top of page

Bu sitede ara

Boş arama ile 1150 sonuç bulundu

  • Ev hanımıyken patron oldu! Hataylı katın 53 yaşında üretime başladı, servet sahibi oldu, şimdi köyünde istihdam sağlıyor

    Hatay'da iki çocuk annesi 53 yaşındaki kadın, gıda mühendisi oğlunun yönlendirmesiyle devlet desteği alıp kurduğu kültür mantarı üretim tesisinde 6'sı kadın 30 kişiye istihdam sağlıyor. İşte Neslihan Akçan'ın ilham veren hikayesi... Ev hanımıyken kendi işinin patronu olan Akçan, büyük oğlu Ahmet Gürkan'ın girişimleriyle 2022'de Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumunun (TKDK) "Kültür Mantarı Üretim Tesisi Projesi"ne başvurdu. YÜZDE 65 HİBE DESTEĞİ ALDI Yayladağı ilçesinde kiraladığı 6 dönüm arazinin 4 dönümüne 12 milyon liralık yatırımla modern tesis kuran Akçan, TKDK'den yüzde 65 destek aldı. Akçan, deprem farkı ödemelerinden de yararlanarak tesisinde kompost odalarından paketleme bölümü ve soğuk hava deposuna kadar kültür mantarı üretimiyle ilgili her aşamayı oluşturdu. Şubat ayında ilk hasadını gerçekleştiren ve ikinci hasat için çalışmalara başlayan Akçan, her hasatta ortalama 60 ton çıkan ürünlerini komisyoncular aracılığıyla pazarlıyor. Oğlunun girişimleri sayesinde el attığı mantar üretim işinde patron olan Akçan, 6'sı kadın 30 kişiye de iş imkanı sağlıyor. Ev hanımıyken patron oldu Hataylı katın 53 yaşında üretime başladı, servet sahibi oldu, şimdi köyünde istihdam sağlıyor 'EV HANIMIYKEN EVDE OTURMAK SIKICI GELİYORDU' Girişimci Neslihan Akçan, büyük oğlu sayesinde kendi işinin patronu olduğunu ve bundan da memnuniyet duyduğunu söyledi. 'İLK HASADIMIZI 45 GÜNDE ALDIK' Ürettiği mantarlara adeta bebek gibi baktığını belirten Akçan, şöyle devam etti: "Aslında meşakkatli bir iş, sabah erken saatten akşam geç saate kadar çalışma gerektiriyor. Mantar, çok narin bir ürün olduğundan bebek gibi büyütülmesi gerekiyor. Projemiz kabul oldu, çadırlarımız kurulduktan sonra 6 ay içerisinde de üretime geçtik ve ilk hasadımızı 45 günde aldık. 11 çadırla üretime devam ediyoruz, hasatlarımız da güzel geçiyor." Akçan, her çadırdan ortalama 5 ton ürün elde ettiklerini dile getirdi. "Ev hanımıyken evde oturmak sıkıcı geliyordu, işe başladıktan sonra hayatım yoğun bir şekilde devam ediyor ve ben bundan memnunum. Çok şükür, zamanım daha güzel geçiyor. Şu anda 30 çalışanım var, çalışanlarımızın da verimliliğiyle güzel işler yapıyoruz. Hiçbir kadının evinde oturmayıp çalışmasını tavsiye ederim ve yarı yolda bırakmayıp devam etmelerini isterim."

  • Düzce'de girişimci kadın zoru başardı! 5 inekle başladı şimdi çiftliği var

    Düzce'de 9 yıl önce 5 inekle başladığı üretim serüveninde 60 büyükbaş hayvana ulaşan girişimci Sevda Albayrak, süt, peynir ve tereyağı üretimi ile kurbanlık yetiştiriciliğinin yanı sıra ev işleri ve dikişle de ilgilenerek girişimci olmak isteyen kadınlara örnek oluyor. Düzce'nin Çilimli ilçesine bağlı Söğütlü köyündeki evlerinin arka bahçesine eşinin yardımıyla küçük bir ahır kuran Albayrak, 2016'da Tarım ve Orman Bakanlığının "Genç Çiftçi" projesine başvurarak 5 süt ineği desteği aldı. Bakanlığın yem ve buzağı desteklerinden de yararlanarak hayvan sayısını 60'a çıkarıp 9 yılda ahırını çiftliğe dönüştüren Albayrak, günlük 300-350 litre süt üretiminin yanı sıra kurbanlık yetiştiriyor, müşterileri için peynir ve tereyağı üretiyor, ev işlerinin dışında dikiş nakışla da ilgileniyor. İşletmelerini eşi ve oğullarının desteğiyle yürüttüğünü belirten Albayrak, "Burası aile işletmesi gibi. Çocuklarım ve eşimle yürütmeye çalışıyorum. Dışarıdan hayvan almıyor, satmıyorum. Sadece 3 yıl önce kurbanlık işine girdim. Sadece kurbanlık olanlar ahırımdan çıktı. Hayvan sayım her yıl artıyor." diye konuştu. İlk baktığı 5 hayvana isim verdiğini belirten Albayrak, çağırdığında onların doğrudan yanına geldiğini söyledi.Albayrak, kadınların istediğinde başaramayacağı hiçbir işin olmadığını vurgulayarak, şöyle devam etti: "Ben sadece hayvancılığı değil evde dikiş de yapıyorum. Peynir üretiyorum. 'Yapamayız, başaramam' diye bir şey yok. Ben 3 çocuğumu yetiştiriyorum. Hayvanlarıma bakıyorum, sütümü değerlendiriyorum. Perakende satış yaptığım müşterilerim var. Peynir, tereyağı, minci yapıyorum. Ayrıyeten evde dikiş de yapıyorum. İstemek önemli, azimle olacak bir şey bu." Hayvanlarını çocukları gibi gördüğünü ve sorumluluk hissettiğini dile getiren Albayrak, "Acıktı mı, susadı mı veya bir şey olur mu diye endişe ediyorum. Nasıl bir çocuğu yetiştiriyorsan o şekilde sorumluluk gerektiriyor." dedi.

