top of page

Search this site

Boş arama ile 1096 sonuç bulundu

  • İstanbul'u terk etti, çocukluk hayali olan işi kurdu! Şimdi siparişlere yetişemiyor

    İstanbul'daki işinden istifa edip Kastamonu'nun Tosya ilçesine yerleşen kadın girişimci, doğal bitkilerden ürettiği ürünleri Türkiye'nin dört bir yanına gönderiyor. Kadın girişimci, kırsalda yaşayan kadınların ormanlık alandan topladıkları bitkileri de satın alarak istihdama katkı sağlıyor. 38 yaşındaki Zeynep Erkaragülle'nin hikayesi birçok kişiye ilham olacak cinsten.... İstanbul'un zorlu iş hayatından bıkan 38 yaşındaki Zeynep Erkaragülle, çocukluk hayalini gerçekleştirmeye karar verdi. 2014 yılında İstanbul'daki işinden istifa eden Erkaragülle, Aydın, İzmir ve Muğla'da tıbbi aromatik bitki yetiştiriciliği üzerine eğitimler aldı. Bu süre zarfında doğal ürünler yetiştiren fabrikalarda da çalışan Zeynep Erkaragülle, 2019 yılında memleketi Kastamonu'nun Tosya ilçesine yerleşti. İstanbul'u terk etti, çocukluk hayali olan işi kurdu! Şimdi siparişlere yetişemiyor Burada ilk olarak 14 dönüm büyüklüğünde bir tarla kiralayan Zeynep Erkaragülle, lavanta, altın otu, sarı kantaron, kekik ve aronya gibi tıbbi aromatik bitkiler ekti. Ektiği bitkilerden doğal ürünler de yapmaya başlayan Erkaragülle, ilçede bir dükkan açtı, aynı zamanda kurduğu internet sitesi üzerinden ürünleri pazarlamaya başladı. İstanbul'u terk etti, çocukluk hayali olan işi kurdu! Şimdi siparişlere yetişemiyor Artan talep üzerine zamanla işini büyüten Zeynep Erkaragülle, imalathane de kurdu. Tıbbi aromatik bitkilerden doğal ürünler yapan Zeynep Erkaragülle, Türkiye'nin dört bir tarafından sipariş almaya başladı. Erkaragülle, kırsal kesimde yaşayan kadınların topladığı ürünleri satın alarak istihdama katkı sağlıyor. İstanbul'u terk etti, çocukluk hayali olan işi kurdu! Şimdi siparişlere yetişemiyor Küçüklükten beri hayvanlara ve bitkilere ilgi duyduğunu ifade eden Erkaragülle, "İstanbul'da lise ve üniversite eğitimimi tamamladıktan sonra iş hayatına atıldım. Uzunca bir sürede iş hayatında yer aldım. İstanbul'un o kalabalık, karmaşık, yoğun olan iş hayatından hep kaçmaya, gitmeye yönelik planlar yapıyordum. Biraz daha sakin, doğa ile iç içe yaşayabileceğim bir yere gitmek istiyordum. İstanbul'u terk etti, çocukluk hayali olan işi kurdu! Şimdi siparişlere yetişemiyor En sonunda 2014 yılında işimden istifa ederek İstanbul'dan taşınmaya karar verdim. İstanbul'dan ayrıldıktan sonra, İzmir'de, Aydın'da ve Muğla'da 7 yıl kadar bir vakit geçirdim, orada çalıştım. Tıbbi aromatik bitki yetiştiriciliği ile alakalı epey bir tecrübe edindim. Genellikle sabun üretimi, doğal kozmetik üretimi, yağ üretimi, hidrozol üretimi üzerine çalıştım ve bunların üretildiği yerlerde bulundum. Direkt kaynağından, bitkinin toplandığı yerden, üretildiği yere giderek kendim üretim yaparak buralarda genellikle tecrübe edindim. İstanbul'u terk etti, çocukluk hayali olan işi kurdu! Şimdi siparişlere yetişemiyor 2019 yılında da Muğla'dan kendi ata toprağım olan Tosya'ya taşındım. Tosya'ya taşındıktan sonra edindiğim bilgiler, tecrübeleri burada uygulamak için arazi bakmaya başladım. Tıbbi aromatik bitki yetiştiriciliği yapmak adına bir arazi bulduktan sonra lavanta dikimi gerçekleştirdim. Lavantadan sonra da biberiye, adaçayı, kekik, nane, aynı sefa, aronya gibi başka bitkiler de diktim, yetiştirmeye başladım. Tabii bu bitki yetiştiriciliği sonrasında elimizde oluşan ürünler ve bu ürünlerin işlenmesi, işlenmesi ile alakalı ham madde vardı elimizde, bununla alakalı çalışmalara başladım. İstanbul'u terk etti, çocukluk hayali olan işi kurdu! Şimdi siparişlere yetişemiyor Özellikle bir distilasyon ünitesi oluşturduktan sonra zaten birçok bitkinin yağını ve hidrozolünü elde etmeye başladık. Uçucu bitki yağları elde ettik. Ardından bunların satışını gerçekleştirmeye başladım. İnternet üzerinden bir işletme kurdum. Çevremde de talep artınca dükkan açtım. Bitki, sabit bitki yağları, uçucu bitki yağları ve hidrozoller, sirkeler sabunlar ve bazı kremleri imalathanemizde yapıyoruz. Bazı ufak tefek karışımları da buradaki tezgahımızda yapıyoruz" dedi. İstanbul'u terk etti, çocukluk hayali olan işi kurdu! Şimdi siparişlere yetişemiyor Doğal üretilen ürünlere yönelik insanların yoğun talebinin olduğunu söyleyen Zeynep Erkaragülle, "İnsanların arayışı var. Çünkü piyasanın içerisinde inanılmaz çok sahte ürün var. Doğallıktan çıkartılmış ürünler var. Hem sabit yağlar hem uçucu yağlar konusunda çok fazla esanslı ürün var veya içerisinde işlem yapılmış ürün var. İnsanlar bir şeyin doğallığının peşine düşüyor, doğalını arıyor, doğalığını talep ediyor. Bu alanda hizmet vermek çok güzel bir şey. Talebi karşılayabilmek de çok güzel bir şey. İnsanların çok ilgisi olduğunu görüyorum. Ben bu kadar beklemiyordum aslında ama gerçekten bir şeyin doğal ve tazesini insanlar arıyorlar, bunu fark ettim. Bizim için önemli olan ürünün saflığı, doğallığı, hiçbir şekilde işlem görmemiş olması. Ürünlerimizi çok büyük tonajlı üreticilerden değil, ufak üreticilerden alarak elde ediyoruz. Dağ sumağı, dağ iğdesi, dağdan toplanmış deli nar gibi ürünleri de değerlendirmiş oluyoruz. Mesela nar ekşisi yapmak için veya yemeklerde kullanılan sumak elde etmek için veya bazı bitki çaylarımız için karahindiba, ısırgan, karaçalı pulu gibi bitkiler de doğadan toplanıyor. Bize bunları toplayıp getiriyorlar. Biz bunları onlardan satın alıyoruz. O ürünleri değerlendirmiş oluyoruz. Hem ürünü hem emeği değerlendirmiş oluyoruz. Aynı zamanda böyle bir istihdam yolu da açmış oluyoruz" diye konuştu. İstanbul'u terk etti, çocukluk hayali olan işi kurdu! Şimdi siparişlere yetişemiyor İlgiden memnun olduğunu belirten Zeynep Erkaragülle, "Sabahtan akşama kadar bize mesaj geliyor. O mesajlara sürekli dönüş yapıyorum, sipariş alıyoruz. Ondan sonra o siparişleri Türkiye'nin dört bir tarafına çok farklı farklı şehirlere gönderiyoruz. İstanbul'u terk etti, çocukluk hayali olan işi kurdu! Şimdi siparişlere yetişemiyor Birçok farklı iş deneyimi, iş tecrübesinden sonra farklı işlerde çalıştıktan sonra gençlik yıllarımda başlayan, hayalini kurmaya başladığım bu işi kendim memleketimde kendi ata toprağımla yapıyor olmak beni çok mutlu ediyor. Aynı zamanda bu alana olan talebi görmek, ilgiyi görmek de beni ayrıca memnun ediyor ve bu alanda hizmet vermekten çok mutluyum" şeklinde konuştu. İstanbul'u terk etti, çocukluk hayali olan işi kurdu! Şimdi siparişlere yetişemiyor Daha önce doğal ürün kullanmadığından bahseden Candan Nesibe Demirel ise, "Ben, buraya girmeden önce aslında tam olarak bu ürünleri kullanmıyordum. Kullananlara hayran kalıyordum ama sonrasında Zeynep abla ile daha yakından tanıştık ve şimdi de yanında çalışmaya başladım. İstanbul'u terk etti, çocukluk hayali olan işi kurdu! Şimdi siparişlere yetişemiyor ördüm ki doğal ürünler kullanmak daha güzel. Kendimi daha iyi ve daha enerjik hissettiriyor. Zeynep abla bana bu konuda yardımcı oldu ve şu anda da hep kullanmak istiyordum fakat kullanamıyordum, şimdi kullanıyorum" ifadelerini kullandı.

