Search this site
Boş arama ile 1096 sonuç bulundu
- 100 haneli köyden 48 yılda 100'ün üzerinde doktor çıktı
Sivas merkeze bağlı Kolluca köyü, Türkiye’de eşi benzeri az görülen bir başarı hikâyesiyle dikkat çekiyor. Yaklaşık 100 haneli köyden son 48 yılda 100’ün üzerinde doktor yetişti. Köyün ilk doktoru Cahit Gümüşer’in açtığı yol, bugün ikinci ve üçüncü nesil hekimlerle devam ediyor. Sivas merkeze bağlı Kolluca köyü, eğitim alanında ortaya koyduğu dikkat çekici başarıyla Türkiye’de örnek gösterilen yerlerden biri haline geldi. Yaklaşık 100 haneli köyden bugüne kadar 100’ün üzerinde doktor yetiştiği belirtilirken, gelin ve damatlar da dahil edildiğinde bu sayının 150’ye yaklaştığı ifade ediliyor. Kolluca köyüne kayıtlı doktorlar Türkiye’nin farklı şehirlerinde sağlık hizmeti sunmaya devam ediyor. Bu isimler arasında Kayseri İl Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Erşan, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Başhekim Yardımcısı Doç. Dr. Mürşit Hasbek ve Sivas Numune Hastanesi Başhekim Yardımcısı Dr. İdris Erşan da yer alıyor. Köyün ilk doktoru ilham kaynağı oldu Kolluca köyünün bu dikkat çekici başarısının arkasında ise köyün ilk doktoru olan 72 yaşındaki çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı Cahit Gümüşer bulunuyor. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 1978 yılında mezun olan Gümüşer, aynı yıl Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde göreve başladı. Yaklaşık yarım asırdır mesleğini sürdüren Gümüşer, doktorluğun insanlara hizmet edilen ve en çok dua alınan mesleklerden biri olduğunu belirtiyor. Gümüşer, köyünden çok sayıda kişinin bu mesleği tercih ettiğini vurgulayarak, “Köyümüzde 100’ün üzerinde doktorumuz var. Damatları ve gelinleri de sayarsak sayı 150’ye yaklaşıyor. İnsanlar bu duruma şaşırıyor ama köyümüzde eğitim kültürü eskiden beri güçlüydü” ifadelerini kullandı. Her evden bir doktor çıkıyor Kolluca köyünde neredeyse her ailede en az bir doktor bulunması dikkat çekiyor. Köy muhtarı Şinasi Kumru, köyde avukat ve öğretmen gibi farklı mesleklerde çalışan çok sayıda kişinin bulunduğunu ancak doktor sayısının özellikle öne çıktığını söyledi. Kumru, köyün ilk doktoru olan Cahit Gümüşer’in gençlere ilham verdiğini belirterek, “Köyümüzde hemen hemen her ailede bir doktor var. Tıp fakültesinde okuyan gençlerimiz de bulunuyor. Doktor sayımız arttıkça gururlanıyoruz” dedi. Eğitimin ve rol modellerin etkisi büyük Emekli fizik öğretmeni Abdullah Serttaş da köyden bu kadar çok doktor çıkmasının en önemli nedeninin olumlu rol modeller olduğunu belirtti. Altı çocuğundan üçünün doktor, üçünün öğretmen olduğunu anlatan Serttaş, bugüne kadar yaklaşık 30 öğrencisinin doktor olduğunu söyledi. Serttaş, “Bazen köyümüzün suyundan içen doktor oluyor diye şaka yaparlar ama asıl sebep birbirini örnek alma. Bir öğrenci başarılı olunca diğerleri de aynı yolu izlemek istiyor” dedi. İkinci ve üçüncü nesil doktorlar yetişiyor Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Hastanesi Başhekim Yardımcısı Doç. Dr. Mürşit Hasbek de köyden yetişen doktorlardan biri. Yaklaşık 32 yıldır hekimlik yapan Hasbek, köydeki eğitim kültürünün yeni nesillerde de devam ettiğini söyledi. Hasbek, eşi Prof. Dr. Zekiye Hasbek ile aynı hastanede görev yaptığını ve kızlarının da aile hekimliği uzmanı olduğunu belirterek, köyde artık ikinci ve üçüncü nesil doktorların yetiştiğini ifade etti.
- 3 malzemeyle elektriksiz buzdolabı icat etti! Sebzeleri 27 gün taze tutuyor
Elektriğin olmadığı bölgelerde yiyecekleri taze tutmak çoğu zaman büyük bir sorun haline geliyor. Özellikle sıcak iklimlerde hasat edilen sebze ve meyveler birkaç gün içinde bozulurken, Nijeryalı bir profesörün geliştirdiği sıra dışı sistem milyonlarca insan için umut oldu. Nijeryalı akademisyen Mohammed Bah Abba, yalnızca iki kil çömlek, kum ve su kullanarak çalışan doğal bir soğutma sistemi geliştirdi. Herhangi bir elektrik kaynağına ihtiyaç duymayan bu yöntem sayesinde sebze ve meyvelerin dayanma süresi katlanarak arttı. GELENEKSEL BİLGİYİ BİLİMLE BİRLEŞTİRDİ Kuzey Nijerya'da çömlekçilik geleneğinin içinde büyüyen Bah Abba, yıllardır bölgedeki çiftçilerin aynı sorunla mücadele ettiğini gözlemliyordu. Elektrik erişiminin sınırlı olduğu kırsal alanlarda ürünlerin önemli bir bölümü pazara ulaşamadan çürüyordu. Bu soruna çözüm arayan Bah Abba, geleneksel kil çömlek kullanımını fizik biliminin temel prensipleriyle bir araya getirerek son derece basit ama etkili bir sistem ortaya çıkardı. İKİ ÇÖMLEKLE DOĞAL SOĞUTMA 3 malzemeyle elektriksiz buzdolabı icat etti! Sebzeleri 27 gün taze tutuyor. Sistemin çalışma mantığı oldukça basit. Büyük bir kil çömleğin içine daha küçük bir çömlek yerleştiriliyor. İki çömlek arasında kalan boşluk nemli kumla dolduruluyor ve üst kısmı ıslak bir bezle kapatılıyor. Kumdaki su zamanla çömleğin gözeneklerinden buharlaşırken içerideki ısıyı da beraberinde taşıyor. Böylece iç kısım dış ortamdan daha serin hale geliyor ve gıdalar daha uzun süre taze kalabiliyor. Uzmanlar sistemin en verimli şekilde çalışabilmesi için gölgede tutulmasını, hava akımına maruz kalmasını ve kumun düzenli olarak nemlendirilmesini öneriyor. SEBZELERİN ÖMRÜ HAFTALARCA UZUYOR Yapılan gözlemler, sistemin özellikle sıcak ve kurak bölgelerde dikkat çekici sonuçlar verdiğini ortaya koydu. Normal şartlarda birkaç gün içinde bozulabilen patlıcanların yaklaşık dört haftaya kadar tazeliğini koruyabildiği belirtiliyor. Domates, biber ve benzeri ürünlerin de haftalar boyunca tüketilebilir durumda kaldığı ifade ediliyor. Afrika'nın sıcak bölgelerinde yapılan ölçümlerde, dışarıdaki yüksek sıcaklıklara rağmen çömlek sisteminin iç kısmında belirgin bir serinleme sağlandığı görüldü. 