top of page

Boş arama ile 893 sonuç bulundu

  • İki arkadaşın kurduğu platform Bursa'nın belleğine dönüştü

    Osmanlı payitahtı Bursa'da, kent belleği oluşturmak için yola çıkan iki arkadaş, davet ettikleri konuklarla düzenledikleri buluşmalarda, Bursa'nın kendine özgün dokusunu ele alıyor. Samet Altıntaş ve Cihan Taşan, çocukluktan gençliğe adım attıkları ve kentin kimliğini keşfettikleri Bursa'da, şehrin mikro konularının konuşulduğu bir kültür tarih platformu oluşturdu. Bursa Tahtakale Buluşmaları isimli programa davet edilen konuklar, tasavvuftan sanat tarihine, edebiyattan mimariye çeşitli konularda anlattıklarıyla kültürün menşesinin şekillendiği payitaht Bursa'nın her katmanına değiniyor, şehrin tarihe bıraktığı izleri hafızaya kaydediyor. İlki 2019'un Eylül ayında gerçekleştirilen, 150'nci programıyla devam eden ve sosyal medya platformlarında da yayımlanan buluşmalarla Bursa'nın kimliğiyle ilgili bellek oluşturuluyor. Bursa Tahtakale Buluşmaları Samet Altıntaş, lise yıllarında her gün Kazım Baykal Caddesi'nden geçerek okuluna gittiğini, o günlerde aslında kendiliğinden şehrin bellek mekanlarında dolaştığını söyledi. Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü mezunu olduğunu belirten Altıntaş, üniversite eğitimi sırasında şehir tarihi çalışmayı öğrendiğini söyledi. İlk kitabı Bursa'nın Daveti Bir Osmanlı Başkenti Güncesi'nde, kenti entelektüel bir mesele olarak ele aldığını ifade eden Altıntaş, şöyle konuştu: "Evvelinde, ilkokul, ortaokul, lise zamanlarında hep gezdiğim, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın burada ikinci bir zaman var dediği mekanları, hissettiğim yerleri, entelektüel bir bakışla çalıştım. Bursa Tahtakale Buluşmaları da aslında bu hafızaya, hatıraya dayanan bir kültür tarih platformu. Mustafa Kara'nın ilk konuk olarak katıldığı günden bugüne, 150 program oldu. Tasavvuftan işçi hareketlerine, sanat tarihinden Bursaspor'a geniş bir repertuvarda şehrin hemen hemen her katmanını incelemeye çalışıyoruz. Şehir üzerine çalışmış şair, yazar, edip, mimar, sanat tarihçisi, yönetmen, kim varsa onları bu dijital ansiklopedimize dahil edip onlardan bir madde alıyoruz. Konuları biz seçiyoruz. Cihan ile istişare ediyoruz. Muhatabına, çalıştığınız konuyu anlatır mısınız diye sorduğumuzda büyük bir teveccühle geri dönüş alıyoruz." Altıntaş, ilk programdan bu yana amatör bir ruhla etkinliği düzenlemeyi sürdürdüklerini dile getirerek, "İki kişiyiz. Arkamızda herhangi bir sivil toplum kuruluşu, belediye, resmi kurum yok. Gerçekten iki arkadaş omuzlandık, sırtlandık. Devamlılık ve dayanıklılıkla da bu işi sürdürüyoruz." dedi. "Kent belleği oluşturma gayemiz var" "Bursa Tahtakale Buluşmaları"na davet ettikleri konuklara değinen Altıntaş, Osmanlı tarihçisi, araştırmacı ve yazar Prof. Dr. Cemal Kafadar'ın programa üç defa katıldığını söyledi. Altıntaş, "Mustafa Kara hocayı listenin başına yazmamız lazım. Zaten ilk onur konuğumuzdu. Onun himmetiyle başladık. Besim Dellaloğlu, Gökhan Yavuz Demir, Hilmi Yavuz, Ezel Akay, Mehmet Ali Sanlıkol gibi isimleri, Bursa çalışmış kişileri havuzumuzda topladık." diye konuştu. Bursa'nın dijital ansiklopedisini tutmak istediklerini anlatan Altıntaş, şunları kaydetti: "Bir kent belleği oluşturma gayemiz var. Bu amacımızda da mesafe katettik. Dile kolay 150 program ve 2019'dan 2026'ya uzanan bir serüven. Bursa üzerine kent belleği tutmak, çok mühim. Çünkü burası, imparatorluğun kurulduğu yer, herhangi bir şehir değil. İmparatorluğu kurmuş, üç kıtaya yaymış bir yerin kara kutusundan bahsediyoruz. Burası gerçekten çok mümbit (bereketli) bir arazi ve çok velut (doğurgan). Bu haliyle konu ve konuklar da ziyadeleşiyor." Altıntaş, programda işlenen konuların, yeni araştırmalara başlangıç oluşturduğunu, birkaç akademik makale ve yüksek lisans tezinde atıf aldıklarını, bir yüksek lisans tezinde atıf yapıldığını da sözlerine ekledi. "Geleceğe bir ses bırakmaya devam edeceğiz" Cihan Taşan da Bursa Tahtakale Buluşmaları'nın aslında 30 yıla varan bir arkadaşlığa dayandığını anlattı. Taşan, o zamanlarda da Altıntaş ile Bursa'nın tarihi ve kültürel mekanlarında dolaştıklarını belirterek, "Başka bir zaman keşfederdik. O, bizim gerçeklikten kaçmak için sığındığımız bir dünyaydı. Bursa sevgisiyle büyüyünce ve aslında zaman geçtikçe de elden gittiğini görünce bizde geçmişe özlem oluşmaya başladı." dedi. Bu özlemden yola çıkılan Bursa Tahtakale Buluşmaları fikrinin esas çıkış noktasının daha geçmişe dayandığına dikkati çeken Taşan, şöyle devam etti: "Fikir, geçmişe gidiyor. Bursa'da büyük ustalarımızın insanları toplayan mahfillerde, sohbetleri, Emirhan'da Ziya Faruk Aksakal, Gaye Kitapevinde Mehmet ağabey vardı. Böyle ortamlarda büyüdük, gittik, geldik. Oradaki sohbetlerin sıcaklıklarına aşina olarak büyüdüğümüz için 13-14 yaşlarında, 'Biz de büyüdüğümüzde keşke böyle bir sohbet mahfili oluşturabilsek.' diye çok hayal kurmuştuk. Gerçekleşeceğini de ummuyorduk. Bugün yer bizim değil ama en azından hayallerimizi gerçekleştirdik ve 150 programdır Bursa'yı konuşuyoruz." Taşan, izledikleri bir belgeselden etkilendiklerini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Memleket Hikayeleri diye bir belgesel denk gelmişti. Orada, Tahtakale'deki Vakar çay ocağında bir abi konuşuyordu, mekanın sahibi. Çok hoşumuza gitmişti. Kendisiyle tanışmaya gittik. 'Bize burayı açar mısınız, sohbetler, buluşmalar yapmayı düşünüyoruz' dedik. İnsanların Bursa'yı konuştukları bir mahfil, Bursa'yı çalışanların Bursa'yı anlattıkları bir yer olsun istedik. O da sağ olsun kapılarını açtı. O nedenle programın adı, Bursa Tahtakale Buluşmaları." Taşan, kendilerini izleyenlerin de Bursa'ya özlem duygusu taşıyanlar, Bursa'dan bir aşk nesnesi gibi bahsedenler ve ikinci zamanı keşfedebilenler olduğunu vurgulayarak, "Geleceğe dönük 150 program daha çıkar. Geleceğe bir ses bırakmaya devam edeceğiz." dedi.

