top of page

Bu sitede ara

Boş arama ile 1150 sonuç bulundu

  • Mersinli Kadın Girişimci Marka Yarattı

    Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin üretici kadınlara sunduğu destekler, yeni başarı hikâyeleri doğurmaya devam ediyor. Evde yaptığı makaronlarla yola çıkan Elif Eskici, bugün kendi markasıyla Türkiye’nin dört bir yanına satış yapmaya hazırlanıyor. Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin kadın girişimcilere yönelik destekleri, evde başlayan üretim hikâyelerini güçlü markalara dönüştürüyor. Kent genelinde kurulan Üretici Kadın Stantları sayesinde birçok kadın ekonomik hayata katılırken, bazıları ise kendi işletmesini kurarak başarı öyküsü yazıyor. Bu isimlerden biri olan Elif Eskici, evinde hazırladığı makaron ve çikolatalarla başladığı girişimcilik yolculuğunu bugün kendi markasına dönüştürmenin gururunu yaşıyor. Büyükşehir Belediyesi’nin sağladığı satış ve eğitim imkanlarıyla büyüyen Eskici, şimdi ürünlerini Türkiye’nin dört bir yanına ulaştırmaya hazırlanıyor. Yaklaşık 8 yıl önce Mersin’e taşınan ve çocuğunun doğumundan sonra çalışma hayatına ara veren Eskici, mutfağında hazırladığı özel lezzetlerle çevresinden yoğun ilgi görmeye başladı. Gelen siparişlerin artması üzerine Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin Üretici Kadın Stantları’nda yer alan Eskici, burada girişimcilik yolunda önemli bir adım attı. Kurduğu “Daphne’s Macaron, Çikolata ve Fruit Pops” markasıyla dikkat çeken Eskici, dünyada büyük ilgi gören Fruit Pops ürününü Mersin’de üretmeye başlayarak farklı bir başarıya da imza attı. Katkı maddesi kullanmadan hazırladığı meyve bazlı ürünler kısa sürede tüketicilerden yoğun talep gördü. Büyükşehir Belediyesi tarafından verilen markalaşma, ticaret, sosyal medya kullanımı ve paketleme eğitimleri ise girişimci kadınların işlerini büyütmelerine önemli katkı sağlıyor. Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı tarafından yürütülen çalışmalar sayesinde üretici kadınlar sadece satış yapma fırsatı bulmuyor, aynı zamanda iş dünyasında daha güçlü adımlar atabiliyor. Kadın girişimciler arasında oluşan dayanışma ağı da dikkat çekiyor. Üretici kadınlar birbirlerinin ürünlerini satış noktalarında sergileyerek ekonomik iş birlikleri kuruyor ve birlikte büyüyor. Bu dayanışma modeli, kadınların ekonomik güçlerini artırırken yerel üretimin de gelişmesine katkı sunuyor.

  • Bursa’ya 87,5 milyon TL’lik yatırım! Yüzlerce kişiye iş kapısı olacak

    Bursa'da yaşayanları yakından ilgilendiriyor. Bursa İnegöl OSB’de hayata geçirilmesi planlanan dev otobüs üretim tesisi için ÇED süreci resmen başladı. 450 kişiye istihdam sağlaması beklenen projede yılda bin 600 otobüs üretilecek. Bursa’nın İnegöl ilçesinde otomotiv sektörüne yönelik önemli bir yatırım için süreç resmen başladı. Ulaşım İç ve Dış Ticaret A.Ş. tarafından hayata geçirilmesi planlanan “Otobüs İmalatı Tesisi” projesi için Bursa Valiliği’ne sunulan Proje Tanıtım Dosyası doğrultusunda Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci başlatıldı. Proje, İnegöl Mobilya ve Ağaç İşleri İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nde, Hamzabey OSB Mahallesi 15. Cadde üzerinde bulunan 280 ada 1 nolu parselde gerçekleştirilecek. 37 bin metrekarelik alanın yaklaşık 14 bin 833 metrekarelik kapalı kısmında üretim yapılacak. Projeyle birlikte bölgede önemli bir istihdam oluşturulması hedefleniyor. Dosyada yer alan bilgilere göre fabrikada toplam 450 personelin çalıştırılması planlanıyor. Yetkililer, yatırımın hem Bursa sanayisine hem de İnegöl ekonomisine katkı sağlayacağını değerlendiriyor.

  • Isparta'da üç kuşaktır atık ahşap sanata dönüşüyor

    Isparta'da yaşayan Sezer ailesi, üç nesil olarak atık ahşap parçaları ve eski eşyaları yeniden değerlendirerek hem doğaya hem de ekonomiye katkı sağlıyor. Atölyenin kurucusu 72 yaşındaki Mehmet Fatih Sezer, unutulmaya yüz tutmuş ahşap işlemeciliği sanatını gelecek nesillere aktarmak için 60 yıldır emek harcıyor. Geri dönüştürülebilir malzemeler kullanarak doğanın korunmasına katkı sağlamak amacıyla gönül verdiği işi uzun yıllardır devam ettiren Sezer, bu mesleği çocukları ve torunlarına da öğretti. Emekli bankacı olan Vedat Can Sezer, babasının yaklaşık 60 yıl önce kurduğu ahşap atölyesinde işin başına geçerek atık malzemeleri işleyip geri kazandırıyor. Evli ve iki çocuk babası olan 44 yaşındaki Sezer, babasından usta çırak ilişkisi ile öğrendiği ahşap işleme sanatını kızlarına da öğretti. Vedat Can Sezer, AA muhabirine, emekli olmasının ardından çıraklık yaptığı atölyeye geri geldiğini söyledi. Babası Mehmet Fatih Sezer'in kurmuş olduğu bu atölyede geri dönüştürülebilir objelere hayat vermeye çalıştıklarını belirten Sezer, "Atölyemizdeki ürünler ceviz kabuğundan, ağaç dallarına, tencere ve tava gibi kullanmadığımız, çöpe atılan veya doğada atıl halde bulunan ürünler. Bu ürünleri değerlendirerek hem bütçemize katkı sağlıyoruz hem de çevresel geri dönüşüme destek olduğumuzu düşünüyorum." dedi. Geleneksel ahşap işlemeciliğini geliştirerek genç kuşaklara aktarmak istediğini anlatan Sezer, "Çalışmalarımızı workshop diye nitelendirilen gruplar halinde, atölye etkinlikleriyle farklılık katarak geliştiriyoruz. Burada özellikle gençleri dijital bağımlılıktan uzak tutmak için güzel etkinlikler yapıyoruz. Bu sayede hem sosyalleşmiş hem de geri dönüşüme katkı sağlamış oluyorlar." ifadelerini kullandı. 12 yaşında bu işe başladığını anlatan baba Mehmet Fatih Sezer ise ahşabın kendisi için bir tutku, yaşam sevgisi olduğunu belirterek, "Doğadaki gördüğüm nesneleri toplar atölyeme getiririm. Ziyan olmasın, çöpe gideceğine geri dönüştürelim." dedi. Atölyenin 3. kuşak temsilcilerinden olan Ceren Sezer de bu mesleği okuldan arta kalan zamanlarında dedesi ve babasından öğrendiğini, kendisinin de bu sanatı sonraki nesillere aktaracağını dile getirdi. Z kuşağı temsilcilerinin atık ve çevre bilincine duyarlı olduğunu ifade eden Ceren Sezer, "Çoğu atık zannettiğimiz şeyleri sanata dönüştürebiliriz. Geri dönüşüm ve sıfır atık ile ilgili destekleyici şeyler yapıyoruz. Bu bağlamda atölyemizin çevreye duyarlılık konusunda katkı sağladığını düşünüyorum." şeklinde konuştu.

