Bu sitede ara
Boş arama ile 1150 sonuç bulundu
- Isparta'da halı dokuma geleneği kadın emeğiyle yeniden canlanıyor
Desenleri, ilmiği, yün ve pamuk kalitesiyle dünya çapında üne sahip el dokuması Isparta halısının eski günlerine dönmesi, çeyizlerde yeniden yerini alması için proje yürütülüyor. "Gül diyarı" olarak bilinen Isparta, halı denilince de akla ilk gelen yerlerden biri. 12. yüzyıldan bu yana varlığı bilinen Isparta halıcılığı, geçmişte binlerce insanın geçim kaynağı oldu. Isparta Belediyesi bünyesindeki Prof. Dr. Turan Yazgan Halı Kilim ve Etnografya Müzesi'nde yürütülen proje kapsamında kadınların dokuduğu halılarla kentin köklü halıcılık geleneğinin yeniden canlandırılması hedefleniyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı (BAKA) tarafından desteklenen Sosyal Gelişmeyi Destekleme Programı (SOGEP) kapsamında hayata geçirilen projede, halı dokuma kültürünün yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılması için çalışma yürütülüyor. Projeyle ev kadınları hem geleneğin yaşatılmasına hem de aile ekonomisine katkı sağlıyor. Müzenin halı üretim sorumlusu İhsan Akkuş, projenin artık sürdürülebilir aşamaya geçtiğini, müzede halı dokuma faaliyetlerinin devam ettiğini söyledi. Akkuş, proje kapsamında istihdam edilen kadınların dokuduğu halılarla kentte kirkit seslerinin yeniden duyulmaya başladığını belirterek, "SOGEP kapsamında yapılan projenin artık sürdürülebilir kısmındayız. Proje kapsamında istihdam ettiğimiz kadınlarımızın dokuduğu halıların kirkit seslerini Isparta'da yeniden duyurmaya başladık." dedi. İplik boyama işlemleri de yapılıyor Merkezde dokunan halıların tüm aşamalarının aynı yerde gerçekleştirildiğine işaret eden Akkuş, "Dokuduğumuz halıların desen tasarımları proje kapsamında merkezimizde hazırlanıyor. Halılar burada dokunuyor. Dokunacak halıların ipliklerinin boyama işlemlerini de kendimiz yapıyoruz." diye konuştu. Akkuş, dokuma sonrası işlemlerin de merkezde tamamlandığını aktardı. Halıların yaklaşık 1 ile 6 metrekare arasında değişen ölçülerde dokunduğunu vurgulayan Akkuş, hazırladıkları halıları festival ve fuarlarda sergilediklerini, Isparta'da halı dokuma kültürünün hala yaşadığını ve bu geleneği geleceğe taşıyacak kişilerin yetiştirildiğini ziyaretçilere gösterdiklerini ifade etti.
- Hassas ameliyatlara saat tamir ederek hazırlanıyor
Ortopedi ve travmatoloji uzmanı Opr. Dr. Ahmet Savran, yıllardır biriktirdiği mekanik kol saatlerinin bakımını yaparak ellerini de hassas ameliyatlara hazırlıyor. İzmir'de oturan 42 yaşındaki Savran, dedesinin hediyesiyle çocuk yaşlarda mekanik kol saatlerine ilgi duymaya başladı. Çocukluk döneminde okul dışında kalan zamanlarında babası Hüseyin Savran'ın Eskişehir'deki marangoz atölyesinde çalışan Savran, haftalığıyla saat satın alıp biriktirdi. Lise yıllarına geldiğinde cerrah olmaya karar veren Savran, 2008'de Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldu. Ahmet Savran, Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesinde ortopedi, İzmir Katip Çelebi Üniversitesinde de el cerrahisi uzmanlığını aldı. Üniversite yıllarında koleksiyonuna kattığı saatleri sökerek bakımlarını yapan Savran, bunun mesleğine olumlu yansıdığını fark etti. Başta uzuv kopmaları ve ortopedi hastalıkları olmak üzere hassas ameliyatlara giren Savran, her operasyon öncesi ellerini güçlendirmek amacıyla saat tamiri yapıyor. Saat bakımında da özel ekipmanla çalışan Savran, ameliyat gözlüğü ve mikroskop kullanıyor. Savran'ın müzayedelere katılarak ya da internetten araştırarak temin ettiği 700 kol saati bulunuyor. "El antrenmanı yapmak gerekiyor" Opr. Dr. Ahmet Savran, koleksiyonunda 1850 yılına ait cep saatinin bulunduğunu, dedesinin kendisine armağan ettiği mekanik kol saatini de hala sakladığını söyledi. Cerrahların mutlaka el antrenmanı yapması gerektiğini anlatan Savran, şunları kaydetti: "Bunun için resim veya geometrik şekiller çizme olabilir. Aslında çok farklı metotlar olabilir ama saat bakımı bu konuda mantıklı bir yöntem çünkü saat hem çalışıyor ve hareket ediyor. Şu anda da el ameliyatını uyanık ve hareket ederek yapabiliyoruz. Orada da saat çalışıyorken bazı şeyleri tamir edebiliyorsunuz. O yüzden bir cerrah için genç ya da yaşlı olması fark etmez. Özellikle yaşlandığımızda el becerisini kaybetme korkumuz var. Bunu yenmenin yollarından bir tanesi bu tür mikro işleri yapmak. Onun dışında en iyi örnek bence saat tamir etmek." Savran, saatlerinin bakımı sırasında tıpkı ameliyattaki gibi cerrah gözlüklerini kullandığını belirtti. Saatlerine bakım yaparken kendisini ameliyathanede gibi hissettiğini dile getiren Savran, şöyle konuştu: "Normalde saatteki o vidaların bir benzerini parmak kemiklerinde kullanıyorum. O yüzden normal birine göre bir mikro cerrahi uzmanı saat tamirinde biraz daha avantajlı diye düşünüyorum çünkü zaten vidalara yabancı değilsiniz. Bu mekanik algıya aşinasınız. Bir yandan da tabii insanda iş farklı. Orada bir canlı var. Burada en fazla saati bozabilirsiniz. Stresi herkes farklı şekillerde atabilir. Bu benim hobim aslında. O tür zamanlarda daha fazla saatlere sarılıyorum." İleride saat müzesi açmak istediğini belirten Savran, "Sonuçta bir Ahmet Savran gelip geçecek. Arkamda bir şey bırakacaksam, Türkiye'de saat sevdasının gelişmesini istiyorum. Saat müzesi düşüncesini olgunlaştırmak için biraz daha zamana ihtiyacım var." dedi.
