Bu sitede ara
Boş arama ile 1150 sonuç bulundu
- Bedensel engelli Kübra, yaptığı resimlerle hayatına renk katıyor
Bitlis'in Hizan ilçesinde bedensel engelli olarak dünyaya gelen 21 yaşındaki Kübra Demir, 13 yıldır evde çizdiği resimlerle yaşama tutunuyor. Ekinli köyünde "ayrık omurga" (spina bifida) olarak adlandırılan doğumsal bozuklukla dünyaya gelen Demir, 3 yaşında yapılan ameliyatın ardından bir süre desteksiz, ardından da koltukaltı değnekleriyle yaşamını sürdürdü. 8 yaşına geldiğinde yürüme yetisini tamamen kaybeden ve yürümekte zorlandığı için okula gidemeyen Demir, ailesinin ilçe merkezine taşınmasıyla evde eğitimine devam ederek ortaokul ve liseyi tamamladı. Bu sürede izlediği çizgi film ve animasyon karakterlerini çizmeye başlayan Demir, lisede evlerine gelen resim öğretmeninden akrilik ve guaj boya ile tuvale resim çizme tekniklerini öğrendi. Atölyeye çevirdiği evinin odasında 13 yıldır resim çizen Demir, kurumların desteğiyle sergi açarak engeline rağmen yaptığı birbirinden güzel tabloları sanatseverlerle buluşturmak istiyor. Resim sayesinde hayata tutunan Demir, evde hazırlanarak Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Tıbbi Sekterlik ve Dokümantasyon Bölümü'nden mezunu olduğunu söyledi. Ailesinin sunduğu destekle evde resim çizmeye devam ettiğini belirten Demir, "İlkokula başladığımda resme ilgim vardı. Ayaklarım yardım etmediği için okula gidemedim. 8 yaşımdan sonra hiç yürüyemedim. Evde sürekli resim yaptım. Kendimi resme verdim. Televizyonda gördüğüm çizgi film ve animasyon karakterlerinden ilham alarak resimler yaptım. Kendimi bu şekilde geliştirdim." dedi. Lisede resim öğretmeninin desteğiyle kendini geliştirdiğini anlatan Demir, şunları kaydetti: "İlk önce kağıt üzerinde çalışmalar yaptık sonra tuvale aktarmaya başladık. Öğretmenimle iki tuval yaptık. Üniversite sürecinde de kendimi resme verdim. Video ve televizyondan gördüklerimi çizdim. Kendi imkanlarımla çizimler yaptım. Üniversite döneminde çizdiğim resimler beğenildi. Talep edenlere de resim çiziyorum. Valilik ve Kaymakamlığın desteğiyle sergi açarak resimlerimi halkın beğenisine sunmak istiyorum. Yardımcı olurlarsa çok sevinirim. Çocukluk hayalim olan ressamlık benim için vazgeçilmez. Çocukluğumdan gelen resim hevesimi daha ileriye götürmek istiyorum. Resim, hayatımın büyük bir parçası. Engelleri ailemle ve resim yaparak aşıyorum."
- Lise öğrencileri "tarladan tabağa" konseptiyle hazırladıkları iftar sofralarında 1500 misafir hedefliyor
Bursa'da 135 yıllık Hamidiye Tarım Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nin öğrencileri, "tarladan tabağa" konseptiyle bahçede yetiştirdikleri doğal ürünlerle ramazan ayında iftar sofraları hazırlıyor. Sultan 2. Abdülhamid tarafından 1891 yılında Hamidiye Ziraat Mektebi adıyla kurulan, Hamidiye Tarım Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi adıyla eğitim hayatına devam eden okul, 55 öğretmen ve 700 öğrenciyle faaliyetini sürdürüyor. Tarım, yiyecek içecek hizmetleri, laboratuvar hizmetleri, hayvan yetiştiriciliği ve sağlığı ile gıda teknolojileri alanlarının yer aldığı okulda, öğrenciler bazı alanlarda uygulamalı öğrenim görüyor. Osmangazi ilçesi Adalet Mahallesi'nde 400 dönümden fazla alana sahip lisenin yerleşkesindeki bahçelerde, tarım alanı öğrencileri, öğretmenleri gözetiminde sebze ve meyve üretiyor. Bahçede yetiştirilen sebze ve meyvelerden hazırlanan reçel, meyve kurusu, ayçiçeği yağı, zeytinyağı, tarhana gibi ürünler okul ve bazı marketler ile internet üzerinden de satışa sunuluyor. Okulun "Yiyecek İçecek Hizmetleri Alanı" öğrencileri de ramazan ayında serada doğal yetiştirdikleri ürünlerle iftar menüsü hazırlıyor. "Tarladan tabağa" konseptiyle geçen yıl başlatılan ve ilgi gören 5 farklı menü, iftar vakti okulun restoranına gelen müşterilere servis ediliyor. Geçen ramazan 700 misafir ağırlayan öğrenciler, bu ramazan 1500 kişiye hizmet vermeyi hedefliyor. "Haftanın 7 günü hizmet veriyoruz" Okul müdürü Ali Cihan, öğrencilerin tarladan hasat ettikleri ürünleri mutfakta lezzet şölenine dönüştürdüklerini söyledi. Hamidiye Sofra Restoranı adını verdikleri bölümde ramazan ayına özel öğrencilerin iftar menüleri hazırladığını belirten Cihan, restoranın geçen yıl iftar hizmetine başladığını anımsattı. Geçen ramazanda yaklaşık 700 misafir ağırladıklarını dile getiren Cihan, "Haftanın 7 günü hizmet veriyoruz. Geçen yıl ilki olduğu için misafirlerimiz çok bilmiyordu ama bu sene teveccüh çok fazla. 