Boş arama ile 861 sonuç bulundu
- Erken teşhisle yendiği kansere karşı diğer kadınlara destek oluyor
Denizli'de erken teşhis sayesinde meme kanserini yenen 41 yaşındaki Ayşegül Günbal, çevresindeki kadınları kanserin zorlu mücadelesinden korumak için kanser taramasına götürüyor. Ev hanımı Günbal, geçen yıl ağustos ayında göğsündeki şekil bozukluğu nedeniyle Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Hastanesine başvurdu. Meme kanseri teşhisi konulan Günbal, yaklaşık 1 yıl süren tedavi sürecinin ardından sağlığına kavuştu. Günbal, bu süreçte yaşadığı zorlukları başka kadınların yaşamaması, olası kanserlerin de erken teşhisle atlatılması için çabalamaya karar verdi. Başta kardeşi olmak üzere çevresindeki kadınlara hastalığı, tedavi sürecini ve erken teşhisin önemini anlatmaya başlayan Günbal, onlara kanser taramasına gitmelerinde eşlik etti. Günbal'ın sağlık taramasına götürdüğü iki arkadaşındaki meme kanseri erken evrede tespit edildi, tedavilerine başlandı. "Erken tanı hayat kurtartır" Günbal, meme kanserini kendi başına gelene kadar umursamadığını söyledi. Erken teşhisin önemini vurgulayan Günbal, "Farkındalık olması için ulaşabildiğim her kadınla meme kanseri konusunda sohbet ettim. Doktorlarımız sayesinde ben çok güzel bir yol izledim. Tedavilerim bitti ve hastaneye kontrole geliyorum. Erken tanı hayat kurtartır ve biz bunu başarabiliriz. Muhakkak elle muayenenizi yapın." dedi. Günbal, çevresindekilere bu konuda destek olmaya çalıştığını anlatarak, "Onlara bu sürecin korkulu bir durum olmadığını anlatıyorum. Çevremde kim varsa onları hastaneye getirdim. Başımdan bu süreç geçtiği için onlara destek olmayı istedim. Tanı alan arkadaşlarım var ve tedavi süreçleri başladı. Çok güzel sonuçlar aldılar." ifadelerini kullandı. Günbal'ın kız kardeşi Nurgül Dağüstü (30) ise ablası sayesinde tarama yaptırmaya gittiğini, herhangi bir hastalığa rastlanmadığını belirtti. Korkulacak bir süreç bulunmadığını kaydeden Dağüstü, "Gelin taramalarınızı, tetkiklerinizi yaptırın ve gerçekten böyle bir şey varsa erken süreçte önlemini alın. Tedavilerinizi kısa sürede tamamlayın." diye konuştu. PAÜ Onkoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gamze Gököz Doğu ise meme kanserinin dünyada en sık görülen hastalıklar arasında olduğunu ifade etti. Doğu, hastasının kanseri yendiğini belirterek, şunları söyledi: "Erken dönemde gelen hastalarımızla uzun dönem birlikteliklerimiz var. 10-20 yıl takip ettiğimiz hastalarımız oluyor. Bunları her hastada yakalamak mümkün değil ama erken taramayı ihmal etmeyerek, muayenelerini düzgün yaparak daha erken dönemde saptanan kanserlerin yüz güldürücü sonuçlarının her zaman olabileceğini aklımızda tutalım."
- Vanlı genç kurduğu çiftlikte Yeni Zelanda ırkı etlik tavşan yetiştiriyor
Van'ın Tuşba ilçesinde yaşayan Basri Temel, internetten araştırarak kurduğu çiftlikte Yeni Zelanda ırkı etlik tavşan yetiştiriyor. İlçenin Göllü Mahallesi'nde yaşayan 22 yaşındaki Temel, internette gördüğü tavşan eti üretim tesisinden esinlenerek çiftlik kurmaya karar verdi. Adana'dan getirdiği 40 dişi ve 10 erkek Yeni Zelanda ırkı etlik tavşanla üretime başlayan genç girişimci, 6 ayda 500 tavşana ulaştı. Çiftlikte oluşturulan bölümlerde yetiştirilen ve sayıları hızla artan tavşanlar için sürekli yeni kafesler ve barınma ortamı hazırlayan Temel, bakım ve beslemesini yaptığı hayvanlardan elde edeceği etle ekonomiye katkı sağlamayı hedefliyor. Tavşan eti üretimi için ilgili kurum ve kuruluşlara müracaatta bulunan Temel, başvurularının kabul edilmesiyle istihdam oluşturarak et üretimine başlayacak. İpekyolu İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü veterinerleri, çiftliği ziyaret ederek hayvanların sağlık durumunu kontrol etti, yapılması gerekenler konusunda uyarılarda bulundu. "Hedefim bu işi büyütmek" Temel, 6 ay önce 1500 metrekarelik alanda kendi imkanlarıyla tavşan üretim çiftliği kurduğunu söyledi. Çiftliğin 3 bin tavşanın barınabileceği kapasitede olduğunu belirten Temel, "Şu an 100 anaç ve 400 yavru tavşan var. Bunları şimdilik satmayı düşünmüyorum. Üretim aşamasında olduğumuz bu hayvanları ilerleyen süreçte yurt dışına kesilmiş ve uygun koşullarda paketleme yaparak satmayı planlıyorum." dedi. Üretimini yaptığı tavşanların et verimi bakımından en iyi ırk olduğunu dile getiren Temel, şunları ifade etti: "İnternetten Yeni Zelanda cinsi tavşanlarla ilgili yaptığım araştırmalarda yem maliyetinin düşük olduğunu ve çok çabuk kilo aldığını gördüm. Güzel bakılması durumunda yılda 5 defa doğum alınabilir. Her doğumda 5 yavru alabildiğimiz bir ırk. Soğuğu seven bir hayvan. Bölgemizin iklimi buna çok uygun. Hedefim bu işi büyütmek. Bu işi yapmamdaki en büyük etken, kimsenin yapmaması. Kendi işimi kurup, kendi ayaklarımın üstünde durmak istedim. Türkiye'de yeni bir iş olduğu için aslında bir destekleme bulunmuyor ama ben genç bir girişimci olarak en azından yem desteği bekliyorum." "Bölgede ilk olacağı için önemli bir yatırım" İpekyolu İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğünde görevli veteriner Büşra Sezer, "Çiftliği ziyaret edip, hayvanların sağlık kontrollerini gönüllü olarak gerçekleştirdik. Tavşanların sağlık durumu hakkında bilgi verdik. Yapması gerekenler noktasında uyarılarda bulunduk. Hayvanların sağlık durumunu iyi gördük. Mevzuat ve alması gereken izinler noktasında hatırlatmalarda bulunduk. Yakın zamanda süreci tamamlayacak. Bundan sonraki süreçte destek olacağımızı ilettik. Bölgede ilk olacağı için önemli bir yatırım olarak görüyoruz." diye konuştu.
