top of page

Bu sitede ara

Boş arama ile 1150 sonuç bulundu

  • Sevil Arslan – Dijital Dünyada Kendi Markasını Yaratan Kadın

    Bir telefondan fazlası… Sevil Arslan’ın dijital başarı hikayesi Sevil Arslan, yalnızca içerik üretmedi — bir ilham kaynağına dönüştü. “sevil_cancer” kullanıcı adıyla Instagram’da 30 binden fazla takipçiye ulaşan Arslan, hem güçlü bir dijital içerik üreticisi hem de kendi kitlesini oluşturmayı başarmış bir marka sahibi. 112 gönderisiyle samimiyet, özgünlük ve tutarlılıkla inşa ettiği bu dijital yolculuk; genç içerik üreticilerine ve kadın girişimcilere örnek olacak nitelikte. Her paylaşımında ruh halini ve içtenliğini yansıtan Arslan, doğaçlama tarzıyla özgünlüğü ön planda tutuyor. Sürekli üretim zorlayıcı olsa da, bu süreci sabır, disiplin ve hayal gücüyle aştığını belirtiyor. En büyük destekçisi ise müzik: Ona göre her yeni içerik bir duygunun dışa vurumu. Sevil Arslan, sosyal medya kampüsü eğitimleriyle profesyonelleşmiş, artık sadece bir “içerik üreticisi” değil — dijital dünyada tanınan bir isim. Şimdi hedefi daha da büyük: Kendi markasını büyütmek ve daha fazla kadına ilham vermek. Bugün reklam ve işbirlikleri için talep gören bir profil haline gelen Sevil Arslan, www.diyetkocu.net/sevila üzerinden de dijital etkileşimini büyütüyor. Onun hikayesi, sabrın, tutkunun ve özgünlüğün neler başarabileceğini gösteriyor.

  • "Eğitim Ailede Başlar" Diyerek Yola Çıktı, Binlerce Hayata Dokundu. Nurgül Budak Çınar’ın İlham Veren Başarı Öyküsü

    Rehber öğretmen, eğitim danışmanı, aile ve evlilik danışmanı… Ama hepsinden önce; bir hayalin, bir gayretin ve bir idealin adı: Nurgül Budak Çınar. O, öğrencilerin sadece sınavlara değil; hayata hazırlanması gerektiğine inananlardan. 10 yıldır severek sürdürdüğü mesleğinde, binlerce öğrencinin ve ailenin hayatına rehberlik etti. Eğitim yolculuğu Anadolu Üniversitesi’nde başladı, Aksaray Üniversitesi’nde yüksek lisansla devam etti. Şimdi psikoloji lisansını da tamamlamak üzere. Bu azim, onun en güçlü yönlerinden biri. Çünkü başarıyı sadece başkalarına öğretmekle kalmıyor; her gün kendisi de yeniden öğreniyor, gelişiyor. Nurgül Budak Çınar’ın ilkokul öğretmeni ona nasıl ilham olduysa, o da şimdi aynı şekilde birçok öğrenciye ilham veriyor. Kendi üniversite tercih sürecinde yanlış yönlendirilen bir öğrenci olarak başladığı bu yolda, bugün doğru rehberliğin nasıl hayat değiştirdiğini kanıtlıyor. YKS, LGS, KPSS, polislik ve askerlik gibi birçok sınava hazırlanan öğrencilerle çalışan Çınar, hızlı okuma eğitimi ve zaman yönetimi gibi kişisel gelişim alanlarını da sürecin ayrılmaz bir parçası olarak görüyor. Öğrencilerini sadece bilgiyle değil, öz güvenle donatıyor. “Potansiyel var ama kullanılmıyor. Ben o potansiyeli ortaya çıkarıyorum,” diyor. Danışmanlık verdiği alan sadece eğitimle sınırlı değil. Aile içi iletişim, evlilikte denge ve empati gibi konularda da bireylere destek oluyor. Aynı zamanda Aksaray Aile ve Evlilik Danışmanlığı Derneği Başkanı olarak bu alanda kurumsal bir misyon da üstleniyor. Onun için “mutlu çocuk, mutlu aile; mutlu aile, mutlu toplum” demek sadece bir söz değil, bir vizyon. Bugün Aksaray’da açtığı kendi eğitim merkezinde, eşiyle birlikte yürüttüğü bu yolculuk artık daha da fazla insana ulaşmaya başladı. Ve şunu her danışanına söylüyor: “Ben sizinle bu yolda yan yanayım… İster yüz yüze ister online, yeter ki siz bir adım atın.”

  • Emekli doktor, tüm birikimini yatırdığı mavi yemiş yetiştiriciliğini 14 yıldır sürdürüyor