100 BİNDEN FAZLA AİLEYE ULAŞTI Bah Abba'nın geliştirdiği sistem kısa sürede büyük ilgi gördü. İlk etapta enerjiye erişimi kısıtlı köylere binlerce ünite dağıtıldı. Yıllar içinde yalnızca Nijerya'da kullanılan sistem sayısı 100 bini aşarken, proje farklı sivil toplum kuruluşlarının desteğiyle Burkina Faso başta olmak üzere çeşitli Afrika ülkelerine de yayıldı. DÜNYANIN DİKKATİNİ ÇEKTİ Basit ama etkili buluş, uluslararası çevrelerin de dikkatini çekti. Mohammed Bah Abba, geliştirdiği sistem sayesinde 2001 yılında prestijli Rolex Girişim Ödülü'ne layık görüldü. Aldığı ödülü ve maddi desteği teknolojinin daha fazla insana ulaşması için kullandı. Uzmanlara göre bu sistem yalnızca gıda kaybını azaltmakla kalmadı; çiftçilerin ürünlerini daha uzun süre saklayabilmesine, daha iyi fiyatlarla satabilmesine ve yerel üretimin güçlenmesine de katkı sağladı. Bugün "çömlek buzdolabı" olarak bilinen bu yöntem, düşük maliyetli ve sürdürülebilir çözümlerin en başarılı örneklerinden biri olarak gösteriliyor. Karmaşık teknolojilere ihtiyaç duymadan geliştirilen sistem, basit fikirlerin bazen büyük değişimlere yol açabileceğini bir kez daha ortaya koyuyor.
- Çerezlik tirmisi Düzce Teknopark'ta işleyen kadın girişimci 20 çeşit unlu mamul üretiyor
Düzce'de girişimci Emine Yüksel Kurtoğlu, Antalya'dan getirdiği acı bakla (tirmis) tohumlarını geleneksel yöntemlerle işleyerek tatlı ve tuzlu 20 çeşit unlu mamul üretiyor. KOSGEB ve Teknopark desteğiyle AR-GE çalışmalarını hızlandıran Kurtoğlu, ürünlerini Türkiye'nin dört bir yanına gönderiyor. Düzce'de girişimci Emine Yüksel Kurtoğlu, Antalya'dan getirdiği acı bakla olarak da bilinen "tirmis" ata tohumlarını ekmek başta olmak üzere tatlı ve tuzlu 20 çeşit mamule dönüştürüyor. Evli ve 3 çocuk annesi 56 yaşındaki Kurtoğlu'nun İstanbul Aydın Üniversitesi'nde görevli akademisyen eşi Ramazan Kurtoğlu, 2020'de kızını ziyaret için gittiği ABD'deki bir markette çocukluk yıllarında memleketi Antalya'da çerez olarak satılan "tirmis" ve bu bitkiden yapılan unlu mamullerle karşılaştı. Kurtoğlu, 3 yıl önce eşinin memleketinden getirdiği tirmis unundan yaptığı kek ve ekmeklerin raf ömrünün yaklaşık 3 ay olduğunu fark edince tohumları evinin bahçesinde kurduğu kazanlarda kaynattı ve dinlenme havuzunda tuzlu suda bekleterek geleneksel yöntemle acılığını aldı. Emine Yüksel Kurtoğlu, un haline getirdiği yerli tohumlardan yaptığı kek ve ekmeklerin raf ömrünün bu kez 6 aya uzadığını tespit edince 7 Ağustos 2024'te Düzce Teknopark'ta iş yerini kurdu. Burada akademisyen ve girişimci desteğinin yanı sıra KOSGEB hibesi ve kendi imkanlarıyla aldığı üretim makineleriyle AR-GE çalışmalarını hızlandırdı. Ürdün, Lübnan, Suriye, Yunanistan, Mısır ve İsrail gibi Akdeniz ülkelerinin ortak lezzetleri arasında bulunan ve baklagiller sınıfından aynı adı taşıyan otsu bir bitkinin olgunlaşmış tohumlarından elde edilen tirmise, Türkiye'nin farklı bölgelerinde "acı bakla", "delice bakla", "kurt baklası", "mısır baklası" gibi isimler veriliyor. Ekmek türleri başta olmak üzere tatlı ve tuzlu 20 çeşit unlu mamulü internetten Türkiye'nin birçok şehrine gönderen Kurtoğlu, AA muhabirine, tirmisin yüksek proteinli olması ve glikoz içermemesi dolayısıyla dünyada yaygın olarak kullanıldığını, Türkiye'deki türünün ise Anadolu'nun kadim bir bitkisi olduğunu söyledi. "Geleneksel yöntemle 10 günde çıkardığımız acısını 24 saatte alıyoruz" Kurtoğlu, bitkinin ham halinin acı tatta olduğunu anlatarak, "Teknopark'taki iş yerimizde akademisyen ve gıda mühendisi desteğiyle geleneksel yöntemle 10 günde çıkardığımız acısını 24 saatte alıyoruz. Acısını aldığımız baklayı yine Teknopark, KOSGEB ve kendi imkanlarımızla aldığımız kurutma fırınlarında kurutuyoruz, değirmenimizde öğütüyoruz ve hamur makinesinde yoğuruyoruz. Makinemizde de glutensiz olarak mayalıyoruz." diye konuştu. Kurtoğlu, AR-GE çalışmalarıyla "tirmisia" başta olmak üzere alt grupta yer alan 10 ürünün marka tescilini aldıklarını kaydetti. Laboratuvar analiz çalışmalarında tirmisle yapılan ürünlerin raf ömrünün 6,5 ay olduğunu gördüklerini aktaran Kurtoğlu, "Şu anda bu bitkiden 20 çeşidin üzerinde ürün elde ediyoruz. Ürünlerimizi sporcular, şeker hastaları ve diyet yapanlar için gruplara ayırdık. Ekmeklerimizde 6 çeşit ürünümüz var. Bunun haricinde lokum, bebe bisküvisi, lezzet topu, bar, kraker ve gevreklerimiz var." şeklinde konuştu. Emine Yüksel Kurtoğlu, ağustos ayında Düzce Teknopark'ta ikinci yıllarını dolduracaklarına değinerek, internet üzerinden Türkiye'nin her yerine satış yaptıklarını sözlerine ekledi.
