top of page

Search this site

Boş arama ile 1096 sonuç bulundu

  • Hem bağımlılıktan kurtuldular hem iş sahibi oldular

    Kilis Yeşilay Danışmanlık Merkezinin desteğiyle bağımlılıktan kurtarılan 15 kişi, yakınlarıyla birlikte işe yerleştirildi. Yeşilay, Kilis'te ücretsiz ve gizlilik esaslı psikoterapi ve sosyal hizmetleriyle farklı alanlarda bağımlılıkla mücadele çalışması yürütüyor. Kilis'te 2019 yılında kurulan Yeşilay Danışmanlık Merkezi (YEDAM), bağımlılıkla mücadelede uzman psikologlar ve sosyal hizmet uzmanlarından oluşan ekibiyle bağımlılara destek sunuyor. Kilis YEDAM, bağımlılık nedeniyle ailesini, işini kaybedenlere de el uzatıyor. Yeşilay Kilis Şube Başkanı Osman Ertuğrul Sağlam, AA muhabirine, YEDAM ünyesinde alkol, madde, tütün, teknoloji, kumar gibi bağımlılıkları bulunanlara ücretsiz psikososyal destek hizmeti sağladıklarını söyledi. Çalışmalarından dolayı geçen yıl genel merkez tarafından ödüle layık görüldüklerini belirten Sağlam, bağımlılıkla mücadele konusunda sürekli sahada olduklarını dile getirdi. İstihdam çalışmaları bu yıl da devam edecek Bağımlılıkla mücadeleyle birlikte danışanların istihdamına yönelik çalışma da yürüttüklerini kaydeden Sağlam, "Sahadaki en büyük iştirakçilerimizden biri de İŞKUR'dur. İŞKUR ile geçtiğimiz yıl kısa bir süre çalışmamıza rağmen 15 danışan ve aile bireylerini işe yerleştirdik. 2026 yılında bu sayıyı daha arttıracağız." diye konuştu. Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) İl Müdürü Erdinç Çamlı da Yeşilay ile koordineli bir şekilde çalışmalar yürüttüklerini anlattı. 15 danışan ve ailelerinden 15 kişinin İş Gücü Uyum ve Toplum Yararına Destek Programları kapsamında işe yerleştirildiğini ifade eden Çamlı, "2026 yılında da danışanların istihdam edilmesi anlamında çalışmalarımız devam edecek." dedi.

  • Depremin acılarını sporla hafifletti

    Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023'te yaşanan depremlerde annesi ve babasını kaybeden Mehmet Ali Kaya, enkazdan çıkarıldıktan sonra başladığı havalı tabanca kategorisinde Türkiye'yi temsil etmeye hazırlanıyor. Yeşilyurt Mahallesi’ndeki evlerinde deprem anında enkaz altında kalan 9. sınıf öğrencisi Mehmet Ali, enkazdan kurtarıldıktan sonra okul arkadaşının tavsiyesiyle havalı tabanca dalına yöneldi. Acısını sporla hafifleten genç sporcu, Adıyaman Gençlik ve Spor İl Müdürlüğünün antrenman programlarına katıldı ve antrenörü Hidayet Kahraman ile turnuvalara hazırlandı. Turnuvalarda başarı gösteren 15 yaşındaki Mehmet Ali, Türkiye ikinciliği elde ederek milli takıma seçildi. Gelecek ay düzenlenecek Avrupa Şampiyonası için 16 yaş altı kafilesinde yer almayı başaran Mehmet Ali Kaya, yaptığı açıklamada, depremlerde anne ve babasını kaybettiğini söyledi. Kendisinin de bir süre enkaz altında kaldığını ifade eden Mehmet Ali, şöyle konuştu: "Safran Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencisiyim. Havalı tabanca sporuna yaklaşık 1 yıl önce başladım. Antrenörümün desteği sayesinde bu noktaya kadar geldim. Sporla tanışmam okulda başladı. Yusuf Tekdal adında bir arkadaşım vardı. Kendisi bu sporu 6 yıldır yapıyordu. Bana ‘Benimle gelir misin?’ diye sordu. Beraber denemeye gittik ve o günden sonra devam ettim. İlk zamanlar hobi olarak görüyordum ama ilerledikçe sporun hayatımda önemli bir yer edindiğini fark ettim." Zor dönemi sporla atlattı Sporun kendisine katkı sunduğunu anlatan Mehmet Ali Kaya, "Depremde annemi ve babamı kaybettim. Çok zor bir dönemdi. Yaklaşık 7 ay amcamda kaldım. Bu süreçte sporun bana çok büyük katkısı oldu. Hem kafamı dağıtmama yardımcı oldu hem de disiplini hayatıma soktu. Antrenmanlar ilerledikçe başarılar da gelmeye başladı. Annemi babamı unutmak mümkün değil ama bu spor sayesinde o zor günleri biraz olsun geride bırakmayı başardım." ifadelerini kullandı. Mehmet Ali, ileride A Milli Takım kadrosuna girmek istediğini belirterek, "Milli takıma (16 yaş altı) seçildim. Şimdi Bulgaristan'da düzenlenecek Avrupa Şampiyonası'nda Türkiye'yi temsil edeceğim. Orada da madalya kazanmayı hedefliyorum. Hedefim ise olimpiyatlarda derece elde edebilmek." diye konuştu. Gençlik ve Spor İl Müdürü Hüseyin Elüstü ise Mehmet Ali Kaya'nın başarılı bir sporcu olduğu söyledi. Genç sporcunun deprem travmasını sporla atlattığını aktaran Elüstü, şunları kaydetti: "Depremin ardından gençlerimize sporu sevdirip sosyal faaliyetlerle desteklemek en büyük hedeflerimizden biri oldu. Asrın felaketinde anne ve babasını kaybetti. Bu süre içerisinde bizler de sporcumuza her türlü destekte bulunduk ve katıldığı yarışmalarda derece elde etti ve kardeşimiz, yaşadığı zorluklara rağmen sporla başarılı olabileceğini tüm Türkiye'ye ispatladı. Avrupa Şampiyonası'nda da başarılı olacağına inanıyoruz."

