top of page

Bu sitede ara

Boş arama ile 1150 sonuç bulundu

  • 18 yaşında evlendi, anne oldu... Hayallerinden vazgeçmedi! Bugün binlerce öğrenciye ilham oluyor

    Hayatta bazı başarı hikâyeleri, kazanılan unvanlardan çok verilen mücadeleyle anlam kazanır. Ankara'da görev yapan Teknoloji ve Tasarım Öğretmeni Rahime Aktaşlıoğlu'nun yaşamı da bunun en güzel örneklerinden biri. Henüz 18 yaşında evlenen ve kısa süre sonra anne olan Aktaşlıoğlu, birçok kişinin hayallerinden vazgeçmesini beklediği bir dönemde farklı bir karar verdi. Kızını büyütürken üniversite eğitimini tamamladı, gündüz çalışıp geceleri derslerine devam etti. Tüm zorluklara rağmen öğretmen olma hayalinden hiçbir zaman vazgeçmedi. Yaklaşık beş yıl özel eğitim kurumlarında görev yapan Rahime Aktaşlıoğlu, yıllar süren emeğin ardından 2016 yılının Şubat ayında Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde öğretmen olarak atandı. İlk görev yeri Adıyaman olan başarılı öğretmen, daha sonra Ankara'da mesleğini büyük bir tutkuyla sürdürmeye devam etti. Öğretmenliği yalnızca ders anlatmaktan ibaret görmeyen Aktaşlıoğlu, eğitimin hayat değiştiren gücüne inanarak çok sayıda sosyal sorumluluk projesi geliştirdi. Depremden etkilenen çocuklar için hayata geçirilen "Minik Hayaller Kocaman Mutluluklar", öğrencilerle yaşlıları buluşturan "Öğretmen Eli, Vefa Dili", çevre bilincini geliştirmeyi amaçlayan "Temiz Sınıflar, Mutlu Çocuklar", binlerce kişiyi aynı saatte kitap okumaya davet eden "21.21'de Aynı Anda Aynı Sayfada", özel gereksinimli çocukların annelerine destek olmayı hedefleyen "Kitap ve Kahve Bizden" ve dezavantajlı çocuklara umut olmayı amaçlayan "Beni de Gör Öğretmenim" projeleri bunlardan sadece birkaçı oldu. Bunun yanında Harezmi Eğitim Modeli kapsamında yürüttüğü çalışmalarla öğrencilerinin araştıran, sorgulayan, üreten ve çözüm geliştiren bireyler olarak yetişmesi için çalışmalarını sürdürüyor. Eğitim projelerinin yanı sıra yazarlık çalışmalarına da devam eden Rahime Aktaşlıoğlu, geçmişin değerlerini gelecek nesillere aktarmayı amaçlayan "İnce İzler" adlı dijital içerik serisi üzerinde çalışıyor. Köy yaşamını, mahalle kültürünü ve eski bayramların unutulmaya yüz tutmuş sıcaklığını konu alan bu çalışma, yeni dönemde sosyal sorumluluk kapsamında daha geniş kitlelerle buluşturulması planlanan özel bir proje olarak dikkat çekiyor. Çalışmaları ulusal televizyon kanalları, gazeteler ve dijital platformlarda geniş kitlelere ulaşan Aktaşlıoğlu ise başarısını hiçbir zaman tek başına kazanılmış bir zafer olarak görmüyor. Annesinin duasını, babasının emeğini, kardeşlerinin desteğini, eşinin yanında oluşunu ve kızından aldığı gücü başarı yolculuğunun en önemli parçaları olarak görüyor. Bugün Rahime Aktaşlıoğlu'nun hikâyesi, şartlar ne kadar zor olursa olsun hayallerinden vazgeçmeyen bir kadının, öğrencilerinin hayatına dokunan bir öğretmenin ve topluma umut olmaya devam eden bir eğitimcinin ilham veren başarı yolculuğu olarak anlatılıyor.

  • Yaşıtları Oyun Oynarken, O Şehit Mezarlıkları ve Çeşmeleri Temizliyor: Osmaniye'nin 'Umut Veren Çocuk'u Abdullah Eman!

    10 Yaşındaki Abdullah'tan Büyük Örnek: Oyuncaklarını Satıp Şehit Mezarlıklarını Temizliyor Osmaniye'de yaşayan 10 yaşındaki Abdullah Eman, küçük yaşına rağmen sergilediği örnek davranışlarla gönülleri fethediyor. Telefon ve oyun bağımlısı olmaktan çekindiği için hayatında farklı bir yol seçen Abdullah, zamanını çevreye ve topluma faydalı işler yaparak değerlendirmeye başladı. Annesiyle birlikte uzun süredir yardım faaliyetlerine katılan Abdullah, gönüllülük çalışmalarını cami çeşmeleri, hayrat çeşmeleri ve şehit mezarlıklarına taşıdı. Kirlenen alanları kendi imkânlarıyla temizleyen minik gönüllü, temizlik malzemelerini almak için annesinin yaptığı kurabiyeleri ve kendi oyuncaklarını satarak bütçe oluşturdu. Yaptığı çalışmalarla çevresindekilerin takdirini kazanan Abdullah, özellikle 15 Temmuz Şehitler Günü öncesinde şehit mezarlıklarını temizleyerek ailelerin kabir ziyaretlerinde temiz bir ortamla karşılaşmasını hedefledi. Videolarında sürekli beyaz kıyafet giydiğini belirten Abdullah, bunun nedenini "Beyaz; umut, aydınlık ve iyiliği temsil ediyor." sözleriyle açıklıyor. En büyük hayalinin ise Osmaniye'de "umut veren çocuk" olarak tanınmak olduğunu ifade ediyor. Küçük yaşına rağmen gösterdiği duyarlılık, çevre bilinci ve gönüllülük anlayışıyla Abdullah Eman, iyiliğin yaşının olmadığını bir kez daha kanıtlıyor. Oyuncaklarını satarak başlattığı bu anlamlı yolculuk, toplumun her kesimine örnek olacak güçlü bir mesaj veriyor.