- Üniversiteli gençler konuk oldukları yaşlıların iftar sofrasını hazırlıyor
Elazığ'da Gençlik ve Spor Bakanlığı yurtlarında kalan üniversite öğrencileri, konuk oldukları yaşlıların evinde iftar sofraları hazırlıyor. Fırat Üniversitesinde okuyan gençler, Gençlik ve Spor Bakanlığının "Yalnız Değilsin Projesi" kapsamında kentte gönüllülük esasıyla çeşitli faaliyetlerde bulunuyor. Harput Kız Öğrenci Yurdu'nda kalan 25 genç de ramazan dolayısıyla yaşlılara sıcak bir aile ortamı sunabilmek için çalışma başlattı. Bu kapsamda market ve semt pazarlarından alışveriş yapıp fırından sıcak pide alan üniversiteliler, önceden belirlenen yaşlıların evine konuk oluyor. İhtiyaç halinde evlerin temizliğini de yapan gençler, aldıkları malzemelerle yemek hazırlıyor. Hazırlanan sofrada birlikte yapılan iftarla yaşlılara ramazan heyecanı yaşatılıyor. "Onların yalnızlığına ortak oluyoruz" İlahiyat Fakültesi 4. sınıf öğrencisi Zeynep Ünal, Adıyaman'dan Elazığ'a eğitim için geldiğini, ramazanda yaşlılarla iftar yapmanın kendileri için anlamlı olduğunu söyledi. Gençlik ve Spor Bakanlığının düzenlediği projelerde aktif olarak yer aldığını ifade eden Ünal, "Proje kapsamında aileleri ziyaret ederek iftar programı düzenliyoruz. Hazırlayacağımız yemekleri belirliyoruz, ardından malzemelerimizi alıp ev sahipleriyle birlikte mutfağa girerek yemeklerimizi pişiriyoruz. Yemekleri yaparken kendi evimizdeymişiz gibi hissediyoruz ve onların yalnızlığına ortak oluyoruz." dedi. Engelli bireyleri de ziyaret ettiklerini belirten Ünal, şöyle devam etti: "Yemeklerimizi hazırladıktan sonra soframızı kuruyor ve birlikte iftar açıyoruz. Bizler de uzakta olduğumuz için ailelerimize özlem duyuyoruz. Bu projelerde yer aldıkça o özlemi de biraz olsun gidermiş oluyoruz. Yaşlılarla birlikte aile sıcaklığında iftar yapıyor, özlemlerimizi paylaşıyoruz. İftardan sonra çay eşliğinde sohbet ediyor, eski günleri yad ediyoruz. Eski ramazanların sıcaklığını yaşamaya çalışıyoruz. Böylece ramazan ayının kıymetini daha iyi anlıyoruz." Spor Bilimleri Fakültesi Spor Yöneticiliği Bölümü 4. sınıf öğrencisi Leyla Kurnaz da projede gönüllü görev aldığının altını çizdi. Bu tür projelerde yer aldığında mutlu olduğunu dile getiren Kurnaz, "Ramazan'ın bereketini birlikte paylaşmak adına böyle güzel bir etkinlikte yer alıyoruz." diye konuştu. "Büyüklerimizin yüzündeki tebessüm bize de büyük mutluluk veriyor" Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Tıbbi Görüntüleme Teknikleri Bölümü öğrencisi Fatma Rica ise ramazanın paylaşma ve dayanışma ayı olduğuna işaret ederek, "Ramazan ayı gönüllere dokunmanın en güzel zamanlarından biri. Büyüklerimizi ziyaret edip, iftar sofralarında bir araya geliyoruz. Burada sadece yemek değil sohbet ve samimiyet de paylaşılıyor. Büyüklerimizin yüzündeki tebessümü görmek bize de büyük mutluluk veriyor." ifadelerini kullandı. "Böyle bir günü yaşadığım için çok mutlu oldum" Engelli eşiyle yaşayan 68 yaşındaki Handan Çetin, gençlerin ziyaretinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Gençlerin ziyaretiyle eski ramazanları hatırladığını vurgulayan Çetin, şunları kaydetti: "Gençler bugün kapımı çaldı, çok sevindim. Onlarla birlikte iftar yaptık. Böyle güzel insanlarla iftar yapmak gerçekten çok güzel. Hep birlikte mutfağa girdik, yemeklerimizi hazırladık ve iftarımızı açtık. Böyle bir günü yaşadığım için çok mutlu oldum. Bizleri unutmayıp evimize geldikleri için hepsine çok teşekkür ediyorum."
