Bu sitede ara
Boş arama ile 1150 sonuç bulundu
- Milli sporcu Ayşe, "kendimi buldum" dediği kick boksta zirveye odaklandı
Sakarya'nın Serdivan ilçesinde yaşayan 23 yaşındaki milli sporcu Ayşe Kaplan, ringe çıkacağı Dünya Kick Boks Şampiyonası'nda altın madalya kazanmak için yoğun tempoda çalışmalarını sürdürüyor. Çocukluğundan itibaren çeşitli spor dallarında uğraş gösteren Sakarya Büyükşehir Belediyesi Kulübü sporcusu Ayşe, 2020'de antrenör Osman Tutan'ın yönlendirmesiyle kick boksa başladı. Kısa sürede kendini bu branşta geliştiren Ayşe, katıldığı müsabakalarda 8 Türkiye şampiyonluğu, ikişer kez de dünya ve Avrupa kupalarında altın madalya kazandı. Lütfü Yaman Spor Salonu'nda hazırlıklarını sürdüren milli sporcu, Birleşik Arap Emirlikleri'nin başkenti Abu Dabi'de 21-30 Kasım'da düzenlenecek Dünya Kick Boks Şampiyonası'nda tatamiden birinci çıkıp İstiklal Marşı'nı okutmayı hedefliyor. "Her seferinde ilk defa gidiyormuşum gibi his veriyor, heyecanlanıyorum" Ayşe Kaplan, birçok spor dalı denediğini ama kick boksta kendini bulduğunu dile getirdi. Bayanlar grubunda başladığını aktaran Ayşe, "Seydi hocam beni gördü. 'Bundan milli sporcu olur.' dedi ve kendi grubuna aldı. O şekilde Seydi hocamla 5 senedir maçlara çıkıyorum. Kick boksta kendimi bulduğumu düşünüyorum, diğer spor branşlarını da denemiştim önceden. Kick boks yaparken keyif alıyorum. Kendimi iyi ve öz güvenli hissediyorum." dedi. Çeşitli dereceler elde eden Ayşe, Türk bayrağını temsil etmenin gurur verici, İstiklal Marşı'nı okutmanın da çok güzel olduğunu ve bu gurur tekrar yaşamak istediğini belirtti. Milli takıma girdiği 2022'de çeyrek finalde elendiğini ve bu sene tekrar milli takımda boy göstereceğini anlatan Ayşe, "Senede 3 maçımız oluyor. 2 Türkiye şampiyonluğu ve Dünya Kupası'nda en çok derece yapan sporcular milli takıma gidiyor. Türkiye şampiyonluklarım ve dünya kupasında derecelerim oldu, o şekilde gittim. Atmosfer çok heyecan verici, sanki her seferinde ilk defa gidiyormuşum gibi his veriyor, heyecanlanıyorum. Zaten bu heyecan beni orada tutuyor." diye konuştu. Ayşe, haftanın 6 günü antrenman yaptığını ve beslenme programını antrenörünün verdiği şekilde uyguladığını, sıkı çalışmanın hayatına etkilerinin bulunduğunu anlatarak, "Ailemi gururlandırıyorum, o yönden çok güzel. Sosyal aktivite olarak kısıtlanıyoruz, sabah akşam antrenman yapıyoruz, dinlenmem de gerekiyor. O şekilde arkadaşlarımla vakit geçiremiyorum, o yönden olumsuz ama çevrem de ona yönelik. Bu hayatı seviyorum, ben seçtim, o yüzden de mutluyum. Ailem çok gururlu. İnşallah Türkiye'yi temsil ederek daha çok gururlandırmak istiyorum." ifadelerini kullandı. Türkiye'yi temsil edeceği için çok heyecanlı olduğunu dile getiren milli sporcu, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Önümde 3 ayım var ve her seferinde, her antrenmanda, her zaman dünya şampiyonluğunu hedefleyerek çalışıyorum. Her zaman bunu düşünüyorum, hocamla güzel işler çıkaracağımıza kalpten inanıyorum. Bayrak çok büyük, dalgalandırmak ve İstiklal Marşı'mızı okutmak o kadar çok istiyorum ki anlatamam. İnşallah Allah bunu bana nasip eder. Tabii çalışarak, emek vererek. Emeksiz hiçbir şey olmuyor. Ben de emek verip çalışıyorum, inşallah da olacağına inanıyorum." Antrenör Gökpınar: "Yoğun antrenman programına girdik" Sakarya Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü antrenörü Seydi Gökpınar, ortak antrenmanda sporcusunu keşfettiğini ve daha sonra kendi grubuna aldığını, üzerine koyarak 5 yıl içinde hızlı gelişimle bu seviyelere geldiğini anlattı. Ön hazırlığı sürecinde Sakarya Büyükşehir Belediyesinin desteklerinin olduğunu aktaran Gökpınar, "Ayşe gibi yetenekli sporcularımızı belediye destekli lisanslayarak maçlara gittik geldik ve masraflarından kurtardık, devamlılığı için çok önemliydi. Bu vesileyle Türkiye şampiyonaları, uluslararası maçlara gidip gelmemiz daha rahat oldu. Gençlik ve Spor İl Müdürlüğünün sunduğu tesislerde rahatlıkla antrenmanlar yapabildik. Bunlar da vesileydi tabii, yetenekle de birleşince daha erkenden, daha çabuk başarıyı elde ettik." şeklinde konuştu. Gökpınar, dünya şampiyonası öncesinde düzenlenen 3 şampiyonada güzel başarılar elde ettiklerini ve milli takıma girmeye hak kazandıklarını aktararak, şunları kaydetti: "Bazen 3, bazen de çift idman olmak üzere yoğun antrenman programına girdik. Eksiklerimiz var, maçlarda onları görüyoruz ve tamamlamaya çalışıyoruz. Türk milli takımıyla büyük başarı elde etmek, Abu Dabi'de yapılacak şampiyonada Türk milli takımının şampiyon olarak dönmesi nasip olur inşallah."
- Genç Rus mutfak şefi, Moskova'daki restoranında Ege mutfağını da tanıtıyor
Rus mutfak şefi Arina Zhuravleva, 27 yaşında Moskova'da açtığı restoranında, uluslararası mutfak lezzetleriyle, küçük yaşta tanıştığı Ege mutfağından zeytinyağlıları, mezeleri ve otları misafirlerine sunarak, adeta kültür elçiliği yapıyor. Aydın Delice Yarımadası'nda geçen sene kapılarını açan Anda Barut Collection'ın ev sahipliğinde, otelde konaklayan yabancı konuklara Türk mutfağını ve yerli ve yabancı kadın şefleri tanıtmak amacıyla düzenlenen "Kadın Şeflerle Lezzet Buluşması" programında 28 yaşındaki şef Arina Zhuravleva konuklarına, reçetesi kendine ait olan özel yemekler tattırdı. 27 yaşında restoran sahibi olan ve geçen yıl Moskova'da "Urban Winery" isminde restoran açan Arina Zhuravleva, Türk ve dünya mutfağına ilişkin açıklamalarda bulundu. Küçük yaşta yemek yapmaya ilgi duyduğunu anlatan Zhuravleva, geçen yıl dünya mutfaklarını bir araya getiren uluslararası projenin başında olduğunu söyledi. Yıllar önce Türkiye'ye tatil amacıyla geldiğini belirten Zhuravleva, "Lezzeti, ürünü farklı bir yemek gibi ortaya çıkaran aromatik baharatları ve otları nedeniyle Türk mutfağını seviyorum. Türk mutfağındaki balık, etler ile mevsim sebze ve meyvelerinin tazeliğinden ve kalitesinden bahsetmeden geçemeyeceğim. Harika bir ürün yelpazesi ve geniş yemek pişirme tekniklerine sahipsiniz." dedi. Restoranında yaptığı yemekleri, program için heyecanla geldiği Anda Barut'taki misafirlerine de tattırmaktan mutlu olduğunu dile getiren Zhuravleva, "Misafirlerime rustik mutfak yaklaşımını tanıtmak istiyorum. Bu yaklaşım, yerel ürünlerin kullanımıyla öne çıkıyor, aynı zamanda gastronomi ve zarafeti de göz ardı etmiyor. Anda Barut Collection'daki akşam yemeği için, geleneksel Ege mutfağını hatırlatacak yerel Türk ürünlerini seçtim." diye konuştu. "Ege mutfağındaki tüm otları, sebzeleri seviyorum" Zhuravleva, mutfak dünyasının sürekli geliştiğini, tekniklere ve sunumlara yeni şeyler katıldığını ifade ederek, "Yemeklerimde, çocukluğumdan beri aşina olduğum yerel tatlar ile modern trendler arasında bir denge kurmaya çalışıyorum. Bu yüzden