  • Alaşehirli Çift Zor Olanı Başardı: Kimyasal Kullanmadan "Sıfır Kalıntı" Üretim

    Alaşehir'de üzüm üretimi yapan Mete ve Müşerref Üründü çifti, 2026 üretim sezonunda gerçekleştirdikleri uygulamalarla dikkat çekti. Zorlu iklim şartlarına rağmen bağlarında kimyasal pestisit kullanmadan üretim yapan çift, yaptırdıkları laboratuvar analizlerinde 'pestisit kalıntısı tespit edilmedi (N.D.)' sonucuna ulaştı. Bağcılığın yoğun olarak yapıldığı bölgede elde edilen bu sonuç, sağlıklı ve sürdürülebilir tarım açısından önemli bir örnek olarak değerlendirildi. Özellikle soğuk ve yağışlı geçen sezonda birçok üretici hastalıklarla mücadelede kimyasal yöntemlere yönelirken, Üründü çifti doğal üretim yöntemlerini tercih etti. Yetkili laboratuvarlarda yapılan incelemelerde asma yapraklarında herhangi bir pestisit kalıntısına rastlanmadı. Raporda yer alan “N.D.” ifadesi, numunede ölçülebilir seviyede kimyasal kalıntı bulunmadığını gösterdi. Hormonsuz üzüm Üretici Müşerref Üründü, uzun süredir doğaya zarar vermeden üretim yapabilmek için çalıştıklarını belirterek, özellikle asma yaprağının hassas yapısı nedeniyle sürecin büyük emek ve titizlik gerektirdiğini söyledi. Kimyasal kullanmadan da üretimin mümkün olduğunu göstermek istediklerini ifade eden Üründü, aynı yöntemlerle üretime devam edeceklerini dile getirdi. Alaşehir üzüm Uzmanlar ise çevre dostu üretim yöntemlerinin yaygınlaşmasının hem insan sağlığı hem de toprak verimliliği açısından uzun vadeli fayda sağlayacağını belirtiyor. Alaşehir’de elde edilen bu sonuç, bölgedeki üreticiler için de örnek bir çalışma olarak gösteriliyor.