  • Genç doktor kardeşler aynı hastanede hastaların hizmetinde

    Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi (AFSÜ) Tıp Fakültesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi'nde görev yapan doktor kardeşler, birbirlerine verdikleri destekle mesleklerinde ilerlemek istiyor. İlkokul, ortaokul ve liseyi aynı okullarda tamamlayan 30 yaşındaki Dr. Musa Can Çelikbaş ile 26 yaşındaki kardeşi Dr. Adem Cem Çelikbaş, tıp fakültesini 4 yıl arayla Ankara'daki farklı üniversitelerde bitirdi. Biri ortopedi ve travmatoloji, diğeri kadın hastalıkları ve doğum uzmanlığında branşlaşan Çelikbaş kardeşler, eğitimlerinin ardından ilk görev yerleri Afyonkarahisar'ın İscehisar ilçesindeki devlet hastanesine atandı. AFSÜ Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı'nda Araştırma Görevlisi olan Dr. Musa Can Çelikbaş, Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi'nde dört, kardeşi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı'nda Araştırma Görevlisi olan Dr. Adem Cem Çelikbaş da bir yıldır hastalara en iyi hizmeti vermeye çalışıyor. "Doktor ve sağlık çalışanlarından güzel geri dönüşler alıyoruz" Doktor Musa Can Çelikbaş, AA muhabirine, hekimliğin çocukluk hayali olduğunu söyledi. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi beşinci sınıfta öğrenim görürken, kardeşinin Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesini kazandığını anlatan Çelikbaş, şöyle konuştu: "Ankara'da iki yıl birlikte eğitim aldık. Sonrasında İscehisar Devlet Hastanesi'ne atandım. Kardeşim de mezun olduktan sonra aynı hastaneye atandı. İlgi alanlarımız doğrultusunda branşlarımız ayrı olsa da yine bir yıldır aynı hastanede çalışıyoruz. Bizim kardeş olduğumuzu duyanlar önce şaşırıyor. İsimlerimiz Can ve Cem olduğu için biraz benziyor. Aynı ameliyathaneyi birlikte kullandığımız için bazen hemşire arkadaşlar isimlerimizi karıştırıyor. Doktor ve sağlık çalışanlarından güzel geri dönüşler alıyoruz." "İkimizin de hekim olması çok güzel bir duygu" Çelikbaş, branşları farklılık gösterse de sağlık durumlarını birlikte takip ettikleri hastaların olduğunu belirterek, şunları kaydetti: "Hastalarla ilgili fikir alışverişinde bulunuyoruz. İkimizin de hekim olması çok güzel bir duygu. Memleketimiz Afyonkarahisar'da birlikte hastalara şifa dağıtmaya çalışıyoruz. AFSÜ çatısı altında bu hizmeti veriyoruz. Bundan dolayı da gerçekten çok gururlu ve mutluyuz. Bir süre sonra zorunlu hizmet sürecim olacak. İnşallah, bundan sonra da kardeşimle aynı hastanelerde çalışmaya devam ederiz. Hedefim akademik anlamda branşımda ilerlemek." "Şifa olma çabalarımız karşılık gördüğünde mutlu oluyoruz" Doktor Adem Cem Çelikbaş da aynı mesleği icra ettiği ağabeyinin kendisi için rol model olduğunu dile getirdi. Ağabeyinin öneri ve tavsiyelerinin kendisi için her zaman çok kıymetli olduğuna dikkati çeken Çelikbaş, "Branşlarımız ne kadar yoğun olsa da aynı hastanede görev yaptığınız doktor ağabeyinizle kahve içmek bile çok kıymetli. Ağabeyimle mesleki anlamda ortak hayallerimiz var. İlerleyen yıllarda hastanelerimiz farklılık gösterse de memleketimizde çalışma hayatına devam etmek istiyoruz. Şifa olma çabalarımız karşılık gördüğünde mutlu oluyoruz." ifadelerini kullandı.