- Dedelerden torunlarına "şah mat"
Erzurum'da 15 yıldır satranç oynanan kahvehanede çoğu 50 yaş üstü müdavimler, "Aynı Masada İki Kuşak, Dededen Toruna Şah Mat" etkinliğinde yaşları 11-12 olan ortaokul öğrencilerini ustalıklarını konuşturarak mat etti. Merkez Yakutiye ilçesi Rabia Ana Mahallesi'nde kentin geçmişinden izlerin taşındığı kahvehanede 15 yıldır çoğunluğu 50 yaş üstü müdavimler bir araya gelerek satranç oynuyor. Sabahın erken saatlerinden itibaren aynı çatı altında buluşan satranç tutkunları, dizdikleri taşlarla yılların deneyimi ve ustalıkla rakipleriyle mücadele ediyor. Son günlerde dikkati çeken kahvehanede Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü öncülüğünde "Aynı Masada İki Kuşak, Dededen Toruna Şah Mat" etkinliği düzenlendi. Program kapsamında yarım asrı deviren dedeler ile katıldıkları yarışmalarda derece elde eden 11-12 yaşındaki Sabancı Ortaokulu Satranç Kulübü öğrencileri aynı kahvehanede bir araya gelerek satranç oynadı. Hem yaşlılar hem de gençler için bir ilk olan etkinlik, rakiplerin birbirlerine başarı dilekleri ve tokalaşmalarıyla başladı. Renkli görüntülere sahne olan, keyifli anların yaşandığı etkinlikte kıyasıya mücadele sergilendi. Kuşak farkının sergilendiği programda, birçoğu satrancı çocukluk yıllarında öğrenen usta oyuncular, torunları yaşındaki öğrencileri yenmeyi başardı. Hayatlarında ilk defa yaşıtlarının haricinde gruplarla mücadele eden dede ve torunlar, unutulmaz anlar yaşadı. "Dedeler ve torunlarını bir araya getirerek aynı masada buluşturduk" Kültür ve Turizm İl Müdürü Ahmet Yer, son günlerde basında gündeme gelen kahvehanede 15 yıldır satranç ve dama oynandığını söyledi. Farkındalık oluşturmak istediklerini belirten Yer, "Aynı masada iki kuşağı bir araya getirmek için harekete geçtik. Çayevinde gerçekten çok anlamlı bir etkinlikle dedeler ve torunlarını bir araya getirerek aynı masada buluşturduk." dedi. Yer, etkinliği gerçekleştirirken Erzurum'da ileri seviyede satranç oyunu oynayan gençleri bulmak istediklerini anlatarak, şunları söyledi: "Aynı masada iki kuşağı bir araya getirerek aslında burada heyecanla enerjiyi, sabırla heyecanı ve geçmişle geleceği bir masada buluşturarak güzel bir etkinliği gerçekleştirmiş olduk. Aynı masada gençlerle büyüklerimizi buluşturduk ve gerçekten kıyasıya mücadeleyi gördük. Büyüklerimiz aslında gençlerimizi çok zorlamıyorlar ama gençler de oyunu kazanmak için bayağı asılıyor, hamlelerini çok iyi yapıyor. Bu etkinliği yaparken özellikle kuşaklar arası kültürel değerleri de burada göstermek, yaşatmak ve bir şekilde paylaşmak istedik. Çağımız, teknoloji çağı. Genellikle gençlerimiz telefonları ellerinden düşürmüyor. Böyle bir ortamda, güzel bir atmosferde zeka oyunlarıyla, satrançla, damayla büyüklerimizi ve gençlerimizi bir araya getirerek aslında çok anlamlı bir etkinliği de burada gerçekleştirmiş olduk." Kahvehanenin sahibi Melik Şahin ise 15 yıldır kahvehanede satranç oynandığını anlatarak, "Aslında bugüne kadar böyle gündeme gelmemişti, hep kıyı köşede oyun oynanıyordu. Çok süper bir şey oldu. Aramızda 30 yaş fark var ama birlikte oynuyoruz. Arkadaşımız çok dişli bir rakip, çok da güzel oynuyor. Çok süper bir oyun oynuyoruz." diye konuştu. "İlk defa kendimden büyüklerle satranç oynuyorum" 11 yaşındaki Talha Nesrin, etkinliğin güzel olduğunu anlatarak, "Keyifli bir oyun, tam rakibim gibi. İkimiz de güzel oynuyoruz. Altı yıldır satranç oynuyorum, ilk defa kendimden büyüklerle satranç oynuyorum. Şu anda çok keyifli bir mücadele oluyor. İlk defa böyle kahvehanede oynuyorum, bu benim için bir ilk. O yüzden biraz heyecanlı ve mutluyum." dedi. 12 yaşındaki Gülen Nisa Gölveren ise 2 yıldır satranç oynadığını belirterek, "Burada olmak, dedelerle satranç oynamak beni sevindiriyor. İlk defa bir dedeyle oynuyorum. Müsabaka güzel gidiyor, maalesef yeniliyorum. Yenildiğim için biraz üzülüyorum ve nasıl yenebilirim diye düşünüyorum. Dede beni zorladı." ifadelerini kullandı. "Torunlarımla oynadığım için çok memnun kaldım" 64 yaşındaki Fevzi Deniz, 15 yaşından beri satranç oynadığına değinerek, "17-18 yaşında gençlerle oynadığım oldu. Çocuklarla hiç oynamadım ve burada oynadığım için memnun oldum. 2-1 öndeyim, rakibim yaşına göre iyi, tecrübesi bizim kadar yetmedi. Torunlarımla oynadığım için çok memnun kaldım." diye konuştu. 50 yaşındaki Metin Karataş da 10 yaşından beri satranç oynadığını anlatarak, şunları kaydetti: "Çok güzel oldu, kendimi çok şanslı hissediyorum. Hem çocukken dedemin yaşıtlarıyla oynadım hem de şu anki torunlarımızın yaşında olanlarla oynadım. Güzel bir organizasyon, çok güzel bir şey oldu. Mücadele çok güzel geçti, gerçi 2-0 kazandım ama Zeynep kızımızın maşallahı var, beni bayağı zorladı.''