- Osmaniye'de yeniden ekonomiye kazandırılan lavanta bahçesi kadınlara gelir kapısı oldu
Osmaniye'nin Düziçi ilçesinde kooperatif üyesi kadınlar, yeniden ekonomiye kazandırdıkları lavanta bahçesinden elde ettikleri ürünlerle kazanç sağlıyor. Düziçi Belediyesince Düldül Dağı'nda yapılacak teleferik projesi kapsamında ana tesis yanındaki 6,5 dekarlık alanın değerlendirilmesi için 2019'da İŞKUR, belediye, İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü işbirliğiyle lavanta ekimi yapıldı. Projenin çeşitli sebeplerle askıya alınmasıyla lavanta bahçesinin işletilmesi durduruldu. Düziçi Kadın Kooperatifi, yeniden ekonomiye kazandırılması amacıyla bahçeyi martta Orman İşletme Müdürlüğünden devraldı. Bahçenin çapasından sulamasına ve lavantaların bakımına kadar her şeyiyle yakından ilgilenen kadınlar, burayı yeniden mor bir görünüme kavuşturdu. Kooperatif üyesi kadınlar, bahçeden topladıkları lavantadan da yağ, sabun ve mum gibi çeşitli ürünler elde ediyor. Bahçeyi yeniden ekonomiye kazandıran kadınlar, kooperatif bünyesinde yaptıkları ürünlerin satışıyla da kazanç sağlıyor. Kooperatif Başkanı Rahime Yüksel, bahçeyi yeniden güzel bir görünüme kavuşturmak için çok çalıştıklarını söyledi. Haziranda lavantaların açmasıyla bahçede çok sayıda ziyaretçi ağırladıklarını belirten Yüksel, şöyle konuştu: "Bahçeyi ziyarete açtığımız andan itibaren Adana'dan, Hatay'dan, Kahramanmaraş'tan, yakın il ve ilçelerden insanlar geldi. Lavanta aldılar, bol bol fotoğraf çektirdiler, güzel anılar bıraktılar. Yani burayı hem iç turizme kazandırmış olduk hem de ürünlerimize değer kazandırdık." Yüksel, bahçeden hasat ettikleri lavantadan elde ettikleri mum, sabun, yağ gibi ürünlerin internet üzerinden satışını gerçekleştirdiklerini belirtti. Kooperatif üyesi Songül Aksay da yeniden işler hale getirdikleri bahçenin hem ilçeye hem de kendilerine kazanç kapısı olduğunu dile getirdi.
- Hobi olarak başladığı el sanatı, devlet desteğiyle mesleği oldu
Kayseri'de yaşayan 37 yaşındaki girişimci Figen Duman, hobi olarak başladığı el sanatları işini, Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığından (KOSGEB) aldığı destekle mesleğe dönüştürdü. Eşinin işi dolayısıyla Malatya'dan "ikinci memleketim" dediği Kayseri'ye gelen Duman, çocuklarının büyümesinin ardından evde ahşap boyama yapmaya karar verdi. Bunun üzerine evinin bir odasını atölyeye çeviren Duman, yaptığı ürünleri bir süre sonra sevdiklerine hediye etmeye başladı. Bu süreçte tecrübe kazanmak için workshop etkinliklerine katılarak kendisini geliştiren Duman, gelen talepler üzerine eşinin desteğiyle bir dükkan kiraladı. Daha sonra KOSGEB'e başvuran Duman, 5 yıl önce aldığı 70 bin liralık makine ve donanım desteğiyle iş hayatına atıldı. Duman, yaklaşık 5 yıldır işletmesinde yaptığı ahşap boyama, eski eşyaları yenileme, tasarım ve dönüşüm çalışmalarıyla hem ev ekonomisine katkıda bulunuyor hem de kişiye özel ürünlerle insanların hayallerini gerçekleştiriyor. Evli ve 2 çocuk annesi Duman, hobi olarak evde başladığı el sanatını kendi iş yerinde sürdürmenin mutluluğunu yaşıyor. Kadın girişimci Figen Duman, el sanatları işine ilk olarak evde hobi olarak ve hediyeleşmeyle başladığını söyledi. Sonra "Üretip satar mısın?" diye talep geldiğini anlatan Duman, "Birkaç sene evden devam ettim. Sonra eve sığmamaya başladım, evin bir odası tamamen atölye oldu ve artık bir arayış içerisine girdik. 'Mesleğe başlayalım mı başlamayayım mı çok acemiyim, hiç çalışma hayatım yok, yapabilir miyim?' derken dükkan aramaya başladık. Burayı gördük satılıktı ama sahibi kiraya verdi. Şu an devam ediyorum ve 5. yılıma girdim." diye konuştu. "İnsanların istediği üründe kişinin hayalini yansıtıyoruz" Duman, bu sırada workshop etkinliklerine katıldığını, sürecin sürekli öğrenmeye, kendisini geliştirmeye yönelik olduğunu dile getirdi. İş yerini kendi imkanlarıyla açmasının ardından KOSGEB'e başvurduğunu anlatan Duman, şöyle devam etti: "Kredi ve makine donanım desteği aldım. Bu şekilde bana yardımcı oldular. Burada her şeyi yapıyoruz diyebilirim. Ürünlerimizde sadece oturma odasında kullanabilirsiniz mantığı yok. Biri çiçeklik alıyor ve bunu mutfakta, banyoda, balkonda kullanabiliyor. Kişiye özel çıkardığımız için duygu dolu bir ürün