Bu sitede ara
Boş arama ile 1150 sonuç bulundu
- Zorlu şartlara rağmen vazgeçmedi: Kadın girişimci tek başına iki ton üretiyor
Van'ın Bahçesaray ilçesinde 10 yıl önce devlet desteğiyle kurduğu 500 metrekarelik serada çilek yetiştiriciliğine başlayan 32 yaşındaki Bahar Ayhan, ilçedeki tek çilek üreticisi oldu. Yoğun kar alması nedeniyle kışın yolu sürekli kapanan ilçeye bağlı Köşk Mahallesi'nde yaşayan Ayhan, 2016'da mahalledeki arazisini değerlendirerek tarımsal üretim yapmaya karar verdi. Tarım ve Orman Bakanlığının "Genç Çiftçi Projesi"ne başvuran Ayhan, hazırladığı projenin kabul edilmesiyle aldığı destek sayesinde 500 metrekarelik alana kurduğu serada çilek yetiştirmeye başladı. Çevresindeki dağların halen karla kaplı olduğu mahallede ürettiği çilekleri kent merkezi ve çevre ilçelere satan Ayhan, işini büyütmek için bu yıl da Van Valiliğinin "Meyveciliği Geliştirme Projesi"ne başvurdu. Buradan aldığı destekle 2 bin 500 metrekare alana 5 yeni sera kurarak kapasitesini artırmayı planlayan Ayhan, hem aile bütçesine katkı sağlıyor hem de kadınlara örnek oluyor. İşini severek yapan ve günün büyük bölümünü serada geçiren Ayhan, doğal ortamda yetiştirdiği çilekleri ailesinin desteğiyle toplayarak kent merkezi ve çevre ilçelere gönderiyor. "Yılda 2 ton çilek üretiyorum" Ayhan devlet desteğiyle başladığı çilek yetiştiriciliğini daha da büyütmek istediğini söyledi. Bu yıl başvurduğu proje sayesinde 2 bin 500 metrekare alana 5 yeni sera kurarak işini geliştireceğini belirten Ayhan, tüm gençlere bu işi yapmaları tavsiyesinde bulundu. Yaptığı üretimle ailesine katkı sunduğunu ifade eden Ayhan, şunları kaydetti: "Yetiştirdiğim çileğin reçelini de yapıyorum. Yılda 2 ton çilek üretiyorum. Bu konuda kendimi daha çok geliştirmeyi, daha fazla üretim yapmayı ve ürünleri başka şehirlere de satmayı hedefliyorum. İyi ki bu işe başladım. Hedefim işimi daha da büyütmek. Ürettiğim çilekler organik, tadı çok güzel. Çok beğeniliyor. Çilek topladığımda çok mutlu oluyorum. Güzel bir duygu. Ailem de bana bu konuda çok destek oluyor." Toprakla ilgilenmeyi sevdiğini anlatan Ayhan, "Bu işe başladıktan sonra başka bir şey yapmak istemiyorum. Seramın kapısını açtığımda çilekleri ve o güzelliği görmek dünyalara bedel. İlçede çilek üretimini sadece ben yapıyorum. Yolların yaklaşık 6 ay kapalı kaldığı zorlu bir coğrafyada yaşıyoruz. Yine de güzel. Bir şeylerle uğraşmak insana huzur veriyor." diye konuştu.
- Cefakar anne, heybe yaparak dört çocuk okuttu
Şırnak’ın Uludere ilçesinde Aile Destek Merkezine giden dört çocuk annesi Düriye Babat, yaptığı heybelerle dört çocuğunu okutarak üniversiteli yaptı. İlçenin Şenoba beldesindeki Aile Destek Destek Merkezine (ADEM), gelen kursiyerler hem zamanlarını değerlendiriyor, hem de aile ekonomisine katkı sağlıyor. Kadınlar, yüz yıllık heybeleri yaparak ülkenin dört bir yanına siparişleri gönderiyor. Renk renk yapılan heybeler eskiden berivanlar kullanıyordu şimdi ise gelinler çeyizlerinde kullanmak için alıyor. Bu heybeler, adeti 20 ila 30 bin lira arasında alıcı buluyor. Cefakar anne, heybe yaparak dört çocuk okuttu Kursiyerlerden Düriye Babat, yıllardır yapığı heybelerle geçimini sağlayıp üstüne dört çocuğunu okutarak üniversiteli yaptı. Her ay bir heybe yapan Düriye Babat, ilmek ilmek dokunan heybeleri süsleyerek yeni evlenecek olan genç kızların çeyizlerinde kullanması için hazırlıyor. Cefakar anne, heybe yaparak dört çocuk okuttu Bölge genelinde çok az sayıda kadının heybe yaptığını yaptığını belirten Babat, bu mesleğin devamlılığın sağlanması için destek beklediğini söyledi. Babat, "Çocuklarım ikizdi, daha anne karnındayken doğum sırasında vefat ettiler. Çocuklarım olsun istiyordum. Çok şükür çocuklarım oldu. Onları okutmak için söz verdim, elimden geleni yaptım. Çocuklarımı okutmak için heybeler yaparak geçimimi sağladım. Şimdi çok şükür durumumuz iyi. Eskiden bütün işleri bunlarla yapıyorduk. Artık o işler de kalmadı. Şimdi süs olarak kullanılıyor" dedi.
- Kadın girişimci 60 yaşında hayalini gerçekleştirdi: Meslek edindirme kursunu bitirdi, kendi iş yerini açtı
Mersin’in Erdemli ilçesinde 60 yaşındaki kadın girişimci meslek edindirme çerçevesinde açılan 800 saatlik pastacı kursunu tamamladıktan sonra kendi iş yerini açarak hayalini gerçekleştirildi. Erdemli Belediyesi Sosyal Yaşam Merkezi’nde açılan meslek edindirme kurslarına katılan kadınlar, aldıkları eğitimleri üretime dönüştürerek kendi işlerinin sahibi olma fırsatı yakalıyor. Yaklaşık 800 saatlik Pastacı Meslek Edindirme Kursu’nu başarıyla tamamlayanlardan Yıldız Dağtekin’de, edindiği mesleki tecrübeyle uzun süredir hayalini kurduğu kendi işyerini hizmete açtı. Hem istihdama katkı sağlayan hem de diğer kadınlara örnek olan Dağtekin, azmiyle takdir toplarken ilham veren bir girişimcilik hikayesine de imza attı. Dağtekin’in yalnızca kendi hazırladığı ürünlerinin yer aldığı Arpaçbahşiş Mahallesi’ndeki işletmesinin açılış kurdelesi, Erdemli Belediye Başkanı Mustafa Kara ve beraberindekiler tarafından kesildi. Başkan Kara tarafından Dağtekin ve usta öğretici Emine Ata Öztekin’e teşekkür belgesi takdim edildi. Uzun yıllar kendi hazırladığı ürünleri satabileceği bir işletme hayali kurduğunu belirten Yıldız Dağtekin," Ben uzun yıllardır yurtdışında yaşıyorum ve gastronominin içindeydim. Hayalimde bir gün bir tatil kasabasında güzel bir pastane gibi bir yer açmak vardı. Fakat gastronomide olduğum için pastaya biraz uzaktım. Sonra buraya geldikten sonra belediyemizin açmış olduğu bir kurs olduğunu öğrendim, katılmaya karar verdim. Almış olduğum eğitimlerle pasta, kurabiye, açmalar, poğaçalar üretmeye başladım. Böyle butik bir yer açmaya karar verdim" dedi. "İnanılmazı başardım, hayalim vardı, onu gerçekleştirdim" Tatlılar ve yaş pastalarla ilgili daha önce bir deneyimi olmadığını anlatan Dağtekin, "Daha çok İtalyan konsepti üzerine yurtdışında mini pastalar üzerine çalışıyorduk. Ama buraya geldikten sonra ufkum genişledi, daha farklı şeyleri öğrendim. Her konuda deneyim sahibi oldum. Bazen insanlar geliyor bunların hepsini siz mi yapıyorsunuz diyor, ’evet hepsini ben yapıyorum’ diyorum. İnanılmazı başardım, hayalim vardı, onu gerçekleştirdim. Ben herkese tavsiye ediyorum, belediyemizin açmış olduğu tüm kurslara katılabilirler, hayallerini gerçekleştirebilirler" diye konuştu. "Öğrencilerimiz için ilham kaynağı oldu" Gurur verici bir gün yaşadıklarına değinen Erdemli Belediye Başkanı Mustafa Kara ise, "Yıldız hanım bizim öğrencimizdi, pasta kurslarımızda yaklaşık 800 saat bir eğitim aldı. Daha sonrasında eğitimin sonunda sertifikasını aldı. Bugün de kendi iş yerini açtı. Hem kadın istihdamı açısından, hem genç istihdamı açısından bizim için de çok önemli. Yıldız hanım bizim kurslarımızda eğitim gören öğrencilerimiz için ilham kaynağı oldu. Biz kendisine teşekkür ediyoruz" şeklinde konuştu.
