Search this site
Boş arama ile 1096 sonuç bulundu
- "Tek elle" sarıldığı mesleğinde fotoğraf makinelerine hayat veriyor
Düzce'de yaşayan fotoğraf makinesi tamircisi Mehmet Akgün, 20 yıl önce geçirdiği kaza sonucu bir elini kaybetmesine rağmen çocukluk yıllarında çırak olarak başladığı mesleğini azim ve gayretle sürdürüyor. Mesleğe 41 yıl önce çırak olarak başlayan 56 yaşındaki Akgün, yaklaşık 20 yıl önce yüksek gerilim hattına kapılması sonucu bir elini kaybetti. Akgün, talihsiz kazanın ardından malulen emekli olmasına rağmen mesleğinden kopamadı. "Hikayelerin tanıkları" olarak tanımladığı fotoğraf makinelerine 41 yıldır hayat veren Akgün, çırak yetiştirememekten yakınıyor. "Sabır olmadan bu iş olmaz" Mehmet Akgün, mesleğini çok sevdiğini ve 41 yıldır keyifle sürdürdüğünü söyledi. Fotoğrafçılığın zor olduğu dönemlerde mesleğin içinde olduğunu anlatan Akgün, "İlk dönem filmli, ikinci dönem dijital, son dönem ise aynasız dönem. Eskiden zor şartlarda yapılan fotoğrafçılık, şimdiki dönemlerde dijitalin verdiği rahatlıkla yapılıyor." dedi. Akgün, sabır isteyen bir iş yaptığını, çırak yetiştirmekte zorlandığını dile getirerek, "Çok kez kardeşlerim, akrabalarım yanıma geldi işi öğrenmek için ama olmadı, yapmadılar. Sabır olmadan bu iş olmaz. Bir de maalesef maddiyat sorunu var. Bir makinenin tamiriyle günlerce uğraşıyorsun karşılığında belli bir miktar alıyorsun. Bu yüzden de meslekte yetişecek adam biraz zor." diye konuştu. Mesleğini 20 yıl önce kaza sonucu bir kolunu kaybetmesine rağmen yaşatmaya çalıştığını belirten Akgün, şunları kaydetti: "Kızımın kolyesi evimizin önünden geçen elektrik teline takılmıştı. Tedbir almama rağmen kolyeye almaya çalışırken yüksek gerilim hattına kapıldım. Bir yılı aşkın hastanede tedavi gördüm. Çok uğraştı doktorlar fakat elimi bilek hizasından kesmek zorunda kaldılar. Daha sonra emekli oldum fakat hayatın devamlılığı için mesleğimi sürdürmek zorundaydım. İlk zamanlar tek kolla çok zorlandım ama geliştirdiğim aparatlarla alıştım. Şimdi her türlü makineyi ne tür arızası olursa olsun tabiri caizse gözüm kapalı yaparım."
- Bu kafeyi "gülümseyen özel yüzler" ayakta tutuyor
Erzurum Büyükşehir Belediyesinin örnek projesi Gülümseyen Kafe, gülümseyen özel bireylerin emeğiyle işletiliyor. Büyükşehir Belediyesi tarafından hayata geçirilen projede, down sendromlu ve otizmli bireyler, garson olarak görev alarak hem çalışma hayatına katılıyor hem de sosyalleşme imkanı buluyor. Yakutiye ilçesindeki Olimpiyat Parkı'nda yaklaşık 2 yıldır hizmet veren kafede, misafirleri güler yüzleriyle karşılayan çalışanlar elde ettikleri gelirle aile bütçelerine de katkı sağlıyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından Doğu Anadolu'nun ilk Korumalı İş Yeri Belgesi verilen kafenin çalışan maaşları ise İŞKUR tarafından karşılanıyor. Proje, engelli bireylerin istihdam edilebilirliğine yönelik örnek uygulamalar arasında gösteriliyor. "Diğer engelli arkadaşlarına da idol oluyorlar" Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Zafer Aynalı, kurum olarak engellilere önemli hizmetler sunduklarını söyledi. Gülümseyen Kafe'de beş engellinin istihdam edildiğini ifade eden Aynalı," Bu kardeşlerimiz hem burada sosyalleşiyor hem de beşeri ilişkilerini geliştiriyor. Gelen müşterilerle hemhal oluyorlar, burada sohbet ediyorlar, iletişim kuruyorlar. Bir de diğer engelli arkadaşlarına da idol oluyorlar. Çünkü diğer engelli kardeşleri de engellilerin bu işi yapabileceğini buradaki arkadaşlarıyla gördükleri için onlara da bir motivasyon oluyor." dedi. Kafenin Doğu Anadolu'nun ilk korumalı iş yeri olduğunu belirten Aynalı, proje kapsamında çalışanların maaşlarının İŞKUR tarafından ödendiğini, proje sonlandıktan sonra Büyükşehir Belediyesi bünyesinde çalışmaların devam edeceğini kaydetti. Çalışmayla ilgili çok olumlu tepkiler aldıklarından bahseden Aynalı, şöyle devam etti: "Her şeyden önemlisi dualar alıyoruz. Anlatmakla değil, yaşamakla daha güzel anlaşıyor. Keşke gelip her gün, her saniyelerini yaşayabilsek, onları daha güzel anlayacağız. Engelli bireylere yönelik şu an çok önemli bir proje daha yapıyoruz. Kurulumu devam eden Bilim, Doğa, Eğitim Park Müzesi projemizin içinde çok büyük bir engelsiz yaşam merkezi oluşturuyoruz. Burası sadece engellilere hizmet eden bir yaşam merkezi değil. Aynı zamanda engelliler için mini bir hastane, mini bir okul, mini bir spor merkezi olacak. Biz iddialıyız ki Türkiye'nin engellilere dönük en donatılı, en fonksiyonel, en büyük projelerinden birisi olacak." Kazandığı parayla annesini umreye götürmek istiyor Kafede garson olarak çalışan down sendromlu Fatma Kisha ise çalıştığından dolayı çok mutlu olduğunu dile getirerek "Ben daha önce umreye gittim. Burada kazandığım paramı biriktirip annemi de umreye götürmek istiyorum." ifadesini kullandı. Down sendromlu Muhammet Haktan Özkılıç da çalışmayı sevdiğini anlatarak "Eğlencelere de katılıyorum. Evde de anneme yardım ediyorum. Çok mutlu oluyorum çalışınca." diye konuştu. Müşterilerden Ecenur Bozkurt ise kafeye merak edip geldiğini ve çok memnun kaldığını söyleyerek, "Çok güler yüzlüler. İşlerini çok güzel yapıyorlar. Onların güler yüzleri ile bizleri karşılamaları çok mutlu edici." değerlendirmesinde bulundu.
