top of page

Bu sitede ara

Boş arama ile 1150 sonuç bulundu

  • Bitpazarlarından topladığı 5 binden fazla kahve fincanıyla koleksiyon yaptı

    İstanbul'da yaşayan Ahmet Salman, yaklaşık 15 yıl boyunca bitpazarlarından 5 binin üzerinde kahve fincanı, cezve ve çay bardağı toplayarak, özel bir koleksiyona sahip oldu. Yetmiş üç yaşındaki emekli Salman, 2010 yılından itibaren bit pazarlarındaki kahve fincanlarıyla ilgilenmeye başladı. 1900'lü yıllardan günümüze kadar üretilen binlerce kahve fincanını satın alan Salman, 5 bini aşkın ürünlük özel bir koleksiyon edindi. Çeşitli dönemlerde üretilmiş cezve ve çay bardaklarıyla da koleksiyonunu zenginleştiren Salman, bunları Fatih'teki tarihi bir handa sergiliyor. Salman, yaptığı açıklamada, ilgisini çeken çeşitli türlerdeki kahve fincanı ve çay bardaklarını bitpazarlarından almayı sürdürdüğünü söyledi. Türkiye'de kahve ve çay kültürünün önemli bir yeri olduğu belirten Salman, birçok farklı desen, şekil, ebat ve farklı tarihlerde üretilmiş fincanları biriktirdiğini belirtti. Salman, ürünleri daha çok Eminönü ve Beyazıt'tan temin ettiğini dile getirerek, "Tamamen kendi imkanlarımla 15 yıldır sürekli toparlamaya çalışıyorum. Baktığınız zaman önceleri Türkiye'ye kahve az geliyordu. Fincanların yapısının küçük olmasının bir sebebinin de kahvenin az gelmesi diye düşünüyorum. Kurtuluş Savaşı yıllarında kahve bulunmadığı dönemlerde nohut kahvesi ikram edilmiş. Şimdi imkanlar geniş. Burada 100 yıllık fincanlar var. Bunu uzmanları da bilirler." diye konuştu. Koleksiyonunu kamuya açık bir müzede sergilemek istediğini kaydeden Salman, böylece koleksiyonunu herkesin yakından görebileceğini anlattı. Salman, farklı türlerdeki fincanları toplama alışkanlığını bugün de sürdürdüğünü ifade ederek, "Çünkü bunların hepsi bir emektir. Yani insan eli değmiştir. Ressamlardan o figürleri yapan ustalar veya fabrika işçileri, elde yapılanların değerlendirmesi tamamen sektöre bir canlılık getirir. Onların unutulmamasını sağlamak gerekir. Bir usta yaptığı bir eseri müzede görürse o zaman daha fazla moral bulur." ifadelerini kullandı. "Her fincanın ve bardağın bir macerası vardır" Raflara dizdiği çay bardağı ve kahve fincanlarının her birinin ayrı birer hikayesi olduğunu anlatan Salman, şunları kaydetti: "Bunların her biri bizim iyi ve tatlı günlerimizde evlere ziyarete, taziyeye, düğüne gelenlere ikram edilen çay, kahve fincanlarıdır. Her fincanın ve bardağın bir macerası vardır. Keşke bir dilleri olsa da bir söyleseler. Kimlerin sevincini nasıl paylaştığını, acılarını nasıl paylaşarak azalttıklarını, sevinçlerini çoğalttıklarını bu fincanlarda ve bardaklarda görebiliriz. Fincanları görenler zaman zaman benden istiyor ama vermiyorum. Hatta bazen bana kırılanlar oluyor. Çünkü biz toplumsal bir mülkiyet sevdasındayız. Biz ise bunu herkes görsün, bundan faydalansın diye yapıyoruz. Yoksa kişilerin evinde bunları kendisinin veya birkaç kişinin görmesi benim anlayışıma ters."

  • Borla üretilen doğal solüsyon arıları öldüren zararlıları yok ediyor

    Balıkesir Üniversitesinde nanoteknoloji kullanılarak bor madeniyle üretilen doğal solüsyon, arı ölümlerine neden olan varroa ve mum güvelerini doğal yöntemle yok ediyor. Balıkesir Üniversitesi Veteriner Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hakan Tavşanlı, Kimya Bölümü öğretim üyeleri Prof. Dr. Seda Beyaz ve Doç. Dr. Gülşah Çelik Gül ile Balıkesir Teknokent'te AR-GE firmasını oluşturdu. Yaklaşık 4 yıl önce kurulan "Novalabs Kimya" firmasında bor madenini nanoteknolojiyle işleyerek farklı kullanım alanlarına ilişkin çalışmalar yürüten ekip, arıların ölümüne neden olan varroa ve mum güvesi zararlılarının yok edilmesine yönelik bir yöntem geliştirdi. Bor madenini nanoteknolojiyle işleyerek bir doğal bir solüsyon üreten ekip, arıların hemolenf sıvısıyla (kan) beslenen varroa zararlılarını yok etmeyi başardı. Arıcılığın büyük sorunlarından biri olan bu zararlıların önüne geçen ekip, solüsyon sayesinde mum güvelerini de yok ederek üretilen balın da kalıntısız ve doğal oluşmasını sağladı. Patent başvurusunda da bulunan ekip, Balıkesir Üniversitesi yerleşkesinde oluşturdukları 50 kovanda yaptıkları AR-GE çalışmasını sürdürüyor. "Ticari arıcılık için sürdürülebilir bir yöntem geliştiriyoruz" Doç. Dr. Hakan Tavşanlı, varroanın hemolenf sıvılarıyla beslendiği arıların güçsüzleşmesine ve ölümüne neden olduğunu söyledi. Varroa zararlısının ana arının yumurtlamayı kesmesine de sebep olduğunu belirten Tavşanlı, bu durumun kovan kayıplarının yaşanmasına neden olduğunu belirtti. Tavşanlı, varraonın aynı zamanda viral hastalıkları kovandan kovana naklettiğini anlatarak, şöyle konuştu: "Birinci amacımız bu varroaya karşı bir mücadele yöntemi geliştirmek. Bununla ilgili çeşitli kullanılan preparatlar var ancak parazit zaman içinde bunlara karşı direnç gösteriyor ve bundan dolayı henüz yüzde 90 üzerinde etkili bir preparat yok, arıcılar bunu biliyor. Farklı uygulama yöntemleri içinde varroa ile mücadele ediyorlar. Diğeri ise büyük mum güvesi. Büyük mum güvesi, arıcılar bal sağımı yaptıktan sonra sağımı yapılmış petekleri bir sonraki yıla yani bal sezonuna kadar saklarlar ancak bu zaman zarfında mum güvesi bu peteklere yumurta atarlar ve yumurtadan çıkan larvaları bal mumlarıyla beslenerek petekleri kullanılmaz hale getirir." Ürettikleri solüsyon sayesinde arıcıları bu sıkıntıdan kurtardıklarını vurgulayan Tavşanlı, şunları kaydetti: "Biz bal sağımı yapıldıktan sonra petekleri nanoborat solüsyonla spreyliyoruz. Bu sayede biz peteği bir sezon sonrasına kadar soğuk hava deposuna ve dondurucuya ihtiyaç duymadan saklayabiliyoruz. Ticari arıcılık için sürdürülebilir bir yöntem geliştiriyoruz. Varroayla ilgili de mücadelemiz eğer gerçekleşirse, tam anlamıyla hedefimize ulaşabilirsek, yani yüzde 90'a yakın bir varroayla yıkımlaması sağlayabilirsek, sadece Türkiye'de değil, dünya arıcılığının da önemli problemlerinden bir tanesine borla bir çözüm bulmuş olacağız." Tavşanlı, çalışmalarına ilişkin patent başvurusunda bulunduklarını ifade ederek, arıcıların iş yükünü de azaltmayı hedeflediklerini dile getirdi. Ürettikleri doğal solüsyon sayesinde petekte ve balda herhangi bir kalıntı kalmadığını vurgulayan Tavşanlı, bu sayede bal üretiminde artış da yaşandığını anlattı. Tavşanlı solüsyonu uyguladıkları kovanlardan yaklaşık 20 kilogram çiçek balı aldıklarını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Aynı zamanda balın analizini de yaptık. Bal analizlerinde de doğallığını gösteren prolin miktarının oldukça yüksek olduğunu ve tabii ki şeker kullanmadığımız için ve tamamen doğal arıcılığa yönelik bir uygulama olduğu için de şeker oranının da oldukça düşük olduğunu da gördük. Bunları rapor halinde TÜBİTAK'a sunacağız." Tavşanlı, arıcılığın sürdürülebilir olması için bu hastalıklarla mücadele edilmesi gerektiğini vurgulayarak, ürettikleri solüsyon sayesinde önemli bir çözüm elde ettiklerini sözlerine ekledi.