- Kimse inanmadı, kadınların azmi başardı! Çorak topraklar servet üreten bahçelere dönüştü
Adana'da devlet desteği alan kadın girişimciler, yıllar önce verimsiz arazilerde başladıkları üretim yolculuğunu büyük bir başarı hikayesine dönüştürdü. Lavantanın ardından seracılığa geçen kadınlar şimdi siparişlere yetişemiyor. Adana'nın Feke ilçesine bağlı Tapan bölgesinde kadınların azmi ve devlet destekleriyle başlayan üretim yolculuğu, kırsal kalkınmada başarı hikayesine dönüştü. ORKÖY ve genç çiftçi projeleriyle destek alan kadın girişimciler, yıllar önce çorak arazileri lavanta bahçelerine dönüştürürken şimdi seracılıkla yüzde 50 hibe ile ilki gerçekleştirerek yeni gelir kapısı oluşturdu. Kışın marul, yaz dönemi domates üretimine başlayan kadınlar lavanta bahçelerinde ziyaretçilerini ağırlarken sera üretimi ile de taleplere yetişmeye çalışıyor. 2009 yılında ilçede su olmadığı için atıl kalan çorak arazileri lavanta bahçelerine dönüştüren kadınlar, Orman ve Köy İlişkileri Dairesi Başkanlığı'nın (ORKÖY) desteğine başvuran 5 kadın ilk serayı kurarak hem aile ekonomisine hem de bölgeyi tarım ve turizm açısından değerli hale getirdi. Paşalı Mahallesi'nde yaşayan kadın girişimci Hilal Köz, Tarım ve Orman Bakanlığı'nın ormancılık desteklerinden biri olan ORKÖY Projesi ile kurduğu sera sayesinde ilçede ilk sera kurulumunu gerçekleştirirken bölgede diğer kadınlarla birlikte hem sera da üretim, hem de lavanta bahçelerinde doğa turizmi ile başarmanın gurunu yaşıyor. Seracılık üretiminin bir hayalle başladığını anlatan Köz, devlet desteğiyle üretime başladığını ifade ederek "Bir arkadaşımın başka bir yerde yaptığı seraya özenerek bakmıştım. Tarım ve Orman Bakanlığı'nın ORKÖY Projesi çerçevesinde seracılık desteğine başvurarak İşletme Müdürümüz Mustafa Çelen'in destekleri ile seramızı kurduk" dedi. Köy olarak beş kişinin projeye dahil olduğunu belirten Köz, "Dört arkadaşımızla birlikte seramızı kurduk. Yüzde 50 hibe desteği aldık. 400 bin lira destekle seramız kuruldu. Damla sulama sistemlerimizi yaptık, fidelerimizi aldık ve üretime başladık" diye konuştu. Köylerinin klasik tarıma çok elverişli olmadığını anlatan Köz, seracılığın kendileri için önemli bir alternatif olduğunu kaydederek, "Bizim köyümüz su konusunda çok zengin değil. Tarıma çok uygun bir alan değildi. Seracılıkta daha az su kullanıldığı için bu alana yöneldik. Devlet desteği sayesinde üretime başlayabildik" dedi. Kimse inanmadı, kadınların azmi başardı Çorak topraklar servet üreten bahçelere dönüştü 500 metrekarelik serada ilk olarak marul yetiştirdiğini belirten Köz, "Geçen yıl eylül-ekim aylarında 1600 adet marul ektim. Kış döneminde onları satarak seracılığa başladım. Kazandığım parayla domates fidesi aldım. Böylece sera kendi içerisinde kendini geliştirmeye başladım. Bir seradan üretime bağlı olarak 500-600 bin lira civarında gelir elde etmek mümkün" diye konuştu. Kimse inanmadı, kadınların azmi başardı Çorak topraklar servet üreten bahçelere dönüştü Üretmenin kendisi için büyük mutluluk olduğunu söyleyen Köz, "Uzak bir yere gittiğim zaman ilk özlediğim yer seram oluyor. Gelip ürünlerime bakıyorum. Üretmek çok heyecan verici. Kendimi çiftçilikte bulduğumu düşünüyorum" ifadelerini kullandı. Seraların kısa sürede ilgi gördüğünü anlatan Köz, "Şu anda köyümüzde 5 sera var. Herkes üretiyor siparişlere yetişemiyoruz. Geçen yıl marullarımızı 35-50 lira arasında sattık. Çukurova'daki seraları su basınca bizim kırsaldaki üretimimiz değer kazandı. Bin rakımdan Çukurova'ya marul gönderdik" dedi. Paşalı Mahallesi sakini Ayşe Başer ise yıllar önce atılan adımın bugün büyük bir başarı hikayesine dönüştüğünü kaydederek, "Doğma büyüme Paşalı köyündenim. Önceden kimse bize inanmıyordu. Şimdi hepimiz köyümüzde ekmek yiyoruz, üretiyoruz. Çorak topraklarımız üretime kazandırıldı" dedi.
