Bu sitede ara
Boş arama ile 1150 sonuç bulundu
- Babalarının yanında çalışıyorlardı: Devlet desteğiyle kendi işlerinin patronu oldular
Kahramanmaraş'ta yaşayan iki genç girişimci, Tarım ve Orman Bakanlığının Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı kapsamında aldıkları yüzde 50 hibe desteğiyle tavuk çiftliği kurdu. Devlet hibesiyle üretime başlayan gençlerin başarı hikâyesi, tavuk çiftliği kurma desteği ve genç girişimci destekleriyle ilgilenenlerin de dikkatini çekti. İşte detaylar... Kahramanmaraş'ın Türkoğlu ilçesinde yaşayan 19 yaşındaki İbrahim Eren Okumuş ile 21 yaşındaki Eren Akar, deprem sonrası üretimden vazgeçmek yerine kendi işlerini kurmayı tercih etti. Tarım ve Orman Bakanlığının Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı kapsamında aldıkları yüzde 50 hibe desteği sayesinde modern bir tavuk çiftliği kuran iki genç girişimci, ilk üretim dönemini başarıyla tamamladı. Kahramanmaraş'ın Türkoğlu ilçesinde yaşayan 19 yaşındaki İbrahim Eren Okumuş ile 21 yaşındaki Eren Akar, deprem sonrası üretimden vazgeçmek yerine kendi işlerini kurmayı tercih etti. Tarım ve Orman Bakanlığının Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı kapsamında aldıkları yüzde 50 hibe desteği sayesinde modern bir tavuk çiftliği kuran iki genç girişimci, ilk üretim dönemini başarıyla tamamladı. Deprem sonrası üretime yöneldiler 6 Şubat depremlerinde ailelerine ait iş yerlerinin hasar görmesinin ardından yeni bir yol çizen genç girişimciler, çocukluk yıllarından beri kurdukları tavuk çiftliği hayalini gerçekleştirmek için yaklaşık iki yıl boyunca sektör araştırması yaptı. 2025 yılında Tarım ve Orman Bakanlığının hibe programına başvuran girişimciler, projelerinin kabul edilmesiyle birlikte yatırımlarına başladı. Deprem sonrası üretime yöneldiler6 Şubat depremlerinde ailelerine ait iş yerlerinin hasar görmesinin ardından yeni bir yol çizen genç girişimciler, çocukluk yıllarından beri kurdukları tavuk çiftliği hayalini gerçekleştirmek için yaklaşık iki yıl boyunca sektör araştırması yaptı. 2025 yılında Tarım ve Orman Bakanlığının hibe programına başvuran girişimciler, projelerinin kabul edilmesiyle birlikte yatırımlarına başladı. Yüzde 50 hibe desteğiyle 60 bin kapasiteli tesis kurdular Genç girişimciler, Şekeroba Mahallesi kırsalında yaklaşık 15 dönüm arazi üzerine 60 bin kapasiteli modern bir tavuk çiftliği inşa etti. 4 bin 500 metrekare kapalı alana sahip tesiste iklimlendirme, otomatik yemleme ve sulama sistemleri kullanılıyor. Modern altyapısıyla dikkat çeken çiftlikte üretim tamamen teknolojik sistemlerle yürütülüyor. Yüzde 50 hibe desteğiyle 60 bin kapasiteli tesis kurdularGenç girişimciler, Şekeroba Mahallesi kırsalında yaklaşık 15 dönüm arazi üzerine 60 bin kapasiteli modern bir tavuk çiftliği inşa etti. 4 bin 500 metrekare kapalı alana sahip tesiste iklimlendirme, otomatik yemleme ve sulama sistemleri kullanılıyor. Modern altyapısıyla dikkat çeken çiftlikte üretim tamamen teknolojik sistemlerle yürütülüyor. 40 gram olarak gelen civcivler kesim ağırlığına ulaştı Yaklaşık 40 gün önce çiftliğe getirilen civcivler kısa sürede kesim ağırlığına ulaştı. Genç girişimci İbrahim Eren Okumuş, üretim sürecini şu sözlerle anlattı: "Çiftliğimiz tamamen Avrupa standartlarında tasarlandı. Klimalarımız, yemliklerimiz ve suluklarımız tamamen otomatik. Hava şu an içeride 22-23 derece. Bu sıcakta bile her şey otomatik olarak devam ediyor." 40 gram olarak gelen civcivler kesim ağırlığına ulaştıYaklaşık 40 gün önce çiftliğe getirilen civcivler kısa sürede kesim ağırlığına ulaştı. Genç girişimci İbrahim Eren Okumuş, üretim sürecini şu sözlerle anlattı: "Çiftliğimiz tamamen Avrupa standartlarında tasarlandı. Klimalarımız, yemliklerimiz ve suluklarımız tamamen otomatik. Hava şu an içeride 22-23 derece. Bu sıcakta bile her şey otomatik olarak devam ediyor." Hedeflerini de açıkladılar Üretimi daha da büyütmek istediklerini belirten Okumuş, amaçlarının hem ülke ekonomisine hem de istihdama katkı sunmak olduğunu söyledi. Genç girişimci açıklamasında şu ifadeleri kullandı: "Hedef, ülke ekonomisine ve istihdamına daha fazla katkıda bulunmak, üretim kapasitemizi daha fazla artırmak. Yaklaşık 2 gün sonra 59 bin civcivimizi piliç şeklinde firmamıza teslim edeceğiz." Hedeflerini de açıkladılarÜretimi daha da büyütmek istediklerini belirten Okumuş, amaçlarının hem ülke ekonomisine hem de istihdama katkı sunmak olduğunu söyledi. Genç girişimci açıklamasında şu ifadeleri kullandı: "Hedef, ülke ekonomisine ve istihdamına daha fazla katkıda bulunmak, üretim kapasitemizi daha fazla artırmak. Yaklaşık 2 gün sonra 59 bin civcivimizi piliç şeklinde firmamıza teslim edeceğiz." "Devlet desteği olmasaydı bu hayal zor gerçekleşirdi" 21 yaşındaki Eren Akar ise çocukluk yıllarından bu yana tavuk çiftliği kurmayı hayal ettiğini belirterek, aldıkları hibe desteğinin yatırımın önünü açtığını ifade etti. Akar şunları söyledi: "Devletimizden Allah razı olsun. Yüzde 50 hibe verdi. O hibeyi elimizden geldiği şekilde en iyi fırsatta kullanmaya çalıştık. 42 gram gelen civcivi 3 kiloya yakın çıkarmayı başardık. Böyle imkanlar olduğu sürece bizim gibi gençler de üretmeye devam edecektir." "Devlet desteği olmasaydı bu hayal zor gerçekleşirdi"21 yaşındaki Eren Akar ise çocukluk yıllarından bu yana tavuk çiftliği kurmayı hayal ettiğini belirterek, aldıkları hibe desteğinin yatırımın önünü açtığını ifade etti. Akar şunları söyledi: "Devletimizden Allah razı olsun. Yüzde 50 hibe verdi. O hibeyi elimizden geldiği şekilde en iyi fırsatta kullanmaya çalıştık. 42 gram gelen civcivi 3 kiloya yakın çıkarmayı başardık. Böyle imkanlar olduğu sürece bizim gibi gençler de üretmeye devam edecektir." Büyük kazanç sağladılar İlk üretim dönemini tamamlayan genç girişimciler, yaklaşık 59 bin piliçi önümüzdeki günlerde 20 tırla piliç firmasına teslim edecek. Yurt dışına gönderilmek üzere hazırlanan ürünlerle ilk büyük sevkiyatını gerçekleştirecek olan işletme, bugün itibarıyla 5 kişiye istihdam sağlıyor. İki genç girişimci ise hedeflerinin üretim kapasitesini daha da artırarak hem ihracata hem de bölgedeki istihdama daha fazla katkı sunmak olduğunu belirtiyor.
- Tirmisle yöresel tarımı katma değere dönüştüren kadın girişimci
Düzce Teknopark'ta tirmis bazlı fonksiyonel gıda üreten Emine Yüksel Kurtoğlu'nu ziyaret eden Elif Makas, üretim ve katma değer çalışmalarını inceledi. Düzce Valisi Mehmet Makas’ın eşi Elif Makas, Düzce Üniversitesi Teknopark’ta faaliyet gösteren kadın girişimci Emine Yüksel Kurtoğlu ile bir araya gelerek yürütülen üretim faaliyetlerini yerinde inceledi. Kurtoğlu, tirmis bazlı geliştirdiği fonksiyonel gıda ürünleri ve üretim süreçleri hakkında bilgi verdi. Üretim ve teknoloji ilişkisi: Görüşmede, geleneksel tarım ürünlerinin ileri gıda teknolojileriyle işlenerek nasıl katma değeri yüksek ürünlere dönüştürülebileceği ele alındı. Kurtoğlu, üzerinde çalıştığı formülasyonlardan, üretim hattı yaklaşımlarından ve ürünlerin fonksiyonel özelliklerinin korunmasına yönelik uygulamalardan söz etti. Teknopark ortamının sunduğu altyapı ve bilgi paylaşımının, üretimin ölçeklenmesi açısından önem taşıdığı vurgulandı. Kadın girişimciliğine destek: Elif Makas, kadın girişimciliği ve katma değerli üretim alanındaki çabaları nedeniyle Emine Yüksel Kurtoğlu'nu tebrik ederek başarı ve bol kazanç dileklerini iletti. Görüşme, yerel üretimin güçlendirilmesi ve kadınların ekonomik hayata katılımının artırılmasına yönelik çalışmaların görünürlüğünü artırma amacını taşıdı. Ziyaret, bölgedeki girişimcilik ekosisteminin aktörleri arasında bilgi alışverişini destekleyen bir adım olarak değerlendirildi ve tirmis gibi yerel hammadde kaynaklarının değerlendirilmesinin yerel ekonomiye ve üretim çeşitliliğine katkı sağlayacağına dikkat çekildi.