- Sıfır atık ilhamıyla kurulan fabrikada sera klipsi üretiliyor
Muğla'nın Seydikemer ilçesinde Yasin Otgöz (33), kurduğu fabrikada atık plastiklerden ürettiği klipsleri Türkiye'nin farklı illerine gönderiyor. Karadere Mahallesi'nde yaşayan Ziraat Mühendisi Otgöz, seralarında kullandığı ve farklı illerden temin ettiği plastik klipsleri kendisi üretmeye karar verdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın Sıfır Atık Projesi'nden ilham alan Otgöz, atık plastikleri kullanarak klips üretmek için proje hazırladı. Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB) Yeşil Sanayi Destek Programı desteğiyle geçen yıl fabrikasını kuran Otgöz, atık plastik parçalarından seralarda kullanılan klips üretimine başladı. Yüzde yüz geri dönüşümle çalışan fabrikada üretilen klipsler, Türkiye'nin farklı illerine gönderiliyor.Otgöz, ailesinin 1978'den bu yana Karadere Mahallesi'nde tarımla uğraştığını ve seralarında yıllardır klips kullandıklarını söyledi. "Yüzde yüz geri dönüşüm yapıyoruz" Muğla'da böyle bir işletme ve geri dönüşüm tesisinin bulunmadığını anlatan Otgöz, "Fabrikayı kurduktan sonra bölgemizde pvc atıkları toplayarak geri dönüşüme başladık. Atıkları önce temizledik daha sonra kırma yöntemiyle çapak haline getirdik. Sonrasında da sera klipsleri üretmeye başladık. Yüzde yüz geri dönüşüm yapıyoruz. Burada kullandığımız su bile israf olmuyor. Kullanılan suyun da geri dönüşümünü sağlayıp yine makinalarda kullanıyoruz." dedi. Otgöz, işlemler sırasında herhangi bir gaz ya da su açığa çıkmadığını, bir kirlenmenin söz konusu olmadığını dile getirdi. Çalışmalarında hiçbir şekilde doğaya zarar vermediklerini, amaçlarının da bu olduğunu vurgulayan Otgöz, şöyle konuştu: "Kendimizden ziyade gelecek nesillere güzel bir yatırım için bu işe başladık. Plastiklerin ömrü toprakta 2 bin yıla kadar sürüyor. Biz burada atölyelerden topladığımız pvc atıkları tekrar geri dönüştürerek sera klipslerine çeviriyoruz. Sera klipsinin de ömrü 3-5 yıl sürüyor. Ürettiğimiz malzemeleri de sonra yine kullanıyoruz. Ürettiğimiz malzemelerde de doğaya zarar vermiyoruz." Otgöz, işletmeyi bir makine ile kurduklarını ve sonrasında makine sayısını ikiye çıkardıklarını, ilerleyen yıllarda üretim yaptıkları makine sayısını artırmayı hedeflediklerini ifade etti. Daha önce farklı iller ve firmalardan tedarik ettikleri klipsi, Seydikemer ilçesi Karadere Mahallesi'nde ürettiklerini belirten Otgöz, ürünleri Türkiye'nin dört bir yanına pazarladıklarını ve bunun gururunu yaşadıklarını kaydetti. Fabrikayı ziyaret eden Seydikemer Kaymakamı Mustafa Dilekli ise seralarda kullanılan klipslerin ilçede genç bir girişimci tarafından üretilmesinin gurur verici olduğunu söyledi. Yasin Otgöz gibi genç girişimcilere destek olmaya devam edeceklerini aktaran Dilekli, "Genç girişimciler eliyle ilçemizin ekonomik tarımsal ve diğer alanlarda kalkınmasını temenni ediyoruz. Burada kullanılan malzemeler girdisinden çıktısına kadar atıklardan elde ediliyor. Sıfır Atık projesine de örnek bir işletme olarak klips fabrikamızı önereceğiz." sözlerini sarf etti. Dilekli, projenin sıfır atık ödülü alarak ilçedeki yatırımcılara örnek teşkil etmesi temennisinde bulundu.
- 6 yaşındaki Mavi, “Dostum” kitabıyla çocuk edebiyatına adım attı
Ankara’da yaşayan 6 yaşındaki Mavi, henüz oyun çağındayken yazarlık dünyasına adım atarak dikkat çeken bir başarı hikayesine imza attı. Anneannesine “Dostum” diye hitap etmesinden ilhamla kaleme aldığı “Dostum” adlı kitabı, çocukların hayal gücünün ve doğru şekilde dinlenildiğinde ortaya çıkabilecek potansiyelin güçlü bir örneği oldu. Mavi’nin yazarlık yolculuğu, annesi Betül Boz ile her gece yatmadan önce yaptıkları hikâye kurma alışkanlığıyla başladı. Bir gece yeni bir hikâye bulamayan Mavi’ye annesinin “O zaman kendini anlat” demesi, küçük yazarın ilk kitabının temelini oluşturdu. Böylece Mavi’nin iç dünyasından çıkan hikâye, profesyonel bir çizerin katkısıyla resimlenerek matbaada basıldı ve kitap haline geldi. Kitabın ismi ise Mavi’nin anneannesiyle kurduğu özel bağdan doğdu. Konuşmaya başladığı ilk günden bu yana anneannesine “Dostum” diye seslenen Mavi, bu sıcak ve samimi hitabı kitabına da taşıdı. “Dostum”, bir çocuğun sevgi, güven ve hayal gücüyle şekillenen dünyasını yansıtan özel bir eser olarak öne çıktı. Mavi’nin annesi Betül Boz ise oğlunun bu başarısının arkasında çocukları gerçekten dinlemenin yattığını vurguladı. Uzun yıllar yayıncılık sektöründe çalışan ve şu anda kendi matbaasını işleten Boz, “Bir çocuğun anlattıklarını ciddiye almak, onun özgüvenine yapılmış en büyük yatırımdır. Özgüven alkışla değil, sessizce dinlenen anlarda büyür. Evde duyulan o ses, hayatta asla kaybolmaz.” sözleriyle ailelerin çocuklarına kulak vermesinin önemine dikkat çekti. Küçük yaşına rağmen önemli bir başarı elde eden Mavi, geçtiğimiz günlerde Ankara’da düzenlenen CEZİ Çocuk Edebiyatı Zirvesi’ne katılarak kitabını tanıtma fırsatı da buldu. Mavi ve annesi, “Dostum” kitabının yalnızca bir çocukluk anısı olarak kalmamasını, aynı zamanda ebeveynlere çocuklarını gerçekten duymanın ne kadar kıymetli olduğunu hatırlatmasını istiyor. Henüz 6 yaşında kaleme aldığı kitabıyla dikkatleri üzerine çeken Mavi, çocuk edebiyatı dünyasında umut veren bir örnek olarak gösteriliyor. “Dostum”un, hem çocukların hem de yetişkinlerin kalbine dokunacak sıcak bir hikâye olarak geniş kitlelere ulaşması bekleniyor.
