top of page

Bu sitede ara

Boş arama ile 1150 sonuç bulundu

  • İstanbul'dan köyüne dönüp kendi işinin patronu oldu! Çalışanların yüzde 90'ı kadın: Devletin verdiği teşvikler sayesinde

    Şırnak'ın Güçlükonak ilçesine bağlı Gabar Dağı eteklerindeki Soğucak köyünden 24 yıl önce ailesiyle İstanbul'a göç eden ve tekstil fabrikalarında çalışan Sabri Özalp, yıllar sonra memleketine dönerek kurduğu atölyede kadın ve gençlere istihdam sağladı. 16 haneli Soğucak köyünde kurduğu atölyede 90 kadın ve gence iş imkanı sunan Özalp, uluslararası markalara üretim yapıyor. Bölgede yaşanan olaylar ve maddi imkansızlıklar nedeniyle İstanbul'a göç eden Özalp'ın ailesi, 2002 yılında kendi iş yerlerini kurmaya karar verdi. Küçük yaşta çalışmaya başlayan Özalp ve ailesi, el birliğiyle açtıkları işletmeyi büyüterek dünya devlerine üretim yapar hale geldi. 24 yıl önce göç ettiği memleketini unutmayan Özalp, Güçlükonak ilçesine bağlı Soğucak köyünde devlet desteklerinden yararlanarak tekstil atölyesi kurdu. Özalp, çalışmak için batıya göç eden köy gençlerini atölyede istihdam ederek onların kendi topraklarında kazanç sağlamalarına imkan tanıdı. Günde 4 bin 500 parça kıyafet üretimi yapılan atölyede hazırlanan ürünler dünya markalarına gönderiliyor. ''DEVLETİN VERDİĞİ TEŞVİKLER SAYESİNDE KÖYÜMÜZE GERİ GELDİK'' Özalp, bölgedeki olumsuzluklar ve maddi imkansızlıklar nedeniyle 2002'de İstanbul'a göç ettiklerini, burada bir süre fabrikalarda çalıştıktan sonra Küçükçekmece'de kendi iş yerlerini kurduklarını belirtti. Memleketleri Güçlükonak Soğucak köyüne dönmeye karar verdiklerini ifade eden Özalp, "Orada 24 yıldır işimizi sürdürüyorduk. 24 yılın ardından tekrar baba ocağına döndük ve burada atölye kurduk. İstihdam sağlamaktan çok mutluyuz" dedi. 90 KİŞİYE İŞ SAĞLADI, HEDEFİ 150 ÇALIŞAN Çalışanların büyük çoğunluğunu kadınların oluşturduğu tesiste kadınlar üretim süreçlerinde aktif rol alıyor. Fabrikada üretilen ürünler dünyaca tanınan markalara gönderilirken, yönetim mevcut 90 kişilik istihdamı 150'ye çıkararak bölgeye sağlanan ekonomik katkıyı artırmayı hedefliyor. Fabrikayı özellikle kadın istihdamı için kurduklarını aktaran Sabri Özalp, "Şu an personelimizin yüzde 90'ı kadın, yüzde 10'u erkek. Bu coğrafyada kadın olmak zor. Ben de burada doğup büyüdüğüm için bunu iyi biliyorum. Senelerce kadınlarımız ne okudu ne de çalıştı. 24 yıl İstanbul'da yaşadıktan sonra son 3 yıldır köyümüze döndük. Tekstil işini İstanbul'da öğrendik, şimdi kendi memleketimizde kadınlara istihdam sağlıyoruz. Güçlükonak ilçe merkezi ve çevre köylerden 90 kişiyi eğitimlerin ardından işe aldık. Hedefimiz bu sayıyı 150'ye çıkarmak. Batı illerine yatırım yapan Şırnaklı iş insanlarına da çağrım, huzur ve güvenin sağlandığı bölgemize yatırım yapsınlar. İş imkanları artarsa sorunlar da azalır" diye konuştu. "ÇALIŞMAK İÇİN İSTANBUL'DAN KÖYLERİNE DÖNDÜLER" İstanbul'dan memleketine dönerek köyde açılan fabrikada çalışmaya başlayan Merve İmre, "Köyümüzde böyle bir iş yerinin açılmasından dolayı çok mutluyuz. İş ayağımıza geldi. Kendi evimizde, kendi köyümüzdeyiz. Akşamları evimize dönebiliyoruz. Daha önce İstanbul'da çalışıyorduk. Kadınlar olarak her yerde rahat çalışamıyoruz. Bu yüzden köyümüzde böyle bir iş yerinin olması bizim için çok değerli" şeklinde konuştu. Kadriye İmre ise "Köyümüzde bu kadar insanın çalıştığı bir iş yerinin açılmasından dolayı çok mutluyuz. Daha önce Antalya'da çalıştık, Düzce'ye fındık toplamaya gittik. Ailemize maddi destek sağlıyoruz. Dışarıda çalışırken nasıl muamele göreceğimizi bilemiyorduk. Ama mecbur kalıyorduk. Şimdi kendi köyümüzde, daha güvenli bir ortamda çalışıyoruz. Bir kadın olarak başka şehirde çalışmak zor. Kendi köyümüzde çalışmak çok güzel" ifadelerini kullandı.

  • Yıldırımhan: Türkiye'nin ilk kıtalararası balistik füzesinin özellikleri ne?

    Milli Savunma Bakanlığı Araştırma ve Geliştirme Merkezi, Türkiye'nin ilk kıtalararası balistik füzesi (ICBM) "Yıldırımhan"ı tanıttı. Füze, İstanbul'da düzenlenen SAHA 2026 uluslararası savunma, havacılık ve uzay sanayi fuarının ilk gününde sergilendi. Füzenin bir yüzünde Osmanlı Padişahı Yıldırım Bayezid'in tuğrası yer alıyor. Burun kısmındaysa Mustafa Kemal Atatürk'ün imzası bulunuyor. Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, yaptığı basın açıklamasında, füzenin Türkiye'nin envanterindeki ilk sıvı roket yakıtlı ve hipersonik hızda seyir yapabilen mühimmat olduğunu belirtti. Güler ayrıca Yıldırımhan'ın Türkiye'nin şu ana kadar yaptığı en uzun menzilli füze olduğunu söyledi. Füzenin teknik özelliklerine dair bilgi sınırlı. Fuar alanında sergilenen modelin önünde bulunan tabloya göre Yıldırımhan'ın menzili 6000 km. Dört adet roket motoru bulunan füzenin hızı 25 Mach yani ses hızının 25 katına kadar ulaşabiliyor. Yıldırımhan'ın yakıt tipinin ise sıvı nitrojen tetroksit olduğu belirtiliyor. Yeni silah sistemleri Türkiye'nin savunma doktriniyle ilgili bize ne anlatıyor? Türkiye'nin envanterindeki balistik füzeler Son yıllarda Türk savunma sanayisi insansız hava araçları ve otonom sistemlerin yanı sıra uzun menzilli mühimmat ile de dikkat çekiyor. Temmuz 2025'te İstanbul'da düzenlenen Uluslararası Savunma Sanayi Fuarı'nda (IDEF) ROKETSAN tarafından geliştirilen Tayfun Blok-4 balistik füzesi tanıtıldı. On metre uzunluğunda ve 7 bin 200 kilo ağırlığında olan Tayfun Blok-4, o dönem "Türkiye'nin en uzun menzilli ve milli imkanlarla üretilmiş balistik füzesi" olarak tarif edildi. ROKETSAN'a göre Tayfun ailesinin diğer üyeleri en az 280 kilometre menzile sahip. Blok-4'ün de 1000 kilometreye kadar çıkabileceği tahmin ediliyor. Yine ROKETSAN'ın geliştirmekte olduğu Cenk orta menzilli balistik füzesinin 2000 km menzile sahip olması bekleniyor. Uzun menzilli balistik füzelerin üretimi ve ihracatı, bir kısmına Türkiye'nin de taraf olduğu uluslararası antlaşmalar tarafından kısıtlanıyor. Son yıllarda Rusya Ukrayna'daki hedefleri vurmak için orta menzilli balistik füzeler kullandı. Benzer şekilde İran da İsrail'e orta ve uzun menzilli balistik füzeler fırlattı. Bazı uzmanlara göre uluslararası antlaşmalardan kaynaklı yaptırımlardan kaçınmak adına bu sistemlerin azami menzilleri olduğundan daha az açıklanıyor. İran Türkiye'yi hedef almadığını açıkladı: 'Komşu ve dost Türkiye'nin egemenliğine saygı duyuyoruz' Kıtalararası füze ne demek? ICBM kısaltmasıyla anılan kıtalararası balistik füzeler çok uzun mesafelerdeki hedefleri vurmak üzere tasarlanmış silahlar. Her bir füzeye birden fazla savaş başlığı takılabiliyor ve bu başlıklar bağımsız olarak çeşitli hedefleri vurabiliyor. Bu tarz mühimmata sahip ülkelerin başında Rusya, ABD ve Çin geliyor. Bunun yanı sıra İngiltere, Fransa, Hindistan, Kuzey Kore, İsrail ve İran'da da az sayıda karadan ya da denizaltından fırlatılabilen ICBM'ler var. Bazı kıtalararası balistik füzeler nükleer savaş başlığı taşıyabiliyor. Ancak bu füzeler konvansiyonel patlayıcılarla da kullanılabiliyor. ICBM'leri normal balistik füzelerden ayıran en büyük özellikleri menzilleri ve hızları. Normal balistik füzelerin menzili 300 ila 5500 km arasında değişiyor. Buna karşın bazı kıtalararası balistik füzelerin menzili 10 bin kilometreyi aşıyor.

