top of page

Search this site

Boş arama ile 1096 sonuç bulundu

  • Okulun atıl bahçesini açık hava sınıfına dönüştürüp çocuklara doğayı sevdirdi

    Adana'da ana sınıfı öğretmeni Şeyda Uğurlu, görev yaptığı okulun atıl bahçesini bostan, denge parkuru, kum havuzu ve ağaç ev gibi etkinlik alanlarıyla süsleyip çocuklara açık havada eğlenerek eğitim görme imkanı sağladı. Çukurova Üniversitesi Okul Öncesi Öğretmenliği Bölümü'nden 2013'te mezun olan Uğurlu, çeşitli illerde görev yaptıktan sonra 2021'de Seyhan ilçesindeki Adasokağı İlkokulu'nun ana sınıfına atandı. Uğurlu, kurumun atıl durumdaki bahçesini öğrencilerin temiz havada vakit geçireceği bir alana dönüştürme hedefiyle hazırladığı projeyi, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve okul idaresine sundu. Projenin onaylanmasının ardından bahçeyi elden geçiren 36 yaşındaki Uğurlu, geçen yıl hayırseverlerin desteğiyle hayata geçirdiği açık hava sınıfını bostan, dene-yap tezgahı, ağaç ev, kum havuzu, sohbet çember alanı ve denge parkuruyla donattı. Uğurlu, çevre bilinci oluşturmayı hedeflediği öğrencilere hafta içi belli saatlerde açık hava sınıfında uygulamalı eğitim veriyor. Giydikleri çizmelerle bahçede vakit geçiren çocuklar, motor becerilerine ve sosyal gelişimlerine katkı sunan etkinlerde hem eğleniyor hem yeni bilgiler öğreniyor. "Çocuklar ilgi alanlarına göre istediği merkezde oynayabiliyor" Öğretmen Şeyda Uğurlu, öğrencilerine doğa sevgisi aşılamayı hedeflediğini söyledi. Sınıf içi uygulamaları bahçeye taşıdıklarını dile getiren Uğurlu, şöyle konuştu: "Çocuklar ilgi alanlarına göre istediği merkezde oynayabiliyor. Sanat etkinliği merkezimiz var. Burada sebzelerin boyasını çıkararak sanat etkinlikleri gerçekleştiriyoruz. Bostanımızda ekim ve dikim çalışması yapıyoruz. Daha sonra çocuklar olgunlaşan ürünleri toplayarak kendi yiyeceklerini hazırlayabiliyorlar. Dene-yap atölyemizde de doğadaki atık malzemeleri toplayarak deneyler gerçekleştiriyoruz. Çocukların doğada zaman geçirmesinin gelişimlerini olumlu yönde etkilediğini gözlemledim." Uğurlu, velilerin olumlu tepkilerinden dolayı mutlu olduğunu belirterek, "Doğa bütün canlılara iyi geliyor. Çocuklar burada çok güzel zaman geçiriyor, özel gereksinimli öğrencilerimiz de olumlu gelişim gösteriyor. Öğrencilerimdeki olumlu gelişimi görmek beni çok mutlu ediyor." dedi.

  • Topladığı materyallerle hayalindeki matematik müzesini kurmaya hazırlanıyor

    Bursa'nın Orhangazi ilçesinde 19 yıllık matematik öğretmeni Ersin Öztürk, kapsamlı bir matematik müzesi kurulması için 4 yıldır materyal toplayarak çalışma yürütüyor. Orhangazi Ortaokulunda görev yapan Ersin Öztürk, 2021'de sunum yapacağı bir seminere katılmadan önce yerli ve yabancı matematik kaynaklarından faydalandı. Sunumunun ardından okulda olimpiyat üzerine matematik kursu açan Öztürk, kursa katılan öğrencilerle gezi planladı. Aydın'daki Tales Matematik Müzesi'ni ziyaret eden Öztürk, buradan esinlenerek öğrencilere matematiği dokunarak, hissederek, somutlaştırarak sevdirmek amacıyla Orhangazi'de matematik müzesi kurmaya karar verdi. Bunun üzerine çalışmalara başlayan Öztürk, 4 yılı aşkın sürede çarpanlara ayırma, özdeşlikler, Galton kutusu, Klein şişesi, soyut matematik, topolojik düğümler, 19. yüzyılda dünyada bilinen çok popüler bulmacalar, oyunlar gibi 60'a yakın materyal biriktirdi. Orhangazi Milli Eğitim Müdürlüğü, Uludağ Üniversitesi Orhangazi Yeniköy Asil Çelik Meslek Yüksekokulu ve Orhangazi Belediyesi arasında imzalanacak protokolden sonra kurulum çalışmaları başlayacak müzenin Türkçe, İngilizce ve Arapça anlatımlı olarak 2026 yılı içinde açılması planlanıyor. "Türkiye'nin en kapsamlı matematik müzesi olacak" Ersin Öztürk, AA muhabirine, 19 yıllık matematik öğretmenliği süresince özellikle orta öğretim ve lise düzeyinde çok sayıda kitap yazdığını söyledi. Öğrencilerine matematiği sevdirmek için birçok girişimde bulunduğunu belirten Öztürk, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, Orhangazi Belediyesi ve Orhangazi Meslek Yüksekokulu destekleriyle hayalindeki müzeyi açabilmek için çalışma yürüttüğünü anlattı. Öztürk, matematiğin bazı öğrenciler tarafından "korkulu rüya" gibi görüldüğüne işaret ederek sözlerini şöyle sürdürdü: "En sevilmeyen ders, kimilerine göre de en sevilen ders. Öğrencilerin biraz daha dokunarak, hissederek, yaşayarak hissedebileceği materyaller hazırladık. Bazı hazırlanmış materyallerden faydalandık. Müzemiz milattan önce 3 bin yılından günümüze kadar 5 bin yıllık matematik tarihini, çalışmalarını somutlaştırarak anlattığımız bir müze olacak. İlkokul, ortaokul ve lise matematiğinde çarpanlara ayırma, özdeşlikler, üniversite matematiğinde Hilbert'in sonsuzluk otelini somutlaştırdığımız Galton kutusu, Klein şişesi, soyut matematik, topolojik düğümler, 19. yüzyılda dünyada bilinen çok popüler bulmacalar, oyunlar gibi materyalleri biriktirdiğimiz bir müze olacak." Müzeyi kurma amaçlarından bahseden Öztürk, "Matematiği biz günlük alanlarda nerelerde kullanırız? Bu müzenin en büyük amacı bu. Derste, tahtada öğrendiğimiz bilgileri günlük hayatta nasıl somutlaştırabiliriz? Bunu göstermek amacıyla bu müzeyi kuruyoruz." ifadesini kullandı. Öztürk, müzede konuların 110 başlık altında toplanacağını aktararak, "Bu başlıklardan yaklaşık 55-60 tanesinin materyali var. Geri kalan 50 taneyi soyut matematik olduğu için afişlerle ve posterlerle sözel olarak sunacağız. 60'a yakın başlığın malzemesi var. Açıldığında bildiğim kadarıyla Türkiye'nin en kapsamlı matematik müzesi olacak." diye konuştu. Müze fikrinin oluşum aşamasında birçok matematik öğretmeninin fikrini, maddi ve manevi desteğini aldığını kaydeden Öztürk, çok sayıda matematik müzesini gezip inceleyerek fikir edindiğini anlattı. Ersin Öztürk, katkıları için Orhangazi Milli Eğitim Müdürlüğü, Uludağ Üniversitesi Orhangazi Yeniköy Asil Çelik Meslek Yüksekokulu ve Orhangazi Belediyesi yöneticilerine teşekkür etti.

