Bu sitede ara
Boş arama ile 1150 sonuç bulundu
- Türk akademisyen eczacılık mesleğini üretimleriyle uzaya taşımayı hedefliyor
Biruni Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İsmail Tuncer Değim, ilaç ve uzay kozmetiği alanında yaptığı çalışmaların sonucunda "uzayda göz damlası damlatmaya yarayan" aparat üretti. Halk sağlığı hizmeti olarak insanlık tarihi kadar uzun geçmişe sahip en eski meslek gruplarından eczacılık, geçmişten bugüne teknolojinin gelişmesi ve bilgiye erişimin yaygınlaşmasıyla geleneksel tedavi yöntemlerini modern tıp uygulamalarına taşıdı. Hemen her meslek grubu gibi dünyadaki değişimler ve yeni yaklaşımlarla sorumlulukları artan, yaşam boyu öğrendikleriyle toplumun sağlıklı yaşam ihtiyaçlarına karşılık vermeye gayret eden eczacılar, hayatlarına çoğunlukla serbest olarak devam etse de akademik alanda ve ilaç sanayisinde aktif rol alan birçok eczacı bulunuyor. Biruni Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Değim de çocukluk tutkusuyla ve mesleki birikimiyle klasik eczacılık anlayışını uzaya taşımak için çalışmalar yapıyor. İlk önce kendisine yönelttiği "Yer çekimsiz ortamda göz damlası kullanılabilir mi?", "Uzayda, susuz ortamda şampuan kullanmak mümkün mü?" ve "Radyasyon önleyici krem yapılabilir mi?" sorularına yanıt aramak için öğrencileriyle akademik çalışmalar yapan Değim, Türkiye'yi uzay ve hava eczacılığıyla tanıştıran isimler arasında yer alıyor. Uzay ve hava eczacılığı konusundaki çalışmalarını anlatan Değim, insanların yaşadığı ortamda sağlık sorunlarıyla ilgili mutlaka bir tedaviye ve ilaç kullanımına ihtiyaç duyduğunu söyledi. Prof. Dr. Değim, insanların uzaya gitmesi, orada daha uzun süre kalmaya başlaması ve "Mars'a seyahat" konusunun gündeme gelmesiyle eczacılığın uzaya taşınmasının gerekliliğinin ön plana çıktığını dile getirerek, "Çünkü uzayda insanların başına dünyadakinden daha fazla olay geliyor. Basınçla ilgili problemler gibi, psikolojik problemler gibi, ışığa ve radyasyona daha fazla maruz kalmak gibi, yer çekiminin olmaması nedeniyle yaşadığı kas ve iskelet problemleri gibi şeyler yaşayabiliyor. O zaman uzaydaki insanların daha fazla ilaç kullanmaya ihtiyacı var, soru tam da burada geliyor. Hangi ilaçları kullanacağız? Çünkü dünyada ilacımız olmadığı zaman bir başka eczaneye kadar gidip ilacı almak mümkün ama uzay aracının içinde elinizde ne varsa onu kullanmanız lazım. Dolayısıyla orada doğru ilacın olması lazım, orada doğru dozda kullanmamız lazım." diye konuştu. Uzayda insan fizyolojisi ve metabolizmanın değiştiğine dikkati çeken Değim, "Sadece uzayda değil, uçak yolculuklarında da artık eskisine göre daha uzun süre uçaklarda kalıyoruz. Uçaklar 10 bin fitte atmosferin üst tabakalarında seyahat ediyor. Orada dünyanın koruyucu katmanından çıkmış oluyoruz. Dolayısıyla daha fazla x ışını geliyor, daha fazla radyasyon alıyoruz, daha fazla basınç azlığına maruz kalıyoruz. Bütün bunları düzeltmek için ilaç kullanmaya ve bunlar için yeni formülasyonlar geliştirmeye ihtiyacımız var." ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Değim, 1942 yılında şehit olan amcası havacı teğmen Mehmet Ali Değim'in kol saatinin ilkokul yıllarında kendisine verildiğini, hava ve uzay tutkusunun o dönemde başladığını anlattı. Değim, "Hava ve uzaya çok meraklı bir kişi olduğum için bu tutkumu mesleğimle birleştirebileceğimi fark ettim. Dünyada ilk kez 2018-2019 eğitim ve öğretim yılında Biruni Üniversitesi Eczacılık Fakültesi'nde 'Hava ve Uzay Eczacılığı' diye seçmeli ders açma şansımız oldu. Öğrencilerimizle inanılmaz keyifli ders işliyoruz ve geleceğe projeksiyon tutmaya çalışıyoruz." dedi. Uzayda göz damlası kullanımı için geliştirilen cihaz için patent başvurusu Uzay konusundaki teorik çalışmaları pratiğe aktarma konusunda önemli bir sorunu aşmaya çalıştığını dile getiren Değim, Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesinin (NASA) imkan ve olanaklarına dikkati çekti. Prof. Dr. Değim, NASA'nın dünyada bu alanda önde gelen kurumlar arasında yer aldığının altını çizerek, "Johnson Space Center'da hem dünyanın ilk uzay eczacısı ünvanını almış kişiler hem de orada geliştirilen laboratuvarda uzay ortamını simüle eden cihazlar ve odalar var. Ben de çalışmalarımı onlarla beraber yapmaya çalışıyorum. Henüz gerçekleştirdiğimiz bir proje yok, kontak kurma aşamasındayız." diye konuştu. Türkiye'de de ABD'deki çalışma ortamına yakın alanlar hazırlamaya gayret ettiklerine işaret eden Değim, aynı zamanda ortaya konulacak projeler doğrultusunda NASA'nın oluşturduğu alanlardan da yararlanmak istediklerini söyledi. Söz konusu alanın oluşturulması noktasında başta Türkiye Uzay Ajansı (TUA) olmak üzere daha önce birçok kurumla görüşme