oluyor. İnsanların istediği üründe kişinin hayalini yansıtıyoruz. Ürünü dümdüz boyayıp geçmiyoruz. Sehpa, dolap, komodin, tepsi, polyester ve seramik grubu, vazo, tabak, duvarda kullanılacak aksesuarları boyuyoruz. Yaşanmışlığı ürünlere yansıtmayı seviyorum. Gelen insanlar da bir maddeden ziyade manevi ihtiyaç gibi görüyor. Bir anı kutusu, sehpa yaptırıyor. Kahvesini yudumlarken, kitabını okurken ürünle mutlu oluyor. Sanayiden ziyade böyle birebir el işçiliği ve el emeği insanlara daha çok mutluluk ve heyecan veriyor. İşimi seviyorum, sevenleri de bekliyorum." "Kendisiyle gurur duyuyorum" Figen Duman'ın eşi Hüseyin Duman ise "'Bir yer bulalım, orada devam et, süreçleri daha iyi yönetebilirsin, daha iyi platformlarda şirketi büyütebilirsin, istihdam sağlayabilirsin, kadın girişimcilere öncülük ederek burada liderliğini gösterebilirsin.' diye söylüyordum. Biraz tereddüdü vardı. Bu süreç içinde tedirgin oldu ama ben başaracağına inanıyordum. Daha iyi yerlere de gelecek. Şu anda çok iyi konumda. Her geçen gün kendisini de geliştiriyor. Kendisiyle gurur duyuyorum. İnşallah kendisi gibi daha başarılı olabilecek ekipleri kurup onlara da destek verebilir diye düşünüyorum." ifadelerini kullandı.
- Meslek liseliler tasarladıkları mini otonom araçla uluslararası yarışmalarda zirveyi hedefliyor
Bursa'da lise öğrencileri tarafından tasarlanan ve 17. Uluslararası MEB Robot Yarışması'nda kendi kategorisinde birinci olan "Bolkar" isimli mini otonom araç, uluslararası 3 yarışmada derece almak için piste çıkacak. Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi AR-GE Merkezi'nde çalışmalarını sürdüren araştırma ekibi, 2024-2025 eğitim öğretim yılında otonom araç tasarlama kararı aldı. Ekipte görev alan 4 öğrenci, 2 aylık fikir aşamasının ardından aracın tasarım aşamasına geçti. Okulun bilişim, elektrik-elektronik ve otomasyon alanında eğitim gören 4 öğrenci, kurdukları takımla araç üzerinde AR-GE çalışması yürüttü. Üç boyutlu modellemeyle hazırlanan ve yapımı 5 ay süren, 24 santimetre uzunluğunda, 18 santimetre eninde ve 12 santimetre yüksekliğindeki otonom aracın ön kısmına 3 kamera yerleştirildi. Yapay zekayla desteklenen araç, okulda kurulan pist üzerinde test edildi. Sensör kullanılmadan, yapay zeka yöntemiyle hareket eden araç, yaya geçidi tabelası gördüğünde yavaşlıyor, trafik lambalarına geldiği sırada ise kırmızı ışıkta durup, yeşil ışıkta hareket edebiliyor. Önüne bir engel veya araç geldiğinde sollama yapabilen "Bolkar", geçen mayısta düzenlenen 17. Uluslararası MEB Robot Yarışması "Otonom Araç" kategorisinde birinci oldu. "Bolkar", 29 Ekim-1 Kasım'da Romanya'nın başkenti Bükreş'te düzenlenecek "Robochallenge", Mart 2026'da Çekya'nın Pilsen kentinde yapılacak "Robo Vehicle" ve Temmuz 2026'da Güney Kore'nin İncheon şehrinde gerçekleştirilecek "Robocop" yarışmasında birincilik için piste çıkacak. "İnşallah derece alıp yurdumuza dönmek istiyoruz" Okul Müdürü Güray Köken, AA muhabirine, okulun "Yaşamı iyileştirmek için insan yetiştiriyoruz" mottosuyla eğitim verdiğini söyledi. Köken, öğrencilerin tasarladıkları teknolojik aletler ve robotlarla katıldığı uluslararası yarışmalarda üçüncülük, dördüncülük, ulusal yarışmalarda ise 9 birincilik ve çok sayıda farklı derece aldığını ifade etti. Öğrencilerin AR-GE çalışmalarına devam ettiğini belirten Köken, "Geleceğin inşasını gerçekleştirecek öğrencilerimiz bu başarılarıyla ailelilerinin, okulumuzun ve Milli Eğitim camiamızın gururu olmuşlardır. Hepsini gönülden tebrik ediyorum." dedi. Elektrik-elektronik alanı öğretmeni Alpaslan Üner de "Bolkar" ile MEB robot yarışmasında elde ettikleri dereceden dolayı mutlu olduklarını dile getirerek, bu başarıyı sürdürmek istediklerini söyledi. Uluslararası yarışmalara hazırlandıklarını aktaran Üner, "Öğrencilerimizin hazırlıkları devam ediyor. Gençlerimizin hedefleri çok yüksek. İnşallah derece alıp yurdumuza dönmek istiyoruz." ifadesini kullandı. "Hedefimiz Romanya'da birinci olmak" Takım kaptanı Elektrik-Elektronik Bölümü 10. sınıf öğrencisi Ege Minaz, "Bolkar"ın önünde 3 farklı kamera bulunduğunu, bu kameraların yapay zeka yardımıyla yoldaki tabela, engel, yaya geçidi ve kırmızı ışık gibi trafik kurallarını modelleyip buna göre hareket ettiğini ifade etti. Yazılım