  • Renkli boyaları elinden düşürmeyen Hakime teyze evini resim galerisine dönüştürdü

    Çanakkale'de hayvancılıkla geçimini sağlayan, imkansızlıklar nedeniyle okuyamayan 73 yaşındaki Hakime Pala Gürel, 15 yıldır yaptığı yüzlerce resmi evinin 30 metrekarelik alanında sergiliyor. Çanakkale'nin Ayvacık ilçesine bağlı Söğütlü köyünde küçükbaş hayvancılıkla uğraşan 73 yaşındaki Hakime Pala Gürel, çocukluğunda büyüklerinden dinlediği hikaye ve masallar ile köy yaşamını ve gözlemlerini resmedip evinin her köşesine asıyor. İlçe merkezine 13 kilometre mesafedeki Söğütlü köyünde yaşayan Gürel, annesi sürüyle ilgilenirken kardeşine bakması gerektiği için okula gidemedi. Küçük yaşına rağmen kardeşine bakma görevinin yanı sıra ev işleriyle de ilgilenen Gürel'in hafızasında bu zorlu çocukluk yıllarından geriye, büyüklerinden dinlediği hikayeler ve masallar kaldı. Daha sonra kızının eğitimi için Ayvacık'a taşınan Gürel, yaklaşık 20 sene boyunca çocuk bakıcılığı yaparak geçimini sağladı. Kızını evlendirdikten sonra köyüne dönen Gürel, küçükbaş hayvan yetiştiriciliğine başladı. Boş vakitlerinde köydeki evinde patik ören, bahçesindeki bitkilerle ilgilenen Gürel, ilk kez 15 yıl önce eline aldığı renkli boyalarla çizdiği resimlerini yalnızlığına ortak etti. Gürel, çocukluğunda büyüklerinden dinlediği hikayeleri, masalları, köy yaşamını ve gözlemlerini yansıttığı resimleriyle evini adeta galeriye dönüştürdü. Resimleriyle evinin 30 metrekarelik alanını donatan Gürel, çalışmalarını daha çok kişinin görmesi için sergi açmayı planlıyor. "Üzüldüğümde resim yapıyorum" Gürel, bir süre yaşadığı Ayvacık ilçe merkezinden köyüne döndüğünde tüm yakınlarının hayatını kaybetmesi nedeniyle yalnız kaldığını söyledi. Bir süre yün çorap örerek vakit geçirdiğini ancak ondan sıkıldığını belirten Gürel, "Bir şeye üzüldüm mü alıyorum kağıdı, resim yapıyorum. Resim çizdiğimi köye yerleşen İstanbullular duyunca, kağıtları hep onlar aldı." dedi. Gürel, koyunlarını otlatmaya çıktığında çöp konteynerlerinin kenarına atılan kartonları resim yapmak için topladığını belirterek, boya kalemlerinin ise tanıdıkları tarafından hediye edildiğini kaydetti. Köy hayatını, şehirde yaşayanların hikayelerini, çobanları, Sinderella (Külkedisi), Keloğlan, Şahmeran gibi karakterleri, bazı magazin ünlüleri resimlerine aktardığını anlatan Gürel, şöyle konuştu: "Üzüldüğümde ferahlamak için boyaları alıp resim çizmeye başlıyorum. Bir hafta, 15 gün önce gördüğüm bir şeyi zaten beynimde çizmişimdir. Alıyorum kalemi, üzüntüm gitsin diye kağıda resim çiziyorum. Daha sonra hiçbir duygu kalmıyor, ona odaklanıyorum. Mesela Şahmeran'ı bir komşunun tablosunda gördüm. Tablosunda gördüğümde onu beynimde çiziyorum. Çok inceliyorum." Gürel, aile büyüklerinin çocukken ona anlatılan hikayeleri, yaşadıklarını, köydeki adetleri de resmettiğini dile getirdi. Resimlerinin sayısı artınca duvarlara yapıştırmaya başladığını dile getiren Gürel, evinin hem müze hem de galeri gibi olduğunu aktardı. Gürel, köyde yaşayanlardan çok bölgeye dışarıdan gelenlerin ilgi gösterdiğini, resimlerini bazen de sattığını ifade etti. Sanata karşı yoğun ilgisinin olduğunu vurgulayan Gürel, resim eğitimi almak istediğini ancak vakti ve imkanı olmadığı için bu hayalini gerçekleştiremediğini kaydetti. En büyük hayali sergi açmak Gürel, resimlerin üstündeki bazı yazıları 20 gün gittiği akşam okulunda öğrendiği kadar yazabildiğini, bu yüzden de bazı harflerin eksik kaldığını belirtti. Evinin çatısı aktığı için duvarda asılı ve çerçevesi bulunmayan resimlerinin zarar gördüğünü dile getiren Gürel, en büyük hayali olan sergiyi açarak daha fazla insana resimlerini göstermek istediğini söyledi.