de Ege mutfağını uluslararası mutfağın yanında kullanıyorum. Otlar, et pişirme teknikleri, Türkiye'ye özgü diğer ürünler hepsi restoranımdaki menümde var. Helva kreması, mezeler ve baharatları da konuklara sunuyorum. Yerel mutfakları tanıtınca kültür elçiliği de yapmış oluyorsunuz." dedi. Türkiye'deki mutfak yolculuğunun bu programla başladığını aktaran Zhuravleva, bu deneyimin son olmayacağını söyledi. Zhuravleva, Türk yemeklerinden en çok kuzu etli tencere yemeklerini sevdiğini belirterek, sözlerine şöyle devam etti: "Gözleme favorim, ara ara kendime de yapıyorum. Türk mutfağı çok güzel, baharatları özellikle kendi mutfağımda yemeklerle uyumlu bir şekilde kullanmaya çalışıyorum. Ege mutfağındaki tüm otları, sebzeleri seviyorum. Enginar, börülce ve taze otlar Ege mutfağının vazgeçilmezi ve ben de onları çok seviyorum." dedi. Türk helvasını kendi teknikleri ile krema haline getirdiğini, peynirli dondurma ile birleştirdiğini ve menüsüne eklediğini belirten Zhuravleva, "Türk mutfağındaki tatlılar da çok güzel ve farklı şekillerde sunulabiliyor. Kendi mutfağımız haricinde, Türk ve Fransız mutfağını beğeniyor ve takip ediyorum." diye konuştu. Zhuravleva, Rus mutfağıyla Türk mutfağını ayıran noktanın ve dünyada bugün Türk mutfağının ilgi çekmesinin en önemli nedeninin ise pişirme teknikleri, yağ kullanımıyla baharat yelpazesinin genişliği olduğunu söyledi.
- Avrupa şampiyonu milli atıcının yeni hedefi dünya şampiyonluğu
Avrupa şampiyonu milli atıcı Muhammet Seyhun Kaya, Yunanistan'ın başkenti Atina'da 8-19 Ekim'de düzenlenecek ISSF Plak Atışları Dünya Şampiyonası'nda kürsünün zirvesine çıkmayı hedefliyor. Fransa'da düzenlenen Avrupa Ateşli Silahlar ve Plak Atışları Şampiyonası'nda Skeet Genç Erkekler bireysel kategorisinde Avrupa şampiyonu olan 21 yaşındaki Kaya, uluslararası kariyerinde ilk altın madalyasını kazanmanın gururunu yaşıyor. Antrenmanlarını memleketi Kahramanmaraş'ta sürdüren Kaya'nın hedefinde, 8-19 Ekim'de Yunanistan'ın başkenti Atina'da düzenlenecek ISSF Plak Atışları Dünya Şampiyonası'nda altın madalya kazanmak var. Kaya, kendisi gibi milli atıcı olan halası Rümeysa Pelin Kaya'ya özenerek başladığı atıcılık sporunda önemli başarılara imza attığı için mutlu olduğunu ifade etti. Şampiyona dönüşünde kendisini karşılamak için havaalanına gelenleri gördüğünde çok duygulandığını belirten Kaya, "Madalyalı şehrin madalyalı sporcuları olmak gurur verici." dedi. Antrenörler eşliğinde çalışmalara ara vermeden başladığını dile getiren Kaya, şunları kaydetti: "Yunanistan'da düzenlenecek ISSF Plak Atışları Dünya Şampiyonası'nda hedeflerimiz yüksek. İnşallah orada başarılı oluruz. Güzel bir çalışmayla dünya şampiyonasından da altın madalya ile dönmek istiyorum." Kaya, sonraki hedefinin ise 2028 Los Angeles Olimpiyatları'nda madalya kazanmak olduğunu sözlerine ekledi. "Beklentimiz çok daha yüksek." Plak Atışları Antrenörü Ahmet Turgut Arabacı da Kaya ile birlikte 4 yıldır antrenman yaptıklarını ve birçok madalya kazandıklarını söyledi. Kaya'nın başarısıyla gurur duyduklarını anlatan Arabacı, şunları söyledi: "Seyhun Kaya'dan beklentimiz çok daha yüksek. Kahramanmaraş olarak sporcu havuzumuz çok geniş. İlimizden madalyalı sporcularımız var. Bu sporcularımız bizi gururlandırıyor. Tüm sporcularımızın 2028 Los Angeles Olimpiyatları'nda kota alması için gayret ediyoruz."
