Boş arama ile 1048 sonuç bulundu
- Kadın istihdamıyla lojistikte örnek oldu
AİLE şirketinde gümrükleme ve lojistik sektöründe dördüncü kuşak temsilci olarak görev yapan Selin Obdan, firmadaki kadın istihdamını artırmaya yönelik çalışmalar yürütüyor. Dedesinin 1945 yılında kurduğu gümrükleme, antrepo ve lojistik şirketinde yurt dışı eğitiminin ardından yaklaşık 5 yıl önce yöneticiliği üstlenen Obdan, operasyon yönetimi ve uluslararası iş ağlarının kurulması alanlarında faaliyet gösteriyor. SELİN Obdan yaptığı açıklamada, lojistik sektörünün dışarıdan bakıldığında erkek ağırlıklı bir alan olarak görüldüğünü ancak sektörde çok sayıda başarılı kadın profesyonelin görev yaptığını söyledi. Uluslararası ticaret ve lojistik alanında faaliyet gösteren kadınların oluşturduğu geniş bir ağın parçası olduğunu belirten Obdan, Afrika ülkelerinden ABD ve İngiltere'ye kadar farklı coğrafyalardan sektör temsilcileriyle iş birliği yürüttüklerini ifade etti. Uluslararası Taşımacılık ve Lojistik Hizmet Üretenleri Derneği (UTİKAD) ile lojistikte kadınların etkisini ortaya koyan çalışmalar gerçekleştirdiklerini aktaran Obdan, "Sektörümüz için hazırladığımız Kadın Etki Raporu ile lojistikte kadınların oluşturduğu değeri görünür kılmayı amaçlıyoruz" dedi. 'BU ALANDA GÜÇLÜYÜZ' KADINLARIN iş hayatında risk yönetimi ve sosyal sorumluluk gibi birçok alanda olumlu etkisi olduğunu vurgulayan Obdan, şöyle devam etti: "Risk yönetmesi biraz kadına atfedilmiş bir şey ama kadınların sosyal sorumluluk alanında da çok etkisi var. Birçok işi aynı anda yürütme konusunda bence uzmanız. Bu durum lojistik sektöründe önemli avantaj sağlıyor. Lojistikte özellikle birden fazla işi aynı anda yürütmek, operasyona hakim olmak, güçlü ilişkiler kurmak açısından kadının rolü çok kıymetli ve bence bu alanda çok güçlüyüz." Türkiye'nin farklı kentlerinde şubeleri bulunduğunu belirten Obdan, lojistik ve gümrük hizmetlerini uluslararası ölçekte sürdürdüklerini söyledi. Son yıllarda yeni iş birlikleri geliştirdiklerini anlatan Obdan, "Çok sayıda ülkeyle uzun yıllardır network ve iş birliklerimiz mevcut. Yeni yapımıza kattığımız bir firmayla artık Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA) bölgesinde güçlü bir ortaklık aracılığıyla ofislerimiz bulunuyor. Mısır, Dubai, Katar ve Suudi Arabistan gibi ülkelerdeyiz" diye konuştu. Şirket yönetiminde babası ve amcasıyla görev aldığını belirten Obdan, aile içindeki dayanışmanın iş süreçlerine de olumlu yansıdığını dile getirdi. Kadın istihdamına önem verdiklerini, ofis ve depo bölümünde beyaz yakalı çalışan 132 personelden 65'inin kadın olduğunu vurgulayan Obdan, "Bizim özellikle gümrükleme ofisinde çalışanlarımızın birçoğu kadın. Depomuzda da aynı şekilde. Özellikle çok fazla beyaz yakalı kadın çalışanımız var. Bunun yanında çeşitli birimlerimizde de kadınları istihdam ediyoruz. Böylece çalışanlarımızın yarısından fazlası kadınlardan oluşuyor" dedi.