yaptığını aktaran Değim, "(TUA'nın) Eski başkanı ile görüşmüştüm, beraber çalışmalarımız vardı. Yeni başkanla henüz görüşme fırsatım olmadı. TÜBİTAK ve üniversiteyle beraber böyle bir çalışma yapma arzumuz, hedefimiz var. İlaçlar için özellikle kendi mesleğimle ilgili uzay ortamını simüle eden üç boyutlu, yer çekimsizlik, basınçsızlık ortamı sağlayan sistemler var. Bu konuda girişimlerim mevcut." bilgisini verdi. Uzay eczacılığı konusunda geliştirilen cihazlara ilişkin de bilgi veren Değim, şöyle devam etti: "Benim öğrencilerimle yaptığım bir patent başvurusu 'uzayda göz damlası damlatmaya yarayan' aparatla ilişkili. Şöyle söyleyeyim: Dünyada gözümüze bir damla damlatmak için yer çekiminden yararlanıyoruz. Uzanıp gözümüze yukarıdan damlayı bırakıyoruz, damla yer çekimiyle gözümüze geliyor. Ama bunu uzayda uygulayamazsınız. Çünkü uzayda yer çekimi yok. Dolayısıyla bunu düşünüp bir cihaz geliştirdik ve şu anda patent kurumunda incelemede. Uzayda gözünüze doğru küçük bir fırlatma hareketi yapan, göz damlası damlatma cihazı. Düşünüp dünyadaki olayları, meslek bilgimizi bir araya getirip bir yaklaşımda bulunmaya çalışıyoruz." Prof. Dr. Değim, uzay eczacılığı kavramının ilk defa 2003 yılında ABD tarafından dillendirildiğini, Türkiye'de bu alandaki çalışmaların 2018 yılında başladığını kaydetti. Kendisinin de uzaya gitmeyi hayal ettiğini aktaran Değim, "Özellikle ben bir şeyi daha başlatmak istiyorum. Bu da dünyada bir ilk oldu, o da uzay kozmetikleri. Alper Gezeravcı uzaya gittiğinde normalde bir insanın haftada bir iki kere saçını yıkama ihtiyacı var. Bu Gezeravcı'da da vardı. Ama uzay aracının içinde banyo imkanı yoktu. Bizim kuru şampuanlar, özellikle deprem zamanında su olmadığı zaman insanların kullanması için geliştirdiğimiz, beraber çalıştığımız şeyler var. Onları çok kolay uzaya da uygulayabiliriz. Böyle bir çalışmamız da var." dedi. Değim, yakın bir gelecekte normal insanların da uzaya çıkabileceğini, bu konuda çalışmalar yapıldığını vurguladı. Onların yanına hayalinde küçük bir kozmetik çantası koyduğunu dile getiren Değim, radyasyondan önleyici kremi olan, göz damlası ve kuru şampuanı olan bir çanta düşlediğini anlattı. Dünyadan uzaya ilaç çıkarmanın maliyetli olduğundan bahseden Değim, "Bütün yer çekimini yenip uzaya bir litre su çıkarmak bile çok pahalı. Bazı ilaçları uzayda yapabilmek, uzay insanlarının kendilerine göre ihtiyaçları olan ilaçları orada yapabileceği bir şey hayalimde de var. Belirli ilaçlar içeren ama formülasyonunun uzayda yapıldığı günler gelecek, bunu göreceğiz. Bu konuya öncü olmak isterim." diye konuştu. "Dalış sonrası 6 ila 12 saat içerisinde uçağa binmemeniz gerektiğini size söyleyen olmuş muydu?" Biruni Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İsmail Tuncer Değim, uzay eczacılığı konusunun üniversitenin müfredatına eklenmesinin öğrencilerin hayal dünyasını şekillendirdiğini anlattı. Bu konuda olumlu dönüşlerin yanı sıra çeşitli topluluklar ve üniversitelerden davetler aldığını aktaran Değim, "Bütün meslekler gibi eczacılıkta kendi çapında bir evrim geçiriyor. Bunun içinde bence hava ve uzay eczacılığı çok önemli bir yer tutuyor." diye konuştu. Üniversitedeki müfredatta "Hava ve uzay eczacılığı nedir?" konusunun öğrencilere anlatıldığının altını çizen Değim, şu ifadeleri kullandı: "Özellikle tüplü dalış yaptıktan sonra indiğiniz derinliğe bağlı olarak 6 ila 12 saat içerisinde uçağa binmemeniz gerektiğini şimdiye kadar size söyleyen olmuş muydu? Bu bilgi benim dersimi alan öğrencilerde var. Çünkü dalışta kullanılan oksijen tüplerinde vurgun yememeniz için yüksek miktarda azot oluyor. Bunun kanınızdan ve dokularınızdan uzaklaşması için belli bir süreye ihtiyacı var. Eğer o süreyi tanımadan yola çıkarsanız uçakta her ne kadar kabin basınç kontrollü de olsa yaklaşık 10-15 barlık değişimler olabiliyor. Basınç azaldığı zaman gaz dokularınızdan açığa çıkar ve uçakta vurgun yiyebilirsiniz. Özellikle yurt dışına çıkarken hepimiz yanımıza bir antidiyare veya tansiyon ilacımızı almayı isteriz. Çünkü gittiğimiz yerde bunlara çok kolay ulaşamayabiliriz. Antibiyotiğimiz de bunlara dahil olabilir. Dolayısıyla biz bu ilaçları alan kişiye nereye gideceğini ve ne yapacağını sorduğumuz zaman Dubai'ye tüplü dalışa gittiğini bilirsek böyle bir uyarıda bulunabiliriz. Bu bilgi hayati önem kazanır. Çünkü bu işler genellikle seyahatin son zamanına kaldığı için, eğer uçağa binerse 'normalde çok iyi bir insandı, Dubai'de de tüplü dalış da yaptı ama ömrü vefa etmedi.' diyoruz ama aslında uçakta vurgun yemiş olabilir." Prof. Dr. Değim, uzay ve hava eczacılığı konusunda çok sayıda ortak çalışma teklifi aldığını ve bunları da değerlendirdiklerini sözlerine ekledi.
