadığı bir ihtiyaçtan yola çıkarak markayı kuran biyolog Çağatay Çelik, "Bugün geldiğimiz noktada 15 farklı ürün ile Türkiye çapında bin 500'e yakın üye eczanede faaliyet gösteriyoruz" diyor. Hedeflerinin global bir marka olmak olduğunu ifade eden Çelik, "Halihazırda Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere'de online satışlarımız aktif olarak devam ediyor. Diğer pazarlara giriş yapabilmek için gerekli altyapı ve regülasyon çalışmalarımız da paralel şekilde ilerliyor. Öncelikli hedefimiz, yakın coğrafyadaki pazarlara açılmak. Orta Doğu ve Avrupa, stratejik olarak öncelik verdiğimiz bölgeler arasında. Uzun vadede ise daha geniş bir global ağ kurmayı planlıyoruz" açıklamasında bulunuyor. Öncelikle kendi özgeçmişinizden bahseder misiniz? Vitafenix'i kurana kadar neler yaptınız hangi alanlarda çalıştınız? Orta Doğu Teknik Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun olduktan sonra yüksek lisansımı da aynı üniversitede tamamladım ve bu eğitim geçmişim bilimsel yaklaşımı şirketin temel yapı taşlarından biri haline getirdi. Daha sonra başlayan kariyer yolculuğum aslında sağlık ve yaşam kalitesi odağında şekillendi. Uzun yıllar boyunca ilaç sektöründe çalıştığım için hem ilaç hem de besin destekleri alanını yakından gözlemleme fırsatım oldu. Bu süreçte satış ve pazarlamada farklı rollerde yer aldım; ticari operasyonların en altından en üstüne aktif olarak bulundum. Özellikle global ilaç firmalarında edindiğim deneyim, bana hem bilimsel yaklaşımın hem de regülasyonların ne kadar kritik olduğunu çok net gösterdi. Ancak zaman içinde şunu fark ettim: İnsanların sağlıklı yaşam arayışı hızla artarken, bu ihtiyacı karşılayan ürünlerin kalitesi ve şeffaflığı aynı hızda ilerlemiyordu. Bu farkındalık aslında Vitafenix'in temel çıkış noktası oldu. Yani bu sadece bir ticari girişim değil; aynı zamanda bir ihtiyaçtan doğan, daha güvenilir bir sistem kurma hedefiydi. Vitafenix'i hangi boşluğu doldurmak üzere, hangi fikir ve hedefle kurdunuz? Vitafenix'i kurarken temel motivasyonumuz çok netti. Kaliteli, bilimsel olarak desteklenmiş, şeffaf ve güvenilir kombinasyon ürünleri sunmak. Türkiye'de besin destekleri pazarı çok hızlı büyüyor ancak bu büyüme her zaman kaliteyle paralel ilerlemiyor. Tüketicilerin önemli bir kısmı ürün seçerken ciddi bir bilgi kirliliğiyle karşı karşıya kalıyor. Biz bu noktada farklılaşmak istedik. Her ürünümüzün arkasında bilimsel veri, iyi hammadde, doğru formülasyon ve kalite kontrol süreçleri olmasına büyük önem veriyoruz. Mümkün oldukça ürünlerimizde tatlandırıcı, koruyucu kullanmıyoruz. Ayrıca sadece ürün satmak değil, kullanıcıya doğru bilgi sunmak da bizim sorumluluğumuz. Vitafenix'i aslında bir "ürün markası"ndan ziyade bir sağlık ekosistemi olarak konumlandırıyoruz. Dijital kanallar, veri analitiği ve kişiselleştirilmiş önerilerle bu yapıyı daha da güçlendirmeyi hedefliyoruz. Neler üretiyorsunuz? Vitafenix olarak geniş bir ürün portföyüne sahibiz. Temelde önemli mineral ve vitaminlerin olduğu ürünlerin yanında bağışıklık, enerji metabolizması, zihinsel performans, karaciğer sağlığı, sporcu destekleri ve çocuk sağlığı gibi farklı ihtiyaç alanlarına yönelik ürünler geliştiriyoruz. Ürün geliştirme sürecinde en çok dikkat ettiğimiz konular; biyoyararlanım, doğru dozaj, temiz içerik ve etken maddelerin sinerjisi. Yani sadece içerik eklemek değil, o içeriğin vücutta gerçekten işe yarayıp yaramadığı bizim için kritik. Form bazında da yenilikçi fikirler geliştiriyoruz. Mesela Türkiye'de bir ilk olarak magnezyum içeren ürünümüz Magna P'de sabah ve gece için hazırladığımız iki ayrı formülü tek kutuya koyduk. Ayrıca yakın zamanda piyasaya sunduğumuz, alerji alanında yenilikçi bir ürünümüz var. Bu ürün, Türkiye'de benzeri olmayan bir yaklaşım sunuyor. Bu tür niş ve ihtiyaç odaklı ürünlerle fark yaratmayı hedefliyoruz. Eczane dağıtım ağınız var mı? Evet, eczaneler bizim için önemli bir kanal. Çünkü eczaneler, tüketicinin güven duyduğu ve doğru yönlendirme alabildiği noktalar. 