top of page

Bu sitede ara

Boş arama ile 1150 sonuç bulundu

  • Dondurma yerken tanıştığı aronya bitkisinin üreticisi oldu

    Erzincan’da kadın girişimci Betül Hale Bilyay, dondurma yerken tanıştığı aronya bitkisinden etkilenerek üreticisi oldu. Hale Hanım Aronya Çiftliği’ni hayata geçiren Bilyay, anavatanı Kuzey Amerika olan aronya bitkisini Türkiye’nin dört bir yanına gönderiyor. Erzincan’da 2021 yılında babasıyla birlikte gittiği kafede aronyalı dondurma yiyen Betül Hale Bilyay, lezzetini beğendiği bitkiyi araştırmaya başladı. Süper meyve olarak bilinen ‘aronya’nın birçok hastalığa iyi geldiğini öğrenen Bilyay, 4 dönümlük arazisine 100 fidan dikerek yetiştiriciliğe başladı. Babasının da destek verdiği Bilyay, 5 yılda bahçesini büyüterek fidan sayısını da 900’e çıkardı. Erzincan’a yaklaşık 20 kilometre uzaklıktaki Bahçeli köyde Hale Hanım Aronya Çiftliği’ni kuran Bilyay, 900 aronya bitkisinin gelişiminden hasadına kadar üretimin her aşamasıyla yakından ilgileniyor. Bilyay, şeker, diyabet, kolesterol, damar tıkanıklığı olmak üzere birçok hastalığa iyi geldiği bilinen aronyayı talep üzerine Türkiye’nin dört bir yanına kargoyla ulaştırıyor. Aronya ile tanışmasının kendisi için bir dönüm noktası olduğunu belirten Betül Hale Bilyay, “Dondurma yerken aronya ile tanıştım. Daha sonra bu bitkiyi merak edip araştırmaya başladık. Yaptığımız araştırmalara göre süper bir meyve olan aronyanın Erzincan iklimine uygun olduğunu gördü. Önce bahçemize 100 fidan dikerek yetiştiriciliğe başladık. Daha sonra bölge bölge artırarak 900 fidana ulaştık" dedi. ŞİFA KAYNAĞI Aronyanın sağlık açısından çok önemli bir meyve olduğunu ifade eden Bilyay, “Süper meyve olarak bilinen aronya bitkisi yapılan araştırmalar sonucunda birçok hastalığa iyi geldiği bildiriliyor. Başta şeker, diyabet, kolesterol, damar tıkanıklığı olmak üzere birçok hastalığa iyi geldiği biliniyor. İçindeki antioksidan değerinin en yüksek olduğu bitkilerden biridir" diye konuştu.

  • İşten çıkarılınca kendi işini kurdu: İki dükkanı yıkıldı, pes etmedi

    Depremde iki dükkanını kaybeden Mehtap Gümüş, üretimini taşıdığı prefabrik çarşıdan yeniden ayağa kaldırdığı işini 5 şubeye büyüttü. Gümüş, bugün 40 kadına istihdam sağlıyor. Hatay'da 6 Şubat 2023'teki depremlerde unlu mamuller sattığı iki dükkanının yıkılmasıyla üretimini prefabrik çarşıya taşıyan Mehtap Gümüş, zamanla sayısını 5'e çıkardığı şubelerinde 40 kadına istihdam sağlıyor. Evli ve dört çocuk annesi Gümüş, 2009'da aşçılık yaptığı otelde görevine son verilmesinin ardından kendi işini kurmaya karar verdi. Merkez Antakya ilçesi Akdeniz Mahallesi'nde kiraladığı 20 metrekarelik dükkanda unlu mamuller ile içli köfte ve gözleme satmaya başlayan Gümüş, işini büyütüp Sümerler Mahallesi'nde ikinci şubesini açtı. Gümüş, Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023'teki depremlerde işletmelerinin yıkılması nedeniyle zor günler yaşadı. Pes etmeyen Gümüş, Hatay Valiliğince afetzede esnafın desteklenmesi için Kuzeytepe Mahallesi'nde kurulan prefabrik çarşıda tahsis edilen dükkanda börek ve unlu mamuller yapıp sattı. Kazancını işine yatıran Gümüş, Antakya ilçesinde 3, Defne ilçesinde de 1 yeni iş yeri açıp şube sayısını 5'e çıkararak 40 kadına istihdam sağladı. Azmi ve çalışkanlığı dolayısıyla Hatay Esnaf ve Sanatkarları Odaları Birliğince "Yılın Ahisi" seçilen Gümüş, daha fazla hemcinsini iş hayatına kazandırmayı hedefliyor. "Kadınlarla çalışmaktan mutluluk duyuyorum" Mehtap Gümüş, oteldeki işine son verildiği gün aldığı kararın hayatını şekillendirdiğini söyledi. Her şeyi yoluna koyduğu sırada yaşanan depremler nedeniyle iş hayatına sıfırdan başlamak zorunda kaldığını dile getiren Gümüş, şöyle konuştu: "Hanımlarla yola devam ediyoruz. Kadınlarla çalışmaktan mutluluk duyuyorum çünkü kimisi dul, kimisi çocuk okutuyor, kimisi kirada oturuyor. Şu an 40 kadın var yanımda. Beraber, omuz omuza üretmeye devam ediyoruz. Ben de ev hanımıydım, 'ya Allah' deyip işe başladım. Tüm kadınlar istedikten sonra başarabilir." Gümüş, 5 şubede günde yaklaşık 200 kilogram hamur ürünü hazırlayıp yurt genelinde sattıklarını belirterek, "Asrın felaketini yaşadık, pes etmedim. Kesinlikle azimli olmak lazım." dedi. Çalışanlardan 54 yaşındaki Gülcan Olgar, depremlerden sonra çalışmaya başladığını ve işini severek yaptığını anlattı. Olgar, çalışmanın kendisine iyi geldiğini vurgulayarak, kazancıyla 4 oğlunun eğitim masraflarına katkıda bulunduğunu kaydetti. 43 yaşındaki Tülay Olgar ise unlu mamuller hazırlayarak 3 çocuğunu büyütmeye çalıştığını söyledi.