- Antalyalı esnafın üç tekerlekli bisikletle başlayan merakı koleksiyona dönüştü
Antalya'nın Manavgat ilçesinde esnaflık yapan Fatih Tatar, yıllarca mezatlar ve antika pazarlarından alarak biriktirdiği yaklaşık 7 bin objeyi mobilya dükkanının üst katında sergiliyor. Manavgat'ta mobilya dükkanı işleten 68 yaşındaki Fatih Tatar, çocukluk yıllarından başlayan koleksiyon merakını iş hayatına atıldıktan sonra da sürdürdü. Tatar, bazıları hediye olarak gelen, bazılarını ise mezatlardan satın aldığı yaklaşık 7 bin objeye ulaşan koleksiyonunu sergilemeye karar verdi. Aralarında ütü, çevirmeli telefon, lambalı radyo, terazi ve av tüfeklerinin de yer aldığı objeleri dükkanının üst katına taşıyan Tatar, burada müşteri olarak ya da merak edip gelen çok sayıda kişiyi konuk etti. Fatih Tatar, koleksiyon tutkusunun çocukluk yıllarına dayandığını belirterek, "Koleksiyon fikri 1960 yılında sahip olduğum üç tekerlekli bisikletle başladı. Üç tekerlekli bisikletin arkasında bir mahallenin çocuğunun mutlu olduğunu yaşayan biri olarak, o bisikletin bizden sonraki nesillere anlatmak istediği bir şeyler olduğunu düşündüm." dedi. Tatar, pompalı ocaktan tüp gaza, lambalı radyodan kasetçalara ve siyah beyazdan renkli televizyona uzanan teknolojik gelişmeye şahit olmasının da eski ürünlere olan ilgisini perçinlediğini dile getirdi. Antika pazarlarını ve mezatları takip ettiğini, bazı Manavgatlıların da aile yadigarı objeleri bağışladığını anlatan Tatar, kimi zaman da elinde fazla olan ürünleri başka objelerle takas ettiğini söyledi. Öğrenciler ilgi gösteriyor İş yerini çok sayıda kişinin ziyaret ettiğini belirten Tatar, koleksiyonunun daha geniş kitlelere ulaşmasını arzu ettiğini dile getirdi. Son zamanlarda koleksiyonuna öğrencilerin ilgisinin arttığını ifade eden Tatar, genç neslin geçmişi görmesinin önemini vurguladı.
- Filografi Sanatını Köy Okullarına Taşıyan Sanatçı: Ayhan Güneş
Türkiye’nin ilk filografi sanatçılarından biri olan ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı unvanına sahip Ayhan Güneş, sanatıyla sadece sergi salonlarını değil, köy okullarını da aydınlatıyor. Güneş, “Orada Bir Sanat Var Uzakta” projesi kapsamında Anadolu’nun en ücra köşelerindeki okulları ziyaret ediyor. Çocuklara, çiviler ve tellerle sabırla işlenen filografi sanatını uygulamalı olarak öğretiyor. Yaklaşık 2–3 saat süren bu atölyeler sonunda öğrenciler, kendi elleriyle yaptıkları eserleri hatıra olarak evlerine götürüyor. Osmanlı döneminden günümüze ulaşan filografi sanatını yeni nesillere aktarmayı görev edinen Ayhan Güneş, sadece sanat öğretmekle kalmıyor, çocukların özgüvenlerini artırıyor ve onlara farklı bir ufuk açıyor. Bugüne kadar birçok köy okulunda yüzlerce öğrenciyle buluşan sanatçı, daha fazla çocuğa ulaşabilmek için iş insanlarından destek bekliyor. Böylece sanatın ışığının şehirlerden köylere, çocukların kalbine taşınması daha da güçlenecek.