  • Gaziantep'te mobilya üreten kadın girişimci 8 ülkeye ihracat gerçekleştiriyor

    Gaziantep'te çalıştığı fabrika iflas edince kurduğu atölyede mobilya üreten Ayşe Pınar Tümüklü, ürünlerini 8 ülkeye ihraç ediyor. Orman Endüstri Mühendisi 44 yaşındaki Tümüklü, çalıştığı mobilya fabrikası iflas ettikten sonra "kadından mobilyacı mı olur" söylemlerine inat kendi atölyesini kurdu. İşletmesinde 15 kişiyi istihdam eden ve 8 ülkeye ihracat gerçekleştiren Tümüklü, Gaziantep Mobilya İhracatçılar Birliği Derneği ile Oğuzeli ilçesine kurulacak Mobilya Kent'in kooperatif başkanlığını yürütüyor. Fabrikanın iflası Tümüklü'nün başlangıcı oldu Ayşe Pınar Tümüklü, 15 yıl önce çalıştığı mobilya fabrikasının iflas etmesinin ardından olumsuz söylemlere kulak asmadan kendi işini kurmaya karar verdiğini anlattı. Ürettikleri genç, bebek odası, mutfak dolabı, yatak odası takımı gibi ürünleri bazı Avrupa ülkeleri ile Irak, Libya, Gürcistan'a ihraç ettiklerini dile getiren Tümüklü, "Çalıştığım şirkette yurt dışına çalışıyordu. Irak'ta ciddi bir para kaybı ve bir iflas yaşandı. Oranın iflası benim başlangıcım oldu. Kendi iş yerimi açtım ve o gündür bugündür de yaklaşık 15 yıldır şirket kendi adıma ve kendi adıma üretim yapıyorum. Hatta geçen günlerde Kanada'ya mobilya gönderildi. Yani bize talep geldikçe ürünlerimizi bütün ülkelere gönderiyoruz. Bu şekilde devam ediyoruz." dedi. Tümüklü, Oğuzeli ilçesine kurulacak Mobilya Kent'in bir an önce faaliyete geçerek burada üretime başlanması için gayret ettiğini ifade etti. "Kendisi sayesinde eğitimimi bitirdim" Mobilya atölyesinde 4 yıldır çalışan Mustafa Şafak Kaplan, Tümüklü'nün kendileri için patrondan ziyade bir abla olduğunu dile getirerek, "Burada işe başladığımda okumuyordum. Burada hem çalışıp hem de lise diplomasına sahip oldum. Ayrıca kalfalık, usta öğreticilik gibi belgelere sahibim. Burada makina operatörlüğü çizim tasarım gibi işlerle uğraşıyorum. Kendisi sayesinde eğitimimi bitirdim." dedi. Çalışanlardan ortopedik engelli İsmail Işık ise "Ayşe hanım çalışanlarına ciddi anlamda sahip çıkar, herkesle ilgilenir. Kendisi bize çok güvenir. Biz de güvenini boşa çıkarmamak için elimizden geleni yapıyoruz." diye konuştu.