  • 11 kadına istihdam sağladı, iki çocuğa annelik yaptı

    Zonguldak’ın Devrek ilçesinde eşiyle birlikte kurdukları restoranda 11 kadına istihdam sağlayan 50 yaşındaki Yadigar Benli, çalışan bir anne olmanın zorluklarını eşinin desteği ve kadın dayanışmasıyla aştı. "Kadın olmak ve iş kadını olmak gerçekten zor" İşletmelerinde kadın istihdamına büyük önem verdiklerini belirten Yadigar Benli, "İki çocuk annesiyim. Ailece işletiyoruz eşimle beraber. Şu an yanımda 11 çalışan kadın arkadaşım var. Onlarla bu yolda ilerlemeye çalışıyoruz" diyerek kadın dayanışmasının altını çizdi. İş hayatında karşılaştıkları zorluklara değinen Benli, "Zor günlerimiz çok oldu, kolay gelmedik tabii ki buralara. Hem çocuk, hem ev, hem aile, iş tabii ki bizi zorladı. Ama eşimle beraber ve çalışan arkadaşlarımla beraber buralardayız" ifadelerini kullandı. Yoğun bir çalışma temposu içinde olduklarını ifade eden Benli, mesai saatlerini şu sözlerle anlattı: "Mesaimiz sabah saat 6’da başlıyor. Çorbalarımızla beraber yemeklerimize geçiyoruz. Sonrasında öğlen aramız başlıyor. Günün en yoğun saatimiz öğlen arasıdır. Gün içerisinde akşam 9’a kadar devam etmekte. Akşam saat 9 gibi iş yerimizi kapatıyoruz. Buradan çıktığımızda da evimize gidiyoruz." İş ve ev arasındaki dengeyi sağlamanın yorucu olduğunu dile getiren Benli, çalışan bir anne olmanın zorlu süreçlerini şu sözlerle aktardı: "Gün içerisinde zaten çok yorgun oluyoruz. Çocuklarımıza vakit ayırıyoruz belli saatlerde. Bu şekilde devam ediyoruz. Tabii evin işi hiçbir zaman bitmiyor. Hanımlar bunu daha iyi bilirler. Kadın olmak zor. Hem iş kadını olmak hem hayatta kadın olmak gerçekten zor. Onları (çocukları) evde yalnız bırakıp gelmek, gün içerisinde çocuklarımla uzunca zaman vakit geçirememek, sadece onlara ayırdığım zamanın akşam 1-2 saat olması, bizim için zor süreçler oldu. Bu güçlüklerle birlikte onları da yetiştirdik, bugünlere getirdik çok şükür." "Annelerimiz baş tacımız" Anne olmanın tarif edilemez bir duygu olduğunu söyleyen Yadigar Benli, sözlerini Anneler Günü mesajıyla tamamladı: "Anne olmak tabii ki çok güzel bir duygu. Çocukların varlığı ayrı bir güzellik bizim için. Tabii biz de onlara karşı olan sorumluluklarımızı elimizden geldiğince yerine getirmeye çalışıyoruz. Annelerimiz başımızın tacı. Onların hakkı bir gün değil, bir ömür ödenebilecek bir şey değil bana göre. Hakları hiçbir zaman ödenmez. Anneler Günü’nde başta kendi annem olmak üzere, kendim de bir anne olarak bütün annelerin Anneler Günü’nü kutlarım. Annelerimiz baş tacımız. Anneler günümüz kutlu olsun." "Kadının elinin değdiği her şey güzeldir" Yadigar Benli’nin eşi 50 yaşındaki Atilla Benli ise eşinin ticaretteki azminden övgüyle bahsetti. Geçmişte farklı sektörlerde de faaliyet gösterdiklerini söyleyen Atilla Benli, "Eşimle beraber bizim farklı sektörlerimiz de oldu. Sadece bu sektör değil; 16 yıl başka bir sektör, 4 yıl başka bir sektör, son sektörümüz bu. Eşimle tanıştığımızdan bu yana kendisi değişik ticari faaliyetlerde bulunmaya çalıştı, ticarete yönelik katkıları oldu sürekli" dedi. Eşinin iş hayatındaki güçlü karakterine dikkat çeken Benli, "Hatta kendi yerinden kendi dükkan sahibini kovmuşluğu da olmuştur. İnatçıdır ticarette, o kadar güçlüdür. Onun kararlı duruşları sayesinde, beraber aldığımız kararlar doğrultusunda bu günlere geldik" şeklinde konuştu. Başarılarının temelinde aile içi dayanışmanın yattığını belirten Atilla Benli, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün sözlerine atıfta bulunarak duygularını şu şekilde ifade etti: "Yani ’birlikten kuvvet doğar’ dedikleri bu olsa gerek. Bir iki kelimeyle ölçülebilecek bir durum değil. İnsanların, tabii bizim yaşadığımız veya çoğu insanın yaşadığı bir durum da vardır. Lakin ’kadının elinin değdiği her şey güzeldir’ cümlesiyle, ’Dünyadaki bütün güzellikler varsa bunlar kadının eseridir’ diyen Atatürk’ün bir cümlesi vardı, onunla noktalamak isterim. Bazı kelimeler yetmiyor bazen anlatmaya bazı durumları." İşletmede anne olan personellerle çalışmaya özen gösterdiklerini belirten Benli, "Şimdi torunumuzla uğraşıyoruz. O da ayrı bir duygu, ayrı bir güzellik. Ne diyelim, inşallah onun da anne olduğu günleri görürüz. Ekip arkadaşlarımız da var. Hepsi de birer anne, bir iki tane genç arkadaşımız var. Sorumluluklarını bilen insanlarla çalışmaya çalışıyoruz." "Çalışan bir kadının çocuğu olmak çok büyük bir avantaj" Çalışan bir annenin çocuğu olarak büyümenin kendisine kattığı değerleri anlatan 28 yaşındaki Neslişah Gemici, annesinin güçlü figüründen ilham aldığını söyledi. Zorlukların üstesinden ailece geldiklerini belirten Gemici, "Elbette çok zor ve daha güçlü olmanız gereken bir durumla karşı karşıya kalıyorsunuz. Ben çoğu zaman annemin yanında, anneme yardım ederek, annem ve babamla birlikte hep çalışarak onların yanında oldum. Annem hiçbir zaman bizi yalnız bırakmadı, ne kadar çalışırsa çalışsın" ifadelerini kullandı. Kardeşiyle olan dayanışmasını anlatan Gemici, "Kız kardeşim de vardı. Ona ben annelik etmek zorunda kaldım. Çünkü onun yaşı daha küçüktü. Sabah okula giderken onu ben giydirdim, saçlarını ben topladım. Dediğim gibi çünkü çalışan bir annemiz vardı. Ve biz kardeşimle birbirimizin eksiklerini daima tamamlamaya çalıştık" şeklinde konuştu. Çalışan bir anneyle büyümenin kendisine özgüven kattığını vurgulayan Gemici, annesiyle duyduğu gururu şu sözlerle dile getirdi: "Ama şöyle bir gerçek var ki; çalışan bir annenin kızı olmak iyi mi kötü mü? Kesinlikle çok iyi bir duygu. Çünkü ’daha ne kadar güçlü olabilirim, daha ne kadar kendim başarabilirim’ duygusunu en yakınınızdan aldığınızda o güç zehirlenmesini yaşıyorsunuz zaten. Ve bizde de öyle oldu. Kardeşim de ben de hiçbir zaman hiçbir zorluktan korkmayan, daima bütün zorlukları aşabileceğine inanan iki kadın olarak bu yaşa geldik. Ve bundan da hiçbir zaman pişman olmadık." Bu durumun sosyal hayatına ve hayata bakışına olumlu yansıdığını ifade eden Gemici, "Bunun avantajları da çok oldu. Bakış açınız bile çalışan bir anneye sahipseniz daima daha geniş oluyor. Daha anlayarak, anlamlı bakabiliyorsunuz hayata. Çünkü dört duvar arasına sıkışmış olmuyorsunuz. Sadece bir evde büyümenin de vardır avantajları ama siz küçük yaştan itibaren kalabalığa, ortama, insanlarla konuşmaya, farklı konuşmalara şahit olmaya başlıyorsunuz. Ve bu yüzden iyi ki annem çalışan bir anneymiş, çalışan bir kadınmış. Annemle gurur duyuyorum. Ve çalışan, çalışmayan, izleyen, izlemeyen bütün kadınlarla da gurur duyuyorum. Kadın olmak çok güzel bir duygu" dedi.

