Search this site
Boş arama ile 1096 sonuç bulundu
- Oğlunun düztabanlık probleminden yola çıkarak geliştirdiği medikal ürünün patentini aldı
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Antrenörlük Eğitimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mahmut Açak, oğlunun düztabanlık probleminden yola çıkarak geliştirdiği "yüksekliği ayarlanabilir medikal tabanlığın" patentini aldı. Mahmut Açak'ın oğlunun bacağında "kordon bağı ayak bölgesine sarılı olarak doğduğu" için incelme olduğu tespit edildi. İlerleyen yıllarda düztabanlık teşhisi konulan çocuğuna uygun tabanlıklı ayakkabılar alan Prof. Dr. Mahmut Açak, ayakta şekillenme olmayınca çocuğunun koşamadığını ve bu nedenle de kilo almaya başladığını fark etti. Açak, daha sonra yaptığı çalışmalarla yüksekliği ayarlanabilir medikal tabanlık geliştirdi. Oğlu ve düztabanlık sorunu yaşayan birçok kişiye bu tabanlıkları kullandıran ve olumlu sonuç alan Prof. Dr. Açak, geliştirdiği tabanlığın patentini aldı. İlk etapta proje ve patent için üretim yapan Açak, ilerleyen zamanlarda seri üretimle düztabanlara fayda sağlamayı amaçlıyor. Prof. Dr. Mahmut Açak, kendi çocuğunun sorunuyla başlayan süreçte tüm düztabanlara çare olabilecek duruma geldiklerini söyledi. Oğluyla ilgili süreci anlatan Açak, koşu antrenmanlarında bacaklarında sürekli ağrı oluştuğunu kaydetti. Bunun üzerine o dönem gittikleri doktorun oğlunun ileri seviyede düztaban olduğunu, koşma yerine yüzmeyi önerdiğini dile getiren Açak, bu duruma çocuğunun üzüldüğünü söyledi. Açak, değişik federasyonlarda, milli takımlarda sporcu sağlığı alanında görev aldığını dile getirerek, "Oğlum için bir şeyler yapabileceğime kanaat getirdim. Mevcut tabanlıkları incelediğimde tüm tabanlıkların 18 milim yüksekliğinde olduğunu, ebatlarının numaraya göre farklılık gösterdiğini ancak yüksekliklerinin 18 milimin üstüne çıkmadığını gördüm." dedi. Çocuğuna arkadan bakıldığında aşil tendonunun gözle görülür şekilde içe doğru eğik olduğu belirten Mahmut Açak, şöyle devam etti: "Çocuğumun ayağı yere 90 derece dik gelinceye kadar, aşil tendonunu orta bölümüne bir yükseltme yaptım. Çocuğumun bir ayağının 24 milimetrelik, diğerinin 28 milimetrelik bir tabanlığa ihtiyacı olduğunu gördüm. Buna uygun tabanlıklar yaptım. Birini evde, birini dışarıda ve birini de spor yaparken giydiği ayakkabısına yerleştirdim. Çocuğum yürüme, koşma ve spor yaparken ağrı duymadı ve aşil tendonu açısında düzelme oldu. Bunun üzerine üniversitemin Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Birimi'nden proje yaparak daha fazla kişi üzerinde denedim. Onlarda da iyileşme olması, tabanlık kullananların hiçbir sıkıntı çekmediğini görünce bunun patentine müracaat ettim, süreç sonunda patentini aldım." Açak, tabanlığın kullanımına ilişkin de bilgi vererek, "Mekanizmayı yere 90 derece dik gelecek şekilde yerleştiriyoruz. Ayarlamayı yapabileceğimiz bir vida ile ayağın alt bölgesinden ölçülendirmeyi yapıyoruz." diye konuştu. "Hareketli çocuklarda düztabanlık olasılığı daha az" Prof. Dr. Açak, okullarda erken tanı için taramalar yaptığını belirterek, "Çanakkale'de son 2 yılda 4-14 yaş arası 10 binden fazla çocuğa tarama yaparak düztabanlık problemi olan çocukların ailelerini, okul öğretmenlerini bilgilendirdim. Bu ölçümleri 'podoskop' denilen anında görüntü sağlayan ve ABD'den getirilen cihazla yaptım." diye konuştu. Ayağın 14 yaşına kadar yüzde 82-86 oranında şekillendiğini anlatan Açak, şunları kaydetti: "Ancak ayak tabanındaki ark bölümünün 6 yaşa kadar hızlı geliştiği bundan sonra çok az geliştiği tespit edilmiştir. Bu durum bize okul öncesindeki hareketliliğin ayak ark bölümünün şekillenmesinde çok önemli olduğunu göstermektedir. Bu bulguyu destekleyecek olursam üniversitemiz bünyesinde bulunan Dardanos Uygulama Oteli'ne Rusya'dan gelen 8-14 yaş çocukların ayak taramasında hiçbir çocuğun düztaban olmadığını gördüm. İlgili kişiye sorduğumda Rusya'da okul öncesi her çocuğun cimnastik, yüzme, bale gibi etkinliklere katıldığı ifade edilmişti. Bizler de canımız kadar sevdiğimiz çocuklarımızla unutulmaya yüz tutmuş eski sokak oyunlarını oynayabiliriz. Okul öncesi yaşta olup az aktivite yapan çocuklarda esnek düztaban görülme oranının çok yüksek olduğunu söyleyebilirim. Fazla hareketli ve aktif olan çocukların ayak ölçümlerinde düztaban olma olasılığı yok denecek kadar azdır." Prof. Dr. Mahmut Açak, ayrıca bu süreçte birçok sporcu ölçümleri yaptığını ve sağlıklı güreş ayakkabısı tasarımı yaparak patent başvurusunda bulunduğunu sözlerine ekledi.
