Bu sitede ara
Boş arama ile 1150 sonuç bulundu
- İstifa edip girişimci oldu, yapamayıp geri döndü! ‘Başarı hikayelerinden biri olacağımı sandım’
Ankara'da yaşayan reklamcı ve içerik üreticisi Berfu Deniz'in hikâyesi, son yıllarda sosyal medyada sıkça karşılaşılan “kurumsal hayatı bırakıp özgürlüğe koşan” başarı öykülerinden oldukça farklı. Çünkü onun hikâyesi, parlak girişimcilik masallarının ardındaki görünmeyen gerçekleri, başarısızlığı ve yeniden başlamanın cesaretini anlatıyor. E-ticaretten gönüllü çalışmaya, garsonluktan yeniden ofis yaşamına uzanan yolculuğunda başarısızlığın da hayatın doğal bir parçası olduğunu söyleyen Berfu ile bu süreçte yaşadıklarını konuştuk. Anadolu Üniversitesi Basın Yayın Bölümü mezunu olan, ardından Hacettepe Üniversitesi Kültürel Çalışmalar ve Medya Programı'nda yüksek lisans yapan Berfu Deniz, akademik eğitiminden sonra kurumsal iletişim, dijital medya ve reklamcılık alanlarında çalışmaya başladı. Ancak zamanla beyaz yakalı hayatın dışarıdan görünen cazibesi ile içeride yaşanan gerçekler arasındaki uçurumu fark etti. Kurumsal hayatı bırakıp girişimciliği deneyen Berfu Deniz, e-ticaretten gönüllü çalışmaya, garsonluktan yeniden ofis yaşamına uzanan yolculuğunda başarısızlığın da hayatın doğal bir parçası olduğunu söylüyor. Sosyal medyanın parlatılmış başarı hikâyelerine karşı gerçek deneyimlerini paylaşan Deniz, ‘Cesaret korkunun yokluğu değil, onunla birlikte yürüyebilmektir’ diyor. Sektöre ilk girdiğinde büyük bir hevesinin olduğunu dile getiren Berfu, “Bir yerden sonra emeğimin karşılığını alacağımı, fikirlerimin değer göreceğini, kurumsal yapıların görece profesyonel ve adil olduğunu düşünüyordum. Güvencesizlik, uzun çalışma saatleri ve mobbing gibi durumlar bir süre sonra insanın özsaygısını zedeliyor. Sürekli bir yetersizlik hissi kronik bir kaygı hali yaratıyor. Mesela o dönem kazandığım maaşın bir kısmını, psikolog seanslarına ayırıyordum. Bir gün kafama dank etti, kazandığım parayı sırf o işe gitmeye devam edebilmek, o motivasyonu tekrar bulabilmek için psikologlara harcıyordum. Kendi kuyruğunu yiyen bir yılan gibi, tamamen kendi kendini tüketen bir döngünün içinde sıkışıp kaldığımı fark ettim” şeklinde konuştu. 'PLAZA DÜNYASININ 'HAVALI' İNSANI OLMAK İŞİN SADECE AMBALAJI' ‘Gündüzleri tam zamanlı işimi yürütmeye çalışıyor, geceleri e-ticaretle uğraşıyordum’ diyen Berfu, “Sosyal hayatım sıfırlanmıştı, uykusuzdum ve sürekli tetikteydim. Dışarıdan bakıldığında ‘başarılı ve çok çalışan’ biriydim ama içeride bir şeyler sürekli eksiliyordu. O dönem zihnen ve bedenen sinyal verdiğim, durmazsam kırılacağımı anladığım bir kırılma noktasıydı. Beyaz yakalı olmak dışarıdan çok prestijli, çok havalı bir şeymiş gibi sunuluyor ama içine girdiğinizde görüyorsunuz ki bu aslında insanı sürekli o tüketim döngüsünün içinde tutan bir illüzyon” dedi ve ekledi: “O plaza dünyasının 'havalı' insanı olmak işin sadece ambalajı. Sabahtan akşama kadar bitmek bilmeyen toplantılar, günün sonunda hiçbir yere varmayan kurumsal terimlerle dolu uzun konuşmalar, o sürekli bir şeyleri koordine ediyor gibi görünme hali. Aslında hepsi o ambalajın birer parçası. Günün sonunda, o şık kıyafetlerin ve havalı unvanların ardında, sadece sistemi döndürmek için sürekli koşturan ve yorulan insanlar var. Ben o dünyanın içindeyken, sadece işe gitmek için yaşayan, o suni rutinin içinde kaybolan biri olmak istemediğimi anladım.” 'Bir dönem bir e-ticaret şirketinde çalışıyordum ve e-ticaretle ilgili içerikler üretiyordum' diyen Berfu, "Dolayısıyla bu alandaki potansiyeli bizzat içeriden hissettim; gözümün önünde gerçekten para kazanan birçok canlı örnek vardı. Bunun yanı sıra, kurumsal maaşımın tek başına yaşayan bağımsız bir kadın olarak bana yetmemesi de en büyük etkenlerden biriydi kurumsal hayatı bırakmamdaki. Tabii bir de içimdeki 'kendi yolumu çizme, kendime yeni bir alan açma' arzusu eklenince harekete geçtim. Bilgisayar başında saatler, geceler harcayarak Amerika’ya tabela ve yılbaşı süsleri sattım” şeklinde konuştu. ‘PARA PARAYI ÇEKİYOR, PARA PARAYLA BÜYÜYOR’ İlk başta muazzam bir özgürlük ve 'başarıyorum galiba' hissi olduğunu dile getiren Berfu, “Sürekli satış geldiğini görünce, kurumsal hayatın bana dayattığı sınırlardan tamamen kurtulabileceğime inandım. Büyük bir umut oldu diyebilirim. E-ticaret ilerlerken, maddi olarak daha cazip başka bir iş teklifi aldım. Bu rahatlamanın bana e-ticaret için daha büyük bir hareket alanı açacağını düşünmüştüm ama öyle olmadı; yeni yerimde de o tanıdık yetersizlik hissiyle boğuşurken buldum kendimi. Üstelik iki işi aynı anda yürütmek artık fiziksel ve zihinsel olarak imkansızdı. Kendimi bildim bileli okulda, iş hayatında hep bir koşturmacanın içindeydim. E-ticaretteki deneyimim potansiyelimi gösterip cesaret verince, 'Zamanımı yalnızca kendime ayırırsam neler yapabilirim?' diye görmek istedim ve istifa ettim” ifadelerine yer verdi ve ekledi: “Para parayı çekiyor, para parayla büyüyor. Eskiden sıfır noktasından başlayıp bir yerlere gelmek daha kolaydı; belki imkan azdı ama fırsat çoktu. Bugün ise arkasında ciddi bir sermaye olmayan bir işin, o devasa ve acımasız rekabet ortamında tek başına ayakta kalması çok zor. Tabii ki sıfırdan gelip başaranlar hala var ama sayıları ne kadar? Sosyal medya bize o istisnai birkaç örneği genel kaideymiş gibi sunuyor ama gerçek hayatta sadece çok çalışmak ya da iyi bir fikre sahip olmak tek başına yetmiyor.” ‘İSTİFA EDERSEM KİRAMI ÖDEYEMEM KORKUSU BİZİ O İŞLERDE TUTUYOR’ ‘Gönüllü çalışmaya karar verip yurt dışına gittiğim dönemde ruh halim, tamamen tükenmiş, tabiri caizse "havlu atmış" bir haldeydim’ diyen Berfu, “E-ticaret balonu yüksek rekabet ve maliyetler yüzünden patlamıştı, işe tekrar dönecek gücüm yoktu. Cebimde azıcık bir harçlıkla, sadece durmak, nefes almak ve görünmez olmak istedim. Paranın ve statünün bizi ne kadar yapay bir güven çemberinde tuttuğunu öğrendim. Cebimde para yokken, bir sahil kenarında sadece emeğimi vererek barınmayı ve doymayı deneyimlemek, modern dünyanın dayattığı "parasız kalırsan yok olursun" korkumu kırmamı sağladı. Hayatta kalma kaslarımın ne kadar güçlü olduğunu gördüm. O güne kadar kendimi hep o kurumsal unvanlarla, aldığım eğitimlerle tanımlamışım. Onlar altımdan çekildiğinde de Berfu olarak var olabildiğimi ve ayakta kalabildiğimi gördüm” bilgisini paylaştı. ‘Aç kalırım, kiramı ödeyemem’ korkusuyla yüzleşmenin hayatını nasıl değiştirdiğini sorduğumuz Berfu, “O korku, modern insanın en büyük prangası. ‘İstifa edersem kiramı ödeyemem, mahvolurum’ korkusu bizi o toksik işlerde tutuyor. Gönüllü çalışırken ve sonrasında parasızlığı, yokluğu deneyimlerken o cam fanus kırıldı. Gördüm ki bir şekilde yaşanıyor, bir şekilde hayatta kalınabiliyor. Ama öyle ama böyle. Korkunun yerini garip bir teslimiyet aldı” şeklinde konuştu. ‘BEN DE O BAŞARI HİKAYELERİNDEN BİRİ OLACAĞIM SANMIŞTIM’ ‘Ankara’ya