  • Görme engelli 3 kardeşin büyük başarısı: Gaziantep'te her biri azimle kazandı

    Gaziantep'te yaşayan ve yüzde 90 oranında görme engeli bulunan üç kardeş, tüm zorluklara rağmen eğitim hayatlarındaki azimleriyle üniversiteyi kazanarak büyük bir başarıya imza attı. Gaziantep'te yaşayan Veli ve Emine Akçin çiftinin doğuştan görme engelli üç kızı, eğitim hayatlarını sürdürebilmek için karşılaştıkları zorluklara rağmen hedeflerinden vazgeçmedi. 2025 yılından itibaren Engelsiz Eğitim ve Kariyer Merkezi'nde eğitim almaya başlayan Türkan, Sibel ve Hamide Akçin kardeşler, burada E-KPSS ve YKS hazırlık kurslarının yanı sıra Braille alfabesi ve Kur'an-ı Kerim eğitimlerine katıldı. Kardeşlerden 20 yaşındaki Hamide Akçin, YKS sınavına girerek Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Sosyal Hizmet Lisans Bölümü'nü kazandı. Türkan ve Sibel ise Atatürk Üniversitesi Sosyal Hizmetler bölümünü kazanarak ailelerine büyük mutluluk yaşattı. Üç kardeş, eğitim hayatlarında karşılaştıkları engellere rağmen üniversite hayallerine ulaşırken, eğitimlerini başarıyla sürdürerek gelecekte kendi alanlarında meslek sahibi olmayı hedefliyor. 8 yıl önce okulda tanıştığı öğretmeninin teşvik etmesi üzerine okumaya karar verdiğini söyleyen Türkan Akçin, "34 yaşındayım. 25 yaşına kadar okuma yazma bilmiyordum. Kesinlikle hiçbir şekilde okula gitmedim. 25 yaşıma geldiğimde okuma yazma, Braille öğrendim. Daha sonra açıktan ilkokul, ortaokul ve liseyi okudum. Bu yılda YKS sınavına girdim ve açık öğretimden Atatürk Üniversitesi Sosyal Hizmetler bölümünü kazandım. Şimdi de ek tercihimin sonuçlarını bekliyorum. Bana destek olan Engelsiz Kariyer Merkezindeki hocalarıma teşekkür ederim. Sürekli yanımda oldular. Bana destek verdiler. Bundan 8 yıl önce bir hocam okumama vesile oldu. Bana sizde okuyabilirsiniz, yapabilirsiniz dedi. Biz de bu güne kadar geldik ve başardık. Sabah 09.30'da eğitimimiz başlıyordu sonrasında akşam 3'te bitiyordu. Kursa giderken bize servis desteği verdiler. Sıkıntı yaşamadık" dedi. Örgün eğitim olarak kazandığı üniversitenin heyecanını yaşayan Hamide Akçin, "İlkokul ve ortaokulu GAP Görme Engelliler Ortaokulunda okudum. Lisem ise Sekizşubat Anadolu Lisesi'ydi. Ben derslerimi sosyal mecralardan videolar aracılığıyla, önemli gördüğüm yerleri not alarak çalışıyordum. Okuldaki hocamın vasıtasıyla bu merkezle tanıştım. Bu kursta bize en başta Kur-an kursu açıldı. O alanda kendimi geliştirdim. Ondan sonra E-KPSS kursu açıldı. Bu kursta bize düzenli ulaşım desteği, yemek desteği gibi kendi ayaklarımız üzerinde durabileceğimiz tüm ihtiyacımız olan destekler verildi. YKS'ye girdim kazandım. Şuan da artık üniversite öğrencisiyim. Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sosyal Hizmetler bölümünü kazandım. Allah'ın izniyle pazar günü yola çıkıyorum. Çok mutluyum" ifadelerini kullandı. Sibel Akçin ise, "Ben daha önce hiç okula gitmedim. 2016 yılında Kur-an kursu açıldı. Ona gittim ve kendimi geliştirdim. Ardından Engelsiz Kariyer Merkezi ile tanıştım. Burada aldığım eğitimler sonucu, YKS'ye girerek Atatürk Üniversitesi Sosyal Hizmetler bölümünü kazandım. Çok mutluyum" diye konuştu.

  • HİMKA Otomotiv, Diyarbakır'da 5 milyon dolarlık yatırıma imza attı

    Otomotiv yedek parça sektörünün köklü oyuncularından Himka Otomotiv, alanında öncü olma vizyonu doğrultusunda Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesi’nde (OSB) 5 milyon dolarlık yeni tesis yatırımını hayata geçirdi. Tüm binek araç gruplarına yönelik yedek parça satışı gerçekleştiren şirket, bu stratejik yatırımla birlikte üretim bacağına da adım atarak ÖTH ve ENRUİ markalarıyla hava filtresi üretimine başladı. 1980 yılından bu yana sektörde faaliyet gösterdiklerini belirten Himka Otomotiv Yönetim Kurulu Başkanı Hikmet Kaya, şirketin büyüme yolculuğunu ve yeni yatırımın detaylarını paylaştı. Sektöre ilk olarak 1. Sanayi Sitesi’nde 75 metrekarelik mütevazı bir alanda adım attıklarını hatırlatan Kaya, büyüme trendine paralel olarak önce Elazığ karayolu üzerindeki 3 bin metrekarelik tesise geçtiklerini, bugün ise OSB 1. Etap’ta Türkiye geneline hizmet sunacak dev bir entegre tesis kurduklarını ifade etti. OSB'de 10 bin 600 metrekarelik entegre tesis Yurt dışından ithal ettikleri binek araç yedek parça, mekanik ve karoseri parçalarının satışına hız kesmeden devam ettiklerini vurgulayan Kaya, yeni tesise ilişkin şu bilgileri verdi: "OSB’de 6 bini kapalı olmak üzere toplam 10 bin 600 metrekarelik bir tesis inşa ettik. Amacımız artan talebi en hızlı şekilde karşılamaktı. Bu doğrultuda OSB’ye toplam 5 milyon dolarlık yatırım gerçekleştirdik. Yeni tesisimize taşınmamızın en önemli nedenlerinden biri de üretime başlamaktı. Tesis bünyesinde 250 bin dolarlık ek yatırımla küçük araç grupları için hava filtresi üretim hattı kurduk. Şu an aylık 100 bin adet hava filtresi üretiyor ve Türkiye’nin dört bir yanına sevk ediyoruz." Hedef 'Hızlı Teslimat' modelini tüm Türkiye'ye yaymak Piyasada 80 bin çeşit ürün zenginliğiyle rekabet ettiklerini dile getiren Hikmet Kaya, lojistik hizmet ağına dikkat çekerek, "Kendi lojistik ağımızla yaptığımız hızlı teslimat modelini ilk etapta çevre illerdeki 13 kentte uyguladık ve çok başarılı sonuçlar aldık. Şimdi bu 'Hızlı Teslimat' uygulamamızı tüm Türkiye genelinde yaygınlaştırmayı hedefliyoruz" dedi. Mevcut durumda 55 kişilik istihdamla faaliyetlerini sürdürdüklerini kaydeden Kaya, yakın vadeli hedefleri arasında binek araçların yanı sıra ticari araç grupları için de hava filtresi üretimine başlamak olduğunu sözlerine ekledi.