1500^'e yakın eczanede varız. Bununla birlikte biz çok kanallı bir strateji izliyoruz. Kendi web sitemiz üzerinden de doğrudan tüketiciye ulaşıyoruz. Bunun yanında e-ticaret platformları, pazaryerleri ve dijital satış kanalları da aktif olarak kullanılıyor. Özellikle kendi platformumuzda kurduğumuz üyelik ve sadakat sistemi, kullanıcıyla uzun vadeli ilişki kurmamıza yardımcı oluyor. Dünya trendlerinden farklı olarak Türk insanının daha çok tercih ettiği besin destekleri var mı? Evet, bazı belirgin farklılıklar var. Türkiye'de özellikle magnezyum, bağışıklık destekleri, D vitamini, B12 ve demir gibi ürünler çok daha yüksek talep görüyor. Bunun arkasında hem yaşam tarzı hem de beslenme alışkanlıkları yatıyor. Ayrıca son dönemde stres ve yoğun iş temposu nedeniyle enerji ve odaklanma artırıcı ürünlere ciddi bir yönelim var. Bu da global trendlerle paralel ama Türkiye'de daha hızlı büyüyen bir segment. Besin destek ürünlerinin güvenilirliğinden nasıl emin olabiliriz? Sadece eczaneden satın almak yeterli mi sizce? Nelere dikkat etmek gerek? Bu çok önemli bir konu. Eczaneden satın almak elbette önemli bir güven filtresi ama tek başına yeterli değil. Tüketicilerin mutlaka birkaç noktaya dikkat etmesi gerekiyor: Ürünün içeriği şeffaf mı? Etken maddelerin dozları bilimsel olarak anlamlı mı? Üretim standartları (GMP gibi) sağlanıyor mu? Marka, ürünün arkasında bilimsel veri sunabiliyor mu? Biz Vitafenix olarak bu şeffaflığı sağlamayı çok önemsiyoruz. Çünkü uzun vadede güven, markaların en değerli sermayesi. En popüler ürünleriniz hangileri? En çok talep gören ürünlerimiz pazarla paralel olarak magnezyum içeren MagnaP, D3K2, Aktif B kompleks ve Kreatin. Bunlarla beraber genellikle bağışıklık ve enerji kategorisi ürünlerimiz de çok ilgi görüyor. Özellikle yoğun iş temposuna sahip bireyler hem fiziksel hem zihinsel performanslarını destekleyen ürünlere yöneliyor. Bunun yanında çocuk ürünleri kategorimiz de oldukça hızlı büyüyor. Ebeveynler artık çocukları için daha bilinçli seçimler yapıyor ve bu da kaliteli ürünlere olan talebi artırıyor. İhracat planlıyor musunuz? Kesinlikle. Vitafenix'in hedeflerinden biri de global bir marka olmak. Halihazırda Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere'de online satışlarımız aktif olarak devam ediyor. Diğer pazarlara giriş yapabilmek için gerekli altyapı ve regülasyon çalışmalarımız da paralel şekilde ilerliyor. Öncelikli hedefimiz, yakın coğrafyadaki pazarlara açılmak. Orta Doğu ve Avrupa, stratejik olarak öncelik verdiğimiz bölgeler arasında. Uzun vadede ise daha geniş bir global ağ kurmayı planlıyoruz. 2026 hedefleriniz nelerdir? 2026 bizim için büyüme ve derinleşme yılı olacak. Hem ürün portföyümüzü genişletmeyi hem de mevcut ürünlerimizi daha fazla kullanıcıya ulaştırmayı hedefliyoruz. Ayrıca dijital tarafta daha güçlü bir yapı kurmak istiyoruz. Kişiselleştirilmiş sağlık önerileri, veri analitiği ve yapay zeka destekli sistemler bu planın önemli bir parçası. İş hayatında performansını artırmak isteyenlere ne tür destek ürünleri önerirsiniz? Bu noktada tek bir ürün önermek yerine, ihtiyaca göre yaklaşmak daha doğru. Ancak genel olarak, enerji metabolizmasını destekleyen vitamin ve mineraller (Magnezyum, D3 ve B vitaminleri olmazsa olmaz), zihinsel odaklanmayı artıran bileşenler, stres yönetimine yardımcı adaptojenler ön plana çıkıyor. Ama burada en kritik nokta şu; Takviye ürünler, sağlıklı yaşamın yerine geçmez; onu destekler. Uyku, beslenme ve egzersiz olmadan tek başına bir ürün mucize yaratmaz.