- İneğini satıp havayolu şirketi kurdu! Van’dan çıkıp Japonya’da zirveye ulaştı
Van’da çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşan kalabalık bir ailenin en büyük çocuğu olarak dünyaya gelen Abdullah Arpa’nın hayatı, bugün havacılık ve savunma alanında kurduğu şirketlerle bambaşka bir noktaya ulaştı. Sadece ilkokul 5. sınıfa kadar okuyabilen Arpa, cebinde 300 dolarla gittiği Japonya’da sıfırdan başlayarak üç şirketin kurucusu oldu. 11 kardeşin en büyüğü olan Abdullah Arpa, çocuk yaşta hayat mücadelesiyle tanıştı. İlkokul 5. sınıfa kadar okuyabildi. Sonrasında Osmaniye’ye, akrabalarının yanına taşındı. Orada hayat mücadelesine çok küçük yaşta başladı. Akrabasının çocuğunun ayakkabı boyası kutusunu, o okuldayken alıp çalıştı; kullanamadığı zamanlarda ise bir çorbacıda temizlik ve bulaşık işleri yaptı. Bu şekilde yaklaşık bir yıl çalıştı. Sonrasında Denizli’de başka akrabalarının yanına gitti. Burada da bir oto galeride temizlik işleri yaptı, aynı zamanda otellerde mermer işleri ve kaba inşaatlarda çalıştı. Bu dönem de yaklaşık bir yıl sürdü. Bunların ardından Abdullah Arpa, turizmle tanıştı. Otellere gelen yabancı turistlere kalacak yer ayarlayarak komisyonla çalışmaya başladı. İngilizce bilmediği için pansiyon sahibi ona İngilizce bir tanıtım yazısı hazırladı. ‘Ben de o yazıyı turistlere göstererek onları ikna ediyor ve çalıştığım pansiyonlara yönlendiriyordum’ diyen Arpa, bu işi de yaklaşık bir yıl boyunca sürdürdü. Ancak onun hayatındaki asıl kırılma noktası, Japonya’ya gitme kararı oldu. Bir dönem Fransa, Almanya, İngiltere ve Hollanda gibi ülkelere çalışmak için gitmeyi düşündü ancak vize alamadı. Japonya’nın Türk vatandaşlarından vize istemediğini öğrendiğinde yönünü oraya çevirdi. Gitmeden önce annesine ve kardeşlerine destek olmak için bir inek alan Arpa, Japonya’ya gitme zamanı geldiğinde, hem biriktirdiği parayı hem de o ineği satarak elde ettiği geliri birleştirip uçak biletini aldı. Cebinde sadece 300 dolarla Japonya’ya doğru yola çıktı. "Cebimde sadece 300 dolar vardı ama içimde büyük bir kararlılık vardı" diyen Arpa’nın bu adımı, ileride çok daha büyük bir hikâyenin başlangıcı oldu. Japonya’ya vardığında onu bekleyen ilk gerçeklik ise zorluktu. İş bulamayan Arpa, Tokyo’daki Yoyogi Park’ta 12 gün geçirdi. Bu süreçte diğer yabancılarla bağlantı kurarak komisyon usulü işler buldu. İnşaatlarda, yıkım işlerinde, kanalizasyon çalışmalarında görev aldı. "Daha çok belirsizlik vardı" diyen Arpa, “Başarısızlık ihtimali vardı ama bunu en baştan kabul etmiştim. Geri dönmek de her zaman bir seçenekti ama insanı en çok zorlayan şey, neyle karşılaşacağını bilmemek oluyor. Anneme ve kardeşlerime daha iyi bir hayat sunma isteğim çok güçlüydü. Fakat bu isteğin yanında, önümde nasıl bir gelecek olduğu tamamen belirsizdi ve bu beni gerçekten zorladı. İçimde hem umut hem de ciddi bir bilinmezlik vardı. Elbette geri dönememe düşüncesi de bir miktar etkendi” dedi ve ekledi: “Asıl kararım, geri dönmemek üzerineydi. Ne olursa olsun bulunduğum bu yeni yerde kalıcı olmak ve aileme destek olmak istiyordum. Bu düşünce beni ayakta tuttu, güçlü kalmamı sağladı. Belirsizlik ne kadar zorlayıcı olsa da denememek benim için daha büyük bir riskti. O dönemin kalıcı olmadığını biliyordum. Bu yüzden odağım sürekli 'Nasıl devam ederim?' sorusundaydı. İçinde bulunduğum şartlara takılıp kalmak yerine, her gün küçük de olsa bir çözüm üretmeye çalıştım. Kendime inandım ve azmimi hiç kaybetmedim. O günlerde en önemli şeyin insanın kendi inancı olduğunu fark ettim. İnsan gerçekten ister ve inanırsa, gerisini getirme becerisine sahip oluyor. Zor bir dönemdi ama o süreci geçici olarak görmek ve sürekli ileriye odaklanmak beni ayakta tuttu." ‘ANNEM VE KARDEŞLERİM İÇİN ELİMDEN GELENİ YAPMAYA KARAR VERMİŞTİM’ "Uçak biletimi alıp Japonya’ya, havalimanına indiğim o an her şey daha gerçek oldu" diyen Arpa, “Artık geri dönüşün kolay olmadığı, gerçekten devam etmem gereken bir noktadaydım. Annem ve kardeşlerim için elimden geleni yapmaya o anda bir kez daha kesin olarak karar verdim. Bu sorumluluk duygusu beni ayakta tuttu ve geri adım atmamam gerektiğini hissettirdi. Bu tür süreçler gerçekten yıldırıcı olabiliyor. İnsan zaman zaman vazgeçmeyi düşünebiliyor. Ama benim için en önemli şey pes etmemekti. Devam etmenin, ne olursa olsun mücadele etmenin her zaman daha doğru olduğuna inandım” şeklinde konuştu. Farklı bir kültürde tutunabilmek için en çok hangi alışkanlığını değiştirmek zorunda kaldığını sorduğumuz Arpa, “Yalnızlık zordu. Çünkü dertleşebileceğim, konuşabileceğim, fikirlerimi paylaşabileceğim kimse yoktu. Her şeyi kendi başıma yapmak zorundaydım. Farklı bir ülke, farklı bir dil, farklı bir kültür ve farklı insanlar arasında tek başıma kalmıştım. Dolayısıyla başarıya giden yolda belirsizlik kadar yalnızlık da çok ağır geldi. Yalnızlık, o sürecin en zorlayıcı ve öğretici tarafıydı” bilgisini paylaştı. ‘İNŞAATLARDA, YIKIM, KABA İNŞAAT, KANALİZASYON GİBİ İŞLERDE ÇALIŞTIM’ "Japonya’ya geldiğimde 18 yaşındaydım, hâlâ çok genç, daha çocuk sayılırdım" diyen Arpa, “Bu nedenle Türkiye’de öğrendiğim her şeyi geride bırakıp adeta sıfırdan başlamam, yeniden doğmam gerekti. Dil, kültür, insanlar, kurallar, her şey farklıydı. Erken yaşta gelmenin bir avantajıyla, henüz tam oturmamış bazı alışkanlıklarımı, fark etmeden değiştirdim diyebilirim. Bu bilinçsiz değişim, buraya uyum sağlamamı bir nebze kolaylaştırdı ve yeni çevreme adapte olmamı hızlandırdı. Tabii ki, en bilinçli