- Okuma azmiyle önce mühendis, sonra avukat oldu, bu yıl da tıp fakültesini bitirdi
Elazığ'da yaşayan 45 yaşındaki Mehmet Ekinoğlu, önce mühendis, sonra avukat oldu, bu yıl da tıp fakültesini bitirdi. Ekinoğlu, ortaokul döneminde hayatını okuduğu İbn-i Sina'nın başta tıp olmak üzere bilimin her alanında ortaya koyduğu çalışmalarıyla insanlığa katkı sunmasından etkilendi. Bunun için derslerine özveriyle çalışan Ekinoğlu, 1997'de kazandığı Dokuz Eylül Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Fakültesinden 2001'de mezun olduktan sonra 13 yıl boyunca yurt içi ve dışında birçok büyük projede mühendis olarak görev aldı. Marmaray Projesi kapsamında görev yaptığı süreçte çalışma yaptıkları sahanın karşısında bulunan Marmara Üniversitesinde de öğrenim görmeyi hedefleyen Ekinoğlu, 2008'de bu üniversitenin Hukuk Fakültesini kazandı. Bir yandan mühendislik yaparken diğer yandan eğitimini sürdüren Ekinoğlu, 2012'de hukuk fakültesinden mezun oldu. Birkaç yıl hem mühendis hem de avukat olarak çalışan Ekinoğlu, evlenip 2 çocuk babası olduktan sonra 2015'te Elazığ'da serbest avukatlık yapmaya başladı. Küçük oğlunun yaşadığı sağlık sorunu nedeniyle doktorluk hayalini de gerçekleştirmek isteyen Ekinoğlu, katıldığı sınavda aldığı puanla öğrenim gördüğü Fırat Üniversitesi (FÜ) Tıp Fakültesinden de bu yıl başarıyla mezun oldu. İbn-i Sina'yı kendisine örnek alarak 3 fakülte bitiren Ekinoğlu, okuma azmiyle takdir görüyor. Ekinoğlu, atanmasının ardından bundan sonraki yaşamını doktorluk yaparak sürdürmek istiyor. "Özellikle tıp mesleğini icra etmeye çalışacağım" Ekinoğlu, ortaokuldayken hayatını öğrendiği İbn-i Sina'nın insanlığa ve bilime sunduğu hizmetlerin kendisini çok etkilediğini söyledi. Farklı bilim dallarında ihtisas yapıp topluma yararlı olma düşüncesiyle eğitimini hep sürdürdüğünü dile getiren Ekinoğlu, "Onun farklı bilim dallarında yaptığı çalışmalar, o devirde böyle bir insanın yetişmiş olması beni çok etkilemişti. Amacım çok para kazanmak ya da ünlü olmak değildi, insanlara daha faydalı olma noktasında İbn-i Sina'yı örnek aldım ve bu düşünceyle ilk olarak mühendis oldum, daha sonra hukuk alanındaki eksikliğimi görerek hukuk fakültesini bitirdim. Ardından tıp eğitimi almaya karar verdim. Bundan sonraki hayatımda özellikle tıp mesleğini icra etmeye çalışacağım." dedi. "Başarının insanın içinde saklı olduğunu ortaya koymaya çalışıyorum" Ekinoğlu, iki önemli fakülte bitirmesine, ailesi ve işi olmasına rağmen tıp fakültesini de okumasına insanların hep şaşkınlıkla baktığını belirtti. Okuma azmiyle çevresindeki insanlara örnek olduğunu anlatan Ekinoğlu, şöyle konuştu: "Avukatlık mesleğini icra ederken doktorluk diplomamı da aldım. Bilginin nasıl faydalar sağlayacağını, ilerleyen yaşıma rağmen azmin ve odaklanmanın başarıyı getirdiğini, başarının aslında insanın içinde saklı olduğunu ortaya koymaya çalışıyorum. İlmiyle dünyaca tanınan bilim insanı İbn-i Sina'ya olan hayranlığım bugün 3 fakülteyi bitirmemdeki en büyük motivasyon kaynağım oldu. Bu açıdan çok mutlu ve gururluyum." "Bundan sonra öğrencilerime onu anlatacağım" FÜ Tıp Fakültesinden Dr. Öğretim Üyesi Merve Yılmaz Bozoğlan da Ekinoğlu'nu klinik farmakoloji dersinde tanıdığını, ilerleyen yaşına rağmen üçüncü fakültesini bitirmesini takdirle karşıladığını söyledi. Ekinoğlu'nun okul sürecinde derslere olan ilgisi ve çalışkanlığıyla da arkadaşlarına örnek olduğunu belirten Bozoğlan, "Mehmet artık meslektaşım. Bundan sonra öğrencilerime onu anlatacağım, onlara ilham kaynağı olabileceğini düşünüyorum." dedi. Tıp Fakültesinden mezun olan Burak Karataş ise aynı sıraları paylaştıkları Ekinoğlu'nun okuma azmiyle kendilerine örnek olduğunu belirtti. Karataş, "Tıp Fakültesine ilk başladığımızda Mehmet ağabeyin küçük çocuklarıyla okula geldiğini gördük. Bir baba ve avukat olarak bu mücadeleyi vermesi bizim için her zaman örnek teşkil etti. O, bu yoğun hayatında derslere vakit ayırabilirken bizim de bu mücadeleye azimle sarılmamızı sağladı." diye konuştu. Hasret Kirişçioğulları da derslerinde zorlandığında Ekinoğlu'nun azmini düşünerek motive olduğunu anlatarak, "Ne zaman zorlansam o sırada Mehmet ağabeyi düşünüyordum. O bize yol gösterici ve destek oluyordu." ifadelerini kullandı.