  • "Köyde bir kovanın olsun" projesiyle 50 kovan sahiplendirdi

    "Herkesin bizim köyde bir kovanı olsun" projesiyle Bilecik'in Gölpazarı ilçesine bağlı Kurşunlu köyünde 50 kovan sahiplendirildi. Gölpazarı ilçesine bağlı Kurşunlu köyünde yaşayan, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğünce 2013'te "sıra dışı okur" seçilen Bedriye Berber Engin ve oğlu Cemil Engin, kırsal üretimi desteklemek amacıyla "Herkesin bizim köyde bir kovanı olsun" projesini hayata geçirdi. Anne Engin ve oğlu, sosyal medya üzerinden duyurulan proje kapsamında 50 kovanı bir yıllığına sahiplendirdi. Kovan sahiplerine her yıl 5 kilogram bal gönderen Engin ve oğlu, köye gelerek kendi kovanlarını yerinde görüp ballarını teslim almak isteyenleri de köyde ağırlıyor. Daha önce "Herkesin bizim köyde bir kiraz ağacı olsun" ve "Herkesin bizim köyde bir keçisi olsun" projelerini de hayata geçiren Bedriye Berber Engin, amaçlarının üretici ile tüketiciyi buluşturmak ve köyde tarımsal üretimi sürdürmek olduğunu söyledi. Hayatının büyük bölümünü tarım, hayvancılık ve arıcılıkla geçirdiğini ifade eden Engin, "Bir ayağım hep toprakta. Bütün enerjimi ve gücümü topraktan aldığıma inanıyorum." dedi. Engin, projeye İstanbul, Ankara, Bursa, Adana, Hatay ve Balıkesir başta olmak üzere Türkiye'nin farklı illerinden katılım olduğunu belirterek, uygulamanın hem doğal bal tüketimini teşvik ettiğini hem de köy ekonomisine katkı sağladığını dile getirdi. Özel sektörü bırakıp köyüne döndü 44 yaşındaki Cemil Engin ise yaklaşık 20 yıl özel sektörde çalıştıktan sonra köyüne dönerek aile mesleğini sürdürdüğünü söyledi. Yaklaşık 160 arı kolonisi bulunduğunu anlatan Engin, üretimin tüm aşamalarını doğal yöntemlerle gerçekleştirdiklerini belirtti. Yaz sezonunda arıları farklı floralarla buluşturduklarını kaydeden Engin, "Nisan ayında kirazla başlıyoruz, ardından ıhlamur, meşe, ayçiçeği ve çam balı üretimiyle sezonu tamamlıyoruz." diye konuştu. Engin, bu yıl yaklaşık 1 ton, geçen sene ise 1 ton 200 kilogram bal elde ettiklerini bildirdi. Türk Patent ve Marka Kurumundan (TÜRKPATENT) geçen yılın mayıs ayında marka tescili aldıklarını ve düzenli denetimlerden geçtiklerine değinen Engin, kurdukları internet sitesi aracılığıyla e-ticaret yoluyla Türkiye'nin farklı bölgelerine satış yaptıklarını sözlerine ekledi.