1500 misafir hedefimiz var. Lezzetleriyle ağızdan ağıza reklamları yapılıyor. Sağlıklı gıda, tarladan tabağa konseptini benimseyen misafirlerimizi bekliyoruz." ifadesini kullandı. Cihan, 5 farklı menü çeşidiyle iftar sofralarını süslediklerini anlatarak, "Dana tandırımız 6 saat odun ateşinde fırında pişiyor. Bunun yanında güveçte pişirdiğimiz et yemeklerimiz var. Izgara, tavuk, köfte menümüz var. Çocuk menümüz var. Oldukça çeşitli, her bütçeye de uygun ara sıcaklarından tutun da aperatiflere, ana yemeğine kadar hepsi göz nuruyla, el emeğiyle, özenle pişiriliyor." dedi. Öğrencilere güvenilir, doğru ve sağlıklı gıda üretimi konusunda eğitim verdiklerini belirten Cihan, "Herhangi bir tabelamız, reklamımız yok ama yıl içerisinde de misafir sayımız ve olumlu geri dönüşler bizleri mutlu ediyor. Çocuklara da geleceğe yönelik ilham oluyor. Onların da kendi mesleklerini devam ettirmeleri yönünde okuduğu alanda ilerlemelerine de katkıda bulunuyorlar." diye konuştu. "İleride mutfakta şef olmayı hedefliyorum" Yiyecek İçecek Hizmetleri Alanı 4. sınıf öğrencisi Erdem Sevim de tarlada yetiştirdikleri doğal ürünlerle iftar sofraları kurduklarını anlattı. Yemekleri yaparken keyif aldığını dile getiren Sevim, şunları kaydetti: "Etimiz buradaki hayvanlardan karşılanıyor. Ayran, yoğurt, limonata, hepsini burada kendi ellerimizle hazırlıyoruz. Bu okula gelirken aşçı olmak gibi hedefim vardı. Hem mutfağın içindeyim hem de sevdiğim mesleği yapıyorum. Mutfağa girince kendimi evimde gibi hissediyorum. Çıkardığım yemeklerle becerilerimi geliştiriyorum. İleride mutfakta şef olmayı hedefliyorum."
- Çanakkale'de "zafere giden yol" öğrencilerin sesiyle tanıtılıyor
İl Milli Eğitim Müdürlüğünce yürütülen proje kapsamında, 18 Mart Haftası'nı kapsayan süre için 18 ayrı başlıkta Çanakkale Zaferi'ni konu alan 18 video hazırlandı. Çanakkale'de 111 yıl önce yaşanan ve dünya harp tarihine geçen büyük zafer, İl Milli Eğitim Müdürlüğünün 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi'nin yıl dönümü için hazırladığı "Zafere Giden Yolda" projesiyle öğrenciler tarafından seslendirilip tanıtılıyor. Milli Eğitim Müdürlüğünce yürütülen proje kapsamında, 18 Mart Haftası'nı kapsayan süre için 18 ayrı başlık belirlendi. Çanakkale Zaferi'ni konu alarak hazırlanan 18 videoyu Çanakkale TOKİ Anadolu Lisesi öğrencileri seslendirdi. Müdürlüğe ait sosyal medya hesaplarında, "Zafere Giden Yolda" başlığıyla yayımlanan videolar ilgi görüyor. İl Milli Eğitim Müdürü Mine Hayta, tarihteki büyük destanların sadece hafızalarda saklanmak için değil, insanlara yol göstermek için var olduklarını söyledi. 18 Mart'ın milletin inançla, cesaretle ve fedakarlıkla yazdığı bir diriliş destanı olduğunu belirten Hayta, şöyle devam etti: "Çanakkale Savaşları, imkansızlıklar içinde dahi vazgeçmeyen bir iradenin adıdır. Bizler de ilimizde Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ışığında öğrencilerimize yalnızca bir tarihi anmayı değil, o tarihin taşıdığı ruhu, inancı ve fedakarlığı bilinçlerine nakşetmeyi hedefliyoruz. Bu minvalde geçmişten güç alarak geleceği inşa eden nesiller yetiştirme hedefimizin bir yansıması olarak 1 Mart'tan 18 Mart'a kadar her gün Çanakkale tarihine dair öğrencilerimizin anlatımıyla kısa videolar yayımlamaya başladık." "111 yıl önce yazılan destan bugün eğitimle, ilimle ve irfanla yeniden yükselmektedir" Hayta, "Zafere Giden Yolda" isimli projedeki hedeflerinin, öğrencilerin bu büyük destanı sadece bir günle sınırlı değil, süreciyle birlikte anlamalarını sağlamak olduğunu aktardı. Bu projeyle kronolojik bir bilinç oluşturmayı amaçladıklarını vurgulayan Hayta, "Çanakkale ruhunu zamana yaymak ve gençlerimizin geçmişten güç alarak geleceğe daha sağlam adımlarla yürümelerine katkı sunmak istiyoruz. Bu anlayışın devamı olarak öğrencilerimizin ilimizdeki tarihi ve doğal değerleri yerinde ve bilinçli şekilde tanımaları amacıyla Kültür Pasaportu 17 Projesi'ni başlattık. Proje kapsamında Troya ve Assos antik kentleri, Şehitler Abidesi, Gelibolu Tarihi Alanı, Kilitbahir ve Çimenlik kaleleri, Aynalı Çarşı, Çanakkale Deniz Müzesi, Apollon Smintheion Tapınağı, Kaz Dağları-Ayazma Milli Parkı, Bayramiç Mehmet Akif Ersoy Evi, Bozcaada Kalesi, Gelibolu Mevlevihane, Parion Antik Kenti ve Gökçeada Tuz Gölü olmak üzere 15 önemli durak yer alıyor." ifadesini kullandı. Mine Hayta, tüm projelerin ortak amacının öğrencilerin köklerinden güç alarak geleceğe daha güçlü bakmalarını sağlamak olduğunu dile getirerek, "Kutsal değerlerinden beslenerek milli bilinçle atalarımızın bizlere bıraktığı bu vatanı korumayı her şeyden üstün tutmayı öğretmektir. Bu inanç ve sorumlulukla, 111 yıl önce Çanakkale'de yazılan destan bugün eğitimle, ilimle ve irfanla yeniden yükselmektedir. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm kahramanlarımızı rahmet ve minnetle anıyoruz. Onların bıraktığı mirası, maarif eliyle yarınlara taşımaya kararlılıkla devam edeceğiz." diye konuştu. Projede görev alan öğrencilerden Hatice Naz Münar ise Mart 1915'te yaşananları, hazırlanan videolar sayesinde hatırladıklarını anlattı. Çanakkale ruhunu hissetmenin kendisi için önemli olduğunu ifade eden Münar, "Bu videoların bizim sesimizle canlandırılıyor olması ayrıca önemli. Biz öğrenciler için açıkçası çok anlamlı, tarihi okumak çok hoş hissettiriyor. Böyle bir çalışmada yer almak ve projeye etkimizin olması ayrıca bir gurur kaynağı." dedi. Öğrencilerden Kaan Toprakçı da projede yer almaktan dolayı mutlu olduğunu belirterek, "Hazırlanan videolarda, 1915 yılında Çanakkale'de yaşananları daha iyi anlayabiliyoruz. Bu proje ve videolar bize sadece tarihi değil aynı zamanda fedakarlığı, cesareti ve vatan sevgisini de hatırlatıyor. Biz öğrenciler için geçmişimizi bilmek çok önemlidir." sözlerini sarf etti.