- Bir yılda iki kanseri yenen kadın, çini ve seramik atölyesiyle hayata tutundu
Muş'ta bir yılda iki kanseri yenen 39 yaşındaki Hilal Ümit, hayalini kurduğu çini ve seramik atölyesini açarak yeniden hayata tutundu. Muş Alparslan Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu El Sanatları Bölümü Mimari Dekoratif Sanatlar Programı'nda okuyan Ümit'e geçen yıl Muş Devlet Hastanesi'nde meme ve kolon kanseri teşhisi konuldu. Bunun üzerine Diyarbakır'da gördüğü tedaviyle sağlığına kavuşan iki çocuk annesi Ümit, Muş'ta hayalini kurduğu çini ve seramik atölyesini açtı. Çini ve seramik sanatını yaşatmak ve günlük yaşamın stresinden uzaklaşmak için atölyede üretime başlayan Ümit, çevresindeki kadınların yeni bir meslek öğrenmelerine de ortam hazırladı. Her gün atölyeye gelen Ümit, mesleği öğrenmek isteyen kadınlarla ürettiği çini ve seramik ürünlerini satarak hem aile bütçesine katkı sağladı hem de hayata daha sıkı tutundu. "Hiçbir zaman hayalimden vazgeçmedim" Ümit, geçen yıl meme ve kolon kanserine yakalanarak hayatının en zor sınavlarından birini verdiğini söyledi. Kansere yakalandığında hayatının bir anda değiştiğini belirten Ümit, şunları kaydetti: "Teşhisi öğrendiğimde çok korktum ama bu hastalığı yeneceğimi biliyordum. Muş Alparslan Üniversitesi'nde çini ve seramik üzerine aldığım eğitimlerin ardından kendi atölyemi kurma hayaliyle yola çıkmıştım. Tam bu süreçte kansere yakalandım. Tedavilerim başladı, zor günler geçirdim ama hiçbir zaman hayalimden vazgeçmedim. Atölyemde çalışacağım günlerin hayali, bana güç verdi. Çok şükür, yapılan tedavilerle iki kanser türünü de yendim. Atölyemizde çini ve seramik ürünlerini el emeğiyle yapıyoruz. Burada önce hayal ediyoruz, sonra tasarlıyoruz, ardından çamurla şekillendirip ateşle buluşturarak o hayale hayat veriyoruz." "Ayakta kalmaya ve sanatımı yaşatmaya devam ediyorum" Hastalıkla, zorluklarla ve korkularla mücadele ettiğini dile getiren Ümit, "Tüm engellere rağmen üretmeye, ayakta kalmaya ve sanatımı yaşatmaya devam ediyorum. İnanıyorum ki üretmek, insanı hayata bağlayan en güçlü şeylerden biridir. Bu yolculukta yanımda olan herkese teşekkür ediyorum. Sanata, üretime ve umuda kapı aralayan bu atölyede tüm hemşerilerimizi aramızda görmekten mutluluk duyacağım." dedi. Atölye çalışmalarına katılan Saliha Özyalçın ise "Muş'ta çini ve seramik atölyesi açıldı. Biz de arkadaşlarımızla iş çıkışında katılmak istedik. Sır altı boyama tekniğini öğrendik. İyi ki de katılmışız. Çok verimli ve enerjik bir ortam." diye konuştu.
- Kadın girişimci devlet desteğiyle kurduğu soğuk hava deposunda köylülerin meyvelerini saklıyor
Bilecik'in Osmaneli ilçesine bağlı Çerkeşli köyünde yaşayan Zeynep Genç, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumunun (TKDK) hibe desteğiyle kurduğu soğuk hava deposunda, köylülerin yetiştirdiği meyveleri muhafaza ediyor. Köyde ailesiyle uzun yıllardır şeftali üretimi yapan 42 yaşındaki Genç, Mayıs 2024'te internet üzerinden TKDK'nin Türkiye ve Avrupa Birliğinin (AB) eş finansmanıyla yürütülen, AB'ye aday ülkelere destek amacıyla oluşturulan IPARD-III programından haberdar oldu. Eşi İsa Genç ile programa başvuran ve Ekim 2024'te başvurusu kabul edilen Genç, 1 ay sonra uzun zamandır hayalini kurduğu soğuk hava deposunu köyünde oluşturmak için kolları sıvadı. Yaklaşık 20 milyon liralık projenin 10 milyon liralık kısmını TKDK'den hibe alan, hibe kapsamında tesisin inşaat maliyeti ile makine ve ekipman giderlerini karşılayan Genç, 2 ay önce, 3 bin 622 metreküp hacme ve yıllık 495 ton ürün kapasitesine sahip soğuk hava deposunu hayata geçirdi. Genç, Çerkeşli ve civar köylerde yetiştirilen Trabzon hurması, şeftali, armut, elma, ayva ve üzüm gibi meyveleri İstanbul ve Ankara başta olmak üzere, Marmara ve İç Anadolu'daki bazı şehirlere göndermek amacıyla tesisindeki 6 odada, sıfırın altında 1 derecede muhafaza ediyor. Gelecekte tesisini büyütmeyi planlıyor İki çocuk annesi Zeynep Genç, girişiminin çevresindekilerce takdirle karşılandığını söyledi. Tesisini eşi İsa Genç'in yardımıyla işlettiğini anlatan Genç, "Kadın bir girişimci olarak herkese Tarım ve Orman Bakanlığının bu tarz projelerini takip etmelerini tavsiye ediyorum. Gelecekte tesisimin kapasitesini yine TKDK'den alacağım hibeyle genişleterek işlerimi daha da büyütmeyi planlıyorum." dedi. TKDK Bilecik İrtibat Ofisi Sorumlusu Yılmaz Baş ise kurum olarak 2011’den bu yana çiftçilere çeşitli destekler sunduklarını dile getirdi. IPARD-III programının Türkiye'nin tarımsal ihtiyaçları doğrultusunda hazırlandığını ifade eden Baş, şunları kaydetti: "Zeynep Hanım'la yüzde 50 hibe desteği sözleşmesi imzaladık. Kendisi, bu destek çerçevesinde tesisin inşaatıyla transpalet (insan gücüyle palet taşımaya yarayan ekipman), fork-lift ve evaporatör (soğutma sistemlerinde kullanılan, suyu buharlaştırmaya yarayan makine) gibi cihazların giderlerini karşıladı." Baş, girişimcilerin desteklerden son derece memnun olduğunu belirtti. Kentte yapımı devam eden 3 projenin daha bulunduğunu aktaran Baş, "Projelerimizin sayısı giderek artmakta. Bunların Bilecik için çok faydalı olacağı kanaatindeyim. Halihazırdaki tesislerini büyütmek isteyen girişimciler de modernizasyon kapsamında bize başvuruda bulunabilirler." diye konuştu.