  • Türk girişimci dünyanın süper yat devlerini Monaco'da buluşturuyor

    Miami'de büyük başarı kazanan Global Superyacht Forum (GSYF), dünya denizcilik ve yat sektörünü Monaco’da bir araya getirmeye hazırlanıyor. Sektör liderlerini ilk olarak Miami’de bir araya getiren GSYF’nin kurucusu ise bir Türk girişimci Şekip Hardal. Eylül 2027 tarihinde dünya denizcilerini Bodrum’da bir araya getirmeye hazırlanan Hardal’ın sıradaki durağı ise Monaco. Dünya süper yat ve denizcilik sektörünün en üst düzey yöneticilerini bir araya getiren küresel platform Global Superyacht Forum (GSYF), 2027 yılının Eylül ayında Bodrum'da düzenlenecek büyük bir Maritime & Süper Yat Zirvesi ile Türkiye'de buluşmaya hazırlanıyor. Platformun kurucusu Türk girişimci olan Şekip Hardal, global yolculuğunun en anlamlı duraklarından birini kendi ülkesinde gerçekleştireceğini belirtti. Geçtiğimiz nisan ayında Miami Beach'teki W South Beach otelinde başarıyla gerçekleşen etkinliğin ikinci duraği ise Monaco’da yapılacak. Tayland, São Paulo, Cartagena, Meksika (Los Cabos), Panama, Dominik Cumhuriyeti ve El Salvador'da Global Superyacht Forum’u düzenleyecek olan Şekip Hardal, “Dünyanın dört bir yanından süperyat sahiplerini, dünyaca ünlü süperyat firmalarının temsilcilerini sektörün önde gelen fikir liderlerini bir araya getirdiğimiz etkinliğimizin sıradaki durağı Monaco. Kendi ülkemin eşsiz coğrafyasını, imkanlarını, gelişmişlik düzeyini tüm dünyaya tanıtmaya hazırlanırken dünya çapında gerçekleştirmeye devam ettiğimiz GSYF etkinliğimiz ile sektöre yön vermeyi hedefliyoruz” dedi. Amaç: Türkiye'yi küresel denizcilik ekosisteminin merkezine taşımak Geleneksel bir tekne fuarından farklı olarak; yatırım, hukuki çerçeve ve sermaye hareketliliği konularının ele alındığı, kapalı-kapı formatında üst düzey bir platform olarak kurgulandığını belirten Hardal: “Zirvenin, hem ülkemize hem de yatırımcı markalarımıza doğrudan yabancı yatırım çekilmesi, yüksek gelirli turizmin geliştirilmesi ve yat mühendisliği ile marina hizmetleri alanlarında nitelikli istihdam yaratılması açısından önemli katkılar sağlamasını bekliyoruz. Monaco, dünyanın en büyük süper yat sahiplerini, yatırımcılarını, brokerlarını, yönetim şirketlerini ve tasarımcılarını aynı yerde buluşturan en önemli merkezlerden biri. Elde ettiğimiz deneyimi 2027’nin Eylül ayında ülkemizde yaşatmayı hedefliyoruz” diye konuştu.

  • Kadın girişimci Brezilya'dan getirdiği 35 gebe angusla üretimi artırdı

    Aydın'da iki yıldır büyükbaş hayvancılık yapan Esra Kale (40), yeni kurduğu işletmesine Brezilya'dan ithal edilen 35 gebe angus düve getirerek üretim kapasitesini artırdı. Yaklaşık 12 yıl önce kurduğu hayalini gerçeğe dönüştüren Kale, kadınların da büyükbaş hayvancılıkta başarılı olabileceğini belirtip, "Göründüğü kadar kolay değil ama korktuğunuz kadar da zor değil. Kadın demek zaten bereket demek, üretim demek" dedi. Koçarlı ilçesinde yaşayan Esra Kale, yıllar önce büyükbaş hayvancılık yapan üreticilerin videolarını izledikten sonra bu sektöre ilgi duydu. Hayalinin peşinden giden Kale, iki yıl önce Söke ilçesinde kiraladığı bir besihanede büyükbaş hayvancılığa başladı. Geçen yıl Koçarlı'da kendi işletmesini satın alarak yatırımlarını büyüten Kale, bu yıl Brezilya'dan ithal edilen 35 gebe angus düveyi işletmesine kazandırdı. Yaklaşık 30 günlük yolculuğun ardından Aydın'a ulaşan hayvanlarını büyük bir heyecanla karşılayan Kale, bu yatırımla kendi besilik materyalini üretmeyi hedeflediklerini söyledi. Kale, "12 yıl önce bir hayal kurduk. İki yıl önce de hayalimizi gerçekleştirmeye karar verdik. Bir işletme kiraladık. Evimizi, arabamızı sattık, hayvanlarımızı aldık. Bir yıl boyunca kiralık yerde hayvanlarımıza bakmaya devam ettik. Sonra bu işi çok sevdiğimizi, üretimin bizim için çok önemli olduğunu anladık. Geçen sene yerimizi aldık. İşletmemizi kurduk. Brezilya'dan 35 tane gebe angus düvemizi üretim için getirdik. Kendi besilik materyalimizi kendimiz üretmek için getirdik. Heyecanlıyız, mutluyuz, gururluyuz. Aslında hobi olarak başladık. Küçük bir bahçeli evimiz, birkaç tane hayvanımız olsun diye başlamıştık ama yıllar geçtikçe hayallerimiz büyüdü. O küçük evimizden işte küçük bir işletmemizden büyük bir işletmeye sahip olduk" ifadelerini kullandı. 'TEK FARKIM HAYALLERİMDEN VAZGEÇMEMİŞ OLMAM' Kale, "Göründüğü kadar kolay değil ama korktuğunuz kadar da zor değil. Kadın demek zaten bereket demek, üretim demek. Sabahları erkenden kalkıyorum hayvanlarımı yemliyorum, hayvanlara bakıyorum. Doğumu yaklaşan hayvanları kontrol ediyorum. Doğumlarımız oluyor, buzağılarımızı kontrol ediyoruz. Yeri geliyor, buzağıların başında sabaha kadar ahırda yatıyoruz. Benim diğer kadınlardan ne eksiğim ne de fazlam var. Benim tek farkım hayallerimden vazgeçmemiş olmam. Bütün arkadaşlarıma, bütün kadın üreticilere, bu işi yapmak isteyen insanlara öneriyorum, tavsiye ediyorum. Korkmasınlar, hayallerinin peşinden gitsinler."(DHA)