- Sayıların Rehberliğinde Bir Hayat Dönüşümü: Gülin Erbalcı Coşkun’un İlham Veren Yolculuğu
Gülin Erbalcı Coşkun, yıllarını verdiği özel sektörün ardından cesur bir adım atarak kendi içsel yolculuğuna çıktı. Bugün binlerce kişiye rehberlik eden uluslararası sertifikalı bir Numerolog ve Thetahealer olarak hem bireylere hem kurumlara ilham veriyor. Yıllarını özel sektöre adamış, Matematik, İşletme ve Halkla İlişkiler mezunu bir kadın düşünün… 20 yıl boyunca kurumsal hayatta edindiği deneyimi bir gün geride bırakıp kendi içsel yolculuğuna cesurca yönelen biri. Gülin Erbalcı Coşkun, sadece kariyerini değil, hayatını da tamamen dönüştürmeyi başarmış bir isim. Bugün onun adı, binlerce insanın yaşamında farkındalık uyandıran bir ışık gibi parlıyor. 2013 yılında kendi içsel dönüşüm süreciyle birlikte "Spiritual Director" olarak yola çıkan Coşkun, uluslararası sertifikalı bir Thetahealing eğitmeni ve uygulayıcısı olmanın yanı sıra, Numeroloji alanında da eğitimler veren sayılı uzmanlardan biri. Kurduğu eğitim sisteminde öğrencilerine ICCWorld ve Think Institute onaylı sertifikalar kazandırarak onları profesyonel meslek sahibi yapıyor. Instagram’da “ @gulincefarkiyla ” hesabıyla 90 bini aşkın kişiye ulaşan Coşkun,sadece bireysel danışmanlık vermiyor; aynı zamanda zaman yönetimi, satış, beden dili, kişisel imaj gibi alanlarda kurumsal ve bireysel eğitimler de sunuyor. Eğitimlerinde spiritüel öğretilerle kişisel gelişimi bir araya getirerek bütünsel bir bakış açısı sunuyor. Bu yaklaşım, onu yalnızca bir eğitmen değil, aynı zamanda bir rehber haline getiriyor. Toplumsal faydayı da gözeten Coşkun, farkındalık oluşturmayı amaçlayan derneklere bireysel destek vermeyi bir ilke edinmiştir. Bu doğrultuda sosyal sorumluluk bilinciyle hareket eden nadir eğitmenlerden biri olarak öne çıkıyor. Ayrıca, şu sıralar üzerinde çalıştığı mobil uygulama ile hem kurumsal hem bireysel alanda kişilerin farkındalık yolculuklarına katkı sağlamayı hedefliyor. Tüm bunlara ek olarak, İzmir’in köklü ajanslarından Dev Ajans – Dev TV’de programcı olarak yer almakta ve burada da kişilerin içsel yolculuklarına ışık tutmaya devam etmektedir. Bugün Gülin Erbalcı Coşkun’un hikayesi, rakamlardan korkmadan kendi potansiyelini keşfetmek isteyen binlerce kişiye ilham oluyor. Onun deyimiyle: “Sayıların rehberliği ve bilinçaltı dönüşümle yeniden doğuş mümkün…”
- Üniversitenin kadın kaynakçı ustası, azmiyle örnek oluyor
Afyonkarahisar'da kaynakçı olarak çalışan 2 çocuk annesi 33 yaşındaki Safiye Köse, azmiyle çevresindekilere örnek oluyor. İki çocuk annesi Köse, Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ), Veteriner Fakültesi Eğitim Araştırma ve Uygulama Çiftliği'nde kaynak ustası olarak görev yapıyor. Mesleği babasıyla gittiği işlerde öğrenen Köse, işini severek yapıyor. Safiye Köse, liseyi bitirdikten sonra katıldığı bir kursta "Kaynak Operatörü Mesleki Yeterlilik Belgesi" aldığını söyledi. "Çevredekiler de 'kaynağı kadın mı yapıyor' diye şaşırıyorlar" İşini severek yaptığını ifade eden Köse, "Babam da kaynakçıydı. Daha önce fabrikalarda çalıştım. Özel sektörde de kaynak yapıyordum. Üniversitede iki yıldır görev yapıyorum. Toplamda 5 yıldır kaynakçılık yapıyorum." dedi. Köse, kaynak işlerinde babasına da yardım ettiğini vurgulayarak, şöyle konuştu: "Çiftlikte severek çalışıyorum. Burası benim evim gibi. Kapılar kırıldığında kaynak yapıyorum. Parmaklıklar kırılıyor, ufak tefek montajlar oluyor, onları yapıyorum. Ailem bana hiçbir zaman karşı çıkmadı. Yeteneğimi biliyorlardı. Çevredekiler de 'kaynağı kadın mı yapıyor' diye şaşırıyorlar." "Daha önce çok basit bir kapı kırıldığında dahi kaynakçı arıyorduk. Şimdi işlerimiz hızlandı" AKÜ Çiftlik Müdürü Prof. Dr. Mustafa Tekerli de çiftlikte özellikle büyükbaş hayvanların yetiştirildiğini anlattı. Bu nedenle sürekli bir hareketlilik söz konusu olduğunu, devamlı kaynak ve tamir işi ile karşı karşıya kaldıklarını ifade eden Tekerli, "Daha önce çok basit bir kapı kırıldığında dahi kaynakçı arıyorduk. Şimdi işlerimiz hızlandı. Bölmelerin yeniden yapılması, kaynatılması, kırılan kapıların kaynakla bir araya getirilmesi için kendisinden yararlanıyoruz. Kendisinden memnunuz" dedi.