- Emina Djutović: Sanatını Öğreten ve İlham Veren Bir Yıldız
Sanatını sadece uygulamıyor, öğretiyor… Avrupa’nın Yükselen Make-Up Yıldızı Emina Djutović, azmi ve vizyonuyla ilham veriyor. Güzellik ve makyaj dünyasında parlayan bir isim olan Emina Djutović, sadece bir make-up artist değil… Aynı zamanda bilgilerini paylaşan, yeni yetenekler yetiştiren bir eğitmen. Yıllar boyunca edindiği bilgi ve tecrübeyi, verdiği eğitimlerle genç kuşaklara aktaran Djutović, mesleğinde öyle bir seviyeye ulaştı ki artık sadece uygulayan değil, öğreten ve ilham veren bir figür haline geldi. Cilt danışmanlığı, beslenme koçluğu ve saç tasarımı gibi farklı alanlarda uzmanlaşan Djutović, güzelliğe bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşıyor. Onun için makyaj, sadece bir estetik dokunuş değil; insanın kendini en iyi hissetmesini sağlayan bir sanat. Bu vizyonu ve profesyonel disiplini sayesinde, Uluslararası Marka ve Vizyon Ödülleri’nde “Avrupa’nın En Başarılı Yükselen Make-Up Artisti” unvanına layık görüldü. Ancak Emina için bu ödül, yolculuğun sonu değil… Aksine adını tüm dünyaya duyurmak, sanatıyla daha fazla insana ulaşmak için atılmış önemli bir adım. Bugün, Emina Djutović’in hikâyesi; tutkuyla çalışmanın, sürekli öğrenmenin ve öğrendiklerini paylaşmanın başarıyı nasıl zirveye taşıdığının en ilham verici örneklerinden biri olarak anılıyor. Emina Djutović: Ein Star, der seine Kunst lehrt und inspiriert Emina Djutović, Europas aufstrebender Make-up-Star, inspiriert mit ihrer Entschlossenheit und Vision. Emina Djutović, ein glänzender Name in der Welt der Schönheit und des Make-ups, ist nicht nur eine Make-up-Künstlerin... Sie ist auch eine Pädagogin, die ihr Wissen weitergibt und neue Talente hervorbringt. Indem sie ihr Wissen und ihre Erfahrung, die sie im Laufe der Jahre gesammelt hat, in ihren Schulungen an die jüngeren Generationen weitergibt, hat Djutović ein solches Niveau in ihrem Beruf erreicht, dass sie zu einer Figur geworden ist, die nicht nur anwendet, sondern auch lehrt und inspiriert. Spezialisiert auf verschiedene Bereiche wie Hautberatung, Ernährungscoaching und Haardesign, betrachtet Djutović die Schönheit aus einer ganzheitlichen Perspektive. Für sie ist Make-up nicht nur ein ästhetischer Touch, sondern eine Kunst, mit der man sich am besten fühlt. Dank dieser Vision und ihrer professionellen Disziplin wurde sie bei den International Brand and Vision Awards mit dem Titel „Europe's Most Successful Emerging Make-Up Artist“ ausgezeichnet. Für Emina ist diese Auszeichnung jedoch nicht das Ende ihrer Reise... Im Gegenteil, es ist ein wichtiger Schritt, um ihren Namen in der ganzen Welt bekannt zu machen und mehr Menschen mit ihrer Kunst zu erreichen. Heute gilt Emina Djutovićs Geschichte als eines der inspirierendsten Beispiele dafür, wie Arbeit mit Leidenschaft, kontinuierliches Lernen und das Teilen des Gelernten zum Erfolg führen können.