  • Kızından ilham aldı, emeklilikte üretime başladı: Evde kurulan iş büyüyor

    Aydın’da yaşayan Esra Zehra Gökdağ, arkeolog kızı Ayça Gökdağ’ın mesleğine yeniden yönelmesiyle birlikte üretim sürecine adım attı. Başlangıçta yalnızca kızına destek olmak amacıyla başlayan bu süreç, zamanla satışa dönüşen bir işe evrildi. Emeklilik sonrası yeni bir uğraş arayan Gökdağ, kızının arkeolojik temalı ürünler üretmeye başlamasıyla birlikte taş tozu şekillendirme ile tanıştı. Anne-kız, kısa sürede birlikte üretim yaparak hem yeni bir gelir alanı oluşturdu hem de ortak bir çalışma düzeni kurdu. HOBİ OLARAK BAŞLADI, SATIŞA DÖNÜŞTÜ Sürecin kendiliğinden geliştiğini anlatan Gökdağ, “Kızım arkeolojik dekorasyon ürünleri üretmeye başladı. Ben de ona yardım etmek için başladım. Zamanla yaptıklarımız ilgi görünce satışa dönüştürdük” dedi. Herhangi bir eğitim almadan bu alana girdiklerini belirten Gökdağ, üretim sürecinde dijital kaynaklardan faydalandıklarını söyledi. Deneme yanılma yöntemiyle kendilerini geliştirdiklerini ifade eden Gökdağ, teknolojinin öğrenme sürecinde önemli rol oynadığını dile getirdi. Kızından ilham aldı, emeklilikte üretime başladı: Evde kurulan iş büyüyor. EMEK YOĞUN ÜRETİM SÜRECİ Ürünlerin hazırlanma sürecinin zaman aldığını belirten Gökdağ, taş tozu, su ve zaman zaman tutkal karışımıyla hazırlanan ürünlerin silikon kalıplara döküldüğünü söyledi. Kalıptan çıkan ürünlerin yaklaşık bir haftalık kuruma sürecinin ardından boyandığını ve verniklendiğini ifade eden Gökdağ, bazı ürünlerin ise doğrudan satışa hazır hale geldiğini belirtti. ANNE-KIZ İLİŞKİSİNE YENİ BİR BOYUT Birlikte üretmenin sadece ekonomik değil, sosyal bir katkı da sağladığını vurgulayan Gökdağ, “Akşamları birlikte üretmek, aynı hedefe yönelmek ilişkimize farklı bir anlam kattı” dedi. Kızından ilham aldı, emeklilikte üretime başladı: Evde kurulan iş büyüyor. EMEKLİLİKTE ÜRETEN BİR MODEL Ev ortamında üretim yaparak satışa başlamanın kendisine iyi geldiğini belirten Gökdağ, ürettikleri ürünlerin beğenilmesinin motivasyonlarını artırdığını söyledi. Gelen talepler doğrultusunda ürün çeşitliliğini de artırdıklarını ifade eden Gökdağ, başlangıçta olmayan bazı ürünleri müşteri isteğiyle üretmeye başladıklarını dile getirdi. HEDEF DOĞAYLA İÇ İÇE BİR YAŞAM Anne-kızın hedefi ise üretimle sınırlı değil. İlerleyen süreçte doğayla iç içe bir yaşam alanı kurmayı planladıklarını belirten Gökdağ, çocuklara yönelik arkeoloji atölyeleri, sokak hayvanları için güvenli alanlar ve küçük bir kafenin yer aldığı bir yaşam alanı oluşturmak istediklerini ifade etti. Kızının mesleğiyle başlayan bu süreç, bugün hem üretime hem de ortak bir hedefe dönüşmüş durumda.

  • Görmeyen gözlerle değil, vazgeçmeyen bir iradeyle yazılan başarı hikayesi!