- Lise öğrencileri madenlerde gaz kaynaklı risklerin tespiti için yapay zekalı sistem tasarladı
Manisa'da lise öğrencileri, yer altı madenlerinde tehlikeli gazlara bağlı riskleri önceden belirlemek amacıyla sistem tasarladı. Salihli Gençlik Merkezinin bilimsel çalışmalarında yer alan farklı okullardan lise öğrencileri Yiğit Efe Erdoğmuş, Ahmet Altuğ Çolak ve Emir Gündoğan, yer altı madenlerinde kaza risklerini azaltmak için 2025 yılında proje hazırlamaya karar verdi. Tasarımlarında drondan faydalanan ekip, bu cihazın üzerine lidar (ışık algılama ve mesafe ölçümü) ve gaz sensörleri yerleştirdi. Lidar sensörüyle mekanların 3 boyutlu haritasını çıkarabilen öğrenciler, dronun dört farklı noktasına konumlandırılan gaz sensörleri sayesinde de zararlı gazların yoğunluğunun tespitini ve konumlarının harita üzerine işaretlenmesini sağladı. Liseliler, elde edilen verileri yapay zeka ile analiz ederek gazların zamana bağlı değişimi ve olası riskleri değerlendirdi. Öğrencilerin projesi TÜBİTAK 57. Lise Öğrencileri Araştırma Projeleri İzmir Bölge Yarışması Sergisi'nde görücüye çıktı. Yarışmanın Doğal Afetler ve Afet Yönetimi kategorisinde bölge birincisi olan proje, Türkiye finallerine katılmaya hak kazandı. "Patent başvurusunu yaptık" Takımın danışmanı bilişim teknolojileri öğretmeni Ertuğ Gözaydın, AA muhabirine takımındaki öğrencilerle ortaokul yıllarından bu yana birlikte çalıştıklarını ve lise döneminde de Salihli Gençlik Merkezi atölyelerinde projeler yürüttüklerini söyledi. TÜBİTAK yarışması kapsamında yer altı madenlerinde gaz kaynaklı patlamalara yönelik araştırma yapmaya karar verdiklerini aktaran Gözaydın, geliştirdikleri sistemi farklı ortamlarda denediklerini ve yüzde 92 gibi yüksek doğruluk oranları elde ettiklerini belirtti. Gözaydın, bu alanda aynı disiplinle yapılmış bir çalışmaya rastlamadıklarını anlatarak, "Patent başvurumuzu da yarışma başlamadan önce yaptık." dedi. "Kazaları önlemeyi amaçladık" Öğrencilerden Yiğit Efe Erdoğmuş, 12 yıl önceki Soma maden faciasının hala hafızalarında olduğunu belirtti. "İnsansız hava araçlarını madenlerde nasıl faydalı bir şekilde kullanabiliriz?" sorusundan yola çıktıklarını dile getiren Erdoğmuş, "Projemizle madenlerdeki kazaları önlemeyi, riski erken tespit etmeyi amaçladık." diye konuştu. Ahmet Altuğ Çolak da madenlerde biriken zararlı gazları önceden tespit ederek can kayıplarının önüne geçmek istediklerini anlattı. Lidar sensörüyle mekanların 3 boyutlu haritasını çıkardıklarını, geliştirdikleri algoritmalar sayesinde dronun rotasını oluşturduklarını belirten Çolak, sözlerini şöyle sürdürdü: "Gaz sensörlerimiz sayesinde dronun dört bir yanından gaz algılama yapıyoruz ve bu oluşturduğumuz üç boyutlu haritaya bu gaz verilerini işliyoruz." Emir Gündoğan ise mevcut çözümlerin sadece belli bir katmanda algılama yapabildiğini kaydederek, "Bizim yapay zekamızın tüm katmanları analiz etmesini istedik. Hem haritalama verileri hem gazların zamana göre değişimini analiz etmekte. Bu sayede diğer algılama sistemlerinin yetişemediği doğruluk oranına yetiştik." ifadesini kullandı.
- Eşine Yardım Ederek Mobilya İmalatında Ustalaşan Girişimcinin Başarı Hikayesi
Burdur'un Bucak ilçesinde yaşayan Yasemin Aktaş, eşine yardımcı olmak için başladığı mobilya imalatında ustalaşarak kendi atölyesini kurdu. Bilgisayar Teknolojileri Bölümü mezunu Aktaş, evlendikten sonra aile ekonomisine katkı sağlamak amacıyla dolap imalatçısı eşine yardım etmeye başladı. Aktaş, ilk başta dolap çekmecelerinin arkasını çivileyerek işi öğrenmeye çalıştı. Daha sonra inşaatlara gitmeye başlayan Aktaş, eşinin yaptıklarını izleyerek ve ona yardım ederek işi öğrendi ve evinin yanında kendi atölyesini kurdu. 6 yıldır kendi işini yapan Aktaş, mutfak dolabı, vestiyer, yüklük, genç odası ve çalışma masası gibi mobilyalar üretiyor. Yasemin Aktaş, evlendikten sonra dolap imalatı yapan eşine yardımcı olmaya çalıştığını söyledi. Eşinin desteğiyle mobilya üretiminde belirli bir seviyeye geldikten sonra kendi atölyesini kurmaya karar verdiğini anlatan Aktaş, "Bazı el aletlerim var. Onlarla birlikte sektörde üretmeye çalışıyorum. Şu an müşterilerim 'Sen gel, fikir konusunda daha çok destek oluyorsun.' diyorlar. Eşim de bana çok destek oluyor. Sabırlı bir şekilde bana bilmediğim noktaları öğretti." diye konuştu. Aktaş, "Girdiğim ortamlarda hiç kadın olmuyor. Çekinerek, tedirgin olarak gidiyorsun ortama ama müşterinin kafasında çizdiği resmi gerçekleştirdiğimde o mutluluğu görmek çok güzel." ifadesini kullandı.