    Zonguldak'ta uzun yıllar doktorluk yaptıktan sonra emekli olan ve kiraladığı arazide mavi yemiş yetiştirmeye başlayan Tomris Özeler, 14 yıldır organik üretim yapıyor. Kentte 35 yıl çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı olarak görev yaptıktan sonra emekli olan Tomris Özeler, bir seyahati sırasında tanıştığı mavi yemişi yetiştirmeye karar verdi. 2011'de Zonguldak-Karadeniz Ereğli kara yolunda bozuk orman arazisini kiralayan Özeler, burada çalışarak araziyi tarıma hazır hale getirdi. Özeler, daha sonra Polonya'dan ithal ettiği mavi yemiş fidanlarını araziye dikerek üretime başladı. İlk başlarda verimlilik açısından sonuç alamasa da sürdürülebilir üretim teknikleri uygulayarak kalitesini ve miktarını artıran Özeler, organik ürünlerinin tanıtımı için fuar ve organizasyonlara katıldı. Zamanla stant açarak doğrudan tüketiciyle buluşan ve pazarlama ağını genişleten Özeler, 21 dönüm bahçesinde geçen yıl 500 kilogram mavi yemiş hasat etmesinin yanı sıra kestane ve kara yemiş de yetiştiriyor. "Örnek bir çalışma yapmak istedim" Tomris Özeler, gazetecilere, bahçe kurma hayalinin bulunduğunu ve bir seyahatinde tanıdığı mavi yemişi yetiştirmeye karar verdiğini anlattı. "Örnek bir çalışma yapmak istedim." diyen Özeler, kentte tarımın sadece fındık olarak düşünüldüğünü, alternatif olması amacıyla kestane, kara yemiş ve mavi yemiş yetiştirdiğini aktardı. Özeler, tüm emekli ikramiyesini harcayıp üzerine de harcama yaparak fidanları Polonya'dan getirttiğine değinerek, "Belki daha fazla ürünüm ve daha fazla gösterişi olabilirdi ancak doğal tarım, organik olsun diye ısrar ettim." diye konuştu. İklim koşullarının üretimi çok etkilediğine işaret eden Özeler, ne kadar sulasa da yağmurun bitki üzerindeki etkisinin çok fazla olduğunu vurguladı. Özeler, parayla çalışan bulsalar da kendilerinin gösterdiği özeni göstermediğini, o nedenle tırpanından sulamasına kadar her şeyle kendisinin ilgilendiğini dile getirerek, bu işi yapacak kişilerin doğayı sevmesi gerektiğini, sırf para kazanmak için yapılamayacağını sözlerine ekledi.

  • Serap Yaman Çay: Afrika’dan İsviçre’ye, Kalbinden Kaleme Uzanan İlham Verici Bir Başarı Hikâyesi

    Serap Yaman Çay… Hayatı boyunca inanç, disiplin ve aile değerlerini pusula edinmiş bir kadın. İsviçre’nin Moudon Vaud kantonunda doğan Serap Yaman, dört yaşına kadar Afrika’da, Togo’da büyüdü. Henüz çocuk yaşlarda kıtalar arası bir hayatla tanıştı. Aslen Kastamonulu olan yazar, dedesi Hasan Yaman’ın İsviçre’ye ilk gelen Türklerden olmasıyla da ailesinde öncü bir ruhun mirasını taşıdı. Hayatı boyunca eğitim ön plandaydı. Evde Türkçe konuşulurken, tüm eğitimini Fransızca aldı. Pazartesiden cumaya okul, cumartesi günleri Türkçe okul, pazarları ise dini eğitim... Üstelik evlerine gelen özel öğretmenlerden de bire bir dersler aldı. Yurtdışında büyümüş olmasına rağmen Türk kimliğini ve değerlerini hiç kaybetmedi. Disiplinli ve çok yönlü bu eğitim, onun ilerideki duruşunun temellerini attı. Serap Yaman’ın ilk mesleki adımları moda dünyasında oldu. HES Eracom Üniversitesi Moda Tasarımı Bölümü’nü tamamladıktan sonra, İsviçre’nin en prestijli moda okullarından SWISS MODE’da yüksek lisans eğitimini başarıyla tamamladı. İsviçre’nin ünlü moda markalarına styling hizmeti verdi, vitrin tasarımı ve kreatif danışmanlık yaptı. Ancak bu parlak moda kariyerini genç yaşta aldığı bir karar değiştirdi: Kalbini dinledi, aşka düştü. Bu aşk, onu sadece kişisel değil, ruhsal olarak da dönüştürdü. Ve bu dönüşüm, “Aşk mı? Zarar mı?” adlı ilk kitabına hayat verdi. “Aşk mı? Zarar mı?”: Aşkın Gölgesinde Kadının Sessiz Çığlığı Serap Yaman Çay’ın kaleminden çıkan “Aşk mı? Zarar mı?”, basit bir aşk romanı değil. Bu eser, aşkın ardına gizlenen psikolojik şiddeti, duygusal manipülasyonu ve kadının yaşadığı içsel fırtınaları gözler önüne seren güçlü bir farkındalık çalışması. Kitap, Seran ve Beyzade karakterleri üzerinden iki kıtaya yayılan bir hikâye sunsa da, asıl mesele “Aşkta sınır nerede başlar? Zarar nerede görünür?” sorularına cesurca cevap aramak. Yayımlandığı ilk andan itibaren sosyal medyada dikkat çeken kitap, özellikle kadın okuyucularda derin izler bıraktı. Psikolojik çözümlemeleri, sade ama etkileyici dili ve gerçekçi karakterleriyle kısa sürede ilgi odağı oldu. Bu ilgiyi fark eden medya dünyası da sessiz kalmadı. Serap Yaman ilk olarak Seyhan Soylu’nun Business Channel programına davet edildi. Ardından Show Türk ekranlarında seyircilerle buluştu. Bu süreçte yanında olan ve ona destek veren Seyhan Soylu ile Bilal Özbilge’ye özel teşekkürlerini de her fırsatta dile getiriyor. Yazar, Rol Model, İlham Kaynağı Serap Yaman Çay’ın başarı hikâyesi yalnızca kitap satmakla, ekranlara çıkmakla sınırlı değil. Onun başarısı, kadınlara cesaret vermesinde, yaşadıkları travmaları anlamlandırmaları için bir yol arkadaşı olmasında ve aşkın yüceltilmiş yönlerinin yanında zarar veren taraflarını da görünür kılmasında yatıyor. “Aşk mı? Zarar mı?” sadece bir edebi eser değil, aynı zamanda bir toplumsal uyanış metni… Kadın cinayetlerinin ve psikolojik şiddetin arttığı bir dönemde, Serap Yaman bu kitabı kaleme alarak hem bireysel hem toplumsal düzeyde önemli bir mesaj verdi. Kadınlara “susma, fark et, güçlen” diyor. Şimdi ise eserinin dizi/film uyarlaması gündemde. Yapımcılarla görüşmeler sürerken, bu güçlü hikâyenin daha geniş kitlelerle buluşması hedefleniyor. Serap Yaman, kalemiyle olduğu kadar karakteriyle de ilham veren bir kadın olarak yoluna devam ediyor. Afrika’nın topraklarından İsviçre’nin vitrinlerine, oradan Türkiye’nin kadın yüreklerine uzanan bir hayat Serap Yaman’ınki… Onun hikâyesi; inancın, emeğin, sevdanın ve dönüşümün hikâyesi. Bugün birçok kadın onun kaleminde kendini buluyor, onun sözlerinde kendi sessizliğini duyuyor. Ve bu başarı; yalnızca bir kitapta değil, bir hayat duruşunda yazılıyor…