  • 10 bin kişi istihdam edilebilecek! Dev proje için geri sayım: 250 bin ton üretim yapılacak

    Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, '(Gönen Tarıma Dayalı İhtisas Sera Organize Sanayi Bölgesi Projesi) Proje bittiğinde 12 ay boyunca üretim yapılabilecek. 250 bin ton meyve ve sebze üretilebilecek, 10 bin kişi istihdam edilebilecek.' dedi. Yumaklı, Balıkesir'in Gönen ilçesindeki Tarıma Dayalı İhtisas Sera Organize Sanayi Bölgesi'ni ziyaretinin ardından yaptığı konuşmada, tarımın stratejik bir alan olduğunu vurguladı. Bakan Yumaklı, son 23 yılda yapılan yatırımlarla Türkiye'nin tarım anlamında direncinin, kapasitesinin ve potansiyelinin geliştirilmesi anlamında ciddi yatırımların yapıldığını ifade etti. Yapılan yatırımların sadece Türkiye'de yaşayan vatandaşlar için değil dünyada gıda ürünlerine ihtiyaç duyan ülkelere de tedarik sağlandığını anlatan Yumaklı, şöyle konuştu: "Tarımsal hasılanın içerisinde önemli bir paya, yaklaşık 33 milyar dolar civarında bir rakama ulaşmıştık. Bu konuda yurt içi hasılamızla da birlikte Avrupa'da birinci, dünyada da yedinci sırada olduk. Bu konuda dünyayla rekabet için güncel teknolojinin entegrasyonu gerekir. Sahip olduğunuz kaynakları doğru bir şekilde kullanmanız gerekir. Bugün dünyanın en büyüğü olacak Gönen Tarıma Dayalı İhtisas Sera Organize Sanayi Bölgesi'nin çalışmalarını hep beraber izlemek ve gelinen durumu görmek için buraya geldik. Burada hem jeotermal hem rüzgar enerjisi hem güneş enerjisinin kullanıldığı kombine bir sistem için arkadaşlarımız çalışmalarına devam ediyor. Elbette koruma kullanma dengesi içerisinde bütün kaynaklarımızı optimum düzeyde kullanarak tarımsal üretimimizi Gönen'de inşallah hayata geçireceğiz." "45 ORGANİZE TARIM BÖLGESİNE TÜZEL KİŞİLİK KAZANDIRILDI" İbrahim Yumaklı, organize tarım bölgelerinin illerdeki tarımsal üsler olduğunu hatırlattı. Şu ana kadar 42 ilde 61 organize tarım bölgesi planladıklarını dile getiren Yumaklı, şunları kaydetti: "Sera, besi, su ürünleriyle alakalı 45 organize tarım bölgesine tüzel kişilik kazandırılmış durumda. 20 organize tarım bölgesinin altyapılarını tamamladık. Yatırımcıların hizmetine sunduk. İnşallah burada devam eden diğer organize tarım bölgelerinin de altyapılarını tamamlayarak en kısa zamanda yatırımcıların bir an önce 'bismillah' diyerek üretime başlamalarını sağlayacağız. Organize tarım bölgelerinin altyapılarını gerçekleştirmek için bugüne kadar 8 milyar liralık finansman sağladık. Hamdolsun, 15 organize tarım bölgesinde de üretime başlandı. Yüksek, verimli, katma değerli üretim, tarım, sanayi entegrasyonu ancak bu organize tarım bölgelerinde mümkündür. Şu anda üretime geçmiş olan organize tarım bölgelerinde 10 bin kişilik bir istihdam var. Buralarda 60 bin ton bitkisel ürün üretiliyor. 160 bin büyükbaş üretim ekonomiye yaklaşık toplam 20 milyar liralık bir katkı sağlamış durumda." Bakan Yumaklı, bu yıl içinde 5 organize tarım bölgesinin daha üretime alınacağını belirterek, 45 organize tarım bölgesinin tamamının üretime geçmesi halinde 1,1 milyon ton ürün üretileceğini ve 600 bin büyükbaş yetiştirileceğini ifade etti. Gönen Tarıma Dayalı İhtisas Sera Organize Sanayi Bölgesi'nin dünyanın en büyüğü olacağını vurgulayan Yumaklı, sözlerini şöyle sürdürdü: "Üretime geçildiği zaman yaklaşık 1 milyar dolarlık bir ihracat rakamına ulaşılmış olunacak. Gönen Tarıma Dayalı İhtisas Sera Organize Sanayi Bölgesi'ndeyiz. 8 milyon metrekarelik bir proje alanından bahsediyoruz. Burası 120 sera, 93 de sanayi parseliyle toplam 213 parselden oluşuyor. Burada modern, tam otomasyonlu, topraksız tarım yapılan seralar olacak. Enerjisi rüzgar, güneş, biyokütleden sağlanmış olacak. Aynı zamanda çevre dostu bir organize tarım bölgesi olacak. Sıfır atık ve düşük karbon salınımı gerçekleşmiş olacak. Şu anda altyapı inşaatlarına devam ediyoruz. Birinci etabındaki gerçekleşme oranı yüzde 90. Altyapı ve üst yapısıyla birlikte 30 milyar liralık bir yatırımdan bahsediyoruz. Proje bittiğinde 12 ay boyunca üretim yapılabilecek. 250 bin ton meyve ve sebze üretilebilecek, 10 bin kişi istihdam edilebilecek. Buradaki entegre tesislerle birlikte paketleme ve işleme de gerçekleşmiş olacak. Hem otoyolların hem Bandırma Limanı'nın hem Çanakkale Köprüsü'nün hem de yakın çevredeki iller başta İstanbul olmak üzere ana pazara da yakınlığı yüksek lojistik avantaj sağlayacak." Yumaklı, konuşmanın ardından Gönen Tarıma Dayalı İhtisas Sera Organize Sanayi Bölgesi'nde incelemelerde bulundu. Programa, Balıkesir Valisi İsmail Ustaoğlu, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Belgin Uygur, Balıkesir Tarım ve Orman Müdürü Hüseyin Düzgün, Balıkesir Orman Bölge Müdürü Musa Şen de katıldı.