- Güçlerini birleştiren 16 kadın, kurdukları tesiste mantar üretimine başladı
Sinop'ta kooperatif çatısı altında bir araya gelen kadınlar, aldıkları hibe desteğiyle kurdukları tesiste tonlarca mantar üretti. Mali müşavirlik, diş hekimliği, mimarlık ve esnaflık gibi farklı mesleklerle uğraşan ve 2023'te bir araya gelen 16 kadın, hem kırsal kalkınmaya hem de ekonomiye katkı sunmak amacıyla aynı yıl içinde Sinopya Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi'ni kurdu. Önce küçük bir tesiste meyve kurutmaya başlayan, ardından bir kooperatif üyesinin tavsiyesi üzerine istiridye mantarı üretimi yapmaya karar veren kadınlar, Tarım ve Orman Bakanlığınca uygulanan Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı'na başvurdu. Başvuruları geçen yıl kabul edilen kadınlar, aldıkları 6 milyon liralık hibe desteğiyle yine aynı yıl içinde merkez ilçeye bağlı Kılıçlı köyünde mantar üretim tesisi kurma çalışmalarına başladı. Tesisin enerjisi güneşten Yaklaşık bir yıl içinde tesisin kurulumunu tamamlayan kadınlar, enerjisini güneşten elde ettikleri tesiste ilk hasat döneminde 7 ton mantar üretimi gerçekleştirdi. Beş dönüm arazi üzerine kurulan mantar üretim ünitesinin bulunduğu tesiste yeni yapılacak yatırımlarla aylık üretim kapasitesinin 10 tona çıkarılması hedefleniyor. Kooperatif başkanı Arzu Özmen, kooperatif üyesi 16 kadının her birinin kendi alanlarında iş kadınları olarak görev üstlendiklerini söyledi. Kooperatifin ve tesisin kuruluş süreçlerinin zorlu geçtiğini anlatan Özmen, buna rağmen 16 kadının gücüyle bu zorlukların üstesinden geldiklerini vurguladı. 6 milyonu hibe olmak üzere 17 milyon lira yatırımla 2024'te yapımını tamamladıkları tesiste mantar üretimine başladıklarını aktaran Özmen, söyle konuştu: "Tesisimizdeki her bir ünitemiz 100 metrekare alana sahip ve dört ayrı odadan oluşuyor. Her oda 10 ton kompostu alma kapasitesine sahip. Kompostu kendimiz yapıyoruz, bu noktada maliyetleri de düşürüyoruz. Normalde şu an mantarın kilogramı 250 lira civarı iken bizim burada üretmemizden kaynaklı 100 ila 150 lira bandında satılıyor. İki ayda 7 ton mantar hasadı yaptık. Artık kademeli olarak üretmeye devam ediyoruz." Özmen, mantarların pazarlanmasında il içi ve dışı bazı firmalarla anlaşma yaptıklarını, kapasite artırım süreci sonrası yeni anlaşmalar planladıklarını dile getirdi. "Yapamazlar, neden uğraşıyorsunuz' kısımlarını çok duyduk" Yola çıktıkları ilk günlerde çevrelerinden "Yapamazlar" söylemini sıklıkla duyduklarını ifade eden Özmen, bugün oluşan tablonun kadınlar adına gurur verici olduğunu belirtti. Bundan sonraki ana hedeflerinin kırsal kalkınmaya daha fazla katkı sunmak olduğuna işaret eden Özmen, şunları kaydetti: "Bu süreç çok zorluydu. Birincisi algı, kooperatif olunca 'olmaz, yapılamaz, batacaklar, yapamazlar, neden uğraşıyorsunuz' gibi kısımlarını çok duyduk ama bize inananlarla bir yola çıktık. 17 milyonluk bir tesis, yolla ilgili sıkıntılarımız oldu, elektrik ile ilgili sıkıntılar yaşadık. Yine suyla ilgili sıkıntılarımız oldu. Hala yolla ilgili sıkıntılarımız var ama bunları da devletimizin desteğiyle aşacağımızı düşünüyoruz.” Özmen, tesiste 3 kişinin istihdam edildiğini, hasat dönemlerinde ise bu sayının geçici olarak artırıldığını sözlerine ekledi.
- Üniversite hayalini gerçekleştiren Down sendromlu genç kızın şimdiki hedefi öğretmenlik
Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi Resim Bölümünden mezun olan 25 yaşındaki Down sendromlu İmge Gülsün, öğretmenlik yaparak kendisi gibi özel gereksinimli bireylere destek olmayı hedefliyor. Mersin'de ortaokul yıllarında öğretmenleri tarafından resme yeteneği olduğu fark edilen Gülsün, ailesinin yönlendirmesiyle bir atölyede ders almaya başladı. Gülsün, okuldan kalan zamanlarında katıldığı atölyedeki çalışmalar sayesinde kendini geliştirdi.Lise eğitiminin ardından hayalini kurduğu güzel sanatlar fakültesine girebilmek için farklı üniversitelerin yetenek sınavlarına katılan Gülsün, 4 farklı eğitim kurumundan olumlu dönüş aldı. Down sendromlu Gülsün, yaşadığı kente yakın olması dolayısıyla Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi (OKÜ) Mimarlık Tasarım ve Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümünü tercih etti. Üniversite eğitimini başarıyla tamamlayıp diplomasını alan Gülsün, kendisi gibi özel gereksinimli bireylere resim yapmayı öğretmeyi hedefliyor. "İmge'nin çok güzel bir eğitim aldığına inanıyorum" Anne Ayşe Gülsün, kızının resim alanında çok güzel işler yaptığını söyledi. Üniversitede öğretim görevlilerinin kızlarıyla yakından ilgilendiğini anlatan Gülsün, İmge'nin 4 yıllık eğitim sürecini başarıyla tamamladığını belirtti. Gülsün, kızlarının hayalleriyle ilgili daha yapacakları çok şey olduğunu ifade ederek, şöyle konuştu: "Daha çok uzun yolumuz var ama şu ana kadar İmge'nin çok güzel bir eğitim aldığına inanıyorum. Mersin'de belediye işbirliğiyle bir sanat sokağı açılacak. Bu sanat sokağında özel çocuklarımız oturup resim yapacak. Sanat sokağında seramik, müzik ve dans da olacak. Burası özel çocuklara ait bir sokak olacak. Çocuklar yaptıkları çalışmaların satışını yapacak. İmge akademik eğitim aldığı için orada öğretmen görevi de görecek. Bu proje olmazsa da kendi atölyemizi açıp özel çocuklarımızı yetiştireceğiz."
- Sivas’ın Küçük Bir Köyünden Doğan Umut: Bahar Babacan
Türkiye’den Kıbrıs’a, Katar’dan Londra’ya uzanan bir başarı hikâyesi Sivas’ın Divriği ilçesine bağlı Karasar köyünde doğdu. Eğitimine köy okulunda başladı ama öğretmen eksikliği nedeniyle düzenli bir şekilde devam edemedi. Henüz 5. sınıftayken, ailesinden ayrı yatılı okula geçti. Daha çocuk yaşta hayata karşı dimdik durmayı öğrenmişti. 13 yaşında annesini, kısa süre sonra da babasını kaybetti. Bu büyük kayıpların ardından Ankara'ya yerleşti. Yedi kardeşin en küçüğüydü. Genç yaşta hem çalışıp hem de eğitimini sürdürmek zorundaydı. Ama vazgeçmedi. Çünkü Bahar Babacan, mücadeleyi seçti. Henüz 19 yaşındayken kendi işini kurdu. 25 yaşına geldiğinde ise kendi kozmetik markasını – RÜNA Kozmetik’i – kurarak yalnızca hizmet veren değil, aynı zamanda üreten bir kadın girişimciye dönüştü. Bugün ürünleri birçok ülkede satılıyor; güzellik merkezleri Ankara, İstanbul, Londra ve Almanya’da faaliyet gösteriyor. 20 yılı aşkın süredir tırnak estetiği, lazer ve selülit gibi birçok alanda kadınların hem fiziksel hem ruhsal olarak kendilerini daha iyi hissetmeleri için çalışıyor. Ama onun dokunuşları yalnızca estetik değil; insani ve vicdani bir boyut da taşıyor. Bahar Babacan, sosyal sorumluluğu işinin ayrılmaz bir parçası olarak görüyor. Maddi imkânı olmayan kadınlara, özellikle kanser tedavisi görenlere ücretsiz kalıcı makyaj hizmeti vererek onların hayata tutunmalarına katkı sağlıyor. Aynı zamanda iki çocuk annesi. Bekar bir anne olarak, hayatını “gelişime, üretmeye ve başkalarına katkı sunmaya” adamış durumda. Sosyal medyada 1.9 milyon takipçisiyle büyük bir kitleye seslenen Bahar Babacan, güzellik sektörünün en etkili kadın figürlerinden biri haline geldi. Bugün hâlâ “hayal eden, inanan ve başaran” kadınlara ilham olmaya devam ediyor.