- İşitme engelli gençten tarihi telsizcilik başarısı: Didem 'Sessiz Güç' projesiyle parladı
İzmir'de işitme engelli lise öğrencisi Didem Özkan, 'Afet Anında Sessiz Güç' projesi kapsamında amatör telsizcilik sınavından 100 üzerinden 96 alarak A Sınıfı Lisans kazandı. İzmir’in Bergama ve Kınık ilçelerinde yürütülen "Afet Anında Sessiz Güç" projesi, dikkat çekici bir başarıya imza attı. Proje kapsamında eğitim alan işitme engelli lise öğrencisi Didem Özkan, amatör telsizcilik sınavında 100 üzerinden 96 gibi olağanüstü bir puan alarak A Sınıfı Amatör Telsiz Lisansı almaya hak kazandı. Bu tarihi başarı, Türkiye'de işitme engelli bireylerin teknik alanlardaki potansiyelini gözler önüne seren en önemli örneklerden biri olarak kayıtlara geçti. AFET İLETİŞİMİNDE YENİ BİR DÖNEM BAŞLIYOR Afet ve acil durumlarda kesintisiz iletişimin ne denli kritik bir rol oynadığı bilinen bir gerçek. "Afet Anında Sessiz Güç" projesi, bu zorunlu ihtiyaca yönelik olarak işitme engelli bireylerin de bu süreçlerde aktif rol alabilmesinin önünü açıyor. Türkiye Radyo Amatörleri Cemiyeti (TRAC) Bergama Şubesi ile Kınık Mert Öztüre Özel Eğitim Meslek Lisesi'nin ortaklaşa hayata geçirdiği bu eğitimlerde gösterdiği üstün gayretle Didem Özkan, projenin ilk öncü isimlerinden biri olarak tarihe geçti. Eğitimler kapsamında öğrenciler, görsel ve titreşim destekli Mors alfabesi, SSTV (Slow Scan Television) ile görüntü aktarımı ve acil durum protokolleri gibi konularda derinlemesine bilgi ve beceri kazandı. 'BEN DE VARIM' DİYEN GENÇLERE İLHAM KAYNAĞI Didem Özkan'ın bu anlamlı başarısı, yalnızca bir sınav sonucundan öte, "Ben de varım" deme cesaretinin, azmin ve inancın güçlü bir göstergesi olarak TRAC Genel Merkezi tarafından da büyük bir gururla karşılandı. TRAC Genel Başkan Yardımcısı Ali Serdar Süalp, yaptığı açıklamada, Didem'in hikayesinin diğer gençlere de ilham vereceğine olan inancını vurgulayarak, "Engel, insanın önünde değil; çoğu zaman zihinlerde kurulan duvarlardadır. Bugün telsizcilik alanında açılan bu kapıdan yarın başka gençlerin de cesaretle geçeceğine inanıyoruz." ifadelerini kullandı. TRAC Bergama Şubesi Başkanı Emre Serdar Kaya ise projenin, "engelleri değil, imkanları konuşan bir anlayışın ürünü" olduğunu belirterek, Didem'in başarısının gelecekte daha birçok öğrenciye yol göstereceğinin altını çizdi.
- Muhasebeciliği bırakan kadın girişimci, devlet desteğiyle sürü sahibi oldu
Kahramanmaraş'ın Göksun ilçesinde yaşayan kadın girişimci Asiye Sağır, muhasebeciliği bıraktıktan sonra Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumunun (TKDK) desteğiyle kurduğu çiftliğinde 3 yılda 103 koyundan oluşan sürüsünü 800 başa çıkardı. Bir dönem Kayseri'de muhasebecilik yapan 3 çocuk annesi Sağır, memleketinde satın aldığı 55 dekarlık arazide hayvancılık yapmak için 2021 yılında TKDK'ye proje başvurusunda bulundu. Projesi kabul edilen Sağır, yaklaşık 1 milyon 440 bin liralık yatırımın 607 bin lirasını hibe olarak aldı. Bu destekle Avrupa Birliği ve halk sağlığı kriterlerine uygun, 3 bin 800 metrekare kapalı alana sahip, iki yem deposu ve gübre çukuru bulunan bir ahır kurdu. Sağır, 2022 yılında 103 koyunla başladığı üretim yolculuğunda 3 yıl içinde sürüsünü yaklaşık 800 başa çıkarmayı başardı. Çiftliğinde 4 kişiye de istihdam sağlayan Sağır, geçimini damızlık ve kurbanlık koyun satışından elde ediyor. "Dünyadaki en güzel şey üretmektir" Asiye Sağır, AA muhabirine, çocukluk yıllarından bu yana hayvancılığa ilgi duyduğunu söyledi. Kayseri'de muhasebecilik yaptığını ancak bu mesleği sevmediğini belirten Sağır, eşinin desteğiyle memleketine dönerek hayalini gerçekleştirdiğini ifade etti. Hayvancılığı çocukluğundan beri çok sevdiğini vurgulayan Sağır, şunları kaydetti: "Kendi imkanlarımızla yapamayacağımız bir yatırımı yüzde 75 hibe desteğiyle hayata geçirdik. İlk olarak 103 koyunla üretime başladık, şu an 800'e yakın koyunumuz var. Dünyadaki en güzel şey üretmek ve çalışmak. İnsanın kendi parasını kazanması kadar değerli bir şey yok." Kadın ve genç girişimcilere üretimden kopmamaları tavsiyesinde bulunan Sağır, hayvancılığın zor ancak sevildiğinde kazancı olan bir meslek olduğunu dile getirdi. Sağır, ilk zamanlarda çevresinden eleştiriler aldığını ancak eşinin en büyük destekçisi olduğunu belirterek, üretmeye devam ettiğini anlattı. Çiftliğin otomatik sistemlerle donatıldığını ifade eden Sağır, tesisin AB standartlarına uygun şekilde kurulduğunu aktardı. Kuzulama döneminin başladığını ve verimli bir sezon geçirdiklerini kaydeden Sağır, çiftlikte yetiştirilen Sivas kangal ve Arap cinsi koyunları damızlık ve kurbanlık olarak sattıklarını sözlerine ekledi.