  • Köy okulunda eğitimi sınıflardan seralara, zeytin ve ceviz bahçelerine taşıdılar

    Burdur'un Bucak ilçesine bağlı Kuşbaba köyündeki Kuşbaba İlkokulu'nda geliştirilen yenilikçi eğitim modeliyle sınıf ortamının dışına çıkarılan öğrenciler serada, ceviz ve zeytin bahçelerinde eğitim alıyor. Dönemin öğretmenlerinin 1999'da okulun bahçesine diktiği zeytin ağaçlarıyla başlayan bu eğitim yolculuğu o günden bu yana her yıl geliştirildi. Örnek uygulama ile okula ait zeytin ve ceviz bahçeleri, 350 metrekarelik sera, üretim atölyeleri ve hayvan bakım alanları öğrencilere sınıf oldu. Burada eğitim ve öğretimi süren öğrencilere aynı zamanda yaşam becerileri de kazandırılıyor. Öğretmen ve öğrenciler için en önemli tarım aracı ise 2016'da zeytin ve ceviz gelirleriyle alınan traktör oluyor. Hem tarımsal çalışmalar hem de hasat dönemlerinde kullanılan traktör, Kuşbaba İlkokulu'ndaki eğitim modelinin temel taşlarından birini oluşturuyor. "Çocuklar dört duvar arasındaki eğitimden çıkmalı" Kuşbaba İlkokulu Müdür Yardımcısı Ahmet Hasyıldırım, 9 yıldır görev yaptığı okulda uygulanan eğitim modelinin Türkiye'de örnek gösterildiğini söyledi. Eğitimi dört duvar arasından çıkardıklarını belirten Hasyıldırım, "Eğitimi zeytin, ceviz bahçesine, spor salonuna, atölyemize taşıdık. Şuna inanıyoruz, çocuklar dört duvar arasındaki eğitimden çıkmalı, o eğitimin yanında hayatla buluşmalı. Okulumuza 'eğitimin hayatla buluştuğu yer' diyoruz. Burada 90-95 zeytin ağacımız var. Şu an hasadımız devam ediyor. Bizim zeytin bahçemizin yanında ceviz bahçemiz de var. Burada da 53 ağaç cevizimiz var. Cevizlerin, zeytinlerin bakımını, ilaçlamasını, hasadını daha çok çocuklarla ve halkın desteğiyle yapıyoruz." dedi. Hasyıldırım, "Üreten toplum, yücelen toplumdur" sloganıyla yola çıktıklarını aktararak, şöyle konuştu: "Biz bunu okulda yapmalıyız ki gelecek kuşaklara üretmeyi öğretmemiz lazım. 2016 yılında öğretmenlerimin, öğrencilerimin desteğiyle, zeytin ve cevizden elde ettiğimiz gelirle almış olduğumuz traktör bizim çok işimize yarıyor. Elimiz ayağımız diyebilirim. Hasat zamanında, bazen derslerimizi zeytin bahçesinde, ceviz bahçesinde, atölyemizde işliyoruz. Bu yüzden uygulamamızı diğerlerinden ayıran özelliği, bizim çocukları hayata hazırlamamız." Öğrencilerin zeytin topladığını toprağa dokunarak öğrendiğini anlatan Hasyıldırım, "350 metrekarelik seramız var. Tamamen çocuklarla dikeriz, hasadını çocuklarla yaparız ve çocuklar bundan müthiş zevk duyar. Biz serayı, toprağı çapalamayı, hayatı da öğretiyoruz." ifadesini kullandı. Hasyıldırım, okulun hikayesinin 1999'a dayandığını belirterek, o dönem görev yapan öğretmenlerin zeytin ağacı diktiklerini, önceki öğretmenlerden aldıkları bayrağı daha üstlere taşımak için çalıştıklarını sözlerine ekledi.​​​​​​​

  • 89 yaşındaki emekli madenci, 45 yıldır sporcu yetiştiriyor

    Zonguldak'ın Kozlu ilçesinde futbol sevdalısı emekli madenci Özdemir Dayanıklı, devraldığı kulüple gençlerin yaşamına dokundu. Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Kozlu Müessese Müdürlüğünden 45 yıl önce emekli olan 2 çocuk, 5 torun sahibi 89 yaşındaki Dayanıklı, gençlik yıllarından bu yana gönül verdiği futbolla bağını hiç koparmadı. İşinin yanı sıra bir dönem futbol oynadıktan sonra kentte uzun yıllar antrenörlük yapan Dayanıklı, gençleri kötü alışkanlıklardan uzak tutmak ve spora yönlendirmek için yaşadığı Topbaşı Mahallesi'nin adını taşıyan kulüp kurmak istedi. O dönem adı "Kasaptarlaspor" olan kulübün yönetiminin kendilerine verilmek istendiğini öğrenen Dayanıklı ve arkadaşları, kongre günü takımın adının "Merkez Topbaşıspor" olarak değiştirilmesi önerisinde bulunarak takımı yaklaşık 32 yıl önce sahiplendi. Zamanla adı "Kozlu Maden İşçileri Topbaşıspor" olarak değişen ve Birinci Amatör Küme'de mücadele eden takımda antrenörlüğün ardından yöneticilik yapan Dayanaklı, genç sporcuların yetişmesine hizmet ediyor. "Sporla ilgilenmek beni dinç tutuyor" Özdemir Dayanıklı, takımı kurmanın en büyük ideali olduğunu söyledi. Dayanıklı, gençlerle bir arada olmaktan büyük mutluluk duyduğunu, onlar için her zaman bir şeyler yapmak istediğini anlatarak, "Gençleri kötü alışkanlıklardan uzak tutmak için kulübü kurduk ve başarılı olduk. Buradan iyi futbolcular çıktı, dereceler aldık, şampiyon olduk." dedi. Spor sayesinde hiç sigara kullanmadığını ve kötü alışkanlıklarının olmadığını belirten Dayanıklı, hala gideceği yerlere yürüyerek gittiğini, gençlerle ilgilenirken kendisinin de sağlıklı kaldığını dile getirdi. Dayanıklı, hayatının sonuna kadar sporun içerisinde kalmak isteğini dile getirerek, "Sporla ilgilenmek beni dinç tutuyor. Spor ve gençlerle bir arada olmam sayesinde ayakta kalıyorum. Bu işi yapmasam, bıraksam, evimde otursam belki de çökeceğim. Onlara da bu bakımdan duacıyım." diye konuştu. Kapılarının herkese açık olduğunu vurgulayan Dayanıklı, idman malzemelerine kadar sporcuların ihtiyaç duydukları tüm eşyaları verdiklerini kaydetti. Dayanıklı, takımın galibiyetiyle sevindiğini, mağlubiyetiyle üzüldüğünü belirterek, "Mağlup olduğumuzda üzüntümü çocuklarıma belli etmiyorum. İçim kan ağlasa da belli etmiyorum. Bana dokunuyor. Oynarken de mağlubiyeti kabul etmezdim. Futbol üç ihtimalli bir spor ama sporda her zaman centilmenlik lazım. Gençlere hizmette bulunmak için ön ayak oldum. Onlar da bize katkıda bulundu ve takımımız gittikçe büyüdü. Gurur duyuyorum, burada ahlaklı, terbiyeli sporcular yetişiyor." ifadelerini kullandı.