döndüğümde yine platform üzerinden dijital ürünler satmayı denedim ama acilen bir maddi akışa ihtiyacım vardı’ diyen Berfu, “Bekleyecek lüksüm yoktu. Bir restoranda garson olarak işe başladım. Yüksek lisans mezunuyken, kariyer basamaklarını tırmanmayı hayal ederken kendimi masaları silerken, dükkana paspas atarken bulmak ilk başta çok tuhaf bir histi. Ama bu kesinlikle işi küçük görmekle ilgili değil. Zaten öğrencilik yıllarım harçlığımı çıkarmak için garsonluk yaparak geçmişti. Beyaz yakalı dünyadan çıkıp fiziksel emeğin, saatlerce ayakta kalmanın yorgunluğunu tekrar yaşamak, bu iş koluna olan saygımı kat kat artırdı. Gün sonunda ayaklarımın üstünde duracak takatim kalmıyordu belki ama geceleri yastığa kafamı koyduğum an huzurla uyuyabiliyordum. Şunu anladım: fiziksel yorgunluk birkaç saatlik dinlenmeyle geçiyor; ama iş hayatındaki o stres, baskı ve yetersizlik hissi psikolojik olarak çok daha yıkıcı” bilgisini paylaştı. ‘Instagram’da, YouTube’da sürekli karşımıza çıkan ‘Kurumsalı bıraktı, Bali’ye yerleşti’, ‘Her şeyi bıraktım, kendi işimi kurdum ve özgür oldum’ videoları ister istemez insanda bir özenme duygusu yaratıyor’ diyen Berfu, “O pembe filtreli başarı hikayeleri, arka plandaki sermayeyi, şansı ya da başarısızlık ihtimallerini gizliyor. Yalan söylemeyeyim, kurumsal hayatı bıraktığım dönemde benim de zihnimde böyle bir başarı hikâyesi beklentisi elbette vardı. E-ticarette potansiyel görünce ‘İşte ben de o sosyal medyadaki başaranlardan biriyim, kendi hikayemin kahramanıyım’ dedim. Sistem bizi buna o kadar güzel inandırıyor ki, başarısız olma ihtimalini zihninize getirmek bile istemiyorsunuz” şeklide konuştu. ‘SOSYAL MEDYADA SADECE TATİLLER, KAHVE BARDAKLARI VE CİROLAR GÖSTERİLİYOR’ Sosyal medyada anlatılan girişimcilik hikâyeleriyle gerçek hayat arasındaki en büyük farklardan birinin, gerçek hayatın görünmez maliyetleri ve acımasızlığı olduğunu dile getiren Berfu, “Sosyal medyada sadece sonuçlar, tatiller, lüksler, kahve bardakları ve cirolar gösteriliyor. Kimse kaygılarla boğuştuğu geceleri, krizlerini, sabahlara kadar süren stresi ve en önemlisi ‘her şeyin ters gidebileceği’ gerçeğini anlatmıyor. Başarı hikâyelerini anlatırken başarısızlıklar, yeterince konuşulmuyor. Çünkü genel kanı, başarısızlığı, denemeyi yanılmayı rezil olmakla ya da zayıflıkla beraber kodluyor. Herkes kusursuz, her şeyi çözmüş ve hep kazanan tarafta görünmek istiyor. Oysa bizi büyüten şey başarılarımız değil, başarısızlık birçok başarıdan çok daha fazla şey öğretiyor insana. İnsanı kendisiyle tanıştırıyor. Bu yüzden de dönüştürücü bir etkisi var” dedi ve ekledi: “Bizim toplumumuzda özellikle ‘başaramamak’ bir yenilgi, bir toplumsal utanç kaynağı gibi algılanıyor. ‘Bak gördün mü, yapamadı, kürkçü dükkanına geri döndü’ denmesinden korkuluyor. İnsanlar kırılganlıklarını, sistem karşısındaki çaresizliklerini açık etmek istemiyorlar. Herkes birer ‘kazanan’ olmak zorunda hissediyor kendini. Kurumsal hayata yeniden geri dönmek benim için sla bir yenilgi değil, muazzam bir dersti. Başladığım noktaya döndüm belki ama aynı insan olarak dönmedim. Artık o eski suni korkuların yarattığı cam fanus kırılmıştı. Kurumsala bu kez ‘mecbur olduğum için köle gibi’ değil; sınırlarını çizmeyi bilen, hayatta her şeyin olabileceğini görmüş, daha olgun ve özgür bir kadın olarak döndüm.” ‘İŞ BULMUŞSUN BEĞENMİYORSUN DİYEN DE OLDU ÇOK ŞIMARIKSIN DİYEN DE’ ‘Bir hedef vardır ve ona ulaşamadıysanız başarısız bir girişim olmuştur’ diyen Berfu, “Ama bu, o girişimi değersiz kılar mı? Asla. Bence asıl problem, başarısızlığın değersizlikle eşdeğer görülmesi. Hayatın içinde başarı ne kadar varsa, başarısızlık da o kadar var. Ben sosyal medyada paylaştığım videoda 'başaramadım' dediğimde onlarca insan bana, 'Hayır başarmışsın, denemişsin, asıl başarı bu' diye mesaj attı. Ne demek istediklerini, vermeye çalıştıkları desteği çok iyi anlıyorum ve kesinlikle o süreçte ulaştığım şeyler benim için de çok kıymetli. Ama toplumda başarısızlığı ısrarla reddetme ya da ondan mutlaka olumlu bir şeyler çıkarma, onu hemen bir başarı hikayesine devşirme eğilimi var. Bence buna gerek yok; başarısızlık başarısızlıktır ve bu çok normaldir. Denersiniz; bazen olur, bazen olmaz. Başarısızlığı zorla başarıya döndürmeye çalışmaktansa, onu da hikayenin diğer ihtimali olarak görüp normalleştirmemiz gerekiyor. Ancak böyle bakarsak, başarısızlığı ‘ödümüzü koparan bir ihtimal’ olmaktan çıkarırız diye düşünüyorum” dedi ve sözlerini şöyle sonlandırdı: “Sosyal medyada o kadar farklı yorumlar aldım ki, ‘ Bana 'Dokuz-altı iş bulmuşsun işte, bir de beğenmiyorsun, ne şımarıksın' diyen de oldu, gösterdiğim şeyi büyük bir cesaret olarak görüp takdir eden de. Yani günün sonunda herkes bu hikayeye kendi yaşanmışlıklarının filtresinden bakacak. Ben de açıkçası kendimi motivasyon konuşmaları yapacak bir konumda görmüyorum. Herkesin içinde yaşadığı şartları, sorumlulukları çok başka. Sosyal medya, oturduğu yerden kimsenin durumunu koşullarını bilmeden “şunu yapın, bunu yapın” diyen insanlarla dolu. İnsanlara üstten bakan konuşmalardan ve reçete sunmaktan özellikle imtina ediyorum açıkçası. Ben sadece kendi sürecime bakıp naçizane şunu söyleyebilirim. Yeni ve bilinmeyen bir durumun en doğal eşlikçisi: korku. Ama korku bir duygu, cesaret bir eylemdir. Kimse konforlu alanındaki hamlesi cesaret değildir. Yani birbiriyle en yakın arkadaş bunlar. Dolayısıyla bu hissi yok etmeye çalışmak ya da geçmesini beklemek yerine, onu da yanına alıp yola çıkabilmek, o bilinmezlikle yürümeyi kabullenebilmek gerekiyor.” VİA: Gonca Kocabaş / Milliyet.com.tr
- Çatıdan düştü yüzde 94 engelli kaldı ama hayattan vazgeçmedi
Burdur'da asıl mesleği marangozluk olan Hüseyin Erkal, 24 yıl önce kaza geçirdi yüzde 94 engelli kaldı. Hayata küsmedi tekerlekli sandalyesiyle makine tamiri yapıyor. ENGELLİ KALDIKTAN SONRA YENİ HAYATINI KURDU Burdur'un Gölhisar ilçesinde yaşayan Hüseyin Erkal, çocukluğundan itibaren marangozluk yapıyordu. 24 yıl önce çatıdan düşerek yüzde 94 engelli kaldı. Kaza sonrası yaşadığı iyileşme sürecinin ardından hayata küsmedi aksine daha da sıkı tutundu. Evinin altına çalışmak için tamir atölyesi kurdu. Tekerlekli sandalyesiyle birlikte odun motoru, süt sağım makinesi gibi makinelerin tamiriyle ilgileniyor. Erkal, bu işe sıfırdan başladığını belirtti. “Ben bu işe kendim başladım. Çıraklık falan yapmadan kendim öğrendim. Sonuçta şimdi yanımda eleman çalışıyor.” dedi. En büyük destekçisi eşi ve oğlu oldu. Engelli bireylere hayata küsmemelerini tavsiye eden engelli tamirci “Engelli bireyler genellikle eve kapanıyorlar. Ruhsal olarak da her konuda destek almaya çalışıyorlar. Bir şeylerle uğraşıldığı zaman hem maddi olarak para kazanırlar hem de vakit geçirirler. Sonradan da bir şeyler öğrenilebiliyor. İlla engelli olduğu için eve kapanması veya ben iş göremem diye düşünmesinin gereği yok.” diyerek tavsiyeler verdi.