- Bursa'da geliştirildi Japonya dahil 11 ülkeye ihraç etti: Tescilli tırnak bıçağı hayvanları korumak için üretildi
Bursa’da 8 yıldır bıçakçılık yapan Adem Çoban’ın, hayvan sağlığı için geliştirdiği ve Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından tasarımı onaylanan tescilli tırnak bıçağı, büyükbaş hayvan sahiplerinden ilgi görüyor. İmalathanesinde tasarımından bilemesine kadar tüm üretim süreçlerini üstlenen Adem Çoban, çiftliklerdeki büyükbaş hayvanların tırnak bakımını kolaylaştırmak için özel bir tırnak bıçağı (suntraç) geliştirdi. Büyükbaş hayvanlarda uzayan tırnakların strese ve verim kaybına yol açmasını önlemek amacıyla tasarlanan ürün, Türk Patent ve Marka Kurumunca tescillendi. Alman karbon çeliğinden üretilen ve özel açısı sayesinde hayvanın ayağını kanatmadan konforlu kesim sağlayan tescilli bıçak, Türkiye genelindeki çiftliklere gönderiliyor. İmalathanesinde tasarımından bilemesine kadar tüm üretim süreçlerini üstlenen Adem Çoban, çiftliklerdeki büyükbaş hayvanların tırnak bakımını kolaylaştırmak için özel bir tırnak bıçağı (suntraç) geliştirdi.Büyükbaş hayvanlarda uzayan tırnakların strese ve verim kaybına yol açmasını önlemek amacıyla tasarlanan ürün, Türk Patent ve Marka Kurumunca tescillendi. Alman karbon çeliğinden üretilen ve özel açısı sayesinde hayvanın ayağını kanatmadan konforlu kesim sağlayan tescilli bıçak, Türkiye genelindeki çiftliklere gönderiliyor. Bıçakçılık faaliyetlerini geniş bir yelpazede sürdüren Çoban; kasaplar, şefler, kampçılar ve hayvancılık sektörü için baştan sona kendi tasarladığı ürünleri imal ediyor. Bıçak saplarında ağırlıklı olarak kök ceviz kullanan usta, Almanya, İspanya ve İsveç gibi ülkelerin yanı sıra bıçak kültürünün merkezi sayılan Japonya’ya kadar 11 ülkeye ihracat gerçekleştiriyor. Geliştirdiği tırnak bıçağının çalışma prensibini ve kullanım kolaylığını aktaran Adem Çoban, tasarım sürecini şu sözlerle dile getirdi: "Çiftliklerdeki büyükbaş hayvanların tırnakları uzadığında hayvan strese giriyor, yem yemiyor ve zayıflıyor. Piyasada bulunan düz bıçaklar çekme esnasında tırnağa dalarak hayvana zarar verebiliyor ve kanatabiliyordu. Biz açılarını özel olarak hesaplayarak kullanım formu konforlu bir tasarım oluşturduk. Çekildiği zaman tırnağı düz bir hâle getirerek hayvana acı çektirmeden bakım imkânı sağlıyor. Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından tasarımı onaylanarak tescillendi. Ağır hizmet şartlarına uygun olması için yüksek sertlikte Alman karbon çeliği kullandık. Kırılma yapmayan, bilemesi kolay ve kesimi rahat bu ürünümüzü Türkiye’nin her yerindeki çiftliklere ulaştırıyoruz." Tescilli tırnak bıçağı hayvana zarar vermeden bakım sağlıyor Geliştirdiği tırnak bıçağının çalışma prensibini ve kullanım kolaylığını aktaran Adem Çoban, tasarım sürecini şu sözlerle dile getirdi:"Çiftliklerdeki büyükbaş hayvanların tırnakları uzadığında hayvan strese giriyor, yem yemiyor ve zayıflıyor. Piyasada bulunan düz bıçaklar çekme esnasında tırnağa dalarak hayvana zarar verebiliyor ve kanatabiliyordu. Biz açılarını özel olarak hesaplayarak kullanım formu konforlu bir tasarım oluşturduk. Çekildiği zaman tırnağı düz bir hâle getirerek hayvana acı çektirmeden bakım imkânı sağlıyor. Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından tasarımı onaylanarak tescillendi. Ağır hizmet şartlarına uygun olması için yüksek sertlikte Alman karbon çeliği kullandık. Kırılma yapmayan, bilemesi kolay ve kesimi rahat bu ürünümüzü Türkiye’nin her yerindeki çiftliklere ulaştırıyoruz." Bıçakçılığın merkezi Japonya’ya Türk kasap bıçağı ihraç ettik İmalathanelerindeki üretim süreçlerini ve yurt dışı pazarlarındaki başarılarını anlatan Çoban, sözlerini şöyle sürdürdü: "8 senedir bıçakçılık mesleğini sürdürüyoruz. Tasarımları, çizimleri, sap montajları ve bilemeleri baştan sona bize ait. Bıçak saplarında genellikle kök ceviz tercih ediyoruz. Üretimlerimizi aracı olmadan doğrudan kullanıcıya ulaştırıyoruz. Almanya, İspanya, İsveç ve Japonya’nın da aralarında bulunduğu 11 ülkeye ürün gönderdik. Bıçak kültürüne yön veren Japonya’ya gönderdiğimiz kasap bıçağımız çok beğenildi; belki de ülkemizden Japonya’ya giden ilk kasap bıçağı oldu. Kendi tasarımlarımızla Türk bıçakçılığını dünyada temsil etmekten gurur duyuyoruz."
- İşçiydi, çalıştığı fabrikayı satın aldı: 6 milyonluk destekle Türkiye'den dünyaya açıldı
İstanbul’da bir çikolata fabrikasında çalışan 26 yaşındaki Resul Baskı, kısa sürede iş hayatında dikkat çeken bir başarıya ulaştı. Çalıştığı işletmeyi devralan genç girişimci, devlet desteğiyle Afyonkarahisar’da kurduğu yeni tesisle üretimini büyüttü. Fabrika, bugün hem iç pazara hem de farklı ülkelere çikolata ihracatı yapıyor. Türkiye’de girişimcilik hikâyelerine bir yenisi daha eklendi. İstanbul’da bir çikolata üretim tesisinde işçi olarak çalışan Resul Baskı, attığı adımlarla üretimden yönetime uzanan bir yol izledi. Genç girişimci, önce çalıştığı işletmenin sahibi oldu, ardından yatırımını memleketi Afyonkarahisar’a taşıdı. Türkiye’de girişimcilik hikâyelerine bir yenisi daha eklendi. İstanbul’da bir çikolata üretim tesisinde işçi olarak çalışan Resul Baskı, attığı adımlarla üretimden yönetime uzanan bir yol izledi. Genç girişimci, önce çalıştığı işletmenin sahibi oldu, ardından yatırımını memleketi Afyonkarahisar’a taşıdı. Devlet desteğiyle yatırım yaptı İşini büyütme kararı alan Baskı, iki yıl önce Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu’na (TKDK) başvuruda bulundu. Projesinin kabul edilmesiyle yaklaşık 6,76 milyon lira hibe desteği aldı. Bu kaynakla Şuhut Organize Sanayi Bölgesi’nde 2 bin metrekarelik bir üretim tesisi kurdu. İşini büyütme kararı alan Baskı, iki yıl önce Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu’na (TKDK) başvuruda bulundu. Projesinin kabul edilmesiyle yaklaşık 6,76 milyon lira hibe desteği aldı. Bu kaynakla Şuhut Organize Sanayi Bölgesi’nde 2 bin metrekarelik bir üretim tesisi kurdu. Kurulan yeni fabrikayla birlikte üretim kapasitesi önemli ölçüde genişletildi. Meyveli, kuru yemiş kaplamalı ve farklı segmentlerde üretilen çikolata çeşitleri, kısa sürede hem iç piyasada hem de dış pazarda yer buldu. Üretim hacminin yüzde 150 oranında artırıldığı belirtildi. Kurulan yeni fabrikayla birlikte üretim kapasitesi önemli ölçüde genişletildi. Meyveli, kuru yemiş kaplamalı ve farklı segmentlerde üretilen çikolata çeşitleri, kısa sürede hem iç piyasada hem de dış pazarda yer buldu. Üretim hacminin yüzde 150 oranında artırıldığı belirtildi. Afyonkarahisar merkezli tesis, Türkiye’nin yanı sıra Irak, İran, Endonezya, Venezuela, Almanya, Suudi Arabistan ve Libya gibi ülkelere ürün gönderiyor. Avrupa pazarına da açılan işletme, ihracat kapasitesini artırmayı sürdürüyor. Fabrika şu an 30 kişiye istihdam sağlıyor. Afyonkarahisar merkezli tesis, Türkiye’nin yanı sıra Irak, İran, Endonezya, Venezuela, Almanya, Suudi Arabistan ve Libya gibi ülkelere ürün gönderiyor. Avrupa pazarına da açılan işletme, ihracat kapasitesini artırmayı sürdürüyor. Fabrika şu an 30 kişiye istihdam sağlıyor. TKDK Afyonkarahisar İl Koordinatörü Zülgari Özdemir, projenin şehirdeki ilk çikolata üretimi yatırımı olduğunu belirtti. Özdemir, “İşin mutfağından gelen girişimcimizle gurur duyuyoruz. TKDK olarak yatırımcılarımızın arkasındayız ve katma değerli ürünlerin ihracatını desteklemeye devam edeceğiz” dedi.