- Doğuştan engelli Bengisu "panç nakışı" yaparak hayatına renk katıyor
Doğuştan engelli Ecenur Bengisu Ece, öğretmeninin tavsiyesiyle başladığı panç nakışı sayesinde rengarenk iplerle el emeği ürünler üretiyor. Erzurum'da, hidrosefali (beyinde sıvı birikmesi), meningomiyelosel ve spina bifida (ayrık omurga) tanılarıyla dünyaya gelen Ecenur Bengisu Ece (17), yaşadığı sağlık problemlerinden dolayı soğuk havalarda dışarı çıkamıyor. Lise eğitimine evde devam eden Ece, öğretmeninin tavsiyesiyle panç nakışı (kumaşı iğneyle işleme tekniği) ile tanıştı. Yaklaşık 1 yıl önce başladığı panç nakışını çok seven Ece, çalışmalarını ilerleterek anahtarlık, çanta, bileklik gibi el emeği ürünler yapmaya başladı. Eğitimine devam ederken aynı zamanda yaptığı ürünleri satarak para kazanan Ece, bu şekilde yaşama daha sıkı tutunuyor. Ecenur Bengisu Ece, panç nakışı yapmayı çok sevdiğini söyledi. Ece, "Engelli ve aynı zamanda böbrek hastası olduğum için Erzurum'da soğuk geçen kışlarda dışarıda durmamam gerekiyor. Dışarıya çıkmam çok zor oluyordu. Bu sanatla tanıştım ve çok sevdim. İlk başta ufak ufak şimdi toka, bileklik, çanta, yastık kılıfı, anahtarlık yapıyorum. Aynı zamanda satışını da yapıyorum." dedi. "Rabbim beni böyle uygun gördü, böyle yarattı" Öğretmeninin ilk defa panç nakışı ile tanıştırmasının ardından internetten videolar izleyerek kendini geliştirdiğini anlatan Ece, şöyle devam etti: "İnsanı çok rahatlatıyor ve mutlu ediyor. Çok güzel bir etkinlik. Ben çok seviyorum. İyi ki bu etkinlikle tanıştım. Kendimi daha da geliştirmek istiyorum. Hiçbir zaman engelimden utanmadım. Rabbim beni böyle uygun gördü, böyle yarattı. Allah'tan geldi, katlanacağız. Hiçbir sorunum yok. Rabbime şükür tek başıma nefes alabiliyorum. İlk başlarda utanıyordum özellikle dışarıdakilerin yargılayıcı bakışlarından. Ama şimdi utanmıyorum ve kabullendim. Diğer engellilere de tavsiye ediyorum. Bizler sürekli dışarıya çıkamıyoruz. O yüzden kendilerini rahatlatmak, sıkıntılarını atmak için yapabilirler." Zaman zaman yorulduğunu ancak çok zevk aldığını dile getiren Ece, öğrendiklerini ileriki zamanlarda engellilere de öğretmek istediğini söyledi. Anne Rahime Korkmaz da kızı dünyaya geldiğinde doktorların "3 gün ömrü var" dediğini fakat kızının yaşama tutunma isteğiyle 17 yıldır hayatını sürdürdüğünü dile getirdi. Kızının bakımında kendisinin de elinden gelenin en iyisini yapma gayretinde olduğunu belirten anne Korkmaz, bu süre zarfında her zaman kızının yanında olduğunu, hep destek verdiğini ifade etti. Öğretmeninin tavsiyesiyle kızının el işini öğrendiğini söyleyen Korkmaz, Ecenur'un panç nakışı yapmaya başladıktan sonra daha mutlu ve huzurlu olduğunu dile getirdi. Anne Korkmaz, engelli çocukları olan ailelerin çocuklarını bu tür aktivitelerle desteklemesi gerektiğini de sözlerine ekledi.