  • İki kolunu kaybetti; yılmadı KAAN’ın modelleyecisi oldu, Atmaca ve Cirit projelerinde yer aldı

    Iğdır'da ilkokul 1’inci sınıfa giderken tırmandığı yüksek gerilim hattında elektrik akımına kapılıp 2 kolunu kaybeden Yusuf Akgün, zorluklara rağmen hayata küsmedi. Yıllar süren tedavi ve rehabilitasyon sürecinin ardından ağzıyla kalem tutarak başladığı resim sanatını mühendislik eğitimine taşıyan Akgün, milli muharip uçak KAAN’in görsel modelleyicisi oldu, ROKETSAN tarafından geliştirilen iki farklı yüksek hassasiyetli füze olan Atmaca ve Cirit projelerinde yer aldı. Iğdır’a bağlı Karakuyu köyünde 1987 yılında dünyaya gelen Yusuf Akgün, 1992 yılında terör örgütü PKK'nın köy okulunu yakmasının ardından eğitimine ara vererek çobanlık yapmaya başladı. Koyun otlattığı sırada Iğdır-Ağrı kara yolu üzerindeki yüksek gerilim hattı direğine çıkan Yusuf Akgün, kablolara temas etmesi sonucu akıma kapılıp ağır yaralandı. Düşerken ayağının direğe takılması sonucu Akgün, hayatta kaldı. Akgün, 2 kolunu kaybetti. Iğdır, Kars ve Erzurum’da tedavi gören Yusuf Akgün’ün sol bacağının da kesilmesi gerektiği söylendi ancak babası Yahya Akgün, kabul etmedi. Dönemin milletvekili Adil Aşırım'ın girişimleriyle Yusuf Akgün, tedavisi için Ankara’ya götürüldü. Yusuf Akgün, maddi imkansızlıklar nedeniyle burada Çocuk Esirgeme Kurumu’na verildi. Devlet korumasına alınan Yusuf Akgün, günlük yaşamını kimseye bağımlı olmadan sürdürebilmek için kendi yöntemlerini geliştirdi. Önce tek başına yemek yemeyi, ardından giyinmeyi ve dişlerini fırçalamayı öğrenen Akgün, eğitim hayatına Ankara'nın Pursaklar ilçesinde yeniden başladı. Okul yıllarında ağzıyla kalem tutarak yazı yazmayı ve resim yapmayı öğrenen Akgün’ün çizimleriyle yarışmalarda dereceler aldı. 1998 yıllarında Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nın düzenlediği bir resim yarışmasında birincilik elde eden Akgün, daha sonra sporla da ilgilenerek yüzme ve atletizm branşlarında bölge ve Türkiye dereceleri kazandı. 2005 yılında dünya beşinciliği elde eden Akgün, lisans eğitimini de Ankara'da bir vakıf üniversitesinin mühendislik ve tasarım fakültesinde moda, tekstil ve tasarım alanında tamamladı. TASARIM ÇALIŞMALARINDA BULUNDU Arkadaşlarıyla birlikte engelliliğe yönelik toplumsal farkındalık çalışmaları yürütmeye başlayan Akgün, bu süreçte konferans ve söyleşilerle yaşadığı deneyimleri paylaştı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 2018 yılında kabul edilen Akgün, daha sonra yüksek lisans eğitimine başladı. Kamu görevlisi olarak çalışan Yusuf Akgün, aynı zamanda yerli ve milli savunma sanayi projelerinde tasarım çalışmaları yürütüyor. Akgün, yerli ve milli muharip uçak KAAN’nın görsel modelleyicisi oldu, ROKETSAN tarafından geliştirilen iki farklı yüksek hassasiyetli füze olan Atmaca ve Cirit projelerinde yer aldı. BABA OCAĞINDA Zorlu bir yaşamda pes etmeyerek büyük başarılar elde eden Yusuf Akgün, baba ocağı Iğdır’a tatile geldi. Babası Yahya Akgün’e yardımcı olan Akgün, yaşadıklarını DHA muhabirine anlattı. Çobanlık yaparken tırmandığı yüksek gerilim direğinde akıma kapılınca iki kolunu kaybettiğini anlatan Akgün, “Tedavim aylarca sürdü. Doktorlar bacağımın da kesilmesi gerektiğini söyleyince babam beni hastaneden çıkardı. Daha sonra Ankara'da tedavim devam etti ve bacağım kurtarıldı. Çocuk yuvasında hiçbir işimi tek başıma yapamıyordum. Bu durum beni rahatsız ediyordu. Önce yemek yemeyi, sonra giyinmeyi, diş fırçalamayı öğrendim. Ağzımla kalem tutarak yazı yazmaya ve resim çizmeye başladım. O süreç benim hayatımı değiştirdi. Mücadele etmezsem sonumun iyi olmayacağını biliyordum. Spor yaptım, sanatla ilgilendim, eğitimimi tamamladım. Bugün kamu görevlisi olarak ülkeme hizmet ediyor, aynı zamanda yerli ve milli savunma sanayi projelerinde tasarım çalışmaları yürütüyorum" diye konuştu. Oğlunun yaşadığı kazanın ardından zor günler geçirdiklerini söyleyen Yahya Akgün, "Doktorlar bacağının da kesilmesi gerektiğini söyledi. 'Zaten iki kolunu kaybetti, bari bacağı kalsın' diyerek oğlumu hastaneden çıkardım. İmkanlarımız ölçüsünde tedavi etmeye çalıştık. Daha sonra Ankara'da tedavisi sürdü ve bacağı kurtuldu. Bugün geldiği noktayı görmek bize büyük gurur veriyor" dedi.