ve doğru kararlardan biri, o genç yaşımda cebimde sadece 300 dolar varken uçak biletini alıp dünyanın bir ucundaki Japonya’ya gelmekti. Bu adım, hayatımı tamamen değiştirecek bir riskti ama aynı zamanda en büyük fırsatı da beraberinde getirdi. O yaşta cesaretle bilinmezliğe adım atmam, bana hem özgüven hem de kararlılık kazandırdı. Ayrıca, her şeyi sıfırdan öğrenmeye ve hayatta kendi yolumu çizmeye karar vermem de bilinçli bir tercihti. Dil, kültür ve iş hayatındaki eksiklerimi hızla kapatmamı sağladı. Bu kararlar, ilerleyen yıllarda hem iş hem de kişisel hayatımda sağlam bir temel oluşturdu” ifadelerine yer verdi. Japonya’ya ilk geldiğinde iş bulmanın oldukça zor olduğuna dikkat çeken Arpa, “O zamanlar Yoyogi Park’a iş arayan birçok yabancı gelirdi. Ben de orada kaldığım o 12 gün boyunca, komisyoncu olarak diğer yabancılardan işler bulup onlara katıldım ve böylece ilk iş deneyimlerimi kazandım. Çalıştığım işler genellikle inşaat alanındaydı, yıkım, kaba inşaat, kanalizasyon gibi işler yaptım. Vize sürem dolduğu zaman ise Türkiye’ye gidip giriş-çıkış yaparak vizemi yeniledim ve çalışmaya devam ettim. Bu süreçler gerçekten zorluydu ama aynı zamanda bana sabrı, esnekliği ve adapte olmayı öğretti. Zamanla yeni ülkeye ve iş hayatına yavaş yavaş uyum sağlamaya başladım” dedi. ‘SEYYAR KEBAPÇILIKTAN KAZANDIĞIM PARAYLA BİRKAÇ RESTORAN ALDIM’ İnşaatlardan sonra seyyar kebapçılık yapmaya başladığını söyleyen Arpa, “Seyyar kebapçılıktan kazandığımız parayla, birkaç restoran aldım. Öyle sıfırdan yerler değil. Araştırdığım bazı restoranlar vardı. Ciroları düşüktü ve satmak istiyorlardı. Bu restoranı alıp biraz değiştirip cirolarını güzelleştirdim, menülerini değiştirdim. Müşteriler çoğaldı, cirolar güzelleşti, aynı şekilde benzer birkaç yer daha aldım. Sıfırdan restoran değil de bitmiş olan restoranları alıp menülerini değiştirdim, cirolarını toparlayıp tekrar güçlendirdim” şeklinde konuştu ve ekledi: “Restoranlarımı satıp pilotluk eğitimine yöneldiğimde çevrem, bu kararımı ‘çılgınlık’ olarak değerlendirildi. İnsanlar, kurduğum düzeni bozup yeni bir maceraya atılmanın gereksiz olduğunu söylediler. Ancak bu benim için bu bir tutku ve çocukluk hayalimdi. Uçmayı öğrenmek ve havacılık dünyasında kendi yolumu çizmek, paranın veya güvenli bir düzenin ötesinde benim için çok önemliydi. Bu yüzden eleştirilere rağmen kararlılıkla hayalimin peşinden gittim.” ‘KENDİ ŞİRKETİMİ KURDUĞUM AN GÖZÜMÜN ÖNÜNE ÇOCUKLUĞUM GELDİ’ "İlk kez pilot koltuğuna oturduğumda aklımdan geçen ilk şey, bunun uzun bir sürecin sonucu olduğuydu" diyen Arpa, “Gerçekten çok güçlü bir duyguydu; kelimelerle anlatmak biraz zor. O anda, uzun süredir uğraştığım şeyi başarmış olduğumu, zorlu süreci tamamladığımı hissettim. Tabii ki bu bir son değildi; aksine, yeni bir başlangıcın ilk adımıydı. Daha çok odaklanmam gerektiğini hissettim ve bundan sonraki yol için motivasyonumu pekiştirdim. Burada cesaret belirleyici bir yol oynuyor. Para elbette önemli ama başlangıç için tek başına yeterli değil. Cesaret olmadan hiçbir şey yapılamaz. Para elbet bulunur; önemli olan insanın içindeki cesaret, azim ve başarma isteğidir. Cesaret sayesinde yeni işlere kalkışabiliriz, zorluklarla başa çıkabiliriz ve devam edebiliriz. Bu iç motivasyon, başarıya giden yolda paradan çok daha kritik bir rol oynar” bilgisini paylaştı. İneğini satıp havayolu şirketi kurdu Van’dan çıkıp Japonya’da zirveye ulaştı Kendi şirketini kurduğu an, gözünün önüne hemen çocukluk döneminin geldiğini dile getiren Arpa, “Van’da, çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşan ailemin yanında geçirdiğim zor yıllar, ailem için; özellikle annem ve kardeşlerim için sorumluluk hissettiğim anlar, hayatta kalma mücadelesi ve küçücük yaşta çalışmak zorunda oluşum. O dönem hissettiğim inanç ve azim, o anı yeniden canlandırdı. Dil bilmeden, kültürü ve insanları tamamen farklı bir ülkede hayatta kalma mücadelesi... Japonya’ya geldiğim o ilk günlerde parkta kaldığım 12 gün, iş ararken yaşadığım zorluklar.. Tüm bu anılar, kendi şirketimi kurduğumda bana ‘başardım’ hissini daha da anlamlı kıldı. Geçmişteki mücadele, azim ve başarma isteğim, bugün sahip olduğum başarıyı gözümde büyüttü” ifadelerine yer verdi. ‘ŞİMDİLERDE HAVACILIK VE SAVUNMA ALANLARINDAKİ 3 ŞİRKETİN KURUCUSUYUM’ "Havacılık gibi yüksek riskli bir sektörde en zor öğrendiğim ders, detaylara dikkat etmenin önemi oldu" diyen Arpa, “Küçük hatalar bile ciddi sonuçlar doğurabiliyor. Havacılık İngilizcesi, navigasyon, uçak sistemleri ve uçuş mühendisliği gibi konuları öğrenirken, her bilginin ve her uygulamanın eksiksiz olması gerektiğini fark ettim. Havacılıkta hataya yer yok; bu yüzden her şey mükemmel olmalı. Aslında mükemmel olma gerekliliği, aynı zamanda en zorlayıcı süreçti. Her adımı, her prosedürü titizlikle takip etmek, sürekli dikkatli ve sorumlu olmak, hem zihinsel hem de teknik olarak çok büyük bir disiplin gerektiriyor” şeklinde konuştu. Abdullah Arpa, şimdilerde havacılık ve savunma alanlarında faaliyet gösteren üç şirketin kurucusu. Skyart Japan ile lisanslı pilotlara simülatör eğitimleri veriyor, sekiz farklı havalimanında mağaza işletiyor, kabin memuru eğitimleri düzenliyor ve işletmeler için uçak kabini üretimi yapıyor. Jumbo Airline bünyesinde sıfırdan başlayan pilot adaylarını yetiştiriyor, havacılık İngilizcesi ve kabin eğitimleri veriyor, ayrıca VIP charter hizmetleri sunuyor. Skyart Defense Japan ile Japonya Savunma Bakanlığı onayı doğrultusunda askeri mühimmat ve