  • Sağlık Turizminin Sınır Tanımayan Lideri: Teona Eliadze ve Central Hospital'ın Uluslararası Başarısı

    Zorlu bir göçmenlik hikayesinden uluslararası bir başarı markası yaratmak… Bu, Central Hospital'ın Genel Müdürü ve sağlık turizmi vizyoneri Teona Eliadze'nin ilham verici yolculuğunun özeti. Eliadze, kişisel mücadelelerini, sınırları aşan bir sağlık hizmeti vizyonuna dönüştürerek sektörde fark yaratıyor. Bir Göçmenin Azmiyle Yazılan Başarı Hikayesi: Hayat bazen insanı hiç ummadığı yerlere götürür. Teona Eliadze de bir gün bavulunu topladı, ardında çocukluk anılarını, dostlarını, alıştığı şehirleri bıraktı. Yolu onu başka bir ülkeye, başka bir hayata, bambaşka bir mücadeleye çıkardı. Yabancı bir ülkede, dili, kültürü, insanı bilmeden sıfırdan başladı. Kimi zaman çalıştığı işlerde yorgunluktan konuşacak hâli kalmadı, kimi zaman yalnızlıkla baş etmeye çalıştı. Ama hiçbir zaman vazgeçmedi. Kendine bir söz vermişti: “Bir gün kendi ayaklarım üzerinde duracağım.” Ve durdu. Yıllar içinde hem emeğiyle hem azmiyle yükseldi, bugün ise kendi işletmesini yöneten güçlü bir kadın. Teona Eliadze, sadece ekonomik anlamda değil, insanlara dokunan yönüyle de fark yaratıyor. Göçmenlerin yaşadığı zorlukları unutmadan, bugün onların yanında yer alıyor. Kimi zaman birine iş veriyor, kimi zaman destek oluyor, kimi zaman sadece dinliyor. Onun hikayesi, yüzlerce insanın kalbine umut aşılıyor: “Başarı, doğduğun yerde değil; inandığın yerde başlar.” Bu hikaye, Central Hospital'ın Genel Müdürü ve sağlık turizmi vizyoneri Teona Eliadze'nin ilham verici yolculuğunun özeti. Eliadze, kişisel mücadelelerini, sınırları aşan bir sağlık hizmeti vizyonuna dönüştürerek sektörde fark yaratıyor. Uluslararası Güvenin Adresi Central Hospital, Teona Eliadze'nin liderliğinde, küresel sağlık turizminin önemli merkezlerinden biri haline geldi. Elde edilen bilgilere göre, hastane "sayısız ülkeden" hasta ağırlıyor. Bu, sadece tıbbi hizmetin kalitesini değil, aynı zamanda uluslararası hastalara sağlanan güven ve konforlu deneyimi de kanıtlıyor. Eliadze, hastaları sadece müşteri olarak değil, misafir olarak görme felsefesini kurum kültürü haline getirmiştir. Eliadze, zorlu geçmişine rağmen elde ettiği bu başarıyı, "Ayakta kalmak, direnmek ve başarmak da bir tür ibadet" sözleriyle açıklıyor. Hayatının erken dönemlerinde yaşadığı zorluklar (erken yaşta evlilik, ülkesinden ayrılmak zorunda kalma, yabancı topraklarda hayatta kalma mücadelesi) onun karakterini şekillendirerek onu bugünkü güçlü lider haline getirdi. Krizden Kurumsallaşmaya Köprü Başarısı sadece bir unvandan ibaret değil. Eliadze, hem Gürcistan hem de Türkiye sağlık sektörü arasında güçlü bir köprü kurarak, iki ülkenin sağlık potansiyellerini birleştiriyor ve Central Hospital markasını uluslararası arenada liderliğe taşıyor. Teona Eliadze'nin hikayesi, kişisel zorlukların bir iş başarısının önüne geçemeyeceğini, aksine ona güçlü bir temel oluşturabileceğini gösteren çarpıcı bir örnek olarak öne çıkıyor.

  • Bursalı devdah, yoğun efor isteyen sanatını ömrünün sonuna kadar yaşatmak istiyor

    Bursa'da yaşayan 60 yaşındaki Ertuğrul Şengünalp, ham ipeğin nemini kaybetmeden ipliğe dönüştürüldüğü, yaklaşık 700 yıllık geçmişe sahip devdahlığı 53 yıldır sürdürüyor. Osmangazi ilçesi Muradiye Mahallesi'ndeki devdahhanesinde, geleneksel yöntemlerle ham ipekten ip hazırlamak için 7 yaşından beri çalışan Şengünalp, her gün 6 saatlik mesaisinde ortalama 20 kilometre koşuyor. Devdahlık sanatının son temsilcilerinden olan Şengünalp, mesleğini sevdiği için 53 yıldır çalışmaya devam ediyor. Şengünalp'in ürettiği el emeği ipek iplikler, el sanatlarıyla ve iğne oyasıyla uğraşanlar tarafından ilgi görüyor. Ertuğrul Şengünalp, son yıllarda özellikle Japonya'da yükselen el sanatları akımı nedeniyle ipliklerinin oradan da talep gördüğünü söyledi. Devdahlık sanatına daha fazla insanın ilgi göstermesi için bu dalın desteklenmesi gerektiğini anlatan Şengünalp, "Oğluma da bu sanatı öğrettim ancak bu işten geçinmesi mümkün değil. Türkiye'de şu anda benden başka bu sanatı yapacak insan yok." dedi. "Günde ortalama 6 saat koşarım" Şengünalp, ipek iplikleri hassasiyetle yaptığının altını çizdi. Söz konusu mesleğe destek verilmesinin ilgiyi artıracağını savunan Şengünalp, şöyle konuştu: "Sağlığım el verdiği sürece bu sanatı sürdürmeye çalışacağım. Arkadan yetiştirdiğim bir evladım var. Herkesin yapacağı bir iş değil. Hafta içi burada koşup ipek bürüyorum, hafta sonu da boyuyorum. Tatil olmadan çalışıyorum. Sabah saat 8.00'de geldiysem 14.00'ten önce işimi bırakmam. Kozayı ipliğe çevirmek için günde ortalama 6 saat koşarım. İş yerim 20 metre uzunluğunda ipek iplik üretmek için günde toplam 1000 kez dükkanın bir başında diğer ucuna gidip geliyorum. Bittikten sonra buradan çıkıp evime gidiyorum." Ertuğrul Şengünalp, evde de küçük bir tezgahının bulunduğunu belirterek, hafta sonu da ipek iplikleri kaynatıp yumuşatarak boyadığını söyledi. Tatil yapmadan mesleğini sürdürdüğünü dile getiren Şengünalp, şunları kaydetti: "Mesleği bırakmayı her gün düşünüyorum da sevdiğim için yapamıyorum. Oğlum da bu işi yapma niyetinde. Sevdiğim mesleği bırakamıyorum. Bıraksam bu sanat tarihin tozlu sayfalarında kapanıp gidecek. En azı 15 kilometre olmak kaydıyla ortalama 20 kilometreyi geçtiğim zamanlar çok oluyor."