  • Dedesinden yöntemini öğrendi, köyüne dönüp üretti! Satacağı yerler hazır, taleplere yetişemiyor

    Dedesinden öğrendiği yöntemi Yozgat'ın Bişek köyünde uygulayan Çelebi Çağlar, bu yıl üretimde rekor bekliyor. Bu yıl Yozgat'ta yoğun yağışlarla birlikte Bişek köyünde arıcılıkla uğraşan üreticinin yüzü güldü. Geçen sezona göre bu yılın daha umut verici olduğunu söyleyen üretici verim beklentisinin arttığını dile getirdi. Dededen kalma yöntemle arıcılık mesleğini sürdüren Çelebi Çağlar, geçen yıl kuraklıkla birlikte çiçeklenme ve bal üretimi olumsuz etkilendi dedi. Kuraklıktan dolayı meyvelerin olmadığını bu yüzden de yabani arıların beslenemediğini söyleyen Çelebi Çağlar, birçok arıcının bu yüzden zaiyat verdiğinin altını çizi. Bal üretiminin aile mesleği olduğunu dile getiren Çağlar, Yozgat'ın baba ocağı olduğunu ve son olarak kendisinin devam ettiğini söyledi. Çağlar, kendisinden sonraki nesillerin de bu mesleği sürdürmesini umduğunu belirtti. Çağlar, bölgenin dağlık yapısının bal üretiminde kaliteyi etkilediğini söyleyerek, "Yayılım alanı geniş, bu yüzden aroması da güzel oluyor. Kaliteli bal bu şekilde ortaya çıkıyor" dedi. 100'ün üzerinde kovanı olduğunu söyleyen Çağlar, kovan başına 15 kilogram bal ürettiğini kaydetti. Bu yıl kaliteli balın fiyatının piyasada 500 ila bin 500 lira olduğunu söyleyen Çağlar, bu yıl da fiyatların bin ila bin 500 lira arasında olacağını düşündüklerini sözlerine ekledi.

  • Tıp Dünyası Bunu Konuşuyor: Türk Doktorlar Dünyada Bir İlki Başardı!

    Güven Hastanesi, yapay zeka destekli mobil MR sistemini dünyada ilk kez ameliyatlarda kullanarak tıp tarihinde bir ilke imza attı. Beyin cerrahisinde güvenlik artık en üst seviyede. Türkiye, sağlık teknolojilerinde dünya sahnesine damga vuran bir gelişmeye ev sahipliği yapıyor. Güven Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hakan Emmez ve ekibi, ABD üretimi olan mobil MR (manyetik rezonans görüntüleme) sistemini dünyada ilk kez klinik operasyonlarda kullanarak büyük bir başarıya ulaştı. Yapay zeka ile güçlendirilen bu sistem, hastanın cihaza gitmesi yerine, cihazın hastanın ayağına gelmesini sağlıyor.Tıbbi Merkezler ve Hizmetler Ameliyat Esnasında "Görünmeyeni" Gören Teknoloji Prof. Dr. Hakan Emmez, beyin ameliyatlarında en büyük zorluğun kritik bölgelere yakın tümörlerin mikroskopla saptanması olduğunu belirtiyor. Mobil MR sayesinde, hasta henüz masadayken ve operasyon sonlanmadan görüntüleme yapılabiliyor. Dünyada ilk kez 30’a yakın beyin ameliyatında kullanılan bu yöntemle, gözle görülmesi imkansız olan dokular saptanarak müdahale süreci anlık olarak güncelleniyor. Bu durum, hem ameliyatın kalitesini hem de hasta güvenliğini maksimize ediyor.Hastaneler ve Tedavi Merkezleri Yapay Zeka Desteğiyle Düşük Manyetik Alan Bariyeri Aşılıyor Standart MR cihazlarının aksine ultra düşük manyetik alan kullanan bu sistemin en büyük avantajı hareket kabiliyeti. Düşük manyetik alanın görüntü kalitesi üzerindeki dezavantajı ise yapay zeka (AI) algoritmalarıyla ortadan kaldırılıyor. Sistem, verileri işleyerek cerrahlar için "son derece güvenli ve yeterli" bilgi sunan görüntüler üretiyor. Ayrıca, yüksek manyetik alan nedeniyle MR’a giremeyen implantlı hastalar ve yoğun bakımdaki kritik vakalar için bu teknoloji tek seçenek haline geliyor. Klostrofobi Tarihe Karışıyor: Küçük Kutu Tasarımı Haberin bir diğer sevindirici yanı ise kapalı alan fobisi (klostrofobi) olan hastalar için geliyor. Dev tünellere girmek yerine, sadece baş bölgesinin yerleştirildiği küçük bir kutu şeklinde tasarlanan mobil MR, hastaların stres seviyesini minimuma indiriyor. Prof. Dr. Emmez, elde edilen başarılı sonuçların üretici firma tarafından da şaşkınlıkla karşılandığını ve sistemin gelecekte çok daha ileri seviyelere taşınacağını vurguluyor.