- TEKNOFEST'te öğrenci olarak başlayan hayali 7 yılda ihracata dönüştü
Uludoğan Savunma'nın kurucusu Seyfeddin Cevdet Uludoğan'ın 2019'da öğrenci olarak TEKNOFEST'te başlayan helikopter tasarım yolculuğu, bugün şirketleşme, ürün geliştirme ve ihracat başarısına dönüştü. Anadolu Ajansının (AA) "Global İletişim Ortağı" olduğu, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile T3 Vakfı'nın yürütücülüğündeki Havacılık, Uzay ve Teknoloji Festivali (TEKNOFEST), Şanlıurfa GAP Havalimanı'nda ziyaretçilerini ağırlıyor. Karabük Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü'nden mezun olan, İstanbul Teknik Üniversitesi'nde (İTÜ) helikopter üzerine yüksek lisans yapan Uludoğan, üniversite öğrencisiyken TEKNOFEST kapsamında düzenlenen Helikopter Tasarım Yarışması'na katıldı. Uludoğan, çocukluğundan bu yana helikopter ve havacılık alanına ilgi duyduğunu belirterek, 2019'da yarışmaya katılıp çeyrek final, yarı final ve final aşamalarında mücadele ettiklerini söyledi. Bu süreçte edindikleri deneyimin daha sonra şirketleşme yolculuğuna dönüştüğünü aktaran Uludoğan, 2023'te TÜBİTAK 1501 desteğiyle Nano Sınıf İnsansız Helikopter Projesi'ne başladıklarını ifade etti. Uludoğan, geliştirdikleri "NanoAlp" adlı ürünün Türkiye'de daha önce üretilmeyen ve dünyada sınırlı sayıda üreticisi bulunan yüksek teknolojili, katma değerli bir ürün olduğunu anlatarak, bu alandaki stratejik ihtiyaca yönelik çalışma yürüttüklerini dile getirdi. Yaklaşık 1,5-2 yıllık AR-GE sürecinin ardından ürünü ticarileştirmeyi başardıklarını belirten Uludoğan, "2019 yılında öğrenci olarak katıldığımız yerde hayal ediyorduk, 'bir gün buraya girişimle, şirket olarak katılırız' diye. Hayallerimiz gerçekleşti." dedi. Uludoğan, bugün Şanlıurfa'da düzenlenen TEKNOFEST'te T3 Girişim Merkezi çadırında geliştirdikleri ürünü gençlere tanıttıklarını ifade ederek, kendi hikayelerinin de gençlere örnek olmasını istediklerini söyledi. TEKNOFEST ekosisteminin kendilerine önemli bir network ve katkı sağladığını ifade eden Uludoğan, öğrencilik döneminden girişimcilik ve ticarileşme aşamasına kadar ekosistemin farklı aşamalarında yer almanın önemli olduğunu kaydetti. "Cebe sığabilen küçük bir asker" Seyfeddin Cevdet Uludoğan, geliştirdikleri nano sınıf insansız helikopterin 250 gramın altında olduğunu ve yaklaşık yarım saat havada kalabildiğini belirtti. Helikopterin çok düşük ses seviyesine sahip olduğunu aktaran Uludoğan, farklı sensörlerin birlikte kullanılabildiğini ve GPS'in çekmediği ortamlarda da uçuş kabiliyetine sahip olduğunu söyledi. Ürünün özellikle askeri operasyonların yanı sıra arama-kurtarma ve tehlikeli alanlarda keşif amacıyla kullanılabileceğini anlatan Uludoğan, şöyle konuştu: "Cebe sığabilen küçük bir asker diyebiliriz. Çünkü bunun girmediği yere asker girmesi lazım. Örneğin bir operasyon yapılacak mağaraya bunu soktuğunuz zaman üzerindeki sensörlerle gaz ölçümü yapabiliyor, tuzak varsa onu gösterebiliyor ve anlık görüntü aktarabiliyor." Uludoğan, cihazın, mağara gibi sinyalin kesilebildiği ortamlarda dahi görevine devam edebildiğini belirterek, sistemin operasyonlarda risklerin azaltılmasına katkı sağlayabileceğini söyledi. Ürünün arama-kurtarma çalışmalarında da kullanılabileceğini ifade eden Uludoğan, yıkılma riski bulunan binalara personel göndermek yerine insansız helikopterle ön keşif yapılabileceğini, madenlerde gaz kaçağı bulunan alanların da cihazla kontrol edilebileceğini kaydetti. "Dronlara göre daha uzun süre havada kalabiliyor" Uludoğan, geliştirdikleri sistemin klasik dronlardan temel farkının helikopter mekaniğine sahip olması olduğunu belirterek, bunun havada daha uzun süre kalmasını sağladığını ifade etti. Bu boyuttaki dronların ortalama 15 dakika havada kalabildiğini, kendi ürünlerinin ise yarım saatin üzerinde uçuş gerçekleştirebildiğini aktaran Uludoğan, ürünün hem iç hem de dış pazarda satışlarının başladığını söyledi. Uludoğan, geliştirdikleri nano sınıf insansız helikopterin Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Malezya, Endonezya ve Kazakistan'a ihraç edildiğini belirtti. Başka ülkelerle de ticari görüşmelerin devam ettiğini ifade eden Uludoğan, yıl sonuna kadar yeni anlaşmalar yapmayı hedeflediklerini söyledi. Uludoğan, dünyada ürünlerinin sınırlı sayıda muadilinin bulunduğunu aktararak, yabancı muadiline kıyasla daha uygun maliyetle ürün sunduklarını ve benzer teknik özellikleri sağlayabilmelerinin müşterilerin ilgisini çektiğini dile getirdi. "TEKNOFEST, 'biz de yapabiliriz' ruhunu aşıladı" Uludoğan, TEKNOFEST'in Türkiye'deki en önemli etkilerinden birinin gençlere "biz de yapabiliriz" fikrini kazandırması olduğunu belirtti. Çocukluk ve gençlik döneminde Türkiye'de bazı alanlarda "biz yapamayız" düşüncesinin daha yaygın olduğunu düşündüğünü aktaran Uludoğan, TEKNOFEST ile birlikte gençlerin teknoloji alanındaki özgüveninin arttığını ifade etti. Uludoğan, "Artık gençler de 'biz de yaparız', 'biz daha iyisini yaparız', hatta 'hiç yapılmayanı da biz yaparız' hevesine geldi. Bence TEKNOFEST'in en önemli misyonu buydu ve bunu başardı." diyerek, kendilerinin de bu ekosistemin ortaya çıkardığı örneklerden biri olduğunu söyledi. TEKNOFEST'te gençlerin ilgisini ve heyecanını görmekten büyük mutluluk duyduklarını belirten Uludoğan, öğrencilere ve girişimcilere hedeflerinden vazgeçmemeleri, gayretlerini sürdürmeleri tavsiyesinde bulundu. Uludoğan, 2019'dan 2023'e kadar 4 sene içerisinde şirketleştiklerine, 2023'ten 2026'ya kadar da ticarileştiklerine ve bunun mümkün olabildiğine işaret ederek, gençlerin kendi projelerini hayata geçirmeleri gerektiğini vurguladı.