  • Türk öğrenciler Arapça münazarada dünya kürsüsünde yer almaktan gururlu

    İzmit Mehmet Akif Ersoy Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencileri, Katar'da düzenlenen 7. Uluslararası Okullar Arapça Münazara Turnuvası'nda dünya ikincisi olmaktan gurur duyuyor. Doha'da 40 ülkeden 100'den fazla takım ve 400'ün üzerinde öğrencinin katılımıyla gerçekleştirilen turnuvanın finali, 11 Ocak'ta Bahreyn ve Türkiye takımları arasında yapıldı. Okul müdürü Fatih Şenocak ve danışman Arapça öğretmeni İman Sumakiye rehberliğinde Türkiye'yi temsilen turnuvaya katılan öğrenciler Meryem Rabia Şengül, Sümeyye Bulut, Zeynep Rümeysa Arabacı ve Zehra Nur Abay, dünya ikincisi oldu. Ana dili Arapça olan katılımcıları geride bırakan öğrenciler, okulun aynı yarışmada 2018'de elde ettiği birinciliğin ardından ikinci başarıya imza attı. "Türkiye'yi temsil ettiğimiz için gurur duyuyoruz" Arapça öğretmeni İman Sumakiye, 2018 yılında yarışma konularının önceden verildiğini, bu yıl ise konular önceden açıklanmadığı için öğrencilerle sürekli güncel konuları ve günlük haber akışını takip ettiklerini söyledi. Sumakiye, yarışma sürecinin güzel geçtiğini ve önemli bir başarı elde ettiklerini belirterek, "Orada farklı uyruktan insanlarla bir araya geldik. Onlarla fikir alışverişi yapıyor olmamız bizim açımızdan çok önemliydi. Bütün çalışmalarımızı, konuşmalarımızı ve fikirlerimizi Arapça ilerletiyorduk. Bu da Arapça münazara konusunda bize kolaylık sağladı." dedi. Başarılarındaki etkenleri sistematik çalışma, takım arasındaki yardımlaşma ruhu, sabır ve Allah'a tevekkül olarak sıralayan Sumakiye, "Türkiye'yi temsil ettiğimiz için gurur duyuyoruz ve istiyoruz ki Türkiye adına güzel bir damga vurmuş olalım." dedi. "Finale çıkmamız bile bizim için büyük başarıydı" 12. sınıf öğrencisi Sümeyye Bulut da Türkiye şampiyonu olduktan sonra Katar'da ülkeyi temsil etme hakkı kazandıklarını dile getirerek, çevrim içi elemeler ve yaklaşık bir yıllık hazırlık aşamasının ardından kendilerini 20 dakikada Arapça ifade etmeleri gereken zorlu süreçten geçtiklerini anlattı. Çevrim içi elemelerde ana dili Arapça olan ülkelerle yarıştıklarını belirten Bulut, "Beş münazaradan dördünü kazandığımız için Katar'da ana dili Arapça olan ülkelerle yarışmamıza karar verildi ve 6 ay sonra Doha'da ülkemizi temsil ettik. Herkes Arap olduğu için bizim için yarışmak çok zordu. Finale çıkmamız bile bizim için çok büyük başarıydı. Birincilik zaten çok zordu. Finalde 20 dakikalık hazırlık sürecimiz olduğu için karşımızdakilerin Arap olması bizi zorladı." diye konuştu. Bulut, hazırlık sürecinde 100'ü aşkın konuya çalıştıklarını, iktisadi, içtimai ve siyasi birçok başlıkta hazırlık yaptıklarını, bu süreçte münazara tekniğini, düşüncelerini eleştirel biçimde ifade etmeyi ve 20 dakikalık süreyi yönetmeyi öğrendiklerini kaydetti. Okulun geçmişte dünya şampiyonluğunun olmasının kendilerini motive ettiğini vurgulayan Bulut, "Ablalarımızın ulaştığı şampiyonluğa ulaşmak istiyorduk. Çalışma sürecinde hep tabloya bakıyorduk. Biz de kendimizi onların yerinde hayal ediyorduk." ifadesini kullandı. Yeni mezun Meryem Rabia Şengül ise kendileri için sürecin uzun ve zorlu geçtiğini belirterek, ana dili Arapça olan katılımcılarla yarışmanın kolay olmayacağını bildiklerini söyledi. Farklı bir dilde münazara yapma isteğinin kendilerini motive ettiğini anlatan Şengül, her alanda çalıştıklarını ancak yarışmada daha çok sosyal konulara ilişkin sorularla karşılaştıklarını kaydetti. Şengül, öğretmenlerinin daha önce dünya şampiyonluğu kazanan ekibin başında yer almasının, argümanlara hızlı ve etkili karşılık verebilme becerilerini geliştirdiğini ifade etti.