    Doğuştan gelen genetik bir hastalıkla başlayan, lise yıllarında görme yetisinin büyük oranda kaybıyla devam eden bir hayat... Ancak bu hikâye bir "eksiklik" değil, azmin, ilmin ve derin bir gönül gözünün destanı. İngilizce öğretmeni olan Banu Büyükcıngıl’ın hayat yolu Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü ile kesiştiğinde yeni bir boyut kazandı. Görme engeli nedeniyle birçoklarının "zor" dediği Osmanlı Türkçesini, Arapça ve Farsçayı öğrenen Büyükcıngıl, Şubat 2026’da tamamladığı Farsça birincil kaynağa dayalı doktora teziyle akademik camiada büyük takdir topladı. İngilizce Öğretmenliği bölümünden mezun olduktan sonra KPSS ile atanan ve öğretmenlik mesleğine adım atan Banu Büyükcıngıl’ın hayatı, 2016 yılında Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü ile kesiştiğinde yeni bir boyut kazandı. Görme engeli nedeniyle birçoklarının "zor" dediği Osmanlı Türkçesini öğrenip, sonra da Arapça ve Farsça gibi dillerde uzmanlaşan Büyükcıngıl, Şubat 2026’da tamamladığı doktora teziyle akademik camiada büyük takdir topladı. “Hocam harfleri avcuma çizerek zihnimde canlandırmamı sağladı” Banu Büyükcıngıl, kendi hikâyesini anlatırken zorlukların nasıl kapı açtığını şu sözlerle ifade ediyor: "Doğuştan gelen genetik bir hastalık sebebiyle çok küçük yaşımdan itibaren görme problemi yaşadım. Bu süreçte gören öğrencilerle birlikte eğitim aldım. Lise çağlarında görme yetimi büyük oranda kaybettim. O yıllarda genellikle kitapları ve ders notlarını ses kaydı yaparak ve dinleyerek ders çalışıyordum. İstanbul Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği bölümü mezunuyum. Mezun olduktan sonra bir süre öğretmen olup olmama konusunda kararsız kaldım. Fakat, sonra KPSS sınavına hazırlandım ve iyi bir puanla atandım. Mesleğimin ilk yıllarında oldukça zorlandım. İngilizce öğretmenliğine devam ederken, 2016 yılında Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü’nde Tasavvuf Kültürü ve Edebiyatı programında yüksek lisansa başladım. İlk dönem Osmanlı Türkçesi dersi vardı. Bu dersi alıp almama konusunda tereddütlerim bulunuyordu. Bazı üniversitelerde görme engelliler bu dersten muaf tutulabiliyor. Ancak dersin öğretim üyesi Prof. Dr. Emine Yeniterzi hocam derse katılmamı ve dinlememi tavsiye etti. Bir süre sonra hocamın gayretleri ve teşviki sayesinde dersi daha rahat takip etmeye başladım. Hocam harfleri elime çizerek zihnimde canlandırmamı sağladı.” Arapça ve Farsça dersleri nasıl başladı? Osmanlı Türkçesi dersinde edinmiş olduğu tecrübe sonucunda bir sonraki dönem Arapça dersi aldığını da anlatan Banu Büyükcıngıl, “Çevrimiçi özel dersler alarak Arapçamı geliştirdim. 2018 yılında Dr. Öğr. Üyesi Cangüzel Güner Zülfikar Hocam, Enstitüde Uluslararası Yoğunlaştırılmış Tasavvuf Araştırmaları Yaz Okulu Programı düzenleneceğini ve programda Farsça metin incelemesi yapılacağını belirterek beni Farsça öğrenmeye teşvik etti. Programın başlamasına altı ay vardı. Bunun üzerine İranlı Narges Ahmedî’den çevrimiçi Farsça dersleri almaya başladım” dedi. Banu Büyükcıngıl’ın Yüksek Lisans Tez Danışmanlığını yürütmüş olan Prof. Dr. Emine Yeniterzi tecrübesini şöyle aktarıyor: “Banu, 2016 yılında Osmanlı Türkçesi dersimde öğrencim oldu. Osmanlı Türkçesi, bilindiği üzere 1928 harf inkılabından önce kullandığımız Arap harfleri ile yazılmaktadır. İlk defa böyle bir öğrenciyle ders yapacaktım. Bu yüzden Banu için de benim için de başlangıçta tedirginliğimiz vardı. Banu, bilgisayarında Arap harflerinin isimlerini seslendiren bir programdan faydalandı. Normalde Osmanlı Türkçesinde harfler bitiştirilerek yazılır, böylece daha kolay okunur. Latin harfleri gibi tek tek yazılarak okunması gayet zordur. Sevgili Banu, bu güçlüğü rahatlıkla aştı. Harfleri hızla zihninde birleştirerek kelimeleri oluşturmaya başladı. Gören iki gözü yoktu ama büyük bir azmi, hızlı bir kavrayışı, güçlü bir idraki vardı. Yer yer bu alfabenin zihninde şekillenmesi için avcuna harfleri parmaklarımla yazdım. Diğer öğrenciler PDF metinleri okurken Banu’nun okuması gereken metinleri Word’de yazmam yeterli oluyordu. Neticede Banu, diğer öğrencilerle aynı zamanda Osmanlı Türkçesini okumayı ve yazmayı öğrendi. Daha sonra Arapça ve Farsça öğrenmeye başladı. Yüksek lisans tezini kendisi gibi beden gözü kapalı ama gönül gözü açık sûfî bir şair olan Osman Kemâlî’nin şiirleri üzerinde hazırladı. Doktora tezini de 11. yüzyıl sûfî müellifi Abdullah-ı Ensârî’nin daha önce yayımlanmamış Farsça bir eseri üzerinde yaptı. Hem eserin dilimize çevirisini hem de Ensârî’nin üzerinde çalışılmamış önemli bir eserini literatüre kazandırdı. Banu’nun yılmak bilmeyen azmi, derin kavrayışı ve disiplinli çalışmaları ile ortaya koyduğu bu başarılar herkese örnek olacak türdendir.” Yüksek lisanstan doktoraya uzanan başarı Büyükcıngıl’ın akademik yolculuğundaki en önemli duraklardan biri, 2018 yılının Kasım ayında gerçekleşti. Prof. Dr. Emine Yeniterzi danışmanlığında hazırladığı "Osman Kemâlî’nin Şiirlerinde Basîret Anlayışı" başlıklı teziyle yüksek lisansını başarıyla tamamlayan Büyükcıngıl, ardından 2019 yılında Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü’nde "İslâm Medeniyeti, Düşüncesi, Tarihi ve Edebiyatı" doktora programına kabul edildi. Teknolojinin yetmediği yerde "diz dize" eğitim Arapça ve Farsça eserlerin dijitalleştirilmesinde (OCR) yaşanan teknik yetersizlikler, Büyükcıngıl’ı yolundan döndürmedi. Akademik çalışmalarında ses kaydı yöntemini en güvenilir araç olarak belirleyen Büyükcıngıl, çalışma metodunu şu sözlerle özetliyor: "Arapça ve Farsça eserler genellikle resim şeklinde PDF veya matbu olduğu için görme engelliler açısından işlevsel olmuyor. Bu sebeple Farsça metinleri, hocamın cümle cümle okuması ve benim eş zamanlı olarak Türkçesinin yazılması şeklinde bir yöntem geliştirdik. Ders sonrası aldığım ses kayıtlarını dinleyerek düzeltmeler yapıyorum. Bu dillerde hâlâ ses kaydı en güvenilir yöntem." Bu titiz çalışma süreciyle Azîz Nesefî’nin Keşfü’l-ḥaḳāyıḳ adlı eserini Türkçeye kazandırmak için yoğun bir mesai harcayan Büyükcıngıl, akademik üretkenliğini her geçen gün artırıyor. Tasavvufun sadece bir bilgi yığını değil, bir yaşam pratiği olduğunu vurgulayan Büyükcıngıl, eğitim sürecinin ruh dünyasındaki yansımasına dikkat çekiyor. Okuduklarını hayatına tatbik ettikçe daha mutlu ve huzurlu bir insan olduğunu ifade eden Büyükcıngıl, Enstitüdeki eğitimin kendisine sistematik bir düşünce yapısı ve mukavemet kazandırdığını belirtiyor. Banu Büyükcıngıl, başarısının ardındaki kurumsal desteğe ve hoca-talebe ilişkisinin önemine vurgu yaparak, "Tasavvuf bilgisini sistematik bir şekilde öğrenmemi sağlayan ve hayata bakışımı değiştiren bu Enstitünün kurulmasına öncülük eden Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a, derslerini takip ettiğim Rektör Danışmanı Cemalnur Sargut hocamıza, başta yüksek lisans ve doktora tez danışmanlarım olmak üzere Enstitüdeki tüm hocalarıma müteşekkirim." dedi. Büyükcıngıl’ın Enstitüde Doktora Tez Danışmanı Prof. Dr. Reşat Öngören’in değerlendirmeleriyse şöyle: “Banu Büyükçıngıl’ın Doktora konusu olan temel eser tasavvuf alanında yazılmış Farsça bir eserdir. Banu tezi bitirmeden önce eseri Türkçeye çevirerek yayımlamış (Kırk İki Fasılda Erdemler ve Civanmertler, Büyüyenay Yayınları, İstanbul 2025) böylece Fars diline vukufunu ortaya koymuştur. Öğrenci lisans ve yüksek lisansını Enstitümüzde yaptığından tasavvufi kaynaklara vukufiyeti yüksektir. Tasavvufun klasik döneminde (Hicrî III-VI. yüzyıllar) Horasanlı sufi Hace Abdullah Ensarî Herevî (ö. 481/1089) tarafından kaleme alınan bu eser ilk defa Banu’nun çalışmasıyla Doktora seviyesinde değerlendirilerek ilim dünyasının dikkatine sunulmuştur. Dört yüz sayfayı aşkın bir hacme sahip olan bu çalışmada özellikle “tasavvuf eğitiminin” her aşamasında bütün yönleriyle Hz. Peygamber’e aşk ve muhabbetle bağlanmanın vazgeçilmezliği ilmek ilmek işlenmiştir.” Prof. Dr. Reşat Öngören’in danışmanlığında Şubat 2026’da tamamlanan bu çalışma Prof. Dr. Mahmut Erol Kılıç, Prof. Dr. Emine Yeniterzi, Prof. Dr. Necdet Tosun ve Prof. Dr. Ali Öztürk’ten oluşan jüri tarafından oy birliğiyle başarılı bulunmuştur. Bu çalışma aynı zamanda Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsünde devam etmekte olan ellinin üzerinde Doktora çalışmasından tamamlanmış onuncu tez olma özelliği taşımaktadır. Akademik dünyada bir rol model Büyükcıngıl’ın başarısı sadece kişisel bir zafer değil, aynı zamanda bilim dünyası için de taze bir nefes oldu. Enstitüde aldığı dersler ve katıldığı programlarla akademik yolculuğunda kendisine rehber olup, gelişimini takip eden Enstitüdeki Hocaları, onun çalışma disiplini ve karakterini şu sözlerle anlatıyor: Dr. Öğr. Üyesi H. Dilek Güldütuna: “Eğitim hayatımız boyunca, sürekli şahsi problemlerini gündeme getiren, mazeretlerin arkasına saklanan ve ilim tahsilini bu mazeretlerle yavaşlatan "problemli" profillerle temas etmek, şevkimizi kırıcı olabiliyor. Bu tür sorunlu ve yorucu öğrencilerin tam zıt kutbunda Banu Büyükcıngıl gibi öğrencilere rast gelmek insana yeniden ümit, güven ve geleceğe dair taze enerji yüklüyor. Sahip olduğu özel durumu yani âmâ oluşunu hiçbir zaman bir mazerete ya da imtiyaz arayışına dönüştürmedi. Fiziksel sınırlarını, ilim tahsilinin önüne geçirmek bir yana; hızını yavaşlatmasına bile müsaade etmedi.” Dr. Öğr. Üyesi Cangüzel Güner Zülfikar: “Banu’nun gayretine, azim ve sebatına Sufi Texts in English dersimde bizzat şahit oldum. Bütün öğrencilerin çabası ve çalışkanlığı dikkat çekiciydi. Ancak Banu, herkesten daha başarılı ödevleri ve sunumlarıyla sınıf birincisi olmuştu. Kafa gözü gören öğrenciler sunum yaparken hata yapmak korkusuyla mutlaka hazırladıkları slaytları okuma temayülünde olduklarından, sunumları yavaş akar ve maalesef çoğunlukla sıkıcıdır. Banu çalışır, hazırlığını tamamlar, hiçbir kaygı ve korkuya kapılmadan sunumlarını yapardı. Onu dinlemek, zihin haritasındaki berraklığa tanık olmak hem bir zevkti hem de ümit vericiydi. 38 senelik meslek hayatımda hiç onun gibi çalışkan, dürüst, gayretli, azimli, sebatkâr bir öğrencim olmadı. Banu Büyükçıngıl aslında bir güzel ahlâk ve rol modelidir. Zariftir, naziktir, neşelidir, eğlenceli, akademik ve bilimsel araştırmalarında çok ciddiyetle konuların üstüne eğilir. Onun yaptığı ve yapacağı bütün çalışmaların nice verimli başarılara dönüşeceğine inanarak kendisine ailesiyle sağlık, huzur ve mutluluklar dilerim.” Eğitimde “insan odaklı” ve “engelleri kaldıran” Üniversite Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Elif Erhan, Üsküdar Üniversitesinin eğitimde “insanı merkeze alan” yaklaşımının bir slogan olmayıp fiilen yaşandığını böylece bu özel durumların üzerine cesaretle gidebildiklerini ifade etti. Prof. Dr. Erhan, “Görülüyor ki öğrencinin kendisi disiplinli ve çalışkansa iyi bir eğitim kurumu o kişinin önüne çıkabilecek tüm engelleri kaldırabiliyor. Üniversitemizde, eğitim süreçlerinin her basamağında ve akademik etkinliklerde teknik konularda kişiye özel destek sağlanıyor. Yeter ki öğrenci talep etsin ve bilinçli olsun. Gerçek bir “engelsiz üniversite”. Banu’nun başarı hikayesi Üsküdar Üniversitesinin “insan odaklı”lığının dikkat çekici ve aydınlatıcı bir örneğidir. Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü programlarının öğretim üyesi niteliği ve bilimsel kalitesinin yansıra ‘program içerikleri’ hakkında da aslında çok şey söylemektedir. Kişinin kendisini içinde bulduğu, yaşam bağlarını kuvvetlendiren, Dünyayı anlamlandırma ve hayatta mutlu olma sanatını elde etmede tasavvuf düşüncesi ve tasavvufi metinlerin etkisi de dikkat çekicidir. Zaten öğretmenlik mesleğinden gelen Banu Büyükcıngıl bundan sonraki çalışmalarında akademik düzeyde dersler ve araştırmalarıyla Üniversitemizdeki çalışmalarını sürdürerek örnek olmaya devam edecektir.” şeklinde ifade etti.