- Kadın girişimci köyüne fabrika kurdu! Tonlarca üretim yapıyor ama siparişlere yetişemiyor
Çorumlu 2 çocuk annesi kadın girişimci köyüne üretim tesisi kurdu. Hem atık malzemeleri değerlendiriyor hem de katma değer sağlıyor. Devletten 3.9 milyon TL'lik hibe desteği alarak işe başlayan Ebru Zorlu, bir tane bile fazladan ağaç kesilmesine gerek kalmadan üretim yapıldığına dikkat çekiyor. Yılda 6 bin ton üretim yapılıyor ancak talebi karşılayabilmek için 12 bin tonluk üretim hedefi bulunuyor. İşte genç girişimcinin ilham veren hikayesi.... Çorum'da ailesinin 1996 yılından beri sürdürdüğü kereste üretimi ve ahşap ev yapımı işinden artan ahşap atıkları değerlendirmek isteyen 2 çocuk annesi genç yatırımcı Ebru Zorlu, pelet üretim tesisi kurmaya başladı. Zorlu, devlet desteği almak için Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu'na (TKDK) başvurdu. IPARD II 11. Başvuru Çağrı Döneminde projesi desteklenen Ebru Zorlu, 7,2 milyon liralık yatırımı için 3,9 milyon lira hibe desteği aldı. Çorum Merkez ilçesine bağlı Kayaca köyü mevkiinde tesisisi kuran Zorlu, 2023 yılının sonunda üretime başladı. Tesiste ekonomik değeri kalmayan kereste atıklarını katma değerli ürüne dönüştürülerek hem ekonomiye katkı sağlıyor hem de doğanın korunmasında büyük rol oynuyor. “Katma değerli ürünler sektörüne başvuru yapabileceğimizi söylediler” Bir yakının tavsiyesi üzerine devlet desteği olduğunu öğrendiğini belirten Ebru Zorlu, “Ailem 1996 yılından beri her türden kereste üretimi ve ahşap ev yapımı işi ile uğraşıyor. Bu üretimleri gerçekleştirirken ortaya çıkan atıkların değerlendirilmesi amacıyla pelet üretim işine yatırım yapmaya karar verdik. TKDK'dan, hayvancılık tesisi kuran bir yakınımızın ‘birçok sektöre destek veriyorlar, gidin görüşün' demesiyle haberdar olduk. Projemizi anlattığımızda katma değerli ürünler sektörüne başvuru yapabileceğimizi söylediler. Projemiz tamamlanana kadar hep yardımcı oldular” dedi. "Bir tane bile ağacın fazladan kesilmesi gerekmiyor” Tesiste yapılan üretim için fazladan ağaç kesilmesine gerek kalmadığını kaydeden Zorlu, Tesisimizde çam kerestesi üretimimiz sırasında ortaya çıkan ekonomik değeri olmayan kereste atıkları ve talaşı üretim ortamından uzaklaştırarak depolamak için ayrıca bir zaman, işgücü ve para harcıyorduk. Ya da isteyenlere veriyorduk. Şimdi bu atıklar pelet üretim tesisimizin hammaddesi oldu. Orman ürünleri işleyen diğer tesislerin atıklarını da çok uygun fiyatlarla satın almak suretiyle onlarında atıklarından kurtulmalarına ve aynı zamanda para kazanmalarına vesile oluyoruz. Pelet üretimimizde hammadde teminimiz orman ürünlerinin atıklarının değerlendirilmesi ve geri dönüşümüne dayandığından dolayı bizim tesisimizin ihtiyacı için bir tane bile ağacın fazladan kesilmesi gerekmiyor. Yatırımımızla hem kendi atık çam tomruk, kereste parçalarını ve talaşlarını hem de diğer tesislerde ortaya çıkan atıkları alıp çam peletine dönüştürüyoruz” diye konuştu. 15 kişinin tesiste istihdam edildiğini kaydeden Zorlu, “2023 yılı biterken yatırımımızı tamamladık ve pelet üretimine başladık. Şuan tesisimizde kereste imalatı ve pelet üretimi bölümlerimizde 15 çalışanımızla, tek vardiyada yılda 6 bin ton pelet üretimi yapıyoruz. Müşteri kitlemiz çoğaldıkça iki vardiya ile çalıştığımızda üretim kapasitemiz yıllık 12 bin tona çıkacak. Ev kullanıcıları için 6 milimetre, endüstriyel tesislerde kullanılmak üzere de 8 milimetre boyutlu, hiçbir kimyasal katkı kullanmadan, yüzde yüz çam odunu ve kereste artıklarından elde ettiğimiz çam talaşından pelet üretiyoruz. Ürünümüz için Türk Standartları Enstitüsü (TSE) ve Avrupa Birliğine (AB) ihraç sertifikaları aldık. Şimdilik genellikle Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki illerde bulunan müşterilerimize satış yapıyoruz” şeklinde konuştu. "Kömüre göre neredeyse tamamı yanan bir ürün" Yatırım sayesinde Sıfır Atık projesine destek verdiklerini belirten Zorlu, “Kömüre göre neredeyse tamamı yanan, geride ihmal edilebilecek oranda kül bırakan, kalorisi yüksek, karbonmonoksit (CO) salınımı kabul edilebilir değerin altında, depolanması kolay, çevre dostu olan değerli bir ürünü yeniden ekonomiye kazandırıyoruz. Çevre dostu bu yatırımımızla, 2017 yılında devletimizin başlattığı ve bugün dünya gündeminde yer bulan Sıfır Atık projesine de katkı sağladığımızı düşünüyoruz. 7,2 milyon yatırım tutarlı projeme 3,9 milyon lira destek sağlayan devletime ve bu yatırımın hayat bulmasında katkı sağlayan herkese çok teşekkür ediyorum”ifadelerini kullandı.
- Evinde başladı, sosyal medyada büyüdü! 3 çocuk annesi "yapamazsın" diyenlere inat kendi işinin patronu oldu!