  • Şehir hayatından sıkılıp köyüne dönen kadın hayvancılığa başladı

    Çorum'da tekstil işiyle uğraşırken şehir hayatından sıkılıp köye yerleşmeye karar veren 49 yaşındaki Elif Dağlı, hayvancılık yaparak geçimini sağlıyor. İki çocuk annesi Dağlı, Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tokat Meslek Yüksekokulu Tekstil Teknolojisi Programı'ndan mezun olduktan sonra uzun süre tekstil sektöründe işçi olarak çalıştı. Çocukları dünyaya geldikten sonra işine ara veren Dağlı, şehir hayatından sıkılıp 2020'de Bekaroğlu köyünde ailesinin evine yerleşerek hayvancılık yapmaya karar verdi. Köydeki evi ve ahırı tamir ettiren Dağlı, annesinin doğum gününde hediye ettiği 5 anaç koyun ve 1 koçla hayvancılık yapmaya başladı. Kent merkezine yaklaşık 33 kilometre mesafedeki köyünde yalnız yaşayan Dağlı, hayvan sayısını yaklaşık 5 yılda 85'e yükselterek kendi sürüsünün sahibi oldu. "Hayatımın en güzel doğum günüydü ve dönüm noktasıydı" Dağlı, kuzularıyla baş başa güzel bir hayat yaşadığını, işlerinin yolunda olduğunu söyledi. Hayvancılığa başlarken annesinden destek gördüğünü belirten Dağlı, "Annem sağ olsun, bu kadar istememe kayıtsız kalamadı, doğum günü hediyesi olarak aldı hayvanlarımı. 'Beş tane anaç, bir de koç aldım. 5-6 yıl doğum günü hediyesi bekleme benden.' diye takıldı bana. Hayvanlarım doğum günümde, 23 Nisan'da geldi işletmeme ve ben doğum günümü o gün ahırda hayvanlarımla kutladım. Hayatımın en güzel doğum günüydü ve dönüm noktasıydı bence." dedi. Sürüsünün zamanla büyüdüğünü dile getiren Dağlı, şöyle konuştu: "Anaç sayımı artırmak için doğan dişileri elimde tuttum. Kuzularla toplam hayvan varlığım 85. Bu sektör ağır, yoğun mesai gerektiren bir sektör. Çizmenizi giyip işletmeye girecekseniz bu işe başlamalısınız. Bunu bilerek başladım ben. Gecesi gündüzü yok çünkü gece sabaha karşı doğumlarımız da olabiliyor. 24 saat sürekli hayvanların içindeyim. İstediğim zaman kendime vakit ayırıyorum, gezmelerime gidiyorum, sosyalleşebiliyorum. Ama ciddi bir iş hayvancılık. Yoruluyorum ama sabah güne çok büyük keyifle uyanıyorum." "Kendilerine güveniyorlarsa bir yerden başlasınlar mutlaka" Araştırarak hayvanlara doğum yaptırmayı, aşı yapmayı, hastalandıklarında ilgilenmeyi öğrendiğini anlatan Dağlı, severek yaptığı için her zorluğun üstesinden gelmenin yolunu bulduğunu kaydetti. Kentten köye dönerek doğru bir karar verdiğini vurgulayan Dağlı, şöyle devam etti: "Ben şehir hayatını, makyajlı, bakımlı, güzel bir hayatı, tertemiz bir hayatı bırakıp geldim köye ama burada kendimi buldum. Bana iyi geldi burası. Bence bu işi yapmak isteyen bayanlar etraflarındaki insanlar tarafından desteklenmeli. 'Yapamazsın' değil de tam tersine cesaretlendirilmeli, yüreklendirilmeleri lazım. Kendilerine güveniyorlarsa bir yerden başlasınlar mutlaka. Devletimizin kadın girişimcilere yönelik gelecekte çok güzel destekleri olacak." Dağlı, "Köy hayatı zaten çocukluktan beri çok sevdiğim bir hayat. Doğal hayatı çok seviyorum. Temiz hava, mis gibi güneş. Yazın tadına da varıyorum burada, kışın karını, yağmurunu da görüyorum, ondan da keyif alıyorum mesela. Sobanın fırınında bir şeyler yapmak çok keyifli." ifadelerini kullandı.