  • Tezmaksan, 9 eksen CNC'yi yaptı 45'inci yılda 46'ncı ülkeye açıldı

    Takım tezgahları ve talaşlı imalat alanında yeni nesil ürünlerle öne çıkan Tezmaksan, 9 eksen CNC tezgahın prototipini geliştirdi. Ürünü iç pazara sunmayı planlayan firma, ilk üç ürünü kendi üretiminde kullanacak. Diğer yandan ihracat halkasını da genişleten şirket, 45'inci yılda halkasına Avusturya'yı ekleyerek toplamda 46 ülkeye ulaştı. Talaşlı imalat ve takım tezgahları sektörünün önde gelen oyuncuları arasında yer alan Tezmaksan, MAKTEK Avrasya Fuarı’nda prototipini sergilediği 9 eksen CNC tezgahla havacılık sektörüne katma değerli ürünler sunacak. Üç ayrı proseste yapılan ürünler bu ürün sayesinde tek bir makineden çıkacak. Tezmaksan CEO’su Hakan Aydoğdu geliştirdikleri ürünlerde yerlilik oranının yüzde 40 seviyesinde olduğuna dikkat çekerek, “Normalde bu kadar büyük makineleri Türkiye’de işleyebilecek fabrika sayısı çok az. Yazılımımızı kendimiz geliştirdik. Mühendisliği tamamen yerli, ekibimizin tamamı Türk mühendisler. En önemlisi özgün tasarım oldu; mühendislik bilgisi, Ar-Ge kısmı ve mekanik kısmı tamamen yerli. Biz burada sadece çok spesifik işler ve kontrol ünitesi konusunda dışa bağımlıyız” ifadelerini kullandı. Prototipin çıkması 2 yıl sürdü Ürün geliştirme sürecine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Aydoğdu, “9 eksen için konuşacak olursak, prototipin çıkması 2 yıl sürdü. 1 milyon euronun üzerinde Ar-Ge yatırımı oldu; bunun içerisinde makine yatırımı yok” dedi. Yapacakları ilk üç prototipi kendi üretimlerinde kullanacaklarına vurgu yapan Aydoğdu, “Ondan sonra yaklaşık 3 yıl iç piyasaya çalışacağız, 3 senenin sonrasında ihracata başlayacağız. Robotta da öyle yapmıştık, yakın lokasyonda denemeniz lazım. Bu makineleri otomasyonla satacağımız için arıza çıkarmayacak ama proseslerdeki hassasiyetleri karşılayabilecek miyiz, sahada görebilmemiz için en az 2 senelik bir saha tecrübesine ihtiyacımız olacak” dedi. “Ürün ağacını tamamlayacağız” 9 eksen CNC’nin ürün ağacını tamamlayacaklarına vurgu yapan Hakan Aydoğdu, “10, 11 eksen, sonra 12 ekseni de geliştireceğiz. Sonrasında daha büyük ebatlı kısımlar devreye alınacak. Önümüzdeki 5 senenin yatırımı bu ürün ağacını geliştirmek olacak. Çünkü havacılık ve petrol-gaz sektöründe çok büyük parçaların tek seferde işlenmesi bu makinelerle yapılıyor. Paralel olarak FMS hatlarının da daha büyüklerini yapacağız” diye konuştu. “Bütünleşik bir yaklaşım sunmaya başladık” 45 yıllık deneyimlerini bugün makine tedarikçiliğinin ötesine taşıyarak uçtan uca üretim teknolojileri geliştiren bir şirket olma hedefine emin adımlarla ilerlediklerine işaret eden Aydoğdu, “MAKTEK Avrasya 2026’da da bunu somut bir şekilde gösterdiğimize inanıyorum. CNC makinelerimizin yanı sıra Brother, Röders ve Denn gibi ileri teknoloji çözümlerimizi, Ar-Ge çalışmalarımızı sürdürdüğümüz minimum 9 eksenli tezgâhımızı ve kendi geliştirdiğimiz Kapasitematik V2 ile RoboCAM yazılımlarımızı aynı çatı altında sergiledik. Böylece, üreticilere tek bir makine değil, üretim süreçlerinin farklı ihtiyaçlarına yanıt veren bütünleşik teknoloji yaklaşımımızı sunmayı amaçladık” diye konuştu. CNC tezgahlarını otomatik olarak beslemek amacıyla geliştirilen yerli ve akıllı bir robotik otomasyon sistemi CubeBOX’a yerli üreticilerin yoğun ilgi gösterdiğine işaret eden Aydoğdu, “Aslında yüzde 80 ihracat planlamıştık ama otomotiv yan sanayisindeki ve Avrupa’daki düşüş nedeniyle havacılığa evrildik. Örneğin 3 yıl önce en iyi ihracat pazarımız İtalya’ydı, geçen sene otomotivdeki düşüş yüzünden bu pazarda ciddi bir düşüş yaşadık. Ancak havacılığa geçince iç pazardaki yerli üreticinin talebi arttı. Yerli sanayicinin yeni makine almak yerine CubeBOX gibi esnek otomasyon sistemlerine ne kadar hızlı adapte olduğunu övgüyle gördük” ifadelerini kullandı. “CubeBOX’ın kısa vadede Uzak Doğu tehdidi yaşayacağını düşünmüyoruz” Otomasyonda uzmanlık alanlarının dışına çıkarak, sadece CNC beslemenin yanı sıra lojistik hatlarını besleyen mobil AMR sistemleri, paletleme sistemleri ve kaynak otomasyonları ile ürün ailelerini genişlettiklerine vurgu yapan Aydoğdu, “Amacımız uçtan uca karanlık fabrika felsefesini sunmak; parçanın üretilip AMR ile metrolojiye gitmesi ve paketlenmesine kadar adamsız bir yapı kuruyoruz” şeklinde konuştu. Öte yandan Amerika’da 1, Avrupa’da 3 rakiplerinin bulunduğuna işaret eden Aydoğdu, “Uzak Doğu’da ise rakibimiz yok. Robocam yazılımımızla KOBİ’lere yönelik az adetli, çok çeşitli üretkenlik sunuyoruz. Çin kitlesel üretime odaklandığı için bizim alanda zorlanır. Katma değeri yüksek CubeBOX’ın kısa vadede Uzak Doğu tehdidi yaşayacağını düşünmüyoruz” değerlendirmesinde bulundu. Japonya’da mümessillik anlaşması imzaladı “En büyük hayalimiz Japonya’ydı; geçen ay Japonya’da mümessillik anlaşması imzaladık. Japonya’dan aldığımız robotlara kendi yazılımımızı entegre edip tekrar Japonya’ya ihraç edeceğiz. Mitsubishi Electric (EDM ürünü) gibi bir dev ile anlaşmalar yaptık. Kendi markaları altında değil, Tezmaksan partnerliği ve logosuyla global pazarlarda satıyorlar.” Halka arz konusunda çalışmalara başladı Şirketin yeni dönem stratejisinde halka açılmanın da yer aldığına vurgu yapan Hakan Aydoğdu, “Şu anda çalışmalarımız devam ediyor. Şirketi profesyonel kadrolarla kurumsallaştırmak istiyoruz. SPK ön onayını aldık, ekim ayı gibi başvurumuzu tamamlayıp doğru zamanda halka arzı gerçekleştireceğiz. Buradan elde edeceğimiz geliri yeni yatırımlarımızda kullanacağız” ifadelerini kullandı.