- İlçede yıllardır olmayan branşa atandı, sıfırdan klinik kurdu
Isparta’nın Yalvaç ilçesinde yıllar sonra kurulan göğüs hastalıkları kliniği bölgeye nefes oldu. Isparta’nın Yalvaç ilçesinde uzun yıllardır bulunmayan göğüs hastalıkları branşı, son bir yılda yapılan çalışmalarla yeniden hizmet vermeye başladı. Yalvaç Devlet Hastanesinde göreve başlayan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Alperen Koç’un koordinasyonunda kurulan klinikte, birçok tanı ve tedavi uygulaması ilk kez uygulanabilir hale geldi. Hastane yönetimi ve hayırsever katkılarıyla kurulan klinikte; bronkoskopi, torasentez, PPD ve deri prick testleri gibi işlemler yapılmaya başlandı. Ayrıca FeNO ölçümü, kapnografi ile NIV ve HFNO gibi solunum desteğine yönelik sistemler de kliniğe kazandırıldı. Sigara bırakma polikliniğinin devreye alınmasıyla birlikte koruyucu sağlık hizmetleri de aktif hale getirildi. Bunun yanı sıra HFCWO ve Acapella sistemleri ile sekresyon yönetimi de tedavi süreçlerinde kullanılmaya başlandı. Yapılan bu düzenlemelerle birlikte, daha önce ileri tetkik ve tedavi için farklı illere gitmek zorunda kalan hastaların Yalvaç Devlet Hastanesinde tedavi ediliyor. “Sevk ihtiyacını önemli ölçüde azalttık” Klinikte yürütülen çalışmalara ilişkin değerlendirmede bulunan Koç, “Yalvaç Devlet Hastanesi Göğüs Hastalıkları biriminde yürütülen bu çalışmalar, ilçe düzeyinde de nitelikli ve sürdürülebilir sağlık hizmeti sunumunun mümkün olduğunu göstermesi yönü ile örnek teşkil etmekte olup hastaların ileri merkezlere sevk ihtiyacı önemli ölçüde azaltılmıştır.” ifadelerini kullandı.
- Bursa'da lise öğrencilerinden dikkat çeken icat!
Bursa'nın Nilüfer ilçesinde bulunan Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencileri, okul ortamında yaşanabilecek olumsuzluklara karşı dikkat çeken bir projeye imza attı. Öğrenciler, kavga, bayılma, düşme ve yangın gibi riskli durumları tespit edebilen yapay zeka destekli otonom bir robot geliştirdi. Okul içinde güvenliği artırmayı hedefleyen proje, öğrencilerin yaptıkları kapsamlı bir anket çalışmasıyla ortaya çıktı. Farklı sınıflardan 120 öğrenciyle yapılan çalışmada, okulda en çok endişe duyulan durumların başında acil müdahale gerektiren olayların geldiği belirlendi. Edu Guard ile Okul Koridorlarında Yapay Zeka Dönemi Elde edilen veriler doğrultusunda bir araya gelen 5 öğrenci, yaklaşık 6 aylık yoğun bir çalışmayla "Edu Guard" adını verdikleri robotu geliştirdi. Otonom şekilde hareket edebilen robot, okul koridorlarında devriye gezerek görüntü işleme ve yapay zeka teknolojileri sayesinde çevresini analiz ediyor. Yaklaşık 1,5 metre boyundaki sistemin eğitim sürecinde, binlerce farklı senaryo üzerinden veri işlendi. Yangın, kavga, bayılma ve şüpheli durumlara ait görsellerle eğitilen robot, bu sayede olağan dışı durumları yüksek doğrulukla tespit edebiliyor. Anlık Bildirim ve Canlı Müdahale Sistemi Geliştirilen sistem yalnızca tespit yapmakla kalmıyor, aynı zamanda hızlı müdahale için okul yönetimini anlık olarak bilgilendiriyor. Robot, riskli bir durum algıladığında ilgili idareciler ve rehber öğretmenlere görüntü ve bildirim göndererek süreci eş zamanlı iletiyor. Ayrıca sistemin hoparlör altyapısı sayesinde, okul yönetimi canlı anons yaparak olaylara anında müdahale edebiliyor. Bu özellik, özellikle olası kavga ve kriz anlarında hızlı kontrol sağlanmasına olanak tanıyor. Okul Yönetimi: "Güvenli Eğitim Ortamı Hedefleniyor" Okul Müdürü Güray Köken, projenin temel amacının öğrencilerin daha güvenli ve huzurlu bir ortamda eğitim görmesi olduğunu belirtti. Eğitim yaklaşımında insan hayatını iyileştirmeye odaklandıklarını ifade eden Köken, öğrencilerin bu vizyon doğrultusunda önemli projeler geliştirdiğini söyledi. Öğretmenler ise projenin Türkiye'de benzerine az rastlanan bir çalışma olduğunu vurgulayarak, robotun okul güvenliği açısından önemli bir adım olduğunu dile getirdi. Öğrencilerden Ekip Çalışmasıyla Gelen Başarı Projeyi geliştiren öğrenciler, sürecin yaklaşık 5 kişilik bir ekip çalışmasıyla yürütüldüğünü ve herkesin farklı bir alanda sorumluluk üstlendiğini ifade etti. Yazılım, tasarım ve elektronik alanlarında ortak yürütülen çalışma sayesinde robotun işlevsel hale getirildiği belirtildi. Öğrenciler, robotun okul içinde 7 gün 24 saat çalışabildiğini ve özellikle riskli durumları erken aşamada tespit ederek olası sorunların önüne geçmeyi hedeflediğini aktardı. Geliştirilen yapay zeka destekli robot, hem eğitim teknolojileri hem de okul güvenliği alanında dikkat çeken bir yenilik olarak öne çıkıyor.