- İlahiyat fakültesi öğrencisinden tarımda başarı hikayesi
Düzce’de fındığa alternatif ürün arayışıyla 10 dönüm arazide yaban mersini yetiştirmeye başlayan üniversite öğrencisi Bilal Köse (23), 4 yıl içinde üretim alanını 60 dönüme, fidan sayısını ise 15 bine çıkardı. Tarlaya gelen vatandaşlar, doğayla iç içe vakit geçirerek dalından taze yaban mersini toplama imkanı buluyor. Düzce Üniversitesi İlahiyat Fakültesi 3. sınıf öğrencisi Bilal Köse, ailesinin merkeze bağlı Musababa köyünde satın aldığı arazide tarımsal üretim yapmak için arayışa girdi. Düzce Üniversitesi Orman Fakültesinden akademisyenlerin de desteğiyle arazisine 2022 yılında yaban mersini eken Köse, ilk etapta 10 dönümlük alanda 2 bin fidanla üretime başladı. Geçen süreçte üretim alanını 60 dönüme, fidan sayısını ise 15 bine çıkaran Köse, bahçesine frambuaz, frenk üzümü ve böğürtlen gibi diğer orman meyvelerini de ekledi. Bahçede bu sezon yaklaşık 20 ton yaban mersini rekoltesi bekleniyor. "İnsanlar talebi gördükçe daha fazla ilgi göstermeye başladı" Kış mevsiminin yağışlı geçmesi nedeniyle hasadın bu yıl biraz geciktiğini belirten Köse, "Normalde haziran ayının ilk haftalarında hasat yaparken bu sene ay sonuna doğru başladık. Havalar serin gidiyor ve bu durum yaban mersini için şu an olumlu" dedi. Fındık bölgesi olan Düzce’de ilk etapta yaban mersini yetiştirilmesine insanların şüpheyle yaklaştığını anlatan Köse, "Ağaçlar büyüdükçe ve talebi gördükçe insanlar daha fazla ilgi göstermeye başladı. Daha çok bilinmeye başladı. İnsanlar daha fazla yaban mersini dikmeye başladı. Üzümsü meyvelere hem üretimde hem de tüketimde ciddi bir ilgi var. İlk zamanlarda insanlara bu meyveyi öğretmek için hem bahçeden toplatıyor hem de yaban mersini suyu ikramlarımız oluyordu. Buraya gelenlere yaban mersini suyu, dondurma gibi kendi yaptığımız ürünlerden ikramlarımız oluyor" diye konuştu. "Dalından taze taze toplamak çok güzel" Arkadaşları ve çocuklarıyla bahçeye gelerek dalından meyve toplayan Seda Salmak ise uygulamadan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Yeşillikler içinde oksijeni bol bir ortamda vakit geçirdiklerini aktaran Salmak, "Dalından taze taze yaban mersini toplamaya geldik. Kadınlar evlerinde farklı pastalar yaptığı için ben de bunu duyup toplamak istedim. Düzce fındığıyla bilinen bir şehir. Fındığımız var ama zor bulunan böyle meyveleri de dalından toplamak çok güzel bir şey. Yetiştiricilere böyle bir alan oluşturdukları için teşekkür ederim" şeklinde konuştu.
- Siparişlere yetişemiyor 'Yapamazsın' dediler 'İyi ki başlamışım, vazgeçmemişim'
Çorum'da yaşayan girişimci kadın, 8 yıl önce eşi emekli olduktan sonra yerleştikleri köyde manda yetiştirmeye başladı. 11 mandayla üretime başlayan ve şu an yaklaşık 100 hayvanı bulunan kadın girişimci, taleplere yetişemez hale geldi. Kartoğlu "Bu işe başladığımda çok eleştirildim, 'yapamazsın' diyenler oldu. Ancak ben bu işi severek yapıyorum. İyi ki başlamışım, iyi ki vazgeçmemişim" ifadelerini kullandı. Çorum'da yaşayan 54 yaşındaki Safiye Kartoğlu, gıda mühendisi olan eşi Sait Kartoğlu'nun emekli olmasının ardından hayvancılık yapmaya karar verdi. Ailesiyle birlikte Merkez ilçesine bağlı Koparan köyüne yerleşen Safiye Kartoğlu, 8 yıl önce 11 anaç mandayla çiftçiliğe başladı. İlk başladığında traktörü bile olmayan Kartoğlu, ailesinin desteğiyle, azimle çalışmaya devam etti. Safiye Kartoğlu ve ailesi, yıllar içerisinde hayvan sayısını 100'e yükseltti. SİPARİŞLERE YETİŞEMEZ HALE GELDİ İlk üretime