teçhizat tedariki sağlıyor. Bunun yanında Türkiye’de Savunma Bakanlığı onaylı özel şirketlere bayilik hizmetleri veriyor, savunma sistemlerinin Japonya’da tanıtımı ve uygulama süreçlerinde aktif rol alıyor. ‘SABAHLARI KAMPÜSE DERSE GİRİP, ÖĞLENLERİ UÇUŞ OKULUNA GİDİYORDUM’ "Geriye dönüp baktığımda bugün pilot eğitimi vermek bana büyük bir anlam ve tatmin hissi veriyor" diyen Arpa, “Sürecin farklı aşamalarını bizzat yaşamış olmak, bana hem deneyim hem de perspektif kazandırıyor. Yeni bireylere bu bilgi birikimini aktarmak çok önemli. Zorlu süreçlerden geçmiş biri olarak, yılmayıp devam eden kardeşlerimizi başarıya ulaştırmak en önemli amaçlarımdan biridir. Başarıya aç, azimli kardeşlerimizi hedeflerine ulaştırmak, beni de başarı noktasına getiriyor. Bu yüzden başarı benim için sadece maddi kazanç veya kişisel çıkar değil; insanların içindeki azim, hırs, istek ve iradeyi ortaya koyabilmelerini sağlamak, onları desteklemek ve yol göstermek anlamına geliyor” dedi ve sözlerini şöyle sonlandırdı: “Bugün hâlâ hayaline ulaşamamış olan birine söylemek istediğim şey, süreci uzun vadeli düşünmek gerektiği. Hızdan çok süreklilik ve istikrar önemli. Yılmadan devam etmek gerekiyor. Bazen süreçler çok zorlu, hatta yıldırıcı olabilir; yelkenleri suya indirmeden, elden bırakmadan, inanarak ve belirlenen hedefe emin adımlarla ilerlemek önemli. Ne olursa olsun, umudunu kaybetmeden ahlaklı, düzgün ve emek vererek bir şeyler yapmak ve yapmaya çalışmak, er ya da geç meyvesini verir. Ben Japonya’da restoran işletmeciliği sırasında Globis University`de aksamlari is cikisi ozel college package alip 1 yıl eğitim gördüm. Daha sonra University of Hawaii'de de aynı şekilde 'college package' alıp 1 yıl da orada eğitim gördüm. Sabahları kampüse derse gidip öğlenleri uçuş okuluna gidiyordum.”
- 11 kadına istihdam sağladı, iki çocuğa annelik yaptı
Zonguldak’ın Devrek ilçesinde eşiyle birlikte işlettiği restoranda 11 kadına istihdam sağlayan 50 yaşındaki Yadigar Benli, çalışan bir anne olmanın zorluklarını aile dayanışması ve kadın emeğiyle aştı. Anneler Günü’nde yaşadıklarını anlatan Benli, hem iş hayatında hem annelikte verdikleri mücadeleyi samimi sözlerle paylaştı. Devrek’te eşiyle birlikte restoran işleten iki çocuk annesi Yadigar Benli, yıllar içinde verdikleri emeğin bugün birçok kadına iş kapısı olduğunu söyledi. İşletmelerinde kadın çalışanlara öncelik verdiklerini belirten Benli, aynı çatı altında 11 kadınla birlikte üretmeye devam ettiklerini ifade etti. İş hayatında kadın olmanın ciddi sorumluluklar getirdiğini dile getiren Benli, çocuk, ev ve iş hayatını aynı anda yürütmenin kolay olmadığını söyledi. Eşi ve çalışma arkadaşlarının desteği sayesinde bugünlere geldiklerini belirten Benli, yoğun tempoya rağmen mücadeleden vazgeçmediklerini anlattı. "KADIN OLMAK VE İŞ KADINI OLMAK GERÇEKTEN ÇOK ZOR" İşletmelerinde kadın istihdamına büyük önem verdiklerini belirten Yadigar Benli, "İki çocuk annesiyim. Ailece işletiyoruz eşimle beraber. Şu an yanımda 11 çalışan kadın arkadaşım var. Onlarla bu yolda ilerlemeye çalışıyoruz" diyerek kadın dayanışmasının altını çizdi. İş hayatında karşılaştıkları zorluklara değinen Benli, "Zor günlerimiz çok oldu, kolay gelmedik tabii ki buralara. Hem çocuk, hem ev, hem aile, iş tabii ki bizi zorladı. Ama eşimle beraber ve çalışan arkadaşlarımla beraber buralardayız" ifadelerini kullandı. Yoğun bir çalışma temposu içinde olduklarını ifade eden Benli, mesai saatlerini şu sözlerle anlattı: "Mesaimiz sabah saat 6'da başlıyor. Çorbalarımızla beraber yemeklerimize geçiyoruz. Sonrasında öğlen aramız başlıyor. Günün en yoğun saatimiz öğlen arasıdır. Gün içerisinde akşam 9'a kadar devam etmekte. Akşam saat 9 gibi iş yerimizi kapatıyoruz. Buradan çıktığımızda da evimize gidiyoruz." İş ve ev arasındaki dengeyi sağlamanın yorucu olduğunu dile getiren Benli, çalışan bir anne olmanın zorlu süreçlerini şu sözlerle aktardı: "Gün içerisinde zaten çok yorgun oluyoruz. Çocuklarımıza vakit ayırıyoruz belli saatlerde. Bu şekilde devam ediyoruz. Tabii evin işi hiçbir zaman bitmiyor. Hanımlar bunu daha iyi bilirler. Kadın olmak zor. Hem iş kadını olmak hem hayatta kadın olmak gerçekten zor. Onları (çocukları) evde yalnız bırakıp gelmek, gün içerisinde çocuklarımla uzunca zaman vakit geçirememek, sadece onlara ayırdığım zamanın akşam 1-2 saat olması, bizim için zor süreçler oldu. Bu güçlüklerle birlikte onları da yetiştirdik, bugünlere getirdik çok şükür." "ANNELERİMİZ BAŞ TACIMIZ" Anne olmanın tarif edilemez bir duygu olduğunu söyleyen Yadigar Benli, sözlerini Anneler Günü mesajıyla tamamladı: "Anne olmak tabii ki çok güzel bir duygu. Çocukların varlığı ayrı bir güzellik bizim için. Tabii biz de onlara karşı olan sorumluluklarımızı elimizden geldiğince yerine getirmeye çalışıyoruz. Annelerimiz başımızın tacı. Onların hakkı bir gün değil, bir ömür ödenebilecek bir şey değil bana göre. Hakları hiçbir zaman ödenmez. Anneler Günü'nde başta kendi annem olmak üzere, kendim de bir anne olarak bütün annelerin Anneler Günü'nü kutlarım. Annelerimiz baş tacımız. Anneler günümüz kutlu olsun." "KADININ ELİNİN DEĞDİĞİ HER ŞEY GÜZELDİR" Yadigar Benli'nin eşi 50 yaşındaki Atilla Benli ise eşinin ticaretteki azminden övgüyle bahsetti. Geçmişte farklı sektörlerde de faaliyet gösterdiklerini söyleyen Atilla Benli, "Eşimle beraber bizim farklı sektörlerimiz de oldu. Sadece bu sektör değil; 16 yıl başka bir sektör, 4 yıl başka bir sektör, son sektörümüz bu. Eşimle tanıştığımızdan