  • Hayatını adadığı engelli kızının gelişimi en büyük mutluluğu oldu

    Konya'da serebral palsi (beyin felci) hastalığı ve gelişim geriliğinin yanı sıra görme engeli de bulunan Ayşe Beyza Tunçez, yaşadığı zorluklara rağmen annesinin de desteğiyle müzik öğretmeni olma hayaline kavuşacağına inanıyor. Üç çocuk annesi 51 yaşındaki Zeynep Tunçez'in 22 haftalıkken 500 gram doğan kızı Ayşe Beyza, sağlık problemleriyle dünyaya geldi. Ayşe Beyza'ya 3 yaşında özel eğitime başlarken yüzde 50 gelişim geriliği, yüzde 95 görme engelli raporu verildi. Serebral palsi hastası 19 yaşındaki Ayşe Beyza, yaşadığı zorluklara rağmen azmi ve annesinin çabaları sayesinde Konya Çimento Güzel Sanatlar Lisesinden 2 enstrüman çalarak mezun oldu. Gördüğü tedavi ve annesinin ilgisiyle gelişim geriliği yüzde 25'e düşen genç kız, müzik öğretmeni olmak istiyor. "Müzik aletlerini çalarken kendimi buluyorum" Ayşe Beyza Tunçez, annesinin desteğini hayatın her alanında yanında gördüğünü söyledi.Bu destek ve kendi azmi sayesinde hayallerine hep kavuştuğunu anlatan Tunçez, şöyle konuştu: "Piyano ve bağlama çalıyorum. Müzik aletlerini çalarken kendimi buluyorum, mutlu hissediyorum. Öğrencilere, piyano çalmayı öğretmek istiyorum. Hayatım boyunca müzik aleti çalmak istiyorum. Bu benim tutkum. Annem benim her şeyim. Beni 6 yıl sırtında taşıdı. O olmasa okuluma gidemezdim, müzik aletlerini çalamazdım. Onun sayesinde müziğe tutundum, onu çok seviyorum." "Uyurken bile kızımı özlüyorum" Anne Zeynep Tunçez ise erken doğan kızının 75 gün kuvözde kaldığını dile getirdi. İlkokula gidene kadar yürüyemeyen Ayşe Beyza'yı kucağında taşıdığını anlatan Tunçez, "Bir kolumda kızım, diğer kolumda çantası olurdu. Yıllarca böyle gezdik. Birinci sınıfta yürümeye başladı. Kollarımın ağrısını şimdi fark ediyorum ama Ayşe Beyza için değer." diye konuştu.Tunçez, ömrünün sonuna kadar kızının arkasında olduğunu vurgulayarak, "O günleri hatırladıkça kolum ağrısa da ellerim tutmasa da 'Çok şükür.' diyorum. Müzikle kendini daha iyi ifade etti. Ayşe Beyza'ya 6 yaşındayken ağabeylerinin orgunu verdim. Bizim dinlediğimiz şarkı ve türküleri çalmaya başladığında yeteneğini fark ettik. Sonrasında eğitimlerine başladık. Müzik öğretmenliğini isteyen kızımı hedefini başarmış şekilde görmek isterim. Kızımla bir bütünüz. Yaşam gücüm, uyurken bile kızımı özlüyorum." ifadelerini kullandı.