- Yapay zekâlı otonom çiftlik dönemi: 22 girişimci için yeni model
Türkiye’de 12 şehirden seçilen 22 girişimci, 100’er büyükbaş kapasiteli yapay zekâ destekli otonom çiftliklere geçiyor. Sağım ve yemlemeden ilaçlama ve hasada kadar birçok süreç robotlar, sensörler ve veri sistemleriyle yürütülecek. Türkiye'de tarım ve hayvancılıkta robotların, sensörlerin ve yapay zekânın daha fazla kullanıldığı yeni bir üretim modeli sahaya iniyor. Tarım Teknolojileri Kümelenmesi Vakfı'nın programında 12 farklı şehirden seçilen 22 tarım girişimcisi, yapay zekâ destekli otonom çiftlik sürecine dahil edildi. Program kapsamında girişimcilerin kendi şehirlerinde ve üretim yaptıkları bölgelerde yeni nesil çiftlikler kurulması planlanıyor. Modelin en dikkat çekici tarafı ise çiftlikteki günlük işlerin önemli bölümünün otomasyon sistemlerine bırakılması. Her çiftlik 100 büyükbaş kapasiteli Tarım girişimcileri için planlanan işletmelerin her biri 100 büyükbaş hayvan kapasitesine sahip olacak. Ancak geleneksel çiftliklerden farklı olarak üretimin yalnızca fiziki altyapıya değil, sensörlerden ve dijital sistemlerden gelen verilere göre yönetilmesi hedefleniyor. Programa katılan girişimcilere hayvan sağlığından sürü yönetimine, üretim planlamasından robotik sistemlere kadar farklı alanlarda eğitim veriliyor. Veri analizi ve yapay zekâ destekli üretim de bu eğitimin önemli parçaları arasında bulunuyor. İneği artık robot sağabiliyor Yeni nesil çiftlik teknolojilerinin en dikkat çekici parçalarından biri otonom süt sağım robotları. Sistem, sağım işleminin daha az insan müdahalesiyle yürütülmesini sağlarken hayvan ve üretim verilerinin de dijital olarak takip edilmesine imkân veriyor. TÜME ekosistemindeki teknolojiler yalnızca sağımı otomatikleştirmekle sınırlı değil. Çiftlikte sağım sürecinin sürü yönetimi ve hayvan takibiyle birlikte çalışabileceği daha geniş bir dijital altyapı kuruluyor. Çiftlikte insan emeğinin yoğun olduğu alanlardan biri olan genç hayvanların beslenmesi de otomasyonun hedefindeki işlerden biri. Otonom buzağı besleme sistemleri, besleme sürecinin daha düzenli takip edilmesine yönelik çözümler sunuyor. Bu sistemlere yem itme robotları ve otomatik besleme teknolojileri de ekleniyor. Böylece üreticinin gün boyunca tekrarlamak zorunda kaldığı bazı işler robotlara devredilirken, hayvanların beslenme süreçlerinden gelen veriler de kayıt altına alınabiliyor. Otonom çiftlik modelinin bir başka ayağını yem hazırlama ve yem lojistiği oluşturuyor. Akıllı yem merkezleri, çiftlikte kullanılan yemin hazırlanması ve hayvanlara ulaştırılması süreçlerinin otomasyonla yönetilmesine yönelik geliştiriliyor. Yem itme robotları da hayvanların önündeki yemin yeniden ulaşılabilir alana taşınması gibi sürekli tekrarlanan işleri yerine getirebiliyor. Böylece robotlaşma yalnız büyük makinelerde değil, çiftliğin günlük rutinlerinde de kendisini gösteriyor. Yeni çiftlik modelinde yapay zekânın en önemli girdilerinden biri sensörlerden ve görüntü işleme sistemlerinden gelen veriler. Sürü yönetim sistemleriyle hayvanların sağlık durumu, davranışları ve üretim süreci dijital ortamda takip edilebiliyor. Görüntü işleme teknolojileri de bu yapının parçalarından biri. Amaç yalnızca veri toplamak değil; çiftlik yöneticisinin sorunları daha erken görebilmesini ve üretimle ilgili kararlarını daha fazla veriye dayanarak verebilmesini sağlamak. Tarlada da robotlar çalışacak Otonomlaşma yalnız hayvancılıkla sınırlı kalmıyor. TÜME'nin teknoloji ekosisteminde otonom ilaçlama ve otonom hasat sistemleri de bulunuyor. Tarım dronları ve farklı robotik araçlar, tarla ve bitkisel üretimde insan gücüyle yapılan bazı işlemlerin otomatikleştirilmesini hedefliyor. Sensörlerden gelen verilerle birleşen sistemlerde asıl hedef, bütün tarlaya aynı işlemi uygulamak yerine ihtiyaç duyulan noktaya müdahale edebilen daha kontrollü bir üretim modeli oluşturmak. Akıllı ahır iklimi de kontrol ediyor Çiftliğin içinde yalnız hayvanlar ve makineler değil, üretim ortamı da dijitalleşiyor. Akıllı ahır teknolojileriyle sıcaklık, havalandırma ve farklı çevresel koşulların daha kontrollü yönetilmesi amaçlanıyor. Modern çiftlik ve sera uygulamalarında iklimlendirme sistemleri, sensör altyapısı ve otomasyonun birlikte çalışması üretim koşullarını sürekli izlenebilir hale getiriyor. Böylece çiftlik yönetimi yalnız geçmiş deneyime değil, anlık veriye de dayanıyor. İlk 24 çiftlik kuruldu Program yalnız tanıtım aşamasında değil. Açıklanan verilere göre bir yıl içerisinde 12 şehirde toplam 24 otonom çiftlik kuruldu. Bunların 12'si üniversitelerde eğitim ve araştırma amacıyla, 12'si ise tarım girişimcileri için hayata geçirildi. Üniversitelerde kurulan çiftliklerin öğrenciler ve üreticiler için uygulama alanı olması, geliştirilen teknolojilerin gerçek üretim koşullarında denenmesi ve araştırma çalışmalarının doğrudan sahaya taşınması hedefleniyor. Sıradaki hedef 40 çiftlik Programda 2026 sonuna kadar yapay zekâ destekli otonom çiftlik sayısının 40'a çıkarılması hedefleniyor. Daha uzun vadede ise ölçeğin çok daha fazla büyütülmesi planlanıyor. TÜME'nin açıkladığı uzun vadeli hedef, 40 bin genç tarım girişimcisini 40 bin yeni nesil otonom çiftlikle buluşturabilecek bir ekosistem oluşturmak. Bu hedef gerçekleşirse robotik sistemler ve yapay zekâ, yalnız örnek çiftliklerde değil, Türkiye'nin farklı bölgelerindeki günlük tarımsal üretimin de parçası haline gelecek.
- Son dakika | Türkiye'nin heyecanla beklediği tarih! Ay yolculuğu 2027'de başlıyor
Son dakika haberi: Türkiye'nin Ay'a uzay aracı fırlatma planında gözler 2027'nin ilk aylarına çevrildi. Türkiye için dönüm noktası niteliğinde bir ilk olacak gelişmeyle ilgili Bakan Kacır açıklama yaptı. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Türkiye'nin ilk Ay görevi kapsamında geliştirilen "Ay Uzay Aracı Projesi"nde gelinen son durumu, TÜBİTAK SAGE'de gerçekleştirilen "Ay Araştırma Programı Basın Toplantısı"nda paylaştı. Ay Araştırma Programı'nda önemli bir eşiği geride bıraktıklarını anlatan Kacır, "Ay'a erişmek üzere üretim, montaj ve entegrasyon faaliyetlerini tamamladığımız uzay aracımızı, sistem seviyesi çevresel testlerinin gerçekleştirilmesi için TUSAŞ bünyesindeki Uzay Sistemleri Entegrasyon ve Test Merkezimize, USET'e uğurluyoruz. Türkiye'nin ilk derin uzay görevine uzanan yolculuğumuzda attığımız bu adımın, ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olmasını diliyorum." diye konuştu. Kacır, teknolojide yaşanan paradigma değişimlerinin, Türkiye'ye stratejik avantajlar sunduğuna işaret ederek, "kritik teknolojilerde tam bağımsız Türkiye" hedeflerine emin adımlarla ilerlediklerini söyledi. Bu anlayışın ilk örneğini, savunma sanayisinde sergilediklerini vurgulayan Kacır, Türkiye için benzer bir fırsat penceresinin, uzay teknolojilerinde mevcut olduğunun altını çizdi. "TÜRKSAT 7A UYDUSUNUN ÇALIŞMALARINA BAŞLADIK" Son 20 yılda fırlatma maliyetlerinde yaşanan hızlı düşüş, uzay çalışmalarını birkaç ülkenin tekelinden çıkardığını ifade eden Kacır, uzayın artık daha fazla ülkenin söz sahibi olabildiği, tarımdan sağlığa, haberleşmeden bilgi teknolojilerine farklı alanlarda yeni çözümlerin geliştirildiği ve hızla yaygınlaştığı bir sahaya dönüştüğünü anlattı. Bakan Kacır, uzayın bugün bilimsel keşiflerin yanı sıra teknolojik üstünlüğün, ekonomik rekabetin ve stratejik bağımsızlığın da en önemli mücadele alanlarından biri haline geldiğini belirterek, "Milli