- Öğretmeninin yönlendirmesiyle başladığı boccede 3 yılda 8 madalya kazandı
Siirt'te yaşayan 15 yaşındaki Erkan Özer, beden eğitimi öğretmeninin yönlendirmesiyle başladığı boccede 3 yılda 2'si altın 8 madalya kazandı. Siirt'te yaşayan 15 yaşındaki Erkan Özer, beden eğitimi öğretmeninin yönlendirmesiyle başladığı boccede 3 yılda 2'si altın 8 madalya kazandı. Erkan Özer, 3 yıl önce okul sporlarına başladı ve ilk müsabakada birinci geldi. Erkan, iyi atışları dikkatini çektiği beden eğitimi öğretmeni tarafından Gençlik ve Spor İl Müdürlüğünün bocce takımına yönlendirildi. Takıma kısa sürede uyum sağlayan Erkan Özer, kendisini geliştirerek katıldığı müsabakalarda başarı elde etti. 2022'de okul sporlarında, aynı yıl Adıyaman'da bocce bölge yarışmasında ve 2023'te Siirt'te düzenlenen bocce bölge yarışmasında birincilikler elde eden Erkan, 19-23 Nisan'da Antalya'nın Kemer ilçesinde düzenlenen Türkiye Bocce Petank Şampiyonası'nda ferdi branşta ve takım halinde 2 altın madalya kazandı. Erkan Özer, 3 yılda 2'si altın toplam 8 madalya kazandığını söyledi.Televizyondan izleyerek başladığı boccede kendisini geliştirdiğini belirten Erkan, şunları kaydetti: "Beden eğitimi öğretmenimiz bir gün okulda bize bu branşı anlatınca ben de kendisine 'Ben bocceyi daha önce görmüştüm ve bu branşta iyi olabilirim." dedim. Hocam da beni denedi. İyi oynadığımı görünce beni okul sporlarına götürdü. Bu alanda iyi olduğumu hissettim ve oynamaya başladım. Okul sporlarında ve bölge şampiyonasında birinci oldum. Sonra kendimi geliştirdim, Türkiye şampiyonu oldum." "Milli takıma girmeyi çok istiyorum" Bocceyi severek yaptığını belirten Erkan Özer, başarılı olmak için antrenmanlara düzenli katıldığını dile getirdi. Hedefinin milli takım seçmelerine katılıp ay-yıldızlı formayı giymek olduğunu anlatan Erkan, bunun için de hazırlıklarını sürdürdüğünü ifade etti. Erkan, "Önümüzde milli takıma seçmeleri var. Milli takıma girmeyi çok istiyorum. Ülkemiz için mücadele etmeye devam edeceğim. Daha da iyi yerlere gelmek için daha çok çalışıyorum." diye konuştu. Erkan Özer, desteğini esirgemeyen ailesi ve çevresini madalyalarla mutlu etmek istediğini belirtti. Bocce antrenörü Mesut Eryeşil ise 3 yıl önce takıma önerilen Erkan'ın azmi ve yeteneğiyle dikkati çektiğini söyledi. Önemli dereceler alan Erkan'ın umut vadettiğini ifade eden Eryeşil, "Erkan'ın boccede çok iyi yerlere geleceğine inanıyorum. Antalya'da düzenlenen Türkiye Bocce Petank Şampiyonası'nda hem ferdi hem de takım halinde 2 altın madalya kazanarak bizleri mutlu etti." ifadelerini kullandı.