  • Türkiye'de yılın ilk 6 ayında 50 ilin ihracatı arttı

    Ticaret Bakanlığı, ocak-haziran döneminde, 21 ilin ihracatının 1 milyar doların üzerine çıktığını, 50 ilde de ihracat artışı kaydedildiğini bildirdi. Bakanlık, haziran ayı ve yılın ilk 6 ayına ilişkin faaliyet illerine göre ihracat verilerini açıkladı. Buna göre, İstanbul geçen ay 4 milyar 817 milyon dolarla en fazla ihracat yapan il oldu. Kentin ihracatı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 27,6 arttı. İstanbul'u, 3 milyar 916 milyon dolarla ve yüzde 23,8 artışla Kocaeli izlerken, 2 milyar 184 milyon dolar ve yüzde 20,6 yükselişle İzmir takip etti. Kıymetli veya yarı kıymetli taşlar faslı, 693 milyon 755 bin dolarla İstanbul'un ihracatında ilk sırada yer aldı. Bu faslı, 449 milyon 67 bin dolarla kazanlar makineler, 444 milyon 744 bin dolarla örme giyim eşyası ve aksesuarları izledi. Kocaeli'de motorlu kara taşıtları, 1 milyar 361 milyon 261 bin dolarla en fazla dış satım yapılan sektör oldu. Bu faslı, 500 milyon 637 bin dolarla mineral yakıtlar ve yağlar, 333 milyon 144 bin dolarla elektrikli makine ve cihazlar takip etti. İzmir'in ihracatında, mineral yakıtlar ve yağlar 484 milyon 374 bin dolarla ilk sırada yer aldı. Söz konusu faslın ardından, 221 milyon 508 bin dolarla demir ve çelik, 185 milyon 287 bin dolarla kazanlar, makineler geldi. İlk 3 ilin en fazla ihracat yaptığı ülkeler İstanbul'un ihracatında, 326 milyon 701 bin dolarla Birleşik Arap Emirlikleri ilk sırada yer aldı. Bu ülkeyi, 317 milyon 800 bin dolarla Almanya ve 287 milyon 768 bin dolarla Suudi Arabistan izledi. Kocaeli, en fazla ihracatı 351 milyon 834 bin dolarla İngiltere'ye yaptı. Bu ülkenin ardından, 326 milyon 874 bin dolarla Almanya ve 252 milyon 73 bin dolarla Slovenya geldi. İzmir'in en fazla ihracat yaptığı ülke, 222 milyon 117 bin dolarla İspanya oldu. Bu ülkeyi, 191 milyon 455 bin dolarla Almanya, 157 milyon 600 bin dolarla İtalya takip etti. İhracatını tutar bazında en çok artıran iller Haziranda yıllık bazda ihracatını en fazla artıran iller sıralamasında, İstanbul 1 milyar 42 milyon dolarlık artışla ilk sırada yer aldı. Bu ili, 753 milyon dolarla Kocaeli, 374 milyon dolarla İzmir izledi. Böylece, ocak-haziran döneminde 21 il 1 milyar doların üzerinde ihracat yaptı, 50 il de ihracatını artırdı.

  • 38 yaşında hayalinin peşinden gitti... Emine Gökşan Arslan'ın cesareti başarıya dönüştü

    Hayata yeniden başlamanın yaşı olmadığını gösteren isimlerden biri de Emine Gökşan Arslan oldu. Uzun yıllar farklı sektörlerde çalışan Arslan, içinde hep taşıdığı güzellik sektörüne adım atma hayalini 38 yaşında gerçeğe dönüştürdü. Yıllar boyunca çalışırken bir yandan da güzellik alanında onlarca eğitim alan Arslan, özellikle cilt bakımı ve cilt analizi konusunda kendisini geliştirmek için büyük emek verdi. Mesleğine tek başına ve büyük bir özveriyle başlayan Arslan, 2021 yılında İstanbul Esenler'de Emine Arslan Güzellik Merkezini kurarak girişimcilik yolculuğuna ilk adımını attı. İşini sağlam temeller üzerine kurmak isteyen Arslan, yaklaşık bir yıl boyunca sessizce çalışarak hem kendisini hem de hizmet kalitesini geliştirmeye odaklandı. 2022 yılında gerçekleştirdiği resmi açılışla birlikte daha geniş kitlelere ulaşan başarılı girişimci, kısa sürede Esenler'in tanınan güzellik merkezlerinden birini oluşturmayı başardı. Mesleğinde gösterdiği başarı, aldığı birden fazla ödülle taçlanırken; danışan memnuniyetini esas alan hizmet anlayışı ve sürekli gelişime verdiği önem sayesinde sektörde örnek gösterilen kadın girişimciler arasında yer aldı. Ancak onun hikâyesini özel kılan yalnızca kurduğu işletme değil. Aynı zamanda usta öğretici olan Emine Gökşan Arslan, düzenlediği eğitimlerle güzellik sektörüne yeni uzmanlar kazandırıyor. Bugüne kadar çok sayıda kişiye eğitim vererek meslek sahibi olmalarına katkı sağlayan Arslan, bilgi ve deneyimlerini paylaşmayı sürdürüyor. İşletmesinde oluşturduğu istihdamla birçok kişiye çalışma imkânı sunan başarılı girişimci, kadın girişimciliğinin yalnızca bireysel başarıdan ibaret olmadığını, başkalarının hayatına dokunmanın da en büyük başarı olduğunu gösteriyor. Bugün 43 yaşında olan Emine Gökşan Arslan, özellikle cilt analizi konusundaki uzmanlığıyla tanınıyor. Yıllar içinde edindiği bilgi ve tecrübeyle ciltteki birçok problemi ilk değerlendirmede tespit edebildiğini belirten Arslan, doğru analiz ve kişiye özel uygulamaların başarılı sonuçların temelini oluşturduğunu ifade ediyor. 38 yaşında attığı cesur adımla hayalini gerçeğe dönüştüren Emine Gökşan Arslan, bugün hem başarılı bir girişimci hem de yetiştirdiği öğrencilerle güzellik sektörüne değer katan bir isim olarak yoluna devam ediyor. Onun hikâyesi, hayaller için hiçbir zaman geç olmadığını bir kez daha gösteriyor.