Teknoloji Hamlesini gerçekleştiren, bilim ve teknolojide küresel ölçekte iddia sahibi olan ve hedef ufkunu daima yukarı taşıyan ülkemizi, uzayın sunduğu bilimsel, teknolojik ve ekonomik fırsatlardan en üst düzeyde yararlanan ülkeler arasına taşımakta kararlıyız. Bu vizyonu mümkün kılacak zemini Cumhurbaşkanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde, son 23 yılda kararlı adımlarla inşa ettik. İnsan kaynağımıza yatırım yaparak, araştırma ve teknoloji altyapılarımızı geliştirerek, kritik kabiliyetlerimizi yerlileştirerek, Türkiye'yi kendi uydularını tasarlayan, geliştiren, üreten, test eden ve uzayda başarıyla işleten sayılı ülkeler arasına taşıdık." ifadelerini kullandı. Gerçekleştirdikleri her bir projenin, yeni kabiliyet ve kazanımların önünü açtığını vurgulayan Kacır, yüksek hızlı veri iletim kapasitesi ve esnek kapsama özelliklerine sahip, afet iletişimi, kamu hizmetleri ve güvenli haberleşme ihtiyacına cevap verecek ek görev yüklerini bünyesinde barındıracak TÜRKSAT 7A uydusunun çalışmalarına başladıklarını bildirdi. Yeni nesil takım uyduları İMECE-2 ve İMECE-3 ile daha geniş alanları görüntüleyebilen, aynı bölgeden daha sık veri alabilen bir yer gözlem uydusu mimarisi oluşturmak üzere, adım attıklarını dile getiren Kacır, inşa edilen teknoloji ekosistemiyle, uzayın sunduğu eşsiz fırsatlardan en üst düzeyde yararlanmaya, uzay teknolojilerini ülkenin kalkınmasının itici unsurları arasına taşımaya kararlı olduklarını vurguladı. "AY GÖREVİ GERÇEKLEŞTİREN 9'UNCU ÜLKE OLMAYI HEDEFLİYORUZ" Milli Uzay Programı'nın en iddialı, mühendislik açısından en zorlu hedeflerinden birinin Ay Araştırma Programı olduğunun altını çizen Kacır, "Bugüne kadar yalnızca 8 ülke, Ay görevi gerçekleştirdi. Biz de kendi mühendislik kabiliyetlerimizle hayata geçireceğimiz Ay Araştırma Programımızla, Ay görevi gerçekleştiren 9'uncu ülke olmayı hedefliyoruz. 2027'nin ilk aylarında fırlatmayı planladığımız Ay Uzay Aracımızın, yaklaşık 2 aylık yolculuğun ardından, Ay yüzeyinden 100 kilometre irtifada bulunan kutupsal ve dairesel görev yörüngesine ulaşmasını öngörüyoruz. Burada en az 3 ay boyunca operasyon yürüteceğiz. Görev performansına bağlı olarak bu süreyi 1,5 yıla kadar uzatabileceğiz." değerlendirmesinde bulundu. Kacır, görev süresince Güneş rüzgarlarının Ay yüzeyiyle etkileşimini, Ay yüzeyindeki suyun oluşum mekanizmalarını, Ay'ın manyetik alanlarını ve yüzeyin ısıl özelliklerini inceleyeceklerini, yerli olarak geliştirdikleri bilimsel ekipmanlarla Ay'daki radyasyon ortamına ilişkin ölçümler gerçekleştireceklerini aktardı. Uzay aracını, bilimsel çalışmaları tamamlandıktan sonra kontrollü yavaşlatma manevralarıyla Ay yüzeyine ulaştırmayı hedeflediklerini belirten Kacır, kendi imkanlarıyla geliştirdikleri Hibrit İtki Sistemi'nin, bu görevin kritik unsurlarından biri olacağını söyledi. "ARACIMIZI 2027 YILININ İLK AYLARINDA UZAYA UĞURLAYACAĞIZ" Kacır, sistemi yörünge yükseltme manevralarında ve görevin son aşamasında Ay yüzeyine ulaşmak üzere gerçekleştirilecek Ay yörüngesinden çıkarma ateşlemelerinde kullanacaklarının belirterek, şunları söyledi: "Bu bilimsel görevi icra edecek yaklaşık 3,5 ton ağırlığındaki Ay uzay aracımızı yüzde 80'in üzerinde yerlilik oranıyla ürettik. İMECE ve TÜRKSAT 6A projelerinde geliştirdiğimiz uçuş bilgisayarı, haberleşme, güç, ısıl kontrol ve yörünge operasyonları gibi kritik kabiliyetlerden, Ay uzay aracımızda yararlandık. Uydu teknolojilerinde yıllar içinde inşa ettiğimiz bilgi birikiminin eseri uzay aracımızın üretim, montaj ve entegrasyon çalışmalarını tamamladık. İcra edilecek testlerle, aracımızın fırlatma sırasında ve uzay ortamında karşılaşacağı zorlu koşullara dayanımını doğrulayacağız. Isıl vakum testleriyle uzay ortamını, yapısal testlerle fırlatma koşullarını, elektromanyetik uyumluluk testleriyle de aracımızdaki sistemlerin birlikte güvenli ve uyumlu şekilde çalışmasını sınayacağız." Kacır, testlerin tamamlanmasının ardından, aracı TÜBİTAK UZAY'ın ODTÜ yerleşkesinde yapımı devam eden yeni temiz oda ve entegrasyon tesisine getireceklerini, buradaki nihai kontrollerin ardından, fırlatma için Kennedy Uzay Üssü'ne göndereceklerini anlatarak, hava, saha ve yörünge koşullarının elvermesi halinde, aracı 2027 yılının ilk aylarında uzaya uğurlamayı hedeflediklerini dile getirdi. Programda 2022 yılının başından bu yana yüzde 77 tamamlanma seviyesine ulaştıklarını aktaran Kacır, aracın geliştirme ve üretim süreçlerinde TÜBİTAK UZAY ve DeltaV'nin yanı sıra, yerli teknoloji firmaları ve girişimlerin de görev aldığını ifade etti. "UZAY TEKNOLOJİLERİ GELİŞTİRME BÖLGESİ KURMA ÇALIŞMALARIMIZI SÜRDÜRÜYORUZ" Kacır, Türkiye'nin 31 Ağustos'taki imza töreniyle Ay ve diğer gök cisimlerine yönelik yürütülecek sivil uzay faaliyetlerinde uluslararası işbirliklerini teşvik etmeyi amaçlayan çok taraflı bir uzlaşı olan Artemis Mutabakatı'na katıldığını anımsatarak, şunları kaydetti: "Türkiye olarak, uzayın barışçıl, sürdürülebilir ve tüm insanlığın ortak yararına olacak şekilde keşfedilmesi ve kullanılması hedefleri doğrultusunda, uluslararası işbirliklerini geliştirmeye devam edeceğiz. 5-9 Ekim 2026'da Antalya'da düzenleyeceğimiz 77. Uluslararası Uzay Kongresinde, tüm dünyadan 10 bine yakın katılımcıyla uzayın geleceğini hep birlikte şekillendireceğiz. Türkiye olarak adım adım savunma sanayisindekine benzer güçlü bir ekosistemi, uzay alanında inşa etmek üzere Ankara'da TUA, TÜBİTAK ve ODTÜ işbirliğinde bir uzay teknolojileri geliştirme bölgesi kurma çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Somali'de inşasını sürdürdüğümüz uzay limanı Türkiye'nin uzaya bağımsız erişiminin önünü açacak, küresel düzeyde artan uzaya erişim talebini karşılayarak, uzay ekonomisinden daha fazla pay almamızı sağlayacak."
- Gelin-görümce başarısı! Eşine destek olmak için başladı şimdi üretime yetişemiyorlar
Bitlis'in Tatvan ilçesinde 5 kovanla başladıkları arıcılıkta bugün 100 kovana ulaşan gelin-görümce devlet desteğiyle işlerini büyütmeyi hedefliyor. Tatvan ilçesinde yaşayan 34 yaşındaki iki çocuk annesi Bedriye Bulut, 7 yıl önce eşinin geçirdiği trafik kazasının ardından aile bütçesine katkı sağlamak amacıyla arıcılığa yöneldi. İlk olarak 5 kovanla üretime başlayan Bulut, zamanla kovan sayısını artırdı. Yaklaşık 4 yıl önce görümcesi Bedriye Bulut'un teşvikiyle arıcılığa başlayan 33 yaşındaki bir çocuk annesi Gülay Olçaş da kısa sürede üretimini büyüttü. Birlikte çalışan gelin-görümce, bugün toplam 100 kovanla bal üretimi gerçekleştiriyor. Sadece bal üretimiyle yetinmek istemediklerini belirten kadın girişimciler; arı sütü, polen ve propolis üretimine de ağırlık vermeyi planlıyor. Devlet desteklerinden yararlanarak üretim kapasitelerini 500 ila 1000 kovana çıkarmayı hedefleyen ikili, kırsal ekonomiye daha fazla katkı sunmayı amaçlıyor. Arıcılığa eşinin desteğiyle başladığını belirten Bedriye Bulut, eşinin trafik kazası sonrası çalışamaz hale gelmesi üzerine bu işe yöneldiğini söyledi. İlk yıllarda ürettikleri balı satmadıklarını ifade eden Bulut, "Önce kendi soframıza doğal bal getirdik, ardından akrabalarımıza ikram ettik. Daha sonra müşterilerimiz balımızı çok beğenince üretimi büyütmeye karar verdik. Şu anda 100 kovanımız var. Devlet desteği alarak bunu 500 hatta 1000 kovana çıkarmak istiyoruz. Balın yanında arı sütü, polen ve propolis de üretmek istiyoruz. Bu işi severek yapıyorum. Arıcılık sevmeden yapılacak bir iş değil" dedi.