  • ESTAŞ, ihracatta ilk 5'e girdi

    Türkiye'nin makine imalat sanayisinin önde gelen firmalarından olan ve Sivas Merkez 1. Organize Sanayi Bölgesi'nde (OSB) faaliyet gösteren Sivas Eksantrik Sanayi ve Ticaret AŞ (ESTAŞ), 2025 yılı ihracat performansıyla önemli bir başarıya imza attı. Türkiye'nin makine imalat sanayisinin önde gelen firmalarından olan ve Sivas Merkez 1. Organize Sanayi Bölgesi'nde (OSB) faaliyet gösteren Sivas Eksantrik Sanayi ve Ticaret AŞ (ESTAŞ), 2025 yılı ihracat performansıyla önemli bir başarıya imza attı. Makine İhracatçıları Birliği tarafından yapılan değerlendirmede, ESTAŞ "rulmanlar, güç aktarma elemanları ve aksamlar" ürün grubunda en çok ihracat yapan ilk 5 firma arasına girerek ödüle layık görüldü. Makine İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Kutlu Karavelioğlu tarafından ESTAŞ'a gönderilen başarı belgesinde, ESTAŞ'ın ülke ekonomisine sağladığı katkılar ve sürdürülebilir ihracat başarısı vurgulandı. Türk makine sektörünün marka değerini yükselten ESTAŞ'a teşekkür eden Karavelioğlu, ESTAŞ'ın küresel ölçekte Türk makinesinin itibarını yükselten firmalardan biri olduğuna dikkat çekti.

  • Öğrencilerden Geri Dönüşüm Kooperatifi

    Bolu'daki öğrenciler, atık derileri çanta ve cüzdana dönüştürerek hem ekonomi hem çevreye katkı sağlıyor. Bolu'nun Gerede ilçesinde üniversite öğrencileri, Türkiye'de bir ilke imza atarak kurdukları öğrenci kooperatifi aracılığıyla, fabrikalardan temin edilen atık ve defolu deri parçalarını çanta, cüzdan ile anahtarlığa dönüştürerek hem ekonomiye kazandırıyor hem de gelir elde ediyor. Gerede Meslek Yüksekokulunda öğrenim gören gençler, aldıkları teorik eğitimi pratiğe dökmek amacıyla Türkiye'de bir ilke imza atarak kendi öğrenci kooperatiflerini kurdu. Dericilik, tasarım, muhasebe ve işletme gibi bölümlerde okuyan öğrenciler, proje ortağı Gerede Ticaret ve Sanayi Odası ve ilçedeki deri sanayi firmalarından temin ettikleri atık ile defolu derileri üretim sürecine dahil ediyor. Lazer makinelerinde kesilen ve el dikişiyle nihai ürün haline getirilen deriler; çanta, cüzdan, magnet ve anahtarlığa dönüştürülüyor. Projeyle öğrenciler, hem geri dönüşüme katkı sağlayarak çevreye destek oluyor hem de ürünlerin e-ticaret ve birebir pazarlama yöntemleriyle satışından harçlıklarını çıkarıyor. "Yönetim kurulunda öğrencilerimiz var" Gerede MYO Müdürü Hakan Çambel, kooperatifte aktif olarak 25 civarında öğrencinin bulunduğunu belirterek, "Kooperatifin yönetim kurulunda da öğrencilerimiz var. Biz 3 eğitmen olarak yer alıyoruz. Kooperatifimizin 7 asıl üyeden oluşması gerekiyor, diğer 4 üyemiz de öğrencilerimizden oluşuyor. Alttan gelenlere eğitim vererek, mezun olanların yerine yeni öğrencilerimizi yetiştirip kooperatifçiliği sürdüreceğiz" dedi. "Projemiz desteklenmeye hak kazandı" Projenin mimarlarından Gerede MYO Dr. Öğretim Üyesi Onur Özevin ise işletme, muhasebe ve girişimcilik gibi dersleri öğrencilerin pratiğe dökmekte zorlandığını, bu nedenle risk almadan deneyimleyebilecekleri bir model üzerinde çalışırken öğrenci kooperatifi fikrinin ortaya çıktığını anlattı. Öğrencilerin bir girişimin A'dan Z'ye kuruluşunu, muhasebesini ve pazarlamasını deneyimlemesini hedeflediklerini aktaran Özevin, "Projeyi TÜBİTAK'a sunduk ve 3005 projesi kapsamında desteklenmeye hak kazandık. Bu hibe kapsamında lazer makineleri tedarik edildi ve öğrencilere eğitimler verildi. Başarılı olan 30 kişiyle kooperatifimizi resmi olarak kurduk" diye konuştu. Kooperatifin kurulmasının ardından öğrencilerin alanlara ayrıldığını anlatan Özevin, "Gerede, deri sanayisinde öncü merkezlerden biri. Burada üretim yapan deri sanayi firmalarıyla iş birliği halindeyiz. Gerede Ticaret Sanayi Odası proje ortağımız. Onlardan kullanmadıkları defolu, artık deri ürünleri talep ediyoruz. Burada ayakkabıcılık, deri teknolojisi, muhasebe ve işletme bölümü bir araya gelerek departmanlara ayrıldılar. Teknik olarak artık deriler buraya geliyor, bir tasarım aşamasından geçiyor (anahtarlık, magnet, cüzdan gibi) Daha sonra lazer makinesinde kesimi yapılıyor. El dikişiyle nihai ürün haline getiriliyor ve kişiselleştirmek için ikinci bir lazer makinemiz var; isim, logo, marka, her türlü baskı yapılıyor ve müşteriye dijital pazarlama veya birebir pazarlama kanalıyla ulaştırılıyor" ifadelerini kullandı.

  • Türkiye imkansızı başardı! Yapay zekayla ürettiğimiz meşhur meyve için bütün dünya sıraya girdi

    Mersin'in Tarsus ilçesinde biri ziraat mühendisi, diğeri yazılım mühendisi olan iki kardeş, güçlerini birleştirerek kurdukları yapay zeka destekli topraksız serada, hem görüntüsüyle hem de aromasıyla şaşırtan beyaz çilek üretimine imza attı. Yapay zeka desteğiyle üretilen çileklere çok sayıda ülkeden talep var. Mersin'in Tarsus ilçesinde iki kardeşin hayata geçirdiği yenilikçi tarım girişimi, hem Türkiye'de hem de uluslararası pazarda dikkat çekiyor. Ziraat mühendisi Yasin Çiner ile yazılım mühendisi ve Tarım Orman Gençlik Konseyi Üyesi kardeşi Bülent Samed Çiner, yapay zeka destekli topraksız sera teknolojisiyle beyaz çilek üretimine imza atıyor. Yıllar önce 1500 dönümlük arazide şeftali, narenciye ve tropikal meyve yetiştiriciliğine başlayan Çiner kardeşler, zamanla bu arazinin 22 dönümlük kısmında yüksek teknolojiyle donatılmış bir sera kurdu. Bu serada yalnızca klasik kırmızı çilek değil, Türkiye pazarı için oldukça yeni olan beyaz çilek de yetiştiriliyor. Dronlar, yüksek çözünürlüklü kameralar ve sensörlerle donatılan serada; sıcaklık, nem ve pH gibi kritik veriler anlık olarak analiz ediliyor. Yapay zeka destekli sistem, üretimin her aşamasını takip ederek hem verimliliği artırıyor hem de kaliteyi üst seviyede tutuyor. Açık alanda dönüm başına 6-7 bin fide yetiştirilebilirken, bu modern serada sayı 16 bine kadar çıkabiliyor. Yasin Çiner, beyaz çileğin bölge için yeni bir ürün olduğunu vurgulayarak, özellikle şefler ve butik işletmeler tarafından tercih edildiğini belirtiyor. İlk bakışta "olgunlaşmamış" izlenimi uyandırabilen bu meyve, aslında muz ve ananas aromasıyla dikkat çekiyor. Tadanların yeniden talep ettiği beyaz çilek, kısa sürede kendine özel bir müşteri kitlesi oluşturmuş durumda. Serada ayrıca 30'u sürekli, 50'si sezonluk olmak üzere çoğunluğu kadın toplam 80 kişiye istihdam sağlanıyor. Yapay zeka destekli otomasyon sistemi sayesinde iklimlendirme, nem ve rüzgar kontrolü tamamen yönetilebilir hale gelirken, meteorolojik verilerle entegre çalışan altyapı gerektiğinde otomatik müdahalelerde bulunabiliyor. Yıllık yaklaşık 20 ton beyaz çilek üretimi gerçekleştiren girişim, ürünlerini yalnızca iç piyasaya değil; Rusya, Dubai, Katar, Özbekistan ve Kazakistan başta olmak üzere birçok ülkeye ihraç ediyor. Dünya genelinde kırmızı çileğe kıyasla yaklaşık iki kat daha değerli olan beyaz çilek için uluslararası talep de giderek artıyor. Çiner kardeşler, gelen yoğun talep doğrultusunda önümüzdeki yıllarda üretim kapasitesini artırmayı planlıyor. Yenilikçi tarım teknolojileriyle desteklenen bu girişim, Türkiye'de modern seracılığın geldiği noktayı gözler önüne sererken, katma değeri yüksek ürünlerle ihracata da önemli katkı sağlıyor.