  • Caryn Seidman Becker ve CLEAR'ın 6 Milyon Dolardan 7.6 Milyar Dolara Uzanan Hikayesi

    İş dünyasında başarı, genellikle sıfırdan harika bir fikir üretmekle bağdaştırılır. Ancak en büyük vizyonerler, başkalarının havlu attığı, iflas bayrağını çektiği yıkıntılarda geleceğin devlerini görebilenlerdir. İşte Caryn Seidman Becker’ın hikayesi, tam olarak bu vizyonun küresel ölçekteki en somut kanıtlarından biridir. 1. Yıkıntıların Arasındaki Fırsat 2000'li yılların başında kurulan biyometrik kimlik doğrulama şirketi CLEAR, havalimanlarındaki güvenlik kuyruklarını hızlandırma vaadiyle yola çıkmıştı. Ancak yanlış yönetim, operasyonel verimsizlikler ve finansal krizin etkisiyle 2009 yılında tamamen iflas etti ve kapılarını kapattı. Herkes şirketin tarihin tozlu sayfalarına karıştığını düşünürken, eski bir serbest fon (hedge fund) yöneticisi olan Caryn Seidman Becker resmi gördü. Becker, havalimanlarında yaşanan güvenlik krizinin geçici olmadığını, aksine dijitalleşen dünyada hızlı ve güvenli geçişe olan talebin katlanarak artacağını biliyordu. Ortaklarıyla birlikte hareket ederek, batık durumdaki bu şirketi 2010 yılında sadece 6 milyon dolara satın aldı. 2. Güven İnşası ve Altyapı Devrimi Becker işin başına geçtiğinde ilk yaptığı şey, şirketin bozulan itibarını onarmak oldu. Havalimanları ve devlet kurumlarıyla (özellikle TSA ile) sıkı bir güven ilişkisi kurdu. Teknolojik altyapıyı tamamen yenileyerek; iris taraması ve parmak izi teknolojilerini kusursuz hale getirdi. CLEAR, sadece bir havalimanı hızlandırma servisi olmaktan çıkıp, premium bir "güvenli kimlik platformu" haline geldi. "Bir lider olarak göreviniz sadece var olan dalgayı yakalamak değil, gelecekte kırılacak dalgayı öngörüp tüm hazırlığı oraya yapmaktır. CLEAR iflas ettiğinde teknoloji değil, strateji hatalıydı." 3. Çeşitlendirme Stratejisi: Havalimanlarının Ötesine Geçmek Caryn Seidman Becker'ı milyarderler kulübüne taşıyan asıl hamle, CLEAR’ı havalimanı prangasından kurtarmak oldu. Teknolojinin her yerde kullanılabileceğini fark etti: Sektör / Alan Uygulanan Strateji ve Dönüşüm Stadyumlar & Spor Büyük spor müsabakaları ve konserlerde bilet ve kimlik kontrolünü 2 saniyeye indiren entegrasyonlar sağlandı. Sektör / Alan Uygulanan Strateji ve Dönüşüm Dijital Sağlık Pandemi dönemiyle birlikte sağlık doğrulama kartları (Health Pass) geliştirilerek milyonlarca insanın güvenli seyahati sağlandı. Gelecek Hedefi 2026 yılı itibarıyla Apple ve Google gibi devlerin dijital cüzdan ekosistemleriyle rekabet edecek geniş çaplı bir sağlık ve kimlik ağı kuruluyor. 4. Girişimciler İçin Çıkarılacak Dersler Doğru Varlığa Odaklanın: Bir şirket batabilir ancak elindeki patent, teknoloji veya çözmeye çalıştığı problem hala değerli olabilir. Becker, iş modelini değiştirerek teknolojiyi kurtardı. Regülasyonları Avantaja Çevirin: Devlet kurumlarıyla kavga etmek yerine, onların güvenlik standartlarına tam uyum sağlayarak pazarda tekel konumuna geldiler. Önyargılara Kulak Asmayın: "İflas etmiş bir işi kadın başına ayağa kaldıramaz" diyen finans çevrelerine, şirketin değerini 1200 kattan fazla artırarak en net cevabı verdi.

  • Açık lise mezuniyetinden üniversite birinciliğine: Emine Güneş'in azim ve başarı hikayesi