- Melikgazi Belediye Başkanı ve hayırseverlerin aldığı biyonik kollarla hayata tutundu
Kayseri'de 5 yıl önce hamur yoğurma makinesine kaptırdığı iki kolunu da kaybeden Sevim Nur Türkmen, Melikgazi Belediye Başkanı Mustafa Palancıoğlu ve hayırseverlerin desteğiyle kavuştuğu biyonik kol proteziyle hayatını sürdürüyor. Ahi Evran Üniversitesi Yönetim Bilişim Sistemleri Bölümü'nde okuduğu sırada 2021'de ailesine destek olmak ve okul harçlığını çıkarmak amacıyla mantı üretim tesisinde çalışan 25 yaşındaki Türkmen, iki kolunu da dirsek üzerinden hamur yoğurma makinesine kaptırdı. Kollarını kaybettikten sonra zor günler yaşayan Türkmen'in arkadaşları, Belediye Başkanı Palancıoğlu'na ulaşarak protez kollar için yardım istedi. Palancıoğlu'nun kısa sürede hayırseverlerin de desteğiyle biyonik kollarına kavuşturduğu Türkmen, önce belediyede işe başladı, daha sonra tekvando sporunda ulusal ve uluslararası şampiyonluklar elde etti. Sevim Nur Türkmen, kollarını kaybettikten sonra zor bir süreçten geçtiğini söyledi. Kazadan sonra uzun süren bir tedavi süreci yaşadığını anlatan Türkmen, kendini toparladıktan hemen sonra protez kolları araştırmaya başladığını dile getirdi. Hiçbir zaman hayattan kopmak istemediğini belirten Türkmen, şöyle konuştu: "Süreçte araştırma yapmaya başladık. Biyonik kolları bulduk. Daha sonra nasıl yapabiliriz, nasıl almamız gerekiyor diye araştırmaya devam ederken, bir arkadaşım ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformu hesabından Mustafa Başkan'a ulaşıyor. Onlar da beni aradı. Benimle çok samimi konuştu, mutlu olmuştum. Daha sonra eve ziyarete geldiler ve protezler konusunda fikir alışverişi yaptık. Ankara'da bir yer bulduk. Süreç hızlı ilerledi ve 5 ay gibi bir sürede biyonik kollarıma kavuştum. Tabii bu süreç içerisinde Ankara'ya gittik ve eğitim aldık." Türkmen, biyonik kollarına kavuştuktan sonra bir süre zorlandığını ancak daha sonra bunu bir parçası gibi hissettiğini anlattı. Biyonik kollarla adeta hayatın yeniden başladığını vurgulayan Türkmen, şöyle devam etti: "Başkanım okulu bitirdikten sonra 'İşe alacağım.' diye söz vermişti. O zaman okulu bitirmek için daha çok hırslandım. Daha sonra Başkanım okulu bitirdiğimi öğrenince 'Gel işe başla.' dedi. Öylelikle çalışmaya başladım ve 3 senedir belediyedeyim. Hocalarım da internet üzerinden görüp iletişime geçti. İlk Türkiye şampiyonası Konya'da yapılmıştı ve orada birincilik madalyası aldım. Daha sonra İstanbul'da 2 uluslararası maç yapıldı ve orada da birinci oldum. Sonra yine Türkiye şampiyonasına katıldık ve madalyayla döndüm. Benim kazadan önce diğer insanlar gibi kollarım vardı. Kollarımı kaybettikten sonra arada tabii ümitsizliğe düştüğüm zamanlar oldu ama mücadeleden hiçbir zaman vazgeçmedim. Sonradan engelli olan herkes vazgeçmeyip pes etmediği sürece her şeyi başarabilir." Türkmen, şu anda İstanbul Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nde uzaktan Grafik Tasarım Bölümü'nü okuduğunu kaydetti. "İskender yerken babasının attığı videoya çok mutlu olmuştum" Melikgazi Belediye Başkanı Palancıoğlu da Türkmen'in hayata olan tutkusunun insanlara örnek olması gerektiğini söyledi. Türkmen'in durumunu öğrenir öğrenmez harekete geçtiğini, hemen ev ziyareti yaparak gerekli girişimlerde bulunduğunu dile getiren Palancıoğlu, "Ankara'da biyonik kol ithal eden firmayı bulmuş. Hayırseverlerimizle irtibata geçtik. Bir hayırseverimiz 'Sağ kolunu alayım, sponsor olayım.' dedi. Sol koluna da biz diğer hayırseverlerle destek olalım dedik. Asıl mesele kolları almak değil, bu biyonik kolların Sevim Nur'a adapte olup olamayacağı, çalışıp çalışmayacağıydı. Onunla ilgili ailece Ankara'ya gittiler, ölçüleri alındı, testleri yapıldı ve kollar sipariş verildi. Testlerden sonra iskender yerken babasının attığı videoya çok mutlu olmuştum." ifadelerini kullandı. Başkan Palancıoğlu, Türkmen'i belediyede işe aldıklarını ve şu an Sosyal Hizmetler Bölümü'nde çalıştığını belirtti. Türkmen'in birçok alanda başarılı işler yaptığını anlatan Palancıoğlu, "Sevim Nur bütün engelleri aşarak ilerliyor. Şu anda hem belediyemizde çalışıyor de hem tekvandoda ve savunma sporlarında devam ediyor. Güzel başarılar alıyor. Aynı zamanda sosyal medya hesabı üzerinden kıyafet tanıtımı yapıyor. Sonradan engelli olan bireylerin Sevim Nur'u örnek alması, hayata tutunması, ailesiyle birçok başarıya ulaşması mümkün. Sevim Nur'u tebrik ediyorum." şeklinde konuştu. Palancıoğlu, Almanya'dan gelen 2 kolun toplam maliyetinin 150 bin avro olduğunu sözlerine ekledi.
- Diyarbakır'da kadınlar 3 bin yıllık Zerzevan Kalesi'nde tarihin izini sürüyor