  • Okul hayali yarım kalınca 80 yaşından sonra okuma yazma öğrendi

    Bartın'da okul hayali yarım kalan Fatma Koç, azmiyle 80 yaşından sonra okuryazar oldu. Merkez ilçeye bağlı Yıldız köyünde yaşayan, 5 çocuk 13 torun sahibi Koç, çocukluk yaşlarında gerek maddi imkansızlık gerekse okulun köylerine uzak olması nedeniyle okuyamadı. Okuma yazma bilmediği için günlük hayatında zorluklar yaşayan Koç, geçen yıl eylülde Halk Eğitim Merkezi'nde Yetişkin Okuma Yazma Kursu'na başvurdu. Yurt dışında yaşayan kızı tarafından çanta, defter, dosya ve kalem gibi kırtasiye ihtiyaçları karşılanan Koç, merkeze gitmeye başladı. Köyünden haftanın iki günü servise binerek kursa gelen Koç, yaklaşık 5 ayda okuma yazma öğrendi. Bu sayede günlük hayatında yaşadığı zorluklardan kurtulmanın mutluluğunu yaşayan Koç, okuma yazmasını ilerletmek için kursa devam ediyor. "Hayatım boyunca okula gidememenin burukluğunu yaşadım" Fatma Koç, çocukluk yaşlarında gerek maddi imkansızlık gerekse okulun köylerine uzak olması nedeniyle okuyamadığını söyledi. Okula gitmek için yaklaşık bir saat yürümek zorunda kalacağını, köyde yaşıtı olmadığı için babasının da kendisini yalnız başına okula göndermek istemediğini belirten Koç, "Babama hem kızıyorum hem de kızamıyorum. Madem beni de okutsaydı da öyle bıraksaydı köyümüzü. Gittiğimiz yerde arkadaş olsa onlarla giderdim ama kimseler yoktu. Diğer kardeşlerimi okuttu, en küçükleri bendim. Yollayamadı beni kendi başıma. 'Gidip gelemezsin, yolda düşersin, başına bir şey gelir.' diye yollayamadı. O yüzden cahil kaldık." ifadelerini kullandı. Koç, hayatı boyunca okula gidememenin burukluğunu yaşadığını anlatarak, "Okumamanın zorluğunu çok yaşadım. Başına gelmeyen bilemez. Hastaneye kendim gidemezdim, yanıma birini bulamayınca da gidemezdim. Hasta olurdum, kalırdım evde. O yüzden her işimi kendim görmek için okuma yazma öğrenmeye karar verdim. Her zaman 'Bana yoldaş olur musun?' diye komşuya gidemem. 'Bizim işimiz var, başkasına git.' diyorlardı. Bunu başına gelen bilir. Okumayı öğrendim, çok mutluyum. Kendi işimi kendim görüyorum." diye konuştu. "Azmini hiç kaybetmedi" Halk Eğitim Merkezi okuma yazma öğretmeni Hüseyin Kocael de Fatma Koç ile geçen yıl eylülden bu yana önemli mesafe kat ettiklerini dile getirerek, şunları kaydetti: "Fatma teyzeyle haftanın iki günü ders yapıyoruz. Kendisi hiç aksatmadan, yağmur da yağsa kar da olsa imkanlarını zorlayarak kursa geliyor. Bu aslında gençlerimize örnek. Azmini hiç kaybetmedi. Her gün aynı heyecan, aynı mutlulukla okuma yazma kursuna geliyor. Okuma yazmayı öğrendikçe kendisi de şaşırıyor, mutlu oluyor." Halk Eğitim ve Akşam Sanat Okulu Müdürü Salih Musa ise okuma yazma bilmeyen herkesi okul müdürlükleri ve halk eğitim merkezlerine beklediklerini belirterek, Fatma Koç'u da azmi ve başarısından dolayı kutladı.

  • Kadın girişimci yuvalamayı KOSGEB desteğiyle seri üretime taşıdı

    Gaziantep'te yaşayan 55 yaşındaki Şahide Ulukök, kentin tescilli lezzeti yuvalamayı KOSGEB'den aldığı destekle üretimini seri hale getirdi. Kentin yöresel lezzetlerini üreten girişimci Ulukök, KOSGEB desteğinden faydalanarak yuvalama makinesi aldı. Aldığı makineyle glutensiz ve etsiz yuvalama üretimini seri hale getiren Ulukök, asırlık lezzeti teknolojiyle buluşturdu. Girişimci Şahide Ulukök, KOSGEB desteği sayesinde işletmesini büyüttüğü ve 5 kadına istihdam sağladığı için mutlu olduğunu söyledi. Destek sayesinde aldığı makinelerle üretimlerini artırdığını dile getiren Ulukök, şöyle konuştu: "İkinci makinemi KOSGEB desteğiyle aldım. İşlerimi büyüttüm ve geliştikçe yanımdaki hanımlara sağlanan istihdam da artmış oldu. İşletmemizdeki hanımlar şu anda ev bütçesine katkı sağlıyor. Dolayısıyla bizler de kendilerine destek oluyoruz. Şu anda 5 kadın ve ortağımla beraber 7 kişi çalışmaktayız." Yuvalama yapmanın zaman aldığını ve zor olduğunu aktaran Ulukök, kadınlarla beraber meşakkatli bir iş yaptıklarını ifade etti. "İşleri daha da kısaltmak için kombi fırını aldık" Yuvalamanın birkaç aşamayla üretildiğini dile getiren Ulukök, şöyle devam etti: "Yoğurma makinesinde etle pirinci, baharatlarıyla buluşturup yoğurduktan sonra ikinci bir aşamaya geçiliyor. O aşamada yuvarlama aşamasıdır. Onun için de makinelerimiz mevcut. İşleri daha da kısaltmak için kombi fırını aldık. O fırında da buhar sistemiyle el değmeden hijyenik bir şekilde pişiriyoruz ve daha sonra soğutma sistemine geçiliyor. Biz sadece yuvalamayı yuvarlayıp bırakmıyoruz." Eskiden komşuların bir araya gelip yuvalama yaparken dertleştiğini, şu anda teknolojik üretim yaparken bir yandan da çalışanlarına ablalık yaptığını aktaran Ulukök, "Onların sorunları varsa çözmeye çalışıyoruz. İşimiz sadece yuvalama değil." dedi.