    Karslı genç Emine Güneş, açık lise mezunu olarak başladığı akademik yolculuğunu Iğdır Üniversitesi'ni birincilikle tamamlayarak taçlandırdı. Karşılaştığı zorluklara rağmen gece gündüz demeden çalışarak önemli başarılara imza atan Güneş, hem akademik performansıyla hem de sosyal sorumluluk alanındaki çalışmalarıyla dikkat çekiyor. Karslı genç Emine Güneş, açık lise mezunu olarak başladığı akademik yolculuğunu Iğdır Üniversitesi'ni birincilikle tamamlayarak taçlandırdı. Karşılaştığı zorluklara rağmen gece gündüz demeden çalışarak önemli başarılara imza atan Güneş, hem akademik performansıyla hem de sosyal sorumluluk alanındaki çalışmalarıyla dikkat çekiyor. Birçok kişi için açık lise eğitimi, çeşitli nedenlerle örgün eğitim dışında kalınan bir sürecin devamı olarak görülse de Emine Güneş için bu durum hayallerine ulaşmasının önünde bir engel olmadı. Aksine, azim, disiplin ve kararlılıkla yürüttüğü eğitim hayatında elde ettiği başarılar, açık lise mezunu öğrenciler için de güçlü bir motivasyon kaynağı oldu. Karslı genç sosyal hizmet uzmanı adayı Emine Güneş, eğitim hayatı boyunca karşısına çıkan tüm zorluklara rağmen hedeflerinden vazgeçmedi. Gecesini gündüzüne katarak sürdürdüğü yoğun çalışma temposunun sonucunda Iğdır Üniversitesi'ni bölüm, fakülte ve üniversite birincisi olarak tamamladı. Bu büyük başarı, yalnızca akademik not ortalamasının değil; aynı zamanda sabrın, emeğin ve kararlılığın da bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. 'Akademik başarıyı sosyal sorumlulukla birleştirdi' Üniversite eğitimi süresince yalnızca derslerinde üstün başarı göstermekle kalmayan Güneş, öğrencilik yıllarında birçok sosyal projeye de öncülük etti. Sosyal Hizmet Topluluğu'nun kurucu başkanlığını üstlenen genç isim, üniversite öğrencilerinin sosyal sorumluluk faaliyetlerine aktif katılım sağlaması için çeşitli çalışmalar yürüttü. Toplumun farklı kesimlerine ulaşmayı hedefleyen projelerde görev alan Güneş, özellikle çocuklar, gençler ve dezavantajlı gruplara yönelik farkındalık faaliyetleri düzenledi. Eğitim, sosyal dayanışma, gönüllülük ve toplumsal bilinç konularında gerçekleştirilen etkinlikler sayesinde çok sayıda kişiye ulaşıldı. 'Iğdır'da bir ilke imza attı' Emine Güneş'in başarıları üniversite sınırlarının da ötesine geçti. Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından desteklenen Üniversite Öğrenci Toplulukları İş Birliği ve Destek Programı (ÜNİDES) kapsamında hazırladığı proje, Iğdır'da kabul edilen ilk proje olarak önemli bir başarı elde etti. Bu proje ile gençlerin sosyal gelişimine katkı sunmayı amaçlayan çeşitli faaliyetler planlanırken, proje aynı zamanda üniversite öğrencilerinin toplumsal sorunlara çözüm üretme kapasitesini de ortaya koydu. Iğdır'da bir ilki gerçekleştiren bu başarı, üniversite camiasında da takdirle karşılandı. 'TÜBİTAK destekli proje başarısı' Güneş, bilimsel alandaki çalışmalarını da sürdürerek TÜBİTAK tarafından desteklenmeye hak kazanan bir proje hazırladı. Akademik bilgi birikimini saha çalışmalarıyla birleştiren genç araştırmacı, sosyal hizmet alanında bilimsel üretime katkı sağlayan çalışmalar gerçekleştirdi. TÜBİTAK desteği almaya hak kazanan proje, genç yaşta elde edilen önemli bilimsel başarılar arasında yer aldı. 'Açık lise mezunları da başarabilir' Başarı hikayesinin en dikkat çekici yönlerinden biri ise açık lise mezunu olması. Eğitim hayatında zaman zaman önyargılarla karşılaşmasına rağmen bu durumun kendisini yıldırmasına izin vermeyen Emine Güneş, açık lise öğrencilerinin de doğru planlama, disiplin ve emekle büyük başarılara ulaşabileceğini gösterdi. Güneş, başarısının arkasında uzun saatler süren çalışmaların, fedakarlığın ve hedeflerinden vazgeçmeme kararlılığının bulunduğunu belirterek gençlere şu mesajı veriyor: 'Açık lise mezunu olmak hiçbir zaman hayallerinizin önünde bir engel değildir. Önemli olan inancınızı kaybetmeden çalışmaya devam etmektir. Ben bu başarıyı gece gündüz emek vererek, yılmadan mücadele ederek elde ettim. Her gencin kendi hikâyesini yazabilecek gücü olduğuna inanıyorum.' 'Gençlere ilham veren bir başarı öyküsü' Açık lise mezuniyetinden üniversite birinciliğine, topluluk başkanlığından ulusal düzeyde desteklenen projelere uzanan bu yolculuk; azim, emek ve kararlılığın başarıya dönüşebileceğinin somut bir örneği olarak görülüyor. Karslı Emine Güneş'in hikayesi, eğitim hayatında çeşitli zorluklarla mücadele eden gençlere umut verirken, başarıya giden yolda şartlardan çok gayretin belirleyici olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Üniversite birinciliği, sosyal sorumluluk çalışmaları, ÜNİDES ve TÜBİTAK projeleriyle adından söz ettiren Güneş, gelecekte de topluma katkı sunacak çalışmalar gerçekleştirmeyi hedefliyor.

  • Telefon üretmeyi bırakan Nokia milyarlarca doları nasıl kazanıyor?

    Bir dönem dünya genelinde cep telefonu pazarını domine eden Finlandiyalı teknoloji devi Nokia, akıllı telefon devrimini kaçırmasına rağmen halen milyarlarca dolar kazanıyor. Adeta küllerinden doğan şirket şimdi de telekomünikasyon altyapısını domine ederek geliştirdiği patentlerle Apple, Samsung, Microsoft ve Oppo gibi teknoloji devlerinden gelen pasif gelirle büyümeyi sürdürüyor. Bir zamanlar dünyanın en büyük cep telefonu üreticisi olan Nokia, Ocak 2025 itibarıyla akıllı telefon üretimine tamamen son verdiğini duyurdu. Ancak telefon üretiminden çekilen Nokia her yıl milyarlarca dolar kazanmaya devam ediyor. Peki nasıl? Bu kazancın ardında küresel bağlantıyı sağlayan güçlü altyapı üretimi yer alıyor. Yapay zekayı altyapı üretimi ile yakaladı. Finlandiyalı şirket bugün sadece telekom operatörlerine sattığı ekipmanlardan değil, aynı zamanda iletişim endüstrisinde kullanılan geniş bir patent portföyünden de milyarlarca dolar pasif gelir elde ediyor. Nokia'nın ana gelir kaynağı artık tüketiciler değil, Vodafone, T-Mobile ve Orange gibi büyük telekom operatörleri. Dev şirketlere 5G baz istasyonları, yönlendiriciler (routers) ve optik ağ altyapıları satan Nokia, yapay zeka patlamasıyla birlikte veri merkezlerinin şebeke altyapılarını da optimize ederek ciddi bir büyüme yakaladı. Patentlerden milyarlarca dolar pasif gelir Öte yandan Nokia, akıllı telefonların ve hücresel ağların çalışmasını sağlayan binlerce temel patente sahip. Apple, Samsung, Microsoft ve Oppo gibi teknoloji devleri de ürettikleri cihazlarda Nokia'nın teknolojilerini kullanabilmek için her yıl şirkete milyarlarca dolar lisans ücreti ödüyor. Bu kaynaklara ek olara Nokia, telekom ağlarını daha akıllı ve yazılım odaklı hale getirmek için de Nvidia gibi devlerle ortaklıkları artırıyor. 200 milyar dolarlık pazar potansiyeli Küresel ağlar giderek daha çok yapay zeka odaklı ve yazılım merkezli hale gelirken, Nokia da yapay zeka destekli RAN (Radyo Erişim Ağı) pazarı da dahil olmak üzere yeni bir büyüme dalgasına hazırlanıyor. Teknoloji, medya ve telekomünikasyon sektörlerinde pazar araştırmaları yapan danışmanlık şirketi Omdia'nın verilerine göre, bu pazar 2030 yılına kadar 200 milyar dolardan fazla bir potansiyele ulaşabilir. Nokia akıllı telefon devrimini nasıl kaçırdı? 1998'de Motorola'yı geçerek dünyanın en büyük telefon üreticisi olan Nokia efsanevi 3310 modeliyle dayanıklılıkta kült haline gelmişti. 250 milyon satan 1100 modeliyle tarihin en çok satan telefonuna imza atan şirket günde 400 bin cihaz üretirken, şirket yöneticilerinin 2007 yılında trend haline gelen dokunmatik ekranı "geçici bir trend" olarak görmesi ve rakiplerinin aksine Symbian işletim sisteminde diretmesi bir dönemin sonunu getiren en büyük bir stratejik hata oldu. 2011'de Android yerine Microsoft'un Windows Phone sistemine geçiş yapan ve Lumia serisini çıkaran Nokia, yeni seri sosyal medya uygulamalarını desteklemeyince bir darbe daha aldı. Yüzde 49'luk pazar payı birkaç yıl içinde yüzde 3'e kadar eriyen Nokia 2013-2016 yılları arasında telefon bölümünü Microsoft'a satıp telefon pazarından tamamen çekildi.