  • Edirneli Hazar engelleri azmiyle aştı, beden eğitimi öğretmeni oldu

    Edirne'de bedensel engelli Cemal Hazar Kahraman beden eğitimi öğretmeni olarak atanmanın heyecanını yaşarken, engelli bireylerde spor konulu yüksek lisans eğitimini sürdürerek azmiyle örnek oluyor. Trakya Üniversitesi (TÜ) Kırkpınar Spor Bilimleri Fakültesi’nden 2 yıl önce mezun olan Kahraman, aynı fakültenin Hareket ve Antrenman Ana Bilim Dalı’nda yüksek lisans eğitimini sürdürüyor. Girdiği Engelli Kamu Personeli Seçme Sınavı’nı (EKPSS) öğretmen olarak atanabilme puanını başarıyla alan Kahraman, beden eğitimi öğretmeni olmaya hak kazandı. Yeni eğitim-öğretim yılında Edirne’de bir okulda göreve başlayacak olan Kahraman, akademik bilgi ve tecrübelerini genç nesillere aktarmaya hazırlanıyor. "Yılın sporcusu seçildim, Türkiye beşincisi oldum" Kahraman, yaptığı açıklamada, hayatının dönüm noktasının lisede öğretmeni Gürbüz Tokgöz’ün yönlendirmesiyle spora başlaması olduğunu söyledi. Spora başladıktan sonra Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü Şube Müdürü Murat Ulaşdır'ın desteğiyle kendini geliştirdiğini belirten Kahraman, "2019'da bilek güreşinde katıldığım yarışmalarda ödüller kazandım. Yılın sporcusu seçildim, Türkiye beşincisi oldum, bu aşamalar hep bir ekip işi. Zincirin halkaları gibi düşünürsek halkalardan birini dışarı çıkardığınızda zincir bozulur." dedi. Kahraman, elde ettiği başarıların ardından yeni arayışlara girdiğini, madalya almak isteyen kişilere rehberlik edip destek olmaya karar verdiğini dile getirdi. Akademik kariyer yapmak istediğini ifade eden Kahraman, "Bütün hikayem bir problemi bulup, bunu nasıl çözebiliriz ya da bir adım ileriye nasıl götürebiliriz onu hesaplamakla geçti. Tabii bunlar tek bir kişinin başarısı değil doğru bir ekip doğru bir planlama gerekli." diye konuştu. "Atanmayı bekliyorum" Kahraman, öğretmen olmaya hak kazandığını, atama için beklediğini belirtti. Hocalarından öğrendiklerini aktaracak olmanın heyecanını yaşadığını aktaran Kahraman, şunları kaydetti: "Öğrenciyken sınav kağıdı gelir, cevaplarsın ve biter. Öğrendiklerimi aktarma kısmında nasılım acaba, öğrendim ama ne kadarını anlatabiliyorum, benim için kendimi test etme aşaması olacak. Hocalarımın hayatıma dokunduğu gibi ben de öğrencilerimin hayatına dokunmak istiyorum. Kendimden biliyorum ki bir öğretmen isterse bir öğrencinin hayatını değiştirebiliyor. Bu kapsamda ben de ilerlemeyi düşünüyorum. Umarım onların yaptığının çeyreğini yapıp öğrencilere dokunabilirim." "Zorluklarla başa çıkmak Hazar'ın işi" Fakülte Dekanı Prof. Dr. Nurper Özbar da başarılı bir öğrenci olduğunu, lisans eğitimiyle kalmayarak yüksek lisansa da başladığını belirtti. Öğrencisinin, yüksek lisansın ilk dönem derslerinde de başarılı bir ilerleyiş sergilediğini, ikinci dönemin ardından tez aşamasına geçeceğini aktaran Özbar, "Büyük bir merakla tez çalışmalarının tamamlanmasını da bekliyoruz. Kendisine vermiş olduğum bir ödevin hala devam ettiğini, sonuca geldiğini ve çok zor olduğunu söyledi. Zorluklarla başa çıkmak Hazar'ın işi. En iyi şekilde bununla da başa çıkacağını düşünüyorum. Bundan sonra da akademik makalelerin üzerinde ismini görmeye başlayacağız." dedi. Özbar, Hazar'ın öğretmen olarak atanmış olmasının da büyük bir başarı olduğunu dile getirdi. Bu başarının kendilerini gururlandırdığını ifade eden Özbar, "Bütün işlemleri takip ediyorum. İlk gününde okulda ne yapacak merak ediyorum, gitmek de istiyorum. Buralara gelmek isteyen, bu hedeflere ulaşmak isteyen bireyler için çok büyük bir örnek. Olumlu yönde örnek gösterilebilecek, işaret edilebilecek bir karakter aynı zamanda. Hazar gerçekten çok başarılı. İnşallah bundan sonraki süreçte de kapıları açar, dağları devirir ve arkasından gelecek kişilere ön ayak olmuş olur." ifadelerini kullandı. "Biz sorunu nasıl çözeceğiz ona odaklanıyoruz" Fakültenin engelli birimi koordinatörü Dr. Öğretim Üyesi Nilüfer Sivrikaya Tokgöz de yıllar önce eşi vasıtasıyla tanıdığı Hazar'a yüksek lisans danışmanlığı yaptığını belirtti. Hazar'ın kendisini en çok etkileyen özelliğinin zorluklar karşısında vazgeçmemesi olduğunu aktaran Tokgöz, "Yaşanan sıkıntılar oluyor, dibe vuruyoruz ama Hazar vazgeçmiyor. 'Nasıl çözeceğiz hocam?' diyor. Biz sorunu nasıl çözeceğiz ona odaklanıyoruz. Yüksek lisansta güzel bir tez hazırlayacağız. Bu sefer de akademik boyuttaki sınırları aşacağız Hazar ile." dedi. Tokgöz, Hazar'ın engelli bireylere rol model olduğunu, engelli bireylerin görünürlüğünün artmasıyla öğrencilerin isteme azminin de artacağını kaydetti.