  • “Vektör: Liselilerin Sanayi Devrimi”

    Bursa'da liselilerin geliştirdiği otonom robot "Vektör" sanayide iş yükünü hafifletecek Nilüfer Atatürk Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde 2017'de kurulan "Nilüfer Robotik" takımındaki öğrenciler, 8 yıldır çeşitli robot tasarımları yaparak yurt içi ve yurt dışındaki yarışmalara katılıyorlar. Yaklaşık 5 yıldır otonom araç kategorisine ağırlık veren öğrenciler, geliştirdikleri araçlarla birçok yarışmada derece elde etti. Sanayide insan yükünü azaltmak için çalışma yürüten öğrenciler, bu yıl tasarladıkları otonom yük taşıma aracına "Vektör" ismini verdi. Görüntü işleme, sensör ve yapay zeka teknolojisiyle hareket eden, bir noktadan aldığı yükü başka bir noktaya nakleden otonom robotla TEKNOFEST'e katılan öğrenciler "Sanayide Dijital Teknolojiler" kategorisinde birincilik elde etti. "Robotun yüzde 90'ı yerli ürünlerle tasarlandı" Takımın Elektrik Elektronik ve İletişim Sorumlusu Eren Gür, AA muhabirine, yarışmada birinci olarak emeklerinin karşılığını aldıkları için mutlu olduklarını ifade etti. Otonom robotun yapım aşamasının yaklaşık 8 ay sürdüğünü belirten Gür, "Uykusuz gecelerle buralara gelmiştik. Bizim için çok güzel deneyim oldu. 2021'den beri bu yarışmaya (TEKNOFEST) katılıyoruz. Her şeyini sıfırdan biz yaptık. Robotun yüzde 90'ı yerli ürünlerle oluşturuldu." dedi. Takımın yazılımcısı Oktay Akkaya da tasarladıkları otonom yük taşıma aracının sanayide iş yükünü azaltabileceğini dile getirerek, TEKNOFEST ödüllü robotu daha da geliştirmek için çalışmaya devam ettiklerini söyledi. Aracın yapım aşamasında yazılım alanında görev yaptığını aktaran Akkaya, şöyle devam etti: "Öncelikle robota A noktasından B noktasına gitmesiyle ilgili iş emri vermemiz gerekiyor. Robotumuz, A noktasına üzerinde bulunan görüntü işleme ve sensörler sayesinde çizgi üzerindeki QR kodları takip ederek gidiyor ve yükü alıyor. Ardından B noktasına kenetleniyor. A noktasından yükü aldıktan sonra B noktasına gitmek için 6 farklı rota var. Yapay zeka sayesinde en yakın rotayı işliyor ve en yakın rotadan yükü bırakmaya gidiyor. Ardından bir sonraki alma noktasına gidiyor. Şarjı bu sırasında azalırsa otomatik olarak kendini şarja takabiliyor." Akkaya, TEKNOFEST'te birinci olarak amaçlarına ulaşmanın sevincini yaşadıklarını sözlerine ekledi. Takımın danışmanı Tesisat Teknolojisi ve İklimlendirme Alan Öğretmeni Kerem Süzgün ise TEKNOFEST için heyecanlı, meraklı öğrencilere danışmanlık yapmaya devam edeceklerini kaydetti. Öğrencilerin 8 aylık yoğun çalışmasının ardından bu sonuca ulaşıldığını vurgulayan Süzgün, "Öğrencilerimiz, hafta sonu dahil olmak üzere gece gündüz demeden özveriyle çalıştı. Bu özveriyi de birincilikle taçlandırdılar. Orada öğrencilerimizin birinci olduğunu, insanların takdir ettiğini görmek bizim için tarif edilmez bir duygu. Beklediğimiz, hedeflediğimiz bir sonuç olsa da bizi heyecanlandırdı ve mutlu etti." ifadelerini kullandı.