  • Dünya rekortmeni Muhammed Furkan'ın gözü olimpiyat madalyasında

    Norveç'te Büyükler Dünya Halter Şampiyonası'nda rekor kırarak dünya şampiyonu olan Muhammed Furkan Özbek, podyum ekranında "New World Record" yazısını gördüğünde çok mutlu olduğunu belirterek "Olimpiyat madalyasına inancım tam." dedi. Norveç'te koparmada 145 kiloyla altın, silkmede 179 kiloluk derecesiyle gümüş ve toplamda 324 kiloyla rekor kırarak Türkiye'ye erkeklerde 15 yıl sonra dünya şampiyonluğunu getiren Muhammed Furkan, başarısını AA muhabirine değerlendirdi. Kariyerinde, rekorla gelen büyükler 2025 dünya şampiyonluğu yanı sıra dünya üçüncülüğü, gençler kategorisinde Avrupa şampiyonlukları bulunan Furkan, "Yıllarca emek verdik ve böyle karşılığını almak nasip oldu. Bu süreçte yıldızlarda, gençlerde Avrupa'da, dünya da bir çok madalya kazandım. 2018'de Arjantin'de 'olimpiyata aday çocuk sporcu' olarak gösterilmiştim. 2019 Buenos Aires'teki şampiyonluktan beridir hedefimizi kendimizle birlikte büyüttük." dedi. Dünya şampiyonluğunu istediklerini, hesapladıklarını ve ona göre çalıştıklarını anlatan Furkan, "Yoğun diyet programı gerçekleştirdim, 3 ayda 12 kilo verdim, 73 kiloda yarışıyordum ama tolerans kilolarımız da vardı, aslında 71 kiloyu düşünüyorduk ama daha sonra olimpik sıklet için 65 kiloya düşme kararı aldık, bunu bir hafta düşündüm ve yapabileceğime karar verdim." diye konuştu. Diyet programını iyi araştırdığını dile getiren Muhammed Furkan, şöyle devam etti: "Dünya şampiyonası öncesinde milli takım kampına girmeden bütün yiyecekleri araştırdım ve diyete başladım. Milli takım kampında da antrenmanlarla beraber diyete devam ettim. Norveç'e indiğimde 3 kilo fazlam vardı, kalan 3 kiloyu da yoğun antrenmanla ve terlemekle orada verdim, hatta heyecandan fazla bile vermişim, tartıya çıktım 64 kilo 700 gram geldim. Kilo verirken hiç bir şekilde kas kaybım olmadı aksine yağları vermiş oldum, çok küçüldüğümü hissetmiyorum." Ekrandaki "New World Record" yazısı Muhammed Furkan, Norveç'te son kaldırışını yaptıktan sonra ekranda "New World Record" yazısını gördüğünde şaşırdığını ve heyecandan ne yapacağını bilemediğini söyledi. Antrenörlerinin 179 kilo belirlemelerine karşın kendisinin silkme rekoru için 181 kiloyu isteğini anlatan Muhammed Furkan, şunları ifade etti: "Silkme rekoru kırayım diye düşünüyorum. Silkme rekoruna odaklandığım için o sırada toplam rekoru unutmuşum. 'Sıkıntı yok sen gir, 179'u kaldır, biz şampiyon olalım' dediler, bana bunu kaldırdığımda toplam dünya rekorunun geleceğini de söylemediler. Piste çıktım, büyük bir hırsla çünkü çok rahat bir şekilde insanların da şaşıracağı bir şekilde kaldıracağımı düşünerek. Kaldırıştan sonra arkada bir ışık, kafamı çevirdim "New world record" yazısı.. Durdum, şaşırdım, ne yapacağımı bilemedim. Çok mutlu oldum, her şey bir yana son iki gündür üzerimden büyük bir yük kalktı, öyle bir rahatlama hissiyatı var." Ailesiyle mutluluğunu nasıl paylaştığına yönelik de Furkan, "Aile içinde 'yarışmasına iki gün kaldı, bir gün kaldı' diye bir muhabbet dönüyordu, kilo vermiş, kilo almış... Evde zaten bir telaş vardı, yarışmadan çıkıp telefonu aldığımda aile grubunda binlerce mesaj, hepsi tek tek aradı bütün aile üyelerim hepsi sağ olsunlar. Annem, babam izlemişler büyük bir mutlulukla annemin gözleri yaşlı 'oğlum tebrik ederim' diyor, herkes çok mutlu oldu. Ben de çok mutlu oldum. O anda çok belli etmesem de arkaya gidince gözlerim doldu, hani yapabilmiş olmak, başarmak... Gözümden bir kaç damla mutluluk göz yaşı döküldü." ifadelerini kullandı. "Bunlar benim 2028 Los Angeles Olimpiyatları'na biletim" Muhammed Furkan, dünya şampiyonasında gelen madalyalar ve rekorla "bir yol açtığını" dile getirdi. Norveç'te rekorla dünya şampiyonu olduğunu rakibime 9 kilo fark attığını vurgulayan milli halterci, "Bu fark daha da geliştirilebilir çünkü sakatlandığım için bir hafta milli takım antrenmanlarına katılamadım. Tedaviye gitmek zorunda kaldım, ne kadar hızlı toparlayabiliriz diye doktorum Gürhan Dönmez hocam çok yardımcı oldu, elinden geleni yaptı ve toparladık çok şükür." değerlendirmesinde bulundu. 2028 Los Angeles Olimpiyatları'nda madalya kazanacağına inancının tam olduğunu ifade eden Muhammed Furkan, "Kesinlikle olimpiyat madalyasına inancım tam. Olimpiyatlara iki kez gittim, artık çok iyi analiz edebiliyorum, tekrar özverili bir şekilde çalışacağım." dedi. Başarının arkasında "büyük emek" olduğunu sözlerine ekleyen Muhammed Furkan, şunları kaydetti: "Özellikle antrenörümüz Gökhan Kuşçuoğlu'na çok teşekkür ederim, onunla abi-kardeş ilişkimiz de çok iyi, ciddi anlamda çok destek oldu. En başta Sayın Cumhurbaşkanımıza, Sayın Gençlik ve Spor Bakanımız Osman Aşkın Bak, bakan yardımcımız Hamza Yerlikaya'ya gerçekten ilgililerinden dolayı çok teşekkür ederim. Kulübüm ASKİ Spor'a, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımız Mansur Yavaş'a, kulüp koordinatörümüz Abdullah Çakmar'a, tabiri caizse hiç bir şeyimizi eksik etmediler. Gerçekten sporla ilgileniyorlar ve sporun içindeler, bu madalyalar milletimize armağan olsun. Özellikle yaşlılarımız çok iyi bilir, anneannem bile derdi; 'ben gençken Naim Süleymanoğlu, Halil Mutlu'ları izlerdim, beni gençlik yıllarıma döndürdün'. Bu madalyaların anlamı bunlar benim 2028 Los Angeles Olimpiyatları'na biletim, inanıyorum bu sefer alacağım."