  • Öğrencilere İngilizce kursu Belediye Başkanı tarafından veriliyor

    Alaçam Belediye Başkanı Ramazan Özdemir, eğitimlerine katkı vermek amacıyla ilçedeki öğrencilere ücretsiz İngilizce kursu veriyor. Alaçam Belediyesi tarafından öğrencilerin eğitimine destek olmak amacıyla yaklaşık 6 ay önce Akademik Gelişim Merkezi hayata geçirildi. Ücretsiz takviye kursları ve İngilizce dersi verilen merkezde, ilçede 7, 8, 11 ve 12'nci sınıf öğrencileri ile mezunlara ücretsiz hizmet sunuluyor. Karabük Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu olan Alaçam Belediye Başkanı Özdemir de merkezde öğrencilere İngilizce kursu veriyor. İlçedeki öğrencilerin dershane ücreti vermeden Akademik Gelişim Merkezinde kendilerini geliştirmelerini hedeflediklerini belirten Özdemir, "İngilizcenin herkes tarafından bilinmesini destekliyorum. Günümüz şartlarında artık KPSS puanıyla bir kamu kurumuna atanmak çok zor olabilir ama iyi İngilizce ile büyük şirketlerde kendilerine iş imkanlarını gençlerimiz yaratabilir." ifadesini kullandı. Belediye başkanlığından önce 5 yıl öğretmenlik yaptığını, o döneme ait tecrübelerinden öğrencilerin faydalanmasını istediğine işaret eden Özdemir, şöyle devam etti: "Dil ile ilgili farkındalığı ilçemizde oluşturmak istiyoruz. Belki burada bir gencin hayatı dil sayesinde kurtulmuş olacak. Ben de Alaçamlı'yım, merkeze yakın bir köyünde yaşadım. Daha sonra İngilizce sayesinde bir firmada çalışmaya başladık. Bu yaşa kadar hayatımızı aslında dilden kazanmış olduk. Öğrencilik yıllarımda tercümanlık yapardım. Yani dil sayesinde aslında hayatımızı kazanmış olduk. Bunu öğrencilerimize hem anlatıyoruz motive olmaları için hem de dili öğrenmeleri için desteklemek istiyoruz. İnşallah ilerleyen dönemlerde buradan dil takviyesi almış, güzel bir üniversiteyi kazanmış, güzel şekilde İngilizcesini geliştirmiş öğrencilerimizi görmek bizlere nasip olur." "Burada 'hocam' var, 'belediye başkanım' yok" Belediye başkanlığının yanı sıra öğrencilere ders vermenin kendisine de iyi geldiğini vurgulayan Özdemir, "Belediye başkanlığı bu kapının dışında kalıyor. Buradan içeriye girdiğimiz zaman öğrencilerle göz göze geliyorsunuz. Burada 'hocam' var, 'belediye başkanım' yok bir defa. Burada belediye başkanlığımızı unutuyoruz. Çocuklara bir şeyler öğretebilir miyiz, onların psikolojilerini nasıl kontrol edebiliriz... Amacımız bu. Belediye başkanlığı, ilçeyle ilgili her şeyi ilgilendiriyor ama sınıfta her şey öğrenciyle ilgili. O süre içerisinde öğrencilerimizle ilgili soruları ve sorunları dinlemek zorundayız." şeklinde konuştu. Kursa katılan öğrencilerden geçen yıl liseden mezun olan Medine Akman ise derslerin güzel geçtiğini, çok keyif aldığını dile getirdi. Şehit Kadir Kara Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencisi Kader Yeşilyurt ise derslerin samimi bir ortamda işlendiğini anlatarak, "Bir belediye başkanının bize ders vereceğini düşünemezdim. Korkardım aslında konuşmaktan ama şimdi hiç çekinmeden konuşabiliyorum. Okulda öğrenemediğim birçok şeyi daha kolay öğrenebiliyorum." dedi.

  • Kadın girişimci üniversite sıralarında kurduğu şirketle teknoloji geliştirip satıyor

    İzmir'de lisans eğitimi sırasında kurduğu şirkette biyosensör ve cihaz geliştiren 26 yaşındaki Aleyna Yıldız, yerli teknolojisini yurt dışına da pazarlamayı amaçlıyor. Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bölümü'nden 2022 yılında mezun Yıldız, lisans eğitim sırasında DEÜ Teknoparkı'nın (DEPARK) 2020'de düzenlediği girişimci kampına girdi. Kamptaki eğitimin ardından sağlık alanında çalışma gerçekleştiren Yıldız, ölümlere neden olan ve "hastane mikrobu" olarak bilinen "staphylococcus aureus" bakterisini tespit eden biyosensör geliştirdi. Bu çalışmasını ticarileştirmek isteyen Yıldız, 2021 yılında bir taraftan üniversite öğrenimine devam etti, diğer taraftan ise 21 yaşında DEPARK bünyesinde şirket kurdu. Yıldız, TÜBİTAK ve KOSGEB'ten destekler aldığı çalışmalarında su ve tuzu çözeltip mikroorganizma imha eden cihaz, mikrobiyal hava örnekleme cihazı ve çeşitli sektörlerde kullanılabilen biyosensörler geliştirdi. Bugüne kadar yatırımcılardan 10 milyon liralık yatırım alan Yıldız, Kemalpaşa ilçesindeki tesiste 5 kişilik ekibiyle ithal biyosensörlerin yerli muadilleri ile özgün biyosensörleri ve cihazlarını üretiyor. Genç girişimci, ithal ürünlere göre daha uygun maliyetli ürünleri Türkiye'nin dört bir tarafından akademisyenlere, gıda, tarım, ilaç, kozmetik gibi alanlardaki kuruluşlara satıyor. Türkiye Gençlik STK'ları Platformu'nun 2023'te düzenlediği Türkiye Gençlik Zirvesi'nde "Sağlık Özel Ödülü" alan Yıldız, geliştirdiği yerli cihazları yurt dışına pazarlamayı amaçlıyor. Üniversite projesi iş fikri oldu DEÜ Moleküler Tıp Ana Bilim Dalı yüksek lisans öğrencisi de olan Yıldız, AA muhabirine, küçük yaşlardan itibaren insan sağlığı ve tıpla ilgili çalışma yapmak istediğini söyledi. Lisans eğitimi sırasında geliştirdiği teknolojilerle insan sağlığına katkı sunmayı hedeflediğini ifade eden Yıldız, "Hastane enfeksiyonları, dünyada yılda milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine neden oluyor. Bu bakteri çoğu zaman tespit edilemiyor. Bu hastane enfeksiyonunu havada tespit eden, dünyada benzeri olmayan biyosensörü geliştirerek patentini aldım. Üniversite projesi olarak çıkan bu iş fikri, benim için girişimcilik serüveni oldu." dedi. Yıldız, farklı alanlarda ölçüm yapabilen 50 farklı biyosensör geliştirdiklerini anlatarak, "Şirketimiz 250 bin dolar bandında yatırım aldı ve 4 yatırımcı ortağımız oldu. Tarım alanında büyük et, süt ve gıda gibi üretim firmalarına 8 bin üzerinde ürün satışı gerçekleştirdim. Biyosensörleri yerli şekilde üreterek, ilk öncelikle 100'e yakın akademisyenlere gönderdik. Şu an ülkemizin en doğusundan batısına kadar hızlı ölçüm yapmak isteyen sağlık, tarım ve gıda firmalarıyla çalışıyoruz." ifadelerini kullandı. 20'ye yakın ödül aldı Çalışmalarıyla yurt içi ve dışından 20'ye yakın ödüle layık görüldüğünü, Türkiye Gençlik STK'ları Platformu'nun ödülünü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın elinden aldığını aktaran Yıldız, şöyle devam etti: "Uykusuz kaldık ve zorluklar çektik ama 'bunların karşılığı' var diyebilmek güzel. Cumhurbaşkanımızdan sağlık alanında çalışmaya dair ödül almak gurur. Bu ödülü 3 yıl içerisinde almak doğru yolda ilerlediğimizi hissettiriyor. İşin mali konusunda amacımız şirketimizi daha büyük hale getirmek. Ama onun dışında bir mühendis, AR-GE'yi çok seven biri olarak baktığımızda farklı yüksek teknoloji ürünler üretebilmek, insan sağlığının dokunduğu her yerde yeni teknolojileri geliştirerek 'artık bu ürün ülkemizde yerli, milli şekilde üretiliyor ve bu teknolojiler artık yurt dışına açılıyor" denildiği nokta benim çok mutlu olacağım nokta."