  • Hatay'da kadınların yaptığı süt reçeli sofraları süslüyor

    Gastronomi kenti Hatay'da kooperatif üyesi kadınlar tarafından yapılan süt reçeli, farklı illerdeki sofraları süslüyor. Hatay Altınözü Zeytin Emeği Kadın Kooperatifi (HAZEK) üyeleri, UNESCO'nun gastronomi alanındaki "Yaratıcı Şehirler Ağı"nda yer alan kentin yöresel lezzetlerini hazırlıyor. Kömbeden zeytinli kahke ve tuzlu yoğurda kadar birçok ürünü tüketicilerle buluşturan kadınlar, süt reçelinin yapımına da başladı. İnek sütü, şeker, kabartma tozu ve vanilya karışımının yaklaşık 3 saat pişirilmesiyle yapılan reçel, kavanozlara konuyor. Kadınların el birliğiyle hazırladığı reçel, farklı şehirlerdeki tüketicilere pazarlanıyor. "Süt reçeli az malzemeli ama çok lezzetli bir ürünümüz" HAZEK'in 31 yaşındaki mutfak şefi Adile Varış, gastronomi kentinin yöresel ürünlerini tanıtmayı amaçladıklarını söyledi. Menülerine ekledikleri süt reçelinin katkı maddesi içermediğini dile getiren Varış, "Süt reçeli az malzemeli ama çok lezzetli ve talep gören bir ürünümüz. İçinde sadece süt, şeker, vanilya ve kabartma tozu var. Yapım aşaması biraz meşakkatli, emek ve sabır istiyor." dedi. Varış, buzdolabında muhafaza edilmesi gereken reçel kavanozunun açıldıktan sonra 10 gün içerisinde tüketilmesi gerektiğini anlattı. Çocukların reçele ilgi gösterdiğini ifade eden Varış, "Süt reçeli, sütü sevmeyen, direk içmeyen çocukların bile severek tüketebileceği bir ürün. Onların pastalarına, kahvaltılarına ya da içeceklerine eklenebilecek faydalı ve sağlıklı bir ürün."

  • Atalarından miras kalan su değirmeninin çarklarını yarım asırdır döndürüyor

    Bitlis'in Mutki ilçesinde 75 yaşındaki Fahrettin Özel, atalarından miras kalan su değirmenin çarklarını yarım asırdır döndürerek köylünün un ihtiyacını karşılıyor. Boğazönü köyünde dedelerinden kalan su değirmeninde 25 yaşında babasının yanında çalışmaya başlayan Özel, ilerleyen yaşına rağmen köylünün mahsullerini öğüterek baba mesleğini sürdürüyor. Gelişen teknolojiye ve ilerleyen yaşına rağmen üçüncü kuşak olarak aynı değirmende dede mesleğini sürdüren Özel, köylülerin getirdiği buğday, arpa, darı ve mısırı öğüterek un haline getiriyor. İşini sürdürmekteki azmiyle çevresindekilerin takdirini toplayan 6 çocuk babası Özel, bakım ve temizliğini yaptığı tarihi değirmenin 750 kilogram ağırlığındaki taşının dönmesini sağlıyor. Tarihin izlerini taşıyan değirmenin gelecek kuşaklara aktarılmasını isteyen Özel, kendisinden sonra değirmeni döndürecek kimsenin bulunmamasının üzüntüsünü yaşıyor. "200 yıldan fazla, çok eski bir değirmen" Özel, 50 yıldır tek başına işlettiği su değirmeninin dedesinden kaldığını söyledi. Değirmenin taşını önceden kendilerinin yaptığını şimdi ise Konya'daki bir fabrikadan taş getirdiklerini anlatan Özel, "Su ile çalışan değirmende elektrik yok. Değirmen eski olduğu için kapatmadım ve hala devam ediyorum. Memleketimizde su değirmeni kalmadı. Bu çevrede de yok. Değirmen taşının ağırlığı 750 kilogramdır. Çok ağır. Bunun kaldırılması ve çalıştırılması çok zordur. Gördüğümden beri bu değirmen hala çalışıyor, hiç durmadı." diye konuştu. Her sabah yürüyerek gittiği köyün ilerisindeki değirmene bakım ve temizliğin ardından kanaldan su verdiğini dile getiren Özel, şunları kaydetti: "Değirmende buğday, ak darı, darı, mısır ve arpa öğütüyorum. Mısır olursa günlük 60, buğday olsa 75 ile 80 teneke öğütebiliyorum. Teneke başına 15 lira alıyorum. Değirmencilik mesleği dedemden babama, ondan da bana kaldı. 50 yıldır da ben değirmene bakıyorum. 200 yıldan fazla, çok eski bir değirmen. Arazimiz ve hayvanımız olmadığı için ailemin geçimini bundan sağlıyorum. Değirmende elek yok. Köylüler ürünlerini temiz getiriyor. Ben de öğütüp onlar için un haline getiriyorum. Köylülerin tamamı ürünlerini burada öğütüyor. Çocuklar bu işi bilmiyor, bana kalmış. Yaşlıyım, bundan sonra ne yapacağım bilmiyorum." "Sadece su gücüyle çalışıyor" Mısırını öğütmek için değirmene gelen Ümit Duygu ise "Değirmen elektrikle çalışmıyor, sadece su gücüyle çalışıyor. Günümüzde bu çok nadir bulunuyor. Yazılı bir tarihi yok. Dedelerimiz, babalarımız bu değirmende ürünlerini öğüttüklerinden bahsederdi. Şimdi bütün civar köyler arpa, buğday ve mısırlarını burada öğütür." diye konuştu.