  • Rize'de üretip dünyaya satıyor, milyonlar kazanıyor! Çöpten 'altına' dönüşüyor, dünyada ilk...

    Karadeniz'in bereketli topraklarında sadece çay değil, adeta bir ekonomik mucize de filizleniyor. Rize'de hayata geçirilen ve dünyada benzeri olmayan proje ile çöpe giden çay atıklarının altın değerinde bir ürüne dönüştürdü. Avrupa'nın dört bir yanından talep yağıyor. Rize Belediyesi tarafından organize sanayi bölgesinde 12 dönümlük arazide çay çöpü lifleriyle mangal kömürü elde edilip çıkan metan gazıyla elektrik enerjisi üretilen tesis, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından düzenlenen Verimlilik Proje Ödülleri kapsamındaki 'Sürdürülebilir Üretim Yöntemlerinde Verimlilik' kategorisinde, Türkiye 2'ncisi oldu. Belediye Başkanı Rahmi Metin, 57 ilden 613 projenin katıldığı yarışmada finale kalarak, ödül aldıkları için mutlu olduklarını belirtti. Doğu Karadeniz’de 830 bin dekar alanda yapılan çay tarımında oluşan çay çöpü liflerinin geri dönüştürülmesi amacıyla, Rize Belediyesi tarafından Kalkandere ilçesindeki organize sanayi bölgesinde 12 dönümlük alanda tesis kuruldu. Tesiste, çöp lifleri karbonla preslenerek yılda 2 bin ton mangal kömürü elde edilirken, bu sırada çıkan metan gazıyla saatte 0,8 megavatlık elektrik enerjisi üretiliyor. Yılda 30 milyon TL gelir elde edilen tesis, çay lifinin işlenmesi sırasında ortaya çıkan ısının yanı sıra 4 bin 200 metrekarelik çatısına yerleştirilen güneş panellerinden de elektrik üretebiliyor. Ar-Ge çalışmaları sonucunda tarım ve evcil hayvanlar için çeşitli yan ürünler oluşturulmasına yönelik çalışmaların sürdüğü tesiste üretilen mangal kömürleri Almanya ve İngiltere başta olmak üzere birçok Avrupa ülkelerine ihraç ediliyor. Çay çöpünden katma değer üretip enerjisini kendi kendine sağlayan tesis, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından düzenlenen Verimlilik Proje Ödülleri kapsamındaki 'Sürdürülebilir Üretim Yöntemlerinde Verimlilik' kategorisinde Türkiye 2'nciliği ödüle layık görüldü. Ankara'da düzenlenen törenle, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır tarafından Rize Belediye Başkanı Rahmi Metin'e ödül takdim edildi. Belediye Başkanı Rahmi Metin, 57 ilden 613 projenin katıldığı yarışmada finale kalarak, ödül aldıkları için mutlu olduklarını söyledi. Metin, “Çay liflerinin yüzde 30’undan mangal kömürü, yüzde 25'inden metan gazı çıkıyor. Metan gazını iç ısıda yakıt olarak kullanıyoruz. 4 bin 200 metrekarelik çatımızdaki güneş panelleriyle de güneş enerjisinden faydalanıyoruz. Bu anlamda verimli bir proje olduğu için Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız da ödüle layık gördü. Mangal kömüründe aylık 100 ton civarında satışı oluyor. Kapasite artırımına gittik. Zaman zaman Almanya ve İngiltere’ye gönderim yapıyoruz. Çünkü içerisinde metan gazı yok, ağaç katledilerek yapılmıyor. Sıfır atık olarak çay liflerinin geri dönüşümüyle kazanıldığı için projeye layık görüldü” dedi. Dünyada çay çöpünden mangal kömürü üreten tek tesis olduklarını da vurgulayan Rahmi Metin, “Teknoloji geliştikçe maddenin her halinden her türlü nevi üretilebiliyor. Teknolojinin artmasıyla biz bunu iyi takip ederek inşallah bugün bile yapmadığımız birçok şeyi yarına da serpiştirmiş olacağız. Çay liflerinden bu şekilde yapan sadece Karadeniz’de değil, dünyada da bu örnek ilk örnek. Yani ne Hindistan’da ne Çin’de böyle bir şey yapılmış değil. Çay liflerinden mangal kömürü ve bu artı ürünlerin çıkarılması ilk kez ülkemizde oluyor" diye konuştu.