  • SMA hastası Berk hayalini kurduğu meslek için üniversite sıralarında

    Doğuştan kas hastalığıyla mücadele eden 19 yaşındaki Berk Dinçer, hayalini kurduğu yazılım mühendisliğini tamamlayabilmek için Gümüşhane Üniversitesi'nde eğitim hayatına devam ediyor. Henüz 9 aylıkken SMA tanısı konulan ve küçük yaşlardan bu yana yaşamını tekerlekli sandalyeyle sürdüren Dinçer, ilkokul, ortaokul ve lise eğitimini Bursa'da tamamladı. Çocukluğundan bu yana yazılım mühendisi olmayı isteyen Dinçer, üniversite sınavında başarılı sonuç alarak Gümüşhane Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Yazılım Mühendisliği Bölümünü kazandı. Anne ve babasıyla kentte yaşamaya başlayan Dinçer, ailesinin desteği ve kendi azmiyle eğitim hayatının ikinci yılına devam ediyor. Üniversiteye her gün annesi Mesude Dinçer ile gelen Berk Dinçer, derslerinin bitmesinin ardından yine annesiyle evlerine dönüyor. "Pozitif şeylere odaklanmak lazım" Berk Dinçer, üniversite hayatını tamamlayıp ülkesini ve kendisini en iyi şekilde temsil etmeyi hedeflediğini söyledi. Yazılıma olan ilgisinin ortaokul yıllarında başladığını belirten Dinçer, hayalinin en iyi şirketlerde çalışmak olduğunu vurguladı. Hayata karşı her zaman iyimser bir duruş gösterdiğine işaret eden Dinçer, "Genel olarak hayatta büyük bir zorlukla karşılaştığımı söyleyemem. Zaten zorluklara odaklanmamak lazım. Daha pozitif şeylere odaklanmak lazım. Hayatımı etkileyecek bir zorluk olduğunu düşünmüyorum." diye konuştu. Annesinin desteğini her zaman hissettiğine değinen Dinçer, "Hep birlikteyiz. Her zaman arkamda desteğini hissetmem beni bir adım öne götürüyor. Yanımda olduğunu bilmek mutluluk veriyor, motivasyon kazandırıyor." ifadelerini kullandı. Üniversiteye her zaman annesiyle birlikte geldiğini kaydeden Dinçer, annesine her an ulaşabileceğini bilmenin kendisini güvende hissettirdiğini sözlerine ekledi. "Biz sadece başarıya odaklanıyoruz" Anne Mesude Dinçer ise oğlunun çalışkan, zeki ve sorumluluk sahibi olduğunu dile getirdi. Yazılım mühendisliği hayalinin ortaokul yıllarında başladığını aktaran Dinçer, şunları kaydetti: "Sınavlara girdi, Gümüşhane'yi istiyordu ve kazandı. Berk SMA hastası. Biz hastalığıyla değil, başarılarıyla günü yaşamayı seviyoruz. Oğlum da böyledir. Hiçbir zorluk bize zor gelmiyor. Biz sadece başarıya odaklanıyoruz, çok büyük hayallerimiz var."

  • Üniversite öğrencisi 58 yaşındaki kadın azmiyle çevresindekilere örnek oluyor

    Konya'da 58 yaşındaki Nejla Örs, eşinin desteğiyle başladığı üniversitede çalışkanlığı ve azmiyle eğitim hayatını şekillendiriyor. Küçük yaşta evlendiği için lise eğitimini yarım bırakmak zorunda kalan iki çocuk annesi Örs, çocukları üniversiteye başlayınca kendisi de eğitim hayatına kaldığı yerden devam etmek istedi. Ailesinin desteğiyle liseyi bitirip sınava hazırlanan Örs, 2023'te Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklamcılık Bölümünü kazandı. Hayal ettiği üniversite sıralarına oturmayı başaran Örs, mezun olduktan sonra alanında iş sahibi olmak istiyor. "İnsan ileriye dönük her şeyi yapabilmesi için öğrenmeyi sevmesi lazım" Örs, bugüne kadar hep hayallerinin peşinden koştuğunu söyledi. Öğrenmenin, okumanın ve eğitimin yaşının olmadığını gösterenlerden olduğu için gururlandığını anlatan Örs, üniversiteye yerleştiğini öğrendiğinde büyük heyecan yaşadığını dile getirdi. Örs, insan istedikten sonra her yaşta her şeyi öğrenebileceğini belirterek, şöyle konuştu: "İnsan ileriye dönük her şeyi yapabilmesi için öğrenmeyi sevmesi lazım. Hedefim iyi bir insan olmak. Hayalime de kavuştum. Hayalleriniz büyük olursa, başarmanız kolay olur. Üniversiteye geldiğimde ufkum açılıyor, enerjik oluyorum. Kendimi zinde hissediyorum. Çok şeyler öğrendim ve hala daha öğrenecek çok şeyim var. Gençleri ve hocaları görünce mutlu oluyorum. Bu bana büyük bir motivasyon kaynağı oluyor. Çok güzel bir duygu." "Hayat tecrübemi örnek alıyorlar, ben de onlardan çok şey öğreniyorum" Sınıf arkadaşlarıyla iyi anlaştığını anlatan Örs, "Çevremde sayemde üniversiteye başlayan oldu. Örnek oldum ve mutluyum. Onlara motivasyon kaynağı oldum. Burada gençlerle çok iyi anlaşıyoruz. Onların ablaları, teyzeleri oldum. Hayat tecrübemi örnek alıyorlar, ben de onlardan çok şey öğreniyorum. Gençlere, çok çalışarak örnek olmak istiyoruz. Onları teşvik ediyoruz." diye konuştu. Örs'ün fakültedeki arkadaşları da yaşça büyük birinin tecrübelerinden faydalanmanın ve azmine şahit olmanın kendileri için fırsat olduğunu kaydetti.