  • Türkiye, dünya turizminde 4. sıraya yükseldi

    Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, "Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü'nün yayımladığı Mayıs 2025 Dünya Turizm Barometresi'ne göre Türkiye, 2024 yılında 56,7 milyon ziyaretçiyle dünyada en çok turist ağırlayan 4. ülke oldu." dedi. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, "Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü'nün yayımladığı Mayıs 2025 Dünya Turizm Barometresi'ne göre Türkiye, 2024 yılında 56,7 milyon yabancı ziyaretçiyle dünyada en çok turist çeken ülkeler sıralamasında İtalya'yı geçerek 5. sıradan 4. sıraya yükseldi." ifadesini kullandı. Dünya Turizm Örgütü verilerine göre, turizm liginde ilk 5 ülke, Fransa, İspanya, ABD, Türkiye ve İtalya oldu. Bakan Ersoy, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu bilgileri verdi: "Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü'nün yayımladığı Mayıs 2025 Dünya Turizm Barometresi'ne göre Türkiye, 2024 yılında 56,7 milyon yabancı ziyaretçiyle dünyada en çok turist ağırlayan 4. ülke oldu. Bir önceki yıla göre bir basamak yükselerek 5. sıradan 4. sıraya çıkan Türkiye, bu alandaki istikrarlı yükselişini sürdürdü. 2024 yılı toplam ziyaretçi sayımız ise 62,3 milyona ulaştı." Bu büyük başarının, tarihi mirasın ve kültürel zenginliğin etkili biçimde tanıtılmasının, güçlü altyapının ve dört mevsime yayılan turizm çeşitliliğinin sonucu olduğunu belirten Ersoy, "Türkiye artık sadece izlenen değil, örnek alınan bir turizm ülkesi konumundadır." değerlendirmesinde bulundu.