başladıklarında, "yapamazsın" eleştirilerine rağmen pes etmeyen Safiye Kartoğlu ve ailesi, şu an siparişlere yetişemez hale geldi. Manda sütünden çeşitli süt ürünleri yapan Kartoğlu, yaz mevsiminde manda sütünden dondurma üretimine de başladı. Deneme üretimlerinde müşterilerden tam not alan dondurmanın, gelecek süreçte seri üretimine geçilmesi planlanıyor. Mandalardan kış mevsiminde 80, yaz mevsiminde ise 200 kilograma kadar süt sağan Kartoğlu, yoğurt, tereyağı, kaymak ve sucuk gibi ürünleri haftanın iki günü Çorum'daki müşterilerine ulaştırıyor. Üretimdeki başarısını daha ileriye taşımayı amaçlayan kadın girişimci, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) destekleriyle tam otomasyonlu bir sisteme geçmeyi hedefliyor. Mevcut yer imkanlarının iyileştirilmesiyle birlikte hayvan sayısını 500'e kadar çıkarmayı planlayan Kartoğlu, bu sayede Çorum'u mandacılık konusunda Türkiye'nin marka şehirlerinden biri haline getirmeyi amaçlıyor. "İŞE İLK BAŞLADIĞIMIZDA 11 ANAÇ HAYVANIMIZ VARDI! HİÇBİR EKİPMANIMIZ YOKTU" Safiye Karoğlu hayvancılığa başlama serüvenini anlattı. Kartoğlu, "Eşim emekli olduktan sonra Çorum'un Koparan köyüne gelerek hayvancılığa başladık. Bu işe başlayalı sekiz yıl oldu. Kadın girişimci olarak manda yetiştiriciliğiyle yola çıktık. Eşim uzun yıllar bu sektörde çalıştığı için hayvancılığa her zaman ilgimiz vardı. Emeklilik sonrası başka bir işte çalışmasını istemedik, kendi üretimimizi yaparak memleketimize fayda sağlamak istedik ve özellikle Çorum'u tercih ettik. İşe ilk başladığımızda 11 anaç hayvanımız vardı. Hiçbir ekipmanımız yoktu, hatta traktörümüz bile yoktu. Eşimle birlikte büyük zorluklar yaşayarak bugünlere geldik. Bir işe başladığınızda hemen 'olmuyor' deyip vazgeçmemek gerekiyor. Sekiz yıl boyunca eşimle birlikte büyük bir mücadele verdik. İki, iki buçuk yıl boyunca hem çobanlığı, hem üretimi hem de hayvan bakımını tamamen kendimiz üstlendik. Bu süreç sonunda çok güzel bir noktaya geldik" ifadelerini kullandı. Devamında Kartoğlu "Özellikle kadınlara tavsiye ediyorum. Evde oturmak yerine çalıştıkça insanın kendine olan güveni artıyor. Üretmek, faydalı olmak ve bir katkı sunmak gerçekten çok değerli. Her kadının kendi alanında, hayvancılık olmak zorunda değil, mutlaka bir şeyler yapması gerektiğine düşünüyorum. Şu ana kadar ciddi bir yol katettik" dedi. "İYİ Kİ BAŞLAMIŞIM, İYİ Kİ VAZGEÇMEMİŞİM" Kartoğlu, gerekli destekleri alarak işleri ve hayvancılık sektöründe büyümek istediklerini dile getirdi. Devamında Kartoğlu, "TKDK destekleriyle daha modern, otomasyon sistemli bir yapıya geçerek işi büyütmek istiyoruz. Şartlar uygun olursa hayvan sayısını 100, 200 hatta 500'e kadar çıkarmayı hedefliyorum. Amacım, mandacılıkta Çorum'un adını Türkiye genelinde duyurmak. Yaz aylarında manda sütünden dondurma üretimine de başladık. Ürünlerimizi müşterilerimize tattırdık ve oldukça olumlu geri dönüşler aldık. İnşallah önümüzdeki süreçte bunu seri üretime dönüştürerek manda sütü dondurmasını daha geniş kitlelerle buluşturmayı planlıyoruz. Yaz döneminde günlük 150-200 kilo süt alımı yaparken, kış aylarında doğumlar yaklaştığı için bu miktar 70-80 kiloya kadar düşüyor. Tereyağı, kaymak, yoğurt ve özellikle sucuk ürünlerimize yoğun talep var. Özel müşterilerim bulunuyor ve siparişleri haftada iki gün Çorum'a götürüyorum. Bu işe başladığımda çok eleştirildim, 'yapamazsın' diyenler oldu. Ancak ben bu işi severek yapıyorum. İyi ki başlamışım, iyi ki vazgeçmemişim. Her şey doğalıyla güzel. Yaptığım işten son derece memnunum" diye konuştu.