  • Yapay zeka destekli topraksız serada üretilen beyaz çilek 5 ülkeye ihraç ediliyor

    Mersin'in Tarsus ilçesinde ziraat mühendisi ve yazılım mühendisi iki kardeş tarafından kurulan yapay zeka destekli topraksız serada yetiştirilen beyaz çilekler, iç piyasanın yanı sıra yurt dışına da gönderiliyor. Ziraat mühendisi Yasin Çiner, yazılım mühendisi ve Tarım Orman Gençlik Konseyi Üyesi olan kardeşi Bülent Samed Çiner ile ilçede yıllar önce 1500 dönüm alanda şeftali, portakal, mandalina, limon, muz ve avokado yetiştirmeye başladı. İki kardeş zaman içerisinde arazilerinin 22 dönümünde yapay zeka destekli sera da kurdu. Topraksız serada iki kardeş, kırmızı çileğin yanı sıra beyaz çilek de yetiştirmeye başladı. Serada dronlar, yüksek çözünürlüklü kameralar ve sensörler aracılığıyla sıcaklık, pH değeri ve nem gibi çok sayıda veriyi analiz ederek çilek üretimi yapan Çiner kardeşler, hasada kadarki tüm süreçleri yakından takip ediyor. Serada üretilen yaklaşık 20 ton beyaz çilek, iç piyasanın yanı sıra Rusya, Dubai, Katar, Özbekistan ve Kazakistan'a gönderiliyor. "Beyaz çilek bölgemiz için şu an yeni bir ürün" Ziraat mühendisi Yasin Çiner, kardeşiyle kurduğu serada 30'u sürekli, 50'si sezonluk olmak üzere çoğunluğu kadın 80 kişiye istihdam sağladıklarını söyledi. Açık alanda beyaz çileğin üretim kapasitesinin dönüme 6-7 bin fide iken, topraksız serada bunu 16 bine çıkarabildiklerini anlatan Çiner, bunun da rekolteye yansıdığını belirtti. Çiner, beyaz çileğin Türkiye pazarına yeni girmeye başladığını ifade ederek, şöyle konuştu: “Beyaz çilek bölgemiz için şu an yeni bir ürün. Bölgede bir ilk olduğunu söyleyebiliriz. İnsanların alışma sürecini geçiriyoruz. Beyaz çilek şu an şefler, özel butik restoranlar ve pastaneler tarafından tercih edilen bir ürün. Pazara ilk çıktığında, bilen şeflerin dışında 'Acaba bu çiğ mi, olmamış mı?' gibi değerlendirmeler yapılabiliyor ancak tam tersine muz ve ananas aromalı bir meyveyle karşılaşılıyor. Bir kez tadan, yeniden istemektedir.” Yapay zekayla tüm üretim süreçleri kontrol ediliyor Çiner, serada yapay zeka desteği sayesinde ekimden hasada kadarki tüm üretim süreçlerini kontrol edebildiklerini dile getirdi. Serada hava koşullarının da kendilerinin kontrolünde olduğunu belirten Çiner, şöyle devam etti: "Seramız, meteoroloji istasyonları ve kendi iklimlendirme sistemiyle verileri işleyerek, uyarı sistemi aracılığıyla bizi tamamen bilgilendirebilen ve gerektiğinde kendisi de müdahale edebilen bir altyapıya sahiptir. Otomasyon sistemiyle rüzgar ve içerideki nem kontrolü sağlanabilmektedir. Burada hava koşullarını kendimiz idame ettirebiliyoruz." "Beyaz çilekte önümüzdeki yıl için de güzel dönüşler aldık" Çiner, beyaz çileğe yurt dışından ciddi talep olduğunu dile getirdi. Beyaz çileğin dünya pazarında kırmızı çileğe göre yaklaşık iki kat daha yüksek değere sahip olduğunu vurgulayan Çiner, şunları kaydetti: "Üretiminin butik olması nedeniyle biz de bunu yaklaşık 20 tonluk bir üretimle sınırladık. Ana pazarlarımız Rusya, Dubai, Katar, Özbekistan ve Kazakistan. Genel olarak üretimlerimizi bu ülkelere göndermekteyiz. Beyaz çilekte önümüzdeki yıl için de güzel dönüşler aldık, talebi de güzel bir şekilde karşılayacak bir boyuta taşıyacağız."

  • Afyon'da Genç Girişimcinin Başarı Hikayesi... Asgari Ücretli Çalışmaktansa, 5 Koyunla Kendi İşini Kurdu

    Afyonkarahisar’ın Çıkırık kasabasında yaşayan 30 yaşındaki Yasin Ayaz, yıllarca markette çalıştıktan sonra radikal bir kararla baba ocağına dönerek hayvancılığa başladı. Sadece 5 kuzuyla yola çıkan Ayaz, bugün modern bir koyun sürüsünün sahibi olarak gençlere örnek oluyor. Afyonkarahisar’da uzun yıllar mobilya sektörü ve market işletmeciliği gibi farklı alanlarda ter döken Yasin Ayaz, şehir hayatının gürültüsünden ve stresinden uzaklaşmak için rotasını hayvancılığa kırdı. "Marketçiliğin sonu yoktu, emekli olsan bile geçinmek zordu" diyen Ayaz, hayallerinin peşinden giderek kendi işinin patronu oldu. Ayaz, girişimcilik hikayesini editörümüz Mevlüt Tınas'a anlattı... 5 Kuzuyla Başlayan Serüven Hayvancılığa dededen kalma bir mirasla değil, tamamen kendi merakı ve azmiyle başladığını belirten Ayaz, ilk adımını evin altındaki küçük bir bodrum katında 5 kuzu besleyerek attığını anlatıyor. Zamanla işini büyüten genç girişimci, kuzu besiciliğinden damızlık koyun yetiştiriciliğine geçiş yaptı. Ayaz, bu süreçte yaşadığı zorlukları ve başarıyı şu sözlerle özetliyor: "Yerim bile yoktu, iki göz evin altındaki bodrumda başladım. Hedef koydum; 'kazandığımla araba alacağım' dedim, aldım. Sonra 'sayıyı 100’e çıkaracağım' dedim, onu da başardım. İstemek ve çalışmak bu işin anahtarı." "Asgari Ücretli Çalışmaktansa, 40 Koyunla Kendi İşini Kur" Özellikle köylerde yaşayan gençlere seslenen Yasin Ayaz, hayvancılığın asgari ücretle bir fabrikada çalışmaktan çok daha avantajlı olduğunu savunuyor. Günlük çalışma saatlerinin esnekliğine ve doğayla iç içe olmanın getirdiği huzura dikkat çeken Ayaz, "Asgari ücretle çalışan biri günde en az 10 saatini veriyor. Ben sabah 3, akşam 3 saat ayırarak asgari ücretten daha fazla gelir elde edebiliyorum. Kalan vaktim ise tamamen bana ve aileme ait" diyor. Verim İçin "Merinos" Tercihi Sürüsünde özellikle Merinos cinsi koyunlara ağırlık verdiğini belirten Ayaz, bu cinsin randımanından oldukça memnun. Merinosların ne bulursa yediğini, hızlı et tuttuğunu ve ikizlik oranının yüksek olduğunu vurgulayan genç yetiştirici, şu an 40 anaç koyun ve onlarca kuzusuyla üretim yapmaya devam ediyor. Kendi Peynirini Üretiyor, Müşterisi Hazır Sadece canlı hayvan satışı yapmayan Ayaz, bu yıl koyunlarını sağmaya da başladı. Kendi ürettiği doğal koyun peynirlerine ilginin yoğun olduğunu belirten Ayaz, şimdiden sadık bir müşteri kitlesi oluşturmuş durumda. Başarının Sırrı: "Malına Gözün Gibi Bakacaksın" Hayvancılığın sadece hayvanı meraya salmaktan ibaret olmadığını söyleyen Yasin Ayaz, doğum sürecinden bakımına kadar her anın titizlik gerektirdiğini ifade ediyor. "Kuzu doğarken başından ayrılmam, gerekirse müdahale ederim. Bir kuzu bir candır, kaybetmeye lüksümüz yok" diyen Ayaz, işine olan tutkusunu her fırsatta dile getiriyor. Afyonkarahisar'ın meralarında sürüsünün başında huzuru bulan Yasin Ayaz'ın hikayesi, azmin ve doğru hedefin birleştiğinde nelerin başarılabileceğini tüm şehre kanıtlıyor.