- 42 yaşında üniversiteye başladı! 3 çocuk annesi bölüm birincisi oldu
Üç çocuk annesi 42 yaşındaki ev hanımı Hatice Kuşçalı okuduğu okuldan bölüm birincisi olarak mezun oldu. Üniversiteyi okumaya pandemi döneminde karar verdiğini belirten Kuşçalı, “Bu yaştan sonra bir şeylerden fedakarlık yaparak okuyacaksam güzel bir şekilde bitirmem gerekiyor diye düşünmüştüm. Hedefim bölüm birinciliğiydi ve bölüm birincisi olarak okulumu bitirdim” dedi. Aksaray’da 2002 yılında liseden mezun olan Hatice Kuşçalı, evlenip 3 çocuk sahibi oldu. Ev hanımı olarak çocuklarını büyüten Kuşçalı, pandemi döneminde üniversiteye okumaya karar verdi. Hatice Kuşçalı, Yükseköğretim Kurumları Sınavı'na (YKS) hazırlanıp Aksaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü'nü kazandı. 38 yaşında üniversite eğitimine başlayan Kuşçalı, bölüm birincisi olarak bu yıl mezun oldu. 'ÇOCUKLARIM İÇİN GURUR KAYNAĞI OLMAK İSTEDİM' Yaşadıklarını anlatan Hatice Kuşçalı, “2002 yılında liseden mezun oldum. Tasarım ve çizim gibi şeyleri seviyorum ve bu yüzden mimar olmayı istiyordum. Mimarlık olmayınca halkla ilişkiler ve reklamcılık bana çok cazip geldi, ben de severek tercih ettim. Bu yaştan sonra bir şeylerden fedakarlık yaparak okuyacaksam güzel bir şekilde bitirmem gerekiyor diye düşünmüştüm. Hedefim bölüm birinciliğiydi ve bölüm birincisi olarak okulumu bitirdim. Benim için önemli olan sadece diploma almak değil; çocuklarım için de gurur kaynağı olmak istedim. Üniversiteye en başta çok çekinerek geldim. Okuldaki herkes 20'li yaşlarda, beni kabullenemezler diye düşündüm. Vizelerden sonra bir derste en yüksek notu alınca, hocamın birinden kitap hediye almıştım. Beni alkışladılar, orada bir abları olarak kabul edildiğimi gördüm. Onlara örnek oldum. Ben sürekli ders çalışılarak gençleri de teşvik ettim. Onların not ortalamalarını da etkiledim” diye konuştu. 'EŞİMİN DESTEĞİ İLE BAŞARDIM' Eşi ve çocuklarının kendisini sürekli desteklediğini ifade eden Kuşçalı, “Eşimin desteği olmasa çok zordu. Evde ve hayatımızda eksik kalan şeyler de oldu. Her zaman eşim bu durumda yardımcı oldu. Sınav haftalarında yemek yapamadım. Sonunda ise üniversite mezunu olmak ve onu da birincilikle bitirmek eşim ile çocuklarımı da çok mutlu etti. Hedefim ise yüksek lisansa başlamayı düşünüyorum. Akademik anlamda ne kadar ilerleyebilirsem. Artık benim için zaman kıymetli. 20'li yaşlarda bunu anlamak zor oluyor. Bu yaşta zamanın kıymetini insan daha iyi biliyor” ifadelerini kullandı. 'DERSLERİNİ ÇOK İYİ TAKİP EDİP, İYİ BİR DERECE İLE BİTİRDİ’ Üniversitenin Araştırma Görevlisi Dr. Numan Can ise “Hatice Kuşçalı’nın danışmanıyım. Öğrenciler derslerde zorlanırken kendisi çok çalışkandı. Hemen buraya adapte oldu. Bunu gündelik hayatına uygulayabildi. Afiş yapıp derslerini çok iyi takip edip, çok iyi bir derece ile mezun oldu’’ dedi.
- 'Yapamazsın' dediler, 4 yılda 5 ambulans ve 54 çalışanlı filo kurdu
Hatay’da paramedik Mehmet Ali Aladağ (28), otomobilini satıp ailesinden borç alarak kurduğu özel ambulans firmasında; 4 yılda araç sayısını 5'e yükseltirken, 54 kişiye de istihdam sağladı. Aladağ, "Ben bu işe giriştiğimde herkes 'Olmaz, yapamazsın. Alışılmışın dışında bir sektör' dedi. Ben de 'Yapacağım, başaracağım' dedim ve çok şükür başardım" dedi. Hataylı Mehmet Ali Aladağ, üniversite eğitimi öncesinde Suudi Arabistan’a giderek babasının yanında lokantada çalıştı. Burada tecrübe kazanıp Türkiye’ye dönen Aladağ, Doğu Akdeniz Üniversitesi İlk ve Acil Yardım Bölümünü kazandı. Mezuniyeti sonrası özel hastanelerde paramedik olarak görev yapan Mehmet Ali Aladağ, bir süre sonra kendi işini kurmaya karar verdi. Kendi şirketini kurmak için birikimlerini toplayan, otomobilini satan ve ailesinden borç alan Aladağ, 24 yaşında 2 ambulans ve 12 çalışanla özel ambulans firmasını kurdu. 'BİR HAYALİNİZ VARSA ARKASINDA DURUN' Şirketin kuruluşundan yaklaşık 2 ay sonra 6 Şubat depremlerine nöbette yakalandıklarını aktaran Mehmet Ali Aladağ, sarsıntının hemen ardından ekibiyle sahaya inerek çok sayıda canın kurtarılmasına katkı sağladıklarını ifade etti. Geçen sürede araç sayısını 5'e, personel sayısını ise 54'e çıkaran Aladağ, "Ben bu işe giriştiğimde herkes 'Olmaz, yapamazsın. Alışılmışın dışında bir sektör' dedi. Ben de 'Yapacağım, başaracağım' dedim ve çok şükür başardım. Gençlere pes etmemeleri için çağrıda bulunuyorum. Bir hayaliniz varsa arkasında durun. Kimse başaramam diye üzülmesin, yeter ki kafada bitirmiş olsunlar" diye konuştu.
- Sosyal medyada sürekli gündem oluyor: Peki 5G’yi gerçekten bir Türk mü buldu? Erdal Arıkan Kimdir?
5G, halihazırda Türkiye’de aktif bir şekilde yaygın olarak kullanılamıyor. Ancak 5G’yi bulan kişi bir Türk olabilir mi? Bu hikayenin baş kahramanı Erdal Arıkan kimdir? Kısa bir süre önce daha önce adını hiç duymadığım birisinin hem Türkiye hem de Çinli Huawei için inanılmaz bir başarıya imza attığını öğrendim. Peki, tanınmayan bir Türk bilim insanının tanınmayan teorik buluşu, Çinli teknoloji devinin geleceğin kontrolünü ele geçirmesine nasıl yardımcı oldu? Bu sorunun cevabı kesinlikle kısa olmayacak. Erdal Arıkan kimdir? En yalın haliyle Erdal Arıkan, Bilkent Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümünde görev yapan, 2013 yılında bilgi teorisinde kutupsal kodlamayı geliştirmesinden ve katkılarından dolayı IEEE WRG Baker Ödülünü ve 2018'de ise alanının en prestijli ödülünü olan Shannon Ödülü'nü alan bir bilim insanı. Ancak bu yalın tanımın arkasında hoş ve aslında Türkiye için hüzünlü de bir hikaye var. Sosyal medyada paylaşılan bir sokak röportajında Erdal Arıkan, 5G’yi icat eden kişi olarak ifade ediliyordu. Bu iddia ise MIT’de çalışmış başka bir Türk profesör tarafından paylaşılıyordu. Bu bilgiden sonra Erdal Arıkan’ın kim olduğunu ve 5G özelindeki çalışmalarını araştırdım. İşin ucu 2018 yılında bir Huawei videosuna çıktı. Hemen altta o sokak röportajını izleyebilirsiniz. Huawei tarafından 2018 yılında “Huawei Kurucusu Ren Zhengfei, PolarCode'un Babası Profesör Erdal Arıkan ile bir araya geldi” başlıklı bir video yayınlandı. Eğer videonun altyazısına bakmazsanız ve sadece izlerseniz sarı kravatlı birisinin Çinli onlarca hatta yüzlerce insan tarafından çılgınlar gibi ayakta alkışlandığını ve Huawei'nin kurucusu Ren Zhengfei tarafından övüldüğünü, büyükçe bir altın madalya ile ödüllendirildiğini görürsünüz. Ancak bu onur konuğu bir iş adamı, bir siyasetçi veya bir milyarder değildi. Erdal Arıkan adında, pek tanınmayan bir Türk akademisyendi. Erdal Arıkan, çoğumuz için tanınmayan bir isim olsa da bu, onun sıradan birisi olduğu anlamına gelmiyor. Arıkan, on yılı aşkın bir süre önce bilgi teorisi alanında büyük bir keşif yapmıştı. Huawei daha sonra bu teorik buluşu akademik belirsizlikten kurtarıp büyük yatırımlar ve üst düzey mühendislik yetenekleriyle ticaret