  • Kadın arıcı ata mesleğini 45 yıldır sürdürüyor

    Düzce'nin Yığılca ilçesinde arıcılık yapan babasından 45 yıl önce mesleği öğrenen Hacer Uğurlu, son yıllarda modern arıcılık eğitimleri ve devletten aldığı hibe destekleriyle kovan sayısını 10'dan 300'e çıkardı. Ailesinin geçimini arıcılıkla sağlayan babasını genç yaşlarında kaybeden ancak ata yadigarı mesleği 45 yıldır sürdüren 63 yaşındaki Uğurlu, arıcılık yaparak 3 kardeşinin eğitimlerini tamamlamalarını sağladı. Uzun yıllar babasından kalan 10 kovanla zengin floraya sahip Yığılca ilçesi Hocatman köyünde bal üretimi yapan Uğurlu, Tarım ve Orman İl Müdürlüğü ile Düzce Üniversitesi Arıcılık Araştırma Geliştirme ve Uygulama Merkezi'nde yürütülen "ana arı üretimi, kadın girişimcilik, propolis üretimi, arı zehri üretimi" eğitim programlarına katıldı. Sertifikalarını alan, bakanlık tarafından verilen kadın girişimcilik ve arıcılık destek programıyla da zaman içinde kovan sayısını 300'e çıkaran Uğurlu, yıllık ortalama 1 ton çiçek balı, propolis ve arı zehri üretimi yapıyor. "Dedelerimizden bu yana arıcıyız" Uğurlu, arıcılık mesleğinin kendilerinin ata mesleği olduğunu, gençlik yıllarında babasını kaybettiğini ve kendisine emanet kardeşlerini arıcılık sayesinde okuttuğunu anlattı. Dedelerden bu yana arıcılık mesleğiyle geçimlerini sağladıklarını belirten Uğurlu, "Ben babamdan, babam da dedemden öğrenmiş. Önceden kara kovanlarla yaparlardı. Şimdi daha iyi kovanlarla yapıyoruz. Bu kovanlar daha iyi, daha güzel. Burada bal üretiminin yanında propolis yapıyorum, ana arı yetiştirip satışını yapıyorum." diye konuştu. Arıcılığın çok güzel bir meslek olduğunu dile getiren Uğurlu, "Bakımlarını yapınca çok güzel verim alıyorsun. Arıcılık çok rahat. Herkese tavsiye ederim." dedi. Uğurlu, ailecek arıcılık yaptıklarını anlatarak, şunları söyledi: "Hepsine öğrettim ve onlar da öğrendiler. Ben devletin verdiği bütün kurslara kaçırmadan gittim. Ana arı yetiştirme, propolis üretimi, arı zehri üretim belgeleri gibi birçok belge aldım. Burada her türlü üretim yapıp sipariş üzerine İstanbul başta olmak üzere Türkiye'deki her yere gönderiyoruz." Kovan başına 30 kilograma kadar bal üretimi yaptıkları bilgisini paylaşan Uğurlu, sözlerini şöyle tamamladı: "Yıllardır bu işi severek yaparım. Bütün kadınlara da tavsiye ederim. Çok güzel bir meslek ve alıştıktan sonra yapılmayacak bir şey yok. Yıllardır geçimimi bununla sağladım. Bu iş bütün aileye bakar. Bal, ana arı, propolis satarsın. Yani birçok kazanç elde edersin. Ben aileye bakmakla kalmadım, hacca da gittim. Şimdi de köyümüze inşa edilen caminin yapımına destek oluyorum."

  • Fizik ve matematik aşığı Rengin, Teksas'a altın madalya için gidiyor

    ABD'de düzenlenecek Fizik ve Astronomi Küresel Turu'nda Türkiye'yi temsil edecek Aydın Lisesi öğrencisi Rengin Yaralı, Teksas'tan altın madalyayla dönüp başarılarını taçlandırmak istiyor. Uluslararası akademik yarışmalarda başarılı sonuçlar alan Aydın Lisesi 11. sınıf öğrencisi Rengin Yaralı, matematik ve fizik alanında kazandığı derecelerle adından söz ettiriyor. Fizik ve matematiğe olan ilgisi ortaokulun son döneminde başlayan Yaralı, ailesinin de yönlendirmesiyle bu alandaki yarışmalara katılmaya başladı. Yaralı, International Math Challenge'da altın, Southeast Asian Mathematical Olympiad ve Copernicus Fizik ve Astronomi Olimpiyatı'nda da bronz madalya kazandı. Copernicus Fizik ve Astronomi Olimpiyatı'nın ön eleme turunu geçmeyi başaran Yaralı, 21-26 Ocak'ta ABD'nin Teksas eyaletine bağlı Houston kentinde düzenlenecek Fizik ve Astronomi Küresel Turu'nda Türkiye adına yarışacak. Altın madalyayı hedefleyen Rengin Yaralı, Teksas'ta ülkesini gururlandırmak istiyor. Dünya genelinden seçkin öğrencilerin katıldığı bu organizasyon, alanında en prestijli uluslararası öğrenci olimpiyatları arasında yer alıyor. Müziğe de ilgi duyan Yaralı, boş zamanlarını piyano çalarak değerlendiriyor. İleride akademisyen olarak kariyerine devam etmek istiyor Yaralı, matematik ve fen bilimlerini çok sevdiğini söyledi. Bu alanlarda daha çok soru çözerek ilerlediğine işaret eden Yaralı, "Soru çözmeyi daha çok seviyorum çünkü bir şekilde onu öğrendiğim bilgiyi yorumlayabilme yeteneği oluyor, o bilgiyi bir yerde kullanabiliyorum. Zor sorularla da uğraşmak biraz hoşuma gidiyor açıkçası." diye konuştu. Mücadeleden asla vazgeçmediğini dile getiren Yaralı, katıldığı ilk olimpiyatta 25 sorudan sadece 3'ünü işaretlediğini ancak bu durumun hiçbir zaman moralini bozmadığını, çalışmaya devam ettiğini belirtti. Çok çalışmaktansa önem sırasına odaklandığını aktaran Yaralı, şöyle devam etti: "Açıkçası lisede müfredat ile olimpiyatları birlikte götürmek zor oluyor. Bu konuda bir önem sırası koymaya çalıştım. Aslında en yakında bir olimpiyat varsa ilk olarak olimpiyata çalışıyorum. Derslerimi de elbette ihmal etmiyorum, burada düzenli çalışmak bence işin püf noktası. Diğer türlü zamanınız çok sıkıntıya girebilir. Teksas'taki olimpiyatlarda altın madalya kazanmayı çok istiyorum ve bunun için çok çalışıyorum. Umarım ABD'den güzel bir sonuçla dönerim ve ülkemi gururlandırırım." Yaralı, ileride akademisyen olarak kariyerine devam etmek istediğini sözlerine ekledi. Baba Engin Yaralı da kızıyla gurur duyduğunu belirterek, ona sürekli destek olduklarını kaydetti.