bu yana kendisi değişik ticari faaliyetlerde bulunmaya çalıştı, ticarete yönelik katkıları oldu sürekli" dedi. Eşinin iş hayatındaki güçlü karakterine dikkat çeken Benli, "Hatta kendi yerinden kendi dükkan sahibini kovmuşluğu da olmuştur. İnatçıdır ticarette, o kadar güçlüdür. Onun kararlı duruşları sayesinde, beraber aldığımız kararlar doğrultusunda bu günlere geldik" şeklinde konuştu. Başarılarının temelinde aile içi dayanışmanın yattığını belirten Atilla Benli, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün sözlerine atıfta bulunarak duygularını şu şekilde ifade etti: "Yani 'birlikten kuvvet doğar' dedikleri bu olsa gerek. Bir iki kelimeyle ölçülebilecek bir durum değil. İnsanların, tabii bizim yaşadığımız veya çoğu insanın yaşadığı bir durum da vardır. Lakin 'kadının elinin değdiği her şey güzeldir' cümlesiyle, 'Dünyadaki bütün güzellikler varsa bunlar kadının eseridir' diyen Atatürk'ün bir cümlesi vardı, onunla noktalamak isterim. Bazı kelimeler yetmiyor bazen anlatmaya bazı durumları." İşletmede anne olan personellerle çalışmaya özen gösterdiklerini belirten Benli, "Şimdi torunumuzla uğraşıyoruz. O da ayrı bir duygu, ayrı bir güzellik. Ne diyelim, inşallah onun da anne olduğu günleri görürüz. Ekip arkadaşlarımız da var. Hepsi de birer anne, bir iki tane genç arkadaşımız var. Sorumluluklarını bilen insanlarla çalışmaya çalışıyoruz." "ÇALIŞAN BİR KADININ ÇOCUĞU OLMAK ÇOK BÜYÜK BİR AVANTAJ Çalışan bir annenin çocuğu olarak büyümenin kendisine kattığı değerleri anlatan 28 yaşındaki Neslişah Gemici, annesinin güçlü figüründen ilham aldığını söyledi. Zorlukların üstesinden ailece geldiklerini belirten Gemici, "Elbette çok zor ve daha güçlü olmanız gereken bir durumla karşı karşıya kalıyorsunuz. Ben çoğu zaman annemin yanında, anneme yardım ederek, annem ve babamla birlikte hep çalışarak onların yanında oldum. Annem hiçbir zaman bizi yalnız bırakmadı, ne kadar çalışırsa çalışsın" ifadelerini kullandı. Kardeşiyle olan dayanışmasını anlatan Gemici, "Kız kardeşim de vardı. Ona ben annelik etmek zorunda kaldım. Çünkü onun yaşı daha küçüktü. Sabah okula giderken onu ben giydirdim, saçlarını ben topladım. Dediğim gibi çünkü çalışan bir annemiz vardı. Ve biz kardeşimle birbirimizin eksiklerini daima tamamlamaya çalıştık" şeklinde konuştu. Çalışan bir anneyle büyümenin kendisine özgüven kattığını vurgulayan Gemici, annesiyle duyduğu gururu şu sözlerle dile getirdi: "Ama şöyle bir gerçek var ki; çalışan bir annenin kızı olmak iyi mi kötü mü? Kesinlikle çok iyi bir duygu. Çünkü 'daha ne kadar güçlü olabilirim, daha ne kadar kendim başarabilirim' duygusunu en yakınınızdan aldığınızda o güç zehirlenmesini yaşıyorsunuz zaten. Ve bizde de öyle oldu. Kardeşim de ben de hiçbir zaman hiçbir zorluktan korkmayan, daima bütün zorlukları aşabileceğine inanan iki kadın olarak bu yaşa geldik. Ve bundan da hiçbir zaman pişman olmadık." Bu durumun sosyal hayatına ve hayata bakışına olumlu yansıdığını ifade eden Gemici, "Bunun avantajları da çok oldu. Bakış açınız bile çalışan bir anneye sahipseniz daima daha geniş oluyor. Daha anlayarak, anlamlı bakabiliyorsunuz hayata. Çünkü dört duvar arasına sıkışmış olmuyorsunuz. Sadece bir evde büyümenin de vardır avantajları ama siz küçük yaştan itibaren kalabalığa, ortama, insanlarla konuşmaya, farklı konuşmalara şahit olmaya başlıyorsunuz. Ve bu yüzden iyi ki annem çalışan bir anneymiş, çalışan bir kadınmış. Annemle gurur duyuyorum. Ve çalışan, çalışmayan, izleyen, izlemeyen bütün kadınlarla da gurur duyuyorum. Kadın olmak çok güzel bir duygu" dedi.
- Ellerini kaybetti, hayata daha çok sarıldı
Şırnak’ın Uludere ilçesinde henüz 10 yaşındayken eline aldığı cismin patlaması sonucu iki elini ve bir gözünü kaybeden 32 yaşındaki Bayram Yılmaz, engeline rağmen birçok spor dalıyla ilgilenerek hayata tutundu. Uludere ilçesi Taşdelen köyünde yaşamını sürdüren Bayram Yılmaz, 20 Şubat 2004’te henüz 10 yaşındayken eline aldığı yabancı bir cismin patlamasıyla iki elini ve bir gözünü kaybetti. Uzun yıllar birçok problemle karşılaşan Yılmaz hocalarının da teşvikiyle hayata devam etmesi gerektiğinin farkına vardı. Öğretmenlerinin yönlendirmesiyle spora gidip derecelerle hayata daha da sıkı tutunan Yılmaz, birçok beceri de kazandı. Ellerini kaybetti, hayata daha çok sarıldı Bayram Yılmaz, 20 Şubat 2004’te henüz 10 yaşındayken bilmediği bir cismi merakından eline aldığını ve cismin patlaması sonucu iki elini ve bir gözünü kaybettiğini söyledi. Yılmaz, taburcu olduktan iki yıl sonraya kadar da stresli bir psikoloji içerisinde büyümeye çalıştığını hocalarının da bu doğrultuda kendisini okula daha fazla teşvik ettiğini belirtti. Bu süre içerisinde çeşitli problemler yaşadığını dile getiren Yılmaz, yaşadığı problemlerin bir süre sonra önemli olmadığını anladığını kaydetti. İçinde doğuştan gelen bir hırs ve azmin olduğunu anlatan Yılmaz, kendisinin bu nedenle okuluna devam ettiğini vurguladı. Yılmaz, lisede beden hocasının ısrarlı teşvikiyle spora başladığını ve bu doğrultuda Şırnak’ta girdiği yarışmada herhangi bir engeli olmayan insanlara 350 metre fark atarak birinci olduğunu söyledi. Yılmaz, Adana’daki Türkiye kupasına da katılım sağlayıp burada dereceler elde ettiğini, kazandığı dostluklar, gördüğü yeniliklerle hayata daha da sıkı tutunduğunu ve araba sürmeyi de öğrendiğini dile getirdi. Yılmaz, ’’Hayatın ne kadar güzel olduğunu dört duvar içerisinde kalarak göremez insanlar, bu yüzden dışarıya çıkıp hayatı izlemeliler’’ dedi.