- Filistinli girişimci, Mısır'dan getirttiği mangolarla Türkiye'de işletme kurdu
Filistin asıllı Türk vatandaşı Muhammed Kaya, çocukluk yıllarını geçirdiği Gazze’deki mango kültürünü Türkiye'ye taşıyarak girişimcilik yolculuğunu sürdürüyor. Yaklaşık 12 yıl önce Türkiye’ye yerleşen Kaya, Mısır'dan getirttiği mangolarla hazırlanan doğal mango sularını katkı maddesi ve tatlandırıcı kullanmadan müşterilerine sunuyor. Yaklaşık 12 yıl önce Antalya'ya yerleşen Kaya, kurduğu işletmede katkı maddesi ve tatlandırıcı kullanılmadan hazırlanan doğal mango sularını müşterilerle buluşturuyor. Antalya'da kısa süre önce hizmet vermeye başlayan "Mango Plus", yalnızca doğal mango suyu değil, waffle, çeşitli tatlılar, ananas, kivi, çilek ve avokado suları ile farklı milkshake seçeneklerini de menüsünde sunuyor. Kaya, yaptığı açıklamada, Gazze'de büyüdüğünü ve mangonun bölgede günlük yaşamın önemli bir parçası olduğunu belirtti. Türkiye'ye mango kültürünü tanıtma fikrinin yıllar önce doğduğunu söyleyen Kaya, iki yıl önce İstanbul'da açtığı ilk şubeyle işe başladığını dile getirdi. Bugün Türkiye genelinde dört şubeye ulaştığını aktaran Kaya, "Biz Filistindeyken yazın mangosuz hayatımız olmazdı. Her gün yiyorduk. Arkadaşlarımla mango yemek için Mısır’a gittiğimi hatırlıyorum. Sonra ‘Neden Mısır’dan Türkiye’ye mango getirmeyelim?’ dedik. Böylece bu işe başladık." ifadelerini kullandı. "Hedefimiz, farklı şehirlerde insanları doğal mango ürünleriyle buluşturmak" Yaklaşık iki yıl önce bu hayalini gerçekleştirmek için ilk adımı attığını ifade eden Kaya, ilk şubesini İstanbul'da açtıklarını söyledi. Kaya, "İlk şubemizi İstanbul'da açtık. Ardından gördüğümüz ilgiyle birlikte yeni şubeler açmaya başladık. Şu anda Türkiye genelinde dört şubeye ulaştık. Hedefimiz ilerleyen süreçte bu sayıyı daha da artırmak ve farklı şehirlerde insanları doğal mango ürünleriyle buluşturmak." diye konuştu. İlk dönemlerde bazı zorluklarla karşılaştıklarını da dile getiren Kaya, şöyle devam etti: "Mango çok bilinen bir meyve değildi. İnsanlar tadını bilmiyordu. Bu nedenle ürünümüzü tanıtmak için çeşitli sunumlar ve tadım etkinlikleri gerçekleştirdik. Özellikle İstanbul’da yaptığımız tanıtımların ardından insanların ilgisi arttı. Zamanla müşterilerimiz mangoyu tanımaya ve sevmeye başladı." "Gerçek Mango Tadını Sunuyoruz" Gazze'nin Akdeniz iklimine sahip olması nedeniyle mangonun bölgede oldukça yaygın ve sevilen bir meyve olduğunu belirten Kaya, işletmelerinde doğallığı ön planda tuttuklarını vurguladı. Mango suyunu herhangi bir katkı maddesi veya tatlandırıcı kullanmadan hazırladıklarını ifade eden Kaya, müşterilerine gerçek mango tadını sunmayı amaçladıklarını söyledi. Gazze'den Türkiye'ye uzanan girişimcilik yolculuğunu sürdüren Muhammed Kaya, çocukluğunun vazgeçilmez lezzetini yeni nesillerle buluştururken, diğer yandan elde ettiği gelirin bir kısmıyla Gazze'deki ailesine ve yakınlarına destek olmaya devam ediyor.
- Çankırı'da hava durumunu tahmin eden akıllı sera kuruldu! Liseliler Siparişlere yetişemiyor, piyasaya kafa tutuyorlar
Çankırı Şehit Mehmet Ata Tarım Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, hayata geçirilen 280 metrekarelik tam otomasyonlu akıllı sera projesiyle mesleki eğitimde çığır açıyor. İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile Tarım ve Orman İl Müdürlüğü’nün iş birliği ve bakanlığın "Dezavantajlı Alanlar Kırsal Kalkınma Projeleri" kapsamında okula kazandırılan bu teknolojik üs, öğrencilere sadece teorik bilgi değil, modern tarım teknolojilerini bizzat üreterek öğrenme fırsatı sunuyor. Rüzgarın hızından yağmurun debisine kadar her şeyi yapay zekayla yöneten serada yetişen gençler, piyasayla rekabet edebilecek donanımla mezun oluyor. "Çankırı Şehit Mehmet Ata Tarım Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde hayata geçirilen tam otomasyonlu serada öğrencilerin yenilikleri öğrenerek, sektöre daha iyi hazırlanmaları sağlanıyor. İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile Tarım ve Orman İl Müdürlüğünce imzalanan işbirliği protokolü doğrultusunda uygulanan Tarım ve Orman Bakanlığı Dezavantajlı Alanlar Kırsal Kalkınma Projeleri kapsamında Şehit Mehmet Ata Tarım Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'ne kazandırılan serada öğrencilere üretirken öğrenme fırsatı sunuluyor. Tam otomatik 280 metrekarelik alana sahip sera ile öğrenciler modern tarım teknolojilerini, iklimlendirme sistemlerini ve sürdürülebilir tarım uygulamalarını öğrenme imkanı buluyor. Lisenin tarım alan şefi Ahmet Kapucu, AA muhabirine, seranın yaklaşık 6 ay önce faaliyete alındığını söyledi. Serada tohumdan sebze fideleri ile süs bitkisi yetiştirdiklerini belirten Kapucu, "Seramız tamamen otomasyon sistemiyle çalışır durumda. Havalandırma sistemi yağmur yağışı, rüzgar durumuna göre girmiş olduğumuz verilerle açılıp kapanma açılarını kendi otomatik olarak ayarlayabilmekte. Kışın doğal gazlı ısıtma sistemimiz var. Isıyı istediğimiz dereceye ayarlayabilmekteyiz. Sulama ve gübreleme sistemimiz için özel tanklarımız, çimlendirmeyi hızlandırmak için çimlendirme dolabımız var." dedi. Kapucu, seranın birçok avantajı olduğunun altını çizerek, "Çankırı şartlarında ısıtma ve nem koruma sistemi olmadığı zaman nisan ayının ortasında tohumumuzu ekiyoruz. Ancak mayıs ayının 15 ile 20'sinde fideler piyasaya sürülüyor. Çiçeklerimiz de aynı şekilde ama serada ekim zamanımızı biraz daha geriye çekiyoruz." diye konuştu. Üretimde yer almalarının öğrencilere büyük avantaj sağladığını dile getiren Kapucu, şunları kaydetti: "Eski sistemle yaptığımız zaman başarımız az olduğundan öğrenciler, 'başaramayabiliriz' korkusu çekiyorlardı. Bu ortamda istenilen bütün şartlar sağlandığı için çocuklar bunları görüyor, yapabileceklerine inanıyor. Bu çocuk serayı gördüğü için artık kendisi de sera kurmak için uğraşacak. Burada üretmiş olduğumuz ürünlerle piyasayla rekabet eder hale geldik. Çocuklar da bunu gördükleri için onlar da buradan mezun olup böyle bir sera yaptıktan sonra rekabet edecekler." "TARIM VE TEKNOLOJİ GELECEĞİMİZ İÇİN ÇOK ÖNEMLİ" Okulun 10. sınıf öğrencilerinden Damla Şaban ise ziraat mühendisi olmak için bu okulu tercihi ettiğini vurgulayarak, "Tarım alanındaki bütün aşamalarda görev aldık. Burada öğrendiklerimizi gelecekte kendi işlerimizde de kullanabiliriz. Tarım ve teknoloji geleceğimiz için çok önemli. Burada bunu öğrendiğimizde her şey daha da kolaylaşıyor." ifadesini kullandı. Ali Efe Kabalı da ailesinin tarımla uğraştığını, kendisini bu alanda yetiştirmek için tarım lisesine geldiğini anlatarak, "Bu seranın bize çok katkısı oldu. Az maliyetle daha fazla üretim yapıldı. Eski seramızda sulama sistemi, gübreleme yoktu. Bunlar bizlere çok kolaylık sağlıyor. Tarım ve teknolojiyi bu şekilde öğrenmiş oluyoruz. Bu sayede geleceğimize önemli katkı sağlayacağını düşünüyorum." şeklinde konuştu.