  • Atık değil servet! Türk bilim insanları geliştirdi: Ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacak

    Yıldız Teknik Üniversitesi'nde görevli öğretim üyeleri, kullanım ömrünü tamamlamış bir üründen, yeniden üretimde kullanılabilecek maddeler kazanmayı sağlayan bir yöntem geliştirdi. Türk Patent tarafından tescillenen bu yenilik, hem çevreyi koruyor hem ekonomiye katkı sağlıyor. İşte detaylar… Son yıllarda elektrikli araçlar ve taşınabilir elektronik cihazların yaygınlaşmasıyla hızla büyüyen lityum iyon pil atığı sorunu, çevre ve ekonomi açısından yeni zorluklar doğuruyor.Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından paylaşılan raporlara göre, dünya genelinde 2025 yılı itibarıyla yaklaşık 900 bin ton lityum iyon pilin kullanım ömrünü tamamlayarak atık haline geldiği tahmin ediliyor. Atık değil servet Türk bilim insanları geliştirdi: Ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacak Raporlardaki öngörülere göre, 2030 yılında bu sayının dünya genelinde 11 milyon tona ulaşması beklenirken, pillerin oluşturacağı çevresel sorunlar birçok devlet için şimdiden çözülmesi gereken bir sorun olarak görülüyor. Atık değil servet Türk bilim insanları geliştirdi: Ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacak YTÜ Kimya Metalurji Fakültesi Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bölümü öğretim üyeleri Prof. Dr. Metin Gençten, Doç. Dr. Burak Birol ve Dr. Sezgin Yaşa, bu soruna çözüm olarak, kullanım ömrünü tamamlamış lityum iyon pillerden başta kobalt sülfür olmak üzere pil üretiminde kullanılan maddelerin geri kazanılmasını sağlayan yenilikçi bir yöntem geliştirdi. Atık değil servet Türk bilim insanları geliştirdi: Ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacak Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından tescillenen bu yenilikçi yöntem, yalnızca sorunu bertaraf etmek üzerine değil, yeniden üretime odaklanan bir çözüm sunuyor.Kullanılmış pillerden elde edilen katot malzemesinden, kimyasal işlemlerle kobalt sülfür başta olmak üzere diğer maddeler geri kazanılıyor. Elde edilen malzeme, enerji depolama sistemlerinden sensör teknolojilerine kadar geniş bir yelpazede kullanılabiliyor. Atık değil servet Türk bilim insanları geliştirdi: Ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacak Araştırmacılar, geliştirdikleri yöntemle hem çevreye zarar veren atık yükünü azaltmayı hem de sanayi için değerli bir hammadde üretmeyi hedefliyor. Bu yaklaşım, geri dönüşüm süreçlerini maliyet kalemi olmaktan çıkarıp ekonomik fırsata dönüştürüyor. Atık değil servet Türk bilim insanları geliştirdi: Ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacak Yöntem, Türkiye'nin çevre teknolojileri ve sürdürülebilir üretim alanındaki potansiyelini ortaya koyarken, lityum iyon pil atıkları konusunda dünya genelinde artan sorunlara da dikkati çeken bir çözüm modeli sunuyor. Konuya ilişkin konuşan Prof. Dr. Metin Gençten, daha önce çalışan sistemleri kaynak alarak kendi çalışma fikirlerinin ortaya çıktığını söyledi. Gençten, kurşunun büyük oranda tekrar dönüştürülebildiğini, ancak lityum sistemlerinde henüz bu geri dönüşümün tam anlamıyla yaygınlaşmadığını dile getirdi. Atık değil servet Türk bilim insanları geliştirdi: Ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacak Yaklaşık 5-6 yıl önce lityum pil atık miktarının da artmaya başlamasıyla, bu pillerdeki aktif malzemelerin geri dönüştürülüp yeniden kullanılıp kullanılamayacağı sorusu üzerine çalışmalara başladıklarını belirten Gençten, "İlk olarak lityum kobalt oksit esaslı pillerin geri dönüşümü üzerine çalışıp, daha sonra lityum esaslı farklı pil kimyalarına girip, 'Buradaki tüm bileşenleri yeniden kullanılabilir bir forma dönüştürebilir miyiz?' diye yola çıktık. Atık değil servet Türk bilim insanları geliştirdi: Ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacak Bu noktada ilk aşamada yaptığımız çalışmalar, aktif malzemelerin süper kapasitörlerde yeniden kullanılması üzerineydi. Bu metalleri sülfürler olarak çöktürüp yeniden kazanma şeklindeydi. Ancak ilerleyen çalışmalarımızda direkt olarak lityum iyon pil kimyasında bulunan anot ve katot malzemelerinin geri dönüşümü temel çalışma noktamız oldu." dedi. Atık değil servet Türk bilim insanları geliştirdi: Ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacak Temel çıkış noktalarından birinin yıllık ortaya çıkan atık miktarı olduğuna dikkati çeken Gençten, şöyle konuştu:"Şu anda halihazırda her yıl yaklaşık 1 milyon ton civarı lityum iyon pil atığı ortaya çıkıyor. Bu atıkların büyük kısmı evsel kullanımdaki cep telefonları, dizüstü bilgisayarlar gibi atık pillerden oluşuyor. Ancak elektrikli arabalar son yıllarda çok yaygınlaştı ve artan sayıya bağlı olarak yakın gelecekte yine yığın miktarda bir lityum iyon pil atığı ortaya çıkacak. Atık değil servet Türk bilim insanları geliştirdi: Ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacak Biz bu atıkların bir kaynak olarak, yeniden birincil kullanım amacıyla değerlendirilip değerlendirilmeyeceği konusuna odaklandık. Yeniden Nikel Manganez Kobalt (NMC) pillerden NMC katot aktif maddesini, Lityum Demir Fosfat (LFP) pillerden LFP katot aktif maddesini, anot bileşeninde kullanılan grafiti geri kazanıp sentezleme yoluna gittik." Gençten, yaptıkları çalışmanın ülke ekonomisine büyük katkı sağlayabileceğini vurgulayarak, "Lityum kritik bir kaynak, her ülkede çıkan bir metal değil. Dolayısıyla biz buradaki atığı bir kaynak olarak düşünüyoruz. Bir lityum iyon pilin yapısında önemli miktarda lityum, nikel, mangan, kobalt gibi bileşenler var. Nikel değerli bir geçiş metali, ekonomik önemi olan bir metal. Kobalt aynı şekilde, üretimi Afrika'da gerçekleşen ve maalesef üretim esnasında bazı insani durumların ortaya çıktığı bir metal. Mangan aynı şekilde. Bunları yeniden ekonomiye kazandırmak önemli bir konu haline geliyor." ifadelerini kullandı. Atık değil servet Türk bilim insanları geliştirdi: Ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacak Atık pillerin içerisindeki malzemelerin aslında yüksek saflık oranında olduğuna da işaret eden Gençten, "Atık pil dediğiniz, normal bir madenden aldığınız gibi yüksek oranda safsızlık içermiyor. Ağırlıklı olarak bahsettiğimiz bileşenleri de saf halinde içeriyor. Dolayısıyla bu metallerin tamamının etkin bir şekilde geri dönüştürülmesi ülke ekonomisine önemli bir kaynak kazandırılması anlamına geliyor." diye konuştu.Atık pilleri muhafaza etmenin hem güvenlik hem de çevre açısından büyük bir risk ve ekonomik kayıp olduğunu kaydeden Gençten, şunları kaydetti: Atık değil servet Türk bilim insanları geliştirdi: Ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacak "Bu metalleri biz etkin şekilde yeniden alıp yüksek verimle yeniden katot malzeme sentezinde kullanılıp dışa bağımlılığı ortadan kaldırabilecek bir potansiyeli ortaya çıkarabiliriz. Çünkü bir elektrikli arabanın yapısında, ortalama kapasitesine, menziline bağlı olmak kaydıyla, 400-800 kilogram arası batarya, lityum iyon pil kullanılıyor. Bunun da içerisinde kapasitesine bağlı olmakla birlikte yaklaşık 10 kilogram lityum, ayrı ayrı 40-50 kilogram mangan, nikel, kobalt, 50-100 kilogram arası grafit var. Atık değil servet Türk bilim insanları geliştirdi: Ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacak Aktif bileşenler yeniden kazanılarak, üretilen bataryalar cep telefonları ve elektrikli araçlar başta olmak üzere, birincil kullanım amacına uygun tüm alanlarda yeniden kullanılabilecek hale getirilebilir. Dışa bağımlılığı da bu konuda ortadan kaldırmak büyük bir potansiyel. Bulunduğumuz konum gereği de lityum iyon pil atıklarının toplanması noktasında bence iyi bir noktadayız." Atık değil servet Türk bilim insanları geliştirdi: Ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacak Gençten, atık kavramının önemli oranda değişikliğe uğradığını belirterek, "Artık proseslerde kullanılan atıklar veya bir malzemede kullanılan proses atığı olarak baktığımız bileşenlerin büyük kısmı ya başka bir sistemin girdisi oluyor ya da geri dönüştürülüp yeniden birincil amaçla kullanıma uygun bileşenler haline dönebiliyor. Artık günümüz dünyasında bu atık dediğimiz kavram setine böyle bakmak gerekiyor. Atık değil servet Türk bilim insanları geliştirdi: Ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacak Bunların her birinin geri dönüştürülebilir, ekonomiye kazandırılabilir bir potansiyeli var. Bu şekilde malzemelere yaklaşırsak, sürdürülebilir bir dünya açısından da bence önemli bir adım elde ederiz diye düşünüyorum." ifadelerini kullandı. Doç. Dr. Burak Birol ise normal şartlarda metallerin ve malzemelerin cevher denilen doğadan çıkan kaynaklardan kullanıldığını, bu kaynaklar kullanılırken ham maddenin cevher içerisinde düşük miktarlarda bulunduğunu, metal üretiminde büyük enerji harcandığını söyledi. Atık değil servet Türk bilim insanları geliştirdi: Ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacak Metaller ve malzemeler elde edildikten sonra bir süre kullanıldığını ve ardından ömürlerinin dolduğunu, bu malzemelerin de zamanla atık adını aldığını dile getiren Birol, "Ancak bu atıklar içerisinde de bu metallerden büyük miktarlarda bulunuyor. Bunların yeniden ham madde olarak değerlendirilmesi, cevherden üretime kıyasla daha az enerjiyle ve daha yüksek saflıkta üretim imkanı sağlar." dedi. Atık değil servet Türk bilim insanları geliştirdi: Ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacak Bu sayede normal madencilikle karşılaştırıldığında şehir madenciliği adı verilen bu uygulamanın daha düşük maliyetle yüksek kalitede ürün elde edebilme imkanı sunduğunu aktaran Birol, "Bataryalarda da bu şekilde. Bataryaların içerisinde büyük oranda nikel, mangan, kobalt, lityum bulunmakta. Bunların her birinin madenciliği yüksek enerji, emek istiyor ve çeşitli ülkelerde sınırlı halde bulunmakta. Ancak biz bunu geri dönüşümle, yani şehir madenciliği ile eğer tekrar üretirsek hem ham maddeyi kendi ülkemizde tutmuş oluyoruz hem de daha ucuz ve yüksek kalitede üretim yapabiliyoruz." şeklinde konuştu. Atık değil servet Türk bilim insanları geliştirdi: Ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacak Günümüzde kullanılan her malzeme ve ürünün bir batarya içerdiğini söyleyen Birol, şu ifadeleri kullandı:"Artan elektrikli araçlar, sürdürülebilir enerji dediğimiz solar paneller... Rüzgar türbinlerinden elde edilen enerjiler yine bataryalarda birikmekte ve zaman içerisinde bu bataryalar yine atık halini alacaktır. Bu malzemeler atık haline gelmeden önce ham madde olarak değerlendirilirse, hem dışa bağımlılık azalır hem de bu kaynaklar ülke içinde tutulmuş olur. Özellikle sıfır atık yaklaşımı bu konuda büyük önem taşıyor. Çünkü bu atık bataryalar çevreye zararlı. Çevreye verdikleri zararı engellemek için geri dönüşüm önemli bir yer kazanıyor."