  • Kısa sürede yurt dışına açıldı, hedefi global oyuncu olmak

    Hekimler, eczacılar ve diyetisyenlerden oluşan bir ekiple 2020 yılında kurulan takviye edici gıda markası Vitafenix, kısa sürede geniş bir ağa ulaştı. Pandemi döneminde kendi yaşadığı bir ihtiyaçtan yola çıkarak markayı kuran biyolog Çağatay Çelik, "Bugün geldiğimiz noktada 15 farklı ürün ile Türkiye çapında bin 500'e yakın üye eczanede faaliyet gösteriyoruz" diyor. Hekimler, eczacılar ve diyetisyenlerden oluşan bir ekiple 2020 yılında kurulan takviye edici gıda markası Vitafenix, kısa sürede geniş bir ağa ulaştı. Pandemi döneminde kendi yaşadığı bir ihtiyaçtan yola çıkarak markayı kuran biyolog Çağatay Çelik, "Bugün geldiğimiz noktada 15 farklı ürün ile Türkiye çapında bin 500'e yakın üye eczanede faaliyet gösteriyoruz" diyor. Hedeflerinin global bir marka olmak olduğunu ifade eden Çelik, "Halihazırda Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere'de online satışlarımız aktif olarak devam ediyor. Diğer pazarlara giriş yapabilmek için gerekli altyapı ve regülasyon çalışmalarımız da paralel şekilde ilerliyor. Öncelikli hedefimiz, yakın coğrafyadaki pazarlara açılmak. Orta Doğu ve Avrupa, stratejik olarak öncelik verdiğimiz bölgeler arasında. Uzun vadede ise daha geniş bir global ağ kurmayı planlıyoruz" açıklamasında bulunuyor. Öncelikle kendi özgeçmişinizden bahseder misiniz? Vitafenix'i kurana kadar neler yaptınız hangi alanlarda çalıştınız? Orta Doğu Teknik Üniversitesi Biyoloji bölümünden mezun olduktan sonra yüksek lisansımı da aynı üniversitede tamamladım ve bu eğitim geçmişim bilimsel yaklaşımı şirketin temel yapı taşlarından biri haline getirdi. Daha sonra başlayan kariyer yolculuğum aslında sağlık ve yaşam kalitesi odağında şekillendi. Uzun yıllar boyunca ilaç sektöründe çalıştığım için hem ilaç hem de besin destekleri alanını yakından gözlemleme fırsatım oldu. Bu süreçte satış ve pazarlamada farklı rollerde yer aldım; ticari operasyonların en altından en üstüne aktif olarak bulundum. Özellikle global ilaç firmalarında edindiğim deneyim, bana hem bilimsel yaklaşımın hem de regülasyonların ne kadar kritik olduğunu çok net gösterdi. Ancak zaman içinde şunu fark ettim: İnsanların sağlıklı yaşam arayışı hızla artarken, bu ihtiyacı karşılayan ürünlerin kalitesi ve şeffaflığı aynı hızda ilerlemiyordu. Bu farkındalık aslında Vitafenix'in temel çıkış noktası oldu. Yani bu sadece bir ticari girişim değil; aynı zamanda bir ihtiyaçtan doğan, daha güvenilir bir sistem kurma hedefiydi. Vitafenix'i hangi boşluğu doldurmak üzere, hangi fikir ve hedefle kurdunuz? Vitafenix'i kurarken temel motivasyonumuz çok netti. Kaliteli, bilimsel olarak desteklenmiş, şeffaf ve güvenilir kombinasyon ürünleri sunmak. Türkiye'de besin destekleri pazarı çok hızlı büyüyor ancak bu büyüme her zaman kaliteyle paralel ilerlemiyor. Tüketicilerin önemli bir kısmı ürün seçerken ciddi bir bilgi kirliliğiyle karşı karşıya kalıyor. Biz bu noktada farklılaşmak istedik. Her ürünümüzün arkasında bilimsel veri, iyi hammadde, doğru formülasyon ve kalite kontrol süreçleri olmasına büyük önem veriyoruz. Mümkün oldukça ürünlerimizde tatlandırıcı, koruyucu kullanmıyoruz. Ayrıca sadece ürün satmak değil, kullanıcıya doğru bilgi sunmak da bizim sorumluluğumuz. Vitafenix'i aslında bir "ürün markası"ndan ziyade bir sağlık ekosistemi olarak konumlandırıyoruz. Dijital kanallar, veri analitiği ve kişiselleştirilmiş önerilerle bu yapıyı daha da güçlendirmeyi hedefliyoruz. Neler üretiyorsunuz? Vitafenix olarak geniş bir ürün portföyüne sahibiz. Temelde önemli mineral ve vitaminlerin olduğu ürünlerin yanında bağışıklık, enerji metabolizması, zihinsel performans, karaciğer sağlığı, sporcu destekleri ve çocuk sağlığı gibi farklı ihtiyaç alanlarına yönelik ürünler geliştiriyoruz. Ürün geliştirme sürecinde en çok dikkat ettiğimiz konular; biyoyararlanım, doğru dozaj, temiz içerik ve etken maddelerin sinerjisi. Yani sadece içerik eklemek değil, o içeriğin vücutta gerçekten işe yarayıp yaramadığı bizim için kritik. Form bazında da yenilikçi fikirler geliştiriyoruz. Mesela Türkiye'de bir ilk olarak magnezyum içeren ürünümüz Magna P'de sabah ve gece için hazırladığımız iki ayrı formülü tek kutuya koyduk. Ayrıca yakın zamanda piyasaya sunduğumuz, alerji alanında yenilikçi bir ürünümüz var. Bu ürün, Türkiye'de benzeri olmayan bir yaklaşım sunuyor. Bu tür niş ve ihtiyaç odaklı ürünlerle fark yaratmayı hedefliyoruz. Eczane dağıtım ağınız var mı? Evet, eczaneler bizim için önemli bir kanal. Çünkü eczaneler, tüketicinin güven duyduğu ve doğru yönlendirme alabildiği noktalar. 1500^'e yakın eczanede varız. Bununla birlikte biz çok kanallı bir strateji izliyoruz. Kendi web sitemiz üzerinden de doğrudan tüketiciye ulaşıyoruz. Bunun yanında e-ticaret platformları, pazaryerleri ve dijital satış kanalları da aktif olarak kullanılıyor. Özellikle kendi platformumuzda kurduğumuz üyelik ve sadakat sistemi, kullanıcıyla uzun vadeli ilişki kurmamıza yardımcı oluyor. Dünya trendlerinden farklı olarak Türk insanının daha çok tercih ettiği besin destekleri var mı? Evet, bazı belirgin farklılıklar var. Türkiye'de özellikle magnezyum, bağışıklık destekleri, D vitamini, B12 ve demir gibi ürünler çok daha yüksek talep görüyor. Bunun arkasında hem yaşam tarzı hem de beslenme alışkanlıkları yatıyor. Ayrıca son dönemde stres ve yoğun iş temposu nedeniyle enerji ve odaklanma artırıcı ürünlere ciddi bir yönelim var. Bu da global trendlerle paralel ama Türkiye'de daha hızlı büyüyen bir segment. Besin destek ürünlerinin güvenilirliğinden nasıl emin olabiliriz? Sadece eczaneden satın almak yeterli mi sizce? Nelere dikkat etmek gerek? Bu çok önemli bir konu. Eczaneden satın almak elbette önemli bir güven filtresi ama tek başına yeterli değil. Tüketicilerin mutlaka birkaç noktaya dikkat etmesi gerekiyor: Ürünün içeriği şeffaf mı? Etken maddelerin dozları bilimsel olarak anlamlı mı? Üretim standartları (GMP gibi) sağlanıyor mu? Marka, ürünün arkasında bilimsel veri sunabiliyor mu? Biz Vitafenix olarak bu şeffaflığı sağlamayı çok önemsiyoruz. Çünkü uzun vadede güven, markaların en değerli sermayesi. En popüler ürünleriniz hangileri? En çok talep gören ürünlerimiz pazarla paralel olarak magnezyum içeren MagnaP, D3K2, Aktif B kompleks ve Kreatin. Bunlarla beraber genellikle bağışıklık ve enerji kategorisi ürünlerimiz de çok ilgi görüyor. Özellikle yoğun iş temposuna sahip bireyler hem fiziksel hem zihinsel performanslarını destekleyen ürünlere yöneliyor. Bunun yanında çocuk ürünleri kategorimiz de oldukça hızlı büyüyor. Ebeveynler artık çocukları için daha bilinçli seçimler yapıyor ve bu da kaliteli ürünlere olan talebi artırıyor. İhracat planlıyor musunuz? Kesinlikle. Vitafenix'in hedeflerinden biri de global bir marka olmak. Halihazırda Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere'de online satışlarımız aktif olarak devam ediyor. Diğer pazarlara giriş yapabilmek için gerekli altyapı ve regülasyon çalışmalarımız da paralel şekilde ilerliyor. Öncelikli hedefimiz, yakın coğrafyadaki pazarlara açılmak. Orta Doğu ve Avrupa, stratejik olarak öncelik verdiğimiz bölgeler arasında. Uzun vadede ise daha geniş bir global ağ kurmayı planlıyoruz. 2026 hedefleriniz nelerdir? 2026 bizim için büyüme ve derinleşme yılı olacak. Hem ürün portföyümüzü genişletmeyi hem de mevcut ürünlerimizi daha fazla kullanıcıya ulaştırmayı hedefliyoruz. Ayrıca dijital tarafta daha güçlü bir yapı kurmak istiyoruz. Kişiselleştirilmiş sağlık önerileri, veri analitiği ve yapay zeka destekli sistemler bu planın önemli bir parçası. İş hayatında performansını artırmak isteyenlere ne tür destek ürünleri önerirsiniz? Bu noktada tek bir ürün önermek yerine, ihtiyaca göre yaklaşmak daha doğru. Ancak genel olarak, enerji metabolizmasını destekleyen vitamin ve mineraller (Magnezyum, D3 ve B vitaminleri olmazsa olmaz), zihinsel odaklanmayı artıran bileşenler, stres yönetimine yardımcı adaptojenler ön plana çıkıyor. Ama burada en kritik nokta şu; Takviye ürünler, sağlıklı yaşamın yerine geçmez; onu destekler. Uyku, beslenme ve egzersiz olmadan tek başına bir ürün mucize yaratmaz.