  • İstanbul'da kurdular, 12 ay üretime geçtiler: Genç girişimcilerin hedefi ihracat

    İstanbul'da son yıllarda hızla yaygınlaşan topraksız tarım yatırımları, su tasarrufu, yüksek verim ve yılın 12 ayı üretim imkanıyla dikkat çekiyor. Silivri'de üretim yapan iki girişimci, hem iç pazardaki artan talebi karşılamayı hem de gelecek dönemde ihracata yönelmeyi hedefliyor. Polonya'da dijital pazarlama eğitimi aldıktan sonra Türkiye'ye dönerek tarıma yönelen 23 yaşındaki Yiğit Emre Solhan, ağabeyiyle birlikte 2021 yılında yaptıkları fizibilite çalışmalarının ardından Silivri'de kiraladıkları alanda 2022 yılında üretime başladıklarını söyledi. Yaklaşık bir yıl süren tesis kurulumunun ardından faaliyete geçen işletmede bugün sekiz farklı ürün yetiştiriliyor. Solhan, müşteri taleplerine göre ürün çeşitliliğini artırabildiklerini belirterek fesleğen, roka, tere, kırmızı marul, kırmızı pancar ve Akdeniz yeşillikleri ürettiklerini, Çengelköy salatalığı üzerine de AR-GE çalışmaları yürüttüklerini ifade etti. Ürünlerin ağırlıklı olarak otel ve restoranlara satıldığını aktaran Solhan, özellikle İstanbul'daki restoranlardan yoğun talep aldıklarını, şehir dışına da satış yaptıklarını dile getirdi. Hedef Avrupa ve Afrika pazarına açılmak Gelecekte ihracata yönelmeyi planladıklarını belirten Solhan, mevcut üretim kapasitesinin bunun için yeterli olmadığını ancak daha büyük yatırımlarla Avrupa ve Afrika pazarında yer almak istediklerini söyledi. Teknolojik altyapının topraksız tarımda büyük önem taşıdığını vurgulayan Solhan, "4 bin metrekarelik tesisimizde iklimlendirme sistemleri sayesinde yılın 12 ayı üretim yapabiliyoruz. İlk yatırımımızı düşük faizli Ziraat Bankası tarım kredisiyle gerçekleştirdik. Bundan sonraki süreçte de teknoloji yatırımları için teşvik programlarını takip ediyoruz." dedi. "Topraksız tarım geleceğin üretim modeli" Topraksız tarımın en büyük avantajlarının su tasarrufu, hijyenik üretim ve düşük maliyet olduğunu belirten Solhan, geleneksel tarıma kıyasla çok daha az su kullanıldığını ve daha az zirai kalıntıyla üretim yapılabildiğini söyledi. İşçilik ihtiyacının da daha düşük olduğunu ifade eden Solhan, aynı iş gücüyle daha fazla ürün hasat edebildiklerini belirtti. Genç girişimcilere de tavsiyelerde bulunan Solhan, sektöre girmek isteyenlerin kapsamlı fizibilite çalışması yapmadan yatırım kararı almamaları gerektiğini vurguladı. Silivri'deki üretim alanı 19 bin metrekareye çıkacak Silivri'de faaliyet gösteren bir diğer üretici Aras Erman ise 2009 yılında tarım sektörüne ceviz üretimiyle başladığını, yaklaşık 4,5 yıl önce de topraksız tarım yatırımını hayata geçirdiğini söyledi. İlk etapta 5 bin metrekarelik alanda üretime başladıklarını belirten Erman, bugün 13 bin metrekare kapalı üretim alanına ulaştıklarını ifade etti. Yapımı süren 6 bin metrekarelik yeni tesisin tamamlanmasıyla toplam üretim alanının yaklaşık 19 bin metrekareye çıkacağını belirten Erman, artan talebe bağlı olarak büyümeyi sürdüreceklerini kaydetti. Su tüketimi onda bire kadar düşüyor Topraksız tarımın en önemli avantajlarından birinin su tasarrufu olduğunu söyleyen Erman, geleneksel tarıma göre su tüketiminin yaklaşık onda bire kadar düştüğünü ifade etti. Toprak kullanılmayan sistemlerde yabancı ot oluşmadığını ve pestisit kullanımına ihtiyaç duyulmadığını belirten Erman, bunun daha sağlıklı üretime katkı sağladığını dile getirdi. Tesiste kıvırcık marul, Akdeniz yeşillikleri, fesleğen, nane, maydanoz, roka ve tere başta olmak üzere 12-13 çeşit ürün yetiştirildiğini belirten Erman, üretimde ve tesis kurulumunda tamamen yerli imkanlardan yararlandıklarını söyledi. Artan talep yeni yatırımları gündeme getiriyor Ürünlerini ağırlıklı olarak zincir marketlere sattıklarını belirten Erman, mevcut müşterilerinin taleplerini karşılamakta zorlandıklarını ifade etti. Yeni yatırımın tamamlanmasının ardından kapasitenin artırılacağını söyleyen Erman, talebin devam etmesi halinde yeni sera yatırımlarının da gündeme gelebileceğini belirtti. İstanbul pazarının büyüklüğüne dikkat çeken Erman, üretimin büyük bölümünün kentin Avrupa ve Anadolu yakasındaki müşterilere ulaştırıldığını söyledi. Su krizi topraksız tarımın önemini artırıyor Her iki üretici de iklim değişikliği ve azalan su kaynaklarının önümüzdeki yıllarda topraksız tarımı daha da önemli hale getireceği görüşünde birleşiyor. Yıl boyunca kesintisiz üretim yapılabilmesi, düşük su tüketimi, daha verimli iş gücü kullanımı ve artan tüketici talebi, topraksız tarım yatırımlarını özellikle genç girişimciler açısından cazip bir alan haline getiriyor.