Gaziantep'te yaşayan 3 çocuk annesi Seda Bayram, evinin mutfağında hobi olarak başladığı pasta ve börek yapımını dev bir başarı hikayesine dönüştürdü. Sosyal medyadan aldığı ilk siparişlerin ardından azmiyle çevresinden 'Atom Karınca' lakabını alan girişimci kadın, eşiyle el ele vererek hayalini kurduğu işletmeyi açtı. Gaziantep'te Millet Bahçesi içerisinde hizmet veren işletmesinde yöresel ev yemekleri hazırlayan Seda Bayram, hem ailesine destek oluyor hem de müşterilerine anne eli değmiş lezzetler sunuyor. Yaklaşık 6 yıldır yemek sektörünün içinde olduğunu belirten Seda Bayram, işe ilk olarak evde pasta ve börek yaparak başladığını söyledi. Sosyal medya üzerinden sipariş almaya başladığını anlatan Bayram, zamanla toplu yemek organizasyonları yaptığını ifade etti. Üç çocuk annesi olduğunu belirten Bayram, yaptığı iş sayesinde hem çocuklarının eğitimine katkı sağladığını hem de sevdiği işi yaptığını söyledi. İşini severek yaptığını ifade eden Bayram, müşterilerden aldığı olumlu dönüşlerin kendisini mutlu ettiğini dile getirdi. Hayalinin kendi restoranını açmak olduğunu söyleyen Bayram, "Evde başladım. Pasta ve börek yapmayı çok seviyordum. Daha sonra siparişler arttı. Okullara, taziyelere ve nişan organizasyonlarına yemek hazırladım. Şimdi ise eşimle birlikte Millet Bahçesi'nde kendi işletmemizi açtık" dedi. Mesleğe nasıl başladığını anlatan Bayram, "Her şey evde başladı. Pasta ve börek yapmaya karşı büyük bir ilgim vardı. Öncelikle evde yapıp çevreme ikram ediyordum. Daha sonra dışarıdan sipariş almaya başladım. Sosyal medya üzerinden satış yaptım, ardından toplu yemek siparişleri almaya başladım. Ev yemeklerimi beğenenler sayesinde okullara, taziyelere ve nişan organizasyonlarına yemek hazırladım. En büyük hayalim bir restoran açmaktı ve bugün eşimle birlikte bu hayalimi gerçekleştirdik. Burada karı-koca dayanışmasıyla çalışıyoruz. Yemeklerin hepsini kendim yapıyorum. Ayrıca aşçılık belgelerim de mevcut. Hem ev ekonomisine katkı sağlamak hem de çok sevdiğim bir işi yapmak için başladım. Çocuklarımın eğitimi için aile bütçesine destek olmak istedim. Zamanla işler büyüdü, talepler arttı. 30-50 kişilik yemek siparişleri almaya başladım. Bir dönem evimin mutfağını adeta işletmeye çevirmiştim" dedi. Mesleğini severek yaptığını söyleyen Bayram, "Çok şükür işlerimiz iyi gidiyor. Her geçen gün daha da gelişiyoruz. Gaziantep bir gastronomi şehri ama insanlar hala anne eli değmiş ev yemeklerini arıyor. Özellikle yuvarlama ve sütlacımız çok ilgi görüyor. Ben yemekleri profesyonel bir aşçı gibi değil, bir annenin sevgisiyle hazırlıyorum. Üç çocuğum var. Büyük kızım Ankara'da üniversite okuyor, bir çocuğum üniversite sınavına hazırlanıyor, en küçük oğlum ise 10 yaşında. Evden çalıştığım dönemlerde de çocuklarımın eğitimine destek oldum. Eşimle birlikte zor günleri dayanışmayla atlattık. Özellikle sosyal medya üzerinden Gaziantep gibi bir yerde satış yapmanın zor olduğunu söyleyenler vardı. Ama ben her zaman kendime güvendim. Şimdi ise işlerimizin iyi noktaya geldiğini görmek beni mutlu ediyor. Çevremdekiler bana 'Atom Karınca' diyor. Çünkü hiç durmadan çalışıyorum. Bu işin mutfak kısmı gerçekten çok emek istiyor. Hazırlık, malzeme tedariği, çalışanlarla ilgilenmek kolay değil. Ama yaptığım işi severek yaptığım için bütün yorgunluğumu unutuyorum. Müşterilerimizin memnun ayrılması benim için maddiyattan daha değerli. Bir kişinin ‘Çok güzel olmuş, elinize sağlık' demesi tüm yorgunluğumu alıyor. Temizlik benim için çok önemli. Tüm süreci birebir kendim takip ediyorum. Malzemelerimizi özenle seçiyoruz. Et tedariğimizi de güvendiğimiz aile çevremizden sağlıyoruz. Ev yapımı salça, kaliteli baharatlar ve özellikle zeytinyağı kullanıyoruz. Burada her şeyin birinci sınıf olmasına dikkat ediyoruz. Amacımız, hem Gazianteplilere hem de şehrimize gelen misafirlere gerçekten kaliteli ve samimi ev yemekleri sunabilmek" diye konuştu.
- Yapay zeka ile çilek hasadı! 21 yaşındaki genç ihracata başladı
Hatay'ın Yayladağı ilçesinde amcasından yetiştiriciliğini öğrendiği çileği topraksız serada ve yapay zeka desteğiyle gerçekleştiren 21 yaşındaki Ahmet Sanar, hasat ettiği ilk ürünlerle ihracata açıldı. Aşağıpulluyazı Mahallesi'nde yaşayan Sanar, çocukken çilek üreticisi amcası Ünal Sanar'dan etkilenerek çiftçi olmaya karar verdi. Geleneksel yöntemlerle çilek üretimi yapan amcasının yanında çalışmaya başlayan Sanar, yetiştiriciliğin inceliklerini öğrendi. Sanar, amcasının geleneksel olarak yaptığı yetiştiriciliği teknolojik imkanlarla yapmaya karar vererek geçen yıl kasımda 6,5 dönüm arazide topraksız sera kurdu. Serasında nemden sıcaklığa kadar bütün verileri yapay zeka desteğiyle analiz ederek üretim yapan Sanar, mahalledeki 30 kadına da istihdam sağladı. Sanar, şubat ayında hasat ettiği ilk ürünlerini yurt içinin yanı sıra Rusya ve Romanya'ya ihraç etti. Genç çiftçi Ahmet Sanar, AA muhabirine, hayalinin ilk başlarda Almanya'ya yerleşip iş kurmak olduğunu söyledi. Amcasının yönlendirmesi ve özendirmesiyle yurt dışına gitmekten vazgeçerek doğduğu mahallede çilek üretmeye karar verdiğini anlatan Sanar, şöyle konuştu: "Amcamın ürettiği çileği daha ileriye nasıl taşıyabilirim diye araştırmaların sonucunda topraksız sistemine geçme kararı aldık. Ardından hidroponik sistemde topraksız çilek seramızı kurduk. Şubatta ilk hasadı almaya başladık. Şubattan beri aktif şekilde ürün topluyoruz. İlk yılımıza göre bu yıl 50-60 ton arasında bir rekolte bekliyoruz ve şu an Romanya ve Rusya'ya gönderim sağlıyoruz." Sanar, bugüne kadar serasından yaklaşık 15 ton ürün aldığını ve bunun yaklaşık 9 tonunu ihraç ettiğini dile getirdi. Kurduğu sistem sayesinde açık alanda sadece iki ay yapılabilen çilek üretimini şimdi her mevsime yaydığını anlatan Sanar, şöyle devam etti: "Açık alanda kontrol çok zor oluyordu, kapalı alanda bitki tamamen sizin kontrolünüzde. Verdiğiniz su, gübre daha dengeli, ürettiğiniz ürün daha kaliteli ve sağlıklı bunun gibi birçok etken bizi aslında kapalı alana sürükledi. Araştırmalarım, bu işe önem vermem bizi bu noktaya getirdi. Şimdi her şey çok daha kontrol edilebilir çünkü yapay zeka desteğini kullanıyoruz. Günlük verdiğimiz besinin, suyun, gübrenin değerleri var, bunları yapay zeka sayesinde sistemli bir şekilde kontrol edebildiğimizden ürettiğimiz bitki çok daha sağlıklı ve çok daha kontrol edilebilir oluyor. Bunun neticesinde de aldığımız ürün çok kaliteli oluyor." Sanar, serasında yetiştirdiği çileklerle pazar ağını genişletmeyi ve çok daha fazla kişiye istihdam sağlamayı hedeflediğini kaydetti.