- Sudan korkan engelli genç kız, yüzmede 48 madalya kazandı
Gaziantep’te okullarda yürütülen “Yetenek Kaşifi Projesi” kapsamında keşfedilen doğuştan bedensel engelli genç kız, su korkusunu yenerek başladığı yüzmede aralarında Türkiye şampiyonluklarının da bulunduğu 48 madalya kazandı. Lütfiye ve Ercan Çoban çiftinin dört kız çocuğunun en küçüğü olan 16 yaşındaki Fatma Çoban, ailesinin desteğiyle eğitim hayatından kopmadı. Fatma’nın yaşamındaki dönüm noktası, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülen proje kapsamında antrenörlerin Şehit Tamer Cinpolat Ortaokulu’na gelmesiyle yaşandı. Suya girmekten büyük korku duyan Fatma, yapılan yetenek taraması sonrası antrenörlerin yönlendirmesiyle yüzme sporuna başladı. Kısa sürede önemli bir gelişim gösteren genç sporcu, katıldığı ilk şampiyonada 3 altın madalya kazanarak dikkatleri üzerine çekti. Bugüne kadar çok sayıda ulusal müsabakada yarışan Fatma Çoban, 100 metre serbest branşında Giresun ve Sivas’ta düzenlenen organizasyonlarda iki kez Türkiye şampiyonu oldu. Toplamda 48 madalya kazanan genç sporcu, hedefini milli takıma girerek olimpiyatlarda Türkiye’yi temsil etmek olarak belirledi. Fatma Çoban, ailede tek engelli birey olduğunu ve ortaokuldayken yapılan yetenek taramasıyla yüzmeye yönlendirildiğini anlattı. Yüzme antrenörü Elanur Atalay'ın kendisine çok destek olduğunu dile getiren Çoban, şöyle konuştu: "Yüzmeden çok korkuyordum, suya hiç girmemiştim. Hocam bana o kadar cesaret verdi ki 2 ayda yüzmeyi öğrendim. Sonra ilk resmi yarışma için Konya'ya gittik. Çok korkuyordum ama hocam ve ailemin destekleriyle 3 altın madalya kazandım. Bu madalyalar sayesinde diğer şehirlerdeki müsabakalara katılmaya hak kazandım. En son 2 yıl önce Giresun'da ve Sivas'ta düzenlenen 100 metre serbest stilde 2 defa Türkiye şampiyonu oldum. Her girdiğim yarışta emeğimin karşılığını almak için çok savaştım ve hala savaşmaya devam ediyorum." "Artık insanlar acıyarak bakmak yerine 'bu kız başarmış' diyorlar Yüzmenin öz güvenini artırdığını anlatan Çoban, "Artık insanlar acıyarak bakmak yerine 'Bu kız başarmış.' diyorlar. Bu his çok güzel bir şey. Ben kendi ayaklarım üzerinde durabiliyorum. Hedefim milli takıma girip olimpiyatlarda ülkemi temsil etmek. Ay yıldızlı bayrağımızı dalgalandırıp İstiklal Marşı'mızı okutmak istiyorum. Ailemin, antrenörümün, Büyükşehir Belediyesi Fatma Şahin’in bana verdiği desteklerle bu hedef için elimden gelen her şeyi yapacağım." diye konuştu. Engellilere tavsiyelerde bulunan Çoban, "Kimsenin ne dediğini, ne düşündüğünü umursamayın en büyük engel fiziki engel değil kalplerdeki engellerdir. Ben bir şeyler başararak o engellerin de aşılabileceğine inanıyorum." diye konuştu. "Hepimize ilham verecek ışık gördük" Büyükşehir Belediyesi yüzme antrenörü Elanur Atalay da Fatma Çoban'la 2021'de Yetenek Kaşifi Projesi sayesinde tanıştıklarını belirterek, "Aramızda bir bağ oluştu, sürece karşılıklı güvenle başladık. Su korkusu çok yüksekti ama güzel sonuçlar almaya devam ediyoruz. Fatma'da hepimize ilham verecek bir ışık gördük. Çok azimli ve inançlı, ailenin de çok büyük katkısı var. Haftanın 6 günü okula gidip, yüzmeye gelmek kolay değil. Biz 4 senedir haftanın 6 günü antrenman yapıyoruz." ifadelerini kullandı. Sporcunun kısa sürede önemli madalyalar kazandığını kaydeden Atalay, "Başarılarının bu kadar yüksek olacağını açıkçası biz de tahmin etmiyorduk, bize umut oldu. Hiç bırakmadık, şu anda milli takımın kapısını çalıyoruz. İnşallah hedefimiz önce milli takım, sonra Avrupa'da ay yıldızlı bayrağımızı, ülkemizi, Gaziantep'i temsil etmek istiyoruz." dedi. Anne Lütfiye Çoban ise kızının her başarısında gözlerinin dolduğunu söyledi. Çoban, "Kendi ayakları üzerinde durabilmesinin mutluluğu anlatılamaz. Çok emek veriyor, bıkmadan, yorulmadan sürekli antrenmana geliyor. Okulla sporu aynı ayda yapıyor. Okulda da çok başarılı. Fatma yüzmeye başladıktan sonra kendine daha çok güvenmeye başladı, öz güveni daha da arttı." şeklinde konuştu.