  • İstanbul'u terk etti, çocukluk hayali olan işi kurdu! Şimdi siparişlere yetişemiyor

    İstanbul'daki işinden istifa edip Kastamonu'nun Tosya ilçesine yerleşen kadın girişimci, doğal bitkilerden ürettiği ürünleri Türkiye'nin dört bir yanına gönderiyor. Kadın girişimci, kırsalda yaşayan kadınların ormanlık alandan topladıkları bitkileri de satın alarak istihdama katkı sağlıyor. 38 yaşındaki Zeynep Erkaragülle'nin hikayesi birçok kişiye ilham olacak cinsten.... İstanbul'un zorlu iş hayatından bıkan 38 yaşındaki Zeynep Erkaragülle, çocukluk hayalini gerçekleştirmeye karar verdi. 2014 yılında İstanbul'daki işinden istifa eden Erkaragülle, Aydın, İzmir ve Muğla'da tıbbi aromatik bitki yetiştiriciliği üzerine eğitimler aldı. Bu süre zarfında doğal ürünler yetiştiren fabrikalarda da çalışan Zeynep Erkaragülle, 2019 yılında memleketi Kastamonu'nun Tosya ilçesine yerleşti. İstanbul'u terk etti, çocukluk hayali olan işi kurdu! Şimdi siparişlere yetişemiyor Burada ilk olarak 14 dönüm büyüklüğünde bir tarla kiralayan Zeynep Erkaragülle, lavanta, altın otu, sarı kantaron, kekik ve aronya gibi tıbbi aromatik bitkiler ekti. Ektiği bitkilerden doğal ürünler de yapmaya başlayan Erkaragülle, ilçede bir dükkan açtı, aynı zamanda kurduğu internet sitesi üzerinden ürünleri pazarlamaya başladı. İstanbul'u terk etti, çocukluk hayali olan işi kurdu! Şimdi siparişlere yetişemiyor Artan talep üzerine zamanla işini büyüten Zeynep Erkaragülle, imalathane de kurdu. Tıbbi aromatik bitkilerden doğal ürünler yapan Zeynep Erkaragülle, Türkiye'nin dört bir tarafından sipariş almaya başladı. Erkaragülle, kırsal kesimde yaşayan kadınların topladığı ürünleri satın alarak istihdama katkı sağlıyor. İstanbul'u terk etti, çocukluk hayali olan işi kurdu! Şimdi siparişlere yetişemiyor Küçüklükten beri hayvanlara ve bitkilere ilgi duyduğunu ifade eden Erkaragülle, "İstanbul'da lise ve üniversite eğitimimi tamamladıktan sonra iş hayatına atıldım. Uzunca bir sürede iş hayatında yer aldım. İstanbul'un o kalabalık, karmaşık, yoğun olan iş hayatından hep kaçmaya, gitmeye yönelik planlar yapıyordum. Biraz daha sakin, doğa ile iç içe yaşayabileceğim bir yere gitmek istiyordum. İstanbul'u terk etti, çocukluk hayali olan işi kurdu! Şimdi siparişlere yetişemiyor En sonunda 2014 yılında işimden istifa ederek İstanbul'dan taşınmaya karar verdim. İstanbul'dan ayrıldıktan sonra, İzmir'de, Aydın'da ve Muğla'da 7 yıl kadar bir vakit geçirdim, orada çalıştım. Tıbbi aromatik bitki yetiştiriciliği ile alakalı epey bir tecrübe edindim. Genellikle sabun üretimi, doğal kozmetik üretimi, yağ üretimi, hidrozol üretimi üzerine çalıştım ve bunların üretildiği yerlerde bulundum. Direkt kaynağından, bitkinin toplandığı yerden, üretildiği yere giderek kendim üretim yaparak buralarda genellikle tecrübe edindim. İstanbul'u terk etti, çocukluk hayali olan işi kurdu! Şimdi siparişlere yetişemiyor 2019 yılında da Muğla'dan kendi ata toprağım olan Tosya'ya taşındım. Tosya'ya taşındıktan sonra edindiğim bilgiler, tecrübeleri burada uygulamak için arazi bakmaya başladım. Tıbbi aromatik bitki yetiştiriciliği yapmak adına bir arazi bulduktan sonra lavanta dikimi gerçekleştirdim. Lavantadan sonra da biberiye, adaçayı, kekik, nane, aynı sefa, aronya gibi başka bitkiler de diktim, yetiştirmeye başladım. Tabii bu bitki yetiştiriciliği sonrasında elimizde oluşan ürünler ve bu ürünlerin işlenmesi, işlenmesi ile alakalı ham madde vardı elimizde, bununla alakalı çalışmalara başladım. İstanbul'u terk etti, çocukluk hayali olan işi kurdu! Şimdi siparişlere yetişemiyor Özellikle bir distilasyon ünitesi oluşturduktan sonra zaten birçok bitkinin yağını ve hidrozolünü elde etmeye başladık. Uçucu bitki yağları elde ettik. Ardından bunların satışını gerçekleştirmeye başladım. İnternet üzerinden bir işletme kurdum. Çevremde de talep artınca dükkan açtım. Bitki, sabit bitki yağları, uçucu bitki yağları ve hidrozoller, sirkeler sabunlar ve bazı kremleri imalathanemizde yapıyoruz. Bazı ufak tefek karışımları da buradaki tezgahımızda yapıyoruz" dedi. İstanbul'u terk etti, çocukluk hayali olan işi kurdu! Şimdi siparişlere yetişemiyor Doğal üretilen ürünlere yönelik insanların yoğun talebinin olduğunu söyleyen Zeynep Erkaragülle, "İnsanların arayışı var. Çünkü piyasanın içerisinde inanılmaz çok sahte ürün var. Doğallıktan çıkartılmış ürünler var. Hem sabit yağlar hem uçucu yağlar konusunda çok fazla esanslı ürün var veya içerisinde işlem yapılmış ürün var. İnsanlar bir şeyin doğallığının peşine düşüyor, doğalını arıyor, doğalığını talep ediyor. Bu alanda hizmet vermek çok güzel bir şey. Talebi karşılayabilmek de çok güzel bir şey. İnsanların çok ilgisi olduğunu görüyorum. Ben bu kadar beklemiyordum aslında ama gerçekten bir şeyin doğal ve tazesini insanlar arıyorlar, bunu fark ettim. Bizim için önemli olan ürünün saflığı, doğallığı, hiçbir şekilde işlem görmemiş olması. Ürünlerimizi çok büyük tonajlı üreticilerden değil, ufak üreticilerden alarak elde ediyoruz. Dağ sumağı, dağ iğdesi, dağdan toplanmış deli nar gibi ürünleri de değerlendirmiş oluyoruz. Mesela nar ekşisi yapmak için veya yemeklerde kullanılan sumak elde etmek için veya bazı bitki çaylarımız için karahindiba, ısırgan, karaçalı pulu gibi bitkiler de doğadan toplanıyor. Bize bunları toplayıp getiriyorlar. Biz bunları onlardan satın alıyoruz. O ürünleri değerlendirmiş oluyoruz. Hem ürünü hem emeği değerlendirmiş oluyoruz. Aynı zamanda böyle bir istihdam yolu da açmış oluyoruz" diye konuştu. İstanbul'u terk etti, çocukluk hayali olan işi kurdu! Şimdi siparişlere yetişemiyor İlgiden memnun olduğunu belirten Zeynep Erkaragülle, "Sabahtan akşama kadar bize mesaj geliyor. O mesajlara sürekli dönüş yapıyorum, sipariş alıyoruz. Ondan sonra o siparişleri Türkiye'nin dört bir tarafına çok farklı farklı şehirlere gönderiyoruz. İstanbul'u terk etti, çocukluk hayali olan işi kurdu! Şimdi siparişlere yetişemiyor Birçok farklı iş deneyimi, iş tecrübesinden sonra farklı işlerde çalıştıktan sonra gençlik yıllarımda başlayan, hayalini kurmaya başladığım bu işi kendim memleketimde kendi ata toprağımla yapıyor olmak beni çok mutlu ediyor. Aynı zamanda bu alana olan talebi görmek, ilgiyi görmek de beni ayrıca memnun ediyor ve bu alanda hizmet vermekten çok mutluyum" şeklinde konuştu. İstanbul'u terk etti, çocukluk hayali olan işi kurdu! Şimdi siparişlere yetişemiyor Daha önce doğal ürün kullanmadığından bahseden Candan Nesibe Demirel ise, "Ben, buraya girmeden önce aslında tam olarak bu ürünleri kullanmıyordum. Kullananlara hayran kalıyordum ama sonrasında Zeynep abla ile daha yakından tanıştık ve şimdi de yanında çalışmaya başladım. İstanbul'u terk etti, çocukluk hayali olan işi kurdu! Şimdi siparişlere yetişemiyor ördüm ki doğal ürünler kullanmak daha güzel. Kendimi daha iyi ve daha enerjik hissettiriyor. Zeynep abla bana bu konuda yardımcı oldu ve şu anda da hep kullanmak istiyordum fakat kullanamıyordum, şimdi kullanıyorum" ifadelerini kullandı.