- Ardahan'da anaokulu öğrencilerine hayvancılık ve tarım sahada öğretiliyor
Ardahan'da anaokulu öğrencileri için başlatılan "Minik Çiftçi Akademisi" projesi ile çocuklar tarım, hayvancılık ve su ürünleri gibi alanlarda işletmelerde eğitimle geleceğe hazırlanıyor. İl Tarım ve Orman Müdürlüğünce başlatılan proje kapsamında Şehit Caner Çelik Anaokulu'nda eğitim gören çocuklar, merkeze bağlı Edegül köyündeki bir işletmeye götürüldü. Aile ve öğretmenleri eşliğinde köydeki işletmeye gelen çocuklar, kendilerine ot balyalardan yapılan oturaklara oturdu, hayvanların olduğu ortamda ders gördü, hayvancılıkla alakalı deneyim edindi. Veteriner hekimlerce, projeksiyon kullanılarak çocuklara görsel olarak da bilgi verildi. Çocuklar ayrıca yeni doğmuş buzağıları görme şansı buldu, tarımda kullanılan aletler hakkında da üreticilerce bilgilendirildi. İşletmedeki eğitimin ardından öğrencilere sertifika verildiği projenin il geneline yayılması hedefleniyor. Akademi il genelinde anaokulu düzeyindeki çocukları eğitmeye devam edecek. İl Tarım ve Orman Müdürlüğü Koordinasyon ve Tarım Veriler Şube Müdürü Akın Saraçoğlu, kentte ilk kez "Minik Çiftçi Akademisi" projesini başlattıklarını söyledi. Projeyle miniklerin hayvancılık ve tarım konularında bilgilendirmeyi amaçladıklarını anlatan Saraçoğlu, şunları kaydetti: "İl genelinde yürüttüğümüz Minik Çiftçi Akademisi, Edegül'deki işletme ziyareti ile gerçekleşti. İşletmedeki ineklerimiz ve buzağılarımızla ilgili temel faaliyetlerle ilgili bilgilendirme yaptık. Ayrıca veteriner hekimler olarak hayvanların tedavi protokollerini ve çocukların veteriner hekimliği mesleği ile ilgili bilgilendirmesini amaçladık. Akademimiz il genelindeki anaokulu düzeyindeki çocuklarımıza tarım, hayvancılık ve su ürünleri ile ilgili hem bir avantaj sağlama, hem de onları destekleme adına güzel bir proje olarak devam etmektedir." Okul müdürü Alper Emrah Coşkun da böyle bir ortamda olmaktan son derece mutlu olduklarını dile getirerek, "Çocuklarımız çok keyif aldılar çünkü daha önce hayvanlarla hikayelerde ve kitaplarda karşılaştılar. İl Tarım ve Orman Müdürlüğü bizlere böyle bir deneyimi sunduğu için çok mutluyuz. Çok keyifliyiz." ifadelerini kullandı.
- Sekiz günlükken ameliyat sonrası kısmi felç geçiren Fatih, sporla engelleri aşıyor
Erzurum'da, beyninde su toplanması nedeniyle 8 günlükken geçirdiği ameliyat sonucu sol kol ve ayağında kısmi felç kalan Fatih Kaplan, ailesi ile hocalarının desteğiyle başladığı yüzme ve atletizmle hayata tutundu. Erzurum Teknik Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi'nin antrenörlük bölümünde 3. sınıf öğrencisi olan 21 yaşındaki Fatih, sıkıntılı bir doğumun ardından doktorların müdahalesiyle 8 günlükken ameliyat edildi. Operasyon sonrasında sol kol ve ayağı felçli kalan Fatih Kaplan, 1,5 yaşında başlayıp yaklaşık 17 yıl devam ettiği fizik tedaviyle iyileşme sürecine girdi. Bu sürede yüzme branşıyla tanışan ve paralimpik yüzme milli takımına kadar çıkıp uluslararası müsabakalara katılan Fatih, daha sonra antrenörlerinin yönlendirmesiyle atletizm yapmaya başladı. Bu branşta da milli forma giymeyi başaran Fatih, bir kere Avrupa Şampiyonu, 3 kere de Avrupa üçüncüsü olma başarısı gösterse de iller arası bir müsabakada ayağının iki yerinden kırılmasıyla milli formaya ara vermek zorunda kaldı. Geçirdiği rahatsızlığın dezavantajlarını sporla avantaja çeviren Fatih Kaplan, şimdi ise okuduğu üniversiteyi temsilen özel sporcu kategorisinde ÜNİLİG müsabakalarına katılıyor. Sürekli antrenman yaparak okulunu en iyi şekilde temsil etmeye çalışan özel sporcu, tekrar milli formayı giyeceği günü iple çekiyor. "Yüzme benim için dönüm noktası oldu" Özel sporcu Fatih Kaplan, anne karnında yaşanan sıkıntı nedeniyle beyninde su toplandığını ve bu yüzden ameliyat olduğunu söyledi. Küçük yaşta rehabilitasyona başlamak zorunda kaldığını belirten Fatih, "1,5 yaşından başlayıp yaklaşık 17 seneye yakın fizik tedavi aldım. 6 yaşındayken yüzme ile tanıştım ve yüzme benim için dönüm noktası oldu diyebilirim. Kendimi geliştirdim ve müsabakalara katılıp paralimpik yüzmede ülkemi temsil etmeye başladım. İki kere giydiğim milli formayla iki kez ikincilik elde ettim." dedi. Fatih Kaplan, daha sonra atletizmle yönlendirildiğini ifade ederek, "2016 yılında hocalarımın yönlendirmesiyle paralimpik atletizm ile tanıştım. Fiziksel yapımın daha uygun olduğunu ve kendimi daha çok geliştirebileceğim için bu branşa yöneldim. Müsabakalara çıkıp kendimi geliştirerek milli takıma kadar yükseldim. Üç farklı kulvarda yarıştım. 2023 yılında iller arası müsabakada ayak bileğimi iki yerden kırdım, ondan dolayı sahalardan uzak kaldım. Aynı yıl içinde özel sporcu olarak üniversiteyi kazandım. Bu kontenjandan girdiğim için hocalarımın da ilgisi var. ÜNİLİG'de yarışmamı istediler. Şu an sıkı şekilde antrenmanlara devam ediyorum ve milli takım düzeyine gelme çabasındayım. Milli formaya hızlı şekilde kavuşmak ve ülkemi tekrar temsil etmek istiyorum." diye konuştu. "Daha çok başarılar elde etmek istiyorum" Sporun kendisine farklı bir hayat kattığını dile getiren Fatih Kaplan, şunları kaydetti: "Ameliyat ister istemez gözde, sol kol ve sol ayakta hasar bıraktı. Görmemde sorun, kolda ister istemez çekme oluyordu. Sporla tanışmasaydım belki farklı bir şekilde yol izleyecektim. Belki üniversite okuma şansım olmayacak, içine kapanık insan olacaktım ama ben bunu tercih etmedim. Kendimi geliştirmeyi, ileriye taşımayı tercih ettim. Altı yaşında sol ayak ve kolda hareket kısıtlılığı olduğu için fizyoterapistlerin tavsiyesi ile yüzmeyle tanışmıştım. Sol kolum kullanılamaz haldeyken kaslarım güçlendi ve daha çok kullanmaya başladım. Sonra kısmi felç durumu yavaş yavaş ortadan kalkmaya başladı. Milli takıma kadar yükseldim. Ardından atletizme yönlendirdiler ve burada da 3 kez milli formayı giydim. Avrupa Şampiyonası'nda bir kere altın 2 kere de Avrupa üçüncüsü oldum. Şimdi kendimi daha çok geliştirip tekrar milli formayı giyerek daha çok başarılar elde etmek istiyorum."