- Hem çalışıyor hem okuyor hem anne! ‘Sibel Abla’ herkese ilham oldu
Üç çocuk annesi olmasına rağmen hayallerinden vazgeçmeyen Sibel Bal, azmiyle “okumanın yaşı yok” sözünü bir kez daha kanıtladı. Gümüşhane’de hem çalışıp hem evin sorumluluğunu üstlenen Bal, tüm yoğunluğuna rağmen üniversite sıralarına dönerek örnek bir başarı hikayesine imza attı. Sınıf arkadaşlarının “Sibel Abla” diye hitap ettiği Bal, kararlılığı ve disipliniyle yalnızca öğrencilerin değil, akademisyenlerin de takdirini kazandı. Gümüşhane'de yaşayan 3 çocuk annesi 45 yaşındaki Sibel Bal, eğitim hayatına verdiği ara sonrası üniversite sıralarına muhteşem bir dönüş yaptı. İki yıllık üniversite mezunu olmasına rağmen okuma tutkusundan vazgeçmeyen Bal, kızını üniversite sınavına teşvik etmek amacıyla onunla birlikte sınavlara girdi. Gümüşhane Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü'nü kazanan Bal, şimdilerde ikinci sınıf öğrencisi olarak eğitim hayatını başarıyla sürdürüyor. Sibel Bal'ın hikayesini özel kılan en önemli unsurlardan biri, hayatındaki yoğun tempo. Günlük yaşamında bir yandan aynı üniversitede sürekli işçi kadrosunda çalışan, diğer yandan evindeki sorumluluklarını yerine getiren Bal, eğitimine de asla ara vermiyor. Bal, okul ortamını çok sevdiğini belirterek, "Arkadaş ortamı güzel. Onlar benim çocuklarımın yaşındalar. Hepsi benim çocuklarım. Anlaşıyoruz da, seviyorlar da. Ev ve okul idare ediyoruz. Hem iş hem ev hem okul. Öyle gidiyor. Daha önce öğrencilerin arasında çalışıyordum ancak okul sırasında oturmak çok daha farklı ve heyecan verici bir duyguymuş" dedi. Sınava ikinci çocuğuyla girip kazandığını ifade eden Bal, üçüncü çocuğuyla da yaşı kaç olursa olsun sınava gireceğini ve okumak istediğini sözlerine ekledi. GENÇLERE ÖRNEK OLUYOR Sınıf arkadaşları tarafından "Sibel Abla" olarak çağrılan ve çok sevilen Bal, genç öğrenciler için de bir motivasyon kaynağı haline geldi. Sınıf arkadaşı Sıla Şahan, Sibel Bal'ın hem çalışıp hem okumasının kendilerine ve ailelerine örnek olduğunu belirterek, onun disiplinli ve başarılı bir öğrenci olduğunu vurguladı. Şahan, "Sibel abla bize öğrenmenin yaşının olmadığını, çalışırken de okunabileceğini, aslında hem bize hem ailemize örnek bir davranış sergilediğini söyleyebilirim. Sonuçta bizim de annemiz, babamız yani okumayan birçok üyelerimiz var ama Sibel abla bunu başarıyor. Hem çalışıyor, çalışırken de aynı şekilde derslere katılıyor ve çoğumuzdan da daha örnek bir öğrenci olduğunu da söyleyebilirim. Yani çok başarılı bir öğrenci Sibel abla" diye konuştu. AKADEMİK KADRODAN TAM NOT Bölüm akademisyenlerinden Dr. Öğretim Fatih Işık ise Sibel Bal'ın derslerdeki disiplininden övgüyle bahsetti. Bal'ın Bitki Coğrafyası gibi zorlayıcı derslere bile tam bir sorumluluk bilinciyle katıldığını belirten Işık, "Sibel Hanım bölümümüzde yaklaşık iki yıldır öğrencilik görevini yürütmekte. Kendisi hem çalışıyor hem bir taraftan çocuklarını büyütüyor hem de bir taraftan da derslerimize tam bir disiplinde katılım sağlıyor. Aslında bize azmin ve sorumluluğun bir göstergesi, çok önemli bir örneği olarak karşımıza çıkıyor. Bu hem üniversitemiz hem de öğrencilerimiz için önemli bir örnektir" ifadelerini kullandı.
- Kadın istihdamıyla lojistikte örnek oldu
AİLE şirketinde gümrükleme ve lojistik sektöründe dördüncü kuşak temsilci olarak görev yapan Selin Obdan, firmadaki kadın istihdamını artırmaya yönelik çalışmalar yürütüyor. Dedesinin 1945 yılında kurduğu gümrükleme, antrepo ve lojistik şirketinde yurt dışı eğitiminin ardından yaklaşık 5 yıl önce yöneticiliği üstlenen Obdan, operasyon yönetimi ve uluslararası iş ağlarının kurulması alanlarında faaliyet gösteriyor. SELİN Obdan yaptığı açıklamada, lojistik sektörünün dışarıdan bakıldığında erkek ağırlıklı bir alan olarak görüldüğünü ancak sektörde çok sayıda başarılı kadın profesyonelin görev yaptığını söyledi. Uluslararası ticaret ve lojistik alanında faaliyet gösteren kadınların oluşturduğu geniş bir ağın parçası olduğunu belirten Obdan, Afrika ülkelerinden ABD ve İngiltere'ye kadar farklı coğrafyalardan sektör temsilcileriyle iş birliği yürüttüklerini ifade etti. Uluslararası Taşımacılık ve Lojistik Hizmet Üretenleri Derneği (UTİKAD) ile lojistikte kadınların etkisini ortaya koyan çalışmalar gerçekleştirdiklerini aktaran Obdan, "Sektörümüz için hazırladığımız Kadın Etki Raporu ile lojistikte kadınların oluşturduğu değeri görünür kılmayı amaçlıyoruz" dedi. 'BU ALANDA GÜÇLÜYÜZ' KADINLARIN iş hayatında risk yönetimi ve sosyal sorumluluk gibi birçok alanda olumlu etkisi olduğunu vurgulayan Obdan, şöyle devam etti: "Risk yönetmesi biraz kadına atfedilmiş bir şey ama kadınların sosyal sorumluluk alanında da çok etkisi var. Birçok işi aynı anda yürütme konusunda bence uzmanız. Bu durum lojistik sektöründe önemli avantaj sağlıyor. Lojistikte özellikle birden fazla işi aynı anda yürütmek, operasyona hakim olmak, güçlü ilişkiler kurmak açısından kadının rolü çok kıymetli ve bence bu alanda çok güçlüyüz." Türkiye'nin farklı kentlerinde şubeleri bulunduğunu belirten Obdan, lojistik ve gümrük hizmetlerini uluslararası ölçekte sürdürdüklerini söyledi. Son yıllarda yeni iş birlikleri geliştirdiklerini anlatan Obdan, "Çok sayıda ülkeyle uzun yıllardır network ve iş birliklerimiz mevcut. Yeni yapımıza kattığımız bir firmayla artık Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA) bölgesinde güçlü bir ortaklık aracılığıyla ofislerimiz bulunuyor. Mısır, Dubai, Katar ve Suudi Arabistan gibi ülkelerdeyiz" diye konuştu. Şirket yönetiminde babası ve amcasıyla görev aldığını belirten Obdan, aile içindeki dayanışmanın iş süreçlerine de olumlu yansıdığını dile getirdi. Kadın istihdamına önem verdiklerini, ofis ve depo bölümünde beyaz yakalı çalışan 132 personelden 65'inin kadın olduğunu vurgulayan Obdan, "Bizim özellikle gümrükleme ofisinde çalışanlarımızın birçoğu kadın. Depomuzda da aynı şekilde. Özellikle çok fazla beyaz yakalı kadın çalışanımız var. Bunun yanında çeşitli birimlerimizde de kadınları istihdam ediyoruz. Böylece çalışanlarımızın yarısından fazlası kadınlardan oluşuyor" dedi.