- Dede yadigarı semerciliği 50 yılı aşkın süredir ayakta tutuyor
Adıyaman'da yaşayan 70 yaşındaki Mehmet Ulucan, dedesinden ve babasından miras aldığı semercilik mesleğini 50 yılı aşkın zamandır sürdürüyor. Kentte bir dönem birçok ustanın icra ettiği semerciliğin son temsilcilerinden olan Ulucan, küçük yaşlarda başladığı mesleğini aynı dükkanda sürdürüyor. Yük ve binek hayvanlar için semer, palan (eyer) heybe ve çeşitli ekipmanları tamamen el emeğiyle üreten Ulucan, her sabah açtığı dükkanında ata yadigarı zanaatını icra ediyor. "Eskiden bu işler köylülerin eli ayağıydı" Semer ustası Ulucan, mesleğe çocukluğunda başladığını söyledi. Mesleğin teknolojiye yenik düştüğünü anlatan Ulucan, şöyle devam etti: "Biz bu işi üçüncü kuşak olarak yapıyoruz. Babamızın, dedemizin mesleği. Geçimimizi bu işten sağlıyoruz. Bizim işimiz köylüyle. Köylü gelirse işimiz oluyor, gelmezse olmaz. Eskiden bu işler köylülerin eli ayağıydı. Bununla gider, bununla gelirdi, yükünü bununla taşırdı, geçimini bununla sağlardı ama şimdi teknoloji ilerledi, makineler çıktı. Haliyle bizim işlere olan ihtiyaç azaldı." Palanları şimdilerde çobanların tercih ettiğini anlatan Ulucan, "Yine de tamamen bitmiş değil. Mesela traktörü olmayan, ekipmanı olmayan köylüler hala geliyor. Dağda gezen çoban, hayvanıyla birlikte dolaşırken heybesini atıyor, yiyeceğini içeceğini içine koyuyor, onunla geziyor. Biz de elimizden geldiğince bu mesleği yaşatmaya çalışıyoruz." diye konuştu.
- Afyonkarahisarlı "Hatice usta" otomobil servisinde araçların bakım ve tamirini yapıyor
Afyonkarahisar'da yaklaşık 2 yıl önce aldığı otomobili arıza çıkarınca tamir için gittiği otomobil servisinde bir süre sonra işe başlayan 25 yaşındaki Hatice Kartal, araçların bakım ve tamirini yapıyor. Şuhut ilçesine bağlı Anayurt köyünde ailesiyle yaşayan Kartal, küçük yaşlarda sporla ilgilenmeye başladı. Kadın futbolu, muaythai ve bilek güreşinde dereceler elde eden Kartal, liseden mezun olduktan sonra sağlık sorunları nedeniyle spora ara verdi. Yaklaşık 2 yıl önce otomobilinin direksiyondaki arıza nedeniyle 2. Küçük Sanayi Sitesi'ndeki oto servisine giden Kartal, burada otomobil mekaniği ve tamirine merakı olduğunu fark etti. Aracındaki farklı zamanlarda ortaya çıkan arızalar nedeniyle sürekli servise gitmeye başlayan Kartal, iş yeri sahibi Ahmet Ayer'e çalışmak istediğini söyledi. Ayer de Kartal'ın otomobil tamirine merakı olduğunu görünce kabul etti. Kartal, daha sonra iş yerinde çırak olarak çalışmaya başladı. Zamanla kendini geliştiren Hatice Kartal, şimdi araçların arıza tespiti, yağ değişimi ve periyodik bakımları ile tamiratını gerçekleştiriyor. Kartal, iş yeri çalışanlarını kendi ailesi gibi gördüğünü, ağabey-kardeş ilişkisinin söz konusu olduğunu söyledi. İş yerine adım attığı ilk günlere göre mesleki olarak kendini çok geliştirdiğini dile getiren Kartal, şöyle konuştu: "Oto servisimizde müşteri memnuniyeti öncelikli çalışıyoruz. Otomotiv elektromekanik ustalık belgesine sahibim. Bilgisayara bağladığımız araçların arızalarını tespit edip, sonrasında tamir ya da periyodik bakımını yapıyoruz. Diğer çalışanlarla araçları liftle kaldırıyoruz, motor indiriyoruz. Parçaları değiştirip, araçları tamir ediyoruz. Önceden sanayideki ustalar bana şaşkınlıkla bakıyordu. Şimdi, tornacısı, kaynakçısı ve yedek parçacısı olsun, artık alıştılar. 'Ustam hoş geldin, ne gerekiyor?' falan, bu şekilde artık diyaloglarımız da daha samimi ve içten." "Kadının yapamayacağı hiçbir şey yok" Kartal, sanayi ortamında kadın çalışana bakış açısının çok farklı olduğunu vurguladı. İş yerine gelen müşterilerin zamanla kendisine alıştığını aktaran Kartal, "Afyonkarahisar ve Türkiye'de sanayi sektöründe kadın çalışanlara yönelik ön yargıyı kıracağıma inanıyorum. Kadının yapamayacağı hiçbir şey yok. Kadının gücünü erkeklere göstermek istiyorum. İş yerimize gelen kadın müşterilerimiz de beni görünce şaşırıyor hatta çok mutlu oluyor." diye konuştu. Kartal, hayalinin otomobil tamiri üzerine kadın personelin çalıştığı bir iş yeri açmak olduğunu kaydetti. "Hatice'nin hayallerinin arkasındayız" İş yeri sahibi Ahmet Ayer da Hatice Kartal'ın aracındaki arızalar nedeniyle otomobil servisine bir süre gelip gittiğini anlattı. Zamanla elinin oto tamirciliğine yatkın olduğunu fark ettiklerini dile getiren Ayer, şunları kaydetti: "Otomobil bakım ve tamir merakı iyice artınca Hatice'yi işe aldık. Araçların