  • Tekstili bıraktı, mantar üreticisi oldu: Sıfır atıkla 5 tonluk üretim yaptı

    Yalova'da tekstil sektöründe çalışırken kendi işini kurma hayalini gerçekleştirmek isteyen 44 yaşındaki Serpil Parlak, katıldığı eğitim programının ardından mantar üretim tesisi kurdu. Yalova'da yaşayan 2 çocuk annesi Parlak, bir tekstil firmasında depo bölümü sorumlusu olarak çalışıp aile ekonomisine katkı sağlıyordu. Uzun süredir kendi işini kurmak isteyen Parlak, Yalova Üniversitesi öncülüğünde, Yalova Halk Eğitim Merkezi ve Migros Aile Kulübü işbirliğiyle yürütülen "Doğal Lezzet Sıfır Atık Yaşama: Mantar ile Merhaba" adlı projeye katıldı. Eşi İsmail Parlak ile projedeki 11 haftalık eğitim sürecini tamamlayan Parlak, kendilerine ait arazide geçen yıl haziran ayında 150 metrekarelik sera kurdu. Kadın girişimci Serpil Parlak, bu süre zarfında 5 ton istiridye mantarı hasat etti. Parlak, AA muhabirine, proje sonunda kendilerine ait arazide kurdukları serada "sıfır atık" prensibiyle üretime başladıklarını söyledi. Şu an 150 metrekarelik tek serada üretim yaptıklarını anlatan Parlak, "Sera sayısını çoğaltacağım. Paketleme ve kurutma üniteleri de kuracağız." diye konuştu. Serpil Parlak, mantar ile ilgili toplumda hala yoğun bir bilgi eksikliğinin bulunmasının zorluklarını yaşadığını belirterek, bunu anlatarak çözmeye çalıştıklarını kaydetti. Herkesin şapkalı mantarı bildiğini ifade eden Parlak, şöyle konuştu: "'İstiridye mantarı' deyince önce bir duruyorlar. 'Zehirlenmeyelim?' diyorlar. Bunu anlatıyorum. Eğitim aldığımı anlatıyorum. Önce bir numune veriyorum, tattırıyorum ya da pişirip yediriyorum. Bununla müşteri potansiyelim de arttı. Şu an Bursa ve İstanbul'a mantar gönderiyorum. Yoğun olarak Yalova için üretiyorum." Parlak, yılda 6 hasatla yaklaşık 6 ton istiridye mantarı üretmeyi hedeflediklerini dile getirdi. Eşine üretimde yardımcı olan 49 yaşındaki İsmail Parlak ise emekli olana kadar doğadan kopuk yaşadıklarını, emekli olunca da doğaya dönmeye başladıklarını ifade etti. Eşinin mantar tesisi kurma hayalini gerçekleştirdiklerini anlatan Parlak, şunları kaydetti: "Kurumsal bir firmada çalışıyordu. Buradan ayrılmak istiyordu. Eşim işten ayrıldı ve mantar üretme işine tamamen yönlendik. Şimdi tek serada üretim yapıyoruz. Allah kısmet ederse bunu büyüteceğiz. Büyüttüğümüzde de ekonomiye katkıda bulunacağız. Bu projeyi yaparken sıfır atık olarak başladık ve sıfır atık olarak devam ettirmeye çalışıyoruz. Ürünlerimizin artıklarını çevremizdeki insanlara hayvansal gübreye eşdeğerde bir gübre olarak veriyoruz. Bu, tarlalar, bahçeler, hatta çiçeklerde bile kullanılıyor."

  • Muşlu kadın girişimci devlet desteği aldı kırsalda işe başladı: 15 inekle başladı, 9 ayda sürüsünü ikiye katladı

    Muş'un bereketli topraklarında bir başarı hikayesi filizleniyor. Yeşilova beldesinde yaşayan Sidret Yenilmez, devletin sunduğu imkanları azmiyle birleştirerek örnek bir girişimcilik tablosu sergiliyor. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın "Kırsalda Bereket" projesine başvuran 45 yaşındaki Yenilmez, 9 ay önce teslim aldığı 15 angus cinsi büyükbaş hayvanı, eşi ve çocuklarının desteğiyle 29’a çıkardı. Kışın ahırda, baharda merada özenle bakılan hayvanlar hem ailenin geçim kaynağı oldu hem de Muş’un hayvancılık potansiyeline güç kattı. Muş'ta devlet desteğiyle hayvancılığa başlayan 4 çocuk annesi Sidret Yenilmez, eşi ve çocuklarının da yardımıyla işletmesini büyütmeyi, hayvan sayısını artırmayı hedefliyor. Yeşilova beldesinde oturan 45 yaşındaki Yenilmez, Tarım ve Orman Bakanlığının "Kırsalda Bereket Hayvancılığa Destek Projesi"nden yararlanmak için geçen yıl Tarım ve Orman İl Müdürlüğüne başvurdu. Projesinin kabul edilmesiyle angus ırkı 15 büyükbaş hayvan ve işletme desteği alan 4 çocuk annesi Yenilmez, bu sayede hayvancılığa başladı.Eşinin de yardımcı olduğu Yenilmez'in özenle beslediği, bakımlarını ihmal etmediği hayvanlarının sayısı, doğumlarla 29'a yükseldi. Kış boyunca ahırda barındırdığı hayvanlarını havanın ısınmasıyla meraya çıkararak yemden de tasarruf eden Yenilmez, damızlığa ayırdığı hayvanların dışındakileri satarak ailesinin geçimine katkıda bulunuyor. Muşlu kadın girişimci devlet desteği aldı kırsalda işe başladı: 15 inekle başladı, 9 ayda sürüsünü ikiye katladı. Yenilmez, AA muhabirine, 9 ay önce projeden yararlanarak aldığı 15 angus ırkı inekle hayvancılık yapmaya başladığını söyledi. Geçen sürede hayvan sayısının 29'a yükselmesinin mutluluğunu yaşadığını, devlet desteği olmadan bu kadar hayvan sahibi olma imkanlarının bulunmadığını dile getiren Yenilmez, "Bana destek olan herkese teşekkür ederim. Proje sayesinde hayvancılığa başladım, hayvan sayısını iki katına çıkardım. Eşim ve çocuklarımla bu işi yapmaya devam edeceğim." dedi. Murat Yenilmez ise eşinin müracaatı sayesinde hayvan sahibi olduklarını belirtti. Devletin bu imkanından herkesin yararlanabileceğini ifade eden Yenilmez, "Eşimle birbirimize destek oluyoruz. Hayvanlarımıza çok iyi bakıyoruz. Sayılarını daha da artırmak istiyoruz. İnşallah emeğin karşılığını alırız." diye konuştu. Muşlu kadın girişimci devlet desteği aldı kırsalda işe başladı: 15 inekle başladı, 9 ayda sürüsünü ikiye katladı. Tarım ve Orman İl Müdürü Necattin Gönç de kırsalda kalkınmayı sağlamak için çalışma yürüttüklerini belirtti. Proje kapsamında şu ana kadar yaklaşık 200 büyükbaş hayvan dağıtımı yaptıklarını anlatan Gönç, şunları kaydetti: "Kırsal alan bizler için oldukça önemli. Üretim potansiyelimizin olduğu yerler bu alanlar. Dolayısıyla bu alana yönelik bakanlık olarak çok önemli projeler yürütmekteyiz. Projeyle temel hedef, kırsalda üretimi artırmak, aile işletmelerini güçlendirmek, özellikle kadınları, gençleri ve meslek mensuplarını üretime dahil etmektir. Bu amaçla TİGEM işletmelerimizde bulunan hayvanlarımızı uygun maliyetlerle üreticilerimizle buluşturuyoruz. Böylece et üretimi yapan işletme sayımızı ve hayvan sayımızı artırarak et arzında sürdürülebilirliği ve bu ihtiyaçların kendi ülke kaynaklarımızdan karşılamasını sağlamış olacağız. Dolayısıyla her anlamda üreticilerimizi, kadınlarımızı, gençlerimizi, gerek kaliteli materyal temini gerekse de bakım beslenme ve sigorta bedellerini karşılamak suretiyle her anlamda desteklemiş oluyoruz."