Diyarbakır'da Roma İmparatorluğu döneminde "askeri yerleşim" olarak kullanılan 3 bin yıllık Zerzevan Kalesi'nde yürütülen arkeolojik kazılara yörede yaşayan 35 kadın da destek veriyor. Çınar ilçesine 13 kilometre uzaklıktaki Demirölçek Mahallesi yakınlarında, 124 metre yükseklikteki kayalık tepede bulunan ve askeri yerleşimde dünyada bulunan son Mithras Tapınağı'nın ortaya çıkarıldığı kale, bilimsel kazılarla tarihe ışık tutuyor. UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi'ne 2020 yılında dahil edilen, kentin önemli turizm değerlerinden olan kalede bir yandan arkeolojik kazılar sürerken diğer yandan yerli ve yabancı ziyaretçiler ağırlanıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Valilik, Çınar Kaymakamlığı, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, Diyarbakır Müzesi Müdürlüğü, Dicle Üniversitesi, Karacadağ Kalkınma Ajansı, GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Türkiye İş Kurumu (İŞKUR), Safir Tuz'un katkılarıyla 2014 yılında başlatılan kazılar yıl boyu devam ediyor. Kale ve çevresindeki 1000 dönüm alanda bugüne kadar 15 metre yüksekliğinde ve 1200 metre uzunluğunda sur kalıntısı, 21 metre yüksekliğinde gözetleme ve savunma kulesi, kilise, yönetim binası, tahıl ve silah depoları, kaya mezarları, su kanalları ile 63 su sarnıcı, yer altı kilisesi, 400 kişilik yer altı sığınağı, konutlar ve gizli geçitler, milattan sonra 4. yüzyılda Hristiyanlığın benimsenmesiyle önemini kaybeden, dönemin Mithras dinine ait yer altı tapınağı ve Mithras Tapınağı'na gizli dini tören ve ayinler için gelen davetlilerin konakladığı alan ile birçok esere ulaşıldı. Arkeolojik kazılarla geçmişe ışık tutan tarihi kalenin gelecek kuşaklara aktarılması için başlatılan kapsamlı restorasyon da sürüyor. Hem tarihin izini sürüyor hem de aile bütçesine katkı sunuyorlar Çınar Kaymakamlığınca hazırlanan, İŞKUR'un "İşgücü Uyum Programı" kapsamında hayata geçirilen proje ile kırsal Demirölçek ve Aşağıkonak mahallelerinde yaşayan 35 kadın, 6 ay boyunca tarihi kalede yürütülen arkeolojik kazılarda görev alıyor. Aldıkları eğitimin ardından haftanın 3 günü arkeolojik kazıları yürüten uzman ekibin çalışmalarına destek veren kadınlar, kazançlarıyla da aile bütçesine katkı sunuyor. "Projemiz sahada kadın istihdamını artırmaya yöneliktir" Tarihi kalede kazı çalışmalarıyla ilgili incelemelerde bulunan Çınar Kaymakamı Zikrullah Erdoğan, Zerzevan Kalesi'nde kadınların tarihi ve kültürel mirası ortaya çıkardıklarını söyledi. Erdoğan, çalışmalara katılan 35 kadının kalenin yakınındaki iki mahallede yaşadıklarını ifade ederek, "Projemiz, ocak ayında 'İşgücü Uyum Programı' kapsamında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Diyarbakır Valimiz Murat Zorluoğlu'nun destekleriyle sahada kadın istihdamını artırmaya yöneliktir. 3 bin yıllık Zerzevan Kalesi'nde kadının etkisini tekrar gün yüzüne çıkarmak, onları iş gücüne, hayata, topluma kazandırmak, kimseye muhtaç olmamaları adına projede kadınların yer almasını istedik. Kadınlar sahada çalışıyor, mutlular ve projenin de devam etmesini istiyorlar. Şimdilik 6 aylık bir proje ve haziran ayı itibarıyla projenin devam etmesi için görüşme yapacağız." bilgisini paylaştı. Kaledeki kazı çalışmalarında yer alan kadınların kazanç da elde etmenin mutluluğunu yaşadığını belirten Erdoğan, bu memnuniyetin sürmesi için ellerinden gelen çabayı göstereceklerini söyledi. Erdoğan, "Kadınlar mutluysa biz de mutluyuz. Bir işe kadın eli değdiyse daha marifetli ve zerafetli olur. O zerafeti yaratmak adına kadınları el üstünde tutuyoruz. Haftanın 3 günü tarihe ışık tutmak noktasında ellerinde malaları, kazmaları, kürekleri ile çalışıyorlar. Roma'nın sınır garnizon noktasında onlar da tarihe bir lamba yakıyor." diye konuştu. "Tarihi kadınların eliyle ortaya çıkarmak önemli" Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Aytaç Coşkun ise Zerzevan Kalesi'nde kazı çalışmalarının 2014'ten bu yana aralıksız devam ettiğini belirtti. Kültür ve Turizm Bakanlığının "Geleceğe Miras Projesi" kapsamında kazı ve restorasyon çalışmalarının 12 ay boyunca yapıldığını ifade eden Coşkun, şunları kaydetti: "Bu yıl ilk kez 35 kadınla tarihi yeniden ortaya çıkarıyoruz. Kazılara ilişkin kadınlara eğitim verdik. Eğitimlerin ardından kazıya başladılar. Tarihi kadınların eliyle ortaya çıkarmak önemli. Kale, kadın istihdamı açısından önem kazandı. Kadınlar kaledeki konut yapılarında çalışıyor. Zerzevan Kalesi için konutlar oldukça önemli ve kadın elinin değmesi gerekiyordu. Askerler ve siviller yaşadığı için en çok bulgunun ortaya çıktığı yerlerdir. Birçok soru işaretine cevap alınacak alan. Bunların kadın eliyle ortaya çıkarılması kazı açısından önemli." Kaleye yoğun bir ziyaretçi akını olduğunu dile getiren Coşkun, geçen yıl 400 bin kişinin ziyaret ettiği kaleye bu yıl 700 bin ziyaretçi beklediklerini söyledi. Coşkun, UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi'nde yer alan kalenin asıl listeye girmesi için çalışmaların devam ettiğini kaydetti. "Tarihi dokuya sahip çıkmak çok güzel bir duygu" Kaledeki kazılara katılan kadınlardan Helin Alan, yaşadığı mahalleden kaleyi hep gördüğünü, bir gün burada çalışacağını hiç düşünmediğini belirtti. Alan, "Arada gezmek için kaleye geliyordum, ilgimi çekiyordu. Artık haftanın 3 günü kalede çalışıyorum. Burada çalışarak kazanç da sağlıyoruz. Haftanın 4 günü de YKS'ye hazırlanıyorum. Arkeoloji bölümünde okumak istiyorum. Tarihi dokuya sahip çıkmak çok güzel bir duygu. Kadın olarak kalede çalışmak ve ayaklarımın üzerinde durmak gurur verici. Aileme de destek oluyorum. Zerzevan Kalesi'nde çalışarak aileme destek olmanın mutluluğunu yaşıyorum." dedi. Eylem Ata ise tarihi bir kalede çalışma imkanı bulduğu için heyecan duyduğunu anlatarak, "Daha önce herhangi bir işte çalışmadım. Mahallemizde bulunan kalede çalışmak mutluluk ve heyecan veriyor." ifadelerini kullandı.