  • TKDK desteğiyle büyüttüğü iş yerinde 12 kişiye istihdam sağlıyor

    Tokat'ta yaşayan 42 yaşındaki Mehmet Ekinci, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumunun (TKDK) desteğiyle büyüttüğü iş yerinde 12 kişiye istihdam sağlıyor. Başta çökelekli olmak üzere pidesi ile ünlü merkeze bağlı Çamlıbel beldesinde yaşayan Ekinci, pide salonunu genişletmek için 7 yıl önce "Kırsal turizm destekleri" kapsamında TKDK'ye başvurdu. Bölgenin peynir gibi ürünlerinin değerlendirilmesi için projesi onaylanan Ekinci, aldığı hibe desteğiyle tadilat yapıp iş yerini büyüterek müşterilerine hizmet vermeyi sürdürüyor. Ekinci,1999 yılında pideciliğe çırak olarak başladığını söyledi. Farklı iş yerlerinde 2014 yılına kadar çalıştığını belirten Ekinci, "2014 yılında kardeşim ile Rusya'ya inşaat işine gittik. Orada 3 sene çalıştık. Orada soğuktan ayaklarımı hissetmediğimi, ağladığımı biliyorum ama yine de hedefime ulaşmak için dönmemem gerektiğini biliyordum." dedi. Tokat'a döndükten sonra 2017 yılında arazi satın alarak 200 metrekarelik pide salonu açtığını dile getiren Ekinci, "Bize o dönemde de 'Devlet desteğinden faydalanıp yapabilirsiniz' dediler ama biraz korktum, yapamayız, beceremeyiz diye. Sonra iş yerini açıp işletmeye başladık." ifadesini kullandı. Daha sonra TKDK'nin desteklerini araştırmaya başladığını anlatan Ekinci, "Salonun çatısı yapılacaktı, dükkanın büyümesi gerekiyordu. Bize küçük geliyordu. TKDK'ye 2019 yılında projeyi verdik. Projemiz onaylandı. 2020 yılında inşaatımıza başladık. O zaman TKDK'den 1 milyon 200 bin lira destek aldık." diye konuştu. İş yerinde 12 kişi istihdam ettiğini belirten Ekinci, yaz aylarında işlerinin daha yoğun olduğunu, bu dönemde çalışan sayısının 17-18'e çıktığını sözlerine ekledi.

  • Michelin'in "tavsiye edilen restoranlar" listesine giren kadınlar, kız öğrencilere burs sağlıyor

    Nevşehir'in Ürgüp ilçesinde 10 yıl önce kurulan kadın kooperatifi bünyesinde hizmet veren ve Michelin Rehberi 2026 Türkiye seçkisinde tavsiye edilenler listesinde yer alan restoranın geliriyle üniversiteli kız öğrencilere burs desteği sağlanıyor. 2018'den bu yana "Kapadokya Tık Tık Kadın Emeği Üretim ve İşletim Kooperatifi" bünyesinde hizmet veren restoran, aralarında Kapadokya mutfağına ait geleneksel lezzetlerin de yer aldığı ev yemeklerini müşterileriyle buluşturuyor. "Ürgüp köfte", "peravu", "tık tık mantı", "yaprak sarma", "kabak çekirdekli erişte" gibi yöresel yemekleri hazırlayan kadınlar, üretimden sunuma kadar her aşamada aktif rol alarak, yöresel ürün pazarının genişlemesine katkı sağlıyor. Kadın emeğini ve yerel mutfağı merkezine alan kooperatif, Michelin Rehberi 2026 Türkiye seçkisinde "tavsiye edilen restoranlar" arasında yer alarak uluslararası alanda da dikkati çekti. "Bursta bu sene 35 öğrenciye kadar ulaştık" Kooperatif yöneticilerinden Hatice Ersoy, kadınlarla evlerde bir araya gelerek başladıkları serüvende, dernekleşip ardından da kooperatif kurduklarını ifade etti. İlçedeki kadınlara sosyoekonomik destek sağlamak hedefiyle bir çatı oluşturduklarını vurgulayan Ersoy, şöyle konuştu: "Bu süreçte, unlu mamuller üretmek için bir grup oluşturduk. Dernek kurarken önümüze üç hedef koyduk. Birinci hedefimiz, ev kadınları bu güzel yemekleri evde yapıyordu ama para kazanamıyordu. Para kazansınlar istedik. İkincisi, Ürgüp yemeklerinin unutulmasını engellemekti. Üçüncü hedef olarak da bu ülkenin kalkınması için kız çocuklarının okuması gerekiyordu çünkü kadın öğrenirse öğretir, ülkemizde kızları ve erkekleri kız çocukları yetiştiriyor. Birkaç öğrenciyle başladık. Bursta bu sene 35 öğrenciye kadar ulaştık." İlçe sakinleri ile yerli ve yabancı turistleri kooperatifin restoranında ağırladıklarını dile getiren Ersoy, konukların lezzetleri tatmanın yanı sıra restoranda satışa sunulan paketli yöresel ürünlerden de aldığını belirtti. Bugüne kadar çeşitli ödüller aldıklarını, Michelin Rehberi'nde tavsiye listesine alınmalarının kendileri için onur ve motivasyon kaynağı olduğunu vurgulayan Ersoy, "Her yıl bir ödül aldık ama en son Michelin ile taçlandık. Dünyada listeye giren tek kadın kooperatifiyiz." dedi. "Sanki anneanne, babaanne evine gelmiş gibi küçük bir yerimiz var" Sevil Halıcı Ayhan ise Ahiler Kalkınma Ajansı ve Kapadokya Üniversitesi ile yapılan işbirliğiyle çeşitli eğitimler aldıklarını söyledi. Kooperatife 18 kadın üyenin dönüşümlü olarak gelip restoranda çalıştıklarını anlatan Ayhan, "Kooperatimizin zaman içinde farklı meslek gruplarından müdavimleri oluştu. Çalışma alanımız şirin, sanki anneanne, babaanne evine gelmiş gibi küçük bir yerimiz var. Büyüttüğümüz zaman biraz sanayi tipi olur. Bu kadar sıcak olamayız diye düşünüyorum. Bu şekilde, buranın daha da güzel olması için gayret ederiz. Burs sağladığımız 35 çocuğumuzu 60-70'e çıkartmak istiyoruz." diye konuştu. Kooperatif üyelerinden Neriman Balkın da başka kadınlarla el ele vererek üretmenin keyifli olduğunu dile getirdi. Çok olmasa da ev ekonomisine de katkıda bulunduklarını belirten Balkın, "Kendimizi deşarj ediyoruz, ortamımız çok güzel. Yaptığımız işlerden çok memnun oluyoruz, mutluluk verici çünkü. Bir de sevdiğimiz işler, bütün arkadaşlarımız da eminim ki çok seviyor burada olmayı." dedi.