genel kontrolü ve bakımlarını yapabiliyor. Bazı durumlarda biz de destek oluyoruz. Bir kadına göre sektörümüzde genel anlamda çok iyi bir usta. İlk başladığında bazı erkek müşterilerimizden tepki almıştık ama şimdi o müşterilerimiz de alıştı. Bayan müşterilerimiz direkt Hatice ustayı arar oldu. Bayan müşteriler 'Hatice nerede' diye soruyor. Mesleki anlamda oto tamirinde kadın işçilere kapımız açıktık. Biz Hatice'nin hayallerinin de arkasındayız. Elimizden gelen bütün desteği vermeye hazırız." İş yerindeki çalışma arkadaşı Ahmet Kılınçkaya ise Hatice Kartal'a ellerinden geldiği kadar destek olmaya, bildiklerini aktarmaya çalıştıklarını ifade etti.
- İki arkadaşın kurduğu platform Bursa'nın belleğine dönüştü
Osmanlı payitahtı Bursa'da, kent belleği oluşturmak için yola çıkan iki arkadaş, davet ettikleri konuklarla düzenledikleri buluşmalarda, Bursa'nın kendine özgün dokusunu ele alıyor. Samet Altıntaş ve Cihan Taşan, çocukluktan gençliğe adım attıkları ve kentin kimliğini keşfettikleri Bursa'da, şehrin mikro konularının konuşulduğu bir kültür tarih platformu oluşturdu. Bursa Tahtakale Buluşmaları isimli programa davet edilen konuklar, tasavvuftan sanat tarihine, edebiyattan mimariye çeşitli konularda anlattıklarıyla kültürün menşesinin şekillendiği payitaht Bursa'nın her katmanına değiniyor, şehrin tarihe bıraktığı izleri hafızaya kaydediyor. İlki 2019'un Eylül ayında gerçekleştirilen, 150'nci programıyla devam eden ve sosyal medya platformlarında da yayımlanan buluşmalarla Bursa'nın kimliğiyle ilgili bellek oluşturuluyor. Bursa Tahtakale Buluşmaları Samet Altıntaş, lise yıllarında her gün Kazım Baykal Caddesi'nden geçerek okuluna gittiğini, o günlerde aslında kendiliğinden şehrin bellek mekanlarında dolaştığını söyledi. Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü mezunu olduğunu belirten Altıntaş, üniversite eğitimi sırasında şehir tarihi çalışmayı öğrendiğini söyledi. İlk kitabı Bursa'nın Daveti Bir Osmanlı Başkenti Güncesi'nde, kenti entelektüel bir mesele olarak ele aldığını ifade eden Altıntaş, şöyle konuştu: "Evvelinde, ilkokul, ortaokul, lise zamanlarında hep gezdiğim, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın burada ikinci bir zaman var dediği mekanları, hissettiğim yerleri, entelektüel bir bakışla çalıştım. Bursa Tahtakale Buluşmaları da aslında bu hafızaya, hatıraya dayanan bir kültür tarih platformu. Mustafa Kara'nın ilk konuk olarak katıldığı günden bugüne, 150 program oldu. Tasavvuftan işçi hareketlerine, sanat tarihinden Bursaspor'a geniş bir repertuvarda şehrin hemen hemen her katmanını incelemeye çalışıyoruz. Şehir üzerine çalışmış şair, yazar, edip, mimar, sanat tarihçisi, yönetmen, kim varsa onları bu dijital ansiklopedimize dahil edip onlardan bir madde alıyoruz. Konuları biz seçiyoruz. Cihan ile istişare ediyoruz. Muhatabına, çalıştığınız konuyu anlatır mısınız diye sorduğumuzda büyük bir teveccühle geri dönüş alıyoruz." Altıntaş, ilk programdan bu yana amatör bir ruhla etkinliği düzenlemeyi sürdürdüklerini dile getirerek, "İki kişiyiz. Arkamızda herhangi bir sivil toplum kuruluşu, belediye, resmi kurum yok. Gerçekten iki arkadaş omuzlandık, sırtlandık. Devamlılık ve dayanıklılıkla da bu işi sürdürüyoruz." dedi. "Kent belleği oluşturma gayemiz var" "Bursa Tahtakale Buluşmaları"na davet ettikleri konuklara değinen Altıntaş, Osmanlı tarihçisi, araştırmacı ve yazar Prof. Dr. Cemal Kafadar'ın programa üç defa katıldığını söyledi. Altıntaş, "Mustafa Kara hocayı listenin başına yazmamız lazım. Zaten ilk onur konuğumuzdu. Onun himmetiyle başladık. Besim Dellaloğlu, Gökhan Yavuz Demir, Hilmi Yavuz, Ezel Akay, Mehmet Ali Sanlıkol gibi isimleri, Bursa çalışmış kişileri havuzumuzda topladık." diye konuştu. Bursa'nın dijital ansiklopedisini tutmak istediklerini anlatan Altıntaş, şunları kaydetti: "Bir kent belleği oluşturma gayemiz var. Bu amacımızda da mesafe katettik. Dile kolay 150 program ve 2019'dan 2026'ya uzanan bir serüven. Bursa üzerine kent belleği tutmak, çok mühim. Çünkü burası, imparatorluğun kurulduğu yer, herhangi bir şehir değil. İmparatorluğu kurmuş, üç kıtaya yaymış bir yerin kara kutusundan bahsediyoruz. Burası gerçekten çok mümbit (bereketli) bir arazi ve çok velut (doğurgan). Bu haliyle konu ve konuklar da ziyadeleşiyor." Altıntaş, programda işlenen konuların, yeni araştırmalara başlangıç oluşturduğunu, birkaç akademik makale ve