- Yorgancı Şerafettin dede 72 yıldır iğnesini elinden bırakmıyor
Kastamonu'da yaşayan Şerafettin Küçükbulut, yorgancılık mesleğini ilerleyen yaşına rağmen devam ettiriyor. Kentte 1953 yılında bir yorgancının yanında çalışmaya başlayan 84 yaşındaki Küçükbulut, 1956-58 yıllarında İstanbul Kadiköy'de başka bir yorgancının yanında çalıştı. Daha sonra tekrar memleketine dönen Küçükbulut, aynı yıl kendi dükkanını açtı. "Şerafettin dede", iğne ve ipliğiyle 72 yıldır dolgusu pamuk veya yün olup bölgede hala talep gören saten yorganları titizlikle işliyor. Şerafettin Küçükbulut, AA muhabirine yaptığı açıklamada, köyde doğduğunu, çalışmak için kente geldiğini, Kastamonu ve İstanbul'da mesleğin inceliklerini öğrenerek üç çocuk büyüttüğünü anlattı. Yaklaşık elli yıldır aynı dükkanda çalıştığını belirten Küçükbulut, şöyle devam etti: "Yorgancı hocalarımın biri Trabzonlu, biri Çatalzeytinliydi. Kalfa olarak Trabzonlu yorgancının yanına gittim. Onun dükkanında yorgan dikmeye başladım. Bana yorgan başına para ödüyordu. Daha sonra 1956'da İstanbul'a gittim, Kadıköy'de 2 yıl çalıştım. Daha sonra bir bayramda köye geldim. 'Ben İstanbul'da dükkan açacağım' dedim. Ailem 'Bizi burada yalnız bırakma, biz sensiz ne yaparız' dediler. Ben de bu sözün üzerine 1958 yılında Kastamonu'da dükkan açtım. Şu anki dükkanıma ise 1977'de taşındım. 1977'den beri aynı dükkanda devam ediyorum." 72 yılda 22 yorgan ustası yetiştirdi Çalıştığı 72 yıllık sürede 22 yorgan ustası yetiştirdiğini ifade eden Küçükbulut, "Bunlardan ikisi oğlum. Dördünü de çocuk yetiştirme yurdundan aldım. Yetiştirdiğim ustalardan üçü rahmetli oldu. Bu mesleği halihazırda devam ettirmeye çalışıyorum." diye konuştu. Yetiştirdiği ustaların kendisini çok sevdiğini, iyilik yapanın iyilik bulduğunu dile getiren Küçükbulut, müşterilerinin de yaptığı yorganlardan memnun kaldığına işaret ederek şunları kaydetti: "Benim diktiğim yorganlar garantilidir. Benim işim memnun etmektir, diktiğim yorganlara garanti vermektir. Benim diktiğim yorganlar sökülmez, uzun ömürlüdür. Bozulmaz ve ezilmez. Müşterilerim beni sever, ben müşterilerimi severim. Kastamonu, İstanbul ve Ankara'dan müşterilerim var. Bu mesleğe devam ediyorum. Mesleğimi seviyorum, mesleğimi bırakmak istemiyorum." Evlenecek kişilere indirim yaptığını belirten Küçükbulut, eskiden yorganı alana gelinlik hediye ettiğini, yorgan alanlardan bebeği olduğunu öğrendiklerine de yaptığı küçük yorganları hediye ettiğini söyledi. Sağlığının yerinde olduğunu, sağlığı elverdiği sürece de mesleğini sürdüreceğini vurgulayan Küçükbulut, işini severek ve sabırla yapanların, hiçbir zaman sıkıntı çekmeyeceklerini sözlerine ekledi.