  • Resim tutkusu engel tanımadı: Saçından fırça, kömürden boya yaptı

    Ankara’da yaşayan Ayfer Bozkurt, çocukluğunda başlayan resim aşkına tutunarak saçından fırça, kömürden ise boya yaptı. ‘Şalvarlı Picasso’ olarak tanınan Bozkurt, bugün eserleriyle sanatseverlerin karşısına çıkıyor. Ankara’nın Kazan ilçesine bağlı Tekke köyünde yaşayan Ayfer Bozkurt, resim yapma tutkusunu çocukluğundan beri devam ettiriyor. İlk sergisinde yaptığı resimlerle ve yöresel kıyafetleriyle gazeteciler tarafından ‘Şalvarlı Picasso’ lakabını alan Bozkurt, çocukluk yıllarında fırçası bittiğinde saçını keserek fırça oluşturduğunu, kömürlerden ise boya yaparak resim yapmaya devam ettiğini anlattı. Çocukluğundan beri resim aşkı olduğunu anlatan Bozkurt, "İlkokuldan çıktıktan sonra okula devam edemediğimiz için resim eğitimi falan da alamadım. Ama resimden vazgeçmedim yani bulduğum her malzemeyle resim yaptım. Okuldan çıktıktan sonra bütün kızlar zaten bir köy işlerine atılırlar, annelerine yardım ederler, babalarına, tarlada, tapanda yardım ederler. Ama ben bunun haricinde resim yapmaktan, resim aşkından hiç vazgeçmedim. Yani bulduğum malzemelerle, en küçük bir şeyle bile hep resim yaptım. Hep yerlere sakladım, istifledim. Hiç kimse görmese bile benim resmimin varlığı bana yetiyordu" şeklinde konuştu. "Fırçam tükendiğinde ise saçlarımdan keserek, ucuna ekleyerek devam ediyordum" Çocukken boya ve fırça bulmanın zor olduğunu dile getiren Bozkurt, "Kömürlerle, ocakta yaktığımız odunların kömürlerini siyah beyaz olarak kullanıyordum. Elimde olan malzeme oydu. Sonra da matbaa mürekkebinin atık, soba tutuşturmak için atıkları elde ettim. Onlarla çizmeye başladım. Fırçam tükendiğinde ise saçlarımdan keserek, ucuna ekleyerek devam ediyordum" diye konuştu. "Hayatımda gördüğüm ilk sergi benim kendi sergimdi" İlk sergisini 20 yıl önce açtığını belirten Bozkurt, "İlk sergim 2006 yılında oldu. ‘Haydi Kızlar Okula’ kampanyası için bir okul müdürümüz, kız öğrenciler arıyormuş. Bütün köylere dolanmış, muhtar bulamamış. Sadece bizim köyde. Cuma saatinde, cuma kılmak için geliyor. Orada babamla karşılaşıyor. Babam o zaman muhtardı. Sonra bize yemek yemeye geliyor. Benim de duvarda yapmış olduğum resimlerim vardı. ‘Bunu nereden aldınız’ diye soruyor hocamız. O da ‘kızım yaptı’ deyince oradan tanışıldı. Kazanda çok güzel bir sergi hazırladılar. Bütün kazanın ileri gelenleri, bütün köylülerimiz hep oradaydı. Hayatımda ilk defa bir sergiye gittim ben. Hayatımda gördüğüm ilk sergi benim kendi sergimdi" ifadelerini kullandı. Bozkurt, şu ana kadar 11 sergisi olduğunu aktararak yeni sergiler de açacağını ifade etti. Bozkurt, "Benim bir hayatımın bir gayesi, bir amacı haline geldi. Benim amacım oydu. O hikayeyi oraya anlatabilmekti. Ama hangi malzeme kullandığımın, ne kullandığımın benim için hiçbir önemi yok. Anlık bir duygu gelip gidiyor ve gözümde bir görsel canlanıyor o an. O hikaye sadece bir tabloda varmış gibi, onu görmüşüm gibi oluyorum. Sonra başlıyorum onun eskizini