yüksek lisans tezinde atıf aldıklarını, bir yüksek lisans tezinde atıf yapıldığını da sözlerine ekledi. "Geleceğe bir ses bırakmaya devam edeceğiz" Cihan Taşan da Bursa Tahtakale Buluşmaları'nın aslında 30 yıla varan bir arkadaşlığa dayandığını anlattı. Taşan, o zamanlarda da Altıntaş ile Bursa'nın tarihi ve kültürel mekanlarında dolaştıklarını belirterek, "Başka bir zaman keşfederdik. O, bizim gerçeklikten kaçmak için sığındığımız bir dünyaydı. Bursa sevgisiyle büyüyünce ve aslında zaman geçtikçe de elden gittiğini görünce bizde geçmişe özlem oluşmaya başladı." dedi. Bu özlemden yola çıkılan Bursa Tahtakale Buluşmaları fikrinin esas çıkış noktasının daha geçmişe dayandığına dikkati çeken Taşan, şöyle devam etti: "Fikir, geçmişe gidiyor. Bursa'da büyük ustalarımızın insanları toplayan mahfillerde, sohbetleri, Emirhan'da Ziya Faruk Aksakal, Gaye Kitapevinde Mehmet ağabey vardı. Böyle ortamlarda büyüdük, gittik, geldik. Oradaki sohbetlerin sıcaklıklarına aşina olarak büyüdüğümüz için 13-14 yaşlarında, 'Biz de büyüdüğümüzde keşke böyle bir sohbet mahfili oluşturabilsek.' diye çok hayal kurmuştuk. Gerçekleşeceğini de ummuyorduk. Bugün yer bizim değil ama en azından hayallerimizi gerçekleştirdik ve 150 programdır Bursa'yı konuşuyoruz." Taşan, izledikleri bir belgeselden etkilendiklerini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Memleket Hikayeleri diye bir belgesel denk gelmişti. Orada, Tahtakale'deki Vakar çay ocağında bir abi konuşuyordu, mekanın sahibi. Çok hoşumuza gitmişti. Kendisiyle tanışmaya gittik. 'Bize burayı açar mısınız, sohbetler, buluşmalar yapmayı düşünüyoruz' dedik. İnsanların Bursa'yı konuştukları bir mahfil, Bursa'yı çalışanların Bursa'yı anlattıkları bir yer olsun istedik. O da sağ olsun kapılarını açtı. O nedenle programın adı, Bursa Tahtakale Buluşmaları." Taşan, kendilerini izleyenlerin de Bursa'ya özlem duygusu taşıyanlar, Bursa'dan bir aşk nesnesi gibi bahsedenler ve ikinci zamanı keşfedebilenler olduğunu vurgulayarak, "Geleceğe dönük 150 program daha çıkar. Geleceğe bir ses bırakmaya devam edeceğiz." dedi.
- "Köyde bir kovanın olsun" projesiyle 50 kovan sahiplendirdi
"Herkesin bizim köyde bir kovanı olsun" projesiyle Bilecik'in Gölpazarı ilçesine bağlı Kurşunlu köyünde 50 kovan sahiplendirildi. Gölpazarı ilçesine bağlı Kurşunlu köyünde yaşayan, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğünce 2013'te "sıra dışı okur" seçilen Bedriye Berber Engin ve oğlu Cemil Engin, kırsal üretimi desteklemek amacıyla "Herkesin bizim köyde bir kovanı olsun" projesini hayata geçirdi. Anne Engin ve oğlu, sosyal medya üzerinden duyurulan proje kapsamında 50 kovanı bir yıllığına sahiplendirdi. Kovan sahiplerine her yıl 5 kilogram bal gönderen Engin ve oğlu, köye gelerek kendi kovanlarını yerinde görüp ballarını teslim almak isteyenleri de köyde ağırlıyor. Daha önce "Herkesin bizim köyde bir kiraz ağacı olsun" ve "Herkesin bizim köyde bir keçisi olsun" projelerini de hayata geçiren Bedriye Berber Engin, amaçlarının üretici ile tüketiciyi buluşturmak ve köyde tarımsal üretimi sürdürmek olduğunu söyledi. Hayatının büyük bölümünü tarım, hayvancılık ve arıcılıkla geçirdiğini ifade eden Engin, "Bir ayağım hep toprakta. Bütün enerjimi ve gücümü topraktan aldığıma inanıyorum." dedi. Engin, projeye İstanbul, Ankara, Bursa, Adana, Hatay ve Balıkesir başta olmak üzere Türkiye'nin farklı illerinden katılım olduğunu belirterek, uygulamanın hem doğal bal tüketimini teşvik ettiğini hem de köy ekonomisine katkı sağladığını dile getirdi. Özel sektörü bırakıp köyüne döndü 44 yaşındaki Cemil Engin ise yaklaşık 20 yıl özel sektörde çalıştıktan sonra köyüne dönerek aile mesleğini sürdürdüğünü söyledi. Yaklaşık 160 arı kolonisi bulunduğunu anlatan Engin, üretimin tüm aşamalarını doğal yöntemlerle gerçekleştirdiklerini belirtti. Yaz sezonunda arıları farklı floralarla buluşturduklarını kaydeden Engin, "Nisan ayında kirazla başlıyoruz, ardından ıhlamur, meşe, ayçiçeği ve çam balı üretimiyle sezonu tamamlıyoruz." diye konuştu. Engin, bu yıl yaklaşık 1 ton, geçen sene ise 1 ton 200 kilogram bal elde ettiklerini bildirdi. Türk Patent ve Marka Kurumundan (TÜRKPATENT) geçen yılın mayıs ayında marka tescili aldıklarını ve düzenli denetimlerden geçtiklerine değinen Engin, kurdukları internet sitesi aracılığıyla e-ticaret yoluyla Türkiye'nin farklı bölgelerine satış yaptıklarını sözlerine ekledi.