- 7 üniversite bitiren emekli asker 9.’su için sınava girdi
Denizli’de hayat boyu öğrenmenin güzel bir örneğini yaşatan emekli asker, halen devam ettiği 8’inci üniversite eğitimine birisini daha eklemek için yeniden sınava girdi. Okuma aşkı ve kendini sürekli geliştirme azmiyle gençlere örnek olan Emekli Jandarma Astsubay, iş insanı ve Denizli Burdurlular Derneği Başkanı Şükrü Sezen, eğitim, çalışma hayatı ve sosyal sorumluluk faaliyetlerini bir arada başarıyla sürdürüyor. Hayat boyu öğrenmenin yaşının olmadığına ispatı olan Şükrü Sezen, 7. üniversite diplomasına, Pamukkale Üniversitesi Coğrafya Bölümünü geçtiğimiz yıl başarıyla tamamlayarak sahip oldu. Halen 8. üniversitesi olarak Yerel Yönetimler Bölümünde eğitimine devam etmekte olan Sezen, bilgiye ve öğrenmeye olan bağlılığının bir göstergesi olarak 9. üniversite eğitimini almak amacıyla genç adaylarla birlikte Yüksek Öğretim Kurumları Sınavında (YKS) ter döktü. Başarılı bir sınav geçiren emekli asker Şükrü Sezen, yeni eğitim öğretim döneminde iki bölümde birden eğitimine devam etmeyi hedefliyor.
- 2 yaşında başladı, hedefi Fazıl Say gibi dünya sahnesine çıkmak
Tunceli’de 2 yaşından beri piyano çalan 8 yaşındaki Demirhan Gündoğdu, ailesinin desteğiyle hayalini büyütüyor. Minik piyanistin en büyük hedefi ise Fazıl Say gibi başarılı bir sanatçı olmak. Tunceli’de yaşayan 8 yaşındaki Demirhan Gündoğdu, henüz 2 yaşındayken oyuncak piyanosuyla başladığı müzik serüvenini profesyonel eğitimle sürdürüyor. Küçük yaşına rağmen sergilediği performansla dikkat çeken Demirhan, her gün düzenli çalışarak kendisini geliştirmeye devam ediyor. En büyük hedefinin Fazıl Say gibi dünyaca tanınan bir piyanist olmak olduğunu söyleyen minik yetenek, ailesinin maddi ve manevi desteğiyle hayaline emin adımlarla ilerliyor. Babasının tayini nedeniyle Tunceli’den ayrılmaya hazırlanan Demirhan, çok sevdiği şehirden ayrılacak olmanın da üzüntüsünü yaşıyor. "Parmaklarım piyanoya yetişmediği için çalmakta biraz zorlanıyorum" Parmakları piyanoya yetişemediği için zorlandığını ancak çalışmaya devam ettiğini belirten minik piyanist Demirhan Gündoğdu, "8 yaşındayım, 2 yaşından beri piyano çalıyorum. Büyüyünce Fazıl Say gibi bir piyanist olmak istiyorum. Parmaklarım piyanoya yetişmediği için çalmakta biraz zorlanıyorum. Mesela bu eserde biraz zorlanıyorum ama kendimi hızlandırmak için her gün çalıyorum. Buradan gidiyorum, onun için çok üzgünüm. Bu türküyü söylerken burayı düşünerek söyledim. Burayı çok seviyorum. Burada daha uzun kalmak istiyorum ama gitmemiz gerekiyor" dedi. "Oğlum sayesinde ben de notaları ve piyano çalmasını öğrendim" Demirhan’la birlikte kendisinin de nota bilgisinin geliştiğini ve zaman zaman oğluna eşlik ettiğini aktaran anne Şeyma Gündoğdu, "Demirhan 2 yaşından beri piyano çalıyor. Kendi kendine öğrendi. Oyuncak piyanosuyla başladık aslında. 3 senedir de Defne Hocamızla beraber devam ettik. Oğlumu ileride piyanist olarak görmek isterim. Fazıl Say gibi bir piyanist olmak istiyor. Hedefleri hep piyano yönünde. Oğlum küçük yaştan beri piyano çalıyor. Bizler de maddi manevi destek oluyoruz. Bundan sonra da destek olmaya devam edeceğiz. Oğluma destek olmakla birlikte benim de nota bilgilerim gelişti. Oğlum sayesinde ben de notaları ve piyano çalmasını öğrendim diyebilirim. Flütle eşlik ediyorum bazen, bazen de tek başına çalıyor bana notaları anlatıyor" diye konuştu. 2 yaşında başladı, hedefi Fazıl Say gibi dünya sahnesine çıkmak Piyano öğretmeni Defne Bucak ise, "Demirhan’la yaklaşık 3 senedir çalışıyoruz. Onunla birlikte burada çok güzel konserler verdik. Çok güzel anılar biriktirdik. Şimdi gidiyor olması nedeniyle çok büyük bir üzüntü içerisindeyiz. Hem ben hem de piyano arkadaşları. Bir konser anısı daha bıraktı bize bir ay önce. Çok üzüntülüyüz ama onun için çok umutluyuz. Umarım gittiği şehirde daha güzel yerlere gelir, daha güzel işler başarır. Ben onu çok iyi sahnelerde göreceğimi düşünüyorum. Demirhan kısa süre içerisinde gerçekten çok güzel ilerledi. Kendisiyle ilk tanıştığımda küçük oyuncak orguyla kulaktan sağ eliyle çalıyordu, benimle birlikte kendini daha çok geliştirdi. Hem sağ hem sol elini kullandı. Pedalı rahatlıkla kullanabildi. Birçok teknik gelişimine destek olduk" şeklinde konuştu.