  • Genç girişimciler yerli devre kartı üretim makinesi geliştirdiler hedef Avrupa

    İstanbul Teknik Üniversitesinde (İTÜ) öğrenciyken girişimcilik çalışmalarına başlayan 3 genç, geliştirdikleri yerli elektronik devre kartı üretim makinesini yurt içinde satışa sunarken, gelecek dönemde Avrupa pazarına açılmayı hedefliyor. İTÜ'de eğitim gördükleri 2023 yılında bir araya gelen Kaan Yapıcı, Ömer Faruk Güleç ve Yaren Özdemir, elektronik cihazların temel bileşenlerinden biri olan devre kartlarının yerli imkanlarla üretilmesine yönelik çalışmalar başlattı. Mezuniyetlerinin ardından 2024 yılında girişimlerini hayata geçiren 3 girişimci, Teknopark İstanbul bünyesinde kurdukları şirkette elektronik devre kartı üretiminde kullanılan makineleri geliştirmeye ve üretmeye devam ediyor. Şu anda iç pazarda satışa sunulan yerli üretim makinenin gelecek dönemde ise dış pazara açılması hedefleniyor. Girişimcilerden Kaan Yapıcı, yaptığı açıklamada, projenin geliştirilme sürecinde TÜBİTAK, İTÜ ARI Teknokent ve Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi'nden (BTM) destek aldıklarını belirterek, klasik yöntemlerle devre kartı üretiminde yaşanan sorunlar nedeniyle alternatif teknolojilere yöneldiklerini ve bu sebeple "eklemeli elektronik yöntemi" üzerine yoğunlaştıklarını, çalışmalar sonucunda 3 boyutlu yazıcı teknolojisini kullanarak elektronik devre kartı ve esnek elektronik üretimi yapabilen yerli cihaz geliştirdiklerini aktardı. Geliştirilen cihaz sayesinde devre kartlarının daha hızlı üretilebildiğini ifade eden Yapıcı, devre kartlarının televizyonlardan giyilebilir cihazlara, cep telefonlarından küçük ev aletlerine kadar birçok alanda kullanılabileceğini söyledi. Girişimci Kaan Yapıcı, cihazın çalışma şekline ilişkin, şunları anlattı: "Geliştirdiğimiz sistem, klasik anlamda filament eriterek katman oluşturan bir 3D printerdan farklı olarak, mikro dozajlama prensibiyle çalışan bir eklemeli elektronik üretim platformu. Cihazın temel çalışma mantığı, iletken veya fonksiyonel mürekkeplerin belirli basınç, hız ve akış parametreleri altında kontrollü şekilde yüzeye aktarılmasına dayanıyor. Bu sayede devre kartı üzerindeki iletken yollar, kimyasal aşındırma yerine malzemenin ihtiyaç duyulan bölgelere seçici olarak aktarılmasıyla oluşturuluyor. Benzer amaçlarla kullanılan yurt dışı menşeli sistemler çoğu zaman on binlerce avrodan başlayıp, özellik seviyesine göre yüz binlerce avroya kadar çıkabiliyor. Bu da özellikle üniversiteler, AR-GE laboratuvarları, teknoloji girişimleri ve KOBİ'ler için erişimi zorlaştırıyor." Yapıcı, geliştirdikleri teknolojinin en önemli avantajlarından birinin, maliyetleri düşürerek bu teknolojiyi daha erişebilir hale getirmesi olduğunu belirterek, "Yerli olarak geliştirdiğimiz mekanik tasarım, elektronik altyapı, kontrol sistemi ve yazılım sayesinde hem ilk yatırım maliyetini hem de bakım, servis ve teknik destek maliyetlerini ciddi şekilde azaltabiliyoruz. Kullanıcılar ithal bir cihaz aldığında yalnızca cihaz bedelini değil, kurulum, eğitim, yedek parça, servis, ithalat, lojistik ve uzun bekleme sürelerinin maliyetini de üstlenmek zorunda kalıyor. Yerli bir sistem geliştirdiğinizde bu kalemlerin önemli bir kısmını daha hızlı ve ekonomik şekilde yönetebiliyorsunuz." şeklinde konuştu. "Bu katkıyı yalnızca 'bir cihazın yerlileştirilmesi' olarak görmüyoruz" Yapıcı, elektronik ve devre kartı üretiminde dışa bağımlılığın yalnızca son ürün tedarikiyle ilgili bir konu olmadığını, aynı zamanda prototip geliştirme, test, revizyon ve AR-GE süreçlerindeki üretim altyapısıyla da doğrudan ilişkili olduğunu anlattı. Türkiye'de birçok kurumun güçlü elektronik tasarım kabiliyetine sahip olsa da tasarlanan kartların fiziksel prototipe dönüşmesinin çoğu zaman dış tedarik süreçlerine, ithal ekipmanlara veya uzun teslim sürelerine bağlı kaldığını belirten Yapıcı, bunun da özellikle hızlı geliştirme gerektiren projelerde önemli bir zaman ve maliyet baskısı oluşturduğunu söyledi. Yapıcı, geliştirdikleri teknolojinin bu noktada, devre kartı ve fonksiyonel elektronik prototiplerinin kurum içinde üretilebilmesini sağladığını ifade ederek, "Cihaz ile kullanıcılar iletken mürekkebi kontrollü şekilde yüzeye aktararak elektroniklerini doğrudan oluşturabiliyor. Böylece her tasarım revizyonunda yurt dışından prototip kart beklemek yerine, laboratuvar ortamında aynı gün içinde deneme yapabilen bir üretim altyapısı kurulmuş oluyor." dedi. Ürünün tamamen yerli imkanlarla Türkiye'de üretildiğini vurgulayan Yapıcı, "Bu katkıyı yalnızca 