  • Down sendromlu Emre, güler yüzüyle çalıştığı otele renk katıyor

    Zonguldak'ta bir otelde bellboy olarak çalışan down sendromlu Emre Ortahisar, azmi, disiplini ve güler yüzlülüğüyle çevresindekilerin sevgisini kazanıyor. Kent merkezindeki 5 yıldızlı bir otelde 9 yıldır görev yapan 28 yaşındaki Ortahisar, görev bilinciyle çevresine örnek oluyor. Çalışma arkadaşları tarafından "İşine sadık biri" olarak bilinen Ortahisar, otelin yoğun dönemlerinde dahi performansıyla dikkati çekiyor. Down sendromu tanısı henüz 15 günlükken konan, büyüdükçe neşesi, öğrenme isteği ve mücadeleci ruhuyla çevresine umut veren bir çocuk haline gelen Ortahisar, her adımında yanında olan annesi Leyla Ortahisar'ın desteği ve aldığı eğitimlerle bağımsız yaşam becerilerini geliştirdi. Eğitimini tamamladıktan sonra Down Sendromlular Derneği iş koçu tarafından yönlendirildiği otelde ilk olarak garsonluk yapan Emre Ortahisar, disiplini, insanlarla kurduğu sıcak iletişimi ve görev bilinciyle kısa sürede çevresindekilerin sevgisini kazandı. Daha sonra bellboy (giriş veya çıkış sırasında müşterilere bagajları konusunda yardımcı olan otel çalışanı) kadrosunda çalışmaya başlayan Ortahisar, 9 yılda otelin vazgeçilmez personellerinden biri haline geldi. Emekli olunca tatile gitmeyi hayal ediyor Emre Ortahisar, işini çok sevdiğini, iş hayatında olmaktan mutluluk duyduğunu dile getirdi. Çok sıkı çalıştığını söyleyen Ortahisar, "İşimden memnunum. Resepsiyonda çalışıyorum. Bellboyluk yapıyorum. Çay yapıyorum ve odaları yapıyorum. Misafirler odaya geçiyorlar, kalıyorlar." ifadelerini kullandı. Ortahisar, 9 yıldır aynı otelde çalıştığına değinerek, "Mutluyum. Bu işi yapıyorum. Çok şey yapıyorum. Çok mutluyum. Arkadaşlarımdan çok memnunum. Arkadaşlarımla iyi vakit geçiriyorum. Birbirimize destek oluyoruz." diye konuştu. Emre Ortahisar, en büyük hayalinin emekliliğinin ardından tatile gitmek olduğunu kaydetti. "Her sabah kalkar, 'İşime gideceğim' diye heyecanla hazırlanır" Anne Leyla Ortahisar da Emre'nin down sendromlu olduğunu öğrendiği anda büyük üzüntü yaşadığını, sendromla ilgili o dönem hiç bilgisinin bulunmadığını anlattı. Sosyal yaşantıda zorlanacakları ve Emre'nin normal çocuklar gibi olmayacağı söylendiğinde çok üzüldüğünü ancak doktor tavsiyesi üzerine özel eğitime yöneldiklerini aktaran Ortahisar, şöyle devam etti: "Özel eğitimlerle Emre'mi bu seviyeye getirdim. Özel eğitim uygulama okulu mezunu. Down Sendromlular Derneğimiz var İstanbul'da. İş koçu geldi, Emre'mi buraya alıştırdı. Otel de istemiş. Allah razı olsun. Onlara çok teşekkür ediyoruz. Gerçekten minnettarım. Emre burada 9 senedir çalışıyor. Şu anda işinden çok memnun. Her sabah kalkar, 'İşime gideceğim' diye heyecanla hazırlanır." Emre'nin işe girmesinin ardından sosyal çevresinin geliştiğini ve davranışlarının olumlu yönde değiştiğini anlatan Ortahisar, "Emreciğim buraya başladığından beri daha saygılı, daha efendi bir çocuk oldu. Eskiden çok inatçılığı vardı, sürekli evde durduğu için huzursuzdu. Dışarı benimle çıkardı. Aslında evden de pek bir yere gitmek istemezdi. Şimdi işine çok severek geliyor. Arkadaşlarını da çok sevdiği için sosyal çevresi oldu." ifadelerini kullandı. Anne Ortahisar, özel gereksinimli çocuklara sahip ailelere eğitim konusunda azimli olmaları çağrısında bulunarak, konuşmasını şöyle tamamladı: "Evde tutmasınlar çocuklarını, eğitim önemli. Eğitime götürsünler. Ben çocuğumu eğitimlere kendim götürdüm. Bekledim eğitimi bitsin diye. Eve tekrar beraber döndük. Okuma yazması var. Telefon kullanabiliyor. Sosyal yaşantısı, her şey çok güzel. Eğitimle her şeyi yapabilirler diye düşünüyorum ama tek başına olmuyor. Evde bir arkadaşı, bir yakını olması gerekiyor mutlaka. Üzüntülüydüm 'Oğlum acaba ne olacak?' diye. Çok zor şartlarda geldik bu zamanlara. Kolay gelmedik. Anlatılmaz. Bugünümüze çok şükür."

  • Isparta'da doğuştan bir kolu olmayan öğrenci engelleri yüzerek aşıyor

    Isparta'da doğuştan bir kolu olmayan 16 yaşındaki Osman Kahraman, öğretmeninin yönlendirmesiyle öğrendiği yüzme branşında yeni dereceler elde etmeyi hedefliyor. Isparta Spor Lisesi öğrencisi Kahraman, beden eğitimi öğretmeninin yönlendirmesiyle spora başladı. Kısa sürede yüzmeyi öğrenen Kahraman, katıldığı bazı organizasyonlarda yüzerek, Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü ile eğitim gördüğü liseyi temsil etti. Türkiye Yüzme Federasyonu tarafından 19-22 Kasım'da Sivas'ta düzenlenen Para Yüzme ve Deaf Yüzme Milli Takımlar Seçme Müsabakaları 1. Vize Yarışları'nda boy gösteren Kahraman, "S9" klasmanında Türkiye ikinciliği elde etti. Kahraman, 30 Ocak 2026'da Antalya'da düzenlenecek milli takım seçmelerine katılabilmek için sıkı çalışıyor. Kahraman, gazetecilere yaptığı açıklamada, yüzmeye başladıktan sonra hayatının değiştiğini, sporun fiziksel gelişimine de önemli katkı sağladığını söyledi. Kendini daha enerjik hissettiğini belirten Kahraman, "Yüzmeden önce fazla koşamıyordum, vücut esnekliğim yoktu, enerjik hissetmiyordum. Yüzmeye başladıktan sonra daha enerjik ve daha esnek oldum. Her şey azim, inanç ve disiplinle oluyor." dedi. Hedefinin milli sporcu olup Türkiye’yi uluslararası arenada temsil etmek olduğunu vurgulayan Kahraman, isteyen herkesin engelleri azimle aşabileceğini kaydetti. Spor Lisesi Beden Eğitimi Öğretmeni Ümit Turupçu da öğrencisinin kısa sürede yoğun çalışma yaparak, 4 farklı stilde Türkiye derecesi elde ettiğini anlattı. Kahraman'ın azmiyle özel gereksinimli bireyleri de umutlandırdığını vurgulayan Turupçu, "Bu yıl hem kulüp hem okul sporlarında yeni Türkiye dereceleri bekliyoruz. Osman'ın ilerleyen dönemde milli sporcu olacağına inanıyoruz." diye konuştu.