  • Kızından ilham aldı, emeklilikte üretime başladı: Evde kurulan iş büyüyor

    Aydın’da yaşayan Esra Zehra Gökdağ, arkeolog kızı Ayça Gökdağ’ın mesleğine yeniden yönelmesiyle birlikte üretim sürecine adım attı. Başlangıçta yalnızca kızına destek olmak amacıyla başlayan bu süreç, zamanla satışa dönüşen bir işe evrildi. Emeklilik sonrası yeni bir uğraş arayan Gökdağ, kızının arkeolojik temalı ürünler üretmeye başlamasıyla birlikte taş tozu şekillendirme ile tanıştı. Anne-kız, kısa sürede birlikte üretim yaparak hem yeni bir gelir alanı oluşturdu hem de ortak bir çalışma düzeni kurdu. HOBİ OLARAK BAŞLADI, SATIŞA DÖNÜŞTÜ Sürecin kendiliğinden geliştiğini anlatan Gökdağ, “Kızım arkeolojik dekorasyon ürünleri üretmeye başladı. Ben de ona yardım etmek için başladım. Zamanla yaptıklarımız ilgi görünce satışa dönüştürdük” dedi. Herhangi bir eğitim almadan bu alana girdiklerini belirten Gökdağ, üretim sürecinde dijital kaynaklardan faydalandıklarını söyledi. Deneme yanılma yöntemiyle kendilerini geliştirdiklerini ifade eden Gökdağ, teknolojinin öğrenme sürecinde önemli rol oynadığını dile getirdi. Kızından ilham aldı, emeklilikte üretime başladı: Evde kurulan iş büyüyor. EMEK YOĞUN ÜRETİM SÜRECİ Ürünlerin hazırlanma sürecinin zaman aldığını belirten Gökdağ, taş tozu, su ve zaman zaman tutkal karışımıyla hazırlanan ürünlerin silikon kalıplara döküldüğünü söyledi. Kalıptan çıkan ürünlerin yaklaşık bir haftalık kuruma sürecinin ardından boyandığını ve verniklendiğini ifade eden Gökdağ, bazı ürünlerin ise doğrudan satışa hazır hale geldiğini belirtti. ANNE-KIZ İLİŞKİSİNE YENİ BİR BOYUT Birlikte üretmenin sadece ekonomik değil, sosyal bir katkı da sağladığını vurgulayan Gökdağ, “Akşamları birlikte üretmek, aynı hedefe yönelmek ilişkimize farklı bir anlam kattı” dedi. Kızından ilham aldı, emeklilikte üretime başladı: Evde kurulan iş büyüyor. EMEKLİLİKTE ÜRETEN BİR MODEL Ev ortamında üretim yaparak satışa başlamanın kendisine iyi geldiğini belirten Gökdağ, ürettikleri ürünlerin beğenilmesinin motivasyonlarını artırdığını söyledi. Gelen talepler doğrultusunda ürün çeşitliliğini de artırdıklarını ifade eden Gökdağ, başlangıçta olmayan bazı ürünleri müşteri isteğiyle üretmeye başladıklarını dile getirdi. HEDEF DOĞAYLA İÇ İÇE BİR YAŞAM Anne-kızın hedefi ise üretimle sınırlı değil. İlerleyen süreçte doğayla iç içe bir yaşam alanı kurmayı planladıklarını belirten Gökdağ, çocuklara yönelik arkeoloji atölyeleri, sokak hayvanları için güvenli alanlar ve küçük bir kafenin yer aldığı bir yaşam alanı oluşturmak istediklerini ifade etti. Kızının mesleğiyle başlayan bu süreç, bugün hem üretime hem de ortak bir hedefe dönüşmüş durumda.

  • Görmeyen gözlerle değil, vazgeçmeyen bir iradeyle yazılan başarı hikayesi!