yapmaya" dedi. Gazetecilerin taktığı lakap; Şalvarlı Picasso Şalvarlı Picasso lakabının nereden geldiğini anlatan Bozkurt, "Benim ilk sergim açıldığında 2006’da. Okul müdürlerimiz ‘siz kendi kıyafetlerinizle olduğunuz gibi gelin kızım’ diye beni çağırdılar. Sonra oraya gittiğimde ben yine şalvarla, yöresel kıyafetlerimle gittim. Sergi açıldığında gazeteci abiler benim yaptığım çalışmaları görünce ‘Bunlar kübik çalışmalara benziyor Picasso’nun kübik tarzına. Sana biz Şalvarlı Picasso diyelim’ diye. O zaman benim lakabımı öyle taktılar ve öyle kaldı" ifadelerine yer verdi. Resim yapma tutkusunu öğretmenlik yaparak öğrencilerine de aşıladığını söyleyen Bozkurt, çalışmalarına devam edeceğini ve ne olursa olsun vazgeçmeyeceğini anlattı. "Yılmadan, yorulmadan yolculuğuma devam ettim" Bozkurt, sözlerine şöyle devam etti: "Serüvenimi çok seviyorum Buralara gelebilmek, bu imkana ulaşabilmek bence bir nasip meselesiydi. Çünkü Allah o insanları, okul müdürlerini, hayatıma giren bütün insanları, zorlukları, belki de bile bile benim hayatıma koydu diye düşünüyorum. Hayatıma giren her insana, yaşadığım her olaya, bana yaşattıkları duygulara, olumlu veya olumsuz her şeye gerçekten şükranlarımı sunuyorum. Çünkü beni ben yapan yapı taşlarını oluşturmuş. Bugünkü Ayfer’i, bugünkü Picasso’yu oluşturmuş. Ben de yılmadan, yorulmadan yolculuğuma devam ettim. Olduğu yerde kalmaktan ziyade onu deneyimlemek istiyorsak eğer, eğer güzel bir şeyler hissediyorsak onun peşinden yolculuğa devam etmek lazım."

  • Mısır tezgahından elde ettiği gelirlerle şehir şehir dolaşarak özel öğrencileri mutlu ediyor

    ’Çılgın Mısırcı’ olarak bilinen Yasin Yassıçayır, tezgahından elde ettiği gelirlerle 13. durağı Çankırı’da özel öğrencilere mısır ikram etti. Karabük’te yaklaşık 10 yıldır mısır satışı yapan Yasin Yassıçayır, çeşitli etkinliklerle özel eğitimli çocukların gönüllerini kazanmaya devam ediyor. 81 ildeki özel çocuklarla bir araya gelme projesinin 13’üncüsünü Çankırı’da gerçekleştiren Yassıçayır, kendi imkanlarıyla geldiği özel eğitim okulunda çocuklara mısır ikramında bulundu. "13’üncü ilimiz Çankırı’dayız" Hedefinin 81 ildeki çocuklara ulaşmak olduğunu ifade eden Yassıçayır, "Her ilden bir okula gidip özel çocuklarımızı mutlu ediyorum. Şu ana kadar 12 ile gittim. Bugün 13’üncü ilimiz Çankırı’da program yaptık. Özel çocuklarımızı mutlu etmeye geldik. Onların yüzünde bir tebessüm oluşturduysak ne mutlu bize. 14’üncü ilimiz Düzce’de yapacağız programımızı. Bana destek olan yardımseverlere teşekkür ederim. Özel çocuklarımızı hem kendi tezgahımdan kazandığım gelirle hem yardımseverlerin desteğiyle ticaret taksisi kiralayıp özel çocuklarımızı mutlu etmeye gidiyorum. Hem çocuklarımız mutlu oluyor, hem aileler mutlu oluyor. Program bittikten sonra bizlere çok teşekkür ediyorlar, ’çok güzel proje yapıyorsun’ diye dua ediyorlar bize. En büyük hayalim zaten 81 ilde yapmak. Şu ana kadar 13 ilde yaptım, 14’üncü ilimi Düzce’de yapacağım. İnşallah Allah nasip ederse 81 ilde yapacağım" dedi.