sürecinin 3 ay sürdüğünü belirten Minaz, şöyle konuştu: "Bu süreçte yapay zeka modelleri oluşturduk. Tabelaları, günlük hayattaki hız göstergelerini algılayacak yapay zeka modelleri oluşturduk. Mesela yaya geçidi tabelası gördüğünde hızını azaltarak yaya geçidinde durur. Ya da 'sola dön' tabelası gördüğünde robotumuz sola doğru manevra yaparak viraja girebilir. Bunun gibi şeylerle ilk başta tabelaları baz alan yapay zeka modelini oluşturduk. Daha sonra şerit takibe geldik. Şeridi takip etmesi için bir algoritma geliştirdik. Şeritten çıkmayarak robotumuz park alanına kadar görevleri yerine getirerek başarıyla yerine ulaştı." Minaz, başarılarını uluslararası alanda da sürdürmek istediklerini anlatarak, "İlk olarak Romanya'da bir yarışma var. Bu yarışmadaki hedeflerimiz çok yüksek. Özellikle ilk üçü hedefliyoruz ama benim hedefim orada da birinci olmak." diye konuştu.
- İlk kez denendi! Enkazdakileri 120 saniyede tespit edecek
Süleyman Demirel Üniversitesi'nden Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Geçin, depremden sonra 120 saniye içerisinde enkaz altındakilerin yerini tespit eden ve iletişim kurulmasını sağlayan cihaz geliştirdi. Cihaz, ilk kez Samsun'da düzenlenen deprem tatbikatında kullanıldı. AFAD tarafından Samsun'da yapılan deprem tatbikatında Süleyman Demirel Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Geçin tarafından TÜBİTAK-1001 Ulusal Deprem Araştırma Programları kapsamında geliştirilen 'Akıllı Sensör Teknolojisi Kullanan Deprem İzleme Sistemi', ilk kez denendi. Binalara yerleştirilen cihaz, binanın ekseninin kaydığını 120 saniye içerisinde merkeze bildiriyor. Ardından binada sağ kalan kişilerle bağlantı kuruluyor, yaralı ve bina durumuna ilişkin bilgi alıyor. Cihaz, tüm yapılara yerleştirilerek afet anında anlık veri ve iletişim aracı olarak kullanılması hedefleniyor. Projeye ilişkin bilgi veren Mustafa Geçin, "Projemizin ismi, 'Akıllı Sensör Teknolojisi Kullanan Deprem İzleme Sistemi.' TÜBİTAK'ın Ulusal Deprem Araştırma Programları kapsamında destek alan bir proje. Projemiz, 2 aşamada önemli bir çalışma prensibi ortaya koyuyor. Bunlar deprem esnası ve deprem sonrası. Bugün, burada tatbikatta deprem sonrası yıkılmış bir bina içerisinde yer alan enkazzedelerden ses almak üzerine çalışma ortaya koyuyoruz. İlk aşamada ise bina depremi algıladığı andan itibaren saniyeler içerisinde hangi binaların yıkılıp yıkılmadığıyla alakalı verileri, merkezi sistemde toplayarak hata raporlarının ayıklaması gibi her şeye dair 120 saniye içerisinde, afet bittikten sonra hangi binaların yıkıldığıyla ilgili bilgileri afet yönetim sistemi iletmek. Bu şartlar altında elimizdeki kurtarma operasyonları için kullanılacak malzemeler, teçhizat ve insan gücünü verimli bir şekilde ortaya koymak için çalışıyoruz. İkinci aşamada ise yıkılmış bir bina içerisinde kalan, üretmiş olduğumuz proje kapsamındaki cihazlardan enkazzedelerin seslerini algılayarak sağlık durumlarını belirleyebilmek, yanlarında varsa onlarla birlikte canlı olan kişilerin sayılarını bilebilmek. Enkaz altında canlı tespiti sağlamak amacıyla şu an bu proje burada gerçekleştirilmiş durumda" dedi. Cihazın zorunlu hale getirilmesi gerektiğini belirten Geçin, "Bir yangın söndürme tüpü binalarda zorunluysa bu cihazların da etkin bir şekilde kullanılabilmesi için her katta olması gerekiyor. Zorunlu olarak merdiven boşluklarında olması gereken bir cihaz. Bu cihazlar bina yıkıldıktan sonra etrafa dağılacaklar. Dolayısıyla elimizdeki görmüş olduğunuz enkaz haberleşme cihazı ile bir enkazda yer alan 20'ye yakın cihazla uzaktan bağlanabiliyoruz. Seçmiş olduğumuz cihazlara bağlanarak enkaz altında 'Sesimi duyan var mı' şeklinde konuşarak, daha net bir şekilde onların bizi duymasını, bizim de onların duymasını sağlıyoruz. Depremlerin gece olması sebebiyle İHA'ların kalkması, hava şartları gibi dezavantajlar oluşabiliyor. Uydulardan çekilen fotoğrafların bir araya getirilmesi, hangi binaların yıkılmasının anlaşılması, bunlar 1 günün üzerine çıkabilen parametreler. Bu sistem eğer hayata geçmiş olursa, olası bir deprem sonrasında yıkılan binaların sayılarını saniyeler içerisinde merkezi yönetimi sisteminde bunları görebilecek ve hangi binaların yıkıldığını tespit edecektir" diye konuştu.