- İngilizce dersini projelerle anlatan öğretmene çifte uluslararası ödül
Bursa'da yürüttüğü projelerle öğrencilerine İngilizceyi öğreten 13 yıllık öğretmen Filiz Balçık Taç, Hindistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nde (BAE) düzenlenen iki ayrı organizasyonda ödüle layık görüldü. Yıldırım Ticaret Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde görev yapan Taç, meslek hayatında kolej, köy okulu ve birçok meslek lisesinde öğrenci yetiştirdi. Öğretmen Taç, bu süreçte öğrencilerinin dil öğrenmesine katkı sağlamak, sosyal gelişimlerine destek vermek ve uluslararası projelerle onların yurt dışına çıkıp farklı ülkeleri görebilmeleri için Erasmus ve eTwinning projeleri yürüttü. Hayata geçirdiği projelerle uluslararası organizasyonlara katılan Taç, Hindistan'da "eğitimin nobeli" olarak anılan, 110 ülkeden 20 binden fazla öğretmenin başvurduğu Global Education Fest 2025'te "Küresel Öğretmen Ödülü"nü aldı. Hindistan'daki ödülü kasımda düzenlenen törenle verilen Taç, ayrıca BAE'nin başkenti Dubai'deki "Küresel Eğitim Ödülleri" organizasyonunda da "yılın öğretmeni" seçildi. Taç, Dubai'deki ödülünü 9 Ocak'ta düzenlenecek törenle alacak. "Ülkemizin eğitim sistemini onlarla paylaşabilmek benim için çok anlamlıydı" Filiz Balçık Taç, AA muhabirine, öğrencilerinin bu dili kullanmalarına vesile olmasının kendisi için değerli olduğunu söyledi. Yaptığı projelerle öğrencilerinin yurt dışında farklı uluslarla bir araya gelmelerine olanak sağladığını belirten Taç, şöyle konuştu: "Bu tarz projeler, öğrencilerimin özellikle İngilizceyi öğrenirken 'Ben bu dili nerede kullanabilirim, neden öğreniyorum?' şeklindeki kendi içlerinde yaşadığı çelişkileri önlemek adına çok değerli. Çünkü öğrencilerim yabancı kişilerle farklı ülkelerdeki akranlarıyla bir araya gelerek İngilizceyi kullanma fırsatı buluyor. Aynı zamanda ünitelerde işlediğimiz konuları farklı ülkelerdeki kişilerle kullanma fırsatı buluyorlar. Haliyle hem kendilerini hem de dillerini geliştiriyorlar." Taç, ödül sürecine de değinerek, "Yaptığım çalışmalar doğrultusunda meslek olarak 13 yılımı tamamladıktan sonra global bir öğretmen ödülüne başvurdum. Bu küresel öğretmen ödülü kapsamında çalışmalarımı, daha önceki deneyimlerimi, neler yaptığımı başvuru formumda doldurdum." dedi. Bu ödül çerçevesinde Türkiye'yi Hindistan'da temsil etme fırsatı bulduğunu anlatan Taç, şunları kaydetti: "Delhi'de gerçekleşen bu ödül kapsamında birçok farklı ülkeden, birçok farklı milletten öğretmen bir arada olduk. Okulumu, ülkemi temsilen bu değerli ödülü almaya hak kazandım. Birçok farklı ülkeden eğitimciyle bir araya gelerek çalışmalarımızı, yaptığımız uygulamaları karşılıklı olarak anlatarak keyifli çalışma gösterdik. Ülkemi, bayrağımı, çalışmalarımı oradaki insanlarla paylaşabilmek, oradaki kişilere bunları anlatabilmek, ülkemizin eğitim sistemini onlarla paylaşabilmek benim için çok anlamlıydı." Taç, 110 ülkenin katıldığı organizasyonda ödül aldığı için gururlandığını dile getirerek, "Orada Vietnam, Polonya, Hindistan, Türkiye, Gürcistan gibi ülkeler bayraklarını ve eğitim sistemlerini temsilen bulunmaktaydı. Ben de Türkiye'yi temsilen orada bulundum. Benim için gurur vericiydi. Başvuru aşamasında ödül alacağıma inanıyordum. Çok çalışma gerçekleştirdim ve bu çalışmalar doğrultusunda yaptığım işin, verdiğim emeğin farkındaydım ama bu kadar fazla başvurunun arasında böyle bir sonuç almak çok değerliydi." ifadelerini kullandı. Öğretmen Taç, ayrıca BAE'nin başkenti Dubai'deki "Küresel Eğitim Ödülleri" organizasyonunda da "yılın öğretmeni" seçildiği için mutlu olduğunu, ödülünü 9 Ocak'ta Dubai'de düzenlenecek törenle alacağını sözlerine ekledi.
- Kanserle mücadele sürecinde başladığı glütensiz gıda üretimini kafeyle mesleğe dönüştürdü
Adana'da 56 yaşındaki Nebahat Güneşer, beyin kanseriyle mücadele sürecinde evinde kendisi için başladığı glütensiz gıda üretimini, kızıyla açtığı kafede sürdürüyor. Halk eğitim merkezinde usta öğreticilik yapan Güneşer'e, kulak ağrısı şikayetiyle gittiği hastanede 2012'de beyin kanseri teşhisi konuldu. Geçirdiği ameliyatların ardından ilaç tedavisi uygulanan Güneşer, rahatsızlığı nedeniyle işini bırakmak zorunda kaldı. Güneşer, bu süreçte beslenmesine de dikkat ederek evinde kendi ekmeğini yapmaya başladı. Evinin mutfağında glütensiz ekmeğin yanı sıra farklı yiyeceklerin yapımını da öğrenen Güneşer, 2018'de hem kendini geliştirmek hem de farklı ortamda vakit geçirmek amacıyla bir fırında yaklaşık bir yıl ekmek ustası olarak çalıştı. İş yerinde 10 kişiye istihdam sağlıyor Güneşer, rahatsızlığının çalışmasına engel olmamasıyla 2019'da kendi işini kurmaya karar vererek merkez Çukurova ilçesi Güzelyalı Mahallesi'nde açtığı iş yerinde glütensiz ekmek yapmaya başladı. Her geçen gün yaptığı ekmeklere talebin artmasıyla Güneşer'e