    Doğuştan gelen genetik bir hastalıkla başlayan, lise yıllarında görme yetisinin büyük oranda kaybıyla devam eden bir hayat... Ancak bu hikâye bir "eksiklik" değil, azmin, ilmin ve derin bir gönül gözünün destanı. İngilizce öğretmeni olan Banu Büyükcıngıl’ın hayat yolu Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü ile kesiştiğinde yeni bir boyut kazandı. Görme engeli nedeniyle birçoklarının "zor" dediği Osmanlı Türkçesini, Arapça ve Farsçayı öğrenen Büyükcıngıl, Şubat 2026’da tamamladığı Farsça birincil kaynağa dayalı doktora teziyle akademik camiada büyük takdir topladı. İngilizce Öğretmenliği bölümünden mezun olduktan sonra KPSS ile atanan ve öğretmenlik mesleğine adım atan Banu Büyükcıngıl’ın hayatı, 2016 yılında Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü ile kesiştiğinde yeni bir boyut kazandı. Görme engeli nedeniyle birçoklarının "zor" dediği Osmanlı Türkçesini öğrenip, sonra da Arapça ve Farsça gibi dillerde uzmanlaşan Büyükcıngıl, Şubat 2026’da tamamladığı doktora teziyle akademik camiada büyük takdir topladı. “Hocam harfleri avcuma çizerek zihnimde canlandırmamı sağladı” Banu Büyükcıngıl, kendi hikâyesini anlatırken zorlukların nasıl kapı açtığını şu sözlerle ifade ediyor: "Doğuştan gelen genetik bir hastalık sebebiyle çok küçük yaşımdan itibaren görme problemi yaşadım. Bu süreçte gören öğrencilerle birlikte eğitim aldım. Lise çağlarında görme yetimi büyük oranda kaybettim. O yıllarda genellikle kitapları ve ders notlarını ses kaydı yaparak ve dinleyerek ders çalışıyordum. İstanbul Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği bölümü mezunuyum. Mezun olduktan sonra bir süre öğretmen olup olmama konusunda kararsız kaldım. Fakat, sonra KPSS sınavına hazırlandım ve iyi bir puanla atandım. Mesleğimin ilk yıllarında oldukça zorlandım. İngilizce öğretmenliğine devam ederken, 2016 yılında Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü’nde Tasavvuf Kültürü ve Edebiyatı programında yüksek lisansa başladım. İlk dönem Osmanlı Türkçesi dersi vardı. Bu dersi alıp almama konusunda tereddütlerim bulunuyordu. Bazı üniversitelerde görme engelliler bu dersten muaf tutulabiliyor. Ancak dersin öğretim üyesi Prof. Dr. Emine Yeniterzi hocam derse katılmamı ve dinlememi tavsiye etti. Bir süre sonra hocamın gayretleri ve teşviki sayesinde dersi daha rahat takip etmeye başladım. Hocam harfleri elime çizerek zihnimde canlandırmamı sağladı.” Arapça ve Farsça dersleri nasıl başladı? Osmanlı Türkçesi dersinde edinmiş olduğu tecrübe sonucunda bir sonraki dönem Arapça dersi aldığını da anlatan Banu Büyükcıngıl, “Çevrimiçi özel dersler alarak Arapçamı geliştirdim. 2018 yılında Dr. Öğr. Üyesi Cangüzel Güner Zülfikar Hocam, Enstitüde Uluslararası Yoğunlaştırılmış Tasavvuf Araştırmaları Yaz Okulu Programı düzenleneceğini ve programda Farsça metin incelemesi yapılacağını belirterek beni Farsça öğrenmeye teşvik etti. Programın başlamasına altı ay vardı. Bunun üzerine İranlı Narges Ahmedî’den çevrimiçi Farsça dersleri almaya başladım” dedi. Banu Büyükcıngıl’ın Yüksek Lisans Tez Danışmanlığını yürütmüş olan Prof. Dr. Emine Yeniterzi tecrübesini şöyle aktarıyor: “Banu, 2016 yılında Osmanlı Türkçesi dersimde öğrencim oldu. Osmanlı Türkçesi, bilindiği üzere 1928 harf inkılabından önce kullandığımız Arap harfleri ile yazılmaktadır. İlk defa böyle bir öğrenciyle ders yapacaktım. Bu yüzden Banu için de benim için de başlangıçta tedirginliğimiz vardı. Banu, bilgisayarında Arap harflerinin isimlerini seslendiren bir programdan faydalandı. Normalde Osmanlı Türkçesinde harfler bitiştirilerek yazılır, böylece daha kolay okunur. Latin harfleri gibi tek tek yazılarak okunması gayet zordur. Sevgili Banu, bu güçlüğü rahatlıkla aştı. Harfleri hızla zihninde birleştirerek kelimeleri oluşturmaya başladı. Gören iki gözü yoktu ama büyük bir azmi, hızlı bir kavrayışı, güçlü bir idraki vardı. Yer yer bu alfabenin zihninde şekillenmesi için avcuna harfleri parmaklarımla yazdım. Diğer öğrenciler PDF metinleri okurken Banu’nun okuması gereken metinleri Word’de yazmam yeterli oluyordu. Neticede Banu, diğer öğrencilerle aynı zamanda Osmanlı Türkçesini okumayı ve yazmayı öğrendi. Daha sonra Arapça ve Farsça öğrenmeye başladı. Yüksek lisans tezini kendisi gibi beden gözü kapalı ama gönül gözü açık sûfî bir şair olan Osman Kemâlî’nin şiirleri üzerinde hazırladı. Doktora tezini de 11. yüzyıl sûfî müellifi Abdullah-ı Ensârî’nin daha önce yayımlanmamış Farsça bir eseri üzerinde yaptı. Hem eserin dilimize çevirisini hem de Ensârî’nin üzerinde çalışılmamış önemli bir eserini literatüre kazandırdı. Banu’nun yılmak bilmeyen azmi, derin kavrayışı ve disiplinli çalışmaları ile ortaya koyduğu bu başarılar herkese örnek olacak türdendir.” Yüksek lisanstan doktoraya uzanan başarı Büyükcıngıl’ın akademik yolculuğundaki en önemli duraklardan biri, 2018 yılının Kasım ayında gerçekleşti. Prof. Dr. Emine Yeniterzi danışmanlığında hazırladığı "Osman Kemâlî’nin Şiirlerinde Basîret Anlayışı" başlıklı teziyle yüksek lisansını başarıyla tamamlayan Büyükcıngıl, ardından 2019 yılında Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü’nde "İslâm Medeniyeti, Düşüncesi, Tarihi ve Edebiyatı" doktora programına kabul edildi. Teknolojinin yetmediği yerde "diz dize" eğitim Arapça ve Farsça eserlerin dijitalleştirilmesinde (OCR) yaşanan teknik yetersizlikler, Büyükcıngıl’ı yolundan döndürmedi. Akademik çalışmalarında ses kaydı yöntemini en güvenilir araç olarak belirleyen Büyükcıngıl, çalışma metodunu şu sözlerle özetliyor: "Arapça ve Farsça eserler genellikle resim şeklinde PDF veya matbu olduğu için görme engelliler açısından işlevsel olmuyor. Bu sebeple Farsça metinleri, hocamın cümle cümle okuması ve benim eş zamanlı olarak Türkçesinin yazılması şeklinde bir yöntem geliştirdik. Ders sonrası aldığım ses kayıtlarını dinleyerek düzeltmeler yapıyorum. Bu dillerde hâlâ ses kaydı en güvenilir yöntem." Bu titiz çalışma süreciyle Azîz Nesefî’nin Keşfü’l-ḥaḳāyıḳ adlı eserini Türkçeye kazandırmak için yoğun bir mesai harcayan Büyükcıngıl, akademik üretkenliğini her geçen gün artırıyor. Tasavvufun sadece bir bilgi yığını değil, bir yaşam pratiği olduğunu vurgulayan Büyükcıngıl, eğitim sürecinin ruh dünyasındaki yansımasına dikkat çekiyor. Okuduklarını hayatına tatbik ettikçe daha mutlu ve huzurlu bir insan olduğunu ifade eden Büyükcıngıl, Enstitüdeki eğitimin kendisine sistematik bir düşünce yapısı ve mukavemet kazandırdığını belirtiyor. Banu Büyükcıngıl, başarısının ardındaki kurumsal desteğe ve hoca-talebe ilişkisinin önemine vurgu yaparak, "Tasavvuf bilgisini sistematik bir şekilde öğrenmemi sağlayan ve hayata bakışımı değiştiren bu Enstitünün kurulmasına öncülük eden Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan’a, derslerini takip ettiğim Rektör Danışmanı Cemalnur Sargut hocamıza, başta yüksek lisans ve doktora tez danışmanlarım olmak üzere Enstitüdeki tüm hocalarıma müteşekkirim." dedi. Büyükcıngıl’ın Enstitüde Doktora Tez Danışmanı Prof. Dr. Reşat Öngören’in değerlendirmeleriyse şöyle: “Banu Büyükçıngıl’ın Doktora konusu olan temel eser tasavvuf alanında yazılmış Farsça bir eserdir. Banu tezi bitirmeden önce eseri Türkçeye çevirerek yayımlamış (Kırk İki Fasılda Erdemler ve Civanmertler, Büyüyenay Yayınları, İstanbul 2025) böylece Fars diline vukufunu ortaya koymuştur. Öğrenci lisans ve yüksek lisansını Enstitümüzde yaptığından tasavvufi kaynaklara vukufiyeti yüksektir. Tasavvufun klasik döneminde (Hicrî III-VI. yüzyıllar) Horasanlı sufi Hace Abdullah Ensarî Herevî (ö. 481/1089) tarafından kaleme alınan bu eser ilk defa Banu’nun çalışmasıyla Doktora seviyesinde değerlendirilerek ilim dünyasının dikkatine sunulmuştur. Dört yüz sayfayı aşkın bir hacme sahip olan bu çalışmada özellikle “tasavvuf eğitiminin” her aşamasında bütün yönleriyle Hz. Peygamber’e aşk ve muhabbetle bağlanmanın vazgeçilmezliği ilmek ilmek işlenmiştir.” Prof. Dr. Reşat Öngören’in danışmanlığında Şubat 2026’da tamamlanan bu çalışma Prof. Dr. Mahmut Erol Kılıç, Prof. Dr. Emine Yeniterzi, Prof. Dr. Necdet Tosun ve Prof. Dr. Ali Öztürk’ten oluşan jüri tarafından oy birliğiyle başarılı bulunmuştur. Bu çalışma aynı zamanda Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsünde devam etmekte olan ellinin üzerinde Doktora çalışmasından tamamlanmış onuncu tez olma özelliği taşımaktadır. Akademik dünyada bir rol model Büyükcıngıl’ın başarısı sadece kişisel bir zafer değil, aynı zamanda bilim dünyası için de taze bir nefes oldu. Enstitüde aldığı dersler ve katıldığı programlarla akademik yolculuğunda kendisine rehber olup, gelişimini takip eden Enstitüdeki Hocaları, onun çalışma disiplini ve karakterini şu sözlerle anlatıyor: Dr. Öğr. Üyesi H. Dilek Güldütuna: “Eğitim hayatımız boyunca, sürekli şahsi problemlerini gündeme getiren, mazeretlerin arkasına saklanan ve ilim tahsilini bu mazeretlerle yavaşlatan "problemli" profillerle temas etmek, şevkimizi kırıcı olabiliyor. Bu tür sorunlu ve yorucu öğrencilerin tam zıt kutbunda Banu Büyükcıngıl gibi öğrencilere rast gelmek insana yeniden ümit, güven ve geleceğe dair taze enerji yüklüyor. Sahip olduğu özel durumu yani âmâ oluşunu hiçbir zaman bir mazerete ya da imtiyaz arayışına dönüştürmedi. Fiziksel sınırlarını, ilim tahsilinin önüne geçirmek bir yana; hızını yavaşlatmasına bile müsaade etmedi.” Dr. Öğr. Üyesi Cangüzel Güner Zülfikar: “Banu’nun gayretine, azim ve sebatına Sufi Texts in English dersimde bizzat şahit oldum. Bütün öğrencilerin çabası ve çalışkanlığı dikkat çekiciydi. Ancak Banu, herkesten daha başarılı ödevleri ve sunumlarıyla sınıf birincisi olmuştu. Kafa gözü gören öğrenciler sunum yaparken hata yapmak korkusuyla mutlaka hazırladıkları slaytları okuma temayülünde olduklarından, sunumları yavaş akar ve maalesef çoğunlukla sıkıcıdır. Banu çalışır, hazırlığını tamamlar, hiçbir kaygı ve korkuya kapılmadan sunumlarını yapardı. Onu dinlemek, zihin haritasındaki berraklığa tanık olmak hem bir zevkti hem de ümit vericiydi. 38 senelik meslek hayatımda hiç onun gibi çalışkan, dürüst, gayretli, azimli, sebatkâr bir öğrencim olmadı. Banu Büyükçıngıl aslında bir güzel ahlâk ve rol modelidir. Zariftir, naziktir, neşelidir, eğlenceli, akademik ve bilimsel araştırmalarında çok ciddiyetle konuların üstüne eğilir. Onun yaptığı ve yapacağı bütün çalışmaların nice verimli başarılara dönüşeceğine inanarak kendisine ailesiyle sağlık, huzur ve mutluluklar dilerim.” Eğitimde “insan odaklı” ve “engelleri kaldıran” Üniversite Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Elif Erhan, Üsküdar Üniversitesinin eğitimde “insanı merkeze alan” yaklaşımının bir slogan olmayıp fiilen yaşandığını böylece bu özel durumların üzerine cesaretle gidebildiklerini ifade etti. Prof. Dr. Erhan, “Görülüyor ki öğrencinin kendisi disiplinli ve çalışkansa iyi bir eğitim kurumu o kişinin önüne çıkabilecek tüm engelleri kaldırabiliyor. Üniversitemizde, eğitim süreçlerinin her basamağında ve akademik etkinliklerde teknik konularda kişiye özel destek sağlanıyor. Yeter ki öğrenci talep etsin ve bilinçli olsun. Gerçek bir “engelsiz üniversite”. Banu’nun başarı hikayesi Üsküdar Üniversitesinin “insan odaklı”lığının dikkat çekici ve aydınlatıcı bir örneğidir. Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü programlarının öğretim üyesi niteliği ve bilimsel kalitesinin yansıra ‘program içerikleri’ hakkında da aslında çok şey söylemektedir. Kişinin kendisini içinde bulduğu, yaşam bağlarını kuvvetlendiren, Dünyayı anlamlandırma ve hayatta mutlu olma sanatını elde etmede tasavvuf düşüncesi ve tasavvufi metinlerin etkisi de dikkat çekicidir. Zaten öğretmenlik mesleğinden gelen Banu Büyükcıngıl bundan sonraki çalışmalarında akademik düzeyde dersler ve araştırmalarıyla Üniversitemizdeki çalışmalarını sürdürerek örnek olmaya devam edecektir.” şeklinde ifade etti.