- Aydınlı öğretmen görev yaptığı okulu kendi imkanlarıyla yeniden inşa ettirecek
Aydın'ın Çine ilçesindeki Evciler İlkokulu'nun müdürü Mehmet Abbak, Aydın Valiliği ile imzaladığı protokol kapsamında görev yaptığı okulu yeniden inşa ettirecek. Öğretmenliğe 27 yıl önce başlayan Evciler İlkokulu Müdürü Mehmet Abbak, 1955'te yaptırılan ve zamanla eskiyen okul binasını kendi imkanlarıyla yıktırıp yeniden inşa ettirmek istedi. Bu fikri eşi ve çocuklarıyla paylaşan Abbak, ailesinin de onayıyla okulun yapımı için Aydın Valiliği ile iletişime geçti. Yapılan görüşmelerin ardından Valilik ile Abbak arasında okulun yeniden inşası için protokol imzalandı. Müdürlüğünü yaptığı okulun inşası için ilk adımı atan 55 yaşındaki Abbak, mevcut okul binasının yetersizliğini ve yeni bir binaya ihtiyaç duyulduğunu görünce okulun yapımını üstlenmek istediğini anlattı. Valilik ile imzalanan protokol ile bu fikrinin gerçekleştiğini belirten Abbak, şöyle konuştu: "Okulumuzun ihtiyacı vardı. Ben de şöyle bir şey düşündüm. Üç evladımız oldu. Devletimizden aldığımız maaşla bu evlatlarımı okuttum. 27 yıllık devlete olan hizmetim süresince görevimi en iyi şekilde yapmanın gayreti içerisinde oldum ama insanız eksiğimiz, hatamız olmuş olabilir. Devletimizin bize hakkı geçmiş olabilir. Ben bunu bir şekilde, devletin eğer bende bir hakkı varsa o hakkına karşılık devletimle helalleşme adına yaptım. Devletin hakkı 86 milyonun hakkı. O niyetle bu işe giriştik. Çok mutluyum. İnşallah bu duyguyu herkes tadar diyorum. Ben binayı komple kendim yaptıracağım. Yani nakit olarak bir bağışım olmadı ama temelden başlayıp inşa ederek bakanlığımıza teslim edeceğim." "Çocukları çok seviyorum" Abbak, öğretmenliğin sevgi ve merhamet mesleği olduğunu vurgulayarak, öğrencilerini çok sevdiğini ifade etti. Ülkenin geleceğinin eğitimden geçtiğini belirten Abbak, şunları kaydetti: "Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün de dediği gibi 'Eğitimdir ki bir ülkeyi hür, bağımsız, şanlı kılar. Ya da esarete ve sefalete sürükler.' Bu duygularla meslek hayatımı devam ettirdim. Çalışma hayatımda belli bir birikimimiz oldu. Dünya fani, geçici... Bu dünyadan göçüp gittiğimizde arkamızda bir hatıramız, bir eserimiz kalsın diye düşündüm. Tabii ki öğretmenlik yaparken de öğrenciler, öğretmenler için eserdir ama böyle fiziki anlamda bir binamız, eserimiz kalsın diye düşündüm." "Dünyaya tekrar gelsem yine öğretmen olmak isterim." diyen Abbak, yaklaşık 15 milyon liraya mal olacak okulun yapımına yarı yıl tatilinde başlayacaklarını kaydetti. İl Milli Eğitim Müdürü Mehmet Yiğit de meslek hayatı boyunca ilk kez böylesi duyarlı bir davranışla karşılaştığını belirterek, Abbak'la gurur duyduğunu ifade etti.
- Doğadan topladığı ağaç dallarını hayvan figürlü bastonlara dönüştürüyor
Kırklareli'nin Armağan köyünde yaşayan 71 yaşındaki Cemal Olt, babasından öğrendiği ahşap işlemeciliği sayesinde yaptığı bastonları evinin bahçesinde sergiliyor. Kırklareli'nde yaşayan 71 yaşındaki Cemal Olt, doğadan topladığı ağaç dallarını, çeşitli hayvan figürleri işleyerek bastona dönüştürüyor. Armağan köyünde doğan Cemal Olt, ahşap işlemeciliğini küçük yaşta babasından öğrendi. Testere ve ısıttığı demir çubuklarla doğadan topladığı ağaç dallarına şekil vermeye başlayan Olt, işlediği ahşaplardan yaptığı bine yakın bastonu evinin bahçesinde sergiliyor. Olt, ahşap işlemeciliğini severek yaptığını söyledi. Ormandan topladığı dalları, üzerinde hayvan figürleri bulunan bastona dönüştürdüğünü belirten Olt, "Kızılcık sopalarını ormandan topluyorum. Çocukluğumdan bu yana baston yapıyorum. Bugüne kadar bin tane yapmışımdır. Bakıyorum ağaca karacaya benziyor hemen o şekli veriyorum. Zürafaya benziyorsa o şekilde yapıyorum." diye konuştu. Yaptığı bastonları bugüne kadar satmadığını ifade eden Olt, amacının para kazanmak değil doğaya olan farkındalığı arttırmak olduğunu kaydetti. Ağaç dallarını işlerken zamanın nasıl geçtiğini anlamadığını vurgulayan Olt, "Görenler, 'nasıl yapıyorsun, ne yapıyorsun?' diye soruyorlar. Sincap diyorum sincap oluyor, yılan, karaca... Fransa, Bulgaristan ve Yunanistan'dan bunları isteyenler var. Paskalya bayramına götürmek istediler. Ama ben bunları satmayı düşünmedim." dedi.