  • Yaşayan Putlar; Lat, Uzza, Menat

    Kur’an’da Araplara ait üç putun “ismi” özellikle veriliyor. Acaba neden? Nüzul sırasına göre putların ismi ilk olarak Necm suresinde geçiyor. Yani 6 yıl boyunca putların ismi hiç geçmiyor. İlk olarak Necm suresinde üç putun ismi verilerek şöyle deniliyor: “Lât ve Uzza’yı ve diğer üçüncüsü Menat’ı gördünüz mü?” (Necm; 53/19-20) Sonra bunların aslında ne olduğuna geçiliyor. “Onlar” deniyor , gerçekte “Sizin ve atalarınız taktığı bir takım isimlerden başka bir şey değildir.” (Necm; 53/23) Yine “Onlar” deniyor “Zanna ve nefeslerinin arzularına tabi oluyorlar” (Necm; 53/23). Kendi taktıkları bir takım isimler (esmâen semmeytumûhâ)… Zan ve nefislerinin arzuları (tehve’l-enfüs) … Demek ki “put” denilen şeyin insanın iç dünyasındaki kökü heva ve heves ve bunlar bir takım“isimler”den başka bir şey değil. İnsanlar o “isimlere” anlam yüklüyor ve perestij ederek yüceltiyorlar. O “isimlere” dokundurtmuyorlar ve etraflarında atomu parçalamaktan da zor önyargılar oluşturuyorlar. Putları kırmak aslında bu “isimleri” alaşağı etmek ve etraflarında oluşturulan önyargıları kırmak demek oluyor. Peki, madem putlar bir takım isimlerdir, taştan tahtadan yapılmış tasvirleri de nefislerin hevasının dışa vurmuş sembolleridir, dahası Lât , Uzza ve Menat’ın tahtadan taştan yapılmış tasvir ve heykellerinin şu an yerinde yeller esmektedir, o halde bu “isimlerin” hala Kur’an’da yer alıyor olmasının ve bizzat “isimlerin” anılmasının sebebi ne olabilir? Bu putlar öyle bir şey olmalı ki hala yaşıyor, nefislerin hevasından kaynaklanıyor ve “isimlerinin”hala bir anlam ifade ediyor alması ve tapınç nesnesi haline getirilmiş olması lazım. Hem de ne anlam ifade ediyor! Hem de ne tapınç! Bakın nasıl… “Lât” kelimesi etimolojik olarak “ilah” kelimesinin bozulmuş hali ve mutlak otoriteyi ifade ediyor; El/Elot/Elat/Lat/Elohim/Allot//İlah… Eski çağlarda Aramice/İbranice’ye kadar uzanan Arapça’nın kök dillerinde kişiyi “içeriden yöneten şey”, “mutlak itaat /otorite” kaynağı anlamında yukarıdaki kelimeler kullanılmaktaydı. Demek ki Lât “isminin” bugünkü karşılığı “otorite” dediğimiz şeydir. “Uzza” kelimesi bunu tamamlıyor. Kur’an’da kullanılan “Aziz” isminin daha değişik söylenişi. “Güç” “kuvvet” anlamına geliyor: Aziz/Mu’ız/Muaz/Izzet/Muazzez… Demek ki Uzza isminin bugünkü karşılığı da “güç, kuvvet” dediğimiz şeydir. Üçüncüleri olan diğer “Menat” ise yine çok tanıdık: Menna/Mamon/Money/Many/Menat/Manat… O bildiğiniz “para” demek yani. Çarlık Rusyası’nın para birimi: “Manat” Bugünkü Azarbaycan’ın, Türkmenistan’ın hala para birimi; “Manat” Lât: Otorite… Uzza: Güç… Menat: Para… Şimdi ayeti yaşayan yorumu ile yeniden okuyalım: “Otorite, güç ve üçüncüleri diğer para… Bunlar sizin ve atalarınızın takdığı bir takım isimlerden başka bir şey değildir… Onlar gerçekte zanna ve nefislerinin isteklerine/arzularına tabi oluyorlar…” Nefislerinin istek ve arzuları otorite, güç ve para arzuluyor. Bunlara ulaşmak için, üçüne de perestij ediyorlar ve gözleri başka bir şey görmüyor, put gibi tapınç nesnesi haline getiriyorlar… Otoriteyi, gücü ve parayı kendilerinde toplamak/biriktirmek istiyorlar. Bunları elde etmek için girmedikleri kılık, atmadıkları takla kalmıyor. Bunlar için savaşıyor, vuruşuyor, kan döküp fesat çıkarıyorlar… Otorite: Devlet, saltanat, taht, lider, ecdad, egemenlik, sınır, ulus… Güç: Silah, petrol, toprak, nüfus, nüfuz… Para: Sermaye, banka, altın, gümüş, dolar, euro… Yeryüzünde kan döküp fesat çıkarmak bunlar için olmuyor mu? Yaşadığımız çağa dikkat ediniz… Otorite sevdasından emperyalizm doğmuş. Güç tapıncından faşizm doğmuş. Para hırsından kapitalizm doğmuş. İnsanlığın ezelî ve ebedî sorunu bu üçü; Lât (otorite), Uzza (güç/kuvvet) ve Menat (para) başka bir şey değil. Ne diyor Kur’an bu üçüne karşı?: Allah’tan başka otorite yoktur (La ilahe illallah) Güç ve kuvvet yalnızca Allah’a aittir (La havle ve la guvvete illa billah) Ve üçüncüsü: Mülk Allah’ındır (Lehu’l-Mülk). Şimdi anlaşıldı mı bunların “ismi” neden veriliyor Kur’an’da.Çünkü bunlar insanlıkta ölmeyen isim”ler. Yok olup gitmiş taşlar, tahtalar değil. Bunlar yaşayan putlar: Lât, Uzza, Menat… Via: ihsaneliacik.com/yasayan-putlar-lat-uzza-menat/

  • 40 koyun hibe desteği aldı 10 yılda 400'e çıkardı!