destek dış ticaret uzmanı olarak çalışan 31 yaşındaki kızı Cansın Or'dan geldi. Güneşer, işinden istifa eden kızının da desteğiyle iş yerini 2022'de kafe olarak düzenledi. Dünya Bankası koordinatörlüğünde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca yürütülen Sosyal Girişimcilik, Güçlendirme ve Uyum (SEECO) projesiyle kafesine 2024'te ekipman desteği de alan Güneşer, kızı ve istihdam sağladığı 10 kişiyle glütensiz beslenmek isteyenlere özel yiyecekler yapıyor. Rahatsızlığıyla ilgili ilaç tedavisi devam eden Güneşer, yaptığı glütensiz ekmekten baklavaya, katmerden keke, simitten kurabiyeye kadar çok sayıda yiyeceği kentin yanı sıra sosyal medya hesabı üzerinden aldığı siparişlerle Türkiye'nin çok sayıda iline gönderiyor. "İnsanlar buraya reçeteyle geliyorlar" Nebahat Güneşer, kendi için başladığı glütensiz yiyecek yapımının mesleği haline geldiğini söyledi. Evinin mutfağında başlayan yolculuğunda bugün çok sayıda hastaya dokunur hale geldiğini anlatan Güneşer, şöyle konuştu: "İnsanlar buraya reçeteyle geliyorlar. Şeker, kanser, bağırsak problemi yaşayan, böbrek yetmezliği olan hastalara özel üretimler yapıyorum. İnsanların burada şifa bulması beni mutlu ediyor. Mutlu oldukça da daha fazla üretim yapıyorum. Sağlığına kavuşmak isteyenlere karşı kendimi sorumlu hissediyorum. Hem kendim sağlıklı besleniyorum hem de benim gibi rahatsızlık geçirenlere güzel bir yol gösterdiğimi düşünüyorum." Güneşer, işini severek sürdürdüğünü ve her geçen gün de yaptıkları yiyeceklere talebin arttığını dile getirdi. "Hayalimizi gerçekleştirdik" Cansın Or da iş yerinde annesinin üretim, kendisinin de işletme kısmıyla ilgilendiğini anlattı. Annesiyle iş yapmanın kendisini mutlu ettiğini belirten Or, şunları kaydetti: "Annemle çalışmak istedim çünkü çok güzel bir girişimde bulundu ve hayallerini gerçekleştirdi. Ben de ona destek olmak istedim. Çok mutluyum çünkü hayalimizi gerçekleştirdik. Müşterilerin kapıdan çıkarken gösterdikleri güleryüz, emeklerimizin karşılığını aldığımızı gösteriyor. Önemli olan yaptığımız işin geri dönüşünü almak. İyi ki mesleğimden istifa edip bu işi yapmışım."
- Vanlı arıcı Dubai'ye 16,5 ton petek bal gönderdi
Van'da arıcılık yapan 47 yaşındaki Halil Tandoğan, devlet desteğiyle kurduğu bal paketleme, işleme ve depolama tesisinde hazırlanan 16,5 ton balı Dubai'ye gönderdi. Yaklaşık 75 yıl önce arıcılığa başlayan Tandoğan ailesinin üçüncü kuşak temsilcilerinden 4 çocuk babası Halil Tandoğan, iki yıl önce Tarım ve Orman Bakanlığının Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklemesi Programı'ndan hem bina hem de makine desteği aldı. Ata mesleği arıcılığı devlet desteğiyle daha da geliştiren Tandoğan, Van Organize Sanayi Bölgesi'nde 5 bin metrekare alana, günlük 4 ton bal işleme ve paketleme kapasitesine sahip tesis kurdu. Yöredeki arıcılardan toplanan balı tesiste hem petek halinde hem de süzülerek paketlenmesini sağlayan Tandoğan, 20 kişiyi de istihdam etti. Geçen yıl siparişle iç piyasanın yanı sıra ABD, Almanya ve Yemen'e bal gönderen Tandoğan, bu yıl hasat edilen 16,5 ton petek balı gümrük işlemlerinin ardından tırla Dubai'ye gönderdi. "Dubai'ye birinci sınıf, kaliteli bal gönderdik" Tandoğan, Van balının uluslararası pazardaki bilinirliğini artırmak istediğini söyledi. Tesisini büyüterek ekonomiye ve istihdama daha çok katkı sunmayı amaçladığını belirten Tandoğan, şunları kaydetti: "Tesisimiz 5 bin metrekare alana kurulu. Tarım ve Orman Bakanlığının Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklemesi Programı kapsamında projemizi hayata geçirdik. Bölgenin en büyük bal paketleme, işleme ve depolama tesislerinden biri konumundayız. Kolilediğimiz 16,5 ton balı tıra yükleyerek Dubai'ye gönderdik. Gümrük memurlarının balımızdan aldığı numuneler laboratuvara gönderildi ve sonuçlar onaylandı. Balda herhangi bir sorun yok. Dubai'ye birinci sınıf bal gönderdik. Dubai ile yaklaşık 250 ton yani 20 tıra denk gelen bir anlaşmamız daha var. Heyecanlıyız. Bunun devamı gelecek. Ülkemize döviz kazandıracağız. Aynı zamanda arıcı arkadaşlarımız da bundan fayda görecek." Tesisin 2 ton petek, 2 ton da süzme bal işleyecek kapasiteye sahip olduğunu anlatan Tandoğan, şöyle konuştu: "Kendi üretimimizin dışında bölgemizde analiz değerlerine uygun üretim yapan arıcılardan topladığımız balı işleyip paketliyoruz. Yılın ilk ihracatını yaptık. Ticaret kısa bir koşu değil, bir maraton. Pazarımızı büyütmek için her gün yeni şeyler katmaya çalışıyoruz. Doğru pazar bulunduğunda üretici daha çok üretecek, pazar sorunu yaşamayacak. Bu, tüm sektör için büyük bir kazanç olacak. Tesisimizde 20 kişi çalışıyor. Ürettiğimiz ve topladığımız sertifikalı balları analizden geçtikten sonra paketliyoruz. Gıda yönetmeliğine uygun bir şekilde hazırlanan ürünleri etiketledikten sonra pazara sunuyoruz."