- İlahiyat fakültesi öğrencisinden tarımda başarı hikayesi
Düzce’de fındığa alternatif ürün arayışıyla 10 dönüm arazide yaban mersini yetiştirmeye başlayan üniversite öğrencisi Bilal Köse (23), 4 yıl içinde üretim alanını 60 dönüme, fidan sayısını ise 15 bine çıkardı. Tarlaya gelen vatandaşlar, doğayla iç içe vakit geçirerek dalından taze yaban mersini toplama imkanı buluyor. Düzce Üniversitesi İlahiyat Fakültesi 3. sınıf öğrencisi Bilal Köse, ailesinin merkeze bağlı Musababa köyünde satın aldığı arazide tarımsal üretim yapmak için arayışa girdi. Düzce Üniversitesi Orman Fakültesinden akademisyenlerin de desteğiyle arazisine 2022 yılında yaban mersini eken Köse, ilk etapta 10 dönümlük alanda 2 bin fidanla üretime başladı. Geçen süreçte üretim alanını 60 dönüme, fidan sayısını ise 15 bine çıkaran Köse, bahçesine frambuaz, frenk üzümü ve böğürtlen gibi diğer orman meyvelerini de ekledi. Bahçede bu sezon yaklaşık 20 ton yaban mersini rekoltesi bekleniyor. "İnsanlar talebi gördükçe daha fazla ilgi göstermeye başladı" Kış mevsiminin yağışlı geçmesi nedeniyle hasadın bu yıl biraz geciktiğini belirten Köse, "Normalde haziran ayının ilk haftalarında hasat yaparken bu sene ay sonuna doğru başladık. Havalar serin gidiyor ve bu durum yaban mersini için şu an olumlu" dedi. Fındık bölgesi olan Düzce’de ilk etapta yaban mersini yetiştirilmesine insanların şüpheyle yaklaştığını anlatan Köse, "Ağaçlar büyüdükçe ve talebi gördükçe insanlar daha fazla ilgi göstermeye başladı. Daha çok bilinmeye başladı. İnsanlar daha fazla yaban mersini dikmeye başladı. Üzümsü meyvelere hem üretimde hem de tüketimde ciddi bir ilgi var. İlk zamanlarda insanlara bu meyveyi öğretmek için hem bahçeden toplatıyor hem de yaban mersini suyu ikramlarımız oluyordu. Buraya gelenlere yaban mersini suyu, dondurma gibi kendi yaptığımız ürünlerden ikramlarımız oluyor" diye konuştu. "Dalından taze taze toplamak çok güzel" Arkadaşları ve çocuklarıyla bahçeye gelerek dalından meyve toplayan Seda Salmak ise uygulamadan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Yeşillikler içinde oksijeni bol bir ortamda vakit geçirdiklerini aktaran Salmak, "Dalından taze taze yaban mersini toplamaya geldik. Kadınlar evlerinde farklı pastalar yaptığı için ben de bunu duyup toplamak istedim. Düzce fındığıyla bilinen bir şehir. Fındığımız var ama zor bulunan böyle meyveleri de dalından toplamak çok güzel bir şey. Yetiştiricilere böyle bir alan oluşturdukları için teşekkür ederim" şeklinde konuştu.
- Siparişlere yetişemiyor 'Yapamazsın' dediler 'İyi ki başlamışım, vazgeçmemişim'
Çorum'da yaşayan girişimci kadın, 8 yıl önce eşi emekli olduktan sonra yerleştikleri köyde manda yetiştirmeye başladı. 11 mandayla üretime başlayan ve şu an yaklaşık 100 hayvanı bulunan kadın girişimci, taleplere yetişemez hale geldi. Kartoğlu "Bu işe başladığımda çok eleştirildim, 'yapamazsın' diyenler oldu. Ancak ben bu işi severek yapıyorum. İyi ki başlamışım, iyi ki vazgeçmemişim" ifadelerini kullandı. Çorum'da yaşayan 54 yaşındaki Safiye Kartoğlu, gıda mühendisi olan eşi Sait Kartoğlu'nun emekli olmasının ardından hayvancılık yapmaya karar verdi. Ailesiyle birlikte Merkez ilçesine bağlı Koparan köyüne yerleşen Safiye Kartoğlu, 8 yıl önce 11 anaç mandayla çiftçiliğe başladı. İlk başladığında traktörü bile olmayan Kartoğlu, ailesinin desteğiyle, azimle çalışmaya devam etti. Safiye Kartoğlu ve ailesi, yıllar içerisinde hayvan sayısını 100'e yükseltti. SİPARİŞLERE YETİŞEMEZ HALE GELDİ İlk üretime başladıklarında, "yapamazsın" eleştirilerine rağmen pes etmeyen Safiye Kartoğlu ve ailesi, şu an siparişlere yetişemez hale geldi. Manda sütünden çeşitli süt ürünleri yapan Kartoğlu, yaz mevsiminde manda sütünden dondurma üretimine de başladı. Deneme üretimlerinde müşterilerden tam not alan dondurmanın, gelecek süreçte seri üretimine geçilmesi planlanıyor. Mandalardan kış mevsiminde 80, yaz mevsiminde ise 200 kilograma kadar süt sağan Kartoğlu, yoğurt, tereyağı, kaymak ve sucuk gibi ürünleri haftanın iki günü Çorum'daki müşterilerine ulaştırıyor. Üretimdeki başarısını daha ileriye taşımayı amaçlayan kadın girişimci, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) destekleriyle tam otomasyonlu bir sisteme geçmeyi hedefliyor. Mevcut yer imkanlarının iyileştirilmesiyle birlikte hayvan sayısını 500'e kadar çıkarmayı planlayan Kartoğlu, bu sayede Çorum'u mandacılık konusunda Türkiye'nin marka şehirlerinden biri haline getirmeyi amaçlıyor. "İŞE İLK BAŞLADIĞIMIZDA 11 ANAÇ HAYVANIMIZ VARDI! HİÇBİR EKİPMANIMIZ YOKTU" Safiye Karoğlu hayvancılığa başlama serüvenini anlattı. Kartoğlu, "Eşim emekli olduktan sonra Çorum'un Koparan köyüne gelerek hayvancılığa başladık. Bu işe başlayalı sekiz yıl oldu. Kadın girişimci olarak manda yetiştiriciliğiyle yola çıktık. Eşim uzun yıllar bu sektörde çalıştığı için hayvancılığa her zaman ilgimiz vardı. Emeklilik sonrası başka bir işte çalışmasını istemedik, kendi üretimimizi yaparak memleketimize fayda sağlamak istedik ve özellikle Çorum'u tercih ettik. İşe ilk başladığımızda 11 anaç hayvanımız vardı. Hiçbir ekipmanımız yoktu, hatta traktörümüz bile yoktu. Eşimle birlikte büyük zorluklar yaşayarak bugünlere geldik. Bir işe başladığınızda hemen 'olmuyor' deyip vazgeçmemek gerekiyor. Sekiz yıl boyunca eşimle birlikte büyük bir mücadele verdik. İki, iki buçuk yıl boyunca hem çobanlığı, hem üretimi hem de hayvan bakımını tamamen kendimiz üstlendik. Bu süreç sonunda çok güzel bir noktaya geldik" ifadelerini kullandı. Devamında Kartoğlu "Özellikle kadınlara tavsiye ediyorum. Evde oturmak yerine çalıştıkça insanın kendine olan güveni artıyor. Üretmek, faydalı olmak ve bir katkı sunmak gerçekten çok değerli. Her kadının kendi alanında, hayvancılık olmak zorunda değil, mutlaka bir şeyler yapması gerektiğine düşünüyorum. Şu ana kadar ciddi bir yol katettik" dedi. "İYİ Kİ BAŞLAMIŞIM, İYİ Kİ VAZGEÇMEMİŞİM" Kartoğlu, gerekli destekleri alarak işleri ve hayvancılık sektöründe büyümek istediklerini dile getirdi. Devamında Kartoğlu, "TKDK destekleriyle daha modern, otomasyon sistemli bir yapıya geçerek işi büyütmek istiyoruz. Şartlar uygun olursa hayvan sayısını 100, 200 hatta 500'e kadar çıkarmayı hedefliyorum. Amacım, mandacılıkta Çorum'un adını Türkiye genelinde duyurmak. Yaz aylarında manda sütünden dondurma üretimine de başladık. Ürünlerimizi müşterilerimize tattırdık ve oldukça olumlu geri dönüşler aldık. İnşallah önümüzdeki süreçte bunu seri üretime dönüştürerek manda sütü dondurmasını daha geniş kitlelerle buluşturmayı planlıyoruz. Yaz döneminde günlük 150-200 kilo süt alımı yaparken, kış aylarında doğumlar yaklaştığı için bu miktar 70-80 kiloya kadar düşüyor. Tereyağı, kaymak, yoğurt ve özellikle sucuk ürünlerimize yoğun talep var. Özel müşterilerim bulunuyor ve siparişleri haftada iki gün Çorum'a götürüyorum. Bu işe başladığımda çok eleştirildim, 'yapamazsın' diyenler oldu. Ancak ben bu işi severek yapıyorum. İyi ki başlamışım, iyi ki vazgeçmemişim. Her şey doğalıyla güzel. Yaptığım işten son derece memnunum" diye konuştu.