- Denemek için başladı, şimdi siparişlere yetişemiyor. Tarlada kilosu 190 TL
Tahıl üretimiyle öne çıkan Ankara'nın Haymana ilçesinde ilk kez sarımsak hasadı yapıldı ve deneme amacıyla başlayan üretimde 350 ton rekolte bekleniyor. Tahıl üretimiyle öne çıkan Haymana ilçesinde ilk kez Yaylabeyi Köyü'nde yetiştirilen sarımsakta hasat başladı. Çeşitli illerden gelerek sarımsak tarlasında çalışan işçiler, kavurucu sıcağa rağmen hasadı sürdürüyor. Deneme amacıyla başlayan üretim; elde edilen yüksek verim ve kalite sayesinde üreticinin ekim alanını, ortakları ile birlikte 270 dönüme çıkarmasına imkan sağlarken, bu yıl yaklaşık 350 ton ürün elde edilmesi bekleniyor. Sarımsak ekmeye nasıl karar verdiğini anlatan Çiftçi Galip Gencer, "Kastamonu'da oluyor da burada niye olmuyor, aynı kriterlere sahip olduğu için sarımsağı ekmeye başladık. Çok da memnun kaldık. Sarımsağımız daha kaliteli oldu. Kastamonu'da çok ekildiği için aroması biraz düşük. İyi de verim alıyoruz. Herkese sarımsak ekmesini tavsiye ederim, kazancı bol" ifadelerini kullandı. Geçen yıl denemek için ektiğini ifade eden Gencer, 2 ton verim aldığını ve 65 dönüm ektiğini söyledi. Aynı tohumla da kendilerinin ürettiğini belirterek sarımsağın bu sene daha da kaliteli olacağını belirtti. Piyasaya dair konuşan Galip Gencer, "Ortalama 180-190 liraya tarlada alıyorlardı. Tohumluk olarak biz 250'ye aldık geçen sene ama bu sene pazar nasıl kurulur, kaç para olur onu piyasa bilir. Bu sene onuncu ayda ektik sarımsağı. Baharda ekilir ama onuncu ayda ekilen sarımsak daha kaliteli oluyor, masrafı daha düşük oluyor. Öbürünü on kere sulaman gerekir bunu beş suyla kurtarabiliyorsun" dedi.
- Muğlalı anne azmiyle şehre örnek oldu: 39 yaşında başardı
Muğla’nın Yatağan ilçesinde yaşayan 39 yaşındaki Özlem Manisalı, eğitim hayatında gösterdiği kararlılık ve azimle çevresine örnek oldu. Üç çocuk annesi Manisalı, tüm zorluklara rağmen eğitimini tamamlayarak üniversite mezunu olmanın gururunu yaşadı. Yatağan’da ikamet eden Özlem Manisalı, eğitim süreci boyunca her gün Yatağan’dan Ula’ya gidip gelerek derslerine devam etti. Ulaşım zorluklarına rağmen eğitiminden vazgeçmeyen Manisalı, aynı dönemde muhasebe ve sigorta alanlarında da çalışarak hem eğitimini hem de iş hayatını birlikte yürüttü. Bankacılık ve Sigortacılık Bölümü’nden mezun olan Manisalı, daha sonra eğitim hayatını sürdürerek Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nden de mezun olmayı başardı. Üç çocuk annesi olmasına rağmen hedeflerinden vazgeçmeyen Özlem Manisalı, azmi ve kararlılığıyla özellikle eğitimine devam etmek isteyen kadınlara ilham kaynağı oldu.