  • Hiç okula gitmeden harfleri çözdü, engelini kalemiyle aşıp 5 yılda tam 3 roman yazdı

    Rize’de yaşayan 36 yaşındaki serebral palsi hastası Ercan Mehmet Aksüt, engelini kalemiyle yıktı. Sağlık sorunları nedeniyle eğitim hayatından mahrum kalan Aksüt, 14 yaşında internetten izlediği videolarla kendi kendine okuma yazma öğrendi. İşte bugüne kadar 3 roman kaleme alan ve kitap fuarlarının ilgi odağı haline gelen azimli yazarın, "Engelim motivasyon kaynağım oldu" dedirten başarı hikayesi. Rize’de doğuştan serebral palsi (beyin felci) hastası olan Ercan Mehmet Aksüt, imkansızlıklara rağmen imkansızı başardı. Hiç okula gitmemiş olmasına rağmen kendi çabasıyla okuma yazma öğrenen Aksüt, edebiyat dünyasına üç önemli eser kazandırarak engelli bireylerin sesi oldu. Bedensel engeli nedeniyle konuşma ve yürümede zorluk çeken Aksüt, yaşıtları okul sıralarındayken evinde televizyon ve internetten izlediği derslerle 14 yaşında harfleri tek başına çözdü. İçindeki yazma tutkusunu halk eğitim merkezinde aldığı eğitimle taçlandıran Aksüt; 'Umutsuz Ruhlar Mezarlığı', ‘Sandıktaki Sır' ve ‘Mor Cennet' adlı üç roman kaleme alarak 5 yıla büyük bir başarı sığdırdı. Rize Kitap Fuarı'nda okurlarıyla buluşan ve büyük ilgi gören Aksüt, yazarlık serüvenini şu sözlerle özetledi: "Bedensel engelim aslında benim en büyük motivasyon kaynağım. Okuma yazmayı öğrendiğim günden beri romanların dünyasındayım. Bir gün 'Neden ben de yazmayayım?' diyerek yola çıktım. Eğer engelli olmasaydım, belki de bu tutkuyu asla keşfedemeyecektim." Son kitabında bakımevlerinde şiddete maruz kalan engelli bireylerin gerçek hayat hikayelerini kurgusal bir dille ele alan Aksüt, toplumsal sorunlara dikkat çekmeyi hedefliyor. Yazma tutkusundan vazgeçmeyen Aksüt’ün bir sonraki hedefi ise nitelikli bir polisiye roman yazarak kalemini bu türde de kanıtlamak. Dört yıldır Aksüt ile birlikte çalışan öğretmeni Cengiz Azman, genç yazarın azmine hayran kaldığını belirterek, "Bir eğitimci olarak Ercan’ın hiç okula gitmeden okuma yazma öğrenmesi ve üç kitap yayınlaması mucizevi bir durum. Onun bu gayreti tüm Türkiye’ye örnek olmalı" ifadelerini kullandı.

  • İç savaştan fakülte birinciliğine giden başarı hikayesi

    Suriye'deki iç savaş nedeniyle ülkesinden ayrılmak zorunda kalan 23 yaşındaki El Abrash, eğitim almak için geldiği Sakarya Üniversitesi Teknoloji Fakültesi'ni birincilikle tamamlamanın gururunu yaşıyor. Lise son sınıfa giderken mermiler ve bombalar altında okulunu tamamlayamadan babasını bırakıp annesi ve kardeşiyle Suudi Arabistan'a göç eden Mahmoud El Abrash (23), yüksek öğrenimi için annesinden de ayrılıp kardeşiyle Türkiye'ye geldi. İstanbul'da dil eğitimi almasının ardından Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Teknoloji Fakültesi Mekatronik Bölümüne kabul edilen El Abrash, yoğun çalışma temposuyla bölümünü ve fakülteyi birinci bitirmeyi başardı. Eğitim hayatı boyunca annesini bir kez görebilen, mezuniyet töreninde ve nişanında ailesinin yanında olamamasından dolayı buruk sevinç yaşayan El Abrash, düğününe kadar ailesini Türkiye'ye getirmenin hayalini kuruyor. "Hayali iyi bir akademisyen olmak" Yüksek lisans eğitimi için İstanbul'daki özel bir üniversiteden burslu ön kabul alan El Abrash, iyi bir akademisyen olmayı hedefliyor. El Abrash, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Suriye'de lise son sınıfa kadar okuduğunu belirterek, "Orada mermiler ve bombalar altında okumak zorunda kaldım. Can güvenliğimiz için annem ve ikizimle Suudi Arabistan'a gitmek zorunda kaldık." dedi. Misafir vizesi olduğu için üniversiteyi Suudi Arabistan'da okuyamadığını, ikiz kardeşiyle Türkiye'ye gelmeye karar verdiklerini ifade eden El Abrash, İstanbul'da Türkçe dil eğitimi aldıktan sonra Sakarya Üniversitesi'ne kabul edildiğini ifade etti. Okulun ilk döneminde bütün derslerini düşük puanla geçebildiğini anlatan El Abrash, "İkinci dönem Allah'a şükür bölümümü birincilikle bitirdim. Daha sonra başarım gittikçe artmaya başladı. Birinci ve ikinci yıl akşama kadar kütüphanelerde kalıyordum Türkçem zayıf olduğu için dersleri iki dilde okumam gerekiyordu. Önce İngilizce sonra Türkçe okuyordum o da beni çok yoruyordu. Ama hasadını aldım, iki yıl temeli attıktan sonra son iki yıl kolay geçti. Derslerime devam ederek, severek, çalışarak bu başarıyı elde ettim. Fakülte çapında birinci olan ilk uluslararası öğrenci oldum. Bu çok büyük gururdu. Keşke ailem burada olsaydı bu sevinci onlarla kutlayabilseydim. Hatta nişanım da burada oldu ama gelemediler. İnşallah kısa sürede onları da yanıma getirebilmek nasip olur. Belki düğünümü ailemle yapabilirim." diye konuştu. Annesini 5 yılda bir kez görebildi Babasının Suriye'de annesinin Suudi Arabistan'da ikiz kardeşiyle kendisinin de Türkiye'de yaşadığını aktaran El Abrash, annesini 5 yılda sadece bir kez görebildiğini ikiz kardeşinin ise hiç göremediğini kaydetti. "Borcumuzu bu millete, bu vatana hizmet edip ödeyeceğiz" Sakarya'nın insanından ve devletin kendilerine sağladığı hizmetlerden çok memnun olduğunu anlatan El Abrash, Sakara Üniversitesi'nden mezun olduğu için iftihar ettiğini dile getirdi. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına da yeni geçtiğini ifade eden El Abrash, "Türk insanı beni nasıl iyi karşıladılar ve bana nasıl iyi davranıp ilgi gösterdilerse... Biz bunu bir borç olarak görüyoruz. İnşallah bu borcu ödeyip daha fazlasını bu millete, bu vatana hizmet edip ödeyeceğiz. Elimizden gelenin daha fazlasını yapmak istiyorum." ifadesini kullandı.

  • Kadın girişimci köyüne fabrika kurdu! Tonlarca üretim yapıyor ama siparişlere yetişemiyor