- Şehir hayatından sıkılıp köyüne dönen kadın hayvancılığa başladı
Çorum'da tekstil işiyle uğraşırken şehir hayatından sıkılıp köye yerleşmeye karar veren 49 yaşındaki Elif Dağlı, hayvancılık yaparak geçimini sağlıyor. İki çocuk annesi Dağlı, Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tokat Meslek Yüksekokulu Tekstil Teknolojisi Programı'ndan mezun olduktan sonra uzun süre tekstil sektöründe işçi olarak çalıştı. Çocukları dünyaya geldikten sonra işine ara veren Dağlı, şehir hayatından sıkılıp 2020'de Bekaroğlu köyünde ailesinin evine yerleşerek hayvancılık yapmaya karar verdi. Köydeki evi ve ahırı tamir ettiren Dağlı, annesinin doğum gününde hediye ettiği 5 anaç koyun ve 1 koçla hayvancılık yapmaya başladı. Kent merkezine yaklaşık 33 kilometre mesafedeki köyünde yalnız yaşayan Dağlı, hayvan sayısını yaklaşık 5 yılda 85'e yükselterek kendi sürüsünün sahibi oldu. "Hayatımın en güzel doğum günüydü ve dönüm noktasıydı" Dağlı, kuzularıyla baş başa güzel bir hayat yaşadığını, işlerinin yolunda olduğunu söyledi. Hayvancılığa başlarken annesinden destek gördüğünü belirten Dağlı, "Annem sağ olsun, bu kadar istememe kayıtsız kalamadı, doğum günü hediyesi olarak aldı hayvanlarımı. 'Beş tane anaç, bir de koç aldım. 5-6 yıl doğum günü hediyesi bekleme benden.' diye takıldı bana. Hayvanlarım doğum günümde, 23 Nisan'da geldi işletmeme ve ben doğum günümü o gün ahırda hayvanlarımla kutladım. Hayatımın en güzel doğum günüydü ve dönüm noktasıydı bence." dedi. Sürüsünün zamanla büyüdüğünü dile getiren Dağlı, şöyle konuştu: "Anaç sayımı artırmak için doğan dişileri elimde tuttum. Kuzularla toplam hayvan varlığım 85. Bu sektör ağır, yoğun mesai gerektiren bir sektör. Çizmenizi giyip işletmeye girecekseniz bu işe başlamalısınız. Bunu bilerek başladım ben. Gecesi gündüzü yok çünkü gece sabaha karşı doğumlarımız da olabiliyor. 24 saat sürekli hayvanların içindeyim. İstediğim zaman kendime vakit ayırıyorum, gezmelerime gidiyorum, sosyalleşebiliyorum. Ama ciddi bir iş hayvancılık. Yoruluyorum ama sabah güne çok büyük keyifle uyanıyorum." "Kendilerine güveniyorlarsa bir yerden başlasınlar mutlaka" Araştırarak hayvanlara doğum yaptırmayı, aşı yapmayı, hastalandıklarında ilgilenmeyi öğrendiğini anlatan Dağlı, severek yaptığı için her zorluğun üstesinden gelmenin yolunu bulduğunu kaydetti. Kentten köye dönerek doğru bir karar verdiğini vurgulayan Dağlı, şöyle devam etti: "Ben şehir hayatını, makyajlı, bakımlı, güzel bir hayatı, tertemiz bir hayatı bırakıp geldim köye ama burada kendimi buldum. Bana iyi geldi burası. Bence bu işi yapmak isteyen bayanlar etraflarındaki insanlar tarafından desteklenmeli. 'Yapamazsın' değil de tam tersine cesaretlendirilmeli, yüreklendirilmeleri lazım. Kendilerine güveniyorlarsa bir yerden başlasınlar mutlaka. Devletimizin kadın girişimcilere yönelik gelecekte çok güzel destekleri olacak." Dağlı, "Köy hayatı zaten çocukluktan beri çok sevdiğim bir hayat. Doğal hayatı çok seviyorum. Temiz hava, mis gibi güneş. Yazın tadına da varıyorum burada, kışın karını, yağmurunu da görüyorum, ondan da keyif alıyorum mesela. Sobanın fırınında bir şeyler yapmak çok keyifli." ifadelerini kullandı.