  • Lise öğrencileri geliştirdikleri teknolojiyle işletme ekosistemini destekleyecek

    Lise öğrencileri tarafından geliştirilen ve TEKNOFEST İstanbul kapsamındaki Finansal Teknolojiler Yarışması'nda finalist olmaya hak kazanan Locke Finans projesi, yapay zeka özellikleriyle Türkiye'nin işletme ekosistemine destek olmayı hedefliyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı (T3 Vakfı) öncülüğünde gerçekleştirilen, Anadolu Ajansı'nın Global İletişim Ortağı olduğu, dünyanın en büyük havacılık, uzay ve teknoloji festivali TEKNOFEST, son gününde İstanbul Atatürk Havalimanı'nda ziyaretçilerini ağırlamayı sürdürüyor. TEKNOFEST İstanbul Teknoloji yarışmalarından uçuş gösterilerine kadar birçok etkinliğin düzenlendiği festivalde, öğrenciler tarafından geliştirilen birçok proje yer alıyor. Locke Finans projesi TEKNOFEST İstanbul kapsamındaki Finansal Teknolojiler Yarışması'nda sahip olduğu özelliklerle finalistler arasında yer almaya hak kazandı. Kaptanlığını TED Ankara Koleji öğrencisi Emre Mert Özpek'in yaptığı takımın üyeleri Ahmet Yiğit Kuş, Hasan Talha Güzeller, Ege Yurtseven, Umut Çakar, Güneş Gökoğlan ve Ayşe Sude Erzurumlu'dan oluşuyor. "Kendi geliştirdiğimiz algoritmalarla hizmet sunuyoruz" Takım kaptanı Emre Mert Özpek AA muhabirine yaptığı açıklamada, normalde sadece lisans ve lisans üstü kategorisi olan Finansal Teknolojiler Yarışması'nda, projelerinin sahip oldukları özellikler nedeniyle finalist olabilen ilk liseli takım olduklarını söyledi. Locke Finans'ı yarışma için değil, Türkiye'nin işletme ekosistemi ve KOBİ'lerine destek olmak için ortaya koyduklarını belirten Özpek, stok takibi, fiyatlandırma, vergi mükellefliği gibi konularda kendi geliştirdikleri algoritmalarla hizmet sunduklarını ifade etti. Özpek, yerli algoritmalarının ilerleyen süreçte patent süreçleri tamamlandığında ticarileşeceğini ve her sektöre kalibre hizmet sunabilecek hale geleceğini dile getirdi. Sundukları hizmetleri doğrudan işletmeciye iletebilecek, mevcut dijital muhasebe uygulamalarından aldığı veriyi işleyip en kalibre tavsiyeleri verebilecek programı geliştirdiklerini anlatan Özpek, "Bunun için 13'ten fazla yapay zeka ajanı geliştirdik. Bunlar şu ana kadar aldığımız verilere göre yüzde 94 doğruluk oranı ortaya koydu." diye konuştu. Özpek, TEKNOFEST İstanbul'da birçok değerli insanla tanıştıklarını aktararak, ticarileştirme ve patent süreçlerini hızlandırma konusunda kararlı olduklarını söyledi.

  • PTT'nin elektrikli skuterleri, 72,5 milyon gönderiyi sahiplerine ulaştırdı

    Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Posta ve Telgraf Teşkilatı AŞ'nin (PTT) gönderi dağıtımında kullanılan elektrikli skuterlerle bugüne kadar kargo hariç yaklaşık 72,5 milyon gönderinin sahibine teslim edildiğini bildirdi. Bakan Uraloğlu, PTT'nin dağıtım hizmetlerinde kullanılan elektrikli skuterlere ilişkin yazılı açıklama yaptı. Skuterlerin PTT bünyesinde ilk olarak 2021 itibarıyla kullanılmaya başlandığını aktaran Uraloğlu, özellikle gençler arasında yoğun şekilde kullanılan mikro hareketlilik araçlarının gönderi dağıtım hizmetlerinde de kullanılmasıyla, fosil yakıt kullanımının önüne geçildiğine dikkati çekti. Uraloğlu, 2021'de 100 elektrikli skuter ile başlayan uygulamanın, ekim itibarıyla 1050 araçla devam ettiğini belirterek, "Ulaşım konusundaki yeni eğilimler ve ihtiyaçlar doğrultusunda Bakanlık olarak doğa dostu uygulamalar geliştirmeye devam ediyoruz. PTT dağıtım görevlileri, fosil yakıt kullanan araçlar yerine yeşil enerji kullanan skuterler ile gönderi teslimi yapıyor, bu sayede karbon emisyonunu azaltıyor. Ayrıca trafiğin yoğun olduğu bölgelerde yüksek hareket kabiliyeti ile zamandan tasarruf edilmesini de sağlıyor." ifadesini kullandı. Elektrikli skuterlerle 8 milyon kilometre yol alındı PTT'nin skuterleri kullanmaya başlamasından bu yana kargo hariç yaklaşık 72,5 milyon gönderinin sahiplerine ulaştırıldığına işaret eden Uraloğlu, "Elektrikli skuterler ile gönderi dağıtımında 8 milyon kilometre mesafe kat edildi, 241 bin 500 litre fosil yakıt kullanımının önüne geçildi. Kat edilen bu mesafe, dünyanın çevresinde 200 kez tur atmaya denk geliyor." değerlendirmesinde bulundu. Uraloğlu, daha etkin ve hızlı şekilde dağıtım yapılarak dar ve araç hareketliliğinin zor olduğu alanlarda hızlı ve çevreci bir ulaşım yöntemiyle gönderilerin teslim edildiğini belirterek, şunları kaydetti: "Yaya olarak dağıtım yapılmasına kıyasla zamandan yüzde 20 tasarruf ediliyor. Doğa dostu, çevreci ulaşım aracı elektrikli skuterlerin hızı saatte 25 kilometreye çıkabiliyor ve tek şarj ile 40 kilometre mesafe gidiliyor. Kullanılmaya başlandığı günden itibaren Ankara'da 18 milyon, İstanbul'da 22,4 milyon ve İzmir'de 4,8 milyon olmak üzere üç büyük ilde 45,2 milyon gönderi dağıtıldı. Söz konusu illerdeki elektrikli skuterlerle dağıtılan gönderiler, toplam gönderilerin yüzde 62'sine karşılık geliyor."