  • 7 Yaşında Sokakta Balon Satıyordu: Bugün 200 Müşteriye Dijital Çözümler Sunuyor

    Çocuk yaşta sokaklarda balon ve pamuk şeker satarak para kazanmaya başlayan Onur Öcal, bilgisayara duyduğu ilgiyi girişimciliğe dönüştürdü. Pandemi döneminde dijital pazarlama alanında kendi yolunu çizen Öcal, bugün iki ofisi, 10 kişilik ekibi ve yaklaşık 200 aktif müşterisiyle faaliyetlerini sürdürüyor. Gençlerin gelişimine destek olmak da çalışmalarının önemli bir parçasını oluşturuyor. Onur Öcal’ın iş hayatı henüz 7 yaşındayken sokakta balon satarak başladı. Çocukluk yıllarında satış yapamadığı, balonlarının patladığı ve zor günler geçirdiği zamanlar oldu. 13 yaşında bilgisayarla tanışması ise ilerleyen yıllarda mesleğine dönüşecek bir ilginin başlangıcıydı. Pandemi döneminde e-ticaret alanında kendi işini kurmayı hedefleyen Öcal, yeterli sermayesi olmadığı için farklı bir başlangıç yaptı. Küçük işletmelerin sosyal medya hesaplarını yönetmeye, dijital reklam çalışmalarını yürütmeye ve firmaların internet üzerinden satış yapabilmelerine yardımcı olmaya başladı. Borçla aldığı motosikletle müşteri aradı İşini büyütmek için firmaları ziyaret eden Öcal, müşteri kazanabilmek amacıyla borçla küçük bir motosiklet aldı. Bir gün görüşmeye gittiği firmaya yağmur altında, sırılsıklam şekilde ulaştı. Buna rağmen iş görüşmesinden vazgeçmedi. Zamanla müşterilerinin güvenini kazanan Öcal, aldığı tavsiyeler sayesinde iş ağını genişletti. Bugün 32 Dijital markasıyla faaliyet gösteren Öcal, kendi verdiği bilgilere göre yaklaşık 200 aktif müşteriye hizmet sunuyor. İki ofisi ve 10 kişilik ekibiyle işletmelerin e-ticaret altyapıları, sosyal medya yönetimi ve dijital reklam süreçleri üzerinde çalışıyor. Türkiye'deki firmaların yanı sıra yurt dışına satış yapan işletmelere de dijital çözümler sağlıyor. Kendi deneyimini gençlere aktarıyor Onur Öcal’ın hedefleri yalnızca işini büyütmekle sınırlı değil. Kendi çalışma hayatında karşılaştığı zorlukları unutmayan girişimci, dijital alanda kendini geliştirmek isteyen gençlere de destek oluyor. Öcal, ofisine gelen gençlere maddi ve manevi katkı sunduklarını, yazılım ve proje geliştirme çalışmalarında yanlarında olduklarını belirtiyor. Verdiği bilgilere göre, entegrasyon geliştirme çalışmalarına destek oldukları bazı gençler bugün toptancılara yönelik işletmeler arası ticaret sistemleri (B2B) hazırlıyor. Çocuk yaşta sokakta çalışarak başlayan yolculuğunu dijital girişimcilikle sürdüren Öcal, gençlerin kendi projelerini geliştirmelerini ve ekonomik zorluklara rağmen hedeflerinden vazgeçmemelerini önemsiyor. Kendi başarı yolculuğundan edindiği deneyimi yeni nesillere aktarmayı amaçlayan girişimci, gençlerin üretmesine ve kendi işlerini kurmasına katkı sağlamayı hedefliyor.