  • İstanbul'da yaşayan 78 yaşındaki kadın imam hatip lisesini bitirip hafız oldu

    İstanbul'da yaşayan Möminat Dilli, eşinin izin vermemesi nedeniyle yıllarca ertelediği okuma hayalini 78 yaşında gerçekleştirerek açık öğretim imam hatip lisesini bitirdi, ardından da hafız oldu. Ortaokul mezunu 3 çocuk annesi Möminat Dilli, liseye gitmek istese de eşi izin vermediği için bu hayalini uzun yıllar gerçekleştiremedi. Dilli, 2021'de rahatsızlanan eşinin vefatından önce okumasına izin vermesinin ardından hemen açık öğretim eğitimi veren liseleri araştırmaya başladı. Kendisini kabul edecek bir okul arayan Dilli, yaşadığı Başakşehir'den Bağcılar'a kadar birçok lise gezdi. Erkek imam hatip liselerine bile başvuran Dilli, sonunda Başakşehir Şehit Haki Aras Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi'nin açık öğretim programına kabul edildi. Dilli, açık öğretim kapsamındaki ortak derslere kendi imkanlarıyla çalışarak sınavlarına girerken, Kur'an-ı Kerim, tefsir ve siyer gibi alan derslerini hafta sonları 2 kilometre uzaklıktaki okuluna giderek yüz yüze eğitimle tamamladı. Sınavlarını başarıyla tamamlayarak dönemleri bitiren Dilli, geçen yıl açık öğretim imam hatip lisesinden 80,94 not ortalamasıyla mezun olarak diplomasını aldı. İmam hatip lisesinde aldığı Kur'an-ı Kerim derslerinde ezberinin ilerlediğini fark eden Dilli, mezun olduktan sonra hafızlığa devam etti. Kısa sürede Kur'an-ı Kerim'i ezberleyerek hafız olan Möminat Dilli, şimdilerde ise ezberini tekrarlayarak has yapıyor. "Ne istiyorsanız isteyin ama sabırlı olun" Möminat Dilli, eğitimini tamamladığı okulunda AA muhabirine yaptığı açıklamada, eşinin 2022'deki vefatından bir yıl önce "Çok hastayım biliyorum. Ben ölsem sen okuyacaksın, içinde kalmış. Sana izin veriyorum, git nereye kaydını yaptırıyorsan yaptır." demesinin ardından okul aramaya başladığını anlattı. Eşinin izin vermesine çok sevindiğini aktaran Dilli, "Birçok imam hatip lisesine başvurdum hatta erkek imam hatip liselerine bile gittim. Beni kız liselerine yönlendirdiler. Bağcılar'a kadar gittim ama sonunda Başakşehir Şehit Haki Aras Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi'nin açık öğretimine kaydoldum. Eğitime başladım ve hiç sınıfta kalmadım. Haftada iki gün okula geliyordum. İlk zamanlar taksiyle geliyordum. Sonra komşular taksiyle okula gittiğimi öğrenince arabalarıyla götürmeye başladı." ifadelerini kullandı. Perde takarken düşünce hastaneye gitmek zorunda kaldığı için yalnızca bir gün okuluna devam edemediğini belirten Dilli, eğitimin başlarında sınıfın çok kalabalık olduğunu, bazı arkadaşlarının derslerin zorluğu nedeniyle düz liseye geçtiğini, ancak kendisinin devam ettiğini kaydetti. Okumayı ve liseye gitmeyi çok istediğini vurgulayan Dilli, "Ne istiyorsanız isteyin ama sabırlı olun." dedi. "Genç olanlara derim ki vakitlerini güzel değerlendirsinler" Dilli, imam hatipte Kur'an-ı Kerim dersi kapsamında birçok sure ve dua ezberlediğini dile getirerek, şöyle devam etti: "Dönem sonunda hafızlık derecesine çok yaklaştığımı fark edince ezberlere devam ettim. Kendime 'Neden hafız olmayayım?' dedim. Burada okul bitti ama benim okulum bitmedi. Evde devam ettim ezberlerime. Elhamdülillah ezberledim. Ama çok darlandım tabii. Hafızlığı tamamladım, şu an üstünden ikinciyi geçerek has yapıyorum. Ama bu daha zor. Genç olanlara derim ki vakitlerini güzel değerlendirsinler. Vakte çok önem veririm. Kıymetini bilsinler gençliklerinin. Şimdi ilkokulda olsaydım bu hafızlık çoktan bitmişti. Tabii yaşlanınca biraz ağır gidiyor öğrenme süreci. Rabb'im en güzelini demiş, ilk emri bize ne? 'Oku.' Onu tutsunlar yani okusunlar." Dilli, ailelere de çocuklarıyla yakından ilgilenmeleri, onlara eğitimi sevdirmeleri ve destek olmaları tavsiyesinde bulundu.