- Muşlu kadın girişimci kurduğu tesiste günlük 10 ton süt işliyor
Muş'ta devlet desteğiyle süt işleme tesisi kuran kadın girişimci, günlük 10 ton süt işleyerek ekonomiye katkı sağlıyor. Doğu Anadolu Kalkınma Ajansından (DAKA) 2012'de ekipman desteği alan lise mezunu Ayşegül Meriç (41), Muş-Bingöl kara yolunun 15. kilometresinde süt işleme tesisi kurdu. Bu sayede hayallerini gerçekleştiren Meriç, eşinin de yardımıyla lor, beyaz peynir, otlu peynir, kaşar, kolot peyniri ile tereyağı, yoğurt ve ayran üretimine başladı. Tesisinde gece gündüz çalışan Meriç, Muş'un köylerinden ve çiftliklerden toplanan günlük 10 ton sütü işleyerek üretim yapıyor. Bu ürünleri çevre şehirlere ve Karadeniz Bölgesi'ndeki illere pazarlayan Meriç, işini daha da büyüterek ülke genelinde markalaşmayı hedefliyor. Meriç, devlet desteğiyle kurduğu süt işleme tesisinde birçok ürün ürettiğini söyledi. Hayalini kurduğu işi yapmanın mutluluğunu yaşadığını dile getiren Meriç, "Ürünleri Muş'un çevresindeki illere pazarlıyoruz. 12 yıldır Karadeniz Bölgesi'ne kolot peynirimizi ve tereyağımızı gönderiyoruz. 2012'de DAKA'nın ekipman desteğiyle tesisi kurdum. Eşim bana destek oluyor, beraber üretim yapıyoruz. Girişimci bir kadın olarak zorlanıyorum çünkü süt işleme çok zor bir iş. Gecemiz, gündüzümüz, tatilimiz yok. Tüm zamanımızı işimize ayırıyoruz. Zorlukları var ama işimizi severek yapıyoruz." diye konuştu. "Ekonomiye katkı sunduğum için çok mutluyum" İşini daha da büyütmeyi ve ülke genelinde üretim yapmayı çok istediğini belirten Meriç, şunları kaydetti: "Ürünlerimiz tamamen doğal, katkı maddesi kullanmıyoruz. Devletin destekleri olmasa bu işi kuramaz ve ilerletemezdik. Burada 10 kişiye istihdam sağlıyoruz. Desteklerinden dolayı DAKA'ya teşekkür ederim. Tesisimizi büyütmeyi düşünüyoruz. Eşim de bizi destekliyor. Her zaman yanımda olan eşime minnettarım. İşe sabah erken saatlerde başlıyoruz. Sütümüzü Muş'un köylerinden ve çiftliklerden alıyoruz. Tesiste günde 10 ton süt işliyoruz. Bunun yüzde 60'ından peynir çeşitleri, geri kalanından yoğurt ve ayran yapıyoruz. Kurduğumuz modern tesiste ilimizin ekonomisine katkı sunduğum için çok mutluyum. İnşallah daha ileri gideceğiz." Mustafa Meriç de "Eşim devlet desteğiyle güzel bir süt işleme tesisi kurdu. Ben de kendisine yardımcı oluyorum. Üretilen ürünleri çevre illere gönderiyoruz. Eşim örnek bir girişimci." dedi.
- Konteynerde ürettiği köpek tasmalarını 20'den fazla ülkeye ihraç ediyor Kopyası
Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023'teki depremlerde iş yeri yıkılan Mustafa Sürmeli, üretimini sürdürmek için konteynerde kurduğu atölyede el emeğiyle hazırladığı köpek tasmalarını 20'den fazla ülkeye ihraç ediyor. Henüz 18 yaşındayken mesleğe adım atan 30 yaşındaki Sürmeli, babasının nalbur dükkanında gördüğü köpek tasmalarından etkilenerek üretime yöneldi. Yerli malzemelerle başladığı serüvenle 2 yıl içinde yurt dışına açılan Sürmeli, 20 yaşında ilk ihracatını gerçekleştirdi. Deprem öncesine kadar Malatya Bakırcılar Çarşısı'nda üretim yapan Sürmeli'nin iş yeri, 6 Şubat depremlerinde yıkıldı. Yaşadığı tüm zorluklara rağmen üretimi bırakmayan Sürmeli, konteynerde kurduğu atölyede çalışmaya devam etti. "Ürünlerin yüzde 40'ını yurt dışına gönderiyoruz" Mustafa Sürmeli, yıllık satışlarının talebe göre değiştiğini söyledi. Ürünlerin tamamen el emeğiyle yapıldığına dikkati çeken Sürmeli, şöyle konuştu: "Yıllık 10 ila 15 bin ortalama üretimimiz var ve ürünlerin yüzde 40'ını yurt dışına gönderiyoruz. Bu ürünleri 20'nin üzerinde ülkeye ihracat ederken, her geçen gün bu ülke sayısı genişliyor. Üretimin her aşaması elde geçiyor. Hakiki ve özel deriler kullanıyoruz bu ürünlerde, onun için de dış piyasadan ilgi görüyoruz. Ürünlerimiz de yurt dışında büyük beğeni topluyor." Almanya, Fransa, İngiltere başta olmak üzere Avrupa ülkeleri ve Orta Doğu'dan yoğun talep aldığını belirten Sürmeli, talebin her geçen gün arttığını, müşterilerin ürün kalitesini gördükçe kendilerine ulaşıp özel siparişler verdiğini ifade etti. Yurt dışındaki fuarlara katılmak istediğini anlatan Sürmeli, şunları kaydetti: "Yurt dışı pazarına daha fazla açılmak, oradaki adet sayımızı daha da artırmak istiyoruz. Avrupa'da çok fazla sayıda köpek sahibi var ve kaliteli ürünler istiyorlar. Biz de bu kaliteyi her geçen gün karşılamak istiyoruz, daha da yükselterek, kendimizi de geliştirerek. Yurt dışındaki fuarlara katılmak istiyoruz. Bu şekilde hem şehrimizi hem de ülkemizi temsil etmek istiyoruz."