- Arıları için her hafta yaklaşık 900 kilometre yol katediyor
İstanbul'da yaşayan Emine Eymür, hafta sonları kovanlarının bulunduğu yaklaşık 450 kilometre mesafedeki Kastamonu'nun Araç ilçesine bağlı Boğdam köyüne giderek arılarının bakımını yapıyor. İstanbul'da yaşayan Emine Eymür, arıları için hemen hemen her hafta sonu yaklaşık 900 kilometre yol katederek Kastamonu'nun Araç ilçesine bağlı Boğdam köyündeki kovanlarının bakımını yapıyor. Yaklaşık 25 yıldır İstanbul'da yaşayan 4 çocuk annesi Eymür, bir yıl önce arı yetiştiriciliği kursuna katıldı. Kursun ardından İstanbul'da 5 kovan edinen Eymür, 5 ay önce kovanlarını Kastamonu'nun Araç ilçesine götürdü. Kısa sürede kovan sayısını 40'a çıkaran Eymür, köyde olmadığı zamanlarda kovanlarını kurduğu kamera sistemi aracılığıyla cep telefonundan takip ediyor. Arılarının bakımı için hemen hemen her hafta sonu İstanbul'dan Kastamonu'nun Araç ilçesine bağlı Boğdam köyüne gelen Eymür, gidiş geliş 900 kilometre yol katediyor. Emine Eymür, arıların yaşamını çok ilginç bulduğunu söyledi. Arıların yaşamının kendisini çok meraklandırdığını dile getiren Eymür, "42 günlük hayatta neler yapıyorlar, bir ana arıyla bir kovan nasıl birkaç sene boyunca devam edebiliyor, bunlar benim için önemli ayrıntılardı. Bununla ilgili İstanbul'da kursa yazıldım. Ardından deneyimlemek için 5 kovan arı aldım ve arıcılığa başladım." dedi. "Bir merakla başladı bu yolculuk" Arıcılığı çok sevdiğini ve ilerletmek istediğini dile getiren Eymür, şöyle devam etti: "İstanbul'da yaşıyoruz ama memleket sevdası bizi bir şekilde buraya sabitledi. Bir ayağımız memleketimizde, gelip gidiyoruz. 5 kovanda bir şeyler öğrenmeye başladım, daha sonra kendi köyümüzde, kendi toprağımızda, kendi doğal ortamımızda, bildiğimiz iklimde devam etmek istedim. Nisan ayında 10 kovan arı aldık, getirdik, tarlamıza koyduk. Şu an 40 kovan arımız var. Arılarımın önüne aromatik bitkiler ektim, lavanta, kekik, biberiye, ada çayı. Onlarla beraber temiz bir ortamda süreci gözlemlemeyi hedefledim. En temizini, en güzelini, en ulaşılabilir olanını yapmak için adımımızı attık. Bir merakla başladı bu yolculuk, bu şekilde devam ediyor." Eymür, İstanbul'da yaşadığını ancak hemen hemen her hafta arıları için köyüne geldiğini belirterek, "Tarlaya güneş enerjisi ile çalışan kamera sistemi kurduk, bunu telefonla takip ediyoruz. Bir ayağımız İstanbul'da. Okula giden çocuklarım var, tabii ki süreç hızlı ilerliyor. Bahar döneminde oğul çıkıyor, oğul yakalamak gerekiyor. Buradaki işleri yapıp İstanbul'a gidiyorum. Yeri geliyor çocuklara okuldan izin alıyorum, yeri geliyor babalarına bırakıp geliyoruz. Hafta sonları eşimle gelmeye çalışıyoruz. Bazen ağaçlarda bir gölge görüyorum, 'Oğul çıkmış herhalde' diyorum. Bir gün içinde üç oğul çıktı. Hemen aynı gün bindik arabaya, geldik buraya. En azından ertesi günler çıkan oğulları kendim yakaladım." ifadelerini kullandı. "Kraliçenin Arıları" ismiyle paylaşımlar yapıyor Yaşadıklarını sosyal medyada "Kraliçenin Arıları" ismiyle anlattığını belirten Eymür, "Arıcılığa başladım, geldikten bir hafta sonra ilk oğlumu yakaladım. Kraliçesiz bir kovan devam edemeyeceği için kendime 'Kraliçenin Arıları' ismini uygun gördüm." diye konuştu.