  • 10 yaşında manavlığa başladı, bugün 70 kişiye istihdam sağlıyor: Ayda 4 bin kargo gönderiyor

    Manisa'nın Demirci ilçesinde çocuk yaşlarda manavlık yapmaya başlayan girişimci Mustafa Kula, kendi üretimini çevredeki çiftçilerin mahsulleriyle birleştirerek büyüttüğü e-ticaret ağıyla yerel ürünleri Türkiye'nin dört bir yanına ulaştırıyor. Demirci Bahçesi adıyla faaliyet gösteren işletme, yaklaşık 70 kişiye istihdam sağlarken ayda ortalama 4 bin kargo gönderiyor. 10 yaşında başladığı işi büyüttü Tarım ve esnaflığın içinde yetişen Mustafa Kula, henüz 10 yaşındayken manavlık yapmaya başladı. Yıllar içinde edindiği deneyimi kendi işine taşıyan Kula, Manisa'nın Demirci ilçesi Bahçeler Mahallesi Kumluk mevkisinde kendi öz sermayesiyle 600 metrekarelik bir tesis kurdu. Demirci Bahçesi adıyla faaliyet gösteren işletme, internet üzerinden verilen siparişlerle ilçede yetişen ürünleri farklı şehirlerdeki müşterilerle buluşturuyor. Kendi üretimini çiftçilerin mahsulleriyle birleştiriyor Kendi arazilerinde kiraz, vişne, badem ve enginar başta olmak üzere çeşitli ürünler yetiştiren Kula, çevredeki kırsal mahallelerde üretim yapan çiftçilerin mahsullerini de satın alarak ekonomiye kazandırıyor. Ürün fazlalığı yaşanan dönemlerde sebze ve meyveler salça, marmelat, konserve ve turşu gibi işlenmiş gıdalara dönüştürülüyor. Böylece mevsiminde elde edilen ürünlerin farklı dönemlerde de değerlendirilmesi sağlanıyor. Ayda 4 bin kargo, 70 kişiye istihdam Yılın 12 ayı faaliyet gösteren tesiste yaz aylarında taze ürünlerin paketlemesi yapılırken kış döneminde işlenmiş gıda üretimine ağırlık veriliyor. İşletme, haftada yaklaşık bin paket, ayda ise ortalama 4 bin kargoyu Türkiye'nin farklı illerine gönderiyor. Yaklaşık 70 kişinin çalıştığı işletme, hem üretim faaliyetleri hem de çevredeki çiftçilerden yaptığı alımlarla bölge ekonomisine katkı sağlıyor. Demirci'nin coğrafi işaretli kirazı da işletmenin öne çıkan ürünleri arasında yer alıyor. Özellikle yaz aylarında yoğun talep gören kiraz, internet siparişleri aracılığıyla farklı şehirlerdeki tüketicilere ulaştırılıyor. Yeni hedefi üretim kapasitesini artırmak İşletmesini büyütmek isteyen Mustafa Kula, modern bir kurutma ve paketleme tesisi kurmak için resmi başvurularını yaptı. Planlanan yatırımla ürünlerin işlenmesi ve paketlenmesi için daha gelişmiş bir altyapı oluşturulması, üretim kapasitesinin artırılması ve yeni istihdam olanaklarının sağlanması hedefleniyor. Çocuk yaşlarda başladığı manavlık deneyimini yerel üretim ve e-ticaret modeliyle büyüten Kula, Demirci'de yetişen ürünleri daha geniş pazarlara ulaştırmayı sürdürüyor.

  • 15 yaşında pasajda ticarete başladı, bugün kuyumcu mağazalarıyla faaliyet gösteriyor

    Şahin İsmailoğulları, henüz 15 yaşındayken adım attığı ticaret hayatında ailesinin yanında kuyumculuk mesleğini öğrendi. 2016 yılında kendi döviz bürosunu, 2018 yılında ise ilk kuyumcu mağazasını açan İsmailoğulları, bugün Gömeç ve Burhaniye'deki mağazalarıyla faaliyetlerini sürdürüyor. Pasajda başlayan ticaret yolculuğu Şahin İsmailoğulları'nın iş hayatı, henüz 15 yaşındayken pasajda ticarete atılmasıyla başladı. Genç yaşta çalışma hayatına giren İsmailoğulları, sonraki yıllarda babasının ve kardeşlerinin yanında kuyumculuk mesleğini öğrendi. 2010–2016 yılları arasında edindiği tecrübe, mesleğin inceliklerini yakından tanımasına ve kendi işini kurmaya hazırlanmasına katkı sağladı. Ailesinden öğrendiği mesleği kendi girişimine dönüştürmek isteyen İsmailoğulları, ilerleyen yıllarda ticari faaliyetlerini genişletmek için adımlar attı. 2016'da döviz bürosunu, 2018'de ilk kuyumcu mağazasını açtı İsmailoğulları, 2016 yılında kendi döviz bürosunu açarak ticaret hayatında yeni bir döneme geçti. 2018 yılında ise ilk şahsi kuyumcu mağazasını hizmete açtı. Böylece ailesinin yanında öğrendiği mesleği kendi işletmesiyle sürdürmeye başladı. Kuyumculuğun yanı sıra döviz ve kıymetli maden alanlarında da faaliyet gösteren İsmailoğulları, farklı iş kollarında çalışmalarını devam ettiriyor. Ticari faaliyetlerini farklı alanlarda sürdürüyor Şahin İsmailoğulları, kuyumculuk alanındaki çalışmalarının yanı sıra döviz ve kıymetli maden sektörlerinde de faaliyet gösteriyor. Kendi paylaştığı bilgilere göre bir döviz bürosu, bir kıymetli maden işletmesi ve üç kuyumcu mağazasını kapsayan işlerini sürdüren İsmailoğulları, mesleki tecrübesini kendi girişimleriyle geliştirmeye devam ediyor. Ailesinden öğrendiği mesleği ticari deneyimiyle birleştiren İsmailoğulları, önümüzdeki dönemde de işlerini büyütmeyi hedefliyor.