  • Ağrı Dağı eteklerinde kurulan strafor fabrikasına sağlanan 20 milyonluk devlet desteğiyle üretim arttı

    Ağrı'nın Doğubayazıt ilçesinde Ağrı Dağı eteklerinde faaliyet gösteren strafor fabrikası, KOSGEB tarafından sağlanan yaklaşık 20 milyon liralık destekle üretim kapasitesini artırdı. Yeni makine yatırımlarıyla büyüyen fabrikada çalışan sayısı 40'ın üzerine çıkarken, işletme yönetimi ihracatı hedefliyor. KOSGEB tarafından desteklenen proje kapsamında işletmeye makine ve teçhizat yatırımları, işletme sermayesi ve personel giderleri için toplam 18 milyon 727 bin liralık kredi desteği sağlandı. Ayrıca firma, İstihdamı Koruma Destek Programı çerçevesinde yaklaşık 2 milyon liralık ek destekten de yararlandı. Sağlanan finansmanla birlikte fabrikadaki çalışan sayısı 33'ten 40'ın üzerine çıkarken, üretim kapasitesi de artırıldı. İşletmenin yaklaşık 7 milyon liralık faiz yükünün KOSGEB tarafından karşılandığı, böylece firmanın finansmana daha kolay erişim sağladığı belirtildi. Fabrika sahibi Mehmet Aslan, 2015 yılında kurulan tesiste dış cephe mantolama ürünleri, yerden ısıtma sistemleri, strafor ve çeşitli yapı malzemeleri ürettiklerini söyledi. Arslan, en büyük hedeflerinin vatandaşların başka şehirlere gitmek zorunda kalmadan kendi memleketlerinde çalışabilmeleri olduğunu ifade ederek, "Yaklaşık 40 kişiye istihdam sağlıyoruz. Devletimizin verdiği destekle yatırımlarımızı büyüttük. Teknolojik yatırımlar kapsamında robot sistemleri ve yeni makinelerle üretim yapıyoruz. Hedefimiz üretim kapasitemizi daha da artırmak ve ilerleyen süreçte ihracata başlamak" dedi. Fabrikada yaklaşık 11 yıldır operatör olarak çalışan Yunus ise fabrikanın bölge için önemli bir istihdam kapısı olduğunu belirterek, "Bu sayede başka şehirlere gitmeden kendi memleketimizde çalışma imkanı bulduk. Ailemizden uzak kalmıyoruz. Burada zamanla adeta bir aile ortamı oluştu" diye konuştu.

  • Genç girişimci devlet desteğiyle patron oldu! Çikolatayla gelen başarı...