- Sosyal medyadan öğrendiği el işi gelir kapısı oldu
Samsun'un İlkadım ilçesinde yaşayan Gizem Okul, yapımını sosyal medyadan görerek kendi kendine öğrendiği kalın iplikten tabak altlığı, çanta, sepet gibi ürünleri festivallerde ve şehir merkezlerinde tezgah açarak satıyor. Samsun'un İlkadım ilçesinde yaşayan 33 yaşındaki Gizem Okul, sosyal medyadan gördüğü el işinin yapımını kendi kendine öğrenerek gelire dönüştürdü. Evde sosyal medyadan videolar izleyen 2 çocuk annesi Okul, 3 yıl önce Rusça yayımlanan bir videoda kalın ipliklerden supla (tabak altlığı), çanta ve sepet üretildiğini gördü. Video ilgisini çeken ve bu alanda üretim yapmaya karar veren Okul, deneme yanılma yöntemiyle şiş ve makine kullanarak tabak altlığı, çanta ve sepet üretimini öğrendi. Zamanla kendisini geliştiren Okul, yaptığı ürünleri festivallerde ve şehir merkezlerinde tezgah açarak satmaya başladı. Evin bir odasını üretim alanına dönüştüren Okul, ürünlerini kendi oluşturduğu marka ile pazarlıyor. Gizem Okul, sosyal medyada Rusça bir videonun ilgisini çektiğini, değişik şekillerde tabak altlığı, sepet ve çanta üretildiğini söyledi. Videoyu internette Rusça'dan Türkçe'ye çevirdiğini belirten Okul, "Hangi ipi kullanıyorlar, hangi makineyi kullanıyorlar, hepsi Rusça'ydı. Rusça bilmediğim için Türkçe'ye çevirdim." dedi. "Yapamazsın" diyen eşi şimdi en büyük destekçisi Bir gün eşine, "Ben de yapsam nasıl olur acaba?" dediğini dile getiren Okul, "Bana, 'Sen ayran gönüllüsün, bir kenara atıp yapmazsın' dedi. Ben de büyük hırsla, azimle makineyi ve ipleri aldım, başladım yapmaya. Tabii başlarda çok kötü oldu. Sonrasında güzel yapa yapa satışlar arttı." ifadesini kullandı. Önce çevresinden başlayarak sonrasında başka şehirlere de satış yaptığını anlatan Okul, şöyle devam etti: "Panayırlarda, halk pazarlarında derken şehir şehir, hatta büyük festivallere katıldım. Küçük de bir marka kurdum adıma, kızlarımın adından oluşan. En büyük destekçim ailem, annem, kız kardeşim. Başlarda, 'Sen ayran gönüllüsün' diyen eşim sonrasında kalite kontrolcümüz oldu. Yaptığım bütün ürünlere tek tek bakıyor, 'Bu olmamış, bu satılmaz, bunu başardın, daha güzel oldu' diye. Onun da motive etmesiyle çok güzel yerlere geldik." Okul, üretim yapmanın psikolojik olarak da kendisine iyi geldiğini vurgulayarak, bu işe evde sıkıldığı için başladığına işaret etti. Ailesine de rol model olduğunu dile getiren Okul, "Kız kardeşim, kayınvalidem, annem, hepsi birer makine aldı, onlar da üretime devam ediyor. Onlara da bir nevi iş kapısı gibi oldu. Bütün ev hanımlarına sesleniyorum. Yeter ki inanın, yeter ki isteyin. Yapamayacağınız, başaramayacağınız hiçbir şey yok." diye konuştu.
- Ortaokul ve liseyi açık öğretimde okuyan kadın, kızından ilham alarak üniversiteli oldu
Batman'da ortaokul ve liseyi açık öğretimde okuyan kadın, kızından ilham alarak üniversiteli oldu. Batman'da yaşayan 3 çocuk annesi 50 yaşındaki Emine Saygın, ilkokulu bitirdikten sonra ortaokula gönderilmediği için eğitimini sürdüremedi. 1996 yılında evlenen Saygın, eşi Savaş Saygın ve çocuklarının desteğiyle açık öğretim okullarında okuyarak ortaokul ve liseden mezun oldu. Kızı Fatmanur, Süleyman Demirel Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümüne yerleşince Saygın da kızından ilham alarak üniversite sınavına hazırlanmaya karar verdi. Ailesinin desteğiyle sınava hazırlanan Saygın, geçen yıl Batman Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu İç Mekan Tasarımı Programını kazandı. Hayal ettiği üniversite sıralarına oturmayı başaran Saygın, mezun olduktan sonra İç Mekan ve Tasarım Programı alanında iş sahibi olmak istiyor. "Evlendikten sonra okumaya karar verdim" Saygın, ilkokulu okuduktan sonra ailesinin okumasına izin vermediği için eğitiminin yarım kaldığını söyledi. Evlendikten sonra eğitimine kaldığı yerden devam ettiğini anlatan Saygın, "Evlendikten sonra okumaya karar verdim. İlkokulu okumuştum zaten. Ortaokul ve liseyi eşimin desteğiyle açık öğretimde okuyarak tamamladım." dedi. Kızının üniversiteyi kazanmasıyla kendisinde de üniversite okuma isteği oluştuğunu ifade eden Saygın, çocukları ve eşinin desteğiyle üniversite sınavına hazırlandığını bildirdi. "Üniversite sınavına yoğun bir şekilde hazırlandım" Sınava hazırlık sürecinde yoğun bir çalışma içerisinde olduğunu dile getiren Saygın, şunları kaydetti: "Üniversite sınavına yoğun bir şekilde hazırlandım. Soru çözdüm, kitap okudum, videoları izledim. Çocuklarım da ders çalıştırıyorlardı. Onların çok desteğini aldım. Eşim de ders çalışırken bana çok yardımcı oldu. Kızım üniversiteyi kazandıktan sonra ben de okumaya karar verdim. Geçen yıl sınava girdim ve üniversiteyi kazandım." Geçen yıl üniversiteye başladığı ilk gün büyük bir heyecan ve mutluluk yaşadığını dile getiren Saygın, "Geçmişte kız çocuklarına kurulan baskı hala üzerimde olduğu için biraz tedirgindim ama hocalarımı gördükten, arkadaşlarımla tanıştıktan sonra okula alıştım. Hocalarım ve arkadaşlarım da destek oldu. İkinci sınıftayım. Çok mutluyum. Çok güzel şeyler bunlar." ifadelerini kullandı. Okuduğu bölümü çok sevdiğini anlatan Saygın, mezun olduktan sonra bu alanda çalışmak istediğini dile getirdi.