  • Türkiye'de örnek proje: Ege'de bir ilke imza attılar, Aydın'da hayata geçirilen bu yöntem ile rekolte katlandı

    Aydın'ın Nazilli ilçesinde modern tarım teknolojileri ve telli terbiye sistemiyle kurulan 100 dönümlük serada tropikal meyve üretimi başladı. Ege Bölgesi'nde bir ilk olma özelliği taşıyan serada, özel tül ve LED ışıklandırma sistemleri sayesinde yıllık ortalama 60 ton ejder ve avokado hasat edilerek Avrupa'ya ihraç ediliyor. Nazilli'de modern tarım teknolojileri kullanılarak kurulan 100 dönümlük telli terbiye sistemli serada, ejder meyvesi (pitaya) ve avokado gibi tropikal meyveler yetiştiriliyor. Bölgenin düşük nem oranına ve aşırı sıcağına karşı özel tül sistemleriyle korunan dev serada, LED ışıklandırma teknolojisiyle verim artırılıyor. İyi tarım uygulamalarıyla üretilen ve Global Gap sertifikasına sahip olan ejder meyveleri, aracı firmalar vasıtasıyla Almanya ve İspanya başta olmak üzere Avrupa pazarına ihraç ediliyor. Nazilli'de modern tarım teknolojileri kullanılarak kurulan 100 dönümlük telli terbiye sistemli serada, ejder meyvesi (pitaya) ve avokado gibi tropikal meyveler yetiştiriliyor. Bölgenin düşük nem oranına ve aşırı sıcağına karşı özel tül sistemleriyle korunan dev serada, LED ışıklandırma teknolojisiyle verim artırılıyor. İyi tarım uygulamalarıyla üretilen ve Global Gap sertifikasına sahip olan ejder meyveleri, aracı firmalar vasıtasıyla Almanya ve İspanya başta olmak üzere Avrupa pazarına ihraç ediliyor. Seradaki üretim süreci, çeşitler ve pazar payı hakkında bilgi veren Ziraat Mühendisi Muhammed Kömür (29), bölge iklimine uygun tropikal ortam sağladıklarını belirtip, "Burada 25 bin metrekarelik alanda ejder meyvesi, 68 bin metrekarelik alanda ise avokado yetiştiriyoruz. Anavatanı Orta ve Güney Amerika olan ejder meyvesini, sera koşullarında Ege iklim kuşağına adapte ettik. Seramızda kırmızı, pembe, mor ve beyaz olmak üzere dört çeşit ejder meyvesi var. C vitamini, lif ve antioksidan değeri oldukça yüksek olan bu meyveler, özellikle sindirim sistemi sorunu yaşayanlar için çok faydalı. Tomurcuktan meyveye dönüşüm süresi 45-50 gün sürüyor ve ağustosun ilk haftasında hasada başlayacağız. Avokadoda ise kasım sonu, aralık başı gibi ürün alıyoruz" dedi. Seradaki üretim süreci, çeşitler ve pazar payı hakkında bilgi veren Ziraat Mühendisi Muhammed Kömür (29), bölge iklimine uygun tropikal ortam sağladıklarını belirtip, "Burada 25 bin metrekarelik alanda ejder meyvesi, 68 bin metrekarelik alanda ise avokado yetiştiriyoruz. Anavatanı Orta ve Güney Amerika olan ejder meyvesini, sera koşullarında Ege iklim kuşağına adapte ettik. Seramızda kırmızı, pembe, mor ve beyaz olmak üzere dört çeşit ejder meyvesi var. C vitamini, lif ve antioksidan değeri oldukça yüksek olan bu meyveler, özellikle sindirim sistemi sorunu yaşayanlar için çok faydalı. Tomurcuktan meyveye dönüşüm süresi 45-50 gün sürüyor ve ağustosun ilk haftasında hasada başlayacağız. Avokadoda ise kasım sonu, aralık başı gibi ürün alıyoruz" dedi. BÖLGEDE BU YÖNTEMİ UYGULAYAN İLK ÜRETİCİYİZ' Nazilli'deki aşırı sıcaklar nedeniyle özel bir sistem geliştirdiklerini belirten Kömür, "Aydın Nazilli bölgesinde fidan yetiştirirken ağaçlar aşırı sıcaklığa maruz kalıyor ve güneş yanıklığı oluşuyor. Bu yüzden doğru budama yönlendirmesi yapmak ve ağaçları korumak adına telli terbiye sistemini tercih ettik. Üzerindeki tül sistemi de bitkileri güneşe karşı koruyarak meyve yanıklığını engelliyor. Kışın kırağıya karşı koruma sağlarken, içeride tropikal bir nem ortamı oluşturuyor. Bu sistem Adana ve Mersin'de yaygınlaşmaya başladı ancak nem oranı yüksek olan Antalya'da buna gerek duyulmayabilir. Biz burada güneş şiddeti fazla, nem düşük olduğu için bu sistemi kurduk ve bölgede bu yöntemi uygulayan ilk üreticiyiz" ifadelerini kullandı. BÖLGEDE BU YÖNTEMİ UYGULAYAN İLK ÜRETİCİYİZ' Nazilli'deki aşırı sıcaklar nedeniyle özel bir sistem geliştirdiklerini belirten Kömür, "Aydın Nazilli bölgesinde fidan yetiştirirken ağaçlar aşırı sıcaklığa maruz kalıyor ve güneş yanıklığı oluşuyor. Bu yüzden doğru budama yönlendirmesi yapmak ve ağaçları korumak adına telli terbiye sistemini tercih ettik. Üzerindeki tül sistemi de bitkileri güneşe karşı koruyarak meyve yanıklığını engelliyor. Kışın kırağıya karşı koruma sağlarken, içeride tropikal bir nem ortamı oluşturuyor. Bu sistem Adana ve Mersin'de yaygınlaşmaya başladı ancak nem oranı yüksek olan Antalya'da buna gerek duyulmayabilir. Biz burada güneş şiddeti fazla, nem düşük olduğu için bu sistemi kurduk ve bölgede bu yöntemi uygulayan ilk üreticiyiz" ifadelerini kullandı. 