  • Unutulmaya yüz tutmuş su küplerini geleceğe taşıyorlar

    Üniversite eğitimi için geldiği Bursa'nın Gemlik ilçesinde tattığı lezzetlerden etkilenen Pelin Eken Yaşar, eşiyle kurduğu çiftlikte geleneksel yöntemlerle doğal ürünler yetiştiriyor. Haliliye ilçesine bağlı kırsal Kısas Mahallesi'nde yaşayan kerpiç ev ustası Cuma Aran, 15 yıl önce küçükken annesinden öğrendiği su küplerini hobi olarak yapmaya başladı. İzzet Aran da babasından küp yapımını öğrendi. Önceleri hobi olarak su küpü üreten baba ve oğul, gelen talepler üzerine ürünlerini Türkiye'nin farklı kentlerine ve Fransa'ya gönderdi. İlerleyen yaşına rağmen maharetli elleriyle çamuru sanata dönüştüren Cuma Aran, AA muhabirine, oğluyla mahallede çıkardıkları kırmızı ve killi toprağı atölyenin bulunduğu bahçeye taşıdıklarını, burada leğenlerin içerisinde suyla karıştırarak oluşturdukları çamuru bir gün beklettiklerini anlattı. Küplerin çatlamaması için çamura biraz saman karıştırdıklarını ifade eden Aran, ateşte pişirdikleri su küplerinin satışa hazır hale geldiğini belirtti. Yaptıkları küplerin yurt dışına kadar gittiğini anlatan Aran, "Ben bu köyde 14 yıl kerpiç evi ustalığı yaptım. 15 senedir küp yapıyorum. İstanbul, Manisa, Konya, İzmir ve Fransa'ya kadar gönderdik." dedi. Aran, geleneği yaşatmak için oğlunu yetiştirdiğini ifade ederek, şöyle konuştu: "Eskiden buzdolabı yoktu. Bu küpleri suyu soğutmak için yaparlardı. Her evde bir su küpü bulunurdu. Ben de bu geleneği yaşatmaya çalışıyorum. Bir işi severek yaptın mı çok kolay gelir. Ben yaşlandım. Hiç olmazsa öldükten sonra gözüm arkamda kalmasın diye oğlumu yetiştirdim." Bilim ve geleneksellik harmanladı İzzet Aran ise bir dönemin vazgeçilmezi olan su küplerini bilim ve gelenekselliği harmanlayarak yaptıklarını anlattı. Harran ve Gaziantep üniversitelerinden akademisyenlerle görüştüğünü dile getiren Aran, "Babam teknik boyutunu bilmiyordu. Biraz makale taradım ve hocalarımızın önerisi sonucu bu işin hamuru, çamuru, yapımı, pişirmesi ile ilgili iyi bir standart yakaladım. Şu anda üretmeye devam ediyoruz." ifadelerini kullandı. Küp yapımının zahmetli olduğunu ve emek istediğini, haftada 5 su küpü yapabildiklerini belirten Aran, şunları kaydetti: "Su küpleri, çamur ve kilin karışımından oluşan toprağın pişirilmiş hali doğal bir yalıtım oluşturduğu için dışarıda hava kaç derece olursa olsun içerisine koyduğunuz suyu aynı derecede standart olarak tutar. Ondan dolayı herkesin vazgeçilmezidir. Özellikle turizmcilerden yoğun talep var. Batıdan, İzmir ve İstanbul bölgesinden çok fazla sayıda etkileşim oluyor. Ege Bölgesi'nden gelip alanlar var. Onların bir kısmının yurt dışına kendi araçlarıyla götürdüklerini duyuyoruz. Onun dışında il dışında özellikle günümüzde insanlar peyzaj amaçlı bahçelerinde kullanıyor veya bu kültürün geçmişte izlerini taşıyan, bilen, değer veren insanlar da alıp evinin bir köşesinde hatıra olarak saklıyor. Önümüzdeki uzun süreçte bizim beklediğimiz bir pazar oluşursa bu işi büyüterek, düzenli ve sürekli üretmeyi planlıyoruz."