- Şırnaklı kadın arıcılık sayesinde 5 çocuğunu üniversitede okuttu
Şırnak'ın Uludere ilçesinde bal üreticisi 61 yaşındaki Suret Kara, arıcılık yaparak 7 çocuğundan 5'inin üniversitede okumasını sağladı. Hilal beldesinde yaşayan 2'si kız 7 çocuk annesi Kara, 1986 yılında arıcılık yapmaya başladı. Hem evi ve çocuklarıyla ilgilenen hem de arılarına özenle bakan Kara, 2002 yılında eşini kaybetti. Kara, çocuklarını okutabilmek için büyük bir özveriyle arıcılığı sürdürdü. Kış aylarında evinin önündeki kovanlarda arıların bakımını yapan Kara, yaz aylarında da kovanlarını Faraşin Yaylası'na gönderiyor. Kara, eylül ve ekim aylarında hasadını yaptığı balın satışından elde ettiği gelirle geçimini sağlıyor. Evlatlarının eğitimine büyük önem veren Kara'nın çabaları sayesinde 7 çocuğundan 5'i üniversitede okudu. Kara'nın çocuklarından Ferhat, Bitlis Eren Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik, Agit, Çukurova Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektrik Elektronik Mühendisliği, Feridun, Mardin Artuklu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji, Halil, KKTC Lefke Avrupa Üniversitesi Hemşirelik bölümlerinden, kızı Medya ise Erzurum Atatürk Üniversitesi Eczacılık Fakültesi'nden mezun oldu. Şu an 90 kovanı olan ve zaman zaman devlet desteğinden de faydalanan Kara, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 39 yıldır arıcılık yaptığını, elde ettiği gelirle 5 çocuğunu üniversitede okuttuğunu söyledi. Eşini 23 yıl önce kaybettiğinde en büyük çocuğunun 13, en küçüğünün de 10 aylık olduğunu ifade eden Kara, şöyle devam etti: "Üniversiteyi okuyan çocuklarımdan biri İsviçre, 2'si ABD, biri İstanbul'da yaşıyor. Bir kızım evli ve Cizre ilçesinde eczacılık yapıyor. Arıcılık mesleğini severek yapıyorum. Artık onlara o kadar alıştım ki evde duramıyorum hep onların içindeyim. Kovanlara bakıyorum. Havalar soğudu artık onların örtülerini kontrol ediyorum. Arıcılık güzel bir meslek, alışan artık bırakamıyor. Daha önce 160 kovanım vardı ancak bakması zor olduğu için azalttım. Tek başına zor oluyor. Çocuklarımı bu arılar sayesinde okuttum." Ürettiği balın yörede bilindiğini, birçok müşterisinin bulunduğunu anlatan Kara, sipariş üzerine Irak'a bile bal gönderdiğini belirtti. Kara, bu yıl yetersiz yağış nedeniyle bal üretiminin daha az olduğunu söyledi. "Yıllık 100 tonun üzerinde bal üretimimiz var" Uludere Tarım ve Orman İlçe Müdürü Cemal Benek de ilçenin dağlık olması ve bitki çeşitliliği ile arıcılık için uygun olduğunu kaydetti. İlçede yaklaşık 250 aktif arıcı bulunduğunu anlatan Benek, "Yıllık 100 tonun üzerinde bal üretimimiz var. Arıcılık 250 ailenin geçim kaynağı. Yaz aylarında gezgin arıcılık mevcut. Kışlak olarak arıcılarımız ilçe ve beldelerimizde arılarını muhafaza ediyor, yaz aylarında ise Faraşin Yaylası'nda arıcılık yapıyorlar." dedi. Suret Kara'nın 250 arıcı arasında bulunan tek kadın olduğunu dile getiren Benek, bundan dolayı kendisiyle özel olarak ilgilendiklerini kaydetti. Benek, arı hastalıkları ve destekleme konularında Tarım ve Orman Bakanlığının destekleme programlarına ilişkin kendisine gereken desteği sağladıklarını belirtti. Kara'nın arıcılık yaparak geçimini sağladığını ve 7 çocuğunu yetiştiren önder üreticilerden biri olduğunu anlatan Benek, Kara'nın arıcılığı çok iyi bildiğini ifade etti. Benek, vatandaşları arıcılığa yönlendirmek için çalışmalar yürüttüklerini dile getirerek, "2023 yılında Uludere Arıcılığı Geliştirme Projesi kapsamında 55 arıcımıza 1100 arılı kovan dağıtımı yapıldı. 2024 yılında ise proje kapsamında 94 üreticiye 640 arılı kovan dağıtımı gerçekleştirildi ayrıca üreticilerimize kovan başı destek sağlanıyor. Bu çalışmalarla bölgedeki vatandaşlarımızı arıcılığa teşvik etmeye çalışıyoruz." diye konuştu. "İlk yılda çok tatlı bir sürüye sahip oldum. Hemen ardından süt üretimine başladık. Hedefim, inşallah hayvanlarımı sağlıklı çoğaltıp huzurlu şekilde büyütebilmek. Hayvan sağlıklı olursa eti de sütü de kaliteli olur. Çok şükür bu konuda şanslıyım çünkü veteriner hekimim. Üretime tecrübesiz, bilgisiz şekilde başlamadım ama tabii ki her gün yeni bir şey öğreniyorum. Öğrendikçe de daha çok keyif alıyorum." Vefat eden babasının sürüsü de ona emanet Babasının şubat ayında vefat etmesi nedeniyle ondan kalan 200 koyunun da bakımını üstlendiğini dile getiren Karaçor, "Özel sektörde çalışırken de babama yardımcı oluyordum. Birlikte yönetim kısmındaydık ama şimdi sistemi tamamen ben devraldım. Burayı gitgide onun hayallerine doğru ulaştıracağız." dedi. Karaçor, markalaşma yönünde de çalışmalar yapacağını ifade ederek, "Hayvan sayısının çoğalmasıyla süt ve peynir üretiminin de artmasını hedefliyoruz. Bunun için de çalışıyorum. Daha kaliteli hayvan ve süt için her gün araştırmalar yapıyorum." diye konuştu.