  • Rize'de üretip dünyaya satıyor, milyonlar kazanıyor! Çöpten 'altına' dönüşüyor, dünyada ilk...

    Karadeniz'in bereketli topraklarında sadece çay değil, adeta bir ekonomik mucize de filizleniyor. Rize'de hayata geçirilen ve dünyada benzeri olmayan proje ile çöpe giden çay atıklarının altın değerinde bir ürüne dönüştürdü. Avrupa'nın dört bir yanından talep yağıyor. Rize Belediyesi tarafından organize sanayi bölgesinde 12 dönümlük arazide çay çöpü lifleriyle mangal kömürü elde edilip çıkan metan gazıyla elektrik enerjisi üretilen tesis, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından düzenlenen Verimlilik Proje Ödülleri kapsamındaki 'Sürdürülebilir Üretim Yöntemlerinde Verimlilik' kategorisinde, Türkiye 2'ncisi oldu. Belediye Başkanı Rahmi Metin, 57 ilden 613 projenin katıldığı yarışmada finale kalarak, ödül aldıkları için mutlu olduklarını belirtti. Doğu Karadeniz’de 830 bin dekar alanda yapılan çay tarımında oluşan çay çöpü liflerinin geri dönüştürülmesi amacıyla, Rize Belediyesi tarafından Kalkandere ilçesindeki organize sanayi bölgesinde 12 dönümlük alanda tesis kuruldu. Tesiste, çöp lifleri karbonla preslenerek yılda 2 bin ton mangal kömürü elde edilirken, bu sırada çıkan metan gazıyla saatte 0,8 megavatlık elektrik enerjisi üretiliyor. Yılda 30 milyon TL gelir elde edilen tesis, çay lifinin işlenmesi sırasında ortaya çıkan ısının yanı sıra 4 bin 200 metrekarelik çatısına yerleştirilen güneş panellerinden de elektrik üretebiliyor. Ar-Ge çalışmaları sonucunda tarım ve evcil hayvanlar için çeşitli yan ürünler oluşturulmasına yönelik çalışmaların sürdüğü tesiste üretilen mangal kömürleri Almanya ve İngiltere başta olmak üzere birçok Avrupa ülkelerine ihraç ediliyor. Çay çöpünden katma değer üretip enerjisini kendi kendine sağlayan tesis, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından düzenlenen Verimlilik Proje Ödülleri kapsamındaki 'Sürdürülebilir Üretim Yöntemlerinde Verimlilik' kategorisinde Türkiye 2'nciliği ödüle layık görüldü. Ankara'da düzenlenen törenle, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır tarafından Rize Belediye Başkanı Rahmi Metin'e ödül takdim edildi. Belediye Başkanı Rahmi Metin, 57 ilden 613 projenin katıldığı yarışmada finale kalarak, ödül aldıkları için mutlu olduklarını söyledi. Metin, “Çay liflerinin yüzde 30’undan mangal kömürü, yüzde 25'inden metan gazı çıkıyor. Metan gazını iç ısıda yakıt olarak kullanıyoruz. 4 bin 200 metrekarelik çatımızdaki güneş panelleriyle de güneş enerjisinden faydalanıyoruz. Bu anlamda verimli bir proje olduğu için Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız da ödüle layık gördü. Mangal kömüründe aylık 100 ton civarında satışı oluyor. Kapasite artırımına gittik. Zaman zaman Almanya ve İngiltere’ye gönderim yapıyoruz. Çünkü içerisinde metan gazı yok, ağaç katledilerek yapılmıyor. Sıfır atık olarak çay liflerinin geri dönüşümüyle kazanıldığı için projeye layık görüldü” dedi. Dünyada çay çöpünden mangal kömürü üreten tek tesis olduklarını da vurgulayan Rahmi Metin, “Teknoloji geliştikçe maddenin her halinden her türlü nevi üretilebiliyor. Teknolojinin artmasıyla biz bunu iyi takip ederek inşallah bugün bile yapmadığımız birçok şeyi yarına da serpiştirmiş olacağız. Çay liflerinden bu şekilde yapan sadece Karadeniz’de değil, dünyada da bu örnek ilk örnek. Yani ne Hindistan’da ne Çin’de böyle bir şey yapılmış değil. Çay liflerinden mangal kömürü ve bu artı ürünlerin çıkarılması ilk kez ülkemizde oluyor" diye konuştu.