  • İkiz doktorların anne karnında başlayan yolculuğu mesai arkadaşlığına dönüştü

    İlkokul, ortaokul ve üniversitede aynı sıraları paylaşan tek yumurta ikizi doktor Yasin ve Furkan Çolak kardeşler, hekimlik mesleğini de aynı hastanede sürdürerek hastalara şifa dağıtıyor. Çolak kardeşlerin anne karnında tek yumurta ikizi olarak beraber başlayan yolculukları, eğitim hayatları süresince ilkokul, ortaokul ve üniversitede aynı sıralara taşındı. Yaklaşık bir yıl önce Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi'nde asistan doktor olarak görev yapmaya başlayan iki kardeşin bu yolculukları mesai arkadaşlığına dönüştü. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü'nde hastalara birlikte şifa dağıtan Çolak kardeşler, pozitif enerjileri ve hastalara yaklaşımlarıyla takdir toplarken, benzerlikleriyle de hem hastaları hem de mesai arkadaşlarını şaşırtıyor. "Çok iyi tanıdığımız için birbirimizi daha iyi tamamlıyoruz" 33 yaşındaki ikizlerden asistan doktor Yasin Çolak, AA muhabirine, kardeşiyle beraber lise hariç eğitim sürecini beraber tamamladıklarını anlattı. Birbirlerine benzedikleri için sık sık karıştırıldıklarını, bu duruma artık alıştıklarını kaydeden Çolak, hastanede de iş arkadaşları tarafından karıştırıldıklarını, bunun bazen komik diyaloglara sebep olduğunu söyledi. İkiziyle aynı hastanede görev yapmanın kendisini rahatlattığını ifade eden Çolak, "Birbirimize güven veriyoruz, kendimizi daha güvende hissediyoruz. Birbirimizi de çok iyi tanıdığımız için birbirimizi daha iyi tamamlıyoruz. Beraber anılarımız çok sık oluyor. Bir keresinde kardeşimle beraber gün aşırı nöbet tutarken bir hasta yakını gelip bana, 'Hocam siz hiç eve gitmiyor musunuz, dinlenmiyor musunuz? Hep sizi burada görüyorum.' şeklinde bir şeyde bulunmuştu. Ben de ona gerçekleri anlattığım zaman kendisi de gülerek bu duruma çok şaşırmıştı." diye konuştu. "Hastanede 'Hocam ışınlandınız mı?' şeklinde yorumlar alıyoruz" Yasin Çolak, genellikle aynı günlerde mesaide olduklarını aktararak, şöyle devam etti: "Acilde nöbet tutarken bazen birimiz poliklinikte oluyor, birimiz müşahede alanında bulunuyoruz. Poliklinikten müşahedeye hasta alırken hastaların sık sık karıştırmasıyla karşılaşıyoruz. 'Hocam siz ne ara geldiniz buraya, ışınlandınız mı?' şeklinde yorumlar alıyoruz. İlkokulda mesela okuldan eve giderken teyzeler önümüzü keserdi, bize sorular sorarlardı. Biz bunlara alışkınız açıkçası ama hastanede de yine çalışma arkadaşlarımız, hemşire arkadaşlar olsun yolda giderken insanlar gördükçe bizi hayretle ve dikkat çekici şekilde seyrediyorlar." İkiz olmanın hissettirdiği duyguyu dile getiren Çolak, "İkiz olmak bence güzel, özel bir duygu çünkü bir bedenden iki hayat çıkması çok mucizevi bir olay. O yüzden benim için çok özel bir duygu. Aynı hastanede çalıştığımız için mutluyuz." ifadelerini kullandı. "İkiz olduğumuzu öğrenince çok şaşırıyorlar, hayretle bizi inceliyorlar" Asistan doktor Furkan Çolak, küçüklükten beri insanların kendilerini ayırt etmekte zorlandığını, isimlerini söylerken bile tereddüt ettiklerini, bu durumun hoşlarına gittiğini, güzel anılar biriktirmelerine ve insanlarla daha samimi diyaloglar kurmalarına vesile olduğunu söyledi. Aynı klinikte çalıştıklarını ancak farklı servislerde görevlendirildiklerini, hastaların da zaman zaman kendilerini karıştırdığını anlatan Çolak, "Hastanede beklerken yorgunluktan çift gördüklerini zannedenler oluyor. İkiz olduğumuzu öğrenince çok şaşırıyorlar, hayretle bizi inceliyorlar." şeklinde konuştu. Furkan Çolak, ikiziyle aynı hastanede görev yapmaktan mutluluk duyduğunu aktararak, "Kendimizi daha güvende hissediyoruz. Birbirimize yardımcı olma fırsatı buluyoruz. Bu da bizi hem duygusal hem mesleki açıdan mutlu ediyor." dedi. İkiz olmanın tarifinin zor olduğunu ifade eden Çolak, şunları kaydetti: "Değişik ve güzel durumların ortaya çıkmasına vesile oluyor. Çalışma ortamında da bizi motive eden özel bir bağımız var. İş dönüşü birbirimize öğrendiklerimizi anlatıyoruz. Yaşadığımız etkileyici olayları paylaşarak eğitimimize katkıda bulunuyoruz. Çalışırken bazı ilginç durumlarla karşılaşabiliyoruz. Acilde kardeşimin baktığı bir hastanın sonucuna ben baktığımda hasta bunu fark etmiyor. Ben de bozuntuya vermiyorum. Onlar için tuhaf bir durum oluyor." Çolak, Tıpta Uzmanlık Sınavı sonrası tercih döneminde birlikte araştırma yaptıkları sırada İstanbul'daki hastaneleri incelerken hem eğitim kliniği hem hasta çeşitliliği açısından Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesinin ön plana çıktığını, eğitimlerine katkı sağlayacağını düşündükleri için burayı seçtiklerini söyledi. Hastaneye oğlunu getiren Keskin: "Çocuk birden hasta olduğunu unuttu" Çocuğunu ateş ve karın ağrısı şikayetiyle hastaneye getirince ikiz doktorlarla karşılaşan Hatice Keskin de hekimlerin ikiz olduğunu görünce şaşkınlık yaşadığını dile getirdi. Oğlunun da bu duruma şaşırdığını aktaran Keskin, "Oğlumun yüzü değişti. Çocuk birden hasta olduğunu unuttu resmen. Gerçekten çok güzel, çok değişik bir olaydı. Oğlum ikiz olduğunu görünce bir şaşırdı, ne olduğunu önce anlamadı. Sonra bir gülümsedi, hoşuna gitti." diye konuştu.