  • ASELSAN'dan tarihi rekor: Değeri 30 milyar doları aşan ilk Türk şirketi

    ASELSAN, borsa kapanışı itibarıyla piyasa değerini 30 milyar doların üzerine taşıyarak BIST 100 tarihinde bu eşiği aşan ilk Türk şirketi oldu. Geçtiğimiz yıl Borsa İstanbul'un en değerli şirketi konumuna yükselerek 1 trilyon TL piyasa değerine ulaşan ASELSAN, bu başarısının ardından yeni bir rekora daha imza attı. Şirket, mevcut konumuyla Avrupa'nın en değerli ilk 10 savunma sanayi şirketi arasında yer alarak önemli bir başarı elde etti. ASELSAN'ın söz konusu performansında, uluslararası pazarlardaki artan etkinliği ile yüksek teknolojili ve oyun değiştirici ürünlere yönelik yatırımları belirleyici rol oynadı. Şirket, son olarak NATO üyesi bir ülke ile imzaladığı 410 milyon dolarlık sözleşme ile küresel pazardaki konumunu daha da güçlendirdi. Avrupa ve ABD merkezli teknoloji şirketlerinin öncülük ettiği küresel piyasalardaki yükseliş eğilimine eşlik eden ASELSAN, Türkiye'deki teknoloji dönüşümünün de önde gelen temsilcilerinden biri oldu. Şirket 9 ayda 1,45 milyar dolar yeni ihracat sözleşmesi imzaladı ASELSAN'ın büyüme performansı, sürdürülebilir finansal yönetim anlayışıyla destekleniyor. Şirket, genişleyen bilançosu ve artan gelirleri sayesinde güçlü operasyonel sonuçlar elde etmeye devam ediyor. Araştırma ve geliştirme yatırımlarını her yıl artıran ASELSAN, bu stratejinin karşılığını yurt içi ve yurt dışında imzaladığı yeni sözleşmelerle alıyor. 2023 yılı başından bu yana bakiye siparişlerini yüzde 120 artırarak 17,9 milyar dolar seviyesine çıkaran ASELSAN, yüzde 42 olan küresel artış ortalamasını yaklaşık üçe katlayarak uluslararası rakiplerinden olumlu yönde ayrıştı. Benzer şekilde, ASELSAN’ın ihracat sözleşmelerinde de güçlü bir artış kaydedildi. Şirket, 2025 yılının ilk dokuz ayında toplam 1,45 milyar dolar tutarında yeni ihracat sözleşmesi imzalarken, bu alandaki artış bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 171 olarak gerçekleşti.

  • Şanlıurfa'ya 2 milyar liralık besi organize tarım bölgesi yatırımı

    Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı, "Et üretiminin kalelerinden Şanlıurfa Besi Organize Tarım Bölgesi'nde, bu yılın ilk yarısında 150 besi işletmesi daha faaliyete geçecek." ifadesini kullandı. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, NSosyal hesabından Şanlıurfa Besi Organize Tarım Bölgesi'nde altyapı çalışmalarının tamamlanmasına ilişkin değerlendirmede bulundu. Şanlıurfa'ya 2 milyar liralık dev yatırım yapıldığına işaret eden Yumaklı, şunları kaydetti: "Et üretiminin kalelerinden Şanlıurfa Besi Organize Tarım Bölgesi'nde, bu yılın ilk yarısında 150 besi işletmesi daha faaliyete geçecek. Böylece toplamda 320 besi işletmesi, yıllık 36 bin ton kırmızı et üretimi ve 3 bin istihdam rakamına ulaşarak, bölgemizin kalkınmasına ve ülke ekonomimize güçlü katkı sağlanacak. 8 bin dekar alana kurulan Türkiye'nin en büyük organize tarım bölgesi olan bu dev yatırım, bölgemize ve Şanlıurfa'mıza hayırlı, bereketli olsun."