- Denemek için başladı, şimdi siparişlere yetişemiyor. Tarlada kilosu 190 TL
Tahıl üretimiyle öne çıkan Ankara'nın Haymana ilçesinde ilk kez sarımsak hasadı yapıldı ve deneme amacıyla başlayan üretimde 350 ton rekolte bekleniyor. Tahıl üretimiyle öne çıkan Haymana ilçesinde ilk kez Yaylabeyi Köyü'nde yetiştirilen sarımsakta hasat başladı. Çeşitli illerden gelerek sarımsak tarlasında çalışan işçiler, kavurucu sıcağa rağmen hasadı sürdürüyor. Deneme amacıyla başlayan üretim; elde edilen yüksek verim ve kalite sayesinde üreticinin ekim alanını, ortakları ile birlikte 270 dönüme çıkarmasına imkan sağlarken, bu yıl yaklaşık 350 ton ürün elde edilmesi bekleniyor. Sarımsak ekmeye nasıl karar verdiğini anlatan Çiftçi Galip Gencer, "Kastamonu'da oluyor da burada niye olmuyor, aynı kriterlere sahip olduğu için sarımsağı ekmeye başladık. Çok da memnun kaldık. Sarımsağımız daha kaliteli oldu. Kastamonu'da çok ekildiği için aroması biraz düşük. İyi de verim alıyoruz. Herkese sarımsak ekmesini tavsiye ederim, kazancı bol" ifadelerini kullandı. Geçen yıl denemek için ektiğini ifade eden Gencer, 2 ton verim aldığını ve 65 dönüm ektiğini söyledi. Aynı tohumla da kendilerinin ürettiğini belirterek sarımsağın bu sene daha da kaliteli olacağını belirtti. Piyasaya dair konuşan Galip Gencer, "Ortalama 180-190 liraya tarlada alıyorlardı. Tohumluk olarak biz 250'ye aldık geçen sene ama bu sene pazar nasıl kurulur, kaç para olur onu piyasa bilir. Bu sene onuncu ayda ektik sarımsağı. Baharda ekilir ama onuncu ayda ekilen sarımsak daha kaliteli oluyor, masrafı daha düşük oluyor. Öbürünü on kere sulaman gerekir bunu beş suyla kurtarabiliyorsun" dedi.
- Muğlalı anne azmiyle şehre örnek oldu: 39 yaşında başardı
Muğla’nın Yatağan ilçesinde yaşayan 39 yaşındaki Özlem Manisalı, eğitim hayatında gösterdiği kararlılık ve azimle çevresine örnek oldu. Üç çocuk annesi Manisalı, tüm zorluklara rağmen eğitimini tamamlayarak üniversite mezunu olmanın gururunu yaşadı. Yatağan’da ikamet eden Özlem Manisalı, eğitim süreci boyunca her gün Yatağan’dan Ula’ya gidip gelerek derslerine devam etti. Ulaşım zorluklarına rağmen eğitiminden vazgeçmeyen Manisalı, aynı dönemde muhasebe ve sigorta alanlarında da çalışarak hem eğitimini hem de iş hayatını birlikte yürüttü. Bankacılık ve Sigortacılık Bölümü’nden mezun olan Manisalı, daha sonra eğitim hayatını sürdürerek Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nden de mezun olmayı başardı. Üç çocuk annesi olmasına rağmen hedeflerinden vazgeçmeyen Özlem Manisalı, azmi ve kararlılığıyla özellikle eğitimine devam etmek isteyen kadınlara ilham kaynağı oldu.
- Arkadaşının bir cümlesiyle girişimci oldu! ‘1 gecede 70 bin TL’lik sipariş aldım’
Ne girişimci olmak için bir planı, ne de sermayesi vardı. Güzel Sanatlar Fakültesi’nde okurken kullandıkları hamurlarla kendine minik bir ayraç yaptı. Herkese fikir olması için sosyal medyada paylaşmasıyla olan oldu. Ertesi gün uyandığında hayatı değişmişti. Paylaşımı binlerce kişiye ulaşıp, bir gecede 70 bin TL’lik sipariş alan Huriye Ünver, “Satış linkini paylaştıktan kısa bir süre sonra siparişlerin art arda gelmeye başladığını gördüm. Dakikada bir sipariş düşüyordu. O an sadece ekrana bakıp, 'Ben şimdi ne yapacağım?' dediğimi hatırlıyorum’ diyen Huriye ile, kendiliğinden gelen girişimcilik hikayesini konuştuk. 27 yaşındaki Huriye Ünver, Ankara’da ailesiyle birlikte yaşıyor ve Ankara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Kültür Varlıklarını Koruma ve Onarım Bölümü’nde 4. sınıf öğrencisi. İlk lisansını Uluslararası İlişkiler alanında tamamlamış, hatta bu alanda yüksek lisansa başlamıştı. Fakat teorik bilgiyle dolu bir kariyer çizgisi ona yetmedi. "Daha üretken, daha somut bir alanda olmak istiyordum" diyerek yeniden üniversite sınavına girdi ve yönünü sanata çevirdi. Restorasyon eğitimi, ona sabrı ve detaycılığı öğretti. Bu disiplin, ileride girişimcilik sürecinde en büyük dayanağı olacaktı. Eğitimde kullandıkları özel dolgu malzemesi, fırın gerektirmeyen, kimyasal reaksiyonla sertleşen ve taş benzeri bir yapıya ulaşan restorasyon hamuru onun için sadece bir onarım aracı değildi. Evde denemeler yaparken bu malzemeyle farklı tasarımlar üretilebileceğini fark etti. ‘NE GİRİŞİMCİLİK PLANIM NE DE SERMAYEM VARDI’ "Restorasyon eğitiminde kullandığımız malzeme, klasik anlamda bir kil ya da seramik çamuru değil" diyen Huriye, “Özellikle yurt dışında, antika ve tarihi objelerin onarımında tercih ediliyor. Bu malzeme, seramikten farklı olarak fırın gerektirmez ve kimyasal reaksiyonla sertleşir. Kuruduktan sonra oldukça dayanıklı bir yapıya ulaşır. Aynı zamanda ince detay çalışmaya çok uygundur. Zımparalanabilir, şekillendirilebilir ve boyanabilir. Kilden en temel farkı ise üretim amacı. Kil bir form üretmek için kullanılır ve pişirilerek kalıcı hale gelir. Bu restorasyon malzemesi ise, yeni bir eser üretmekten ziyade, var olanı ayağa kaldırmaya hizmet eder. Ben de bu hamuru yurt dışında restorasyonla uğraşan birisinde görüp almıştım. Evde kendi kendime bir şeyleri onarırken farklı bir alanda da kullanabileceğimi keşfettim” bilgisini paylaştı. Arkadaşının bir cümlesiyle girişimci oldu ‘1 gecede 70 bin TL’lik sipariş aldım’ Kitap ayracı fikri bir ilham anıyla doğdu. Sıradan bir ayraç yerine, kitabın arasından sarkan minik bir vazo ve içinde çiçek olan küçük bir obje tasarladı. İlk paylaşımı tamamen spontane yaptı. O an tek amacı beğeni almaktı. Ancak bir arkadaşının "Bunlar çok satılır" cümlesi, sürecin yönünü değiştirdi. "Bir gün Pinterest’te gezerken benzer bir tasarıma rastladım" diyen Huriye, “Form hoşuma gitti ama kendi yorumumu katmak istedim. 