- Mardinli ayakkabı ustası 5 metrekarelik iş yerinde 50 yılı aşkın süredir çalışıyor
Mardin'in Savur ilçesinde ayakkabı ustası Orhan Kurt, 5 metrekarelik iş yerinde 50 yılı aşkın süredir mesleğini sürdürüyor. Kent merkezine 50 kilometre uzakta, yaklaşık 25 bin nüfusa sahip ilçede babası Kasım Kurt'un ilçe meydanındaki iş yerinde çocukluk yıllarında çıraklığa başlayan 68 yaşındaki Kurt, ayakkabı üretimi ve tamiratında kendini geliştirdi. Askerlik dönüşü babasının rahatsızlığı nedeniyle devraldığı dükkanda deri ve köseleden el emeğiyle ayakkabı tasarlamaya devam eden Kurt, babasının "işinizi dürüstçe yapın" öğüdüyle yarım asrı aşkın süredir işletmesini ayakta tutmayı başardı. Nobel ödüllü bilim insanı Prof. Dr. Aziz Sancar'ın ilçede yaşadığı dönemlerde ayakkabısını tamir eden Kurt, zanaatını öğreteceği çırak arıyor. "Eskiden ilçede 5-6 ayakkabı tamircisi vardı, şimdi tek kaldım" Evli 4 çocuk babası ve 7 torun sahibi Orhan Kurt, AA muhabirine, babasından öğrendiği unutulmaya yüz tutmuş mesleğini yaşatmaya çalıştığını söyledi. İlk, orta ve liseyi okuduğu ilçede çocukluk yıllarında babasının yanında çalışmaya başladığını anlatan Kurt, eskiden yeni ayakkabılar üzerinde çalıştığını ancak teknolojik gelişmeler nedeniyle tamirciliği sürdürdüğünü anlattı. Yaptığı işle 4 çocuğunu yetiştirdiğini aktaran Kurt, şöyle konuştu: "Allah sağlık sıhhat verirse mesleğime devam edeceğim. Mesleğimi seviyorum. Eskiden ilçede 5-6 ayakkabı tamircisi vardı, şimdi tek kaldım. Artık bu meslek yok olacak. Kimse çalışmıyor. Kimse çırak olmak istemiyor. Keşke birileri gelip öğrense. Savur'da bu işi yapacak olmazsa buradakiler perişan olacak. 50 yıl nasıl geldi nasıl geçti bilmiyorum. İlçede, bütün köylerinde hemen hemen herkesin ayakkabılarını tamir ettim. Ortaokuldayken o zaman ilçede olan Nobel ödüllü bilim insanı Prof. Dr. Aziz Sancar'ın da ayakkabısını tamir etmiştim. Hatta o zaman futbolcuydu. Keşke gençler bu işi gelip öğrense. Benden sonra bu işi yapacak kimse olmazsa ilçe halkı ayakkabıları başka yere götürmek zorunda kalacak. Bu işi seve seve yapıyorum. Hakiki kösele ayakkabı yapıyordum. Birkaç sene rahatlıkla kullanılırdı." "İlçedeki tek ayakkabı tamircisi" İlçede esnaflık yapan Günay Kavak da Orhan Kurt'un ilçede 50 yılı aşkın süredir mesleğini titizlikle sürdürdüğü söyledi. İşini çok sağlam ve güzel yaptığı için herkesin takdirini topladığını aktaran Kavak, "Herkes ondan memnun. Sağlam, temiz, dürüst bir ustadır. Çok değerli bir insandır. Şu anda ilçedeki tek ayakkabı tamircisi. Onun gibi kimse olamaz. Allah ona uzun ömürler versin." ifadelerini kullandı.
- Mezun olduğu aşçılık lisesinin ilk kadın müdürü oldu
Bolu'daki Mengen Aşçılar Turizm Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinden 2004 yılında mezun olan Belma Çiftçi, 8 yıl öğretmenlik, 2 yıl da müdür yardımcılığı yaptığı okula müdür olarak atandı. Kurulduğu 1985 yılında sadece erkek öğrencilerin eğitim gördüğü Mengen Aşçılar Turizm Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, 1997'de kız öğrencileri de kabul etmeye başladı. Mengen'de doğup büyüyen 39 yaşındaki Belma Çiftçi, okulun ilk kız öğrencilerinden biri olarak kaydını yaptırdı. Okulda bir yıl hazırlık okuduktan sonra orta ve lise düzeyinde 6 yıl eğitim gören Çiftçi, 2004 yılında mezun olmasının ardından kazandığı Gazi Üniversitesi Aile Ekonomisi Beslenme Öğretmenliği Bölümünü tamamladı. Yiyecek içecek hizmetleri öğretmeni olarak Türkiye'nin farklı illerinde görev yapan Çiftçi, mezun olduğu okula 2015 yılında öğretmen olarak döndü. Okulda son 2 yıldır da müdür yardımcılığı görevini sürdüren Çiftçi, 2 ay önce öğrencilik yıllarının geçtiği okulun ilk kadın müdürü oldu. "12 yaşında adım attığım okulda müdür olmak gurur verici" Belma Çiftçi, henüz 12 yaşındayken adım attığı okulda müdür olarak görev yapmanın kendisine gurur verdiğini söyledi. Babasının kendisini okula kaydettirdiğinde çok mutlu olduğunu belirten Çiftçi, "Burası bir erkek lisesiydi. İlk alınan kız öğrenciler olarak 9 kişiydik. Bunun mutluluğunu şu an hala damarlarımda hissediyorum." dedi. Çiftçi, hayatının her anında okulun izlerini taşıdığını anlatarak, "Bu okulda büyüdüm. Tüm hayallerim burada yeşerdi diyebilirim. En büyük destekçilerim, arkadaşlarım yine bu okuldaki arkadaşlarım çünkü çok küçüktük, hem büyüdük hem birbirimizi büyüttük. Bizi biz yapan da yine arkadaşlarımız ve mezunlarımızdır." diye konuştu. Okulda ilk kadın müdür olarak görev yapmaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Çiftçi, şöyle devam etti: "Okulumun hayatımda çok fazla yeri var hatta eşim, sınıf arkadaşımdı. 7 yıl boyunca beraber okuduktan sonra evlendik, 2 çocuğumuz var. Eşim de Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Mengen Meslek Yüksekokulunda akademisyen olarak göreve devam ediyor. Bu okulun her köşesinde büyük anılarımız var. Burada kantinci Metin (Aytekin) abinin tostuyla karnımı doyururdum. Metin abi de hala bu okulda. Ben öğrenciyken okulumuzda şoför olarak çalışan abimiz yine görevine devam ediyor. Öğrenci olduğum zamanlardaki öğretmenlerimle mesai arkadaşlığı yaptım. Onların bilgi ve tecrübelerini her zaman önemsedim. Şu anda bu okulun müdürü olarak görev yapmak da benim için gurur verici." Çiftçi, okulun 40 yılda 3 bin 800'ün üzerinde mezun verdiğini belirterek, "Mezunlarımız Türkiye'de, dünyada çeşitli yerlerde ses getiren, gastronomi dünyasına yön veren şeflerimizdir. Onların desteğini her zaman hissedip öğrencilerimize onları örnek gösteriyoruz. Bu başarıda ekip ruhunun ve birlikte hareket etmenin önemini biliyoruz. Çalışma arkadaşlarımla bu ruhu daha da büyütmek için çabalayacağım. En büyük hedeflerimden biri, Türkiye'nin ilk aşçılık okulu olan kurumumuzu akademik ve uygulamalı anlamda daha da ileriye taşıyarak adına yakışır yerlere ulaştırmak." ifadelerini kullandı.