- Sanatın Evrensel Diline Dokunan Bir İsim: Elçin Sümer
Elçin Sümer, heykeltıraş, iç mimar, giyilebilir heykel mücevher sanatçısı ve akademisyen olarak sanatı sınırların ötesine taşıyor. İstanbul, Avustralya, Paris, Londra, Lübnan ve Bodrum’da gerçekleştirdiği projelerle binlerce sanatçıya destek sunmuş, onların kendilerini tanıtmalarına olanak sağlamıştır. Elçin Sümer, heykel, iç mimarlık, giyilebilir heykel mücevher ve sanat eğitimi alanlarında kendine özgü çizgisiyle tanınan çok yönlü bir sanatçı. Genç yaşta başladığı bale eğitiminin disiplinini, yıllar içinde sanatın her alanına taşıyan Sümer, bugün üretimleriyle Türkiye’nin yanı sıra dünyanın farklı kentlerinde sanatseverlere ulaşıyor. Sanatın yalnızca estetik değil, aynı zamanda bir paylaşım ve farkındalık aracı olduğuna inanan Sümer, hem bireysel eserleriyle hem de kolektif projeleriyle dikkat çekiyor. Bodrum’da hayata geçirdiği Caresse Art, Avrupa’nın en kapsamlı sanat organizasyonlarından biri olarak öne çıkıyor. İlk yılında 500’ün üzerinde, ikinci yılında ise 1180’den fazla eseri sanatseverlerle buluşturan bu proje, yerel zanaatın ve çağdaş sanatın küresel platformlarda nasıl değer gördüğünün en güçlü örneklerinden biri. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Kreatif Endüstriler Meclisi’nde aktif görev alan Sümer, yaratıcı endüstrilerin gelişimi için önemli adımlar atıyor. Aynı zamanda düzenlediği atölyeler, dersler ve sanat danışmanlığı çalışmalarıyla genç sanatçılara yol gösteriyor. Takı ve heykel tasarımlarında sınırları zorlayan yenilikçi yaklaşımlarıyla, Sümer’in eserleri yalnızca estetik birer obje değil; hikâyeler, duygular ve kültürler arası bir köprü. Paris’ten Londra’ya, Avustralya’dan İstanbul’a uzanan yolculuğu, onun sanatı küresel bir dile dönüştürme iddiasını gözler önüne seriyor. Bugün Elçin Sümer, Türk sanatının dünyaya açılan güçlü yüzlerinden biri olarak, hem ürettikleriyle hem de öncülük ettiği projelerle geleceğe iz bırakıyor.
- Tokyo’dan İstanbul’a Uzanan Lezzet Köprüsü: Kohey Muranaga ve Tokyoya Japanese Cafe & Bistro
Hikayesi, Japonya'dan Türkiye'ye uzanan Japon şef Kohey Muranaga, İstanbul'da açtığı Tokyoya Kafe ile Türk ve Japon kültürü arasında köprü kuruyor. Japon şef Kohey Muranaga’nın hikâyesi, Japonya’dan Türkiye’ye uzanan ilham verici bir yolculuğu anlatıyor. Yaklaşık 10 yıl önce turist olarak geldiği İstanbul’a hayran kalan Muranaga, Koreli eşiyle birlikte Türkiye’ye yerleşmeye karar verdi. Bugün iki çocuk babası olan şef, İstanbul Ümraniye’de açtığı Tokyoya Japanese Cafe & Bistro ile hem kendi hayalini gerçekleştirdi hem de Türk ve Japon kültürleri arasında bir köprü kurdu. Japonya’da yoğun iş temposu ve stresli bir yaşamdan bunalan Muranaga, Türkiye’de bulduğu huzur ve samimiyetle yeni bir hayat kurduğunu söylüyor. “Türklerin sıcakkanlılığı ve içtenliği beni çok etkiledi” diyen şef, kısa sürede Türk kültürünü benimseyerek günlük yaşamın bir parçası oldu. Hatta hastalandığında artık “kelle paça içmeden iyileşmediğini” esprili bir dille anlatıyor. Sadece mutfağında değil, kalbinde de Türkiye’ye yer eden Kohey Muranaga, Kahramanmaraş merkezli depremler sonrasında deprem bölgesine giderek çadır kentlerde yemek dağıttı, yaraları paylaşmaya katkıda bulundu. Bu yönüyle yalnızca bir şef değil, aynı zamanda iki ülke arasındaki dostluğun gönüllü elçisi oldu. Bugün Tokyoya Japanese Cafe & Bistro’da Japonya’nın en çok sevilen lezzetlerini İstanbullularla buluşturan Muranaga, kültürler arası tatlı bir geçiş sunuyor. Onun hikâyesi, hayallerin peşinden gitmenin, yeni bir ülkede kök salmanın ve dostluk köprüleri kurmanın en güzel örneklerinden biri. 📍 Tokyoya Japanese Cafe & Bistro Atakent Mah. Civanmert Sk. No:5A, Ümraniye/İstanbul Instagram: @tokyoya_istanbul