'bir cihazın yerlileştirilmesi' olarak görmüyoruz. Asıl önemli olan, elektronik geliştirme döngüsünün kritik bir adımını yerelleştirmek. Devre tasarımı, malzeme seçimi, yüzey uyumu, baskı parametreleri, elektriksel performans gibi süreçlerin kurum içinde kontrol edilebilmesi, Türkiye'de donanım geliştiren ekiplerin daha hızlı öğrenmesini ve daha bağımsız hareket etmesini sağlıyor." değerlendirmesinde bulundu. Yapıcı, iç pazarda satışlara başladıklarını, şu ana kadar iç pazarda ağırlıklı olarak AR-GE ve eğitim odaklı kurumlardan talep aldıklarını, ilk aşamada ürünü özellikle üniversiteler, araştırma merkezleri ve teknoloji geliştirme süreçleri yürüten kurumlarla buluşturduklarını söyledi. Şu anda yurt dışı satış ve iş geliştirme süreçlerini ağırlıklı olarak Avrupa pazarı üzerinden ilerlettiklerini belirten Yapıcı, "Özellikle Almanya, Hollanda, İtalya, Fransa ve Birleşik Krallık bizim için öncelikli pazarlar arasında. Bu ülkelerde hem ileri üretim teknolojileri hem de esnek elektronikler, sensörler, malzeme geliştirme ve elektronik prototipleme alanlarında güçlü AR-GE altyapıları var. Dolayısıyla şirketimizin sunduğu hızlı prototipleme, farklı yüzeylere malzeme aktarımı ve laboratuvar ölçeğinde elektronik üretim kabiliyeti bu pazarlarda karşılık buluyor." ifadelerini kullandı. Yapıcı, geleceğe yönelik hedeflerine ilişkin, şunları kaydetti: "İhracat tarafında hedefimiz, Türkiye'de geliştirdiğimiz bu teknolojiyi önce Avrupa'daki AR-GE ve araştırma ekosistemine taşımak, ardından farklı bölgelere yaymak. Çünkü burada yalnızca bir donanım ihracatı değil, aynı zamanda yerli olarak geliştirilen bir üretim teknolojisinin ve malzeme işleme kabiliyetinin uluslararası pazara açılması söz konusu. Bizim için en kritik nokta, şirketimizi global pazarda erişilebilir, esnek ve AR-GE odaklı bir elektronik üretim platformu olarak konumlandırmak." Küresel pazarda Türk teknoloji girişimlerine yönelik algının son yıllarda olumlu yönde değiştiğini gördüklerini anlatan Yapıcı, "Özellikle mühendislik gücü yüksek, sahada çalışan ürüne sahip ve yalnızca yazılım değil donanım geliştirme kabiliyeti de olan girişimler daha fazla dikkat çekiyor. Avrupa'da görüştüğümüz kurumlarda, Türkiye'den çıkan bir donanım girişiminin kendi mekanik tasarımını, elektronik altyapısını, yazılımını ve malzeme süreçlerini birlikte geliştirebilmesi oldukça değerli bulunuyor." diye konuştu. Yapıcı, donanım ve derin teknolojiyi geliştirmenin zaman aldığını kaydederek, "Hata yapmak, tekrar denemek, malzeme bulamamak, üretimde sorun yaşamak bu sürecin doğal parçası. Ancak Türkiye'de teknoloji üretmek için çok ciddi bir potansiyel var. Bu potansiyelin gerçek ürüne dönüşmesi için genç mühendislerin yalnızca tüketen değil, tasarlayan, deneyen ve üreten tarafta daha fazla yer alması gerekiyor." ifadelerini kullandı.

  • Devletten aldığı hibeyle modern bir tesis kurdu: 300 büyükbaş hayvanla günde 3 ton süt üretiyor

    Siirt'in Kurtalan ilçesinde yaşayan çiftçi, Tarım ve Orman Bakanlığınca sağlanan hibe destekleriyle modern süt sığırcılığı tesisi kurarak bölgeye örnek bir başarı hikayesi yazdı. Aldığı desteklerle işletmesini büyüten çiftçi, 100 olan büyükbaş hayvan sayısını 300 başa, günlük süt üretimini de 3 tona çıkardı. Süt sığırcılığı faaliyetlerine daha az sayıda hayvanla başlayan çiftçi Veysi Arkan, 2021 yılında Tarım ve Orman Bakanlığı Kırsal Kalkınma Yatırımlarını Destekleme Programı kapsamında 100 başlık süt sığırcılığı projesi için başvuruda bulundu. Arkan, projesinin kabul edilmesiyle yaklaşık 1 milyon 500 bin lira hibe desteği aldı. İşletmesini daha da geliştirmek isteyen Arkan, 2025 yılında tesisin modernizasyonu ve kapasitesinin artırılması amacıyla yeniden hibe başvurusunda bulundu. Arkan, başvurunun kabul edilmesiyle 4 milyon 300 bin lira hibe desteği almaya hak kazandı. Verilen desteklerle tesisine 324 adet güneş enerji paneli kuran Arkan, işletmenin elektrik ihtiyacını büyük ölçüde kendi ürettiği enerjiyle karşılamaya başladı. Ayrıca hibe desteğiyle buzağı mama hazırlama sistemi, fanlar, gübre tankı ve süt soğutma tankı gibi modern ekipmanları da tesisine kazandırdı. Bugün 300 büyükbaş hayvan kapasitesine ulaşan işletmede günlük yaklaşık 3 ton süt üretimi gerçekleştiriliyor. Modern altyapısı ve yenilenebilir enerji yatırımlarıyla dikkat çeken tesis, bölgede süt sığırcılığı alanında örnek gösterilen işletmeler arasında yer alıyor.

  • Adanalı çiftçi astronot besini üretirken fark etti: Bahçesindeki ağaçları 15 bine çıkardı, kendi markasını kurdu!