dünyasında değerli bir şeye dönüştürdü. Ortaya çıkan ve şimdilerde tüm dünyada yayınlaşan şey ise temel 5G teknolojisiydi. Evet, Türkiye’de belirli noktalar haricinde kullanılamayan 5G teknolojisi. Huawei’nin videosu her yönüyle, her detayıyla bir gövde gösterisiydi. Huawei ve Çin, 5G ile tarihi bir işe imza atmıştı. Sonrasında ABD tarafında Çin ve Huawei’nin 5G teknolojilerine ambargo uygulanmış ve diğer ülkelerin de aynı şeyi yapması istenmiş olsa da ülke 5G alanında çok güçlü bir konumda. Bu güçlü konumu anlamak için ise yine daha önce duymadığımız bir şeyi öğrenmemiz gerekiyor: Kutupsal kodlama. Kutupsal kodlama nedir? Bitlerin veya daha doğrusu bilginin kablolu ya da kablosuz bir iletişim kanalı üzerinden aktarılması esnasında, sinyal üzerine çevreden gürültü eklenmesi nedeniyle iletişimde kaçınılmaz olarak hatalar oluşuyor. Kutupsal kodlama yöntemi, bu hataları düzelterek sıfıra yakın hata ile haberleşmeyi sağlayan bir yöntem. Kutupsal Kodlar, kanal kapasitesine erişen bir yöntem. Kutupsal kodlama keşfi Erdal Arıkan’ın yolculuğu Ankara’da doğmasıyla başlıyor. Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde elektrik mühendisliği bölümünden mezun olan Arıkan, sonrasında 1977’de Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’ne (CalTech) transfer oldu. Burada bilgi teorisi üzerine eğitim aldı. Bilgi teorisi o dönemlerde yeni sayılan bir olguydu ancak Arıkan için ilgi çekiciydi. Konuyu çok dağıtmak istemiyorum ancak Arıkan’ın Claude Shannon ve Robert Gallager gibi çok önemli isimlerden etkilendiğini belirtmem gerek. Arıkan, CalTech’te kendini doldurduktan sonra daha fazlası için gidilecek tek yerin MIT olduğuna karar veriyor ve 1981 yılında buraya geçiyor. Arıkan için çözülmesi gereken bir sorun vardı çünkü; tüm bu bitleri taşıma sürecinde ortaya çıkan kaçınılmaz "gürültü"nün (mesajda istenmeyen değişiklikler) nasıl yenileceği ve doğru bilginin yüksek hızda nasıl taşınacağı. Bu sorun kanal kapasitesi olarak biliniyordu ve aşılabileceği düşünülmüyordu. Hatta bu teorik sınıra Shannon limiti deniyor. Ancak Arkan için bu limit aşılamaz veya erişilemez değildi. Burada biraz Robert Gallager’a değinmemiz gerekecek. Gallager kariyerinin başlarında Shannon limitiyle mücadele etmiş ve ona çok yaklaşmıştı. Gallager’ın yöntemi LDPC adını verdiği hataları anında düzeltmeye yarayan bir yöntemdi. Bu yöntem, Arıkan’ın kutupsal kodlamasına karşı 5G için ABD’nin savunduğu ve önerdiği standart olacaktı. LDPC'nin, 3G ağlarının temel unsurlarından biri olan turbo kodlamanın mantıksal devamı olduğu varsayılıyordu. 5G için bu yoğun matematiksel detaylar çok önemli Simons Institute, YouTube'da Arıkan'ın kutupsal kodlamayı (Polar Codes I-II-III) açıkladığı bir video serisine sahip. Kutupsal kodlama ve LDPC, burada açıklayamayacağım bir matematik kullanıyor. Ancak işin özü şu ki, her yeni nesil telekom ağlarıyla birlikte veri miktarı ve iletim hızlarında daha fazlasına ihtiyaç duyuluyor. Dolayısıyla 3G ve 4G'yi çalıştıran eski kod seti 5G için yeterli olmayacaktı. 4G'den 5G'ye sıçrama, önceki sıçramalardan çok ama çok daha büyük bir adım. Bunun nedeni 5G'nin 4G'den 100 kata kadar daha hızlı olma potansiyeline sahip olması. Bunu “20 filmi birkaç dakikada indirebileceksiniz” şeklinde örneklemek çok basit kalıyor. 5G ile bütün bir şehri altyapılar ile akıllı bir şehre dönüştürebileceksiniz. 5G ağları ilse sürücüsüz araçlar tamamıyla bir realite olacak. 5G’nin temel teknolojisini Türkiye’de buldu! Arıkan, doktora tezini 1986 yılında tamamladıktan ve ABD’de bir süre çalıştıktan sonra Türkiye’ye, Bilkent Üniversitesi'ne dönüş yaptı. Burada çalışmalarını sürdürdü. Arıkan'ın amacı, mesajları gürültülü bir kanal üzerinden mümkün olan en yüksek hızda doğru bir şekilde iletmekti. Anahtar kelime doğruluktu. Eğer bir mesaj iletiminde amaç doğruluksa mesajınızda bazı fazlalıklara yer vermek gerekiyor. Bu sayede alıcı, mesajın doğruluğunu çapraz olarak kontrol edebilir. Bu kontrol işlemi ise kaçınılmaz olarak işleri yavaşlatıyor. Bu soruna da kanal kodlama sorunu deniyor. Gürültü miktarı arttıkça, mesajı korumak için fazlalıkların miktarını artırmak gerekiyor. Bunlar arttıkça ise iletim hızı da yavaşlıyor. Kodlama problemi bu dengeyi bozmaya ve mümkün olan en yüksek hızda güvenilir bilgi iletimini sağlamanın yollarını bulmaya çalışıyor. Arıkan'ın yeni çözümü, "kanal polarizasyonu" adını verdiği bir süreçle sıradan kanallardan mükemmele yakın kanallar yaratmaktı. Gürültü, bir kanaldan aynı kanalın bir kopyasına aktarılarak daha temiz ve daha kirli bir kopya yaratılıyordu. Bu tür adımların yinelenen bir serisinden sonra, biri son derece gürültülü, diğeri neredeyse gürültüsüz olan iki kanal seti ortaya çıkacaktı. Arıkan, bu çözüme “kutupsal kodlama” adını verdi. Tam bu anda takvimler 2005’i gösteriyordu. Bir süre ayrıntıları incelemekle zaman geçiren Arıkan, çalışmasını 2008’de sundu. Makale, 2009 yılında IEEE’de yayınlandı. Bu başarı 25 yıllık kesintisiz bir çalışmanın soncuydu. Elbette bu çalışma Arıkan’ı ünlü yapmadı, eğer yapmış olsaydı bu içeriği zaten hazırlamak zorunda kalmazdık. Ancak, IEEE’de yayınlanan makalesi onu bilgi teorisyenleri arasında parlayan bir Kutup Yıldızı haline getirdi. Öte yandan Arıkan gurur duysa da çalışmasının teorik olduğunun farkındaydı ve dolayısıyla patent almaya bile gerek duymadı. Zira pratiğe dönüşmesi için aşılması gereken engellerin sayısı fazlaydı. Arıkan’ın makalesi sadece bilgi teorisyenlerinin dikkatini çekmedi. Sanki yıldızlar hizalanmış gibi bu makale 2009 yılında Huawei bünyesinde çalışan, telekomünikasyon alanında güçlü bir isim olan Wen Tong’un dikkatini çekti. Tong, turbo kodlama olarak bilinen mevcut standart için radyo-iletim hata düzeltmesini sağlayan teknolojinin üretilmesine yardımcı olmuştu. Kutupsal kodlama konseptinin 5G'de bunun yerini alabileceğini düşünüyordu. Huawei, 600 milyon dolar yatırım ile telekomünikasyon devi oldu Takvimler 2013 yılını gösterdiğinde Huawei, Wen Tong, Huawei'nin yatırım kurulundan 5G araştırmaları için 600 milyon dolar istedi. Bu paranın büyük bir kısmı kutupsal kodlamaya gitti. Tong liderliğindeki ekip zaten bir süredir bunun üzerinde çalışıyor ve çeşitli patentler alıyordu. Huawei teoriyi hayata geçiren bir yazılım bulduktan sonra, iş test etmeye ve yinelemeye kaydı. Bugün Huawei, kutupsal kodlama patentlerinin üçte ikisinden fazlasına sahip. Kutupsal kodlama Huawei'nin üstünlüğünün sembolü olacaksa aşılması gereken bir engel daha vardı: Bunun bir standart haline gelmesi gerekiyordu. Eğer standart olmazsa yatırımlar basitçe boşa gidecekti. Yıllar süren müzakerelerin ve lobi faaliyetlerinin arından 2016 yılında telekomünikasyon şirketleri arasındaki üçüncü nesil mobil iletişim ortaklık projesi olan 3GPP, 5G için standartlar konusunda kararını verdi. Standartlar