    Çorumlu 2 çocuk annesi kadın girişimci köyüne üretim tesisi kurdu. Hem atık malzemeleri değerlendiriyor hem de katma değer sağlıyor. Devletten 3.9 milyon TL'lik hibe desteği alarak işe başlayan Ebru Zorlu, bir tane bile fazladan ağaç kesilmesine gerek kalmadan üretim yapıldığına dikkat çekiyor. Yılda 6 bin ton üretim yapılıyor ancak talebi karşılayabilmek için 12 bin tonluk üretim hedefi bulunuyor. İşte genç girişimcinin ilham veren hikayesi.... Çorum'da ailesinin 1996 yılından beri sürdürdüğü kereste üretimi ve ahşap ev yapımı işinden artan ahşap atıkları değerlendirmek isteyen 2 çocuk annesi genç yatırımcı Ebru Zorlu, pelet üretim tesisi kurmaya başladı. 2Kadın girişimci köyüne fabrika kurdu! Tonlarca üretim yapıyor ama siparişlere yetişemiyor Zorlu, devlet desteği almak için Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu'na (TKDK) başvurdu. IPARD II 11. Başvuru Çağrı Döneminde projesi desteklenen Ebru Zorlu, 7,2 milyon liralık yatırımı için 3,9 milyon lira hibe desteği aldı. 3Kadın girişimci köyüne fabrika kurdu! Tonlarca üretim yapıyor ama siparişlere yetişemiyor Çorum Merkez ilçesine bağlı Kayaca köyü mevkiinde tesisisi kuran Zorlu, 2023 yılının sonunda üretime başladı. Tesiste ekonomik değeri kalmayan kereste atıklarını katma değerli ürüne dönüştürülerek hem ekonomiye katkı sağlıyor hem de doğanın korunmasında büyük rol oynuyor. 4Kadın girişimci köyüne fabrika kurdu! Tonlarca üretim yapıyor ama siparişlere yetişemiyor Bir yakının tavsiyesi üzerine devlet desteği olduğunu öğrendiğini belirten Ebru Zorlu, “Ailem 1996 yılından beri her türden kereste üretimi ve ahşap ev yapımı işi ile uğraşıyor. Bu üretimleri gerçekleştirirken ortaya çıkan atıkların değerlendirilmesi amacıyla pelet üretim işine yatırım yapmaya karar verdik. TKDK'dan, hayvancılık tesisi kuran bir yakınımızın ‘birçok sektöre destek veriyorlar, gidin görüşün' demesiyle haberdar olduk. Projemizi anlattığımızda katma değerli ürünler sektörüne başvuru yapabileceğimizi söylediler. Projemiz tamamlanana kadar hep yardımcı oldular” dedi. 5Kadın girişimci köyüne fabrika kurdu! Tonlarca üretim yapıyor ama siparişlere yetişemiyor Tesiste yapılan üretim için fazladan ağaç kesilmesine gerek kalmadığını kaydeden Zorlu, Tesisimizde çam kerestesi üretimimiz sırasında ortaya çıkan ekonomik değeri olmayan kereste atıkları ve talaşı üretim ortamından uzaklaştırarak depolamak için ayrıca bir zaman, işgücü ve para harcıyorduk. Ya da isteyenlere veriyorduk. Şimdi bu atıklar pelet üretim tesisimizin hammaddesi oldu. 6Kadın girişimci köyüne fabrika kurdu! Tonlarca üretim yapıyor ama siparişlere yetişemiyor Orman ürünleri işleyen diğer tesislerin atıklarını da çok uygun fiyatlarla satın almak suretiyle onlarında atıklarından kurtulmalarına ve aynı zamanda para kazanmalarına vesile oluyoruz. Pelet üretimimizde hammadde teminimiz orman ürünlerinin atıklarının değerlendirilmesi ve geri dönüşümüne dayandığından dolayı bizim tesisimizin ihtiyacı için bir tane bile ağacın fazladan kesilmesi gerekmiyor. Yatırımımızla hem kendi atık çam tomruk, kereste parçalarını ve talaşlarını hem de diğer tesislerde ortaya çıkan atıkları alıp çam peletine dönüştürüyoruz” diye konuştu. 7Kadın girişimci köyüne fabrika kurdu! Tonlarca üretim yapıyor ama siparişlere yetişemiyor 15 kişinin tesiste istihdam edildiğini kaydeden Zorlu, “2023 yılı biterken yatırımımızı tamamladık ve pelet üretimine başladık. Şuan tesisimizde kereste imalatı ve pelet üretimi bölümlerimizde 15 çalışanımızla, tek vardiyada yılda 6 bin ton pelet üretimi yapıyoruz. Müşteri kitlemiz çoğaldıkça iki vardiya ile çalıştığımızda üretim kapasitemiz yıllık 12 bin tona çıkacak. 8Kadın girişimci köyüne fabrika kurdu! Tonlarca üretim yapıyor ama siparişlere yetişemiyor Ev kullanıcıları için 6 milimetre, endüstriyel tesislerde kullanılmak üzere de 8 milimetre boyutlu, hiçbir kimyasal katkı kullanmadan, yüzde yüz çam odunu ve kereste artıklarından elde ettiğimiz çam talaşından pelet üretiyoruz. Ürünümüz için Türk Standartları Enstitüsü (TSE) ve Avrupa Birliğine (AB) ihraç sertifikaları aldık. Şimdilik genellikle Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki illerde bulunan müşterilerimize satış yapıyoruz” şeklinde konuştu. 9Kadın girişimci köyüne fabrika kurdu! Tonlarca üretim yapıyor ama siparişlere yetişemiyor Yatırım sayesinde Sıfır Atık projesine destek verdiklerini belirten Zorlu, “Kömüre göre neredeyse tamamı yanan, geride ihmal edilebilecek oranda kül bırakan, kalorisi yüksek, karbonmonoksit (CO) salınımı kabul edilebilir değerin altında, depolanması kolay, çevre dostu olan değerli bir ürünü yeniden ekonomiye kazandırıyoruz. Çevre dostu bu yatırımımızla, 2017 yılında devletimizin başlattığı ve bugün dünya gündeminde yer bulan Sıfır Atık projesine de katkı sağladığımızı düşünüyoruz. 7,2 milyon yatırım tutarlı projeme 3,9 milyon lira destek sağlayan devletime ve bu yatırımın hayat bulmasında katkı sağlayan herkese çok teşekkür ediyorum”ifadelerini kullandı.

  • 47 girişim arasından seçilen RareSum, Cenevre’de Türkiye’yi temsil edecek

    Akbank’ın inovasyon merkezi Akbank LAB ile Birleşmiş Milletler’in telekomünikasyon ajansı International Telecommunication Union (ITU) iş birliğiyle ikinci kez düzenlenen AI for Good Innovation Factory Türkiye programında kazanan girişim RareSum oldu. 47 girişim arasından seçilen girişim, Cenevre’de Türkiye’yi temsil edecek. Akbank LAB’in lokal partnerliğinde, ReFi Türkiye çatısı altında ikinci kez hayata geçirilen AI for Good Innovation Factory Türkiye, bu yıl da girişimlerin yapay zekâyı sağlık, tarım ve su yönetimi gibi insan hayatına doğrudan temas eden alanlarda çözüm üretme kabiliyetlerini değerlendirdi. Program, Türkiye girişimcilik ekosisteminin küresel yapay zekâ gündemiyle daha güçlü biçimde entegre olmasına ve yerel çözümlerin uluslararası görünürlük kazanmasına zemin hazırladı. AI for Good Innovation Factory Türkiye’ye bu yıl başvuran 47 girişim arasından seçilen 5 finalist, geliştirdikleri çözümleri jüri karşısında sunarak Türkiye’yi Cenevre’de temsil edecek girişim olmak için yarıştı. Jüri değerlendirmesi sonucunda nadir hastalıklar alanında sağlık profesyonellerine yapay zekâ destekli araştırma ve karar destek çözümleri sunan RareSum birinci seçildi. Girişim, dünyanın farklı ülkelerinden teknoloji liderleri, yatırımcılar, kamu temsilcileri ve girişimcilik ekosistemi paydaşlarını bir araya getiren AI for Good Global Summit’te Türkiye’yi temsil edecek ve 20 bin dolarlık büyük ödül için yarışacak. Girişimler, yapay zekâyı tarımdan sağlığa uzanan alanlarda çözüm üretmek için kullanıyor Programa başvuran girişimler arasından seçilen diğer finalistler; su yönetimi platformu Blueit; konuşma ve dil terapisi süreçlerini yapay zekâ ile destekleyen Diltigo; tarımda dijital dönüşümü destekleyen, veri odaklı hassas tarım çözümleri sunan FarmLabs ve uzaktan algılama ve yapay zekâ alanlarında öncü teknolojilerle sürdürülebilir ve akıllı çözümler sunan Smart City & Partners oldu. AI for Good Innovation Factory Türkiye, güçlü jüri kadrosu ile küresel platformda Türkiye’yi temsil edecek girişimi seçti Programın jürisinde Akbank LAB İnovasyon Merkezi Müdürü Osman Emre Geredeli; Parton Big Data Kurucusu ve Türkiye Yapay Zekâ Platformu Eş Başkanı Profesör Altan Çakır; Founder One Genel Partneri Ali Şahin; Altınbaş Üniversitesi İşletme Fakültesi Öğretim Görevlisi, AU INOVA Araştırma Merkezi ve INOVA NeuroLab Direktörü Dicle Yurdakul ve Türkiye Girişimcilik Vakfı Genel Müdürü Mehru Öztürk yer aldı. AI for Good Innovation Factory Türkiye Spotlight Session ismi verilen sunum gününde, 5 dakikalık sunumlarının ardından jürinin sorularını yanıtlayan finalistler, jüri puanlaması ile değerlendirildi. Yarışmanın birincilik ödülüne layık görülen RareSum, Birleşmiş Milletler tarafından atanmış, alanında uzman isimlerden mentorluk desteği, Hızlandırma Programı kapsamında önceki girişimlerle deneyim paylaşımı, iş birliği ve karşılıklı destek için bağlantı kurma imkânı ve AI for Good Innovation Factory Büyük Finali’nde yarışma imkânlarının sahibi oldu.