  • Yerli üretim geleneksel ok çubukları ABD'den Asya'ya kadar birçok ülkeye ihraç ediliyor

    Girişimci İsmail Balaban, geleneksel okçulukta yaşadığı ekipman sorunlarından yola çıkarak ok çubuğunun üretimine başlayıp tamamen yerli imkanlarla ürettiği ürünleri, ABD ve Asya ülkelerine ihraç ediyor. KOSGEB desteğiyle başladığı yerli üretim ok çubuklarının ihracat sürecine ilişkin AA muhabirine değerlendirmede bulunan İsmail Balaban, 18 yaşında okçuluk sporuna başladığını, ardından ok çubuğunun ithal edilen bir ürün olması nedeniyle pahalı olmasından dolayı bunun yerli üretimini yapmak istediğini söyledi. Balaban, okçuluk sporuna belirli bir süre devam ettikten sonra diğer sporcular gibi kendisinin de ekipman zorluğu çekmeye başladığını ifade ederek, "Bu ürünler yurt dışından ithal geliyordu. Araştırmalarımız sonucunda biz burada geleneksel okçuluğun ürünlerinin pek üretimin yapılmadığını ve bunun çok sığ kaldığını gördük." dedi. İthal ok çubuklarının pahalı olduğunu belirten Balaban, "Bundan sebeple de dedik ki 'biz bu işi yapabilir miyiz?' Ancak o yıllarda biraz daha çocuktum tam cesaret edemedim. Ardından babamın yanında çalışmaya başladım ancak bu hedefimden hiç vazgeçmedim. 28 yaşına gelmemin ardından çevremdekilerin desteğiyle şirketimi kurdum. Belirli makineler aldım. Kullanmayı da zaten elimin yatkınlığından dolayı biliyordum." diye konuştu. "Yurt dışındaki, yurt içindeki pazar paylarının hepsini araştırdım" Balaban, ok çubuğu üretim projesini oluşturmasının ardından bir yakınlarının yönlendirmesiyle KOSGEB'e başvurduğunu anlatarak, "Geçen yılın haziran ayında şirketimi kurdum ve KOSGEB'in Girişimci Destek Programı'na başvurdum. Heyete çıktığım zaman heyette 'bu çok niş bir sektör, buradan nasıl ilerleme kaydedeceksiniz?' dediler. Yurt dışındaki pazar payı, yurt içindeki pazar payı, bu işi kimler yapıyor, ediyor bunların hepsini araştırdım. Gelirini giderini hepsini toparladım ve liste halinde onlara belirttim, açıkladım ve çok beğendiler. Ardından destek sağladılar." şeklinde konuştu. Okçuluk sporunu yaparken kendilerinin en çok yaşadığı sorunun ok çubuğu bulmak olduğunu anlatan Balaban, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bunu aynı silahtaki mermi gibi düşünebiliriz. Yay var ama ok çubuğu sürekli kırılıyor ve bunu kırıldıktan sonra tamir etme olanağı çok düşük. Ondan sebep biz de bunun üreticiliğini yaparsak hem uygun fiyatlı hem de daha kullanışlı olur diye düşündüm. Çünkü bir sporcu yurt dışından ok çubuğunu aldığında paket halinde 100 adet geliyor genelde. Yani belirli bir adette sipariş edebiliyorsunuz. Ok çubukları geldikten sonra uzunluğuna bakıyorsunuz, bunun yamuğunu düzgününü ayırıyorsunuz, yani çeşitli sorunlar yaşanabiliyor. Ama benim tasarladığım ve ardından KOSGEB destek sürecinin başladığı üretim yapılan makineyle hem ok ucunu bulmak hem ayak dediğimiz kısmı bulmak daha kolay oluyor ve sonrasında bunun sertliği, ağırlığı ölçülebiliyor ve üzerine yazı yazılabiliyor. Bundan dolayı tamamen yerli bir şekilde üretimi yapıyoruz." AR-GE sürecini şirketin kuruluşu öncesinde başlayıp ardından devam ettirdiğini belirten Balaban, şirketin kurulması sonrasında Eyüp'teki atölyede üretime geçtiğini, iç ve dış pazara satışlarının başladığını aktardı. Balaban, şunları kaydetti: "Türkler için okçuluk çok önemlidir tarihimizde. Biz de dedik ki 'şirketimizi kuralım ve bu işi, kültürü devam ettirelim'. Elimizden geldiğince yerli ve milli bir üretime geçtik. Öncelikle düz çubuk imalatıyla işe başladım. Ardından vernikli, üstü yazılı, ağırlığı ölçülmüş vesaire şekildeki çubukların satışları oldu. İç pazardaki satışlarımız geçen yıl eylülde başladı. Ayrıca hem ürünü gönderdiğimiz şirketler bunları yurt dışına satıyor hem de ben direkt yurt dışına satışla ihracatı gerçekleştiriyorum. ABD, Endonezya, Malezya, Kore gibi geleneksel okçuluğun yaygın olduğu ülkelerde ürünlerimiz revaçta." İlerideki hedefinin üretim için daha farklı makineler almak olduğunu ifade eden Balaban, "Şimdi bunu başarabildiğimi, becerebildiğimi gördüm. Üretim yerimi, dükkanımı büyütüp fabrika gibi endüstriyel üretim yeri kurmak istiyorum. Sonrasında ok çubuğu ile kalmayıp üzerindeki ucundaki temreni, tüyünü vesaire gibi ürünlerin de araştırmasını yaparak, tamamen bitmiş bir okun üretimi yapmak istiyorum." dedi. Balaban, hedeflerine dair şunları söyledi: "Ok çubuğu pazarında en büyük pazar ABD'de. Çünkü şu an orada bilinen 40 milyon ok atıcılığıyla uğraşan var. Aslında ileride küçük bir yer bile olsa yurt dışında bir şube açmak benim için daha iyi olur. Onunla alakalı KOSGEB tarafı da 'gerekli araştırmaları yapın, biz size gerekli desteği sağlarız' dediler. Devletimizin kurumlarının bu anlamda bizleri desteklemesi gerçekten çok anlamlı ve bizler için iyi oluyor. ABD'de bir modern okçuluk firması yılda 10 milyon tane karbon ok çubuğu yapıyor. Hedeflerimin arasında daha ileriye gidip karbon ok çubuğu da üretmek var. Onun üretim tesisleri çok farklı." Türk girişimcilere cesaretli olmalarını tavsiye eden Balaban, "KOSGEB ve TÜBİTAK gibi devlet kurumlarına da mutlaka başvursunlar. Destek almasalar bile gitsinler, orada bulunsunlar, tecrübe kazansınlar. Çünkü tecrübe çok önemli. Ben hep üretim yerlerine giderek gözlem yaptım, gördüm. Çevremdeki insanları araştırmalarını takip ettim. KOSGEB ve TÜBİTAK gibi destek veren devlet kurumlarına da başvururlarsa daha kolay ilerlerler. " ifadelerini kullandı.