  • Kurdukları çiftlikte doğal lezzetler üretiyorlar

    Üniversite eğitimi için geldiği Bursa'nın Gemlik ilçesinde tattığı lezzetlerden etkilenen Pelin Eken Yaşar, eşiyle kurduğu çiftlikte geleneksel yöntemlerle doğal ürünler yetiştiriyor. Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) Gemlik Asım Kocabıyık Meslek Yüksekokulu Deniz ve Liman İşletmeciliği Bölümü'nden 2018 yılında mezun olduktan sonra işe başlayan Yaşar, Kovid-19 salgını döneminde gittiği zeytin bahçesinde köy hayatıyla tanıştı. Burada yediği domatesin, ekmeğine sürdüğü salçanın, katkısız ürünlerin tadı damağında kalan Yaşar, organik ve doğal lezzetleri üretmek istedi. Yaşar, bunun üzerine 2020'de Gemlik ilçesinde kurduğu çiftlikte, geleneksel yöntemlerle salça, tarhana, erişte, reçel, sirke, ekşi mayalı ekmek, zeytin, zeytinyağı gibi gıdaların üretimini yapıyor. Bu ürünleri kargoyla ülkenin dört bir yanına ulaştıran 28 yaşındaki Yaşar, 2 yıl önce hizmet sektöründeki işini bırakan eşiyle çiftlikteki "gezen" tavukların yumurtalarını da ilçedeki adreslere teslim ediyor. "Günden güne yok olmaya başlamış ama asıl ihtiyaç olan şeyler" Yaşar, eşinin ailesinin zeytin bahçesine ziyarete gittiğinde doğadan etkilendiğini anlattı. Daha önceleri köy hayatının olmadığını dile getiren Yaşar, "Bana çok farklı geldi. Doğanın içinde bir döngü ve bu döngünün muazzam bir şekilde ilerlemesi, bir meyve tanesinin toprakla buluşması, tekrar meyve vermesi, bu sürece farkındalığım arttı. Ardından bu ürünleri üretip müşterilerle buluşturabiliriz fikri oluştu." diye konuştu. Yaşar, doğal ürünlere ulaşmanın zorlaştığına dikkati çekerek, şöyle devam etti: "Bu bölgede yetişebilecek ne ürün varsa bunları paketleyip üretimini yapıp müşterilerle buluşturmaya başladık, internet üzerinden, hem kargo hem de Gemlik ilçesinde teslimat sağlayarak. Bundan 2 sene öncesine kadar eşim de hizmet sektöründe çalışıyordu. Hayalimize ulaşmaya başladık adım adım. Sonrasında çiftliğimizi faaliyete geçirdik. Konserve ürünlerden bir adım daha ileri gittik. Tavuklarımız oldu, günlük yumurtalarımız çıkmaya başladı. Ekmek üretimine başladık. Aslında günden güne yok olmaya başlamış ama asıl ihtiyaç olan şeyler bunlar." Güne tavukları beslemekle başladıklarını dile getiren Yaşar, onların bakımını yaptıktan sonra yumurtaları toplayıp paketlediklerini söyledi. Yaşar, ekmek üretimi olduğu günlerde hamur yoğurup pişirip fırından çıkınca taze olarak dağıtıma çıkardıklarını vurgulayarak, ayrıca kahvaltı hizmeti verdiklerini de dile getirdi. "Eşimle bu işi yapmamız, herkese olağanüstü geliyor" Yaşar, kurumsal hayattan çiftlik hayatına geçtiğinde tüm düzeninin değiştiğini, çalışma şekli, giyimi, hayata bakış açısı, tüketim alışkanlıklarının da değiştiğini, bir biberin içindeki çekirdeğin gelecek yıl mahsul verebildiğini fark ettiğini ve bunun ne kadar kıymetli olduğunu anladığını aktardı. Çıktığı çiftlik yolculuğunun kendisine rüya gibi geldiğini anlatan Yaşar, "Rüyada bazı yerler su gibi akar, bazı yerler korkulu olur. Bilmediğiniz bir denizde yüzüyormuş gibi. Üretim yapmak, bunu insanlarla buluşturmanın keyfi, muazzam. Karşı taraftan dönüş geldiğinde eşsiz, tarif edemeyeceğim bir keyif. Memnun olmaları, çok kıymetli." dedi. Yaşar, bu işe başladıktan sonra çevresinden olumlu tepkiler aldığını dile getirerek, "Bizim hayalimizi siz yapıyorsunuz, tebrik ederiz.' diyorlar. Eşimle bu işi yapmamız, herkese olağanüstü geliyor. 'Dışarıda da çalışıyor musunuz?' diye soruyorlar. İş hayatını ve çalışma düzenimizi değiştirmemiz, herkese farklı geliyor." diye konuştu. Her gün daha iyisini sunabilmek için araştırmalar yaptıklarını, çalıştıklarını belirten Yaşar, şunları kaydetti: "Burası kendi içinde yetebilen bir çiftlik. Buradan çıkan kahvaltı, konserve ürünlerinin hazırlık aşamasındaki bütün atıklar, hayvanlara gidiyor. Dışarıya zarar veren bir işletme değiliz. Daha ileride tamamen kendine yetebilen, daha kapsamlı, insanların daha çok ziyaret edebileceği, daha fazla ürün alabileceği, doğallığı, geleneksel ürünleri herkese yaymak istiyorum. Bizler marketlerdeki katkılı ürünleri yemek zorunda değiliz, mecbur da değiliz. Fiyatlarımızı aşağıda tutup birçok kesime ulaşmak istiyoruz. Doğal ve sağlıklı ürünleri daha fazla kişiye ulaştırmak istiyorum. Hayal ettiğimiz büyük çiftlikte bunu hedefliyoruz."

  • Düzce'de 200 dönüm atıl arazi kadın ve gençlerin elinde değer kazandı

    Düzce'de belediyenin öncülüğünde hayata geçirilen "Tarım Akademisi" projesiyle 2 yılda hem 200 dönüm atıl arazi tarıma kazandırıldı hem de çoğunluğu kadın ve gençlerden oluşan 100 kişi sektörde yerini aldı. Düzce Belediyesi, Düzce Üniversitesi, Tarım ve Orman İl Müdürlüğü, Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü, İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Düzce Ticaret ve Sanayi Odası, Doğu Marmara Kalkınma Ajansı işbirliğinde tarım arazilerinin değerlendirilmesi, kadın ve gençlere istihdam sağlanması amacıyla "Tarım Akademisi" projesi 2023'te hayata geçirildi. Proje kapsamında, daha önce meyve fidanlığı olarak kullanılan 200 dönüm atıl arazi, çoğu dezavantajlı kadın ve gençlerin elinde tarıma elverişli hale getirildi. Nitelikli ve bilinçli tarım yapılması dolayısıyla "Akıllı Tarım Merkezi" adı verilen arazide, öncelikle köyler gezilerek ata tohumu toplanarak "tohum bankası" oluşturuldu. Bu tohumlarla projeye başvuran kadın ve gençler tarafından ziraat mühendisleri rehberliğinde organik biber, domates, salatalık, fasulye, karpuz, kavun gibi mahsulleri yetiştirildi. Kursiyerler ada çayı, biberiye, kekik ve melisa gibi tıbbi aromatik bitkiler ile peyzaj süs bitkileri yetiştirmeyi de öğrendi. Ürünlerin, proje çerçevesinde anlaşma sağlanan firmalara satışıyla hem kadınlar ve gençler gelir elde ediyor hem de projenin geliştirilmesine kaynak sağlanıyor. Bu zamana kadar çoğunluğu kadın ve gençlerden oluşan 100 kişi sertifikalarını alarak hem bireysel hem de akademi bünyesinde çiftçiliğe başladığı proje kapsamında, gelecek yıl kültür mantarı yetiştiriciliği için sera eğitimlerine başlanarak, daha fazla kadın ve gencin nitelikli tarıma yönlendirilmesi hedefleniyor. "Geleneksel çiftçilik yöntemlerini burada kullanıyoruz" Düzce Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürü ve projenin sorumlusu Mücella Öztürk, AA muhabirine, 2 yıl önce hayata geçirilen projenin ürün çeşitliliği artırılarak devam ettiğini söyledi. "Projemizin amacı, sektörde yer almak isteyen özellikle kadın ve gençlere tarımsal faaliyetleri öğrenmede yardımcı olmak ve onlara istihdam sağlamak." diyen Öztürk, bu doğrultuda düzenlenen kurslara katılan 100 kişiye belgelerini verdiklerini kaydetti. Öztürk, bu yıl kurslarda fındık yetiştiriciliği, seracılık ve budama eğitimleri verdiklerini anlatarak, "Bundan sonraki kurslarda ise mantar yetiştiriciliği ve arıcılık eğitimleri vereceğiz." dedi. Arazide eğitimlerini tamamlayan kursiyerlerle tıbbi aromatik bitki, süs bitkisi ve bahçe mahsulleri yetiştiriciliği yaptıklarını belirten Öztürk, şunları kaydetti: "Geleneksel çiftçilik yöntemlerini burada kullanıyoruz. Bu yöntemlerin başında ata tohumuyla yetiştiricilik geliyor. Bu tür yetiştiricilik giderek azaldı. Amacımız yetiştirdiğimiz ürünlerden elde ettiğimiz tohumları, tohum bankası üzerinden vatandaşlarımıza dağıtmak. Halkın organik ve ata tohumuyla yetiştiriciliğe yönlenmesini teşvik etmek istiyoruz ayrıca buraya gelerek üretimlere katılmak ve öğrenmek isteyen herkese kapımız açık. "Gençlerimizi biraz daha tarıma yönlendirmeye çalışıyoruz" Saha eğitimlerinde yer alan ziraat mühendisi Metehan Keser de projede ata tohumuna önem verdiklerini belirterek, "Atalık tohum yaşadığımız bölgede tarihi simgedir. Toprakta yetişen bitkilerimizin özgürlüğünü, zenginliğini ve çeşitliliğini temsil eder. Bu tür yetiştiricilik tarımın geleceği için oldukça önemlidir." ifadelerini kullandı. Keser, eğitimlerin eğlenceli geçtiğini anlatarak, şunları söyledi: "Buradaki analarımız, kadınlarımızın, gençlerimizin emeğine sağlık. Biber, domates, kabak, salatalık fasulye, kavun ve karpuz gibi üretimler yapıyoruz. Bunlardan tohumluğa bıraktığımız ürünleri tohum bankası alanında çekirdeklerini çıkarıp saklıyoruz. Gençlerimizin son yıllarda tarımdan uzaklaşması bizleri üzüyor. Biz burada verdiğimiz derslerle, sahada verdiğimiz eğitimlerle gençlerimizi biraz daha tarıma yönlendirmeye çalışıyoruz. Gençlerimiz, lise ve üniversite eğitimi alan arkadaşlarımız burada bizlerle. Kadınlarımız, staj yapan öğrenciler, köylerden gelen kursiyerlerimiz memnun. Biz de onların ilgisinden çok memnunuz. Başlıca amacımız tarımın bir gelecek olduğunu aşılamak." Kursiyerlerden 60 yaşındaki Saadet Algül ise projede yer almaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. 25 yaşındaki Ceyda Nur Dursun da genç çiftçi olarak ata tohumunu yetiştirip nesillere aktarmanın kendisini mutlu ettiğini belirterek, "Burada toprağa dokunarak stresimizi atıyoruz. Ektiğimiz, diktiğimiz ürünlerin geliştiğini gördükçe mutlu oluyoruz. Toprakla uğraşmak bence mutluluk kaynağı." değerlendirmesinde bulundu.