- Omuz omuza veren üniversite mezunu genç çift, çiftçilik yapıyor
Kastamonu'nun Taşköprü ilçesinde yaşayan her ikisi de üniversite mezunu olan Yusuf ile Elifnur Koca çifti, çiftçilik yaparak hayatlarını sürdürüyor. İlçeye bağlı Afşar köyünde yaşayan 28 yaşındaki Yusuf Koca, önce Ege Üniversitesi Çeşme Turizm Fakültesi Turizm ve Rehberlik, ardından da Kastamonu Üniversitesi Laborant ve Veteriner Teknikerliği bölümlerinden mezun oldu. Bir yandan köyünde çiftçilik yapan Yusuf Koca, yaklaşık 4 ay önce hayatını Akdeniz Üniversitesi Turizm Fakültesi mezunu 21 yaşındaki Elifnur ile birleştirdi. Evlendikten sonra köyde yaşamaya karar veren çift, birlikte traktör sürüp ekin ekiyor, tarlalarını işliyor. Yusuf Koca, mezun olduktan sonra köyünde çiftçilik yapmaya başlayınca insanların bu durumu yadırgadığını söyledi. Toplumda, "Çiftçiye kız vermezler, çiftçiysen evlenemezsin, git memur ol ya da asgari ücretle fabrikada çalış. Üniversite okumuşsun neden çiftçilik yapıyorsun, neden köyde yaşıyorsun" şeklinde düşünce bulunduğunu belirten Koca, bu zihniyeti kırmayı amaçladıklarını dile getirdi. Eşiyle birçok ortak noktaları bulunduğunu vurgulayan Koca, "İkimiz de turizm fakültesi mezunuyuz, ikimiz de çiftçi aileden geliyoruz, ikimizin de çiftçiliğe ilgisi var. Nasip oldu, mayıs ayında evlendik. Düğün konvoyumuzu bile traktörlerden yaptık. Amacımız çiftçiliğin bir meslek olduğunu, çiftçilerin de evlenebileceğini, çift olarak tarlada mutlu şekilde çalışabileceğini göstermekti." dedi. "Gençlerin çiftçilik yapması gerekiyor" Beraber yonca ekip biçtiklerini, balyaları beraber kaldırdıklarını anlatan Koca, "Sonrasında buğday hasadı girdi, beraber saman balyası yapmaya başladık. İnsanlar hafta sonları tatillerinde pikniğe gitmek istiyor, bizim için her gün piknik. Her gün piknik çantalarımızı hazırlayıp traktörümüzün arkasına koyup öğle yemeğimizi piknik gibi yiyoruz. Günün tamamında beraberiz." ifadelerini kullandı. Koca, çiftçiliği bilimsel olarak yapmak istediklerine işaret ederek, "'Tarlaya tohumu attın, sonrasında vakti geldi hasadını yaptın' değil. Toprağın ihtiyaçlarını, bölgenin iklimini, bunun gibi bir sürü şeyi bilmeniz gerekiyor. Çiftçilik çok değerli bir meslek. Bunu bilimle, teknoloji ile yapmamız gerekiyor. Bunun için gençlerin çiftçilik yapması, çiftçilik yapabilmesi için de evlenmeleri gerekiyor. Çünkü bekarken belli noktadan sonra motivasyonun kırılabiliyor." diye konuştu. Tarlada sadece çalışmadıklarını, aynı zamanda birbiriyle güzel vakit geçirebildiklerinin altını çizen Koca, "Çalışırken birbirimize çok güzel jestler yapma şansımız olabiliyor. Geçtiğimiz günlerde eşim tarlada balya bağlarken aklıma eşimin adını balyalarla yazmak geldi. Balyalarla kalp şekli oluşturdum, içine de kendi baş harfini yazdım. Eşim bunu dron ekranında gördü ve çok mutlu oldu. Ufacık bir jestle hiç beklemediği anda günün yorgunluğu tamamen gitmiş oldu." diye konuştu. Koca, çiftçilikte belirli bir noktaya geldikten sonra köyde turizm anlamında da projeler yapmayı hayal ettiklerini kaydetti. "Bu işi seviyorum, severek yapıyorum" Elifnur Koca ise Şanlıurfalı olduğunu, evlendikten sonra eşiyle köyde çiftçilik yapmaya başladıklarını söyledi. Çiftçi biriyle evlendiği için başlarda çevresinden eleştiri aldığına dikkati çeken Koca, "'Okudun o kadar ettin, tekrar köye döndün' mantığına döndü bu iş ama ben çiftçi olmaktan, çiftçi eşim olmasından mutluyum. Bu işi seviyorum, severek yapıyorum. İşi severek yaptığımız için de çok iyi anlaşıyoruz. Yavaş yavaş çevreden güzel eleştiriler de almaya başladık." diye konuştu. Traktör sürmeyi evlendikten sonra öğrendiğini dile getiren Koca, "Yorucu bir iş ama işi beraber yaptığımız için sırayla yaptığımız için kim yorulursa o oturuyor, diğeri traktöre biniyor." dedi.