    Adana’da su ürünleri mühendisi Yasemin Mutlu, bilimsel merakını tarımsal girişimcilikle birleştirerek Türkiye’ye örnek bir model sundu. Yüksek besin değeriyle astronotların beslenmesinde kullanılan "spirulina" yosunu yetiştiriciliğiyle işe başlayan Mutlu, üretim atıklarını zeytin bahçesinde gübre olarak kullandı. Verimin katlandığını görünce rotasını tamamen zeytinciliğe kıran girişimci, annesinin adıyla kurduğu "İlkbahar Hanım Çiftliği" markasıyla bugün 15 bin ağaçlık dev bir bahçeyi yönetiyor. Bilimsel dokunuşla üretilen zeytinyağları, artık internet üzerinden Türkiye’nin dört bir yanına ulaşıyor. Adana'da su ürünleri mühendisi Yasemin Mutlu, ailesinin yetiştirdiği zeytinlerden elde ettiği ürünleri annesinin adıyla markalaştırdı. Mutlu, Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Su Ürünleri Fakültesini bitirmesinin ardından küçüklüğünden bu yana ilgi duyduğu yüksek besin ve mineral değeriyle astronotların beslenmesinde kullanılan spirulina yosunu yetiştiriciliği yapmaya karar verdi. Bu kapsamda Mutlu, 2005'te merkez Yüreğir ilçesi Akpınar Mahallesi'nde ailesine ait araziye tesis kurarak spirulina cinsi mavi yeşil alg üretip satmaya başladı. Mutlu'nun bu üretimine paralel olarak ailesi de spirulina yosunu atıklarını gübre olarak değerlendirmek amacıyla aynı alana 1000 zeytin fidanı dikti. Kendi tesisindeki çalışmaların yanı sıra ailesinin tarımsal faaliyetlerine de destek olan Mutlu, 2015'te ticari nedenlerle alg üretimine ara vererek mesaisinin tümünü zeytin bahçesine ayırdı. Bu süreçte Mutlu, ÇÜ Ziraat Fakültesi Bioteknoloji Ana Bilim Dalında mikro alglerde yağ artırım çalışmaları üzerine yüksek lisans yaptı, Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Tarım Teknolojisi Bölümünü bitirdi. Ailesinin bahçesinden elde edilen ürünlerin pazarlanması için markalaşmayı önceleyen Mutlu, 2020 yılında annesinin ismini kullanarak "İlkbahar Hanım Çiftliği" markasını oluşturdu. Doktora eğitimine devam eden 43 yaşındaki Mutlu, süreç içerisinde ağaç sayısını 15 bine çıkardığı zeytin bahçesinden elde ettiği zeytinyağı ve sofralık zeytin çeşitlerini internet üzerinden Türkiye'nin çok sayıda iline pazarlıyor. Yasemin Mutlu, AA muhabirine, astronot beslenmesi merakıyla başladığı mavi yeşil alg cinslerinin üretimiyle tarım sektörüne girdiğini söyledi. Alg üretimiyle başladığı tarımsal faaliyetlerini zeytincilik alanında sürdürdüğünü anlatan Mutlu, "Mavi yeşil algleri gıda takviyesi olarak üretirken aynı zamanda da sıfır atık mantığıyla gübre olarak zeytinde kullandık. Üretimde çıkan atık suyu zeytin bahçemizde gübre olarak kullanmaya başladık. Zeytin verimliliği ve zeytinimizdeki kalitenin de arttığını gördük." diye konuştu. Mutlu, alg üretimine ara vermesinin yanı sıra zeytin ve zeytinyağı üretimine markalaşarak devam ettiklerini belirtti. Annesinin adıyla oluşturduğu markayla 5 zeytinyağı ve 3 sofralık zeytin çeşidini Türkiye'nin birçok iline gönderdiğini ifade eden Mutlu, şöyle konuştu: "Bugün 1000 ağaçla başladığımız zeytin bahçemizde 15 bin ağacımız mevcut. Hem sofralık zeytin hem de zeytinyağı konusunda iyi bir noktaya geldiğimizi düşünüyorum. Bu coğrafyada aslında gerçekten çok kıymetli olan bir ürünü yeniden hatırlatmak üzere yola çıktık. Biz zeytinciliğe ilk başladığımızda bölgemizde çok fazla zeytin yetiştiricisi yoktu fakat şu anda çok büyük alanlarda yerel çeşitlerimizin dışında farklı türlerde zeytinlerin de dikimi yapılıyor." Mutlu, markalaşma sayesinde ürününe hem katma değer kazandırdığını hem de daha çok kişiye ulaşmasını sağladığını kaydetti.

  • 17 ve 18 yaşlarındaki Rüzgar ile Ege tarafından kurulan Atlantic, 5 milyon dolar değerleme üzerinden yatırım aldı

    17 ve 18 yaşlarındaki Rüzgar İmren ve Ege Mustafa Çelik tarafından kurulan yapay zeka platformu Atlantic, Galata Business Angels'tan 5 milyon dolar değerleme üzerinden yatırım aldı. 17 ve 18 yaşlarındaki Rüzgar İmren ve Ege Mustafa Çelik tarafından kurulan yapay zeka şirketi Atlantic, Galata Business Angels (GBA)’dan 5 milyon dolar değerleme üzerinden yatırım aldı. Şirketlerin Slack, Jira, Google Workspace gibi onlarca araç arasında kaybolan saatlerini geri kazandıran yapay zeka ajan platformu Atlantic’in yatırımcıları arasına; Arif Akdağ, Kaan Boyner, Bülent Çelebi, Uğur Şeker, Ahu Büyükkuşoğlu Serter, Görkem Güven, Ata Uzunhasan ve diğer birçok isim katıldı. Türkiye’den kurulan küresel bir yapay zeka şirketi Bugün şirketlerin yapay zeka otomasyonuna geçişindeki en temel engel modellerin yetersizliği değil; e-postalara, kapalı dosyalara ve kurum içi veri tabanlarına dağılmış olan “şirket hafızasının” bir araya getirilememesidir. Atlantic, farklı kanallara dağılmış bu verileri toplayarak şirketin nasıl işlediğini uçtan uca öğrenip, bir “şirket beyni” olarak çalışıyor. Ancak platform yalnızca pasif bir bilgi merkezi olmakla kalmıyor; oluşturduğu bu kurumsal hafızayı doğrudan yapay zeka otomasyonuyla birleştiriyor. Şirketin organizasyon yapısını ve yetki zincirini birebir yansıtan yapay zeka ajanları; “şirket beyni”nden aldığı bağlamla toplantıları analiz edip ilgili kişilere atıyor, geciken görevleri proaktif olarak raporluyor ve departmanlar arası karmaşık süreçleri tek merkezden koordine ediyor. Böylece şirketlerin verileri, Atlantic ekosisteminde önce kurumsal bir hafızaya, ardından da kusursuz iş akışı otomasyonlarına evriliyor. Atlantic, gücünü kendi Atlas yapay zeka model ailesinden ve entegrasyonlardan (Slack, Jira, Google Workspace vb.) alıyor ve ürün şirketlerin mevcut altyapısını değiştirmeden anında devreye alınıyor. Kurumsal veri güvenliğini merkeze alan Atlantic, verilerin şirket dışına çıkmasını tamamen engelliyor. Müşteriler, Atlantic’te kullandıkları yapay zeka modellerini hem kendileri konfigüre edebiliyor, hem de Atlantic’in Atlas model ailesini tercih edebiliyor. Böylelikle uçtan uca veri güvenliği sağlanıyor. Bununla birlikte yapay zeka model eğitiminde hiçbir müşteri verisi kullanılmıyor. Ek olarak SOC 2 uyumluluğu ve KVKK veri rezidansı gerekliliklerini eksiksiz karşılaması üstün bir mimari sunuyor. Atlantic’in en dikkat çekici yönlerinden biri, kurucu kadrosunun genç yaşı. Şirketin kurucu ortağı ve CTO’su 17 yaşındaki Rüzgar İmren, bu yaşına rağmen yaklaşık dört yıldır farklı startup’larda yazılım mühendisi olarak görev yaptı. Bu deneyim boyunca bizzat yaşadığı ekipler arası koordinasyon kaosunu çözmek için Atlantic’i kurmaya karar verdi. Diğer yandan şirketin kurucu ortağı ve CEO’su 18 yaşındaki Ege Mustafa Çelik ise daha önce bir EdTech şirketinde CMO olarak çalıştı; öncesinde ise kendi dijital pazarlama ajansını yöneterek performans pazarlama, potansiyel müşteri bulma ve müşteriye dönüştürme alanlarında deneyim kazandı. Şimdi ise bu deneyimi Atlantic’e taşıyarak her şirketin koordinasyon yükünden kurtulmasını ve her ekibin zamanını asıl işine harcamasını mümkün kılıyor. İkili, henüz lise yaşında bir teknoloji şirketi kurarak Türkiye girişimcilik ekosisteminin en genç ve iddialı temsilcileri arasında yer alıyor. Atlantic’i ABD’de Delaware merkezli bir şirket olarak kuran Rüzgar ve Ege, hem küresel pazarda rekabet edebilecek bir yapı kurmayı hem de Türk kurumlarına özel KVKK uyumlu çözümler sunmayı stratejik bir öncelik olarak benimsiyor. GBA’dan stratejik yatırım Türkiye’nin önde gelen melek ağı olan GBA, bugüne kadar Insider One gibi onlarca büyük teknoloji girişimine yatırım yaparak Türk girişimcilik ekosisteminin gelişimine önemli katkılarda bulundu. Atlantic’e gerçekleştirdiği bu yatırım, GBA’nın yapay zeka alanına olan güveninin bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Atlantic’in kurumsal güvenlik gereksinimlerini karşılayan mimarisi, mevcut araçlarla sadece birkaç gün içinde sağladığı entegrasyon kabiliyeti ve KVKK uyumlu altyapısı bu yatırımın arkasındaki temel etkenler arasında gösteriliyor. 5 milyon dolar değerleme üzerinden gerçekleşen yatırım, Atlantic’in kuruluşundan sonraki ilk kurumsal sermaye girişini temsil ediyor. Şirket, alınan bu yatırımla birlikte ürün geliştirme, model eğitimi ve müşteri kazanımı alanlarında yakaladığı ivmeyi hızlandırmayı planlıyor. Alantic’in kurucu ortağı ve CEO’su Rüzgar İmren; “Genç bir girişimci olmak fırsatları görmenin ötesinde aksiyon alıp doğru zamanda doğru yerde olabilmekle alakalı. Bu konuda ilk günden beri bize destek olan Atakan Özkaya ve ilk melek yatırımcımız Umut Baran Zorlu’ya teşekkür etmek istiyorum. Genç bir girişimcinin bir teknoloji startup’ı kurarak Silikon Vadisi’ne gitmesinin en hızlı yolu geçmiş tecrübeleri olan girişimci dostlarının tecrübelerinden faydalanmaktır.”

  • Genç girişimci devlet desteğiyle patron oldu! Çikolatayla gelen başarı...

    İstanbul’da çikolata sektöründe çalışan 26 yaşındaki genç girişimci Resul Baskı, kısa sürede dikkat çeken bir başarı hikâyesine imza attı. Kariyerine bir çikolata fabrikasında çalışan olarak başlayan Baskı, girişimcilik hayalini gerçeğe dönüştürerek önce çalıştığı şirketi satın aldı. Bu adım, onun sektörde kendi markasını oluşturma yolundaki en önemli dönüm noktalarından biri oldu. AFYONKARAHİSAR'IN Şuhut ilçesinde genç girişimci, devlet desteğiyle üretim kapasitesini artırdığı çikolata fabrikasıyla yurt dışına ihracat yapıyor. İşlerini büyütmek ve üretim kapasitesini artırmak isteyen Baskı, yaklaşık iki yıl önce Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu'nun (TKDK) Afyonkarahisar İl Koordinatörlüğüne kapsamlı bir proje başvurusunda bulundu. Hazırladığı proje, hem üretim çeşitliliğini artırmayı hem de ihracata yönelik güçlü bir altyapı oluşturmayı hedefliyordu. Yapılan değerlendirmeler sonucunda projesi kabul edilen genç girişimciye, TKDK tarafından yaklaşık 6.76 milyon lira tutarında hibe desteği sağlandı. Aldığı bu destekle yatırımlarını hızlandıran Baskı, Afyonkarahisar'ın Şuhut Organize Sanayi Bölgesi'nde modern bir çikolata fabrikası kurdu. GENİŞ ÜRÜN YELPAZESİ YENİ tesisinde ileri teknoloji üretim hatları kurarak hem kaliteyi hem de üretim kapasitesini önemli ölçüde artırdı. Fabrikada meyveli çikolatalar, kuru yemiş kaplamalı ürünler ve farklı aromalara sahip çeşitli çikolata türleri üretilmeye başlandı. Ürünlerinde kalite ve çeşitliliğe önem veren Baskı, kısa sürede yalnızca yurt içi pazarda değil, uluslararası alanda da kendine yer buldu. Ürettiği çikolataları başta Irak ve İran olmak üzere Endonezya, Venezuela, Almanya, Suudi Arabistan ve Libya gibi birçok ülkeye ihraç etmeye başladı. Böylece hem Türkiye ekonomisine katkı sağladı hem de Türk çikolatasını farklı coğrafyalarda tanıtarak markasını global ölçekte büyütme yolunda önemli adımlar attı. Baskı, yaklaşık 2 bin metrekarelik alana sahip fabrikada çikolata çeşitleri üretimi yaptıklarını söyledi. KAPASİTE YÜZDE 150'YE ÇIKTI' KATMA değeri yüksek ürünlerle piyasada yer aldıklarını anlatan Baskı, "Buradaki makine kalite kısmına geliştirme yaptık. Daha kaliteli çikolata üretimine başladık. Burada üretim kapasitesini yüzde 150'ye kadar çıkarmış olduk. Çikolatalar birçok ülkeye gönderiliyor. Avrupa'ya açıldık. Yeni ürünlerle açılmaya devam edeceğiz. Devletimize teşekkür ederim, teşvikle kapasitem arttı. Şu an 30 kişi çalışıyoruz" ifadelerini kullandı. 'BÜTÜN YARTIRIMCILARIN ARKASINDAYIZ' TKDK Afyonkarahisar İl Koordinatörü Zülgari Özdemir de işin mutfağından gelen genç girişimciyle güzel bir projeyi hayata geçirdiklerini vurguladı. Fabrikada üretilen çikolata ürünlerinin talep gördüğüne değinen Özdemir, şunları kaydetti: "Çikolata üretimi Afyonkarahisar'da bizim ilk projemiz. TKDK olarak bütün yatırımcıların arkasındayız. Yeni projelerle ilgili girişimcimizle görüşmelerimiz devam ediyor. İnşallah, yeni projelerde daha da kapasite artırılarak ülkeye daha katma değerli ürünler üretilecek. Bunların da ihracatta ve iç pazarda değerlendirilmesi için elimizden gelen desteği vereceğiz."

Arama Yap

bottom of page