    Van'ın Tuşba ilçesinde Genç Çiftçi Projesi'nden yararlanarak 40 koyun hibe desteği alan 5 çocuk annesi Gülçin Şahar, sürüsündeki hayvan sayısını 10 yılda 400'e çıkardı. Atmaca Mahallesi'nde yaşayan Şahar, 2016'da Tarım ve Orman Bakanlığınca yürütülen Genç Çiftçi Projesi'ne başvurdu. Başvurusunun kabul edilmesiyle hibe olarak verilen 40 koyunla hayvancılığa başlayan Şahar'a eşi Çağlar Şahar da destek verdi. Bakımlarıyla yakından ilgilendiği hayvanların sayısını 10 yılda 10 kat artırarak 400'e ulaştıran Şahar, koyunlardan elde ettiği sütten yaptığı otlu peynir, tereyağı gibi ürünleri satarak ailesine destek oldu. Şahar, AA muhabirine, Tarım ve Orman Bakanlığınca yürütülen Genç Çiftçi Projesi sayesinde hayvancılık yapmaya başladığını söyledi. Devlet desteğiyle kadınların ve çiftçilerin desteklenmesinin çok anlamlı olduğunu belirten Şahar, "2016'da 40 koyunla hayvancılığa başladık. O günden bu yana eşimle hayvanlarımızın bakımını yapıyoruz. Kuzulara bakıyoruz, büyütüp satıyoruz. Sütünü sağıp değerlendiriyoruz. Elde ettiğimiz gelirle geçimimizi sağlıyoruz. Çocuklarımın okul ihtiyaçlarını da bu gelirle karşılıyoruz. Allah razı olsun, bize bu desteği verdiler." diye konuştu. "KOYUNCULUK GÜZEL BİR MESLEK" Eşi Çağlar Şahar ise aldıkları destek sayesinde burada çalışma imkanı bulduğunu ve batı illerine gitmek zorunda kalmadığını dile getirdi.Tarım ve Orman İl Müdürlüğü ekiplerinin hayvanların sağlığı için kendilerini düzenli olarak ziyaret ettiğini, ilaç ve veteriner desteği verdiğini belirten Şahar, şöyle konuştu: "Devletimizin sunduğu farklı projelerden de faydalanıyoruz. Allah devletimize zeval vermesin. Her zaman yanımızda. Çok güzel projeler sunuyor. Devletimiz çiftçisinin yanında ve onu destekliyor. Van, koyun yetiştiriciliğiyle anılan bir il. Koyunculuk güzel bir meslek. Bu tür projelerden herkesin yararlanmasını tavsiye ediyorum." "BU BAŞARININ ARKASINDA MUTLU BİR AİLE TABLOSU VAR" Şahar çiftini ziyaret eden AK Parti Van Milletvekili Kayhan Türkmenoğlu da Gülçin Şahar'ın başarı hikayesiyle gurur duyduklarını ifade etti. Gençlerin, çiftçilerin ve girişimcilerin her zaman yanında olduklarını dile getiren Türkmenoğlu, şunları kaydetti: "Tarım ve Orman Bakanlığımızın koyun yetiştiriciliği projesi kapsamında 2016'da 40 koyunla başlayıp bugün 400 koyuna ulaşan bir hanımefendinin başarı hikayesine tanıklık ediyoruz. Bu başarının arkasında mutlu bir aile tablosu var. Bizim görevimiz de başarılı insanlarımızı topluma tanıtmak, onları rol model haline getirmek ve bu tür örneklerin sayısını artırmaktır. İlimizde son dönemde yaklaşık 2 bin 700 çiftçimize 278 bin koyun desteği verdik. Kadın girişimcilerimiz bizim için çok önemli. Emek veren, gayret gösteren tüm girişimcilerimize ve çiftçilerimize başarılar diliyorum."

  • Yol Kenarından Dünya Pazarına: Bir İnat ve İnovasyon Hikayesi

    Herkesin yanından öylece geçip gittiği, "Bundan tarım mı olur?" denilen yabani bir bitkiye 10 yılını adayan Ziraat Mühendisi Esra Hürmeydan'ın sıfırdan zirveye uzanan yolculuğu... İklim krizine meydan okuyan, ön yargıları yıkan ve toprağın dilinden anlayan bir kadının tamamen gerçek ve ilham veren mücadelesine yakından tanık oluyoruz. Bazen en büyük fırsatlar, en gösterişli plazalarda değil; yaz aylarında Akdeniz'in kavurucu sıcağında, bir yol kenarında sessizce bekleyen dikenli bir bitkinin ardında gizlidir. Çoğumuz için sadece yanından geçip gittiğimiz, dikeninden çekindiğimiz sıradan bir yabani meyve olan dikenli incir, Ziraat Mühendisi Esra Hürmeydan için geleceğin tarımını şekillendirecek stratejik bir kurtarıcıydı. Bundan tam 10 yıl önce, artan su kıtlığı ve iklim krizini dert edinerek "Gelecekte tarımı nasıl yapacağız?" sorusunun peşine düştü. Klasik tarımın toprağı yoran yapısına karşılık, susuzluğa direnen bu yerel bitkiye inandı. Çevresindeki birçok kişi, “Bu düz araziye dikenli incir dikilir mi? Bundan para mı kazanılır?” diyerek bu çabayı küçümsedi. Türkiye'de örnek alınabilecek düzenli bir bahçe, yol gösterecek hazır bir model yoktu. Fakat o, eleştirilere kulak asmak yerine bilime ve toprağa sarıldı. Bugün, o çorak arazilerde filizlenen umut, Türkiye'nin ilk tescilli dikenli inciri olan 'ALFA'ya dönüştü. Dün yüz çevirenler, bugün o bahçenin üretim modelini öğrenmek için kapıyı çalıyor. İşte karşınızda, yaprağından kozmetiğine kadar doğada hiçbir şeyi israf etmeyen "sıfır atık" felsefesiyle, yapaylıktan uzak, topraktan gelen gerçek bir başarı hikayesi...