  • “Gazzeli çocukların elçisi” Ebu Jazar, işgalin sesini dünyaya duyuruyor

    Gazzeli 11 yaşındaki aktivist, içerik üreticisi ve yazar Ramazan Ebu Jazar, yaptığı paylaşımlar ve kaleme aldığı “Çocukluk ve Kahramanlık Biyografisi” isimli kitapla İsrail işgalinin sesini dünyaya duyuruyor. İsrail'in 2014 yılında 8 bin askerle kara saldırısı düzenlediği Gazze Şeridi’nde dünyaya gelen ve ismini bu saldırılarda hayatını kaybeden amcasından alan Gazzeli çocuk Ramazan Ebu Jazar, geçen yıl bölgedeki saldırılarda evleri yıkıldığı için tahliye edilerek, Katar’a getirilen Filistinli Jazar ailesinin en küçük üyesi. İsrail ordusunun 7 Ekim 2023'ten bu yana düzenlediği saldırılarda Gazze’den yaptığı sosyal medya paylaşımlarıyla dünyanın ilgisini çeken ve Instagram platformunda 1,5 milyon takipçiye ulaşan Ebu Jazar, ateşkes ve yardım çağrılarıyla gündem oldu. Kendisini “Gazzeli çocukların elçisi” olarak tanıtan Ebu Jazar, 27 Şubat 2024 tarihinde Gazze’deki yıkımı gözler önüne serdiği bir paylaşımında, “Gazze’nin kalbinden selam olsun. Benden gelecek yeni videoları takip edin. Dünya’nın gözü önündeki bu ablukayı kaldırmak için bize katılın” ifadeleri ile 53 milyon görüntülenme alarak dünyaya sesini duyurmayı başardı. İsrail’in saldırıları altındaki Gazze halkının trajedisine tanıklık etmek amacıyla “Çocukluk ve Kahramanlık Biyografisi” adlı bir kitap da kaleme alan Filistinli Ramazan, Katar’ın başkenti Doha’da AA muhabirinin sorularını yanıtladı. Filistin davasını her yerde anlatmaya devam edeceğini dile getiren Ramazan Ebu Jazar, “Bedenim Katar'da ancak kalbim ve gönlüm Gazze'de.” dedi. “Uyumaya bile korkuyorduk” Gazze’de büyük acılar yaşadığını ve korku dolu günlere tanıklık ettiğini anlatan Ramazan Ebu Jazar, “Füze ve bombardımanların sesi altında uyumaya çalışıyorduk hatta öyle ki evimiz bombalanır ve uykuda oluruz diye uyumaya bile korkuyorduk. Üzerlerimizdeki savaş uçaklarının seslerinden Gazze'nin sokaklarında arkadaşlarla oyunlar oynamaya bile korkuyorduk.” ifadelerini kullandı. Gazze’ye girmesi engellenen insani yardımlar sebebiyle yaşanan açlığın ciddi boyutlara ulaştığını belirten Ramazan Ebu Jazar, “Yemek ve su aramak için sokaklarda geziniyorduk. Çünkü Gazze'de bir parça yemek bulabilirseniz çok şanslıydınız. Tahammül edilemez zorluklar yaşadık. Maalesef sabretmesi zor günler geçirdik.” şeklinde konuştu. “Yakınlarınızın öldürüldüğünü ve evininiz yıkıldığını unutmak nasıl mümkün olabilir?” Yaşadıkları korkuları ve zorlukları unutmanın mümkün olmayacağını vurgulayan Ramazan Ebu Jazar, “Küçücük çocuklar bunlara nasıl dayansın? Bunları unutmak, bunlara dayanmak nasıl mümkün olabilir. Yakınlarınızın öldürüldüğünü ve evininiz yıkıldığını unutmak nasıl mümkün olabilir Füze seslerini ve bombaların düşmesini bir çocuk nasıl unutabilir?” diye sordu. “Türkiye her zaman yanımızda oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a selam olsun” İsrail’in saldırılarından ve yaşanan zorluklarından etkilendiğini dile getiren Ramazan, Türkiye’nin bu süreçte Gazze’nin yanında olduğunu belirterek, “Türkiye’ye Gazze halkına desteği için teşekkür ederiz. İnşallah Türkiye halkı Mescid-i Aksa’nın özgürlüğüne kadar hep yanımızda olacak. (Cumhurbaşkanı Recep Tayyip) Erdoğan hiçbir zaman bizden vazgeçmedi ve hep yanımızda oldu. Gazze'nin çocuklarından sevgili Erdoğan'a ve halkına selam olsun.” diye konuştu. Filistin'i ve Gazze'yi gündem etmekten vazgeçilmemesi gerektiğini vurgulayan Ramazan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bizler savaşı durdurmaya gücü olmayan çocuklarız ve rakamlardan ibaret değiliz. Bu acılar altında yaşamayı hak etmiyoruz. Biz savaşın ne olduğunu bilmeyi hak etmiyoruz. Ölümleri ve yıkımları yaşamaktansa, oyunlar oynamayı ve eğlenmeyi hak edecek yaştayız.” Yaşanan yıkımların, saldırıların ve işgallerin bir an önce son bulmasını dileyen Ramazan Ebu Jazar, “Dünya çocukları koruyamıyor mu, savunamıyor mu, içinizden bir Selahaddin Eyyubi yok mu, Mescid-i Aksa’yı özgürlüğüne kavuşturacak? Bizler de sizin çocuklarınız gibi değil miyiz, onlar çocuk ise biz de çocuk değil miyiz? Gazze'yi savunun, Filistin'i savunun” şeklinde konuştu.

  • Emine Öztürk: Zor Bir Hayattan, Şiirin ve Kalemin Gücüne Yolculuk

    Yıllarca kendi sesini bastırmak zorunda kalan bir kadın düşünün… Geleneksel rollerin gölgesinde, toplumsal ve ailevi sorumlulukların yüküyle kendi isteklerini ertelemek zorunda kalmış biri… Emine Öztürk tam da böyle bir yolculuktan geçti. Ve bu yolculuğu, kelimelerle yeniden inşa etti. Yazar Emine Öztürk, edebiyat dünyasında şiirleriyle tanınan ve gün geçtikçe daha geniş bir okuyucu kitlesine ulaşan güçlü bir kadın yazar. İlk kitabı “Aşk Yalnızlığı Sever” ile kaleme aldığı içsel kırılmaları, aşkın, sitemin ve yalnızlığın iç içe geçtiği duyguları anlatmaya başladı. Ardından gelen “Viraneyi Hor Görme” adlı eseri ise bir anlamda yazarlık yolculuğunun olgunluk dönemi oldu. Bu iki kitapta da dikkat çeken ortak tema, insanın içsel arayışları… Öztürk’ün şiirleri; aşkı sadece romantik bir duygu olarak değil, ilahi bir özlem, bir arayış olarak işlerken, acıyı düşman değil; ruhun olgunlaşmasında bir öğretmen olarak sunuyor. Onun dizelerinde yalnızlık, bir zayıflık değil; derin düşünmenin, kendine dönmenin ve ruhsal yolculuğun anahtarı olarak karşımıza çıkıyor. Hayatında uzun yıllar boyunca çeşitli engellerle karşılaşan, toplumsal baskılar ve aile içi dayatmalarla kendi benliğini ertelemek zorunda kalan Emine Öztürk, tüm bu zorlukların ardından yazarlıkla kendi yolunu çizmeyi başardı. “Kendim olmayı, özgür olmayı 40 yaşından sonra öğrendim” diyen yazar, hem kadınlara hem de geç kalmışlıklardan korkan herkese umut veren bir örnek. Şu sıralar ise Öztürk’ün bir roman projesi üzerinde çalıştığı biliniyor. Bu yeni proje, şiirle örülü yolculuğundan sonra onun anlatı dilinde nasıl bir evrim geçirdiğini de gösterecek. İçinde yine aşk, inanç, sorgulama ve kadınlık halleri olacak ama bu kez düz yazının anlatım gücüyle… Emine Öztürk için yazmak, bir meslek değil; bir terapi, bir ibadet, bir direniş biçimi. Kendi deyimiyle: “Her şiirim, içimdeki susan kadının fısıltısıdır.”

Arama Yap

bottom of page