  • Öğretmenliği bırakan anne kendisini serebral palsili oğluna adadı

    Adana'da serebral palsili (beyin felci) 9 yaşındaki Mehmet Yusuf Şen, fizik tedavinin yanı sıra bir an olsun yanından ayrılmayan annesinin çabasıyla yürüteçle adım atabilir hale geldi. Merkez Çukurova ilçesinde yaşayan Dilara ve Naim Şen çiftinin 2016 yılında ikiz erkek bebekleri 30 haftalık olarak dünyaya geldi. İkizlerden biri doğumdan dört gün sonra yaşam mücadelesini kaybederken, yaklaşık 2 ay kuvözde kalan Mehmet Yusuf hayata tutundu. Şen çifti, yaşama tutunan oğullarının 10 aylık olmasına rağmen oturma ve emekleme gibi gelişim evrelerini göstermemesi üzerine bir tuhaflık olduğunu düşünerek hastaneye başvurdu. Bir evlatlarını doğumdan kısa süre sonra kaybeden, hayata tutunan Mehmet Yusuf ile mutluluk yaşayan Şen ailesi, oğullarına serebral palsi teşhisi konulmasıyla yıkıldı. Şen çifti, Mehmet Yusuf'un hastalığının tedavisinden gelişim sürecine kadar her şeyiyle yakından ilgilendi. Bu süreçte evladının her an yanında olmak isteyen biyoloji öğretmeni Dilara Şen, mesleğini bıraktı. Kendisini oğluna adayan anne, Mehmet Yusuf'un her şeyiyle yakından ilgilendi. Mehmet Yusuf, süreç içerisinde fizik tedavinin yanı sıra yanından bir an olsun ayrılmayan annesinin de desteğiyle kısa da olsa cümle kurabilir ve yürüteçle de adım atabilir hale geldi. Şu anda 3. sınıf kaynaştırma öğrencisi olan 9 yaşındaki Mehmet Yusuf'un, aldığı eğitimin yanı sıra haftada iki gün gittiği özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinde uygulanan çeşitli terapi yöntemleriyle kendi başına yürüyebilmek için mücadelesini sürdürüyor. "Tek hayalimiz onun kendi başına yürüyebilmesi" Anne Dilara Şen, şu anda hem 8 yaşındaki kızı hem de serebral palsi hastası oğlu Mehmet Yusuf'un her şeyiyle yakından ilgilendiğini söyledi. Oğlunun rahatsızlığı nedeniyle zor süreçler geçirdiklerini ancak her şeye inat mücadeleye devam ettiklerini anlatan Şen, vaktinin çoğunu Mehmet Yusuf'a ayırdığını belirtti. Şen, oğlunu sosyal ve öz güvenli bir çocuk olarak yetiştirmek için elinden geleni yapmaya çalıştığını ifade ederek, "Daha yolun başındayız ama sonsuz bir sevgisi var. Hayatımız renklendi, bambaşka bir tarafa evrildi. Büyük bir fedakarlık diyebiliriz, zaten anneliğin özeti de bu." dedi. Şu anda oğlunun kısa cümleler kurabildiğini ve yürüteçle birkaç adım atabildiğini belirten Şen, şöyle konuştu: "Kısa mesafede birkaç adım atabiliyor. Bunun da üzerine katlayarak ileride artık walker (yürüteç) olmadan da yürüyebileceği günleri iple çekiyoruz. Tek hayalimiz onun kendi başına hayatını idame ettirecek şekilde yürüyebilmesi. İnanıyorum ki yürüyecektir." Mehmet Yusuf da büyüyünce doktor olmak istediğini belirtti. Fizik tedavi ve rehabilitasyon süreci düzenli takip ediliyor Fizyoterapist İmran Özkan da Mehmet Yusuf'un 8 yıldan bu yana fizik tedavi sürecinde yanında olduğunu belirtti. Mehmet Yusuf'un erken dönemde tedaviye başlaması ve rehabilitasyon sürenin de düzenli takip edilmesiyle gelişiminde önemli aşama kaydettiğini anlatan Özkan, şunları söyledi: "Kısa vadede bizim amacımız walker desteğiyle yani yardımcı bir cihazla okul hayatına devam edebilmesi, günlük yaşam aktivitelerini ailesinden destek almadan sürdürebilmesi. Uzun vadede hedeflerimiz arasında ise kas zayıflıklarını azaltıp, tamamen bağımsızlaştırıp yardımcı bir cihaz olmadan günlük yaşam aktivitelerine devam edebilmesini sağlamak var."

Arama Yap

bottom of page