  • 17 yaşındaki gencin anneanne ve babaannesinin tarifleriyle yaptığı yemekler ilgi görüyor

    Bayburt'ta yaşayan 17 yaşındaki Metehan Demirhan, unutulmaya yüz tutan yöresel yemekleri geleceğe taşımak için çaba gösteriyor. Küçük yaşlardan beri yemek yapmaya ilgi duyan Demirhan, teyzesinin tavsiyesiyle Bayburt'a özgü geleneksel lezzetlere yöneldi. Anneannesi ve babaannesi başta olmak üzere aile büyüklerinden yemeklerin yapılışını öğrenip not eden Demirhan, bu lezzetleri usulüne uygun şekilde hazırlıyor. Demirhan yemek hazırladığı içerikleri sosyal medya ve çeşitli etkinlikler aracılığıyla paylaşarak insanlarla buluşturuyor. Kentin zengin mutfağından lor dolması, galacoş, tatlı çorba ve ekşi lahana gibi geleneksel yemekleri özenle yapan Demirhan, kısa videolarını ve fotoğraflarını "meteşef" adlı sosyal medya hesabından yayınlıyor. Demirhan, yaptığı yemeklerle zaman zaman kentteki etkinliklere de katılarak gençlere bu lezzetleri sevdirmeyi ve Bayburt'un gastronomi kültürünü yaşatmayı amaçlıyor. "Yemeklere olan ilgimden dolayı gastronomi okumayı düşünüyorum" Lise son sınıf öğrencisi Metehan Demirhan, AA muhabirine, çocukluğundan beri yemek yapmaya karşı yeteneğinin olduğunu, teyzesinin yönlendirmesiyle de yöresel yemekleri araştırıp yapmaya başladığını söyledi. Yaptığı yemekleri ve tariflerini sosyal medyada paylaşınca büyük bir ilgiyle karşılaştığını belirten Demirhan, "Bu ilgiyi görünce insanların yöresel yemekleri özlediğini fark ettim ve dolayısıyla ben de bu tür yemekleri daha fazla yapmaya yöneldim. İzleyenlerden güzel yorumlar almaya başladım. Anneannesinin, babaannesinin yemeklerini özleyenler özellikle çok fazla ilgi gösterince ben de mutlu oldum. Amacım da inşallah bu tür yöresel yemekleri tüm coğrafyaya yaymak." dedi. Yemeklerin tariflerini genellikle anneannesi ve babaannesi başta olmak üzere büyüklerinden öğrendiğini aktaran Demirhan, en doğru tarifi bulmak için oldukça titiz davrandığını anlattı. Binlerce kişinin yaptığı yemeklerin tarifini aldığını ve çok güzel yorumlarla karşılaştığını dile getiren Demirhan, "Bu yorumlar bana büyük mutluluk veriyor. İnsanlar benim yaptığım tarifleri alıyorlar. Bakıyorum 10 bin, 20 bin kişi benim yaptığım yemeklerin tarifini kaydetmiş. Bu şekilde Bayburt kültürüne ait yöresel yemekleri gelecek kuşaklara aktarmaya çalışıyorum." diye konuştu. Demirhan, her yöresel yemeğin ayrıca bir hikayesi olduğunu, bunları da yemeği yaparken paylaştığını aktardı. Yemekleri Bayburt'un kültürünü yansıtan Bayburt Üniversitesine ait Bilgi Evi'nde yaptığını sözlerine ekleyen Demirhan, şunları kaydetti: "Bu da bana ayrıca bir motivasyon veriyor. Yemeklere olan ilgimden dolayı gastronomi okumayı düşünüyorum. Daha sonra da kendi yöresel yemek restoranımı açarak insanları bu lezzetlerle buluşturmak istiyorum. 'meteşef' adıyla bir hesabım var ve birçok yöresel yemeği tarifleriyle birlikte orada paylaşıyorum. Bayburt'un yaklaşık 40 çeşit yöresel yemeği var. Köyden köye bile değişen yemekler var."