- Okul hayali yarım kalınca 80 yaşından sonra okuma yazma öğrendi
Bartın'da okul hayali yarım kalan Fatma Koç, azmiyle 80 yaşından sonra okuryazar oldu. Merkez ilçeye bağlı Yıldız köyünde yaşayan, 5 çocuk 13 torun sahibi Koç, çocukluk yaşlarında gerek maddi imkansızlık gerekse okulun köylerine uzak olması nedeniyle okuyamadı. Okuma yazma bilmediği için günlük hayatında zorluklar yaşayan Koç, geçen yıl eylülde Halk Eğitim Merkezi'nde Yetişkin Okuma Yazma Kursu'na başvurdu. Yurt dışında yaşayan kızı tarafından çanta, defter, dosya ve kalem gibi kırtasiye ihtiyaçları karşılanan Koç, merkeze gitmeye başladı. Köyünden haftanın iki günü servise binerek kursa gelen Koç, yaklaşık 5 ayda okuma yazma öğrendi. Bu sayede günlük hayatında yaşadığı zorluklardan kurtulmanın mutluluğunu yaşayan Koç, okuma yazmasını ilerletmek için kursa devam ediyor. "Hayatım boyunca okula gidememenin burukluğunu yaşadım" Fatma Koç, çocukluk yaşlarında gerek maddi imkansızlık gerekse okulun köylerine uzak olması nedeniyle okuyamadığını söyledi. Okula gitmek için yaklaşık bir saat yürümek zorunda kalacağını, köyde yaşıtı olmadığı için babasının da kendisini yalnız başına okula göndermek istemediğini belirten Koç, "Babama hem kızıyorum hem de kızamıyorum. Madem beni de okutsaydı da öyle bıraksaydı köyümüzü. Gittiğimiz yerde arkadaş olsa onlarla giderdim ama kimseler yoktu. Diğer kardeşlerimi okuttu, en küçükleri bendim. Yollayamadı beni kendi başıma. 'Gidip gelemezsin, yolda düşersin, başına bir şey gelir.' diye yollayamadı. O yüzden cahil kaldık." ifadelerini kullandı. Koç, hayatı boyunca okula gidememenin burukluğunu yaşadığını anlatarak, "Okumamanın zorluğunu çok yaşadım. Başına gelmeyen bilemez. Hastaneye kendim gidemezdim, yanıma birini bulamayınca da gidemezdim. Hasta olurdum, kalırdım evde. O yüzden her işimi kendim görmek için okuma yazma öğrenmeye karar verdim. Her zaman 'Bana yoldaş olur musun?' diye komşuya gidemem. 'Bizim işimiz var, başkasına git.' diyorlardı. Bunu başına gelen bilir. Okumayı öğrendim, çok mutluyum. Kendi işimi kendim görüyorum." diye konuştu. "Azmini hiç kaybetmedi" Halk Eğitim Merkezi okuma yazma öğretmeni Hüseyin Kocael de Fatma Koç ile geçen yıl eylülden bu yana önemli mesafe kat ettiklerini dile getirerek, şunları kaydetti: "Fatma teyzeyle haftanın iki günü ders yapıyoruz. Kendisi hiç aksatmadan, yağmur da yağsa kar da olsa imkanlarını zorlayarak kursa geliyor. Bu aslında gençlerimize örnek. Azmini hiç kaybetmedi. Her gün aynı heyecan, aynı mutlulukla okuma yazma kursuna geliyor. Okuma yazmayı öğrendikçe kendisi de şaşırıyor, mutlu oluyor." Halk Eğitim ve Akşam Sanat Okulu Müdürü Salih Musa ise okuma yazma bilmeyen herkesi okul müdürlükleri ve halk eğitim merkezlerine beklediklerini belirterek, Fatma Koç'u da azmi ve başarısından dolayı kutladı.
- Kadın girişimci yuvalamayı KOSGEB desteğiyle seri üretime taşıdı
Gaziantep'te yaşayan 55 yaşındaki Şahide Ulukök, kentin tescilli lezzeti yuvalamayı KOSGEB'den aldığı destekle üretimini seri hale getirdi. Kentin yöresel lezzetlerini üreten girişimci Ulukök, KOSGEB desteğinden faydalanarak yuvalama makinesi aldı. Aldığı makineyle glutensiz ve etsiz yuvalama üretimini seri hale getiren Ulukök, asırlık lezzeti teknolojiyle buluşturdu. Girişimci Şahide Ulukök, KOSGEB desteği sayesinde işletmesini büyüttüğü ve 5 kadına istihdam sağladığı için mutlu olduğunu söyledi. Destek sayesinde aldığı makinelerle üretimlerini artırdığını dile getiren Ulukök, şöyle konuştu: "İkinci makinemi KOSGEB desteğiyle aldım. İşlerimi büyüttüm ve geliştikçe yanımdaki hanımlara sağlanan istihdam da artmış oldu. İşletmemizdeki hanımlar şu anda ev bütçesine katkı sağlıyor. Dolayısıyla bizler de kendilerine destek oluyoruz. Şu anda 5 kadın ve ortağımla beraber 7 kişi çalışmaktayız." Yuvalama yapmanın zaman aldığını ve zor olduğunu aktaran Ulukök, kadınlarla beraber meşakkatli bir iş yaptıklarını ifade etti. "İşleri daha da kısaltmak için kombi fırını aldık" Yuvalamanın birkaç aşamayla üretildiğini dile getiren Ulukök, şöyle devam etti: "Yoğurma makinesinde etle pirinci, baharatlarıyla buluşturup yoğurduktan sonra ikinci bir aşamaya geçiliyor. O aşamada yuvarlama aşamasıdır. Onun için de makinelerimiz mevcut. İşleri daha da kısaltmak için kombi fırını aldık. O fırında da buhar sistemiyle el değmeden hijyenik bir şekilde pişiriyoruz ve daha sonra soğutma sistemine geçiliyor. Biz sadece yuvalamayı yuvarlayıp bırakmıyoruz." Eskiden komşuların bir araya gelip yuvalama yaparken dertleştiğini, şu anda teknolojik üretim yaparken bir yandan da çalışanlarına ablalık yaptığını aktaran Ulukök, "Onların sorunları varsa çözmeye çalışıyoruz. İşimiz sadece yuvalama değil." dedi.