  • 3200 yıllık ağaçtan marka yarattı! 'Dünyada ilk defa zeytinyağını jel formuna getirdik'

    Hep doğada zeytinliklerin içindeydi ama bu onun için huzurlu bir köy hayatı değil, daha çok çalışarak ve yorularak geçen bir çocukluk anlamına geliyordu. “Uzaklaşmak istedim ve yıllarca da uzak kaldım” diyen Hatice Aktürk, hamile kaldıktan sonra kurumsal hayatı bırakıp Muğla’ya yerleşti. 3200 yıllık bir zeytin ağacından ilham alarak doğayla uyumlu bir marka yaratan girişimci kadın, köklere dönüşle gelen başarı hikayesini anlattı. Hatice Aktürk, 1982 yılında Aydın Balat’ta nesillerdir zeytincilikle uğraşan bir ailede doğdu, büyük bölümü Milet Harabeleri çevresinde olan yaklaşık 100 dönümlük zeytinliklerin içinde büyüdü. “Çocuk aklıyla zeytincilik bana zor gelirdi” diyen Hatice, “Sabah erken kalk, tarlaya git ve zeytin topla… Bitmeyen bir döngü gibi geliyordu. Ama şimdi dönüp bakınca o yılların bana farkında olmadan toprağı, emeği ve sabrı öğrettiğini görüyorum. Ve en önemlisi zeytin ağacını. O zaman kıymetini bilmiyordum. Öyle ki uzaklaşmak istedim ve uzun yıllar da uzak kaldım. Ama hayat bir şekilde seni başladığın yere geri getiriyor. Benim için de öyle oldu” dedi. ‘BENİM HAYATIM BU OLMAMALI’ DİYEREK MUĞLA’YA DÖNDÜ Kocaeli Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünü bitiren Hatice, İngiltere’de dil eğitimini tamamladı. Ardından Marmara Üniversitesi Avrupa Topluluklar Enstitüsü’nde yüksek lisans yaparken Avrupa Birliği projelerinde görev aldı. Ardından uzun yıllar tekstil sektöründe çalıştı. İngiltere pazarıyla ilgilendi, birçok ülkeye seyahat etti. Sonra yaşadığı bir farkındalıkla, “Benim hayatım bu olmamalı” diyerek 2016 yılından sonra her şeyi bırakıp eşiyle birlikte Muğla’ya döndü. Milet ve Lasos arasında keşif yaptığı sırada ise içinde 100 ila 3 bin yaş üstü arasında ağaçlar olan zeytinlikleri gördü ve orada yaklaşık 3200 yaşındaki 'Ata Ağaç' ile karşılaştı. Hatice için o çok yaşlı zeytin ağacıyla karşılaşmak bir fikir değil, kırılma anıydı. Yaklaşık 3200 yıllık olması, onun sadece bir ağaç değil, tarihin, sabrın ve sürekliliğin simgesi olduğunu gösteriyordu. Hatice için marka kurma fikri o anda orada doğdu. “Biz klasik bir zeytinyağı markası değiliz. Zeytin ağacına meyvesi, yaprağı ve özü bütün olarak bakıyoruz. Hepsini bilimle birleştirip ürüne dönüştürüyoruz. Dünyada ilk defa zeytinyağını jel formuna getirdik. Bu sayede zeytinyağı sadece mutfakta değil, ciltte aktif çalışan, kolay kullanılan bir forma dönüştü. Zeytin yaprağı tarafı da aynı şekilde. Çoğu yerde atık olarak görülen yaprakları biz yüksek antioksidan içeriğiyle güçlü bir aktif ham maddeye çeviriyoruz. Ama bizi asıl farklı yapan sadece bu değil. Muğla’nın dağlarından gelen kekik, adaçayı, biberiye gibi aromatik bitkileri de kullanıyoruz. Ve bunları bölgedeki kadınlarla birlikte topluyoruz. Yani bu sadece bir üretim modeli değil, aynı zamanda bir döngü… Topraktan çıkan, yerinde işlenen ve yine o coğrafyanın insanıyla değer kazanan bir sistem. Ürünlerimizde gereksiz hiçbir şey yok. Parfümle, renkle, dolgu içeriklerle işi süslemiyoruz. Zeytin yaprağı jelleri, zeytinyağı bazlı bakım ürünleri, hidrosoller, sabunlar ve fenolik değeri yüksek içimlik zeytinyağları… Hepsinin ortak noktası; gerçek, temiz ve yaşayan formüller. Biz ürün üretmiyoruz. Zeytin ağacının ve bu coğrafyanın bilgisini doğrudan insana ulaştırıyoruz.” 