komitesi sinyal işleme standardını iki parçaya böldü. Bu parçalardan birisi kutupsal kodlama oldu. Diğeri ise Arıkan’ın akıl hocası Gallager’ın LDPC buluşuydu. Huawei, 600 milyon dolarlık yatırımıyla onlarca milyar dolarlık gelir elde etmeyi başardı ve başarmaya da devam ediyor. Huawei, standardın yanında telekom ekipman pazarının da yüzde 30’una sahip. Bu, piyasadaki en büyük pay. Türkiye'de mobil şebekelerde yerlilik oranı yüzde 40'a ulaştı Bilgi kuramı alanındaki en büyük ödülü aldı Arıkan, kutupsal kodlama alanındaki çalışmalarıyla 2018 yılında bilgi biliminin en büyük ödülü olan Shannon Ödülü'nü aldı. Huawei ise Arıkan ile ilk kez 2012’de temasa geçmiş. Yapılan çalışmalardan kişisel olarak hiç para almamış. Hatta Arıkan, 2011 yılında kutupsal kodlama fikrini Qualcomm ve Seagate'e götürerek fikri uygulamaya ilgi duyup duymadıklarını öğrenmek istemiş. ABD'li şirketlerin hiçbiri Arıkan ile ilgilenmemiş. Erdal Arıkan’ın aldığı ödüller arasında 2010 yılında Elektrik Elektronik Mühendisleri Meslek Örgütü’nün (IEEE) Information Theory Society Makale Ödülü, 2013 yılında IEEE W.R.G. Baker Ödülü, 2017 yılında IEEE Türkiye Şubesi Ömür Boyu Başarı Ödülü, 2018 yılında ise IEEE’nin en prestijli ödüllerinden Hamming Madalyası ve IEEE Information Theory Society Shannon ödülü bulunuyor. Forbes gibi köklü ABD yayın organları ondan “Huawei’nin elindeki kritik teknolojiyi geliştiren Türk Profesör” olarak tanımlıyor. Arıkan ise önemli olanın kutupsal kodlamanın olmadığını söylerken şu ifadelere yer veriyor: “5G internetten tamamen farklı. Küresel bir sinir sistemi gibi. Huawei 5G'de lider şirket. Onlar 10, 20, 50 yıl sonra da var olacaklar. İnternet çağında ABD birkaç trilyon dolarlık şirket üretti. Çin, 5G sayesinde 10 ya da daha fazla trilyon dolarlık şirkete sahip olacak.” Erdal Arıkan, 5G için en kritik standardı icat etmiş ve bunu Türkiye’de yapmış. Kendi buluşu, oldukça etkilendiği, bir nevi akıl hocası olan Robert Gallager’ın buluşuyla (LDPC) 5G standardı için yarışmış. İkisi de standardın iki temel parçası seçilmiş. Ancak bundan faydalanan ülke Türkiye değil, Çin ve Huawei olmuş. Evet, 5G teknolojisinde bir Türk’ün payının olması gurur verici ancak kaçan fırsat düşünüldüğünde... - Kaynak: donanimhaber.com
- Bursalı lise öğrencilerinin büyük başarısı! 4 ayda icat ettiler, dünya 2'ncisi oldular: Herkes onları konuşuyor
Çekya'da düzenlenen uluslararası robot yarışmasında dünya 2'ncisi olan Bursa Erkek Lisesi Robot Takımı, Antalya'daki Robotex Türkiye yarışmasında da adeta gövde gösterisi yaptı. 'Hızlı Çizgi İzleyen Robot' dalında Türkiye 1’inciliği, 2’nciliği ve 3’üncülüğünü aynı anda kazanan başarılı liseliler, Güney Kore'de Türk bayrağını dalgalandırmaya hazırlanıyor. Sultan 2'nci Abdülhamid döneminde 1883 yılında açılan, Cumhuriyet'in ilanının ardından Bursa Erkek Lisesi adıyla faaliyetini sürdüren, Reşat Nuri Güntekin, Orhan Şaik Gökyay, Kazım Baykal, Ziya Samar, Süleyman Nazif gibi ünlü isimlerin öğretmenlik yaptığı Bursa Erkek Lisesi’nin öğrencileri teknoloji alanındaki başarısıyla hem Türkiye’de hem de dünyada adından söz ettiriyor. BEL öğrencileri 4 ay boyunca okulda öğretmenleriyle tasarlayıp, kendi ürettikleri yazılım ve donanımla hazır hale getirdikleri çizgi izleyen robotla, 16-18 Mart tarihleri arasında Çekya'nın Plzen şehrinde düzenlenen, ‘RoboVehicle Plzen 2026 Uluslararası Robot Yarışması’nda dünya 2’ncisi oldu. ÜNİVERSİTELERİ GERİDE BIRAKIP KÜRSÜYÜ KAPATTILAR Çekya dönüşü ekibi genişleten öğrenciler, 5 öğrenci ve 2 danışman öğretmenle birlikte 1-3 Mayıs tarihlerinde Antalya Side’de yapılan ‘Maestrobot Türkiye-Robotex International Yarışması’nda’, BEL Robot Takımı olarak, ‘Hızlı Çizgi İzleyen Robot’ dalında 3 farklı robotla mücadele etti. Danışmanlığını Bilişim Teknolojileri Öğretmeni Murat Şeyhoğlu ve Müdür Yardımcısı Necmettin Mahmut Köksal'ın yaptığı, Ömer Kaan Çelik, Halil İbrahim Taybova, Eymen Azbay ve mentörler Fatih Törün ve İsrafil Kılınç’tan oluşan takım, liseli rakiplerinin yanı sıra üniversite ekiplerini de geride bırakıp Türkiye 1’inciliği, 2’nciliği ve 3’üncülüğünü aynı anda kazandı. TÜRK BAYRAĞINI GÜNEY KORE’DE DALGALANDIRACAKLAR Güney Kore’de düzenlenecek olan, ‘Uluslararası Robotex Yarışması’nda Türkiye’yi temsil etmeye hak kazanan öğrenciler, gözünü şimdiden şampiyonluğa çevirdi. Hazırlıklarını sürdüren BEL Robot Takımı, 28-29 Kasım’da Seul’daki dünyanın en büyük robotik festivalinde okullarına dünya şampiyonluğunu getirmekte kararlı olduklarını belirtti. ‘TAKIMIMIZA YENİ ÖĞRENCİLER EKLİYORUZ’ Öğrencileri yarışmalara hazırlayan Bilişim Teknolojileri Öğretmeni Murat Şeyhoğlu, disiplin, süreklilik ve kararlılıkla elde edilen bu başarının bir ekip ruhu ürünü olduğunu vurguladı. Çekya’daki dünya derecesinden sonra Türkiye’de elde edilen başarının Bursa Erkek Lisesi’nin teknoloji üretimindeki liderliğini tescillediğini de dikkat çeken Şeyhoğlu, geleceğin mühendislerinin yetiştiğini belirterek, takımı yeni öğrencilerle genişlettiklerini söyledi. Murat Şeyhoğlu, “Çalışmalarımıza 2 yıl önce başladık. Öğrencilerimizin ilgileri üzerine ayrı ayrı robot tasarımları yapmaya başladık. Çizgi izleyen robotla kendimizi denedik. Çekya’da yapılan yarışmada bir başarıya imza atarak dünya 2'ncisi olduk. Sonrasında Antalya’da yapılan yarışmada dereceler alıp, Güney Kore’de düzenlenecek olan yarışmaya hak kazandık. Takımımıza yeni öğrenciler ekleyerek daha da geniş hale getiriyoruz” dedi. 'ROBOTUMUZA GÜVENDİK' BEL Robot Takımı'nda yer alan 10’uncu sınıf öğrencisi Halil İbrahim Taybova, “Daha önceden de robot yarışmalarına katılmıştım. O yarışmalarda derece elde edemesek de bize yeni kapılar açtı. Biz robotumuza her zaman güvendik. Şimdi önümüzdeki yarışmalar için daha çok çalışacağız” diye konuştu. ‘BAYRAĞIMIZI YURT DIŞINDA DALGALANDIRDIĞIMIZ İÇİN ÇOK MUTLUYUM’ Yarışma sonrasında çok duygulandığını belirten 10’uncu sınıf öğrencisi Muhammed Eymen Azbay ise “Robot takımının ilk üyesiyim. Öncelikle böyle güçlü bir takımda olmak beni çok mutlu ediyor. Yarışmalardaki heyecan ve mutluluk tecrübe olarak bize geri dönüyor. Yeni yarışmalar için çalışmalarımız sürüyor. Bayrağımızı yurt dışında dalgalandırdığımız için çok mutluyum” ifadelerini kullandı. ‘ÖĞRENCİLERİMİZLE ÇALIŞTIĞIMIZ SÜREÇLERDE ALTYAPIYI HAZIRLADIK’ Bursa Erkek Lisesi BEL Robot Takımı'nın, ulusal ve uluslararası arenada elde ettiği üstün başarılarla adından söz ettirdiğini söyleyen okul müdürü Şahin Boztepe, “Bursa Erkek Lisesi olarak tüm projelerde olduğumuz gibi robot takımı da Türkiye ve dünyada ses çıkarmaya devam ediyor. Öğrencilerimizle çalıştığımız süreçlerde altyapıyı hazırladık. Başarı tesadüf bir başarı değildir. Öğrencilerimiz Çekya’da dünya 2’ncisi oldu. Bize büyük emek sarf eden Milli Eğitim Bakanlığımıza çok teşekkür ederiz” dedi.