- Türkiye hidroelektrikte Avrupa zirvesini zorluyor
Yenilenebilir enerji alanında yıllardır sürdürülen istikrarlı yatırımlar, küresel arenada tarihi sonuçlar vermeye devam ediyor. Özellikle enerjide dışa bağımlılığı azaltmak ve makroekonomik göstergeler ile cari açığı dengelemek adına kritik role sahip olan yerli enerji hamlesi, hidroelektrik santrallerindeki devasa kapasiteyle taçlandı. Açıklanan son uluslararası verilere göre Türkiye, su gücünden elektrik üretme konusunda gelişmiş ülkeleri geride bırakarak yeni bir rekora imza attı. Norveç hariç Avrupa'da rakipsiziz Enerji sektörünün en prestijli kurumlarından Uluslararası Hidroelektrik Derneği (IHA), merakla beklenen "2026 Dünya Hidroelektrik Görünümü" raporunu yayımladı. Rapordan yansıyan detaylar, Türkiye'nin su kaynaklarını enerjiye dönüştürme konusundaki çarpıcı yükselişini belgeliyor. Güncel verilere göre, ülkemizin hidroelektrik kurulu gücü tam 32 bin 294 megavat seviyesine ulaşmış durumda. Bu kapasite, Türkiye'yi Avrupa kıtasında adeta erişilmez bir noktaya taşıdı. Fransa, İspanya ve İtalya gibi sanayisi gelişmiş köklü Avrupa ekonomilerini geride bırakan Türkiye, kıta genelinde sadece Norveç'in ardında kalarak ikinci sıraya adını yazdırdı. Küresel devlerin yer aldığı ilk 10'dayızBu başarı yalnızca Avrupa sınırlarıyla kısıtlı kalmadı. Dünya çapındaki güç dengelerine bakıldığında da Türkiye, devasa coğrafyalara ve sınırsız su kaynaklarına sahip ülkelerle aynı ligde yer alıyor. IHA verilerine göre Türkiye; Çin, Brezilya, ABD, Kanada, Hindistan, Rusya, Japonya ve Norveç'in ardından dünyanın en büyük 9. hidroelektrik kapasitesine sahip ülkesi olarak tescillendi. Enflasyon ve ithalat baskısına karşı yeşil kalkan Küresel piyasalarda enerji maliyetlerinin dalgalandığı ve merkez bankalarının enflasyonla mücadele ettiği bu dönemde, 32 bin megavatlık temiz enerji kapasitesi Türkiye ekonomisi için ciddi bir kalkan görevi görüyor. Fosil yakıt ithalatını milyarlarca dolar aşağı çeken bu santraller, hem iklim değişikliği hedeflerine ulaşılmasını sağlıyor hem de sürdürülebilir büyümenin temelini atarak dışa bağımlılığa karşı en güçlü yanıtı veriyor.
- Sinoplu gençler sıfır faizli krediyle kurdu, şimdi taleplere yetişemiyor: 10 ayda ikiye katladılar
Sinop'ta yaşayan Mehmet Özcan ve Bilal Epsamlı, çocukluk hayalleri olan küçükbaş hayvan yetiştiriciliğini Genç Çiftçi Projesi kapsamında aldıkları kredi desteğiyle gerçeğe dönüştürdü. 250 koyunla başlayan ikilinin macerası 10 ay gibi kısa bir sürede 500 hayvana ulaştı. Türkeli ilçesine bağlı Hamamlı köyünde yaşayan Mehmet Özcan ve Bilal Epsamlı, küçükbaş hayvan yetiştiriciliği tesisi açabilmek için Tarım ve Orman Bakanlığınca genç girişimci sayısının artırılması, gençlerin tarımsal üretime yönelik yatırımlarının ve faaliyetlerinin desteklenmesi amacıyla uygulamaya konulan Genç Çiftçi Projesi'ne başvurdu. Yasal süreçlerin ardından yaklaşık 10 ay önce başvuruları kabul edilen iki girişimci, sıfır faizli ve 60 ay geri ödemeli kredi desteğiyle Hamamlı köyünde 600 metrekarelik alanda küçükbaş hayvan yetiştiriciliği çiftliği kurdu. Devlet desteği sayesinde hayallerini gerçekleştiren girişimciler, 250 koyun alarak yetiştiriciliğe başladıkları tesisteki hayvan sayısını bugün 500'e çıkarmanın mutluluğunu yaşıyor. Mehmet Özcan, küçükbaş hayvan yetiştiriciliği yapmanın uzun yıllardır aklında olduğunu söyledi. Daha önce de bir deneme yaptığını ancak çeşitli nedenlerden ötürü tesis açamadığını belirten Özcan, Genç Çiftçi Projesi'nden haberdar olmalarıyla hayallerini gerçekleştirme fırsatı yakaladıklarını dile getirdi. Özcan, Genç Çiftçi Projesi'ni üreticiler açısından çok olumlu bulduklarını vurgulayarak, şunları kaydetti: "Bu benim çocukluk hayalim, devamlı aklımda olan bir şeydi. Devletin sağlamış olduğu sıfır faizli kredi vardı, krediye müracaat ettik ve aldık. Tesisin kurumun maliyetinin yüzde 60'ını sıfır faizli olarak devlet bize verdi. Kalanını öz sermaye olarak tamamladık. 10 ay önce 250 hayvan aldık. Bunlardan ikinci kuzularımızı almaya başladık. 250 koyunla başladım, şu an 300 anacım var. Toplamda 500 koyun oldu." "Kat kat fazlasını elde ediyorsun" Bilal Epsamlı ise babasının da hayvancılık yapmasından dolayı küçük yaşlardan beri bu işin içinde olduğuna işaret etti. Hayvan yetiştiriciliğini profesyonel anlamda bir tesiste yapabilmek için Genç Çiftçi Projesi'nden yararlanmak istediklerini anlatan Epsamlı, kendileri için hayal olan tesisi proje desteğiyle açabilmenin mutluluğunu yaşadıklarını söyledi. Bu işe ilgi duyan herkese hayvancılık yapmayı tavsiye eden Epsamlı, "Emek isteyen, çaba isteyen, sabır isteyen bir meslek ama bunları başardıktan sonra kat kat fazlasını elde ediyorsun. Aynı zamanda bereketli bir meslek, kimseye seni muhtaç etmez." diye konuştu.
- Baykar’a büyük övgü
Belçika Kraliçesi Mathilde, İstanbul'da Özdemir Bayraktar Milli Teknoloji Merkezi'ni ziyaret etti. Kraliçe Mathilde'ye, Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar, tesis hakkında bilgi verdi. Belçika Savunma Bakanı Theo Francken, Baykar'ın Özdemir Bayraktar Milli Teknoloji Merkezi'ni ziyaretinin ardından, "Bu savunma şirketi NATO içinde benzersiz bir yere sahip çünkü sürekli inovasyonu temel prensip haline getirmiş durumda" ifadelerini kullandı. Francken, İstanbul'da aynı zamanda savunmanın geleceğinin şekillendiğine işaret ederek, 1980'lerde çok küçük başlayan şirketin bugün milyar euroluk ciroya sahip bir dev haline geldiğine işaret etti. Francken, "İki kardeş onu sıfırdan kurdu. Nasıl mı? Her zaman bir adım önde kalarak. Adeta geleceği okuyarak. Şirket, yapay zekâ entegre silahlı insansız hava araçlarının öncüsü oldu. Bu sistemler giderek daha iyi hale geliyor. Şimdi Baykar kaçınılmaz bir sonraki adıma geçiyor: insansız savaş uçağı. 'Kızılelma' halihazırda seri üretimde ve ihracatı da yapılıyor" yorumunda bulundu.