- 'Yapamazsın' denilen görme engelli, azmiyle hafız olmayı başardı Kaynak: 'Yapamazsın' denilen görme engelli, azmiyle hafız olmayı başardı
Görme engelli hafız Nahide Mutlu, 2021 yılında başladığı hafızlık eğitimini 2024 yılında tamamlayarak kendisine yönelik ön yargıları kırmayı başardı. Nahide Mutlu AA muhabirine, hafızlığa başlama serüvenini, bir görme engelli olarak karşılaştığı zorlukları ve umre yolculuğunu anlattı. Doğumundan kısa bir süre sonra, beyninden gözlerine giden sinirlerin yeteri kadar çalışmaması nedeniyle görme engeli teşhisi aldığını ve bu süreçten sonra ailesinin, onu daha iyi bir şekilde yetiştirebilmek amacıyla özel eğitimlere gönderdiğini belirten Mutlu, hafızlık eğitimi ile 2021 yılında henüz 20 yaşındayken ailesinin teşviki ile tanıştığını belirtti. Eğitimini 2024 yılında başarıyla tamamlayarak hafız olan Mutlu, yıllar süren bu süreç içerisinde engelinden çok kendisini ön yargıların yorduğunu ancak gelinen noktada hem kendisine hem de diğer görme engellilere karşı bakış açısını değiştirebilecek bir başarı elde etmesinin kendisini çok mutlu ettiğini aktardı. "SİZ BİR GÖRME ENGELLİ OLARAK BURADA BİZİMLE NASIL RAHAT EDECEKSİNİZ DEDİLER" Eğitim almak için gittiği hafızlık kursunda yönetimin ilk başta kendisiyle ilgili çekincelerinin bulunduğunun altını çizen Mutlu, "Siz bir görme engelli olarak burada nasıl rahat edeceksiniz, bize uyum sağlayabilir misiniz şeklinde cümleler duydum karşı taraftan. Ben kendime inanıyordum. Çünkü her yerin sakin olmasını, şartların her zaman bana uymasını bekleyemem. Bazen o şartları kendimize uyarlamak gerekiyor. Bunları da onlara söylemiştim. Sonunda ikna olup bana bir şans verebileceklerini söylediler." diye konuştu. Deneme süreci adı altında verilen şansın, hem kendisi için bir aşama hem de kursun ön yargılarını yıkma adına önemli bir adım olduğunu vurgulayan Mutlu, kursa başladıktan sonra karşılaştıkları hakkında şunları söyledi: "Kursun onayıyla birkaç ay deneme sürecine tabi tutuldum. Bu süreçte tabii ki benim hafızlık hocamın çok büyük bir desteği oldu. Benim kendime olan inancımı kaybettiğim zaman bile 'sen yapabilirsin, sen başardın, ben sana çok inanıyorum' deyip her zaman destek olmuştur. Bu süreç hem hocalarım için hem de kurs için ön yargıların kırılmaya başladığı ve engellilerin de bir şeyleri başarabileceğini anladıkları bir süreçti. Ve elhamdülillah benim de artık engelimin bana engel olmayacağını bu süreçte hocalarım da anlamış oldular. Biz de hafızlık yolculuğuna başlamış olduk."Kurstaki ilk ve tek görme engelli öğrenci olduğunu, Kur'an-ı Kerim'i Braille alfabesi ile yazılı cüzlerden ezberlediğini söyleyen Mutlu, ilk ezberlediği ayetteki heyecan ile son ezberlediği ayetin hüznünü hiç unutamadığını belirtti. "ASIL MESELE ORAYI DÜNYEVİ BİR GÖZLE GÖREBİLMEK DEĞİL" Mutlu, hafızlığının ardından bu yıl şubat ayında ailesi ile umre ibadetini yapmak üzere Mekke ve Medine'ye gittiğini buraya giderken özellikle kalabalık ile ilgili çok korku yaşadığını fakat herhangi bir problemle karşılaşmadan çok güzel bir deneyim yaşadığını söyledi. Özellikle orada bulunduğu süreç içerisinde görmemenin kendisine herhangi bir sorun oluşturmadığını, aksine, ibadeti ve manayı anlayabilmek için de bir göze ihtiyaç duyulmadığını fark ettiğini belirten Mutlu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Gitmeden önce orayı merak ediyordum. Oranın atmosferini, heyecanını hissedeceğim duyguları merak ediyordum. 'Allah'ım hani nasıl olacak, nasıl yapacağım, görme engelliyim, beni herhangi bir zorluk bekliyor mu' diye çok düşündüm. Ama Kabe'yi ilk gördüğüm an, daha doğrusu hissettiğim an aslında meselenin Kabe'yi görmek ya da görmemek olmadığını rahat bir şekilde ifade edebilirim. Meselenin görmek olduğunu düşünmüyorum. Çünkü biz Peygamber Efendimiz zamanına gittiğimizde baktığımızda Kabe'yi ve onu gören birçok insan vardı ama iman nasip olmadı. Rabbim bir ayet-i kerimede buyuruyor ki, 'gözler kör olmaz ama sadırlar içerisindeki kalpler kör olur.' Yani asıl mesele orayı dünyevi bir gözle görebilmek ya da müşahede edebilmek değil. Asıl mesele aslında orayı gerçekten kalbimizle, gönlümüzle hissedebilmek. "Hafızlık eğitimini 2024 yılında dönemi birincilikle