  • Meyve posalarını katma değere dönüştüren yerli girişimci dış pazarı hedefliyor

    Girişimci Sanem Koçak, meyve posaları, çekirdekleri ve fermantasyon kültürlerini atıksız üretim modeliyle tarım, gıda ve kozmetik sektörlerine kazandırmak amacıyla başlattığı girişiminin ardından Avrupa ve Körfez pazarına girmeyi hedefliyor. Koçak, küçük yaşlarda annesinden gördüğü meyve posalarından sirke üretimini 2019 yılında üniversiteden mezun olduktan sonra yerli girişim modeline dönüştürerek meyve posaları, çekirdekleri, fermantasyon kültürlerini tarım, gıda ve kozmetik sektörlerine kazandıran girişimi hayata geçirdi. Sanem Koçak, bilimsel AR-GE'ye dayalı pazar araştırmalarından sonra 2024'te şirketini kurup ardından KOSGEB'e başvurduğunu ve üretime başladığını söyledi. Koçak, oluşturdukları özel fermantasyon süreçlerinde yüzde 100 katkısız ve probiyotik tabanlı fermente içecekler ve fonksiyonel gıdalar ürettiklerini belirterek, şunları kaydetti: "Probiyotik, prebiyotik açısından zengin doğal fermantasyonla oluşmuş meyvelerin aslında belirli bir ortamda standardı korunarak üretilmesi süreci diyebiliriz buna. Bu gıdaların üretimi ardından da ortaya çıkan yan ürünler oluşuyor. Bunlar meyve posaları, çekirdekleri ve fermantasyon kültürleri oluyor ve bunlardan da atıksız üretim modelimizle sektörlere sürdürülebilir çözümler geliştiriyoruz. Bu aşamada meyve posalarımızdan Türkiye'de biyoteknoloji firmalarına ham madde sağlayabiliyor, aynı zamanda fermantasyon kültürümüz sirke anası ya da kombucha üretiminde oluşan scoby (simbiyotik bakteri ve maya kültürü) gibi bunlardan da kozmetik sektörüne temiz içerikli ham madde geliştiriyoruz." "Projemizi tüm yerli ve milli imkanlarımızı kullanarak ülkemizde geliştirdik" Sanem Koçak, 2024'te KOSGEB desteğiyle üretim tesislerini açmalarının ardından jüri üyeleriyle görüşmeler ve kontrolün ardından Bilgiyi Ticarileştirme Merkezinden (BTM) destek aldıklarını anlatarak, 2026'da AR-GE süreçleriyle TÜBİTAK'a da başvuracaklarını söyledi. İç ve dış pazardaki hedeflerine ulaşarak katma değeri yüksek üretimle ekonomiye katkı sağlamak istediklerine işaret eden Koçak, "Satışlarımız başladı. 2024 yılından bu yana AR-GE sürecinden sonra sirke üretimimizde ortaya çıkan fermantasyon kültürümüz olan sirke anasını atık olmaktan çıkararak patent başvurusunu, tescilini tamamladığımız bir gıda formuna dönüştürdük. Yeni anlaşmalarımızın da sözleşme sürecindeyiz." dedi. Koçak, şöyle devam etti: "Projemizi tüm yerli ve milli imkanlarımızı kullanarak ülkemizde geliştirdik ve geliştirmeye de devam ediyoruz. 2026 sonuyla birlikte yeni hedeflerimiz var. Sağlıklı yaşam bilincini edinmiş probiyotik, prebiyotik alanına yönelen pazarları hedefliyoruz. Kuzey Amerika bölgesi, Körfez bölgesindeki ülkelerde de bu bilinçli tüketime yönelim gitgide artıyor. Ayrıca şu anki pazar araştırmalarımızda Almanya, Hollanda, İskandinav ülkeleri gibi bölgeler mevcut. Burada artık tüketiciler bir ürünün faydasının yanında aslında üreticinin sürdürmüş olduğu faaliyetleri, şeffaflığı, izlenebilirliği de önemsiyorlar ve biz de aslında ülkemizde yapmış olduğumuz faaliyetlerle birlikte geliştirdiğimiz bu döngüsel üretim modeliyle bu pazarlarda yer edinebileceğiz." Fermente gıda pazarının dünyada gelişen pazar olduğuna işaret eden Koçak, "Fonksiyonel gıda pazarı globalde 586 milyar dolar civarında. Fermente gıda pazarı da aslında yıllık çift haneli bir büyüme gösteriyor ve biz de 2026-2029 yılları arasındaki 3 senelik süreçte 3,5 milyon dolarlık bir pazar payını hedefliyoruz. Tabii bu süre zarfında bu çalışmaların yanında döngüsel üretim modelini esas aldığımız için kozmetik sektörü için ham madde geliştirme sürecimiz var. Burada bir noktada kozmetik sektörüne eş zamanlı değiniyoruz." şeklinde konuştu. Sanem Koçak, Türkiye'nin iklim avantajının bulunduğunu ve geleneksel fermantasyon kültürü ile de geniş bir pazara sahip olduğunu anlatarak, bazı sorunlara dikkati çekti. Koçak, şunları kaydetti: "Bunlardan ilki sentetik üretimle fermente ürünlerde üretimin artmış olması ve meyve işleme sektöründe de meyvenin işlenmesi sürecinde ortaya çıkan ham madde oranı yüksek oranda. Bu atık olarak görülen meyve işleme sürecinde oluşan yan ürünler yüksek değerli bir ham madde olarak görülmeli. Bizler bu sorunlardan da yola çıkarak geliştirmiş olduğumuz iş modelimizle birlikte aslında ülkemizde ekonomik ve ekolojik kaybı önleyen bir sistem kuruyoruz." Türk girişimcilere tavsiyelerde bulunan Koçak, "Girişimcilik yolculuğu heyecanlı olduğu kadar bir o kadar zorlu da ve bu yol disiplin ve inanç gerektiriyor, ayrıca bir o kadar da sabır. Bu sebeple öncelikle kendi iş fikirlerine, yollarına inanmış olmaları ve devam etmeleri, sürekliliği sağlamaları gerekiyor. Bu noktada ülkemizde kurum ve kuruluşların desteklerinden faydalanmalarıyla da bence iyi bir noktaya erişeceklerdir." diye konuştu.

Arama Yap

bottom of page