- Babalarının yanında çalışıyorlardı: Devlet desteğiyle kendi işlerinin patronu oldular
Kahramanmaraş'ta yaşayan iki genç girişimci, Tarım ve Orman Bakanlığının Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı kapsamında aldıkları yüzde 50 hibe desteğiyle tavuk çiftliği kurdu. Devlet hibesiyle üretime başlayan gençlerin başarı hikâyesi, tavuk çiftliği kurma desteği ve genç girişimci destekleriyle ilgilenenlerin de dikkatini çekti. İşte detaylar... Kahramanmaraş'ın Türkoğlu ilçesinde yaşayan 19 yaşındaki İbrahim Eren Okumuş ile 21 yaşındaki Eren Akar, deprem sonrası üretimden vazgeçmek yerine kendi işlerini kurmayı tercih etti. Tarım ve Orman Bakanlığının Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı kapsamında aldıkları yüzde 50 hibe desteği sayesinde modern bir tavuk çiftliği kuran iki genç girişimci, ilk üretim dönemini başarıyla tamamladı. Kahramanmaraş'ın Türkoğlu ilçesinde yaşayan 19 yaşındaki İbrahim Eren Okumuş ile 21 yaşındaki Eren Akar, deprem sonrası üretimden vazgeçmek yerine kendi işlerini kurmayı tercih etti. Tarım ve Orman Bakanlığının Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı kapsamında aldıkları yüzde 50 hibe desteği sayesinde modern bir tavuk çiftliği kuran iki genç girişimci, ilk üretim dönemini başarıyla tamamladı. Deprem sonrası üretime yöneldiler 6 Şubat depremlerinde ailelerine ait iş yerlerinin hasar görmesinin ardından yeni bir yol çizen genç girişimciler, çocukluk yıllarından beri kurdukları tavuk çiftliği hayalini gerçekleştirmek için yaklaşık iki yıl boyunca sektör araştırması yaptı. 2025 yılında Tarım ve Orman Bakanlığının hibe programına başvuran girişimciler, projelerinin kabul edilmesiyle birlikte yatırımlarına başladı. Deprem sonrası üretime yöneldiler6 Şubat depremlerinde ailelerine ait iş yerlerinin hasar görmesinin ardından yeni bir yol çizen genç girişimciler, çocukluk yıllarından beri kurdukları tavuk çiftliği hayalini gerçekleştirmek için yaklaşık iki yıl boyunca sektör araştırması yaptı. 2025 yılında Tarım ve Orman Bakanlığının hibe programına başvuran girişimciler, projelerinin kabul edilmesiyle birlikte yatırımlarına başladı. Yüzde 50 hibe desteğiyle 60 bin kapasiteli tesis kurdular Genç girişimciler, Şekeroba Mahallesi kırsalında yaklaşık 15 dönüm arazi üzerine 60 bin kapasiteli modern bir tavuk çiftliği inşa etti. 4 bin 500 metrekare kapalı alana sahip tesiste iklimlendirme, otomatik yemleme ve sulama sistemleri kullanılıyor. Modern altyapısıyla dikkat çeken çiftlikte üretim tamamen teknolojik sistemlerle yürütülüyor. Yüzde 50 hibe desteğiyle 60 bin kapasiteli tesis kurdularGenç girişimciler, Şekeroba Mahallesi kırsalında yaklaşık 15 dönüm arazi üzerine 60 bin kapasiteli modern bir tavuk çiftliği inşa etti. 4 bin 500 metrekare kapalı alana sahip tesiste iklimlendirme, otomatik yemleme ve sulama sistemleri kullanılıyor. Modern altyapısıyla dikkat çeken çiftlikte üretim tamamen teknolojik sistemlerle yürütülüyor. 40 gram olarak gelen civcivler kesim ağırlığına ulaştı Yaklaşık 40 gün önce çiftliğe getirilen civcivler kısa sürede kesim ağırlığına ulaştı. Genç girişimci İbrahim Eren Okumuş, üretim sürecini şu sözlerle anlattı: "Çiftliğimiz tamamen Avrupa standartlarında tasarlandı. Klimalarımız, yemliklerimiz ve suluklarımız tamamen otomatik. Hava şu an içeride 22-23 derece. Bu sıcakta bile her şey otomatik olarak devam ediyor." 40 gram olarak gelen civcivler kesim ağırlığına ulaştıYaklaşık 40 gün önce çiftliğe getirilen civcivler kısa sürede kesim ağırlığına ulaştı. Genç girişimci İbrahim Eren Okumuş, üretim sürecini şu sözlerle anlattı: "Çiftliğimiz tamamen Avrupa standartlarında tasarlandı. Klimalarımız, yemliklerimiz ve suluklarımız tamamen otomatik. Hava şu an içeride 22-23 derece. Bu sıcakta bile her şey otomatik olarak devam ediyor." Hedeflerini de açıkladılar Üretimi daha da büyütmek istediklerini belirten Okumuş, amaçlarının hem ülke ekonomisine hem de istihdama katkı sunmak olduğunu söyledi. Genç girişimci açıklamasında şu ifadeleri kullandı: "Hedef, ülke ekonomisine ve istihdamına daha fazla katkıda bulunmak, üretim kapasitemizi daha fazla artırmak. Yaklaşık 2 gün sonra 59 bin civcivimizi piliç şeklinde firmamıza teslim edeceğiz." Hedeflerini de açıkladılarÜretimi daha da büyütmek istediklerini belirten Okumuş, amaçlarının hem ülke ekonomisine hem de istihdama katkı sunmak olduğunu söyledi. Genç girişimci açıklamasında şu ifadeleri kullandı: "Hedef, ülke ekonomisine ve istihdamına daha fazla katkıda bulunmak, üretim kapasitemizi daha fazla artırmak. Yaklaşık 2 gün sonra 59 bin civcivimizi piliç şeklinde firmamıza teslim edeceğiz." "Devlet desteği olmasaydı bu hayal zor gerçekleşirdi" 21 yaşındaki Eren Akar ise çocukluk yıllarından bu yana tavuk çiftliği kurmayı hayal ettiğini belirterek, aldıkları hibe desteğinin yatırımın önünü açtığını ifade etti. Akar şunları söyledi: "Devletimizden Allah razı olsun. Yüzde 50 hibe verdi. O hibeyi elimizden geldiği şekilde en iyi fırsatta kullanmaya çalıştık. 42 gram gelen civcivi 3 kiloya yakın çıkarmayı başardık. Böyle imkanlar olduğu sürece bizim gibi gençler de üretmeye devam edecektir." "Devlet desteği olmasaydı bu hayal zor gerçekleşirdi"21 yaşındaki Eren Akar ise çocukluk yıllarından bu yana tavuk çiftliği kurmayı hayal ettiğini belirterek, aldıkları hibe desteğinin yatırımın önünü açtığını ifade etti. Akar şunları söyledi: "Devletimizden Allah razı olsun. Yüzde 50 hibe verdi. O hibeyi elimizden geldiği şekilde en iyi fırsatta kullanmaya çalıştık. 42 gram gelen civcivi 3 kiloya yakın çıkarmayı başardık. Böyle imkanlar olduğu sürece bizim gibi gençler de üretmeye devam edecektir." İlk üretim dönemini tamamlayan genç girişimciler, yaklaşık 59 bin piliçi önümüzdeki günlerde 20 tırla piliç firmasına teslim edecek. Yurt dışına gönderilmek üzere hazırlanan ürünlerle ilk büyük sevkiyatını gerçekleştirecek olan işletme, bugün itibarıyla 5 kişiye istihdam sağlıyor. İki genç girişimci ise hedeflerinin üretim kapasitesini daha da artırarak hem ihracata hem de bölgedeki istihdama daha fazla katkı sunmak olduğunu belirtiyor.