  • Türkiye'nin 9 aylık fıstık ihracatı 80,9 milyon dolar oldu

    Türkiye, yılın dokuz ayında 75 ülkeye 80 milyon 906 bin dolarlık fıstık ihraç etti. AA muhabirinin Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri verilerinden derlediği bilgiye göre Türkiye, geçen yıl 94 ülkeye yaptığı fıstık ihracatından 178 milyon 203 bin dolar gelir elde etti. Geçen yılın ocak-eylül döneminde 151 milyon 827 bin dolar olan fıstık ihracatı, bu yılın aynı döneminde 80 milyon 906 bin dolar olarak kayıtlara geçti. Yılın 9 ayında en fazla fıstık ihracatı 19 milyon 248 bin dolarla İtalya'ya yapıldı. Bu ülkeyi 13 milyon 668 bin dolarla Almanya, 7 milyon 724 bin dolarla Kazakistan izledi. "Yeni sezon fıstıklar piyasaya girmeye başladı" Türkiye Fıstık Üreticileri Merkez Birliği Başkanı Faruk Akbaş, AA muhabirine, geniş kullanım alanıyla fıstığın yemekten tatlıya, çerezden çikolataya kadar birçok sektörde değerlendirilen stratejik bir ürün olduğunu belirtti. Fıstıkta üretimin doğal olarak bir yıl yüksek, bir yıl düşük seyrettiğini hatırlatan Akbaş, 2026'nın sektörde "yok yılı" olarak değerlendirildiğini söyledi. Akbaş, geçen yıl yaşanan olumsuz hava koşullarının da bu yılki rekolte üzerinde etkili olduğunu, yeni sezon ürünlerinin hasat edilerek piyasaya girmeye başladığını anlattı. Yeni sezon fıstıkların piyasaya arz edilmesiyle ihracat açısından da olumlu hareketlilik beklediklerini belirten Akbaş, "Olumsuz hava şartlarına ve bu yılın yok yılı olmasına rağmen üreticilerimiz hasadını gerçekleştirdi. Yeni sezon fıstıklar piyasaya girmeye başladı. Bu ürünlerin ihracata dahil olmasıyla birlikte özellikle yılın son çeyreğinde ihracatımızın daha da yukarıya çıkacağını öngörüyoruz." dedi. Akbaş, Türkiye'nin fıstık ihracatındaki pazar payını artırmak için çalışmaların sürdüğünü, özellikle Türk fıstığının kendine özgü aroması ve kalite özelliklerinin yurt dışındaki talebi artırdığını söyledi. Mevcut pazarların korunmasının yanı sıra yeni pazarlara açılmak için de çalışmalar yürüttüklerini belirten Akbaş, Türk fıstığının daha fazla ülkede tüketiciyle buluşturulmasını ve ihracat pazarlarının çeşitlendirilmesini hedeflediklerini vurguladı. Akbaş, yeni pazarlara yönelik çalışmaların, sektörün ihracat potansiyelinin artırılması açısından önem taşıdığını sözlerine ekledi.