'AVRUPA'YA İHRAÇ EDİLİYOR' Hedeflenen rekolte ve ihracat ağından bahseden Kömür, şöyle devam etti: "Ejder meyvesinde bu seneki hedefimiz 25 bin metrekarede 50 ile 60 ton arasında. Avokado ağaçlarımız henüz 3-4 yaşında ve yeni olduğu için bu yıl yaklaşık 100 bin adet meyve bekliyoruz. İyi tarım uygulamaları kapsamında Global Gap sertifikalı üretim yapıyoruz. Ejder meyvesinin genelini aracı firmalar vasıtasıyla Almanya ve İspanya'ya ihraç ediyoruz. Avokadoyu ise henüz tam kapasiteye ulaşmadığı için şu an yurt içinde kendi mağazalarımızda değerlendiriyoruz." 'AVRUPA'YA İHRAÇ EDİLİYOR' Hedeflenen rekolte ve ihracat ağından bahseden Kömür, şöyle devam etti:"Ejder meyvesinde bu seneki hedefimiz 25 bin metrekarede 50 ile 60 ton arasında. Avokado ağaçlarımız henüz 3-4 yaşında ve yeni olduğu için bu yıl yaklaşık 100 bin adet meyve bekliyoruz. İyi tarım uygulamaları kapsamında Global Gap sertifikalı üretim yapıyoruz. Ejder meyvesinin genelini aracı firmalar vasıtasıyla Almanya ve İspanya'ya ihraç ediyoruz. Avokadoyu ise henüz tam kapasiteye ulaşmadığı için şu an yurt içinde kendi mağazalarımızda değerlendiriyoruz." 'ÖZEL LED IŞIKLARLA VERİM YÜZDE 20 ARTIYOR' Serada uygulanan teknolojik altyapıyı ve ürün gelişimini destekleyen ışıklandırma sistemini anlatan Elektrik Elektronik Mühendisi İlay Ülker (24) ise LED teknolojisinin üretimdeki rolünü vurguladı. Ülker, "LED sistemi sıfırdan bir çiçeklenme sağlamaz ancak mevcut meyve veren seralarda hasat süresini uzatır; meyvenin gelişimini, lezzetini, iriliğini ve şeker oranını doğrudan etkiler. Serada mavi, kırmızı ve gün ışığı LED'leri karışık olarak veriyoruz. Mavi LED'ler gövde büyümesini desteklerken, kırmızı LED'ler çiçeklenmeyi sağlıyor. Işıklar 24 saat boyunca açık kalmıyor. Gece saat 22.00 ile 02.00 arasında, yani günde yaklaşık 4-4,5 saat çalışması verimlilik için yeterli oluyor. Normalde temmuz ortasında başlayacak hasat süresini bu yöntemle 15-20 gün erkene çekebildiğiniz gibi, sezon sonunda da 15-20 gün kadar uzatabiliyorsunuz. Bu da bilimsel verilere göre verimi yüzde 20 oranında artıran bir sistem" ifadelerini kullandı. 'ÖZEL LED IŞIKLARLA VERİM YÜZDE 20 ARTIYOR' Serada uygulanan teknolojik altyapıyı ve ürün gelişimini destekleyen ışıklandırma sistemini anlatan Elektrik Elektronik Mühendisi İlay Ülker (24) ise LED teknolojisinin üretimdeki rolünü vurguladı. Ülker, "LED sistemi sıfırdan bir çiçeklenme sağlamaz ancak mevcut meyve veren seralarda hasat süresini uzatır; meyvenin gelişimini, lezzetini, iriliğini ve şeker oranını doğrudan etkiler. Serada mavi, kırmızı ve gün ışığı LED'leri karışık olarak veriyoruz. Mavi LED'ler gövde büyümesini desteklerken, kırmızı LED'ler çiçeklenmeyi sağlıyor. Işıklar 24 saat boyunca açık kalmıyor. Gece saat 22.00 ile 02.00 arasında, yani günde yaklaşık 4-4,5 saat çalışması verimlilik için yeterli oluyor. Normalde temmuz ortasında başlayacak hasat süresini bu yöntemle 15-20 gün erkene çekebildiğiniz gibi, sezon sonunda da 15-20 gün kadar uzatabiliyorsunuz. Bu da bilimsel verilere göre verimi yüzde 20 oranında artıran bir sistem" ifadelerini kullandı. 'HEDEFİMİZ DİJİTAL OTOMASYONLU BÜYÜK SERALAR' Türkiye'de tropikal seracılığın yeni yerleştiğini fakat kısa sürede ihracat seviyesine gelindiğini ifade eden Ülker, "LED sistemlerini şu an her sera sahibi kullanmıyor ama kullanımı hızla yaygınlaşıyor. Bu sene burada bir deneme, yani demo çalışması yaptık ve aldığımız sonuçlardan son derece memnunuz. İlerleyen yıllarda bu sistemi daha profesyonel, daha büyük alanlarda ve dijital otomasyonlarla birleştirerek çok daha yüksek verimlilik seviyelerine ulaştırmayı hedefliyoruz. Ayrıca seradaki telli terbiye sistemi, bitkilerin güneşe doğru düzensiz uzamasını engelliyor. Ağaçların dağınık değil, homojen bir şekilde, her yerden eşit gölge ve güneş alarak büyümesini sağlıyor" diye konuştu.

Arama Yap

bottom of page