- Turizm ve Çevreyi Buluşturan İsim: Mehmet Dirik
Sanatını sadece uygulamıyor, öğretiyor… Avrupa’nın Yükselen Make-Up Yıldızı Emina Djutović, azmi ve vizyonuyla ilham veriyor. Serbest Muhasebeci Mali Müşavir kimliğinin yanı sıra turizm sektöründeki yenilikçi adımlarıyla öne çıkan Mehmet Dirik, Fethiye’deki Green Pine Beach & Bungalows otelinin kurucusu ve sahibi. Doğayla iç içe konaklama imkanı sunan tesisi, kısa sürede bölgenin en çok tercih edilen tatil noktalarından biri haline geldi. Aynı zamanda Çevkom Muğla Çevre ve Orman Koruma Eğitim Derneği Başkanı olan Dirik, sadece turizm değil çevre bilinci konusunda da örnek çalışmalar yürütüyor. Ormanların korunması ve doğa sevgisinin yaygınlaşması için çeşitli sosyal sorumluluk projelerine liderlik eden iş insanı, bu yönüyle de fark yaratıyor. Son olarak Green Pine Beach & Bungalows, “En İyi Çıkış Yapan Tatil Köyü” ödülüne layık görüldü. Bu başarı, Mehmet Dirik’in hem turizm vizyonunu hem de doğaya duyduğu bağlılığı taçlandırdı. Mehmet Dirik, “Her zaman sabır ve azimle daha iyisini hedefliyorum. İnsanlara huzurlu bir tatil sunarken, doğayı korumayı da görev biliyorum.” sözleriyle hem sektör hem de gelecek için yol haritasını ortaya koyuyor.
- Hayallerini Ekrana Taşıyan Kadın: Müjgân Çakar’ın İlham Veren Yolculuğu
Hayallerinin peşinden koşmaktan asla vazgeçmedi. Başkent İletişim’de aldığı eğitimle çıktığı yolda, Cine5’ten ShowTürk’e, Tv8’den EuroStar’a uzanan başarılı bir kariyer inşa etti. Medya dünyasında kendi çizgisini yaratan isimlerden biri olan Müjgân Çakar, kariyerinde attığı her adımı tutkusu ve kararlılığıyla taçlandırdı. İstanbul’da 1986 yılında dünyaya gelen Çakar, çocukluğundan beri kelimelerin ve iletişimin gücüne inandı. Arnavut köklerinden gelen kültürel zenginliği, sunum tarzına yansıtarak izleyicilerle güçlü bir bağ kurmayı başardı. Başkent İletişim Bilimleri Akademisi’nde aldığı diksiyon ve spikerlik eğitimleri, onun için bir başlangıç noktasıydı. Çok geçmeden Cine5, Cem TV, Rumeli TV ve Kanal 58 gibi kanallarda farklı formatlarda programlar sundu. Gündemden sağlığa, kadın yaşamından aktüel konulara kadar geniş bir yelpazede projelere imza attı. Yıllar içinde ShowTürk, Tv8 ve EuroStar gibi ulusal kanallarda da ekranlara çıkan Çakar, en çok ShowTürk’teki "Ekonomi Dünyası" programıyla tanındı. Ekonomi ve iş dünyasındaki gelişmeleri izleyicilere anlaşılır ve güvenilir bir dille aktarması, ona sektörde farklı bir yer kazandırdı. Müjgân Çakar, ekranlarda sadece bilgi paylaşmıyor; özellikle kadınlara hayallerinden vazgeçmemeleri için ilham veriyor. Onun en çok benimsediği söz, kariyerinin de mottosu haline geldi: “Hayal etmek, başarmanın yarısıdır.” Bugün hâlâ aynı heyecanla çalışan Çakar, kendini geliştirmeye, yeni projeler üretmeye ve medya dünyasında iz bırakmaya devam ediyor.