  • Uygulama bahçesinde tarımı öğrenen öğrenciler alternatif ürün yetiştirilmesine öncülük edecek

    Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde lise öğrencileri, okul bahçesinde oluşturulan uygulama alanında bir yandan tarımı öğrenirken diğer yandan ise bölgenin geleneksel ürünlerine alternatif olarak tıbbi ve aromatik bitki yetiştiriyor. Sultan Alparslan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Tarım Teknolojileri Alanı öğrencileri, bitkilerin ekiminden hasadına kadar tüm aşamaları birebir deneyimleyerek tarım yapmayı öğreniyor. Okul bahçesinde oluşturulan bahçede çeşitli bitkiler yetiştirerek uygulama yapma imkanı bulan öğrenciler, lavanta, biberiye ve adaçayını hasat ediyor. Öğrenciler, topladıkları ürünleri laboratuvar bölümünde paketleyerek satışa hazır hale getiriyor ve tarım sürecini "tohumdan sofraya" öğrenme fırsatı yakalıyor. Tarım Teknolojileri Alanı öğretmeni Mustafa Pekşahin, okulda öğrencilere tarımı uygulamalı öğrettiklerini söyledi. Bölgeye uyumlu bitkiler çiftçilere alternatif ürün olarak sunulacak Uygulama sahasında tıbbi ve aromatik bitkilerin dikimine geçen yıl başladıklarını, adaçayının da bu sene itibarıyla hasadını yaptıklarını dile getiren Pekşahin, şöyle konuştu: "Adaçayının önce dikimini gerçekleştirdik, ardından bakımını, sulamasını, ihtiyaç duyulduğunda gübrelemesini yaptık. Bu sene ise hasadını gerçekleştirdik. Kurutma işleminin ardından paketleme çalışmalarımızı tamamladık. Tarım Teknolojileri Bölümü olarak öğrencilerimize bölgemizde hakim olan tarım ürünlerini öğretmenin yanı sıra, çiftçimizi alternatif tarıma yönlendirmek için de ciddi çabalar gösteriyoruz. Yalnızca adaçayı ile sınırlı kalmadık, aynı zamanda tıbbi bir bitki olan ve mucizevi ot olarak bilinen altın otunun yetiştiriciliğini de sürdürüyoruz. Peyzaj alanında kullanılan ve uçucu yağ özelliği bulunan lavanta dikimini de gerçekleştirdik. Bir diğer aromatik bitkimiz olan biberiye yetiştiriciliğini de bahçemizde uygulamaya aldık. İnşallah önümüzdeki dönemlerde bölgemize uyumlu olan bitkileri çiftçilerimize alternatif tarım ürünleri olarak sunacağız. Buradaki en büyük önceliğimiz, elbette öğrencilerimizdir. Öğrencilerimizin sahada aktif olması, bölgede bilinçli çiftçi yetiştirilmesine öncülük edecektir." Öğrenciler eğitimden memnun Tarım Teknolojileri Alanı 10. sınıf öğrencisi Turna Yorgun, okul bahçesinde tıbbi ve aromatik bitkilerin dikiminden hasadına kadar olan tüm aşamalarda aktif olarak görev aldıklarını söyledi. Yorgun, "Bizim için bitkiyi toprakla buluşturmak ve bakımını üstlenmek çok güzel bir deneyim oldu. Adaçayı, lavanta, biberiye ve altın otu gibi bitkileri de tanıdık. Tarım bölümünde yer almak bizim için çok güzel bir deneyim ve büyük bir şans. İleride kendi bitkilerimi de üretebileceğimi bilmek beni hem mutlu ediyor hem de motive ediyor." dedi. Öğrencilerden Cumali Bakçı da sahada pratik yapmanın önemine işaret ederek, "Hasat yapımı, kurutma işlemi ve paketlemeyi birebir uygulamak bizim için mesleki açıdan büyük bir katkı sağladı. Lavanta, biberiye ve altın otu gibi bitkilerin hem ekonomik hem de sağlık açısından çok önemli olduğunu öğrendik. Mezun olduktan sonra bu alanda çalışabileceğime ve kendi işimi kurabileceğime inanıyorum." diye konuştu.

Arama Yap

bottom of page