- Arkadaşının bir cümlesiyle girişimci oldu! ‘1 gecede 70 bin TL’lik sipariş aldım’
Ne girişimci olmak için bir planı, ne de sermayesi vardı. Güzel Sanatlar Fakültesi’nde okurken kullandıkları hamurlarla kendine minik bir ayraç yaptı. Herkese fikir olması için sosyal medyada paylaşmasıyla olan oldu. Ertesi gün uyandığında hayatı değişmişti. Paylaşımı binlerce kişiye ulaşıp, bir gecede 70 bin TL’lik sipariş alan Huriye Ünver, “Satış linkini paylaştıktan kısa bir süre sonra siparişlerin art arda gelmeye başladığını gördüm. Dakikada bir sipariş düşüyordu. O an sadece ekrana bakıp, 'Ben şimdi ne yapacağım?' dediğimi hatırlıyorum’ diyen Huriye ile, kendiliğinden gelen girişimcilik hikayesini konuştuk. 27 yaşındaki Huriye Ünver, Ankara’da ailesiyle birlikte yaşıyor ve Ankara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Kültür Varlıklarını Koruma ve Onarım Bölümü’nde 4. sınıf öğrencisi. İlk lisansını Uluslararası İlişkiler alanında tamamlamış, hatta bu alanda yüksek lisansa başlamıştı. Fakat teorik bilgiyle dolu bir kariyer çizgisi ona yetmedi. "Daha üretken, daha somut bir alanda olmak istiyordum" diyerek yeniden üniversite sınavına girdi ve yönünü sanata çevirdi. Restorasyon eğitimi, ona sabrı ve detaycılığı öğretti. Bu disiplin, ileride girişimcilik sürecinde en büyük dayanağı olacaktı. Eğitimde kullandıkları özel dolgu malzemesi, fırın gerektirmeyen, kimyasal reaksiyonla sertleşen ve taş benzeri bir yapıya ulaşan restorasyon hamuru onun için sadece bir onarım aracı değildi. Evde denemeler yaparken bu malzemeyle farklı tasarımlar üretilebileceğini fark etti. ‘NE GİRİŞİMCİLİK PLANIM NE DE SERMAYEM VARDI’ "Restorasyon eğitiminde kullandığımız malzeme, klasik anlamda bir kil ya da seramik çamuru değil" diyen Huriye, “Özellikle yurt dışında, antika ve tarihi objelerin onarımında tercih ediliyor. Bu malzeme, seramikten farklı olarak fırın gerektirmez ve kimyasal reaksiyonla sertleşir. Kuruduktan sonra oldukça dayanıklı bir yapıya ulaşır. Aynı zamanda ince detay çalışmaya çok uygundur. Zımparalanabilir, şekillendirilebilir ve boyanabilir. Kilden en temel farkı ise üretim amacı. Kil bir form üretmek için kullanılır ve pişirilerek kalıcı hale gelir. Bu restorasyon malzemesi ise, yeni bir eser üretmekten ziyade, var olanı ayağa kaldırmaya hizmet eder. Ben de bu hamuru yurt dışında restorasyonla uğraşan birisinde görüp almıştım. Evde kendi kendime bir şeyleri onarırken farklı bir alanda da kullanabileceğimi keşfettim” bilgisini paylaştı. Arkadaşının bir cümlesiyle girişimci oldu ‘1 gecede 70 bin TL’lik sipariş aldım’ Kitap ayracı fikri bir ilham anıyla doğdu. Sıradan bir ayraç yerine, kitabın arasından sarkan minik bir vazo ve içinde çiçek olan küçük bir obje tasarladı. İlk paylaşımı tamamen spontane yaptı. O an tek amacı beğeni almaktı. Ancak bir arkadaşının "Bunlar çok satılır" cümlesi, sürecin yönünü değiştirdi. "Bir gün Pinterest’te gezerken benzer bir tasarıma rastladım" diyen Huriye, “Form hoşuma gitti ama kendi yorumumu katmak istedim. 