bitirerek tamamladığını dile getiren ve "kutsal topraklara" gitme hayalini gerçekleştiren Mutlu, imkan verilmesi durumunda her engellinin istediği her şeyi başarabileceğini gösterdiği için mutluluk duyduğunu ifade etti. Kendisi gibi hafız olmak isteyen engellilere sosyal medya hesabı aracılığıyla çektiği videolar ile tavsiyeler verip deneyimlerini de aktardığını belirten Mutlu, engellilere asla istedikleri şeyden vazgeçmeme tavsiyesinde bulunurken, engelli bulunmayan kişilerin ise kendilerine karşı ön yargılı ve "engel olmaması" çağrısında bulundu. Mutlu, engelli ve engelsiz bireylere yönelik sözlerini şu şekilde tamamladı: "Engelli olan arkadaşlara şunu söylemek isterim: Asla pes etmeyin. Evet, bizim imtihanımız zor, ağır da bir imtihan. Ama zaten asıl mesele de bu. Bunu kabul ettikten sonra mücadele etmeye devam etmemiz gerekiyor. Çünkü ben şuna inanıyorum. Ben bu dünyaya bir görme engelli olarak olarak geldiysem demek ki bir görme engelli olarak yapabileceğim şeyler olmalı. Yani bir şeyler yapabilmeliyim. Bunu düşünüyorum. Engelli olmayan arkadaşlara şunu söylemek istiyorum. Lütfen bize engel olmayın. Ya biz zaten engelliyiz. Evet, bununla barışığız. Bir şekilde hayatımızı kendimiz kendi bulduğumuz yöntemlerle farklılıklarla idame ettirmeye çalışıyoruz." Kaynak: 'Yapamazsın' denilen görme engelli, azmiyle hafız olmayı başardı
- 3. üniversite diplomasını birincilikle alan kadın kızına örnek oldu
Rize'de 48 yaşındaki Fatma Meral, üçüncü üniversiteden birincilikle mezun olmayı başardı. Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Gürcü Dili ve Edebiyatı Bölümünü birincilikle tamamlayan iki çocuk annesi Meral, Yenişehir Kapalı Spor Salonunda düzenlenen törende diplomasını aldı. Fatma Meral, Atatürk Üniversitesi Oltu Meslek Yüksekokulu Gıda Laboratuvar Bölümünden mezun olduktan sonra sağlık sektöründe 20 yıl görev yaptığını söyledi. Çalışma hayatı sırasında Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümünü bitirerek ikinci üniversite diplomasını aldığını belirten Meral, daha sonra iş hayatını çeşitli nedenlerle bırakmak durumunda kaldığını anlattı. Meral, 4 yıl önce girdiği üniversite sınavında Gürcü alfabesine duyduğu ilgi nedeniyle Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Gürcü Dili ve Edebiyatı Bölümüne kaydolduğunu ifade etti. Gürcü alfabesinin ve dil yapısının her zaman ilgisini çektiğine işaret eden Meral, bölümün kendisine dilin yanı sıra Gürcistan tarihi ile Türk-Gürcü kültürel etkileşimlerini öğrenme fırsatı sunduğunu da kaydetti. Meral, üniversiteye yeni bilgiler öğrenmek ve araştırma yapmak amacıyla başladığını dile getirerek, "Hedeflediğim şey ilim meclislerinde bulunmak, yeni bilgiler öğrenmek, araştırmak ve keşif yapmaktı. Bölüm birinciliği ve fakülte ikinciliği emeklerimin karşılığı olarak gelen güzel hediyeler oldu" dedi. Kızının da aynı bölümde öğrenci olduğunu, anne kız öğrencilik hayatını birlikte deneyimlediklerini ifade eden Meral, "Birbirimizi desteklediğimiz çok zaman oldu. Birbirimizin emeğine şahit olduk. Birlikte bir şeyler üretmekten mutluluk duyuyorum" diye konuştu. Eğitim hayatı boyunca ailesinin ve yakın çevresinin desteğini gördüğünü belirten Meral, bundan sonra yüksek lisans yapmayı planladığını sözlerine ekledi. "ONUNLA GURUR DUYDUĞUMU BİLMESİNİ İSTİYORUM" Fatma Meralin Gürcü Dili ve Edebiyatı Bölümü üçüncü sınıfa geçen 19 yaşındaki kızı Duha Bükre Meral de bölümü tercih etmesinde annesinin etkisi olduğunu söyledi. Annesinin üst dönem olduğunu aktaran Meral, "Dolayısıyla hocaları önceden tanıyordum. Bu ortam, hocaların samimiyeti ve farklı bir dil olması beni cezbetti" ifadelerini kullandı. Annesiyle aynı okulda okumanın çok da alışıldık bir durum olmadığını anlatan Meral, "Üst dönemim olduğu için sınavlarda ve anlamadığım konularda yardımcı oldu" dedi. Bölüm birincisi annesiyle gurur duyduğunun altını çizen Meral, şunları kaydetti: "Arkadaşlarım annemi benden daha çok seviyorlar. Ortamlarda, O Fatma abla mı geliyor? diye soruyorlar. Annemin böyle bir ağırlığı oluyor arkadaş gruplarımın içerisinde. Hem okulda iyi bir öğrenci hem de evde çok iyi annelik yapıyor bize. Çok teşekkür ediyorum ve onunla gurur duyduğumu bilmesini istiyorum."