- SMA hastası Berk hayalini kurduğu meslek için üniversite sıralarında
Doğuştan kas hastalığıyla mücadele eden 19 yaşındaki Berk Dinçer, hayalini kurduğu yazılım mühendisliğini tamamlayabilmek için Gümüşhane Üniversitesi'nde eğitim hayatına devam ediyor. Henüz 9 aylıkken SMA tanısı konulan ve küçük yaşlardan bu yana yaşamını tekerlekli sandalyeyle sürdüren Dinçer, ilkokul, ortaokul ve lise eğitimini Bursa'da tamamladı. Çocukluğundan bu yana yazılım mühendisi olmayı isteyen Dinçer, üniversite sınavında başarılı sonuç alarak Gümüşhane Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Yazılım Mühendisliği Bölümünü kazandı. Anne ve babasıyla kentte yaşamaya başlayan Dinçer, ailesinin desteği ve kendi azmiyle eğitim hayatının ikinci yılına devam ediyor. Üniversiteye her gün annesi Mesude Dinçer ile gelen Berk Dinçer, derslerinin bitmesinin ardından yine annesiyle evlerine dönüyor. "Pozitif şeylere odaklanmak lazım" Berk Dinçer, üniversite hayatını tamamlayıp ülkesini ve kendisini en iyi şekilde temsil etmeyi hedeflediğini söyledi. Yazılıma olan ilgisinin ortaokul yıllarında başladığını belirten Dinçer, hayalinin en iyi şirketlerde çalışmak olduğunu vurguladı. Hayata karşı her zaman iyimser bir duruş gösterdiğine işaret eden Dinçer, "Genel olarak hayatta büyük bir zorlukla karşılaştığımı söyleyemem. Zaten zorluklara odaklanmamak lazım. Daha pozitif şeylere odaklanmak lazım. Hayatımı etkileyecek bir zorluk olduğunu düşünmüyorum." diye konuştu. Annesinin desteğini her zaman hissettiğine değinen Dinçer, "Hep birlikteyiz. Her zaman arkamda desteğini hissetmem beni bir adım öne götürüyor. Yanımda olduğunu bilmek mutluluk veriyor, motivasyon kazandırıyor." ifadelerini kullandı. Üniversiteye her zaman annesiyle birlikte geldiğini kaydeden Dinçer, annesine her an ulaşabileceğini bilmenin kendisini güvende hissettirdiğini sözlerine ekledi. "Biz sadece başarıya odaklanıyoruz" Anne Mesude Dinçer ise oğlunun çalışkan, zeki ve sorumluluk sahibi olduğunu dile getirdi. Yazılım mühendisliği hayalinin ortaokul yıllarında başladığını aktaran Dinçer, şunları kaydetti: "Sınavlara girdi, Gümüşhane'yi istiyordu ve kazandı. Berk SMA hastası. Biz hastalığıyla değil, başarılarıyla günü yaşamayı seviyoruz. Oğlum da böyledir. Hiçbir zorluk bize zor gelmiyor. Biz sadece başarıya odaklanıyoruz, çok büyük hayallerimiz var."
- Üniversite öğrencisi 58 yaşındaki kadın azmiyle çevresindekilere örnek oluyor
Konya'da 58 yaşındaki Nejla Örs, eşinin desteğiyle başladığı üniversitede çalışkanlığı ve azmiyle eğitim hayatını şekillendiriyor. Küçük yaşta evlendiği için lise eğitimini yarım bırakmak zorunda kalan iki çocuk annesi Örs, çocukları üniversiteye başlayınca kendisi de eğitim hayatına kaldığı yerden devam etmek istedi. Ailesinin desteğiyle liseyi bitirip sınava hazırlanan Örs, 2023'te Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümünü kazandı. Hayal ettiği üniversite sıralarına oturmayı başaran Örs, mezun olduktan sonra alanında iş sahibi olmak istiyor. "İnsan ileriye dönük her şeyi yapabilmesi için öğrenmeyi sevmesi lazım" Örs, bugüne kadar hep hayallerinin peşinden koştuğunu söyledi. Öğrenmenin, okumanın ve eğitimin yaşının olmadığını gösterenlerden olduğu için gururlandığını anlatan Örs, üniversiteye yerleştiğini öğrendiğinde büyük heyecan yaşadığını dile getirdi. Örs, insan istedikten sonra her yaşta her şeyi öğrenebileceğini belirterek, şöyle konuştu: "İnsan ileriye dönük her şeyi yapabilmesi için öğrenmeyi sevmesi lazım. Hedefim iyi bir insan olmak. Hayalime de kavuştum. Hayalleriniz büyük olursa, başarmanız kolay olur. Üniversiteye geldiğimde ufkum açılıyor, enerjik oluyorum. Kendimi zinde hissediyorum. Çok şeyler öğrendim ve hala daha öğrenecek çok şeyim var. Gençleri ve hocaları görünce mutlu oluyorum. Bu bana büyük bir motivasyon kaynağı oluyor. Çok güzel bir duygu." "Hayat tecrübemi örnek alıyorlar, ben de onlardan çok şey öğreniyorum" Sınıf arkadaşlarıyla iyi anlaştığını anlatan Örs, "Çevremde sayemde üniversiteye başlayan oldu. Örnek oldum ve mutluyum. Onlara motivasyon kaynağı oldum. Burada gençlerle çok iyi anlaşıyoruz. Onların ablaları, teyzeleri oldum. Hayat tecrübemi örnek alıyorlar, ben de onlardan çok şey öğreniyorum. Gençlere, çok çalışarak örnek olmak istiyoruz. Onları teşvik ediyoruz." diye konuştu. Örs'ün fakültedeki arkadaşları da yaşça büyük birinin tecrübelerinden faydalanmanın ve azmine şahit olmanın kendileri için fırsat olduğunu kaydetti.