- Anne-kız bir tablet bir mikrofonla Karadeniz ağzını dijital illüstrasyona taşıdı
Trabzon'da yaşayan Zeynep Bölükbaşı Polat, seslendirmesini annesiyle yaptığı Karadeniz tiplemeli videolarını sosyal medyada hesabından takipçileriyle paylaşıyor. Hatay'ın Antakya ilçesindeki Gençlik ve Spor Müdürlüğünde Spor Uzmanı olarak görev yapan 45 yaşındaki Polat, 6 Şubat 2023'teki Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından memleketi Akçaabat'a döndü. Dijital illüstrasyon tekniğiyle hazırladığı içerikleri animasyonla hareketlendiren Polat, videolarına yaptığı seslendirmelerde annesinden de yardım aldı. Sosyal medyada binlerce kişinin beğenisini alan videolarda güldürmenin yanı sıra Karadeniz kültürünü de yaşatan Polat, AA muhabirine, hayatının en kötü döneminde mizah yapmaya başladığını söyledi. Çevresinde esprili kişiliğiyle tanındığını ifade eden Polat, sosyal medyaya içerik üretmeye, ailesinin tavsiyesi üzerine başladığını dile getirdi. Polat, aile arasında yaptığı taklitlerin beğenildiğini belirterek "Depremden sonra erkek kardeşim, 'Abla sen çok güzel şeyler yapıyorsun, bu sayfayı aç Trabzon'da güzel şeyler olacaktır. Birazcık kafan dağılır' dedi. Çok kötü günler geçirmiştik depremden sonra. 23 Mart 2023'te ben kardeşimin ısrarıyla ilk videoyu paylaştım. Paylaşır paylaşmaz çok güzel tepkiler aldık. Hayatımın en kötü dönemlerinde ve en kötü zamanlarında ben mizah yaptım." dedi. Gülmeyi ve güldürmeyi seven bir aile ortamında büyüdüğünü ve ailesindeki kadınlardan etkilendiğini ifade eden Polat, "Annem çok komik bir kadın, mutlu bir kadındır. Biz bir araya geldiğimizde mutlaka bir hikaye anlatır güleriz. Bu sadece çekirdek ailede değil, büyük aile olduğumuz için amca çocuklarımız teyze çocuklarımız bir araya gelir mutlaka bir hikaye anlatır ve güleriz." diye konuştu. Sporun ve sanatın hayatında her zaman yer aldığını kaydeden Polat, animasyon ve illüstratör çizerlerini yakından takip ettiğini aktardı. Grafik tasarımı yapmak için herhangi bir eğitim almadığını ve kendi çabalarıyla programları öğrendiğini kaydeden Polat, bütün işini bir tablet ve mikrofonla hallettiğini vurguladı. Polat, 12 yaşındaki oğlunun da dijital çizime ilgisinin olduğunu belirterek şunları kaydetti: "O da bu konuda çok yetenekli olduğu için o sırada illüstratörlerin nasıl çalıştığını gördüm, tablet ve kalemle çalışıyorlardı. Ben de tablet ve kalem aldım çizmeye başladım, baktım çiziyorum. Daha önce çizebilme yeteneğimi keşfetmemiştim. Meraklı olduğum için animasyonun nasıl yapıldığını kendi kendime öğrendim." Polat, "Sefiye Aba", "Emine Aba", "Hanife", "Müjgan" ve "Sadük" gibi karakterlerin yer aldığı içeriklerinde daha çok Karadeniz kadını tiplemelerini kullandığını dile getirdi. Amacının Karadeniz kültürünü yaşatmak olduğunu söyleyen Polat, Karadeniz kadınını çok iyi tanıdığı için karakterleri aracılığıyla yaptığı tespitlerin çok sevildiğini belirtti. Olaylara Karadeniz insanının nasıl tepki vereceği tespiti üzerinden yaklaştığını aktaran Polat, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bazen konular üzerinden tespit yapıyorum, bazen birden geliyor, bazen düşünüyorum burada bizim kadınlarımız ne yapar, ne söyler. Gelen tepkiler de güzel oluyor, 'Evet bu aynı benim babaannem', 'Biz de aynen böyle söyleriz, böyle yaparız' diyorlar. İnsanlarla anlaşabiliyoruz onların dilinden konuşabiliyoruz böyle tepkiler gelince de mutlu oluyoruz. Hiç kötü yorum almıyorum. Genelde güzel yorumlar alıyorum. İnsanlar bana dua ediyorlar. 'Zeynep Hanım siz bizi güldürdünüz Allah da sizi güldürsün' diye. Bu bile bana yetiyor. Onlar sevdikçe ve mutlu oldukça ben daha çok çiziyorum daha çok anlatmak istiyorum." Kızının teklifi üzerine seslendirme yapmaya başlayan 73 yaşındaki 4 çocuk annesi Ayşe Bölükbaşı, videolardaki "Sefiye Aba" isimli karaktere sesiyle hayat veriyor. Seslendirdiği karaktere kendisinden bir şeyler kattığını anlatan Bölükbaşı, "Beni arkadaşlarım hep komik, esprili bir insan olarak tanırlar. Zaten küçüklükten beri böyleydim ben. Öyle bir ailede büyüdüm öyle bir aileye de gelin oldum. Hep gülerek, söyleyerek mutlu ailelerde büyüdüm." dedi. Kendisini tanıyanların videolardan sesin ona ait olduğunu anladığını ve çok güzel tepkiler aldığını aktaran Bölükbaşı, takipçilerine olumlu görüşleri için teşekkür etti. Karadenizli kimliğini hiç kaybetmediğine değinen Bölükbaşı, Karadeniz ağzını çok sevdiğini ve yaşatılmasını istediğini sözlerine ekledi.
- Hatay'da öğrenciler harçlıkları ile sattıkları oyuncakların parasını Filistinli çocuklara bağışladı
Hatay'da öğrenciler, harçlıkları ve oyuncaklarını satarak elde ettikleri geliri Filistinli çocuklar için bağışladı. İl Milli Eğitim Müdürlüğünce kent genelindeki okullarda Filistinli çocuklara destek olmak amacıyla yardım kampanyası düzenlendi. Kampanyaya öğretmen ve velilerin yanı sıra öğrenciler de destekte bulundu. Filistinli çocuklara destek olmak amacıyla öğrencilerden kimisi harçlıklarını, kimisi de kampanya kapsamında düzenlenen kermeste oyuncaklarını sattı. Kampanya kapsamında toplanan 4 milyon 268 bin 991 lira Filistinli çocuklara gönderilmek üzere Türk Kızılay Hatay Şubesine teslim edildi.