    İstanbul’da çikolata sektöründe çalışan 26 yaşındaki genç girişimci Resul Baskı, kısa sürede dikkat çeken bir başarı hikâyesine imza attı. Kariyerine bir çikolata fabrikasında çalışan olarak başlayan Baskı, girişimcilik hayalini gerçeğe dönüştürerek önce çalıştığı şirketi satın aldı. Bu adım, onun sektörde kendi markasını oluşturma yolundaki en önemli dönüm noktalarından biri oldu. AFYONKARAHİSAR'IN Şuhut ilçesinde genç girişimci, devlet desteğiyle üretim kapasitesini artırdığı çikolata fabrikasıyla yurt dışına ihracat yapıyor. İşlerini büyütmek ve üretim kapasitesini artırmak isteyen Baskı, yaklaşık iki yıl önce Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu'nun (TKDK) Afyonkarahisar İl Koordinatörlüğüne kapsamlı bir proje başvurusunda bulundu. Hazırladığı proje, hem üretim çeşitliliğini artırmayı hem de ihracata yönelik güçlü bir altyapı oluşturmayı hedefliyordu. Yapılan değerlendirmeler sonucunda projesi kabul edilen genç girişimciye, TKDK tarafından yaklaşık 6.76 milyon lira tutarında hibe desteği sağlandı.Aldığı bu destekle yatırımlarını hızlandıran Baskı, Afyonkarahisar'ın Şuhut Organize Sanayi Bölgesi'nde modern bir çikolata fabrikası kurdu. GENİŞ ÜRÜN YELPAZESİ YENİ tesisinde ileri teknoloji üretim hatları kurarak hem kaliteyi hem de üretim kapasitesini önemli ölçüde artırdı. Fabrikada meyveli çikolatalar, kuru yemiş kaplamalı ürünler ve farklı aromalara sahip çeşitli çikolata türleri üretilmeye başlandı. Ürünlerinde kalite ve çeşitliliğe önem veren Baskı, kısa sürede yalnızca yurt içi pazarda değil, uluslararası alanda da kendine yer buldu. Ürettiği çikolataları başta Irak ve İran olmak üzere Endonezya, Venezuela, Almanya, Suudi Arabistan ve Libya gibi birçok ülkeye ihraç etmeye başladı. Böylece hem Türkiye ekonomisine katkı sağladı hem de Türk çikolatasını farklı coğrafyalarda tanıtarak markasını global ölçekte büyütme yolunda önemli adımlar attı. Baskı, yaklaşık 2 bin metrekarelik alana sahip fabrikada çikolata çeşitleri üretimi yaptıklarını söyledi. KAPASİTE YÜZDE 150'YE ÇIKTI' KATMA değeri yüksek ürünlerle piyasada yer aldıklarını anlatan Baskı, "Buradaki makine kalite kısmına geliştirme yaptık. Daha kaliteli çikolata üretimine başladık. Burada üretim kapasitesini yüzde 150'ye kadar çıkarmış olduk. Çikolatalar birçok ülkeye gönderiliyor. Avrupa'ya açıldık. Yeni ürünlerle açılmaya devam edeceğiz. Devletimize teşekkür ederim, teşvikle kapasitem arttı. Şu an 30 kişi çalışıyoruz" ifadelerini kullandı. TKDK Afyonkarahisar İl Koordinatörü Zülgari Özdemir de işin mutfağından gelen genç girişimciyle güzel bir projeyi hayata geçirdiklerini vurguladı. Fabrikada üretilen çikolata ürünlerinin talep gördüğüne değinen Özdemir, şunları kaydetti: "Çikolata üretimi Afyonkarahisar'da bizim ilk projemiz. TKDK olarak bütün yatırımcıların arkasındayız. Yeni projelerle ilgili girişimcimizle görüşmelerimiz devam ediyor. İnşallah, yeni projelerde daha da kapasite artırılarak ülkeye daha katma değerli ürünler üretilecek. Bunların da ihracatta ve iç pazarda değerlendirilmesi için elimizden gelen desteği vereceğiz."

  • Görme Engelli Sanatçı ABD'de Başarıya Koşuyor

    Dolunay Kocabağ, Luna Vintner adıyla ABD'de sahne alıyor ve 'A Night of Chekhov' oyununu sahneleyecek. Doğuştan ileri derecede görme kaybı nedeniyle teleskopik gözlük kullanan, buna rağmen eğitim ve sanat hayatında başarılara imza atan oyuncu Dolunay Kocabağ, şimdi ABD'de sahne adıyla Luna Vintner olarak oyunculuk kariyerini büyütüyor. Genç sanatçı, 16 Mayıs'ta prömiyer yapacak A Night of Chekhov oyunuyla seyirci karşısına çıkmaya hazırlanıyor.Amerika'da konservatuvar eğitimini tamamlayan görme engelli genç sanatçı Dolunay Kocabağ, sanat yolculuğunda önemli bir başarı hikayesine imza atıyor. Genç sanatçı, son olarak Murder in the Dark filmindeki performansıyla eleştirmenlerin dikkatini çekerken, 16 Mayıs'ta prömiyer yapacak A Night of Chekhov oyunuyla seyirci karşısına çıkacak. Mersin'in Gülnar ilçesinden bir ailenin çocuğu olan Kocabağ, yüzde 90 görme engeline rağmen eğitim hayatında Türkiye çapında dereceler elde etti. Türkan Sabancı Görme Engelliler İlköğretim Okulu'nda başlayan eğitim yolculuğunda, Robert Kolej'e girerek buradan üstün başarıyla mezun oldu.Sanatla engelleri aştıÇocukluk yıllarından itibaren müzik ve tiyatroyla iç içe büyüyen Kocabağ, piyano ve keman eğitimi aldıktan sonra kendi bestelerini üretmeye başladı. Nota okumakta yaşadığı zorlukları doğaçlamayla aşan genç sanatçı, sanatta kendi yolunu çizmeyi başardı. Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde aldığı tiyatro eğitimiyle sahneyle bağını güçlendirdi.2017 yılında Kanada'ya giderek York Üniversitesi'nde psikoloji eğitimi alan Kocabağ, yüzde 100 bursla başladığı üniversiteyi dört yılda üstün başarıyla tamamladı. Ancak pandemi döneminde akademik kariyer planlarını değiştirerek tutkusu olan oyunculuğa yöneldi.New York'ta mezuniyetinin ardından sahneye adım attıNew York'ta American Academy of Dramatic Arts'ta burslu eğitim alan Kocabağ, mezuniyetinin ardından sahneye adım attı. The Tempest, Picnic, A Sketch of New York ve An Enemy of the People gibi önemli yapımlarda rol alan sanatçı, şimdi A Night of Chekhov oyununda üç farklı karakterle izleyici karşısına çıkacak.Sanat hayatını freelance projelerle sürdüren Kocabağ, New York'taki sanat dünyasının rekabetçi yapısına dikkati çekerek, "Bu şehirde var olmak sürekli üretmek, görünür olmak ve ayakta kalmak demek" ifadelerini kullandı. "Başarıyla var olmak zorunda hissettim"Görme engelli olmanın kendisine erken yaşta yalnızlık ve farklılıkla yüzleşmeyi öğrettiğini ancak bunun aynı zamanda çok yorucu bir tarafı olduğunu belirten Kocabağ, "Engelli olmanın bende yarattığı 'ancak çok başarılı olursam insan yerine konurum' düşüncesiyle baş etmeye çalışıyorum. Beni zorlayan şey çoğu zaman körlükten çok, sosyal etkileşimler ve insanların önyargılarının hayatımı nasıl şekillendireceğiyle ilgili sürekli tetikte olma hali" dedi.

Arama Yap

bottom of page