'BU MARKA 'TREND' ÜZERİNE KURULMADI' “Ben aslında bu işin içine sonradan ‘giren’ değil, zaten içinde doğan biriyim” diyen Hatice, “3200 yıllık bir ağaçtan ilham alırken zorlandığımız zamanlar oldu ve hâlâ oluyor. Çünkü biz kolay yolu seçmedik. Bu marka ‘trend’ üzerine kurulmadı. Gerçek bir hikâyeye dayanıyor. Çünkü 3200 yıllık bir ağacı anlatıyorsanız, altını doldurmak zorundasınız. Yoksa inandırıcı olmaz. Ama hiçbir zaman yılmadık. Çünkü bizim derdimiz sadece ürün satmak değil. Zeytin ağaçlarını, bu kadim kültürü gelecek nesillere aktarmak. Bu yüzden sadece üretim yapmadık, projeler geliştirdik. Zeytin ağaçlarını koruyan, anlatan ve görünür kılan işlerin içinde olduk. Avrupa Birliği Zeytin Rotası’na dahil olmamız da bunun bir parçası” diye konuştu. ‘ŞEHİR HAYATININ SÜRDÜRÜLEBİLİR OLMADIĞINI HAMİLE KALDIĞIMDA ANLADIM’ Şehir hayatı Hatice’ye çok şey öğretmişti ama sağlıklı yaşamın ne olduğunu bilmiyordu. Sürekli dışarıda yemek, hızlı tempolu iş, stres… Bunların hepsi pazarlamacı olmanın bedeliydi. “Oğluma hamile kaldığımda anladım, bu yaşam tarzı hem benim hem de bebeğim için sürdürülebilir değildi” diyen Hatice, “Muğla’ya döndüğümde ise başka bir gerçeklikle karşılaştım. Herkesin düşündüğü gibi köy hayatı tamamen doğal değildi. Toprakta ilaç ve pestisit kullanılıyordu ve bilinçsiz tarım hâlâ yaygındı. Organik ürün bulmak, doğru ve güvenilir gıda temin etmek şehirden çok daha zordu. İşte bu noktada vizyonumu netleştirdim. Sadece kendim için değil, başkaları için de doğru ve temiz ürünlere ulaşmalı, bilinç oluşturmalıydım. Marketlerde satılan katkılı ekmeği, bilinçsizce yapılan tarımı sabırla köylü amcaya, şehirdeki insana anlatmalıydım. Böylece ‘Ata Ağaç’ doğdu. Benim ticari deneyimimle, eşimin bilimsel bilgisini birleştirerek ürünlerimizi geliştirdik” dedi. “Şu anda Ata Ağaç’ı büyütüyor ve hikâyemizi daha fazla insana ulaştırıyoruz. Ama büyütmekten kastımız sadece satış değil. Zeytin ağacının bilgeliğini, doğal ve temiz ürünlerimizi yaymak, insanlara bilinçli tüketimi göstermek istiyoruz. Daha fazla projeye imza atmak için derneğimiz var. Bu sayede zeytin rotasını genişletmek, bölgedeki kadınları ve üreticileri desteklemek gibi işler yapıyoruz. Bunu gerçekleştirebilmek için hibe ve desteklere ihtiyaç duyuyoruz. Geçtiğimiz günlerde Muğla’da IPARD projesinden hibe almaya hak kazanan 3 markadan biri olduk. Kendi Ar-Ge merkezimizi kuruyoruz. Bu merkez; ürünlerimizi geliştirmek, yenilikçi formüller üretmek ve Ata Ağaç’ın mirasını gelecek nesillere taşımak için kritik olacak. Hedefimiz, Türkiye’den çıkan, köklü bir marka yaratmak ve bu mirası hem yurt içinde hem yurt dışında insanlara ulaştırmak.” ‘BİR FİKRİNİZ VARSA HEMEN BAŞLAYIN, ERTELEMEYİN’ Hatice, kendi işini kurmak isteyen kadın girişimcilere de şu tavsiyelerde bulundu: “Öncelikle vizyonunuzu genişletin. Sadece iş fikrini değil, işin etrafındaki fırsatları, eksikleri, insanları görün. Sektörde sizi ileri taşıyacak kişilerle bağlantı kurun, fikirlerinizi paylaşın, cesaret alın. Bir fikriniz varsa, hemen başlayın, ertelemeyin. Çünkü mükemmel zamanı beklemek sadece vakit kaybettirir. Ve en önemlisi, hikâyenize güvenin. Siz neyi, neden ve nasıl yapmak istediğinizi net bilirseniz, etrafınızdaki insanlar da buna inanır. İş kurmak cesaret işi ama doğru vizyon ve bağlantılarla, kadın girişimciler gerçekten fark yaratabilir.” Via: Betül Topaklı / Milliyet.com.tr