- Devlet desteğiyle besiciliğe başlayan veteriner, babasının emanetine de sahip çıkıyor
Adana'da, devlet desteğiyle başladığı besicilikte küçükbaş hayvan sayısını 47'den 100'e yükseltip süt üretim tesisi kuran veteriner, vefat eden babasından kalan 200 koyunun da bakımını üstlendi. Veteriner Bilgenur Karaçor, Ceyhan ilçesi Altıkara Mahallesi'nde küçükbaş hayvan yetiştiriciliği yapan babasının yönlendirmesiyle girdiği Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Veteriner Fakültesi'nden 2018'de mezun oldu. Meslekte tecrübe kazanmak için veteriner klinikleri ve çiftliklerde çalışan 30 yaşındaki Karaçor, 2020-2023'te aynı üniversitenin Gıda Hijyeni ve Teknolojisi Bölümü'nde yüksek lisans yaptı. Karaçor, babasının et satışı için yaptığı hayvancılığa süt üretimini de eklemek için 2 yıl önce Tarım ve Orman Bakanlığın "Kırsal Kalkınmada Uzman Eller Projesi"ne başvurdu. Müracaatının aynı yıl kabul edilmesinin ardından verilen hibeyle Saanen türü 45 gebe keçi ve 2 teke alan Karaçor, besiciliğe adım attı. Sürüsünü 65'i gebe 100 küçükbaşa çıkaran Karaçor, kendi imkanlarıyla kurduğu tesiste peynir üretimine başladı. "Her gün yeni bir şey öğreniyorum" Bilgenur Karaçor, geçen yıl sağım sezonunda 500 kilogram peynir elde ettiğini söyledi. Hayvanlarının sağlık takibini ve bakımını yaptığını dile getiren Karaçor, yazın meraya bıraktığı hayvanların kışın da taze ot yiyebilmesi için ailesine ait araziye yem bitkisi ektiğini belirtti. Karaçor, besiciliğe başladığı dönemde İl Tarım ve Orman Müdürlüğünün kendisine çok yardımcı olduğunu ifade ederek şöyle konuştu: "İlk yılda çok tatlı bir sürüye sahip oldum. Hemen ardından süt üretimine başladık. Hedefim, inşallah hayvanlarımı sağlıklı çoğaltıp huzurlu şekilde büyütebilmek. Hayvan sağlıklı olursa eti de sütü de kaliteli olur. Çok şükür bu konuda şanslıyım çünkü veteriner hekimim. Üretime tecrübesiz, bilgisiz şekilde başlamadım ama tabii ki her gün yeni bir şey öğreniyorum. Öğrendikçe de daha çok keyif alıyorum." Vefat eden babasının sürüsü de ona emanet Babasının şubat ayında vefat etmesi nedeniyle ondan kalan 200 koyunun da bakımını üstlendiğini dile getiren Karaçor, "Özel sektörde çalışırken de babama yardımcı oluyordum. Birlikte yönetim kısmındaydık ama şimdi sistemi tamamen ben devraldım. Burayı gitgide onun hayallerine doğru ulaştıracağız." dedi. Karaçor, markalaşma yönünde de çalışmalar yapacağını ifade ederek, "Hayvan sayısının çoğalmasıyla süt ve peynir üretiminin de artmasını hedefliyoruz. Bunun için de çalışıyorum. Daha kaliteli hayvan ve süt için her gün araştırmalar yapıyorum." diye konuştu.