  • Türkiye'de yılda yaklaşık 1,5 milyar dolarlık saat satılıyor

    Türkiye'de saat pazarı hacminin yılda 1,5 milyar dolar civarında olduğu tahmin edilirken, yıllık satış adedi 8 milyonu buluyor. AA muhabirinin 10 Ekim Dünya Saatçilik Günü dolayısıyla Tüm Saatçi İş Adamları Derneği (TÜSAD) verilerinden derlediği bilgilere göre, 2023'te 1,37 milyar dolara ulaşan Türkiye saat pazarının 2025 itibarıyla 1,5 milyar doları bulduğu, yıllık satış adedinin 8 milyon civarında olduğu tahmin ediliyor. Türkiye'nin saat ithalatı 2025'te bir önceki yıla göre yüzde 14,7 artarak 525,4 milyon dolara ulaşırken, söz konusu rakamın bu yıl sonu itibarıyla 600 milyon dolar civarında gerçekleşmesi bekleniyor. İthal edilen saat miktarı 2025'te yıllık bazda yüzde 1,5 artarak 7,57 milyon adede ulaşırken, ithalatın değer bazında yüzde 71,3'ünü, adet bazında ise yüzde 6,8'ini İsviçre'den yapılan alımlar oluşturdu. Söz konusu dönemde saat ihracatı da 41,4 milyon dolara yükselirken, ihraç edilen saat miktarı 349 bin 608 adet oldu. "Türkiye, saat açısından iyi pazarlar arasında" Tüm Saatçi İş Adamları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Aydın, AA muhabirine, Türkiye'nin çok dinamik bir saat pazarına sahip olduğunu belirterek, saatin oldukça rağbet gördüğünü söyledi. Hem erkeklerin hem de kadınların saate ilgi duyduğunu anlatan Aydın, "Hediye anlamında da ciddi ilgi var. Artık her markanın bir hikayesi de olduğu için bu hikayeyle birlikte saatler epey rağbet görüyor. Bu nedenle Türkiye iyi pazarlardan bir tanesi." diye konuştu. Aydın, saat üretiminin ciddi tecrübe gerektirdiğini, özellikle İsviçre ve Japonya gibi ülkelerin bu alanda öne çıktığını kaydederek, Türkiye'de yerli saat üretiminin yok denecek kadar az olduğunu anlattı. "Türkiye saat pazarı hacmi 1,5 milyar dolar civarında" Ahmet Aydın, Türkiye'deki yıllık saat satışlarına değinerek, "2025'te Türkiye saat pazarı hacminin 1,5 milyar dolar civarında olduğunu söyleyebiliriz. 2028'de 2,35 milyar dolarlara çıkacağı tahmin ediliyor." dedi. Türkiye'de bir yılda 7,5-8 milyon saat satıldığını dile getiren Aydın, bunların genellikle İsviçre, Çin, Japonya ve Almanya gibi ülkelerden ithal edildiğini söyledi. Aydın, ülkede saat sektöründe 8 bin civarında saat satış ve tamir mağazası bulunduğunu kaydederek, İstanbul, İzmir, Ankara, Antalya, Adana ve Bursa gibi büyük illerde pahalı saatlerin daha fazla talep gördüğünü, özellikle İsviçre ve Japonya menşeli saatlerin yüksek fiyatlı olduğunu anlattı. Dünyanın önemli saat markalarının Türkiye'de mağaza açmaya veya buradaki distribütörlerle çalışmaya devam ettiğini dile getiren Aydın, Dış Ticarette Risk Esaslı Kontrol Sistemi (TAREKS) Ürün Güvenliği Denetimleri'nin hızlandırılması çağrısında bulundu. "Saat talebinde eski markalara dönüş var" İstanbul Ticaret Odası (İTO) Gözlükçülük ve Saatçilik Meslek Komitesi Meclis Üyesi Çağrı Gündoğdu da son dönemde Türk tüketicilerin taleplerinde öne çıkan eğilimlere değinerek, şunları kaydetti: "Şu anda gündemde aslında iki temel konu var. Bir tanesi eski markalara dönüş var, yani vintage dediğimiz. Dünyada teknolojisi eski olup talebi büyük olan tek sektör saat sektörü. Mesela bir daktiloya bu anlamda talep belki eskiler kadar olmayabilir ama saatlerde eskiye rağbet çok fazla. İkinci konu da mikro markalar. Mikro markalar yenilikçi ve inovatif yönleriyle fark yaratmayı başarıyor. Bu noktada geleneksel markaları aslında yenilikçi olmaya biraz daha özendirmek gerekiyor. Çünkü mikro markalar bu boşluğu görerek ortaya çıktı. Daha küçük atölyelerde, daha yenilikçi, farklı tasarım ürünlerle ve mekanik ağırlıklı koleksiyonlarla öne çıkıyorlar." "Dünya Saatçilik Günü fikri Türkiye'den ortaya çıktı" Çağrı Gündoğdu, 10 Ekim Dünya Saatçilik Günü'ne ilişkin olarak da şu ifadeleri kullandı: "Bu, bizi çok heyecanlandıran bir konu. İlk defa 10 Ekim 2024'te bu fikri ortaya attık. Türkiye'den, İstanbul'dan ortaya çıktı. 2025'in 10 Ekim'inde ilk defa kutladık. Şimdi ikinciyi kutluyoruz. Saatçilerin bir günü yoktu. 'Neden olmasın?' diye düşündük ve 10'uncu ayın 10'u aklımıza geldi. Çünkü saatçilikte 10'u 10 geçe diye bir realite vardır. Saatler genellikle 10'u 10 geçede görünür hep. İnternetten de bir saat görseli arattığınızda muhtemelen 10'u 10 geçe olarak göreceksiniz. Bunun nedeni estetik olarak çok iyi görünmesi. Bir taraftan da saatin ekranında, kadranında marka, model, takvim gibi veya farklı teknik özellikler olabiliyor. 10'u 10 geçedeyken çok iyi bir görüntü yakalanıyor. Bu anlamda 10'u 10 geçeyi yani 10'uncu ayın 10'unu düşündük ve bu şekilde rağbet gördü." Gündoğdu, dünyanın en önemli saat üreticisi olan İsviçre'nin de bu günü kabul ettiğini kaydederek, "Geçtiğimiz yıl İsviçre başta olmak üzere ABD ve farklı Avrupa ülkeleri gibi 15 civarında ülkede saatçilik günü farklı etkinliklerle, sergilerle ve panellerle kutlandı. İsviçre'de World Watch Day diye bir platform kuruldu. İsviçre Saat Federasyonu ve sektörün diğer önemli kuruluşları buna destek verdi." diye konuştu. İlk yıl İTO'da çeşitli etkinlikler organize ettiklerini anımsatan Gündoğdu, "10 Ekim Dünya Saatçilik Günü'nün kültürel mirasa dönüşmesi ve UNESCO takvimine girmesi için girişimlerimiz devam ediyor. Bu, bir anda olan bir şey değil. UNESCO ve diğer kuruluşlara yazılar gönderdik. Prosedürlerin ardından değerlendirileceği söylendi." dedi. İstanbul'da saatçilik lisesi açılması hedefleniyor Gündoğdu, bundan sonraki süreçte de sektöre değer katacak yeni fikirler üretmeye devam edeceklerini belirterek, sözlerini şöyle tamamladı: "Türkiye'de saatçilik eğitimi alanında Bursa'da lise düzeyinde bir okul açmayı da başardık. Bu okulun saatçilik öğrencileri var. Oraya destek vererek, belki de ileriki dönemde İstanbul'da bir okul açılışını başararak saatçiliğe güç katmaya gayret edeceğiz. Bu alanda eğitimleri İsviçre'deki önemli okullar çok iyi veriyor. Bursa'daki okulumuzda okuyanlar arasında kız öğrencilerimiz de var. Orada saatçiliğin teknik boyutunu öğreniyorlar. Yine üniversitelerde 2 yıllık teknik mesleki bölümler açılabilir. Bu şekilde saat sektörüne teknisyen ve servis çalışanı yetiştirmeye, bu işe meraklı arkadaşlara yön vermeye çalışıyoruz."

  • Ticaret Bakanlığınca geliştirilen "A.TR Dolaşım Belgesi" sistemiyle ilk ihracatı kadın girişimci Merve Özçelik yaptı.