'Bunu daha hikayeli bir hale getirebilir miyim?' diye düşündüm. Aklımda kitabın üstünde minik bir vazo ve içinde çiçek olan bir tasarım canlandı. Kitabın arasından sadece bir ayraç değil, küçük bir obje görünmesini istedim. Böylece kitapla birlikte yaşayan, ona eşlik eden bir tasarım ortaya çıktı. Zamanla bu fikri geliştirdim. Farklı figürler, kitaptan sarkan detaylar, hatta kitabın içine doğru kıvrılan formlar tasarladım” ifadelerine yer verdi ve ekledi: “İlk paylaşımı yaptığımda açıkçası bir girişimcilik planım yoktu. Henüz bir sitem, markam ya da sermayem bile yoktu. Sadece yaptığım tasarımı paylaşmak ve insanların beğenisini görmek istemiştim. O dönem tamamen spontane bir paylaşımdı. Ancak yakın bir arkadaşımın 'Bunlar gerçekten çok güzel, çok satılır' demesiyle bakış açım değişti. O cümle benim için bir dönüm noktası oldu. O güne kadar sadece estetik bir üretim olarak gördüğüm tasarım, bir anda potansiyel bir işe dönüştü. Aslında girişim hikâyem tam olarak o cesaret cümlesiyle başladı diyebilirim.” Sipariş mesajları gelmeye başladığında ilk tepkisinin büyük bir şaşkınlık ve heyecan olduğunu dile getiren Huriye, “Açıkçası o ana kadar bunun gerçekten bir satışa dönüşeceğini düşünmemiştim. ‘Gerçekten yapabilir miyim? Yetiştirebilir miyim?’ diye kendi kendime sordum. Çünkü artık mesele sadece bir tasarım paylaşmak değildi; birine söz vermek, bir beklentiyi karşılamak vardı. O an hem çok mutlu oldum hem de ciddi bir sorumluluk hissettim. Sanırım kendimi ilk kez gerçekten bir girişimci gibi hissettiğim an buydu” bilgisini paylaştı. "Bir gecede 70 bin TL’lik sipariş almak benim için kesinlikle heyecandan çok panikti" şeklinde konuşan Huriye, “Siteyi açtıktan kısa bir süre sonra siparişlerin art arda gelmeye başladığını gördüm. Dakikada bir sipariş düşüyordu. O an sadece ekrana bakıp ‘Ben şimdi ne yapacağım?’ dediğimi hatırlıyorum. İlk yaptığım şey annemi aramak oldu. Kendisi o sırada şehir dışındaydı. ‘Anne, hemen gelmeniz gerekiyor. Hamur almamız lazım, yetişmemiz gereken siparişler var’ dedim. Çünkü bu artık tek başıma altından kalkabileceğim bir şey değildi. O süreçte annem ve teyzelerimle birlikte üretim ve paketleme yaptık. Gerçekten bir aile emeğine dönüştü. Tabii ki bir günde bitmedi; yaklaşık bir hafta boyunca yoğun bir tempoda çalışarak tüm siparişleri tamamlayabildik. Bir gün sadece öğrenciyken, ertesi gün teslim edilmesi gereken onlarca siparişin sorumluluğuyla uyanmak büyük bir yükseklik korkusu gibiydi’ diyen Huriye, “Hata yapar mıyım? korkusu ile 'Bunu ben başardım' gururu arasında gidip geldim. Kazandığım o 70 bin TL, sadece bir kazanç değil, hayallerime yatırılan bir güvendi. İlk işim, bu 'kazara' başlayan girişimi profesyonelleştirmek oldu. Daha kaliteli ham maddeler, paketleme malzemeleri ve işimi geliştirecek teknik ekipmanlara yatırım yaptım. Yani aslında kazandığım her kuruşu, markanın geleceğine geri verdim” ifadelerine yer verdi. ‘EVİMİN BİR ODASINI TAMAMEN ATÖLYEYE ÇEVİRDİM’ "Başlangıçta böyle bir üretim altyapım yoktu" diyen Huriye, “Siparişler bir gecede yoğunlaşınca süreci sonradan kurmak zorunda kaldım. Malzeme tedarikinden üretim planlamasına, paketlemeden kargo organizasyonuna kadar her şeyi çok kısa sürede sistemleştirdim. O dönem biraz yaparak öğrenme süreciydi diyebilirim. Talep beni büyümeye zorladı. Aslında hazır bir altyapım yoktu ama o yoğunluk, profesyonel bir düzen kurmam için en büyük itici güç oldu” dedi ve ekledi: "Evimin bir odasını tamamen atölyeye çevirdim. Üretim kapasitem talebe göre değişiyor; siparişlerin yoğunlaştığı dönemlerde günde 150-200 adet ayraç hazırlayabiliyorum. İlginin daha dengeli olduğu normal dönemlerde ise bu sayı günde 50 ile 100 adet arasında değişiyor. Tamamen el işçiliği olduğu için bu rakamlar oldukça yoğun bir mesai gerektiriyor. Fotoğraflarda gördüğünüz üzere, tasarımların büyük bir kısmı el yapımı figürlerden oluşuyor. Diğerleri ise 'charm' olarak adlandırdığımız detayları kendi el emeğimle ataş kısımlarına sabitleyerek oluşturduğum ürünler. Bu hacme ulaşmak için oldukça yoğun bir mesai harcıyorum." ‘DIŞARIDAN 1 GECEDE BAŞARI GİBİ GÖRÜNSE DE ARKASINDA YILLARIN EĞİTİMİ VAR’ "Hikayemi duyanların en büyük şaşkınlığı, işin gerçekten hiçbir plan veya sermaye olmadan, sadece bir tasarım paylaşımıyla başlamış olması" diyen Huriye, “Genellikle ‘Nasıl yani, sadece bir paylaşımla mı?’ gibi tepkiler alıyorum. Bu plansız ve doğal büyüme süreci, insanlara genellikle cesaret veriyor ve kendi fikirlerini denemeleri için ilham oluyor. Dışarıdan ‘bir gecede başarı’ gibi görünebilir ama arkasında hem yılların eğitimi hem de güçlü bir inanç vardı. Restorasyon eğitimi bana sabrı, titizliği ve vazgeçmemeyi öğretti. O disiplin olmasaydı bu süreci yönetmem mümkün olmazdı. Bir de işin görünmeyen tarafında çokça dua vardı. Elimden geleni yaptıktan sonra gerisini Allah’a bırakmayı öğrendim. O gece panik yerine sabırla çalışabildiysem, bu hem eğitimimin hem de inancımın verdiği dayanıklılık sayesindeydi. Aslında o gece bir anda gelen başarı değil; yılların emeğinin, sabrının ve inancının görünür hale gelmesiydi” şeklinde konuştu. En çok hangi tasarımının ilgi gördüğünü sorduğumuz Huriye, “Özellikle zümrüt yeşili vazo içinde kırmızı çiçek olan tasarım çok sevildi. Bence bunun sebebi, insanların dijital dünyadan yorulmuş olması. Artık daha masalsı, somut ve estetik nesnelere özlem duyuyoruz. Kitabın arasından sarkan minik bir çiçek, sadece nerede kalındığını hatırlatan bir ayraç değil; aynı zamanda küçük bir 'an' ve estetik bir deneyim sunuyor. İnsanlar aslında nesnelerle değil, o nesnelerin hissettirdiği hikâyelerle bağ kuruyor. Sanırım bu tasarımın gördüğü ilginin temelinde de bu duygu var” dedi ve sözlerini şöyle sonlandırdı: “Gençlere, başlamak için mükemmel zamanı ya da kusursuz şartları beklemeyin demek istiyorum. Benim büyük bir sermayem, hazır bir ekibim ya da detaylı bir iş planım yoktu. Sadece üretmeye başladım ve cesaret edip paylaştım. Bazen ilk adım, sandığımız kadar büyük olmak zorunda değil. Korku sürecin doğal bir parçası. ‘Ya olmazsa?’ düşüncesi hep var. Ama çoğu zaman bizi büyüten şey, o korkuya rağmen attığımız adımdır. Hata yapmak da bu yolun bir parçası. Ben de süreç içinde çok şey öğrenerek ilerledim. Bir diğer önemli konu sabır. Sosyal medyada her şey çok hızlı görünse de arkasında ciddi bir emek, disiplin ve süreklilik var. Eğitimim bana detaycılığı ve vazgeçmemeyi öğretti; inancım ise zor anlarda sakin kalmayı. Elinden geleni yaptıktan sonra sürece güvenmek çok kıymetli. Kısacası, üretmekten vazgeçmeyin. Bazen küçücük bir fikir, doğru zamanda cesaretle birleştiğinde insanın hayatını değiştirebiliyor.”