- Kadın girişimci TKDK desteğiyle kurduğu atölyede istihdam sağlıyor
Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu'nun (TKDK) hibe desteğinden yararlanan kadın girişimci Ezgi Duman İmamoğlu, kurduğu atölyede fındığı işleyip pazarlıyor. Kentte bir firmada muhasebeci olarak çalışan 34 yaşındaki İmamoğlu, ziraat mühendisi eşinin de etkisiyle fındık işleme tesisi kurmaya karar verdi. TKDK'ya başvuran İmamoğlu, 2022 yılında yüzde 50 hibe desteğiyle kent merkezinde fındık işleme atölyesi kurdu. Aynı zamanda 3 kişiye de istihdam sağlayan İmamoğlu, zamanla atölyesinde yıllık 100 bin tona kadar fındık işleme kapasitesine ulaştı. Kendi markası ile ürünlerini pazarlayan İmamoğlu, şartlarının uyum sağlaması üzerine TKDK'nin hibe desteğinden yararlandığını söyledi. İşini yapmaktan mutluluk duyduğunu belirten İmamoğlu, "Tesisimizde kadın istihdamını artırmak, yerel üreticinin fındığını temin edip işleyerek bölge ekonomisine katkı sağlamak beni daha çok memnun etti." dedi. İş yerindeki istihdam sayısının fındık hasat sezonu sonrasında 10 kişiye kadar çıktığını aktaran İmamoğlu, özellikle kadınları iş hayatına dahil etmeye çalıştığını vurguladı. "Bu iş bana da sürpriz oldu ama uyum sağladım" Ezgi Duman İmamoğlu, sektörde iş yeri sahibi olmayı daha önce hiç düşünmediğini ifade ederek, "Sonuçta Giresunluyuz, Giresun'da doğup büyüdük. Fındığın içerisindeyiz. Eşim de 12 yıllık ziraat mühendisi, ondan dolayı da fındığa aşinaydım. Bu iş bana da sürpriz oldu ama uyum sağladım. Şu anlık her şey çok iyi gidiyor." diye konuştu. TKDK desteğiyle daha modern ve standartlara uygun bir tesis kurabildiğinin altını çizen İmamoğlu, maddi olarak da yüzde 50 hibe desteğinin önemli avantaj sağladığını vurguladı. İmamoğlu, çiftçilerden aldıkları fındıkları işlenmiş ve markalı bir ürün haline getirmek için çalıştıklarını belirterek, "Kavrulmuş, naturel, fındık ezmesi, krokan gibi ürünler elde ediyorum. Bunları patentini aldığım marka ile satışa sunuyorum. Hedefimiz öncelikle iç pazarda tutunup daha sonra yurt dışı pazarlarda yer alabilmek." ifadesini kullandı. 10 yılda 73 milyon lira hibe sağlandı Öte yandan, TKDK Giresun İl Koordinatörlüğünce yaklaşık 10 yılda il genelinde fındığın işlenmesine yönelik 19 işletmeye 73 milyon lira tutarında hibe desteğinde bulunulduğu öğrenildi. Desteklerden yararlanarak faaliyetlerini sürdüren işletmeler fındığı kırdıktan sonra kavurarak ya da ezme gibi farklı ürünler imal ederek pazarlıyor.
- Üniversite öğrencileri Osmanlı yemeklerini "yenilebilir parfümlerle" pazarlamak istiyor
Gaziantep İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi (GİBTÜ) Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü öğrencileri, geleneksel Osmanlı yemeklerine özel geliştirdikleri "yenilebilir parfümlerle" hem damakta hem de hafızada iz bırakmayı hedefliyor. Osmanlı mutfak kültüründe yer alan şerbet, hoşaf, sakızlı macunlar, çiçek suları ve baharat karışımlarından ilham alan öğrenciler, doğal içeriklerden oluşan 6 farklı yenilebilir parfüm üretti. Bitkisel ve aromatik özlerle formüle edilen parfümler, yemeğin son servisinde çok az miktarda sıkılarak kullanılıyor. Öğrenciler, ürün çeşitliliğini artırarak parfümleri ticari hale getirmeyi amaçlıyor. Parfümler kimyasal madde içermiyor GİBTÜ Rektörü Prof. Dr. Şehmus Demir, projenin gastronomide koku ve tat uyumuna dikkat çektiğini belirtti. Parfümleri satışa hazır hale getirmeyi hedeflediklerini ifade eden Demir, "Üretilen parfümler tamamen doğal malzemelerden oluşuyor. Kimyasal madde içermeyen bu ürünler gönül rahatlığıyla tüketilebilir." dedi. Ata yadigarı tekniklerle üretiliyor GİBTÜ Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Erol Taşkın ise projenin temel amacının geleneksel yemeklerdeki koku hafızasını canlandırmak olduğunu söyledi. Yemeklerin aromatik profillerini belirledikten sonra denemelere başladıklarını anlatan Taşkın, "Bu parfümler kozmetik ürünler değil. Alkolsüz, tamamen ata yadigarı tekniklerle üretilmiş, yenilebilir ve helal ilkelere uygun ürünlerdir." diye konuştu. Parfümleri her bir yemek türü için ayrı ayrı tasarladıklarını belirten Taşkın, projeyi ilerleyen süreçte ticarileştirmek istediklerini ifade etti. Taşkın, parfümlerin Osmanlı döneminde kullanılan macun, çiçek ve baharat karışımlarıyla elde edilerek kullanılabilir hale getirildiğini söyledi. İnsanların unutamadığı ilk kavramın koku olduğunu vurgulayan Taşkın, şöyle devam etti: "Bir bebek bile annesini kokusundan tanır. Buradan hareketle unutulmaya yüz tutan yemek tariflerinin kokularını insanlara pazarlayarak eski tariflerimizi piyasaya çıkarmak istedik. Toplumla paylaşmak ve insanları bu alana yönlendirmek için bu çalışmayı yaptık. Koku, insanlar için çok değerli bir kavramdır." Yemeklere göre parfüm kullanımı Taşkın, kırmızı etlerde karanfil ve kozalak şurubu içeren "Şah-ı Karanfil", uzun süre pişirilen etlerde nane ve narenciyeli "Ruh-i Hünkari", tavuk ve balık yemeklerinde ise gül ve kızılcık aromalı "Nareng-i Esrar"ın tercih edildiğini söyledi. Sebze yemekleri ve çorbalarda çiçeksi ve bitkisel aromalar öne çıkarken, sütlü tatlı ve salatalarda "Menekşe-i Hümayun"un kullanıldığı anlatan Taşkın, meyve tatlılarında ise "Gül-i Kızılcık" ile "Hümayun Karadut-i Nareng-i"nin daha yoğun meyvemsi ve baharatlı bir aroma sağladığının bilgisini verdi. Öğrencilerden Burak Can Özdemir ise projede yer almaktan mutlu olduğunu ifade ederek, "Osmanlı dönemine ait yemekleri modern gastronomi anlayışıyla sunmayı ve bu kültürü yenilebilir parfümlerle yaşatmayı amaçlıyoruz." diye konuştu. Hayrunisa Biltekin, Osmanlı ve modern mutfağı aynı tabakta bir araya getirmeyi hedeflediklerini kaydetti.