  • Genç girişimci devletten aldığı destekle besi çiftliği kurdu

    Aksaray'ın Eskil ilçesinde oturan 30 yaşındaki Fatih İlik, devlet desteğiyle aldığı 30 gebe düveyle kurduğu çiftlikte hayvanlarla ilgileniyor. İlik, büyükbaş besi çiftliği olan ailesinin yanında işi öğrendi. Kendi çiftliğini kurmaya karar veren İlik, Tarım ve Orman Bakanlığının "Kırsalda Bereket, Hayvancılığa Destek Projesi" kapsamında hibe alabilmek için girişimde bulundu. Başvurusunun olumlu sonuçlanmasının ardından aldığı 30 gebe düveyle çiftliğini kuran İlik, hayvanlarının sayısını artırmayı hedefliyor. "Devlet destekleri kırsalda üretimi teşvik ediyor" İlik, proje sayesinde hayvancılığa güçlü başlangıç yaptığını söyledi. Ekimde gelen hayvanların adaptasyon sürecini sorunsuz atlattığını, doğumların planlı şekilde devam ettiğini belirten İlik, "Devlet destekleri kırsalda üretimi teşvik ediyor. Sağlanan imkanlar üreticiye önemli bir nefes aldırıyor. Bakanlığın projesinden yararlandık. En güzel tarafı da ödeme şartları. 2 yıl hiç ödeme yapmıyoruz, sonrasında ise kalan borcu 5 yıl taksitle ödeyeceğiz. Bu bizim gibi üreticiler için çok büyük bir destek." diye konuştu. İlik, hayvancılığın zor olduğunu ancak gönül verilirse her türlü zorluğun üstesinden gelinebileceğini vurguladı. Hayvanlarla ilgilenmenin kendisini rahatlattığını anlatan İlik, şunları kaydetti: "Hayvanlarımız bize gebe olarak teslim edildi. Gelir gelmez de doğumlar başladı. Allah'a şükür buzağılar sağlıklı. Anguslar, et verimi yüksek ve kaliteli hayvanlar. İlerleyen süreçte çiftliği büyüterek kapasiteyi 250 başa çıkarmayı hedefliyorum. Bölgedeki hayvancılığın gelişmesi adına yatırımlarıma devam edeceğim. Üretimin sürdürülebilirliği açısından bu tür projeler çok önemli."

  • Depremde kolunu ve bacağını kaybeden genç resimle engelleri aşıyor

    6 Şubat 2023'teki depremlerde yıkılan evlerinin enkazından 10 saat sonra çıkarılan, kolu ve bacağı ampute edilen 21 yaşındaki Ömer Gürbüz, hayatındaki engelleri resimle aşıyor. Malatya'nın Yeşilyurt ilçesi Bostanbaşı Mahallesi'ndeki evlerinde 6 Şubat 2023'teki depremlere yakalanan Gürbüz'ün babası ve 3 kardeşi, "asrın felaketi"nde hayatını kaybetti. Kendisi de depremden 10 saat sonra enkazdan çıkarılan gencin, bir kolu ve bacağı ampute edildi. Ankara Bilkent Şehir Hastanesi'nde yaklaşık 1 yıl süren tedavisinin ardından taburcu edilen Gürbüz, kente dönerek Malatya Büyükşehir Belediyesi Sanat Merkezi'nde resim kursuna başladı. Çizdiği resimlerle yeniden yaşama tutunmaya çalışan Ömer Gürbüz, AA muhabirine, bir kolu ve bacağının ampute edildiğini anladığı anda hayatın daha zor olacağını hissettiğini söyledi. Yaşamına resimle devam ettiğini aktaran Gürbüz, "Benim en sevdiğim hobilerden birisi oldu, severek yapıyorum. Resim kafamı dağıtıyor, moralimi düzeltiyor. Bana iyi geliyor. Aynı zamanda iş çıkışlarında tiyatro kursuna gidiyorum." dedi. Gürbüz, çeşitli etkinliklerle hayata tutunmaya çalıştığını anlatarak, "Karakalem kursuna giderken, ilk resmimi henüz yeni bitirmiştim, hocalarımız çok beğendi. Sergiye katılmaya hak kazandı. Favori resmim olduğu için sergide bilerek biraz yüksek fiyat verdik ki satılmasın. Çünkü ben evime asmak için onu çizmiştim. Çok şükür eve götürmek nasip oldu, sergide satılmadı." diye konuştu.