- Torunu sayesinde 70 yaşında okuma yazma öğreniyor
Erzurum'da 70 yaşındaki Perizade Sürmeli, okulda öğrendiklerini kendisine anlatan birinci sınıf öğrencisi torunu Ecrin Ada sayesinde harfleri tanımaya ve kelimeleri okumaya başladı. Erzurum'un Karayazı ilçesinde yaşayan 70 yaşındaki Perizade Sürmeli, ilkokul birinci sınıf öğrencisi torunu Ecrin Ada Sürmeli'nin okulda öğrendiklerini evde kendisine anlatması sayesinde okuma yazma öğreniyor. Karayazı ilçesine bağlı Karaağıl Mahallesi’nde yaşayan 6 yaşındaki Ecrin Ada Sürmeli, gündüz okulda öğrendiği okuma yazma alıştırmalarını akşam saatlerinde babaannesiyle paylaşıyor. Torununun anlattıklarını dikkatle dinleyen ve birlikte tekrar yapan 70 yaşındaki Perizade Sürmeli, kısa sürede harfleri tanımaya ve kelimeleri okumaya başladı. Okulda öğrenci olan Ecrin Ada, evde ise babaannesine adeta öğretmen gibi ders veriyor. Birlikte ödev yapan ikili, zaman zaman eğlenceli anlar yaşıyor. Ailesi ise torununun desteğiyle okuma yazma öğrenmeye başlayan babaanneyi ilgiyle takip ediyor. "Ödevleri birlikte yapıyoruz" Babaanne Perizade Sürmeli, okula hiç gitmediği için okuma yazmayı öğrenemediğini söyledi. Torunu sayesinde okuma yazma eğitimi aldığını ifade eden Sürmeli, "Ada, okuma yazmayı yeni öğreniyor ve öğrendiklerini bana anlatıyor. İkimiz birlikte öğreniyoruz, ödevleri birlikte yapıyoruz. Ada sayesinde okuma yazma öğreniyorum. Ada sürekli bana kızıyor. 'Nene, böyle olmadı, güzel oku, niye böyle okuyorsun?' diyor. Bazen de 'Bundan sonra sana göstermeyeceğim' diyor. Ada kızıp gidiyor, ben de ona yalvarıyorum. Sonra tekrar gelip öğretiyor." dedi. "Okuma yazma bilmeyen annem, Ada sayesinde öğrenmeye başladı" Karayazı İlçe Milli Eğitim Müdürü olan baba Ercan Sürmeli ise Ada'nın okulda öğrendiklerini babaannesine anlattığını belirtti. Babaanne ile torun arasındaki eğitim hikayesini anlatan Sürmeli, şöyle konuştu: "Bir gün Ada okuldan geldikten sonra ninesini yanına çağırdı ve 'Nine, öğrendiklerimi sana anlatayım' dedi. Ardından harfleri teker teker anneme anlatmaya başladı. Zamanla hiç okuma yazması olmayan annem okumayı öğrenmeye başladı. Ada ile okuyor, sayıları öğreniyor. Okuma yazma bilmeyen annem, Ada sayesinde öğrenmeye başladı. Ada'nın öz güveni de arttı, kendini öğretmen yerine koydu. Annem zamanla okumayı öğrenince Ada onu ödüllendirmeye başladı. 'Aferin, güzel okuyorsun' diyor. Annem okuyamayınca ise öğretmen edasıyla 'olmuyor, yapamıyorsun, bir daha çalış' gibi ifadeler kullanıyor. Ada sayesinde annem yavaş yavaş okumaya geçti." Öğretmen olmak istiyor Ecrin Ada da okulda öğrendiklerini babaannesiyle paylaştığını anlatarak, "Sabah okula gidiyorum, okuma yazma öğreniyorum. Okulda öğrendiklerimi nineme anlatıyorum. Ninem bu sayede okuma yazma öğreniyor. Öğretmen olmak istiyorum." diye konuştu.
- Denizli'de kadın girişimci devlet desteğiyle hayal ettiği çiftliği kurdu
Denizli'nin Tavas ilçesinde, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) 2025 yılı desteğiyle 38 inek alıp süt üretim tesisi kuran kadın girişimci, hayalini gerçeğe dönüştürmenin mutluluğunu yaşıyor. İlçe merkezine 36 kilometre uzaklıktaki Balkıca Mahallesi'nde eşi Remzi Önüt ile yaşayan 3 çocuk annesi 38 yaşındaki Birselin Önüt, 2019'da süt üretimi için 5 inek satın aldı. Evinin yanındaki ahırda ineklerini besleyen Önüt, çevresindeki olumsuz söylemlere rağmen çiftlik kurma hayalinden vazgeçmedi. Birselin Önüt, eşinden de aldığı güçle büyükbaş yetiştiriciliği ve süt üretim tesisi için proje hazırlayarak 2024'te TKDK'ye başvurdu. Projesine 5 milyon 800 bin lira destek sağlanan Önüt, geçen yıl yaklaşık 4 bin metrekare alanda kurduğu modern süt üretme çiftliğiyle hayalini gerçeğe dönüştürdü. Çiftlikte yem karma ve dağıtma makinesi, son teknoloji sağım sistemi, soğutma tankı, köpük üretim makinesi, gübre sıyırıcı, pompası ve karıştırıcısı bulunuyor. Ayda yaklaşık 15 bin litre süt üretimi gerçekleştiren Önüt, hayvancılığa küçük adımlarla başladığını söyledi. Başlangıçta zorlandığını ancak vazgeçmediğini dile getiren Önüt, "5 hayvanla başladık. Sonra büyütme kararı aldık. TKDK'nin böyle bir yardımını duyduk. Gittik başvurduk, kabul oldu dilekçemiz. Buraya 8 milyonluk bir yatırım yaptık, yüzde 70 hibe aldım. Çok memnunum böyle. Hayvanları çok seviyorum zaten. Daha da büyütmeyi istiyorum inşallah. Şu anlık günlük 500 litre oluyor. Doğumdan sonra inşallah artacak nasip olursa. Hedefimiz günlük 1 ton." dedi. Önüt, bu işe başlarken çevresinden olumsuz tepkiler aldığını buna rağmen vazgeçmediğini ifade etti. Kadınların üretimde daha fazla yer alması gerektiğini vurgulayan Önüt, şöyle devam etti: "Dışarıdan işletmemi görüp gelenler oluyor. 'Nasıl yaptınız, nasıl başladınız bu işe?' diye. Biz hemen zaten TKDK'ye yönlendiriyoruz. Gelip zaten çok beğeniyorlar. Gelen çok ziyaretçimiz oldu, sağ olsunlar. Tavsiye ediyoruz, hiç korkmadan gidebilirler. 'Bu yapılmaz, nasıl olur?' diye çok düşündük ama hiç korkulacak bir şey yokmuş, gayet de güzel oldu. Bir kadın isterse, gerçekten hayalini kurarsa gerçekten yapamayacağı bir şey yok. Arkasında eşi de destekçiyse. Eşimle birlikte başardığımıza inanıyorum. Güzel oldu."