- Manisalı çan ustası 65 yıldır atölyesinde üretim yapıyor
Manisa'nın Demirci ilçesinde mesleğe çocukken babasının yanında başlayan 76 yaşındaki çan ustası Mustafa Sabancı, atölyesinde 65 yıldır geleneksel yöntemlerle üretim yapıyor. Demirci'nin simge zanaatları arasında bulunan çan yapımı, ustalar tarafından kültürel miras olarak korunmaya devam ediyor. Babası Mahmut Sabancı'nın yanında 1960 yılında mesleğe başlayan Mustafa Sabancı da yaklaşık 65 yıldır atölyesinde çan üretiyor. Üç yıl önce kaybettiği babasıyla bir zamanlar aynı atölyede ter döken Mustafa Sabancı, şimdi mesleğe kazandırdığı oğlu Mahmut Sabancı ile mütevazi iş yerlerinde saca şekil veriyor. "Büyük emek ve sabır gerektiriyor" Mustafa Sabancı, küçük yaşlarda adım attığı atölyede, şimdi oğluyla aynı tezgahı paylaştığını söyledi. Çan yapımında geleneksel yöntemlerden vazgeçmediklerini ifade eden Sabancı, "Çan, büyük emek ve sabır gerektiriyor. Her çan, ısıtma, dövme, şekillendirme ve ses ayarı gibi birçok ince aşamadan geçiyor. El işçiliğini hiçbir aşamada bırakmıyoruz." dedi. Hayvancılığın yoğun olduğu bölgelerde Demirci çanlarının talep gördüğünü belirten Sabancı, ürünlerin Türkiye'nin birçok kentinin yanı sıra Yunanistan ve Bulgaristan'a ulaştığını dile getirdi. Mesleğe ilginin giderek azaldığını anlatan Sabancı, şöyle konuştu: "Çancılığın tükenmemesi gerektiğini düşünüyorum. Türkiye'nin birkaç ilinde çan yapılıyor ancak bizim kullandığımız yöntemler her yerde uygulanamıyor. Biz hazırladığımız çamurun içine sarı pirinç atarız. Ocakta çanın tavını verdikten sonra yaklaşık 400 dereceyi bulan kömürün içinden çıkarırız. Rengini alması için suya batırılır, altın sarısı olur. Soğuduktan sonra ses ayarı yapılır, dili takılır ve çan hazır hale gelir. Tüm bunları da örs ve çekiçle yaparız ki bu aletler bizim için altın değerindedir." Üçüncü kuşak çan ustası Mahmut Sabancı da dede mesleğini devam ettirdiği için mutlu olduğunu söyledi. Çan yapımının teferruatlı olduğunu belirten Sabancı, "Çan üretimi birçok aşamadan oluşuyor. Önce sac kesiliyor ve şekillendiriliyor. Birleştirme işlemlerinden sonra ocak süreci başlıyor. Ses ayarı tamamlandıktan sonra çanı müşteriye teslim ediyoruz." dedi.
- Bilecik'te atıklar çocukların elinde sanat eserine dönüşüyor
Bilecik'te ilk ve ortaokul öğrencileri, Kent Konseyi Çocuk Atölyesi'nde "Atık değil sanat" projesiyle cam şişe gibi atık malzemelerle dekoratif ürünler yapıyor. Çocukların el becerilerinin geliştirilmesi ve çevre bilinci kazanmalarına katkı sağlamak amacıyla düzenlenen program kapsamında öğrencilere eğitmen Vildan Poyraz Coşkun tarafından eğitim veriliyor. Öğrenciler, atık şişe, karton, sehpa, dolap gibi eşyaları boyayıp kaplayarak yaptıkları eserleri arkadaşlarının doğum günlerinde hediye olarak veriyor. Vildan Poyraz Coşkun, gazetecilere etkinliğin temel amacının çocuklara geri dönüşümü sevdirmek olduğunu söyledi. Geri dönüşüm kültürünün yaygınlaştırılması amacıyla atölyede çeşitli çalışmalar yürüttüklerini ifade eden Coşkun, şöyle konuştu: "Aslında çok basit şeyler yapıyoruz ama geri dönüşüm fikrini çocuklara aşılamak adına bunu onların çok hoşuna gidebileceği bir etkinliğe dönüştürdük. Maden suyu şişeleri, kağıtlar, plastikler gibi maddeler geri dönüşümde hayatını sürdüren ürünlerdir. Biz de özellikle cam şişeleri küçük sanatsal dokunuşlarla daha görünür, daha güzel hale getirerek, çocukların hayatına yeniden dahil ediyoruz. Çocukların, atıkların sanat eserine dönüşümünü gördüklerinde hayal dünyaları genişliyor. Buradaki amacımız sadece boyama yapmak değil. Çocuklarda 'Evdeki bir şeyi neye dönüştürebilirim?' fikrinin oluşması. Onların hayalleri uçsuz bucaksız. Biz sadece o hayallere kapı aralıyoruz." "Aileme ve arkadaşlarıma hediye ediyorum" Edebali Ortaokulu 5. sınıf öğrencisi Kardelen Kayacık ise cam şişe ve boş tenekeleri boyayıp geri dönüşüme kazandırdıklarını anlatarak, "Atılacak eşyaları değerlendirdik. Para harcamadan, el emeğiyle yaptığım ürünleri evimde sergiliyor, aileme ve arkadaşlarıma hediye ediyorum." diye konuştu. Atatürk İlkokulu 4. sınıf öğrencisi Melek Eylül Bulut da geri dönüşümde kullanılacak eşyaların atılmaması gerektiğini söyledi.