- Mücahit usta demire şekil vermek için 70 yıldır çekiç sallıyor
Amasya'nın Merzifon ilçesinde yaşayan 81 yaşındaki Mücahit Demir, ilerleyen yaşına rağmen babasından öğrendiği demircilik mesleğini sürdürüyor. Amasya'nın Merzifon ilçesinde beş kuşaktır ata mesleği demircilik zanaatını sürdüren 81 yaşındaki Mücahit Demir, 70 yıldır ateşte demir dövüyor. Gümüşhane'de 11 yaşında babasının yanında çıraklığa başlayan Demir, 1963 yılında taşındığı Merzifon'da kaybolmaya yüz tutan mesleğini ilk günkü aşkla sürdürüyor. Küçük Sanayi Sitesi'ndeki dükkanında çapa, balta, kazma, tırmık, traktörde kullanılan pulluk gibi aletlerin tamirini ve üretimini yapan Demir, meslek hikayesini bugünlere kadar taşıdı. Mesleğin son temsilcileri arasında gösterilen Demir, sağlığı el verdiği sürece işini devam ettirmeyi hedefliyor. Mücahit Demir, aile mesleğini sürdürmenin mutluluğunu yaşadığını söyledi. Sıcak demiri döverek şekil vermenin kendisine huzur verdiğini dile getiren Demir, "Bu meslek bizde çok eskiye dayanıyor. Mesleğimiz bize kökten geliyor. Babamın yanında 11 yaşında bu mesleğe başladım. Biraz rahatsızım ama işimi yapıyorum. Sağlığım elverdikçe mesleğimi sürdürmek istiyorum." şeklinde konuştu. "Alın teriyle para kazanmanın huzurunu yaşıyorum" Bugüne kadar birçok çırak yetiştirdiğini anlatan Demir, şunları kaydetti: "Mesleğin en önemli inceliği, işine bağlı olmaktır. İşi bilirsen zor değil, ben çok pratik çalışıyorum. Çalışmazsam rahat edemiyorum, çalıştığım zaman rahatım. Pazar günlerinde, bayram tatillerinde zamanı zor geçiriyorum. Ömrüm yettiği, gücümün yettiği kadar bu mesleği yapacağım. Mesleğe heves eden çırak bulamıyoruz, bu yüzden çok üzgünüm. Gençler benim yaptığım mesleği tercih etmiyor. Önceden aileler çocuklarını getirir, 'İş öğret, para istemiyoruz.' diyorlardı. Şimdi getiren de yok. Alın teriyle para kazanmanın huzurunu yaşıyorum. Bu mesleği yaşatmak için var gücümle çalışmaya devam edeceğim."
- Prof. Dr. Mehmet Rıfat Tınç – Sınırları Aşan Bir Hukuk Yolculuğu
Prof. Dr. Mehmet Rıfat Tınç, Türkiye’de ve dünyada hukuk biliminin gelişmesine katkı sağlayan saygın bir akademisyen. Hayallerini bir ülkenin sınırlarına sığdırmayan bir genç düşünün… Mehmet Rıfat Tınç, üniversite eğitiminden doktorasına kadar tüm öğrenim hayatını Fransa’nın Strasbourg kentinde tamamladı. Université Robert Schuman’da aldığı eğitimle sadece hukuk diploması değil, evrensel bir vizyon kazandı. Akademiye Kadir Has Üniversitesi’nde adım attı, Fransa’da doçent unvanı aldı, 2024’te Yeditepe Üniversitesi’nde profesörlüğe yükseldi. “Fransız Anayasa Hukuku: Tarihçe ve Kurumlar” kitabıyla hukuk dünyasına kıymetli bir eser kazandırdı. Ama onun başarısı sadece akademik unvanlarda değil… Tınç, gençlere teknoloji çağında bile adaletin önemini hatırlatıyor. Yapay zekanın ayrımcılık riski üzerine yaptığı uyarılar, geleceğin hukukçularına yol gösteriyor. Bugün Prof. Dr. Mehmet Rıfat Tınç, hem uluslararası bir hukukçu hem de gençlere örnek bir ilham kaynağı. Hikâyesi, azimle çalışan herkesin, nereden başladığına bakılmaksızın dünyanın en saygın akademisyenleri arasına girebileceğinin kanıtı.