  • 280 bin kadın girişimciye 140 milyar lira

    Halkbank, kadın girişimcilerin finansa erişimini kolaylaştırmak için oluşturdukları Kadın Girişimci Destek Paketi ile bugüne kadar 280 bin kadına 140 milyar TL finansman sağladı. Genel Müdür Özdil, "Güçlü kadın, güçlü aile, güçlü toplum inancıyla yola çıktık" dedi. Halkbank Genel Müdürü Recep Süleyman Özdil, kadın girişimcilerin finansmana erişimini kolaylaştırmak amacıyla oluşturdukları Kadın Girişimci Destek Paketi ile bugüne kadar yaklaşık 280 bin kadın girişimciye 140 milyar lira finansman sağladıklarını söyledi. Kayseri'de düzenlenen "Halkbank Üreten Kadınlar Buluşması" programında konuşan Özdil, kadınların dokunduğu her üretim hikâyesinin ekonomik bir değer oluşturmakla kalmadığına, aileyi, çevreyi ve toplumu da dönüştürdüğüne dikkati çekerken, kadınların yüzyıllardır evde, tarlada hem ürettiğini hem de toplumun temel direği olan aileyi ayakta tuttuğunu vurguladı. DAHA KAPSAYICI EKONOMİ Özdil, kadının yer aldığı her alanın değer kazandığını, toplumun refah seviyesinin yükseldiğini dile getirerek, "Sayın Cumhurbaşkanımızın, 'Kadın elinin değdiği, kadın kalbinin adandığı, kadın kararlılığının yöneldiği hiçbir işin başarısız olma şansı yoktur' tespiti de bu hakikati teyit etmektedir. Kadınların üretimde, girişimcilikte ve iş dünyasında daha fazla yer aldığı ekonomiler, daha kapsayıcı, daha dirençli ve daha sürdürülebilir bir büyüme ortaya koyuyor. Dünyadaki gelişmelere baktığımızda bunu çok net görebiliyoruz. Üstelik ülkemizin kadınları, zorluklarla baş etmeyi, bir arada olmayı, çalışmayı ilke edinen bir gelenekten gelmektedir" diye konuştu. HER ÜÇ KREDİDEN BİRİ Halkbank olarak, "Güçlü kadın, güçlü aile, güçlü toplum" inancıyla bir yola çıktıklarını anlatan Özdil, "2021 yılından bu yana kadın girişimciliğini öncelikli çalışma alanlarımızdan biri olarak görüyoruz. Ülkemizde kadın girişimcilere kullandırılan her üç krediden birinde bankamızın imzası bulunuyor. Kadınlara sağladığımız desteği yalnızca finansmanla sınırlı görmüyoruz. Üreten Kadınlar Buluşmaları'nı ve Üreten Kadınlar Yarışması'nı da bu vizyonla hayata geçirdik. Türkiye'nin dört bir yanında gerçekleştirdiğimiz buluşmalarda, kadın girişimcilerin deneyimlerine ortak olup yeni fikirlerin filizlenmesine katkı sağlamaya çalışıyoruz. Halkbank olarak bu yolculukta yanınızda olmayı sürdüreceğiz" dedi. AK Parti Kayseri Milletvekili Ayşe Böhürler de Halkbank'ın kadınların ekonomik gücünü destekleyen çok büyük bir projeye imza attığını, böyle bir programın Kayseri'de de eğitim vermesinden memnuniyet duyduğunu dile getirdi. Kayseri'nin kadın girişimcileriyle de ön plana çıkan bir kent olduğunu vurgulayan Böhürler, "Kayseri'de pek çok kadın babalarından şirketleri devralıyor ve yeni yeni açılımlar yapıyor. Umut ediyorum ki Kayseri'den de pek çok kadın girişimci, bu desteklerden faydalanır" açıklamasını yaptı. KADINLARDAN TEŞEKKÜR Halkbank Üreten Kadınlar Yarışması'nda 2024'te "Sıfır Atık Kategorisi"nde ödül alan Şükriye Özbilen, yarışmayı kazandıktan sonra güçlü işbirlikleri sağladıklarını belirterek, "Finansal erişimimiz daha da kolaylaştı. Bilinirliğimiz arttı" şeklinde konuştu. Diyetisyen Büşra Durak da 4 yıl önce aldığı destekle Yozgat'ta kendi işini kurduğunu anlatarak, "Hiç birikimim yoktu, hepsini Halkbank ile karşıladım. O günden beri yanımdalar. Bu güveni hissetmek insanı rahatlatıyor" ifadelerini kullandı. Halkbank desteğiyle Kapadokya bölgesinde terapi merkezi açan Prof. Dr. Bilge Uzun ise "Krediyi kadınlar için merkezde kullandım" dedi.

  • Hepsiburada ve KAGİDER’in kadın girişimcilik projesine ABD’den uluslararası ödül

    Hepsiburada ve KAGİDER iş birliğiyle hayata geçirilen “Yol Arkadaşın Burada” programı, ABD merkezli Pazarlama ve İletişim Profesyonelleri Derneği (AMCP) tarafından düzenlenen Communitas Awards’ta Kurumsal Sosyal Sorumlulukta Mükemmellik – “Kadının Güçlenmesi” kategorisinde ödüle layık görüldü. Toplumsal fayda, sürdürülebilirlik, kapsayıcılık ve etik alanlarında yürütülen çalışmaları değerlendiren Communitas Awards, her yıl sosyal etki yaratan projeleri ödüllendiriyor. “Yol Arkadaşın Burada” programı da girişimci kadınların dijital dünyada büyümesini destekleyen yaklaşımıyla bu yıl ödül alan projeler arasında yer aldı. Hepsiburada’nın e-ticaret deneyimi ile KAGİDER’in girişimcilik alanındaki uzmanlığını bir araya getiren “Yol Arkadaşın Burada”, kadın girişimcilerin işlerini dijital ortamda büyütmelerini desteklemek amacıyla hayata geçirildi. Program kapsamında katılımcılara e-ticaretin temellerinden yapay zekâ uygulamalarına, ürün fotoğrafçılığından video içerik üretimine kadar uzanan 23 başlıkta toplam 52 saat eğitim verildi. Türkiye’nin 30 ilinden 1.000’i aşkın girişimci kadının katıldığı programa Hollanda, ABD, Kanada ve İspanya’dan da katılım oldu.

  • Kadın girişimci kurduğu sera ile örnek oldu

    Konya'nın Güneysınır İlçesi'nde kadın girişimci Fadime Uysal, kurduğu seradan ürün almaya başladı. Ürünlerini hasat etmeye başlayan Fadime Uysal, 60 ton ürün bekliyor. İlçede örnek gösterilen iş kadınları arasında yer alıyor. 60 TON ÜRÜN BEKLİYOR Konya'da kadın girişimciler her sektörde olduğu gibi seracılıkta da kendilerini göstermeye başladı. Güneysınır'ın Habiller Köyü'nde yaşayan Fadime Uysal da bu kadın girişimcilerden bir tanesi. Kendi imkanları ile kurduğu serasından ürünlerini almaya başlayan kadın girişimci, 60 ton ürün almayı hedefliyor. ÖRNEK ÇALIŞMA Hem ilçe ekonomisine hem de ülke ekonomisine katma değer sağlayan Fadime Uysal, ilçede örnek gösterilen iş kadınları arasında yer alıyor. İstedikten sonra yapılamayacak iş olduğuna dikkat çeken Fadime Uysal, ''Kurduğum seramda şu anda domateslerimiz yetişti ve 60 ton ürün bekliyorum. Hasat dönemine de başladık.'' dedi. Ekonomi BAŞKAN DEMİR'DEN TEBRİK Güneysınır Belediye Başkanı Ahmet Demir de kadın girişimcilerin önemine dikkat çekti. Her hasatta bir emek, her emekte bir bereket olduğunu vurgulayan Başkan Demir, ''Üreten kadınlarımız başta olmak üzere tüm çiftçilerimize bereketli, bol kazançlı bir sezon diliyorum.'' dedi.

Arama Yap

bottom of page