  • Yapay zeka destekli topraksız serada üretilen beyaz çilek 5 ülkeye ihraç ediliyor

    Mersin'in Tarsus ilçesinde ziraat mühendisi ve yazılım mühendisi iki kardeş tarafından kurulan yapay zeka destekli topraksız serada yetiştirilen beyaz çilekler, iç piyasanın yanı sıra yurt dışına da gönderiliyor. Ziraat mühendisi Yasin Çiner, yazılım mühendisi ve Tarım Orman Gençlik Konseyi Üyesi olan kardeşi Bülent Samed Çiner ile ilçede yıllar önce 1500 dönüm alanda şeftali, portakal, mandalina, limon, muz ve avokado yetiştirmeye başladı. İki kardeş zaman içerisinde arazilerinin 22 dönümünde yapay zeka destekli sera da kurdu. Topraksız serada iki kardeş, kırmızı çileğin yanı sıra beyaz çilek de yetiştirmeye başladı. Serada dronlar, yüksek çözünürlüklü kameralar ve sensörler aracılığıyla sıcaklık, pH değeri ve nem gibi çok sayıda veriyi analiz ederek çilek üretimi yapan Çiner kardeşler, hasada kadarki tüm süreçleri yakından takip ediyor. Serada üretilen yaklaşık 20 ton beyaz çilek, iç piyasanın yanı sıra Rusya, Dubai, Katar, Özbekistan ve Kazakistan'a gönderiliyor. "Beyaz çilek bölgemiz için şu an yeni bir ürün" Ziraat mühendisi Yasin Çiner, kardeşiyle kurduğu serada 30'u sürekli, 50'si sezonluk olmak üzere çoğunluğu kadın 80 kişiye istihdam sağladıklarını söyledi. Açık alanda beyaz çileğin üretim kapasitesinin dönüme 6-7 bin fide iken, topraksız serada bunu 16 bine çıkarabildiklerini anlatan Çiner, bunun da rekolteye yansıdığını belirtti. Çiner, beyaz çileğin Türkiye pazarına yeni girmeye başladığını ifade ederek, şöyle konuştu: “Beyaz çilek bölgemiz için şu an yeni bir ürün. Bölgede bir ilk olduğunu söyleyebiliriz. İnsanların alışma sürecini geçiriyoruz. Beyaz çilek şu an şefler, özel butik restoranlar ve pastaneler tarafından tercih edilen bir ürün. Pazara ilk çıktığında, bilen şeflerin dışında 'Acaba bu çiğ mi, olmamış mı?' gibi değerlendirmeler yapılabiliyor ancak tam tersine muz ve ananas aromalı bir meyveyle karşılaşılıyor. Bir kez tadan, yeniden istemektedir.” Yapay zekayla tüm üretim süreçleri kontrol ediliyor Çiner, serada yapay zeka desteği sayesinde ekimden hasada kadarki tüm üretim süreçlerini kontrol edebildiklerini dile getirdi. Serada hava koşullarının da kendilerinin kontrolünde olduğunu belirten Çiner, şöyle devam etti: "Seramız, meteoroloji istasyonları ve kendi iklimlendirme sistemiyle verileri işleyerek, uyarı sistemi aracılığıyla bizi tamamen bilgilendirebilen ve gerektiğinde kendisi de müdahale edebilen bir altyapıya sahiptir. Otomasyon sistemiyle rüzgar ve içerideki nem kontrolü sağlanabilmektedir. Burada hava koşullarını kendimiz idame ettirebiliyoruz." "Beyaz çilekte önümüzdeki yıl için de güzel dönüşler aldık" Çiner, beyaz çileğe yurt dışından ciddi talep olduğunu dile getirdi. Beyaz çileğin dünya pazarında kırmızı çileğe göre yaklaşık iki kat daha yüksek değere sahip olduğunu vurgulayan Çiner, şunları kaydetti: "Üretiminin butik olması nedeniyle biz de bunu yaklaşık 20 tonluk bir üretimle sınırladık. Ana pazarlarımız Rusya, Dubai, Katar, Özbekistan ve Kazakistan. Genel olarak üretimlerimizi bu ülkelere göndermekteyiz. Beyaz çilekte önümüzdeki yıl için de güzel dönüşler aldık, talebi de güzel bir şekilde karşılayacak bir boyuta taşıyacağız."

  • Afyon'da Genç Girişimcinin Başarı Hikayesi... Asgari Ücretli Çalışmaktansa, 5 Koyunla Kendi İşini Kurdu

    Afyonkarahisar’ın Çıkırık kasabasında yaşayan 30 yaşındaki Yasin Ayaz, yıllarca markette çalıştıktan sonra radikal bir kararla baba ocağına dönerek hayvancılığa başladı. Sadece 5 kuzuyla yola çıkan Ayaz, bugün modern bir koyun sürüsünün sahibi olarak gençlere örnek oluyor. Afyonkarahisar’da uzun yıllar mobilya sektörü ve market işletmeciliği gibi farklı alanlarda ter döken Yasin Ayaz, şehir hayatının gürültüsünden ve stresinden uzaklaşmak için rotasını hayvancılığa kırdı. "Marketçiliğin sonu yoktu, emekli olsan bile geçinmek zordu" diyen Ayaz, hayallerinin peşinden giderek kendi işinin patronu oldu. Ayaz, girişimcilik hikayesini editörümüz Mevlüt Tınas'a anlattı... 5 Kuzuyla Başlayan Serüven Hayvancılığa dededen kalma bir mirasla değil, tamamen kendi merakı ve azmiyle başladığını belirten Ayaz, ilk adımını evin altındaki küçük bir bodrum katında 5 kuzu besleyerek attığını anlatıyor. Zamanla işini büyüten genç girişimci, kuzu besiciliğinden damızlık koyun yetiştiriciliğine geçiş yaptı. Ayaz, bu süreçte yaşadığı zorlukları ve başarıyı şu sözlerle özetliyor: "Yerim bile yoktu, iki göz evin altındaki bodrumda başladım. Hedef koydum; 'kazandığımla araba alacağım' dedim, aldım. Sonra 'sayıyı 100’e çıkaracağım' dedim, onu da başardım. İstemek ve çalışmak bu işin anahtarı." "Asgari Ücretli Çalışmaktansa, 40 Koyunla Kendi İşini Kur" Özellikle köylerde yaşayan gençlere seslenen Yasin Ayaz, hayvancılığın asgari ücretle bir fabrikada çalışmaktan çok daha avantajlı olduğunu savunuyor. Günlük çalışma saatlerinin esnekliğine ve doğayla iç içe olmanın getirdiği huzura dikkat çeken Ayaz, "Asgari ücretle çalışan biri günde en az 10 saatini veriyor. Ben sabah 3, akşam 3 saat ayırarak asgari ücretten daha fazla gelir elde edebiliyorum. Kalan vaktim ise tamamen bana ve aileme ait" diyor. Verim İçin "Merinos" Tercihi Sürüsünde özellikle Merinos cinsi koyunlara ağırlık verdiğini belirten Ayaz, bu cinsin randımanından oldukça memnun. Merinosların ne bulursa yediğini, hızlı et tuttuğunu ve ikizlik oranının yüksek olduğunu vurgulayan genç yetiştirici, şu an 40 anaç koyun ve onlarca kuzusuyla üretim yapmaya devam ediyor. Kendi Peynirini Üretiyor, Müşterisi Hazır Sadece canlı hayvan satışı yapmayan Ayaz, bu yıl koyunlarını sağmaya da başladı. Kendi ürettiği doğal koyun peynirlerine ilginin yoğun olduğunu belirten Ayaz, şimdiden sadık bir müşteri kitlesi oluşturmuş durumda. Başarının Sırrı: "Malına Gözün Gibi Bakacaksın" Hayvancılığın sadece hayvanı meraya salmaktan ibaret olmadığını söyleyen Yasin Ayaz, doğum sürecinden bakımına kadar her anın titizlik gerektirdiğini ifade ediyor. "Kuzu doğarken başından ayrılmam, gerekirse müdahale ederim. Bir kuzu bir candır, kaybetmeye lüksümüz yok" diyen Ayaz, işine olan tutkusunu her fırsatta dile getiriyor. Afyonkarahisar'ın meralarında sürüsünün başında huzuru bulan Yasin Ayaz'ın hikayesi, azmin ve doğru hedefin birleştiğinde nelerin başarılabileceğini tüm şehre kanıtlıyor.

Arama Yap

bottom of page