'Bunu daha hikayeli bir hale getirebilir miyim?' diye düşündüm. Aklımda kitabın üstünde minik bir vazo ve içinde çiçek olan bir tasarım canlandı. Kitabın arasından sadece bir ayraç değil, küçük bir obje görünmesini istedim. Böylece kitapla birlikte yaşayan, ona eşlik eden bir tasarım ortaya çıktı. Zamanla bu fikri geliştirdim. Farklı figürler, kitaptan sarkan detaylar, hatta kitabın içine doğru kıvrılan formlar tasarladım” ifadelerine yer verdi ve ekledi: “İlk paylaşımı yaptığımda açıkçası bir girişimcilik planım yoktu. Henüz bir sitem, markam ya da sermayem bile yoktu. Sadece yaptığım tasarımı paylaşmak ve insanların beğenisini görmek istemiştim. O dönem tamamen spontane bir paylaşımdı. Ancak yakın bir arkadaşımın 'Bunlar gerçekten çok güzel, çok satılır' demesiyle bakış açım değişti. O cümle benim için bir dönüm noktası oldu. O güne kadar sadece estetik bir üretim olarak gördüğüm tasarım, bir anda potansiyel bir işe dönüştü. Aslında girişim hikâyem tam olarak o cesaret cümlesiyle başladı diyebilirim.” Sipariş mesajları gelmeye başladığında ilk tepkisinin büyük bir şaşkınlık ve heyecan olduğunu dile getiren Huriye, “Açıkçası o ana kadar bunun gerçekten bir satışa dönüşeceğini düşünmemiştim. ‘Gerçekten yapabilir miyim? Yetiştirebilir miyim?’ diye kendi kendime sordum. Çünkü artık mesele sadece bir tasarım paylaşmak değildi; birine söz vermek, bir beklentiyi karşılamak vardı. O an hem çok mutlu oldum hem de ciddi bir sorumluluk hissettim. Sanırım kendimi ilk kez gerçekten bir girişimci gibi hissettiğim an buydu” bilgisini paylaştı. "Bir gecede 70 bin TL’lik sipariş almak benim için kesinlikle heyecandan çok panikti" şeklinde konuşan Huriye, “Siteyi açtıktan kısa bir süre sonra siparişlerin art arda gelmeye başladığını gördüm. Dakikada bir sipariş düşüyordu. O an sadece ekrana bakıp ‘Ben şimdi ne yapacağım?’ dediğimi hatırlıyorum. İlk yaptığım şey annemi aramak oldu. Kendisi o sırada şehir dışındaydı. ‘Anne, hemen gelmeniz gerekiyor. Hamur almamız lazım, yetişmemiz gereken siparişler var’ dedim. Çünkü bu artık tek başıma altından kalkabileceğim bir şey değildi. O süreçte annem ve teyzelerimle birlikte üretim ve paketleme yaptık. Gerçekten bir aile emeğine dönüştü. Tabii ki bir günde bitmedi; yaklaşık bir hafta boyunca yoğun bir tempoda çalışarak tüm siparişleri tamamlayabildik. Bir gün sadece öğrenciyken, ertesi gün teslim edilmesi gereken onlarca siparişin sorumluluğuyla uyanmak büyük bir yükseklik korkusu gibiydi’ diyen Huriye, “Hata yapar mıyım? korkusu ile 'Bunu ben başardım' gururu arasında gidip geldim. Kazandığım o 70 bin TL, sadece bir kazanç değil, hayallerime yatırılan bir güvendi. İlk işim, bu 'kazara' başlayan girişimi profesyonelleştirmek oldu. Daha kaliteli ham maddeler, paketleme malzemeleri ve işimi geliştirecek teknik ekipmanlara yatırım yaptım. Yani aslında kazandığım her kuruşu, markanın geleceğine geri verdim” ifadelerine yer verdi. ‘EVİMİN BİR ODASINI TAMAMEN ATÖLYEYE ÇEVİRDİM’ "Başlangıçta böyle bir üretim altyapım yoktu" diyen Huriye, “Siparişler bir gecede yoğunlaşınca süreci sonradan kurmak zorunda kaldım. Malzeme tedarikinden üretim planlamasına, paketlemeden kargo organizasyonuna kadar her şeyi çok kısa sürede sistemleştirdim. O dönem biraz yaparak öğrenme süreciydi diyebilirim. Talep beni büyümeye zorladı. Aslında hazır bir altyapım yoktu ama o yoğunluk, profesyonel bir düzen kurmam için en büyük itici güç oldu” dedi ve ekledi: "Evimin bir odasını tamamen atölyeye çevirdim. Üretim kapasitem talebe göre değişiyor; siparişlerin yoğunlaştığı dönemlerde günde 150-200 adet ayraç hazırlayabiliyorum. İlginin daha dengeli olduğu normal dönemlerde ise bu sayı günde 50 ile 100 adet arasında değişiyor. Tamamen el işçiliği olduğu için bu rakamlar oldukça yoğun bir mesai gerektiriyor. Fotoğraflarda gördüğünüz üzere, tasarımların büyük bir kısmı el yapımı figürlerden oluşuyor. Diğerleri ise 'charm' olarak adlandırdığımız detayları kendi el emeğimle ataş kısımlarına sabitleyerek oluşturduğum ürünler. Bu hacme ulaşmak için oldukça yoğun bir mesai harcıyorum." ