Search this site
Boş arama ile 1096 sonuç bulundu
- İki Kez İflas Etti, Pes Etmedi: 1 Mark’a Devraldığı Fabrikayı 76 Ülkeye İhracat Yapan Şirkete Dönüştürdü
Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde çocuk yaşta çalışmaya başlayan Müfit Tarhan’ın hikâyesi, başarının yalnızca kazanmaktan değil, kaybettikten sonra yeniden ayağa kalkabilmekten geçtiğini gösteriyor. İki kez iflas eden Tarhan, Almanya’da yalnızca 1 Alman Markı karşılığında devraldığı fabrikayı yıllar içerisinde tarım teknolojileri alanında faaliyet gösteren uluslararası bir şirkete dönüştürdü. Çocuk yaşta başladı Müfit Tarhan’ın başarı hikâyesi, Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde başladı. Henüz çocuk yaşta pazarda su satarak çalışmaya başlayan Tarhan, eğitim hayatını sürdürebilmek için Ankara’da bir dershanede temizlik görevlisi olarak da çalıştı. Eğitimine devam eden Tarhan, Yıldız Teknik Üniversitesi Kimya Bölümü’nü tamamladı. Üniversite eğitiminin ardından Almanya’ya giden Tarhan, burada iş hayatına atıldı. İlk büyük başarının ardından gelen iflaslar Almanya’da turizm sektörüne giren Tarhan, kendi şirketini kurarak önemli bir başarı elde etti. Ancak girişimcilik yolculuğu her zaman başarılarla ilerlemedi. Kurmuş olduğu farklı işlerde iki kez iflas eden Tarhan, yaşadığı ekonomik kayıplara rağmen girişimcilikten vazgeçmedi. Tam da bu noktada hikâyenin yönü değişti. Tarım teknolojilerine yöneldi Tarhan, Türkiye’de tarım alanıyla ilgilenmeye başladı. Almanya’dan organik madde ithal ettiği dönemde Alman Ekonomi Bakanlığı ile bağlantılar kurdu. Bu süreçte Almanya’da özelleştirmeye çıkarılan bir gübre fabrikası dikkatini çekti. Tarhan, söz konusu fabrikayı 1 Alman Markı karşılığında devraldı. Ancak önünde kolay bir yol yoktu. Atıl durumdaki tesisi yeniden yapılandırmak, yeni ürünler geliştirmek ve uluslararası pazarlara açılmak için yıllarca çalıştı. Bugün ürünleri 76 ülkeye ulaşıyor Tarhan’ın girişimi zaman içerisinde tarım teknolojileri alanında faaliyet gösteren Humintech şirketine dönüştü. Şirketin geliştirdiği humus ve mikroorganizma bazlı ürünlerin bugün dünyanın farklı bölgelerindeki tarım pazarlarına ulaştığı belirtiliyor. Ürünlerin 76 ülkeye ihraç edildiği aktarılırken, şirketin değerinin de yaklaşık 100 milyon euro seviyesine ulaştığı ifade ediliyor. Böylece çocuk yaşta pazarda su satarak başlayan bir hayat hikâyesi, bugün dünyanın farklı ülkelerine tarım teknolojileri ulaştıran uluslararası bir girişime dönüştü. Başarı bazen yeniden başlamaktır Müfit Tarhan’ın hikâyesinin en dikkat çekici tarafı ise elde ettiği servetten çok, iki kez iflas ettikten sonra yeniden başlamayı seçmesi. Çünkü bazı başarı hikâyeleri, hiç düşmeyen insanların değil; düştüğünde yeniden ayağa kalkmayı başaran insanların hikâyesidir. Ve belki de bu hikâyenin gençlere verdiği en önemli mesaj şu: Başarısızlık, yolun sonu değil; doğru ders çıkarıldığında yeni bir başlangıcın ilk adımı olabilir.
- Çocuklukta Başlayan Tutku, Yıllar İçinde Sanata Dönüştü: Sabriye Nazende Aşkın’ın Çini ve Seramik Yolculuğu
Bazı sanat hikâyeleri bir atölyede değil, çocuklukta başlar. Boya kalemleri, renkler ve hayal dünyasıyla başlayan o ilk merak; yıllar sonra akademik eğitim, emek ve üretimle profesyonel bir sanat hayatına dönüşebilir. Sabriye Nazende Aşkın’ın çini ve seramik yolculuğu da tam olarak böyle bir hikâyeyi anlatıyor. 1985 yılında Çanakkale’de dünyaya gelen Sabriye Nazende Aşkın’ın sanata ilgisi henüz çocukluk yıllarında ortaya çıktı. Ortaokul döneminde resim ve boyama çalışmalarına yoğun ilgi gösteren Aşkın, öğretmenlerinin yönlendirmesiyle bu yeteneğini profesyonel bir eğitimle geliştirmeye başladı. Bu yolculuk onu Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü Çini Seramik Anasanat Dalı’na taşıdı. Üniversite yıllarında yalnızca eğitim almakla kalmayan Aşkın, ilk kişisel sergisini de öğrencilik döneminde Vakıfbank ana sponsorluğunda “Osmanlıda Türk Kadın Başlıkları” projesiyle sanatseverlerle buluşturdu. Sanat Yolculuğunu Akademik Eğitimle Güçlendirdi Üniversite eğitiminin ardından çalışmalarını sürdüren Sabriye Nazende Aşkın, seramik ve çini alanındaki üretimlerini daha ileri bir noktaya taşımaya devam etti. Mezuniyetinden sonraki dönemde “Bereket” isimli seramik sergisini sanatseverlerle buluşturdu ve farklı karma sergilerde yer aldı. Sanat eğitimini akademik olarak da sürdüren Aşkın, 2020 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Böylece çocuklukta başlayan sanat tutkusu, zaman içerisinde akademik bilgi ve profesyonel üretimle birleşti. Çini ve Seramik Onun İçin Sadece Bir Sanat Dalı Değil Aşkın’ın çalışmalarını farklılaştıran noktalardan biri, çini ve seramiği yalnızca teknik bir üretim olarak görmemesi. Renkler, desenler ve formlar üzerinden kendi dünyasını anlatan sanatçı, eserlerinde geleneksel Türk sanatlarından aldığı ilhamı kendi yorumuyla buluşturuyor. Onun sanat yolculuğunda deniz ve mavi tonlarının da ayrı bir yeri bulunuyor. Çocukluk dönemindeki resim tutkusunun zaman içerisinde çini ve seramikle birleşmesi, bugün ortaya çıkan çalışmaların temelini oluşturuyor. Sanatını Paylaşarak Yeni İnsanlar Yetiştiriyor Sabriye Nazende Aşkın’ın hikâyesini yalnızca ortaya koyduğu eserlerle sınırlamak mümkün değil. Sanatçı, çini ve seramik alanındaki bilgi ve deneyimini farklı eğitimler, workshoplar ve kurslarla sanatseverlerle paylaşmaya da devam ediyor. Kendi çalışmalarının yanında yeni insanların bu sanat dalıyla tanışmasına katkı sunması, onun yolculuğunun başka bir önemli tarafını oluşturuyor. Çünkü geleneksel sanatların geleceğe taşınabilmesi yalnızca eser üretmekle değil, bu bilgiyi yeni nesillere aktarmakla da mümkün. Bir Çocuğun Elindeki Boya Kalemlerinden Sanat Atölyesine Sabriye Nazende Aşkın’ın hikâyesinde dikkat çeken en önemli ayrıntılardan biri belki de başlangıç noktası.Bugün çini ve seramik alanında çalışmalarını sürdüren bir sanatçının hikâyesi, aslında çocukken eline aldığı boya kalemleriyle başladı. Yıllar boyunca aldığı eğitim, katıldığı sergiler, gerçekleştirdiği çalışmalar ve edindiği deneyimler bu ilk merakı profesyonel bir sanat hayatına dönüştürdü. Bugün çalışmalarını Nazende Seramik Çini Tasarım çatısı altında sürdüren Aşkın, üretmeye, öğrenmeye ve bildiklerini paylaşmaya devam ediyor. Sabriye Nazende Aşkın’ın hikâyesi, bir yeteneğin keşfedilmesinin tek başına yeterli olmadığını gösteriyor. Asıl farkı oluşturan; o yeteneğin yıllarca emekle, eğitimle ve sabırla geliştirilmesi. Çünkü bazen büyük bir sanat hikâyesinin ilk sayfası, sadece bir çocuğun elindeki birkaç boya kalemiyle başlar.
- Kadın girişimci traktörü ile aile bütçesine katkı sağlıyor
Muğla'nın Yeşilköy'ünde yaşayan Sibel Karaca, ORKÖY kredileri sayesinde sahip olduğu traktörle ailesinin bütçesine katkı sağlıyor ve kırsal kalkınmaya destek oluyor. ORKÖY kredileri sayesinde orman köylüleri, gerçekleştirdikleri üretim faaliyetleri ile aile bütçelerine ve ülke ekonomisine önemli katkılar sağlıyor. Muğla'nın Köyceğiz ilçesinin Yeşilköy mahallesinde yaşayan Sibel Karaca, ORKÖY destekleriyle sahip olduğu traktörle Gökova bölgesindeki üretim çalışmalarına katılıyor. Bu sayede ev ekonomisine de katkıda bulunuyor. Traktör, onun için sadece bir araç değil, aynı zamanda ailenin geçim kaynağının bir parçası. ORKÖY kredisi ile elde ettiği traktörüyle ailesiyle birlikte ormanlarda yürütülen çalışmalarda aktif bir rol üstlenen Karaca, bu faaliyetlerin orman köylülerinin gelir elde etmesine yardımcı olduğunu belirtiyor. Aynı zamanda, sağlanan destekler, kırsal kalkınmayı da önemli ölçüde destekliyor.
- Felaket onu dükkan sahibi yaptı: Kastamonu'da kadın girişimci hikayesiyla hayata tutunuyor
Kastamonu'nun Bozkurt ilçesinde 2021 yılında meydana gelen sel felaketinin ardından çalıştığı iş yerinin kapanması sebebiyle işini kaybeden kadın girişimci, devlet kurumları tarafından inşa edilen ilçede kendi iş yerini açarak hayata tutundu. Batı Karadeniz'de 11 Ağustos 2021 tarihinde meydana gelen büyük sel felaketinden en çok etkilenen yerlerden biri olan Kastamonu'nun Bozkurt ilçesinde onlarca bina zarar görmüş, 65 kişi hayatını kaybetmiş, 7 kişi ise kaybolmuştu. Hayatın durma noktasına geldiği ilçe, selin ardından devlet kurumlarının çalışmasıyla adeta yeniden inşa edildi. TOKİ tarafından inşa edilen iş yerleri ise ilçede yaşayan vatandaşların yeniden yaşama tutunmasını sağladı. İlçede hizmet veren bir ayakkabıcıda çalışan ilçe sakinlerinden Şükriye Görgü, sel felaketinin ardından iş yerinin kapatılması sebebiyle işsiz kaldı. AFAD tarafından selin ardından ilçeye yetiştirilen konteynerlerden birinde kendi ayakkabıcısını açarak hayata tutunmaya çalışan Görgü, yaklaşık 5 ay boyunca burada ayakkabı satarak geçimini sağladı. Daha sonra TOKİ tarafından ilçede inşa edilen iş yerine taşınan Görgü, yıllardır kendi dükkanında çalışarak geçimini sağlıyor. Görgü, devlet kurumlarına selin ardından kendilerine verilen desteklerden dolayı teşekkür etti. İlçede kurulan konteynerde kendi dükkanını açtığını dile getiren Şükriye Görgü, "Selden önce bir iş yerinde çalışıyordum. Fakat selden sonra işveren kendi mağazasını kapattı. Dükkanın kapanmasından dolayı ben de işsiz kaldım. Sel döneminde ilçede, mağaza, dükkan kalmamıştı, hatta yollarımız bile yoktu. Herhangi bir yer açamadım. Fakat selden sonra devletimiz geçici olarak da olsa satış yapabilmemiz için konteyner kurdu. Ben de konteynerde kendi işimde çalışmaya başladım. Yaklaşık 5 ay konteynerde çalışmaya devam ettim. Selin ardından ilçede inşa edilen ilk mağazalardan birisi benimdi. Şu an bulunduğumuz dükkana geçmeye karar verdim. Ayakkabıları bu dükkana yetiştirdim ve o günden beri çalışmaya devam ediyorum" dedi. Aradan geçen 5 yılda Bozkurt'un büyük bir değişim yaşadığını belirten Görgü, "İlçemiz daha çok gelişti ve düzenlendi. Sel dolayısıyla ilçemiz daha da büyüdü. Sanki daha bir ferah bir ilçeye sahip olduk. Mağazalarımız, dükkanlarımız, evlerimiz yenilendi. Selden sonra birçok kişi, 'buradan hiçbir şey olmaz, ilçeyi taşıyalım' dedi. Hatta dükkanlarını kapatanlar çok oldu, çok sayıda insan yeniden dükkan açmama kararı aldı. Farklı ilçelere taşınanlar oldu. Ama hepsi tek tek geri dönüyor. Çünkü ilçemiz gerçekten güzelleşti. Bütün maddi ve manevi yaralarımızı sardık, sarmaya da devam ediyoruz. Tabii ki her şey dört dörtlük değil. Bu zaman alacak ama şu anda iyi bir noktada olduğumuzu düşünüyorum" şeklinde konuştu.
- 'Bez ve mama parası' için başladığı temizlik işinde 'yılın en genç girişimci iş kadını' seçildi
Antalya'da 2 çocuk annesi Merve Gökcan (33), çocuklarının bez ve mama masraflarına katkı sağlamak için başladığı temizlik işinde girişimci oldu. Kurumsal iş hayatını çocuklarına daha fazla zaman ayırabilmek için bırakan Gökcan, ocak ayında kurduğu temizlik şirketiyle bugün 3 kadına istihdam sağlarken, kısa sürede büyüttüğü girişimiyle 'Yılın En Genç Girişimci İş Kadını' ödülünü aldı. Antalya'da yaşayan Merve Gökcan, ilk çocuğunun doğumunun ardından kurumsal iş hayatına ara vermek zorunda kaldı. İkinci çocuğunun da kısa süre sonra dünyaya gelmesiyle aile bütçesine katkı sağlamak isteyen Gökcan, ayda birkaç kez temizlik işlerine gitmeye başladı. Çocukları biraz büyüdükten sonra yeniden kurumsal iş hayatına dönen Gökcan, bu kez de çalışma saatleri nedeniyle çocuklarına yetişmekte zorlandı. Bunun üzerine kurumsal işinden ayrılan Gökcan, yaklaşık 5 yıldır ara ara yaptığı temizlik işini profesyonel girişime dönüştürdü. 'BEZ PARASI, MAMA PARASI İÇİN BAŞLADIM' Temizlik işine tamamen ihtiyaç nedeniyle başladığını anlatan Merve Gökcan, “İlk çocuğum doğunca kurumsal işime ara vermek zorunda kaldım. İlk temizlik işime gittiğimde ise bebeğim daha 2 aylıktı. İkinci çocuğum 13 ay sonra oldu, öyle olunca tekrar ara vermek zorunda kaldım. Bu süreçte tabii ki çalışmam gerekiyordu, eve katkı sağlayabilmek için. Bez parası, mama parası kazanıp destek olmam için. Onları toparlayabilmek, destek olabilmek için 'Ne yapabilirim?' diye düşünürken tekrar temizlik işine gitmeye karar verdim" diye konuştu. 'ÇOCUKLARIMA GEÇ KALMAMAK İÇİN KURUMSAL HAYATI BIRAKTIM' Çocuklarının biraz büyümesinin ardından tekrar kurumsal hayata döndüğünü kaydeden Gökcan, bu sefer de zaman kısıtlamaları nedeniyle zorlandığını aktardı. Kurumsal hayatta yaşadığı zaman sıkıntısının kararında etkili olduğunu belirten Gökcan, “Kurumsalda çalışırken orada bir zaman var. O zaman ise çok kısıtlı. Yani 8-5 gibi çalışırken Antalya'nın bir ucundan diğer ucuna çocukların kreşine yetişmek, o trafikte o kadar zor bir durumdu ki ve bunu ben tek başıma yapıyordum. O dönemde eski eşimle boşanma aşamasındaydım. Sabah çocukları kreşe bırakıp, akşam kreşten almayı tek başıma üstlendiğim için çok zorlanmaya başlamıştım. Kendime ve çocuklarıma yeni bir hayat kurmak için bu kararı verdim" dedi. Kreşte yaşadığı olayın kararını kesinleştirdiğini söyleyen Gökcan, “Kreşe 5 dakika geç kaldığımda gördüğüm muamele beni çok rahatsız ediyordu. Bu bende çok büyük üzüntü ve stres yaratıyordu. Böyle olunca kurumsal hayatı tamamen bırakmaya karar verdim. Gerekirse kreşin etrafındaki evlerin tuvaletlerini temizleyeceğim, o kreşin etrafında olacağım çocuklara geç kalmamak için ama çocuklarımın yakınlarından başka bir yere gitmeyeceğim dedim" diye konuştu. ŞİRKETİNİ KURDU, 3 KADINA İSTİHDAM SAĞLADI Temizlik sektöründe bir süre farklı şekillerde çalıştıktan sonra kendi işini kurmaya karar verdiğini anlatan Gökcan, “Düzenli temizliğe gittiğim evler de oldu, ara ara gittiğim işler de oldu. En sonunda 'Bu işi ben neden kendim yapmıyorum ki? Neden kendi işim haline getirmiyorum ki?' dedim. Bu şekilde bir adım atmış oldum. Aslında bu işe girmemin en büyük sebebi gerçek anlamda çocuklarım" dedi. Yaklaşık 5 yıldır temizlik sektöründe olduğunu belirten Gökcan, “2026'nın Ocak ayında şirketimi açtım. Benimle birlikte 4 kişiyiz. Geçtiğimiz günlerde İstanbul'da özel bir medya organizasyonunda gerçekleştirilen uluslararası ödüllerde 'Yılın En Genç Girişimci İş Kadını' ödülünü aldım. O da beni çok motive eden olaylardan biri" diye konuştu. 'KADINLARIN HAYATINI KOLAYLAŞTIRMAK İSTİYORUM' Kurduğu şirketle yalnızca temizlik hizmeti sunmadıklarını söyleyen Gökcan, “Burada bizim faktörümüz bu insanların hayatını kolaylaştırmak. Bir insanın hayatındaki denge evinde başlıyor. Evin ne kadar temiz, düzenli, evde kafası sakinse bir insanın, dışarıdaki hayatın da sakin ve düzenli ilerliyor. Ben de bu düzeni müşterilerimde sorunsuz bir şekilde oturtmaya ve sürdürülebilir şekilde ilerletmeye çalışıyorum" dedi. Kendi yaşadığı zorlukların bugün birçok kadına destek olmasını sağladığını ifade eden Gökcan, “Kendim böyle bir problemi çok uzun yıllar, çocuklarım doğduğu andan itibaren yaşamaya başladığım için bu şekilde olan, dokunabildiğim, görebildiğim, iletişimde olabildiğim bütün kadınlara destek olmak istiyorum. Hepsinin hayatını bir nebze de olsa kolaylaştırmak istiyorum" diye konuştu Gökcan, “5 yıl öncesine baktığımda 'Neden bu işi daha önce yapmamışım ki?' dedim. Çünkü bu sistemin içerisinden çıkıp kendi işimi yaptığımda zamanımı kendim yaratabiliyorum, çocuklarıma zaman ayırabiliyorum. Kazancımı ona göre planlayabiliyorum, ona göre yatırım yapabiliyorum. Aslında tamamen çocuklarımın geleceğini inşa etmeye çalışıyorum. Çocuklarım için bunu yaptım, asla pişman değilim. Hatta hep diyorum, 'Neden daha önce yapmamışım?'" dedi.
- 18 yaşında keman öğrenmeye başladı, bir yıl sonra konservatuvarı kazandı: Şimdi kadınların yarım kalan hayallerini gerçekleştiriyor
18 yaşında keman öğrenmeye başlayan Rabia Melike Aydın, yalnızca bir yıl içerisinde konservatuvarı kazanarak müzik eğitimine profesyonel olarak devam etti. Yıllar sonra dünyaya gelen çocuğunun ardından evinden özel enstrüman dersleri vermeye başlayan Aydın’ın hayatı, burada karşılaştığı kadınların hikâyeleriyle farklı bir yöne evrildi. Aydın, ders vermeye başladığı dönemde özellikle çocukluk yıllarında çeşitli nedenlerle enstrüman öğrenme fırsatı bulamayan ve bu hayallerini yıllarca erteleyen çok sayıda kadının müziğe ilgi duyduğunu fark etti. Bu gözlem, Aydın’ı kendi eğitim modelini oluşturmaya yöneltti. Yaklaşık iki yıl içerisinde kendi sanat merkezini kuran Aydın, Zen Bahçe Sanat çatısı altında kadınlara yönelik özel bir eğitim anlayışı geliştirdi. Merkezde yetişkinlerin öğrenme süreçleri dikkate alınarak keman ve piyano eğitimleri verilirken, öğrenciler yalnızca enstrüman öğrenmekle kalmıyor; aynı zamanda sahne performanslarına ve konserlere hazırlanıyor. Aydın’ın çalışmasının dikkat çeken yönlerinden biri ise yıllarca kendisini erteleyen kadınların yeniden hayallerinin peşinden gitmesine alan açması. Çocukken gerçekleştiremedikleri hayallerini yıllar sonra gerçekleştiren kadınlar, bugün keman ve piyano öğrenerek sahneye çıkıyor ve konserlerde performans sergiliyor. Rabia Melike Aydın için başarı ise yalnızca bir sanat merkezi kurmakla sınırlı değil. Onun için en anlamlı an, yıllarca kendisine “Ben yapamam” diyen bir kadının bu düşünceyi geride bırakıp sahneye çıkması ve kendi müziğini çalması. Aydın’ın hikâyesi, bir hayalin gerçekleşmesi için her zaman erken yaşta başlamanın gerekmediğini; bazen yıllarca ertelenen bir hayalin yeniden hatırlanmasının bile yeni bir başlangıç olabileceğini gösteriyor.
- İzmirli öğrenciler dünyayı geride bıraktı! Depreme dayanıklı yapı tasarımıyla ABD'de tarihi başarı
İzmir Katip Çelebi Üniversitesi'nin 9 öğrencisinden oluşan Sismik Takımı, ABD'de düzenlenen uluslararası deprem mühendisliği yarışmasında 49 üniversiteyi geride bırakarak dünya birincisi oldu. Öğrencilerin geliştirdiği yapı modeli, gerçek deprem kayıtlarının uygulandığı sarsma tablasında test edildi. İzmir Katip Çelebi Üniversitesi bünyesinde yer alan ve inşaat mühendisi öğrencilerinden oluşan Sismik Takımı, ‘depreme dayanıklı yapı tasarım’ projesi geliştirdi. Ekip, bu proje ile 13-17 Temmuz tarihlerinde Amerika Birleşik Devletleri’nin Oregon eyaletine bağlı Portland şehrinde düzenlenen EERI SDC 2026’ya (Deprem Mühendisliği Araştırma Enstitüsü Sismik Tasarım Yarışması) katıldı. Yarışma kapsamında, tasarlanan çok katlı bina maketleri gerçek deprem ivmelerini simüle eden sarsma tablası üzerinde test edildi. Yapının iki farklı deprem simülasyonuna dayanıklılığının yanı sıra sönümleyici tasarımı, sayısal modelleme tahminleri, maliyet analizi, mimari estetik ve teklif dosyası sunumları da jüri tarafından değerlendirildi. Proje, değerlendirmelerin ardından dünyanın çeşitli ülkelerinden katılan 49 üniversiteyi geride bırakarak dünya 1’incisi seçildi. Ekip, elde ettiği bu başarıyla yarışma tarihinde şampiyon olan ilk Türk takımı unvanını kazandı. Projeye dair bilgilendirmelerde bulunan İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Hasan Emre Demirci "Deprem Mühendisliği Araştırma Enstitüsü’nün 23 yıldır düzenlediği uluslararası bir yarışma. Yarışmaya Amerika, Kanada, Avustralya, İngiltere, Avrupa ve Uzak Doğu ülkeleri başta olmak üzere dünyanın en iyi üniversitelerinden katılan takımlar yer alıyor. Buradaki temel amaç, her sene paylaşılan teknik şartnameye uygun olarak proje geliştirmek ve bu projeyi bir makete dönüştürmek. Ayrıca yapılan maketin sayısal modellemelerle tahmin edilmesi gereken durumları var. Bunlar yapı ivmesi, yapı deplasmanı gibi değerlerdir. Bu değerlerin tahmin edilmesi, ardından projenin mimari ve estetik açıdan düzgün bir şekilde geliştirilmesi gerekiyor. Orada yaptığımız maket aynı zamanda sarsma tablası deneylerine tabi tutuluyor. Aslında deprem simülasyonu sağlayan bir sistemdir. Yapıya tek bir deprem değil, iki farklı deprem simülasyonu uygulanıyor. Bu iki deprem altında yapınız ayakta kalırsa testi geçmiş oluyorsunuz" diye konuştu. Yapıya gelen deprem etkilerini azaltmak için sönümleyicilerin de tasarlandığını ifade eden Demirci, "Sönümleyici, yapı üzerine konumlandırılan bir alettir. Depremden gelen ivmeleri ve yapı deplasmanlarını azaltarak binaya, kolonlara ve taşıyıcı elemanlara gelecek kuvvetleri düşürür. Biz de yarışma kapsamında yenilikçi bir sönümleyici tasarladık. Öğrencilerimiz henüz mezun olup mühendislik unvanını almadan yapı tasarımı projesinde yer alıyorlar. Stres, zaman yönetimi ve karşılaştıkları birçok problemi bu projenin içinde öğrenip deneyimliyorlar" dedi. 'Türkiye’de birincilik alan ilk üniversite olduk' "Depremin büyüklüğünden ziyade, geçmişte yaşanmış depremlerin ivme-zaman kayıtları sarsma tablasına veriliyor" diyen Demirci, şunları kaydetti: "Bu sarsma tablasında, San Francisco depremi kayıtları kullanılabiliyor. Türkiye’de ve dünyada depremleri ölçen istasyonlara gelen ivme-zaman kayıtları yapıya aktarılıyor ve gerçek bir deprem altında yapının nasıl davrandığına bakılıyor. Yarışmada daha önce Türkiye’den birincilik alan hiçbir üniversite olmamıştı. Bunu biz başardık ve ülkemizi gururla temsil ettik. Bu da bizi çok mutlu etti. Biz bir deprem ülkesiyiz ancak Kaliforniya, İtalya veya Yunanistan gibi dünyada deprem riski yüksek başka bölgeler de var. 9 öğrencimle beraber bir sene boyunca gece gündüz demeden, çok yoğun bir tempoda çalıştık. Asıl emek öğrencilerimizin. Çünkü burayı ev bilerek çalıştılar ve sonunda ülkemize ile üniversitemize bu başarıyı getirdiler. Onlarla gurur duyuyoruz." 'Tarifsiz bir mutluluktu' İki senedir yarışmaya katılan takım kaptanı mühendislik bölümü öğrencisi Muhammet Haktan Korkmaz, "Yaklaşık 10-11 ay süren, çok güzel ve heyecanlı bir çalışma dönemi geçirdik. Bu süreçte verdiğimiz emeği bir başarıyla taçlandırmak çok önemliydi. Bizi en çok mutlu eden şey, bu kadar kişinin desteğinin ve beklentisinin karşılığını verebilmek oldu. Hepimizin tek bir amacı vardı, birinci olmak. Yarışma anındaki heyecanımız tarif edilemezdi. Yarıştığımız rakipler çok ciddi üniversitelerdi. Biz görece daha yeni bir üniversite olduğumuz için belki de birçok kişinin yapamayacağımızı düşündüğü bir konumdaydık. Aralarında çok köklü kurumların da yer aldığı yaklaşık 49 üniversite arasından böyle bir başarı elde etmek tarifi mümkün olmayan bir duygu. Arkadaşlarımla sarılırken bir an arkama döndüm, 500 kişinin bizi ayakta alkışladığını gördüm. Tarifsiz bir mutluluktu" cümlelerine yer verdi. 'Zorluklar yaşadık, omuz omuza vererek çözüm bulduk' Sürecin zorlu olduğunu ve çeşitli zorluklarla karşılaştıklarını ifade eden mühendislik bölümü 4’üncü sınıf öğrencisi Ayça Dervişoğlu, "Arkadaşlarımızla omuz omuza vererek hepsine bir çözüm bulduk. Çok yorucu bir dönem olsa da disiplinli ve planlı bir şekilde çalışarak tüm zorlukların üstesinden geldik. Türkiye’ye böyle güzel bir ödül getirmek hem bizi hem de ailelerimizi çok gururlandırdı. Okulumuz da bu süreçte bize büyük destek sağladı. Yarışma bize mesleki açıdan çok şey kazandırdı. Önümüze çıkan bir projede sorunlarla karşılaştığımızda bunları nasıl çözmemiz gerektiğini bizzat tecrübe ettik. Ödülün ötesinde, hayatımızı belki de değiştirecek çok büyük bir deneyim kazandık. Çok mutlu ve gururluyuz" diye vurguladı. Makette kullandıkları, bulunması çok zor olan bir malzemenin olduğunu ve yarışmaya az bir süre kala bu malzemeyle ilgili sıkıntı yaşadıklarını belirten Dervişoğlu, şöyle devam etti: "Pes etmeyip çözümü kendimiz ürettik. Büyük parçaları alıp tek tek keserek ihtiyacımız olan malzemeyi kendi imkanlarımızla hazırladık. Binamızı zamanında ve eksiksiz bir şekilde tamamlamayı başardık. Yarışma alanında da diğer üniversitelerden gelen katılımcılar, binamızdaki el işçiliğini görünce çok şaşırdılar ve çalışmamızı çok beğendiler."
- Memleketine kurduğu atölyede 28 kişiye istihdam sağladı
Van'ın Erciş ilçesinde yaşayan Yunus Çakar, memleketine kurduğu mobilya üretim atölyesinde 28 kişiye istihdam sağladı. Van'ın Erciş ilçesinde yaşayan Yunus Çakar, memleketine kurduğu mobilya üretim atölyesinde 28 kişiye istihdam sağladı. 20 yıl önce başlamış olduğu mobilya üretim işini geliştiren Yunus Çakar, 2025 yılında Erciş Organize Sanayi Bölgesinde mobilya üretim atölyesi kurdu. Bin 600 metrekare kapalı alan üzerinde üretim yapan Çakar, 15 kişiyle başlamış olduğu işini geliştirerek 28 kişiye iş ve istihdam sağladı. Erciş ve Van başta olmak üzere Doğu Anadolu Bölgesine hitap eden Çakar, işini geliştirerek yurt dışına da ihracat yapacak projeler üzerinde çalışıyor. Ercişli olduğunu ifade eden Yunus Çakar, "2025 yılında bu işletmeyi kurduk. 15 kişi çalışanla başladık şu anda 28 kişiyle işlem görüyoruz. 15 kişi fabrikada, 13 kişi sahada çalışıyoruz. Yaptığımız işleri sadece Erciş'te değil, Erciş dışına da satışını yapıyoruz. Amacımız ithalatla beraber ihracata yönelmek, daha büyük kazançlar elde etmek, memleketimize katkı sağlamak, daha çok personelle çalışmak. Yeni projelerimiz var. Yeni projelerimize atacağımız imzalarla beraber personel sayımız 50'ye yükselecek, istihdam sayımızı artıracağız. Ülkemize katkı sağlamak için buradayız biz. Haftalık 4 blok, 20 daireden 80 tane dolap çıkartılıyor Tırlara yüklenip gönderiyor, sahadaki personellerimiz kurarak montaj ediyorlar" dedi. Çalışan Yunus Çağrı Gürbüz ise "Daha önceleri birçok kez il dışına çalışmalara gidiyorduk. Şu anda olduğumuz Organize Sanayi Bölgesindeki yatırımcıların, fabrikaların açılmasından dolayı çok güzel bir istihdam sağlanıyor ve iş imkanları çok artmaya başladı. Fabrikaları yapan yatırımcılara çok teşekkür ederiz. Daha dışarıya çıkmıyoruz. İlçemizde ailemizin yanında güzel bir şekilde çalışmaya devam ediyoruz" dedi.
- Bandırma’da unutulmaya yüz tutan mirası iki girişimci kadınla geleceğe aktarılıyor
Balıkesir’in Bandırma ilçesinde yaşayan Ayşe Çınar ve Hülya Sert, geleneksel Türk el sanatlarının en önemli simgelerinden biri olan el dokuma halıcılığını yaşatmak için örnek bir mücadele veriyor. Unutulmaya yüz tutmuş bu kültürel mirası gelecek nesillere aktarmayı hedefleyen iki usta kadın, kurdukları tezgâhlarda çocuklara ve gençlere ilmek atıp desen kodlamayı öğretiyor. Yaklaşık 30 yıldır el sanatlarıyla ilgilenen Ayşe Çınar, dekoratif el sanatlarının ardından kilim ve halı dokumaya yöneldiklerini belirterek, geleneksel sanatlara sahip çıkmak amacıyla çalışmalar yaptıklarını söyledi.Çınar, "Ben ev sanatlarıyla 30 yıldır uğraşıyorum. Dekoratif el sanatlarından kilim dokumaya geçiş sağladık. Tarihi ve kültürel sanatlarımıza sahip çıkmak adına Bandırma’da böyle bir akım oluşturduk. Güzel ilgi ve alaka gördük" dedi.Halı ve kilim dokuma üzerine farklı projeler geliştirmek istediklerini belirten Çınar, dokuma sanatının yalnızca bir üretim olmadığını, insanların duygularını da ilmeklere işlediğini ifade etti. Bandırma’da unutulmaya yüz tutan mirası iki girişimci kadınla geleceğe aktarılıyor Halı dokuma sürecinin belirli aşamalardan oluştuğunu anlatan Çınar, "İlk başta ilmek atmayı bilmek gerekiyor. İlmek atmayı bildikten sonra temel aşamaları var. Ön ve arka telleri ayırıyoruz, daha sonra düğüm atıyoruz ve atkısını atıyoruz. Bu şekilde aşamalar halinde eğitimini veriyoruz ve gösteriyoruz" diye konuştu. Bandırma’da unutulmaya yüz tutan mirası iki girişimci kadınla geleceğe aktarılıyor Dokunan halılarda farklı figürlerin de oluşturulabildiğini belirten Çınar, Atatürk silüetinin işlendiği çalışma hakkında ise "Oluşturmak, olgunlamak ve yerleştirmek zor ama halıyı dokurken her ilmeğe duygularınızı, hislerinizi ve yaşadığınız o anı yüklüyorsunuz" ifadelerini kullandı. Bandırma’da unutulmaya yüz tutan mirası iki girişimci kadınla geleceğe aktarılıyor Yaklaşık 6 yıldır halı dokuma alanında çalışmalar yapan Hülya Sert ise geleneksel motifleri yeni nesillere öğretmeye çalıştıklarını söyledi. Sert, "Halı dokuyoruz. İlmeklerimizi desen kâğıdındaki karelere göre buraya tek tek işlemeye çalışıyoruz. Maalesef günümüzde artık el dokuma halısı yok denecek kadar az" diye konuştu. Bandırma’da unutulmaya yüz tutan mirası iki girişimci kadınla geleceğe aktarılıyor Gençlerin geleneksel Türk motifleriyle tanışmasını istediklerini belirten Sert, çocuklara yönelik eğitimler de verdiklerini ifade ederek, "Biz de istiyoruz ki gençlerimiz bunlarla tanışsınlar. Geleneksel Türk motifleriyle hemhal olsunlar. İlk etapta öğrenci tezgâhlarımız var. Çocuklarımıza ilmek almayı, desen kodlamayı öğretmeye çalışıyoruz. Daha sonra ilerlediklerinde bu işi öğrendiklerinde el emeğiyle dokumaya dahil ediyoruz" dedi. Sert, vatandaşların dokuma sürecine katılmasını sağlamak amacıyla ortak bir halı çalışması başlattıklarını belirterek, "Büyük bir tezgâh kurduk. İnsanlar gelip geçerken bir ilmek atsın ve hatırası olsun istedik. Bandırma’ya ait bir halı olsun istiyoruz" ifadelerini kullandı. Bandırma’da unutulmaya yüz tutan mirası iki girişimci kadınla geleceğe aktarılıyor Geleneksel halı dokuma sanatının yaşatılması için çalışmalarını sürdüren Ayşe Çınar ve Hülya Sert, gelecek nesillerin bu kültürel mirası tanıması ve devam ettirmesi için daha fazla kişinin dokuma tezgâhıyla buluşmasını amaçlıyor.
- Devlet desteğiyle yıllık 430 ton süt üretim kapasiteli tesis kurdu
Karabük'te yaşayan Yusuf Gökçe, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumundan (TKDK) aldığı 18,2 milyon lira destekle yıllık 430 ton süt üretim kapasiteli tesis kurdu. İstanbul'da serbest meslekle uğraşan 41 yaşındaki Yusuf Gökçe, hayvancılık yapmaya karar vererek 10 yıl önce memleketi Karabük'ün Eflani ilçesine bağlı Hacıağaç köyüne geldi. Yaklaşık 2 yıl önce TKDK'ye sunduğu proje kabul edilen Gökçe, 18,2 milyon lira destek almaya hak kazandı. Gökçe, 9 dönümlük alanda tesis kurdu. Tesiste bu ay itibarıyla 70 gebe simental ile faaliyete başlandı. Süt ve damızlık buzağı yetiştirilecek tesis, yıllık 430 ton süt üretim kapasitesine sahip. "TESİS AVRUPA BİRLİĞİ STANDARTLARINI KARŞILAYACAK ŞEKİLDE İNŞA EDİLDİ" TKDK İl Koordinatörü Emre Akbıyık, AA muhabirine, TKDK tarafından uygulanan IPARD Programı kapsamında modern süt üretim çiftliği kurulduğunu söyledi. Yatırıma TKDK tarafından 18,2 milyon lira hibe sağlandığını belirten Akbıyık, "Yıllık yaklaşık 430 ton süt üretim kapasitesine sahip tesis, hayvan refahı, gıda hijyeni, çevre sağlığı ve ilgili diğer alanlarda Avrupa Birliği standartlarını karşılayacak şekilde inşa edildi. Modern işletme bünyesinde ahır, gübre deposu, sağım ünitesi, makine garajı ve yem deposu bulunuyor. Proje kapsamında ayrıca 1500 metrekare kilitli parke taşı uygulaması ile kafes sistem çevre çiti imalatı gerçekleştirildi." diye konuştu. Akbıyık, tesisin süt üretim kapasitesinin artırılmasına ve modern hayvancılık uygulamalarının yaygınlaştırılmasına katkı sağlamasının hedeflendiğini ifade etti. "HAYVANCILIK YAPMAK İSTEYENLER TKDK DESTEKLERİNE BAŞVURSUN" Yusuf Gökçe de hayvancılıkla uğraşmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Devlet desteğiyle kurduğu tesiste üretime başladığını belirten Gökçe, "Bu ay itibarıyla hayvanlarımız geldi. 18 milyon lira TKDK'den destek aldık. Tesisimiz yaklaşık 33 milyon liraya mal oldu. 70 gebe simental hayvanla başladık. Hedefimiz, hayvanlarımızın doğumları tamamlandıktan sonra süt üretmek ve bölgeye damızlık hayvan yetiştirmek." dedi. Gökçe, aldıkları düvelerin simental cinsi olduğunu ifade ederek, "Bölgemize uyumlu, soğuğa dayanıklı. Hem et hem süt için verimli olan kombine bir ırk. Onun için bu ırkı tercih ettik." diye konuştu. Hayvancılık yapmak isteyenlere TKDK desteklerine başvurmalarını tavsiye eden Gökçe, şunları söyledi: "Kimse 'Bana çıkmaz. Ben bunu yapamıyorum' demesin, başvursun. Bu hibeler çıkıyor. Gerçekten bu işi yapmak isteyenler korkmasınlar, cesaretli olsunlar. Projelerini yapsınlar, TKDK'ye gitsinler. Devletimiz yatırımcıların arkasında duruyor. Gençlere ve kadınlara da tabii ki daha fazla öncelik tanınıyor. Gençlere ve kadınlara cesaretli olup bu işi yapmalarını tavsiye ediyorum. Üretsinler, korkmasınlar. Kimseye de aldırmasınlar, sevdikleri işi yapsınlar."
- Sadece kendi kazanmıyor! ‘Avrupa’da yapıyorlar, biz ülkemizde neden yapmayalım?’ dedi, bütün bölgeye örnek oldu
Bursa'da yaklaşık 30 yıl tekstil ve konfeksiyon sektöründe faaliyet gösteren 58 yaşındaki Mehmet Demir'in, emekliliğinin ardından Tarım ve Orman Bakanlığının desteğiyle Bilecik'in Pazaryeri ilçesinde 18 dönüm alanda başlattığı üretim, tüm bölgeye örnek oldu. İki çocuk ve dört torun sahibi Demir, 1990 yılında askerlik dönüşü girdiği tekstil ve konfeksiyon sektöründeki işletmesini 6 yıl önce çocuklarına devretti. Tarım sektörüne yönelmeye karar veren Demir, sosyal medyada gördüğü yaban mersini üretimiyle ilgili araştırma yaptı. Türkiye'deki üreticilerle görüşen Demir, iklim ve toprak koşullarının uygun olduğu bir arazi aramaya başladı. Pazaryeri ilçesine 18 kilometre, Arpadere köyüne ise yaklaşık 5 kilometre mesafede bulunan 1000 rakımlı arazide karar kılan Demir, uzun süredir işlenmeyen 18 dönümlük alanı tarıma uygun hale getirdi. Arazinin toprak yapısının yaban mersini yetiştiriciliğine uygun olduğunu belirleyen Demir, Pazaryeri İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğüne başvurarak "Maviyemiş Üretimini Yaygınlaştırma Projesi" kapsamında destek aldı. Demir, proje kapsamında yüzde 50 hibe desteğiyle 5 bin yaban mersini fidanını toprakla buluşturdu. Sulama ihtiyacını karşılamak amacıyla sondaj kuyusu açtıran Demir, modern sulama sistemi kurdu. Bahçenin elektrik ihtiyacının bir bölümünü de güneş panellerinden karşılayan Demir, yaklaşık 5 yıldır üretimini sürdürüyor. BU YIL YAKLAŞIK 6 TON ÜRÜN BEKLİYOR Bahçenin beşinci yılında yaklaşık 6 ton yaban mersini üretmeyi bekleyen Demir, ilerleyen yıllarda verimin artmasını ve 20 tonun üzerine çıkmayı hedefliyor. Hasat döneminde siparişlere bağlı olarak günlük 10 ila 15 kişiye istihdam sağlayan Demir, ürünlerini başta Marmara Bölgesi olmak üzere Ege, Karadeniz ve İç Anadolu bölgelerindeki müşterilere ulaştırıyor. Demir, yaban mersini bitkisinin olgunluk döneminde fidan başına 4 ila 8 kilogram ürün verebildiğini belirterek, bitkiler geliştikçe üretimin de artacağını söyledi. Uzun yıllar tekstil sektöründe çalıştıktan sonra tarıma yönelmeye karar verdiğini anlatan Demir, yatırım öncesinde yaban mersini yetiştiriciliğinin iklim ve toprak koşullarını araştırdığını ifade etti. Demir, "Avrupa'da yapıyorlar, biz ülkemizde neden yapmayalım?" düşüncesiyle araştırmaya başladığını belirterek, Türkiye'deki üreticilerle görüştüğünü ve olumlu görüşlerin ardından yatırım yapmaya karar verdiğini kaydetti. DEVLET DESTEĞİ YATIRIM SÜRECİNİ KOLAYLAŞTIRDI Toprak yapısının yaban mersini yetiştiriciliğinde önemli olduğunu vurgulayan Demir, arazinin yaklaşık 1000 metre rakımda ve ormanlarla çevrili olması nedeniyle bölgenin iklim koşullarını üretim açısından uygun bulduğunu söyledi. Demir, uzun süre işlenmeyen ve büyük bölümü meşe ağaçları ile çalılarla kaplı araziyi üretime kazandırmak için çalışma yürüttüğünü belirterek, devlet desteğinin yatırım sürecini kolaylaştırdığını ifade etti. "Emekli olduktan sonra kahvede vakit geçirmek yerine üretmeyi tercih ettim. Hem ülke ekonomisine hem de tarıma katkı sunmak istedim." diyen Demir, "Devlet desteği olmasa her şeyi yapamazdık. 18 dönüm alanda 5 bin fidanımız var. Beşinci senemizdeyiz. Ürün miktarını ilerleyen yıllarda artırmayı hedefliyoruz." ifadelerini kullandı. 5 YATIRIMCI DAHA ÜRETİME BAŞLADI Demir, sosyal medya paylaşımları ve üretim faaliyetleri aracılığıyla kendisini gören 5 yatırımcının da bölgeden arazi satın alarak yüzde 50 hibe desteğinden yararlanıp yaban mersini üretimine başladığını söyledi. Üretimin artmasıyla birlikte bölgede yaban mersini yetiştiriciliğinin yaygınlaşmasını hedefleyen Demir, gelecek 2-3 yılda 20 tonun üzerinde ürün almayı amaçladığını kaydetti.
- 6 Yılda 4 Ülkeye Ulaştı: Konyalı Genç Girişimci Ali Karan’dan Uluslararası Başarı
Konya’nın Kulu ilçesi nüfusuna kayıtlı genç iş insanı Ali Karan’ın Yönetim Kurulu Başkanlığını yaptığı Future Homes, Türkiye’de başlayan büyüme yolculuğunu dört ülkeye taşıdı. Gayrimenkul sektöründe 6 yıldır faaliyet gösteren şirket, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri, Fransa ve Endonezya’da hizmet veriyor. Yerli ve yabancı yatırımcılara gayrimenkul danışmanlığı sunan Future Homes, bugüne kadar 1000’den fazla konutun satış ve teslim sürecini gerçekleştirerek yatırımcıları farklı ülkelerdeki projelerle buluşturdu. Antalya ve Mersin’deki çalışmalarının ardından Dubai ve Fransa’da da faaliyet göstermeye başlayan şirket, uluslararası büyüme hedefleri doğrultusunda son olarak Endonezya’nın dünyaca ünlü turizm merkezi Bali’de yeni ofisini hizmete açtı. “Başarıya Giden Yol Her Zaman Düz Değil” Başarı yolculuğunun kolay olmadığını belirten Ali Karan, geçmişte yaşadığı zorlu dönemlerin bugün ulaştığı noktada önemli bir rol oynadığını ifade etti. Karan, yaklaşık sekiz-dokuz yıl önce hayatının en zor dönemlerinden birini yaşadığını belirterek, bu sürecin kendisine pes etmemeyi, kriz yönetimini ve ticaretteki iniş çıkışlarla mücadele etmeyi öğrettiğini söyledi. Karan, “Ben başarıya giden yolun her zaman düz olduğuna inanmıyorum. O zorlukların beni bugünkü Ali Karan yaptığını görüyorum” ifadelerini kullandı. Hedef Dünyada Güvenilir Bir Marka Olmak Bali’de yeni bir ofis açmanın kendileri açısından önemli bir kilometre taşı olduğunu belirten Karan, bu adımın yalnızca yeni bir yatırım olmadığını vurguladı. Karan, “Bali’deki ofisimiz, yıllar süren emeğin, sabrın ve disiplinin bir sonucu. Bulunduğumuz her ülkede güvenilir ve kaliteli hizmet sunarak hem ülkemizi hem de Konya’yı en iyi şekilde temsil etmeyi hedefliyoruz. Yolun daha başındayız ve önümüzde çok daha büyük hedefler var” dedi. Konya’nın Kulu ilçesinden başlayan girişimcilik yolculuğunu uluslararası gayrimenkul sektörüne taşıyan Ali Karan, Future Homes ile Türkiye’nin yanı sıra Dubai, Fransa ve Endonezya’da faaliyet göstermeyi sürdürüyor. 1000’i aşkın konutun satış ve teslim sürecine ulaşan şirket, yeni pazarlardaki yatırımlarıyla uluslararası büyümesini sürdürürken, Future Homes markasını dünya çapında daha güçlü bir konuma taşımayı hedefliyor.