  • Sağlıkçı olarak geldiği deprem bölgesine 21 kütüphane, 135 bin kitap kazandırdı

    6 Şubat 2023'teki depremlerde Hatay'a görevli gelen acil tıp teknisyeni Havva Aydanur Ertuğrul, kurduğu dernek sayesinde sosyal medya üzerinden topladığı bağışlarla 3 yılda deprem bölgesine 21 kütüphane kazandırdı, 135 binden fazla kitap dağıttı. Antalya İl Sağlık Müdürlüğü 112 Acil Sağlık Hizmetlerinde acil tıp teknisyeni olarak görev yapan Ertuğrul, 6 Şubat 2023'teki depremlerin sabahı Hatay'a gönüllü geldi. Antakya'da enkazdan 63 saat sonra kurtarıldıktan sonra ambulansta kitaplarını soran 19 yaşındaki Gürkan Öztürk'e "Sen hangi kitapları istiyorsun? Söyle, ben o kitapların hepsini buraya yığarım" sözleriyle tanınan Ertuğrul, afetten 13 ay sonra Ülkem Okuyor Derneği'ni kurdu. Görevli olduğu Antalya'da mesleğini sürdüren ve arta kalan günlerini de depremden etkilenen kentlerde geçirerek birçok sosyal sorumluluk projesine imza atan Ertuğrul, geçen yıl görevinden istifa ederek sadece dernek işlerine yoğunlaştı. Sosyal medya üzerinden yaptığı çağrılarla özellikle Hatay'daki depremzedelerin her türlü yardımına koşan Ertuğrul, bu zamana kadar 21 kütüphaneyi kazandırdığı deprem bölgesine 135 binden fazla da kitap ulaştırdı. "81 okula kitap desteği sağladık" Havva Aydanur Ertuğrul, depremin ilk günü Hatay'a sağlıkçı olarak gelen ilk ekiplerden olduğunu söyledi. O günden bu yana bölgeden elini çekmediğini anlatan Ertuğrul, şöyle devam etti: "Gürkan enkazdan çıktı ve bir kıvılcım yaktı. Biz de o kıvılcımı bir ateşe çevirdik ve ülkeye ilk kez bir felakette 'kitap da lazım' dedirttik. Bu bizim için çok önemliydi, öncesinde çadır okullar, devamında kütüphaneler derken deprem bölgesinde 21 kütüphane açtık, 81 okula kitap desteği sağladık. Çocuklara kitap okumanın önemini kavratan projeler geliştirdik ve toplamda deprem bölgesinde 135 binden fazla kitap dağıttık." Ertuğrul, kitap okumanın önemine vurgu yaparak, depremden etkilenen çocukların psikososyal açıdan gelişimine de katkı sağlamaya çalıştıklarını dile getirdi. "Hep birlikte 3 yıldır deprem bölgesine kitap yığıyoruz" Kitap bağışlarının, derneğin sosyal medya hesapları üzerinden toplandığını, bunun da çok kıymetli olduğunu belirten Ertuğrul, şunları kaydetti: "Sosyal medyadan çağrı yapıyoruz, satın alım için de ikinci el alım için de mutlaka bağış sistemini aktif ediyoruz. Bu sayede okullara, çocuklara desteklediğimiz kitapların bir kısmı ikinci el bağış olarak gelirken bir kısmı da bağış olarak geliyor ve satın alım yapıyoruz. İlk günden beri 'bu projeyi de yapamayacağım, kitabımız yok galiba' demedik çünkü hep fazla fazla yığdılar. Ben bir söz verdim, 'sen iste, kitap yığarım' diye bütün ülke bu sözü tutmak için el ele verdi ve hep birlikte 3 yıldır deprem bölgesine kitap yığıyoruz."

  • Hakkarili kadın girişimci devlet desteğiyle manda sayısını 20'ye çıkardı

    Hakkari'nin Yüksekova ilçesinde 8 yıl önce hayvancılığa başlayan 37 yaşındaki Elif Koca, devlet desteğiyle manda sayısını 20'ye çıkardı. Eşi ve 3 çocuğuyla Gürdere köyünde yaşayan Koca, ekonomik gelir elde etmek, ailesinin süt ve peynir ihtiyacını karşılamak için hayvancılık yapmaya karar verdi. Bu kapsamda, 2018'de İl Özel İdaresi tarafından bölgede yürütülen "Manda Yetiştiriciliği Projesi"ne başvuran Koca'ya 5 manda desteği sağlandı. Köyündeki işletmede 8 yıldır hayvancılık yapan kadın girişimci, manda sayısını 20'ye çıkardı. Kış aylarında ağır hava şartlarına rağmen hayvanlarının bakımını aksatmayan Koca, üretimden elde ettiği sütü yoğurt ve peynire dönüştürerek aile ekonomisine katkı sağlıyor. "Her kadına bu işi tavsiye ediyorum" Koca, devlet desteği sayesinde hayvan sahibi olduğunu söyledi. Yaptığı işle çevresindeki kadınlara ilham verdiğini belirten Koca, şunları kaydetti: "Projem kabul edildi ve bana 5 manda verildi. Şu an 20 mandaya çıkardım. Bu işi çok seviyorum. Bütün kadınlara da tavsiye ediyorum. Manda çok karlı olan bir yetiştiricilik. Hem sütü hem yoğurdu hem de peyniri çok güzel. Sabah evden çıkıp ahıra geliyoruz. Önce ahırı temizliyorum, hayvanlara su veriyorum. Sonra sağım yapıyorum. Elde ettiğimiz sütü, yoğurt, kaymak ve peynir haline getiriyorum. Yoğurdu, peyniri ve sütü satarak aile bütçeme katkıda bulunuyorum." Desteklerden dolayı yetkililere teşekkür eden Koca, "Her kadına bu işi tavsiye ediyorum. Devletimiz her türlü desteği sağlıyor. Mandalara yazın bakmak daha kolay. Yazın yaylada oluyorlar. Kışın ise sürekli ahırdalar ve bakımı zorlaşıyor." diye konuştu.

Arama Yap

bottom of page