  • Matematik şampiyonu Lina yine başardı

    TRABZON’da yaşayan, katıldığı STEM Olimpiyatları’nda dünya birincisi olan 4’üncü sınıf öğrencisi Lina Saka (10), bu kez Uluslararası Copernicus Matematik Olimpiyatları’nda 100 tam puanla Türkiye birincisi olarak başarılarına bir yenisini daha ekledi. Yomra ilçesinde yaşayan Mehmet Salih ve Ayça Saka çiftinin kızları Lina, matematik merakıyla katıldığı çeşitli sınavlarda dereceler elde etmeye devam ediyor. Geçen yıl kasım ayında ABD'deki Güney Illinois Üniversitesi (SIU) ve Singapur Uluslararası Matematik Yarışmaları Merkezi (SIMCC) tarafından ortaklaşa düzenlenen Amerikan Matematik Olimpiyatı'na katılan Lina Saka, 40 ülkeden binlerce öğrencinin yer aldığı organizasyonda tam puan alarak kendi seviyesinde Türkiye birincisi ve dünya 310’uncusu olmuş, Singapur'a gitmeye hak kazanmıştı. Lina, bu yıl ayrıca FISO Olimpiyatları’na katılıp, gümüş madalya kazanarak Dubai’de düzenlenecek organizasyona davet edilirken, 153 ülkenin katıldığı STEM Olimpiyatları’nda, uluslararası yarışmanın matematik kategorisinde tüm soruları doğru yanıtlayıp, dünya birincisi olan tek Türk öğrenci unvanını elde etmişti. Matematik şampiyonu Lina yine başardı Temmuzda İtalya’nın başkenti Roma’da düzenlenecek olan final yarışmasında Türkiye’yi temsil etmeye hazırlanan Lina, son katıldığı Uluslararası Copernicus Matematik Olimpiyatları’ndan 100 tam puan alarak yeniden Türkiye birincisi olup, Amerika’da düzenlenecek finallerde ülkesini temsil etmeye hak kazanarak başarılarına bir yenisini daha ekledi. 'BU BAŞARIYI KAYBETTİĞİMİZ ARKADAŞLARIMA HEDİYE EDİYORUM' Lina Saka, yeni başarısını ve birinciliklerini Kahramanmaraş’taki okul saldırısında hayatını kaybeden öğrencilere armağan ettiğini ifade ederek, “Yakın zamanda girmiş olduğum Corpernicus sınavlarında Türkiye birincisi oldum. Bu yıl 23 Nisan Çocuk Bayramı'na üzgün girdik çünkü kaybettiğimiz arkadaşlarımız oldu. Ben kendime bir söz vermiştim. Corpernicus sınavından iyi bir sonuç alarak bu başarımı kaybettiğimiz arkadaşlarıma hediye etmek istiyordum. Atatürk’ün dediği gibi, Türk’ün zekası ve çalışkanlığını herkese göstermek istiyorum. FİSO ve TİMO sınavları beni zorlamıştı ama diğer sınavlarım kolay geçti. Soruları yaptıkça, yapabileceğim tarzda sorular olduğunu düşünerek sınavımı bitiriyorum ve kendime güveniyorum. Bu başarının en büyük sırrı her zaman dediğim gibi disiplinli ve düzenli çalışmak. Nobel ödülü almak ve savcı olmak istiyorum. Kendimi çok gururlu hissediyorum. Bu başarıyı kendimce benimsemek yerine ülkemize ve kaybettiğimiz arkadaşlarıma hediye etmek istiyorum” dedi. ‘LİNA SİNGAPUR’DA ÜLKEMİZİ TEMSİL EDECEK’ Ayça Karadeniz Saka da kızının Singapur’daki final yarışmasına hazırlandığını belirterek, “Lina, öncelikle Amerikan Matematik Olimpiyatları’na girmiş ve Türkiye birincisi olarak Singapur’a gitmeye hak kazanmıştı. Daha sonra FİSO sınavıyla Dubai’ye gitmeye ve STEM Olimpiyatlarında dünya birinci olarak Roma’ya gitmeye hak kazanmıştı. Spirit of Math sınavında da bir yanlışla Kanada’da Toronto Üniversitesi’ne davet edildi. TIMO sınavına da girerek gümüş madalya aldı. Olimpiyat sürecinde çok beklediğimiz ve önem verdiğimiz sınavlardan biri olan Copernicus sınavına girdi. İstanbul’da yüz yüze olan bir sınavdı. Dünya’da yaklaşık 4 bin öğrencinin katıldığı bir sınavdı. Lina tüm soruları doğru yaparak 100 tam puanla Türkiye birincisi oldu. Bu sınavla birlikte Amerika New York’ta Columbia Üniversitesi’nde davet aldı. Finallere katılacak inşallah. Aldığı davetlerle Lina’yı tüm ülkelere götürebilme şansımız yok ama Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç’in desteğiyle birlikte Singapur’a götüreceğiz. Orada ülkemizi temsil edecek. Amerika’ya götürmek de en büyük istediğimiz, inşallah tüm desteklerimizi gösterip, hep birlikte oraya da gideceğiz. İnşallah orada da ülkemizi temsil edecek” ifadelerini kullandı. ‘PES ETMEDEN ÇALIŞMAYA DEVAM EDİYOR’ Lina’nın kendine olan güveninin artığını ve azimle çalışmayı sürdürdüğünü söyleyen Ayça Saka, “Çok gururluyuz. Artık şaşırmıyoruz ve sınav sonuçları beklediğimiz gibi oluyor. Lina kazandıkça kendine olan güveni artıyor. Bu durumun şımarıklığına girmediği için çok mutluyuz. Bilinçli ve çalışarak bir şeyleri kazandığının farkında o yüzden ‘ben oldum’ demiyor. Başarılarıyla gündemde olan bir çocuk; güzel destek mesajları da alıyoruz. Bazen olumsuz şeyler de yaşıyoruz ama anne olarak o arayı dengede tutmak bazen zor oluyor. Hem eğitimini destekliyoruz hem de psikolojik olarak süreç bazen zorlu olabiliyor. Dışarıdan da destek alıyoruz ve AOE Akademi’deki Ali Osman öğretmenimiz sayesinde tüm destekler üzerimizde. Önümüzdeki yıl ortaokul bizi bekliyor. Lina yine olimpiyatlara girmek istediğini söylüyor. Bakalım önümüzdeki yıl bize neler getirecek?” diye konuştu.

  • Çay dağıtımına yetişemeyince ’cincır’ ile servise başladı

    Bartın’da 1 yıl önce çay ocağı işletmeye başlayan Basri Akbıyık, çay dağıtımına yetişemeyince ’cincır’ olarak bilinen elektrikli kaykay ile çay servisine çıkmaya başladı. Bartın Kırtepe Mahallesi Hükümet Caddesi’nde 1 yıl önce çay ocağı işletmeye başlayan Basri Akbıyık, esnafın çay talebine yetişemeyince elektrikli araç ile hizmet vermeyi düşündü. ’Cincır’ olarak bilinen elektrikli kaykay alan Akbıyık, elinde tepsisi ile cincır üstünde çay dağıtımına başladı. Hızlı bir şekilde çay dağıtımı gerçekleştirmeye başlayan Akbıyık, çok fazla yorulmadan dağıtımı yapmaya başladı. Cincırlı çay hizmetini görünce ilk zamanlar şaşıran esnaf da zamanla alışırken, hizmetten memnun kalmaya başladı.

Arama Yap

bottom of page