- Bir Kadının Azmiyle Yazılmış Lezzet ve Başarı Hikâyesi: Hanım Türkmen
İlkokul terk bir kadın, kanserle mücadelesine rağmen üç şube açtı, yemek kitabı çıkardı, danışmanlık ofisi kurdu, ekranlara çıktı… Hanım Türkmen’in ilham veren hayatı hayallerin peşinden koşan herkese umut oluyor. Yozgat’ın Yerköy ilçesinde doğdu, İstanbul’da büyüdü, henüz 16 yaşında ailesiyle birlikte Viyana’ya taşındı. Eğitim hayatı ilkokulda sona erdi ama öğrenmeye ve üretmeye olan tutkusu hiç bitmedi. Bugün Viyana’da 3 çocuk annesi bir kadın olarak, tam 5 farklı şubesi olan güçlü bir girişimci: 3 dondurma dükkânı, 1 schnitzel dükkânı ve 1 danışmanlık ofisiyle hem lezzet hem hizmet alanında örnek gösterilen bir başarıya imza attı. Eşiyle birlikte devraldıkları schnitzel dükkânı, onların iş hayatındaki ilk adımı oldu. Ardından kurdukları "Eissalon Monte" markasıyla Viyana'da dondurmalarıyla tanınan bir aile işletmesine dönüştüler. Bugün bu markanın 3 ayrı şubesi bulunuyor. İşin sadece ticaret boyutuyla da kalmadılar; Hanım Türkmen, 4 yıl boyunca sokak festivalleri organize ederek çocuklara özel etkinlikler düzenledi, her seferinde binlerce kişiyi ağırladı. Ancak bir gün kansere yakalandığını öğrendi. Kanser teşhisi ve vücudundaki tümörler nedeniyle büyük bir sınav verdi. Zorlu bir tedavi süreci başladı. Bu nedenle schnitzel işletmesine ve festivallere ara vermek zorunda kaldı. Ama hiçbir zaman pes etmedi. Mücadeleyi bırakmadı; kış aylarında da aktif kalabilmek için Viyana’da yaşayan Türk ve yabancılara hizmet veren "Destex" adında bir danışmanlık ofisi kurdu. Şu anda bu alanda da başarıyla yoluna devam ediyor. Sanat ve kültür alanında da adından söz ettiren Hanım Türkmen, TRT 1’de yayınlanan “Alişan’la Hayata Gülümse” programına 8 kez konuk oldu ve Avusturya’nın geleneksel yemeklerini milyonlarla buluşturdu. Bu tarifleri kalıcı kılmak için de “Hanım Türkmen’in Ellerinden Avusturya’nın Geleneksel Yemekleri” adlı bir kitap yazdı. Câğaloğlu Yayınları’ndan çıkan bu eser bugün Türkiye genelindeki D&R mağazalarında satışta. Hanım Türkmen, bugün Viyana’nın en bilinen caddelerinden birinde üçüncü dondurma şubesini açmış durumda ve kapanan ilk göz ağrısı schnitzel dükkânını da yeniden faaliyete geçirdi. Eşinin desteğiyle attığı her adımı, azmiyle büyüten Hanım Türkmen; göç, girişimcilik, aile, kültür ve kadın emeği kavramlarının kesiştiği güçlü bir başarı hikâyesi yazıyor.
- Tatlıdan Topluma: Mehmet Bulanık’ın Kıbrıs’ta Yazdığı Başarı Hikayesi
Girne'nin kalbinde yükselen bir tatlı imparatorluğu, arkasında durmadan çalışan bir vizyoner. Mehmet Bulanık… Sadece baklava üreten bir girişimci değil, aynı zamanda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin sosyal ve ekonomik hayatına yön veren bir isim. Bilge Tatlı markasıyla lezzetin temsilcisi, Kıbrıs Türk Endüstri Kurumu Asbaşkanlığı ile üretimin savunucusu olan Bulanık, Girne’den yükselen çok yönlü bir başarı öyküsünün kahramanı. Erken Yaşta Ticaretle Tanıştı Hatay doğumlu Mehmet Bulanık, henüz 16 yaşında ticaret hayatına atıldı. Mücadele ve özveri dolu yıllar, onu 1999’da KKTC’ye taşıdı. Girne’ye yerleştikten sonra, sıfırdan başlayarak tatlı sektöründe yol almayı seçti. Tulumba tatlısı satışıyla adım attığı yolda, kısa sürede üretim kapasitesini artırdı ve bölgeye “Bilge Baklava Sarayı” markasını kazandırdı. Bugün markası, saatte 500 halka tatlı ve 55 tepsi baklava üretme kapasitesine sahip modern bir üretim tesisine dönüştü. Uluslararası Başarı: “Yılın Baklava Üreticisi” Ödülü 2022 yılında Bilge Tatlı, prestijli bir uluslararası başarıya imza attı: “Yılın Baklava Üreticisi” unvanı markaya layık görüldü. Mehmet Bulanık hava muhalefeti nedeniyle ödül törenine katılamasa da, ödül onun adına dostu Mesut Öztürk tarafından teslim alındı. Bulanık, bu anlamlı ödülle ilgili duygularını şu sözlerle paylaştı: “Kıbrıs Türk halkının damaklarını tatlandırıp yüzlerini güldürmek için canla başla çalışıyoruz. Lezzet, sürdürülebilir kalite ve üretim kapasitesi açısından sektörde başarılı bir konumda olduğumuza inanıyoruz.” Sosyal Duyarlılıkta da Öncü Mehmet Bulanık’ın başarı öyküsü sadece üretim ve ödüllerle sınırlı değil. Aynı zamanda toplumun farklı kesimlerine olan duyarlılığıyla da biliniyor. Kasım 2024’te, Gazileri Bilge Tatlı işletmesinde ağırlayarak, geçmişe ve değerlere verdiği önemi gösterdi. “Allah onları korusun, hakları ödenmez,” diyerek gazilere şükranlarını sundu. Haziran 2024’te Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sadık Gardiyanoğlu, Mehmet Bulanık’ı ülke istihdamına sağladığı katkılar nedeniyle başarı plaketi ile onurlandırdı. Bu takdir, yalnızca özel sektör başarısı değil; kamusal katkıların da bir teyidi olarak kayıtlara geçti. Bilge Tatlı sadece bir tatlı üretim noktası değil, aynı zamanda Kıbrıs’ta siyaset ve toplumun buluşma merkezlerinden biri hâline geldi. UBP’li siyasilerin, bürokratların ve KKTC Türkiye Büyükelçisi Metin Feyzioğlu’nun katılımıyla sık sık yapılan toplantılar, işletmeyi “Girne siyaseti”nin yeni merkezi hâline getirdi. Siyaset, iş dünyası ve yerel halk arasında köprü kuran bir rol üstlendi. Bir Tatlıdan Fazlası… Mehmet Bulanık’ın adı bugün yalnızca baklava ile anılmıyor. O, erken yaşta ticarete atılmış, kendi markasını yaratmış, toplumsal sorumluluğunu unutmamış bir iş insanı. Gazilere vefa gösteren, istihdama katkı sunan, siyasetin nabzını tutan bir lider olarak, Kuzey Kıbrıs’ta hem ekonomik hem de sosyal anlamda kalıcı izler bırakmaya devam ediyor. “Lezzetiyle gönülleri, duruşuyla toplumu tatlandıran bir isim: Mehmet Bulanık.”