- Down sendromlu Harun Efe, yetenekleriyle öğretmenlerinin gururu oldu
Konya'da yaşayan 16 yaşındaki down sendromlu Harun Efe Türk, hem Futsal Milli Takımı'nda ay-yıldızlı formayı giyiyor hem de özel eğitim meslek okulunda fotoğrafçılık ve geleneksel ciltleme sanatındaki yeteneğiyle çevresindekilere ilham kaynağı oluyor. Özel eğitimde fark yaratan projeleriyle adından söz ettiren Karatay Özel Eğitim Meslek Okulunda tüm öğrenciler gibi down sendromlu Harun Efe de yetenek ve azmiyle dikkati çekiyor. Okulun "Sanatta, sporda, eğitimde, üretimde biz de varız" sloganını, adeta kişiliğinde somutlaştıran Harun, "on parmağında on marifet" dedirten çok yönlü kabiliyetleriyle okuluna değer katıyor. Mahallelinin yıpranmış Kur'an-ı Kerim'ini tamir etti. Öğretmenlerinin üzerine titrediği Harun Efe, geleneksel Türk İslam sanatında ciltlemeyi de öğreniyor. Bu alanda 3 aydır eğitim alan Türk, mahalleden getirilen yıpranmış Kur'an-ı Kerim'in cilt ve kapağını yeniledi. Ayrıca okulda fotoğrafçılık eğitimi de alan Türk, toplantı ve organizasyonlarda yaptığı çekimlerle bu alanda da yeteneğini konuşturdu. Down Futsal Milli Takımı'nda forma giyen Harun Efe Türk, haziranda düzenlenen Avrupa Şampiyonası'nda ter döktü. Okul idaresi, atölye öğretmenleri ve sınıf öğretmeni, Harun'un bu çok yönlü yeteneklerini desteklemek için yoğun çaba gösteriyor. Harun Efe, özel gereksinimli bireylerin doğru yönlendirme ve destekle hangi noktalara ulaşabileceğinin en güzel örneklerinden biri olarak parlıyor. "10 parmağında 10 marifet olan bir çocuk" Karatay Özel Eğitim Meslek Okulu öğretmeni Mustafa Perçin, AA muhabirine, Sıfır Atık Projesi'nde Harun ve arkadaşlarının, atık malzemelerden defter, zarf ve kutu gibi ürünlerle geri dönüşüme katkıda bulunduğunu söyledi. Harun'un el becerisini geliştirdiğine dikkati çeken Perçin, şöyle konuştu: "Harun'un el becerisi çok iyi. Hem sportif hem de sanatsal alanlarda yetenekli. Bu yüzden üzerine yoğun olarak çalışıyoruz. Her çocuk için bireysel bir eğitim planı (BEP) yapıyoruz. Hepsinin kendi alanında gelişmesini destekliyoruz. Şu anda Harun, el becerileri ve sanatsal yetenekleriyle öne çıkıyor. Kur'an-ı Kerim ciltlemede yeteneklerini gözlemlediğimiz için bu alana yönlendiriyoruz. Harun'un ayrıca fotoğrafçılık konusunda da ekstra bir yeteneği var. Öncelikle okul içi fotoğraf çekimleri yaptık, ardından okul dışı çekimlere geçiş yaptık. Geçenlerde bir kongrede fotoğrafçı olarak görev aldı ve başarısını gördükçe daha da ilerlemesi için yeni projeler geliştirmeye çalışıyoruz. Amacımız, onun bir beceri kazanması, sosyalleşmesi ve iletişim becerilerini geliştirmesi. Harun, Down Futsal Milli Takımı'nda ülkemizi uluslararası arenada, İtalya'da başarıyla temsil etti. Harun, 10 parmağında 10 marifet olan bir çocuk. Ailesine de sevgiler, çünkü çok güzel yetiştirmişler." Karatay Özel Eğitim Meslek Okulu Müdürü Soner Selçuk Tekeli de her öğrencisiyle olduğu gibi Harun Efe ile de gurur duyduklarını belirterek, öğrencinin her alanda kendisini geliştirecek kapasiteye sahip olduğunu vurguladı. Evde çay servisi bile yapıyor Anne Esra Türk ise Harun Efe'nin evde de işlere elinin yatkın olduğunu belirterek, "Günlük hayatında da çok düzenlidir. Çay servisi yaparken de çok tertipli ve güzel yapar. Kendisinin becerileriyle gurur duyuyorum. Gittiği yerlerde de öğretmenleri de çok ilgi gösteriyor. Bundan da çok mutluyum." diye konuştu. Harun Efe Türk ise kendisinin okulda keyifli vakit geçirdiğini belirterek, futbolun yanı sıra fotoğrafçılığı ve ciltlemeyi severek yaptığını söyledi.