    Bakanlıktan yapılan açıklamada, Gümrük Birliği'nin yasal çerçevesinin korunması ve Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasında e-ticaret alanında tercihli ticaret mekanizmasının sürdürülebilmesi amacıyla önemli bir sistemsel düzenlemenin hayata geçirildiği vurgulandı. AB'nin e-ticaret alanında uyguladığı "de minimis" muafiyetini 1 Temmuz itibarıyla kaldırmasının ardından Türkiye'den Birlik ülkelerine gerçekleştirilen düşük değerli e-ihracat gönderileri için elektronik "A.TR Dolaşım Belgesi" sisteminin devreye alındığı belirtilen açıklamada, "Basitleştirilmiş Gümrük Beyannamesi (BGB) kapsamında AB'ye ihraç edilen ve kıymeti 150 avroyu aşmayan eşya için e-ticaret iş modeline uygun kolaylaştırılmış bir A.TR Dolaşım Belgesi'nin, BGB veri alanları uyarınca otomatik olarak oluşturulmasına yönelik sistem, Bakanlığımız yazılım çalışmaları marifetiyle oluşturulmuştur. Böylece, Bakanlığımızdan operatör yetkisi alan hızlı kargo firmalarıyla posta idaresinin kullanımına 3 Temmuz 2026 itibarıyla sunulmuştur." ifadeleri kullanıldı. İlave mali yüklerin önüne geçildi Bakanlığın geliştirdiği elektronik "A.TR Dolaşım Belgesi" sistemi ile Türkiye'den AB üyesi ülkelere e-ticaret ihracatlarında ürün başına uygulanabilecek ilave mali yüklerin önüne geçildiğine işaret edilen açıklamada, böylece ihracatçıların Avrupa pazarındaki rekabet gücünün korunduğu vurgulandı. Sistem kapsamında elektronik "A.TR Dolaşım Belgesi" kullanılarak ilk ihracatı gerçekleştiren ihracatçının kadın girişimci Merve Özçelik olduğu duyurulan açıklamada, "Özçelik ve ailesi, ev ortamında yürüttükleri üretim faaliyetleriyle ülkemize özgü geleneksel el emeği deri ürünlerini uluslararası e-ticaret pazar yerleri aracılığıyla başta ABD olmak üzere dünyanın birçok ülkesine ulaştırmaktadır. El emeği kişiselleştirilmiş deri ürünlerini, dünyanın birçok ülkesine ihraç eden girişimcimiz, kendisi gibi pek çok girişimcimizin faydalandığı üzere, Bakanlığımızca geliştirilen elektronik beyanname ve elektronik A.TR altyapısı sayesinde ürünlerini bürokratik engellerle karşılaşmadan hızlı ve güvenli şekilde uluslararası pazarlara ulaştırmaktadır." bilgisi paylaşıldı. "İhracatçılarımızın önünü açmaya devam edeceğiz" Türkiye'nin dijital gümrük altyapısındaki dönüşümün simgesi niteliğini taşıyan ilk "A.TR Dolaşım Belgesi"nin, elektronik ortamda saniyeler içinde oluşturulduğuna işaret edilen açıklamada, düzenlenen törenle belgenin Ticaret Bakanı Ömer Bolat tarafından kadın girişimci Özçelik'e takdim edildiği belirtildi. Bakan Bolat, takdim töreninde yaptığı konuşmada, "Ülkemizin üretim gücünü, girişimcilik ruhunu ve dijital dönüşüm vizyonunu en güzel şekilde temsil eden kadın girişimcimiz Merve Özçelik'i gönülden tebrik ediyorum. Evinden dünyaya açılan başarı hikayesiyle, geleneksel el emeği ürünlerimizi uluslararası e-ticaret pazar yerleri aracılığıyla küresel pazarlara ulaştırması, bizler için ayrı bir gurur kaynağıdır. Bakanlık olarak geliştirdiğimiz gerek dijital gerek geleneksel uygulamalarla, ihracatçılarımızın önünü açmaya, özellikle kadın girişimcilerimiz ve KOBİ'lerimizin dünya pazarlarına daha kolay erişimini sağlamaya kararlılıkla devam edeceğiz." ifadelerini kullandı.

  • İşçi olarak girdiği tekstil sektöründe fabrika kurdu, 11 ülkeye ürün gönderiyor

    Muş'ta 45 yaşındaki İsmail Gül, küçük yaşta işçi olarak girdiği tekstil sektöründe kurduğu fabrikada ürettiği ürünleri 11 ülkeye gönderiyor. İş bulmak amacıyla 14 yaşında İzmir'e giden Gül, 15 yıl boyunca tekstil fabrikalarında işçi olarak çalıştı. Kazandığı tecrübeyle Muş'ta kendi işletmesini kurmaya karar veren Gül, 2022'de Sungu beldesinde devletin sağladığı yatırım teşvikiyle hayali olan fabrikasını kurdu. İki çocuk babası Gül, 150 kişiye istihdam sağladığı fabrikada ürettiği tekstil ürünlerini Almanya, İngiltere, Fransa, Hollanda, Danimarka ve Yunanistan başta olmak üzere 11 ülkeye gönderiyor. "Günde bin 300 pantolon üretiyoruz" Gül, Anadolu Ajansına verdiği röportajda devlet desteğinden faydalanmak ve gençlere iş imkanı sağlamak amacıyla böyle bir yatırım yapmaya karar verdiklerini söyledi. Güzel bir iş sahası kurduklarını belirten Gül, şunları kaydetti: "Kentimiz ciddi bir genç nüfusa sahip. Bu genç nüfus üzerinden çalışmalarımıza devam ediyoruz. Ürettiğimizin yüzde 60'ını başta Almanya, İngiltere ve Fransa'ya ihraç ediyoruz. Türkiye'nin önde gelen kuruluşlarına üretim yapıyoruz. Devletin sağladığı teşviklerden de yararlandık. Gençlerimize istihdam yaratmaya çalışıyoruz. 150 kişiyi istihdam ettiğim fabrikada günde 1300 pantolon üretiyoruz. Küçük yaşta İzmir'de tekstil fabrikalarında 15 yıl işçi olarak çalıştım. Uzun süre çalıştıktan sonra işi öğrendim ve devlet desteği ile Muş'ta kurduğum fabrikada işimin patronu oldum." Fabrikada çalışan Hivda Aktan ise "Babam inşaatta çalışıyor, annem de ev hanımı. Hem okul okuyorum hem tekstil fabrikasında çalışıyorum. Kazandığım parayla eğitimime devam ediyorum. Bir yıldır burada çalışıyorum." dedi.

Arama Yap

bottom of page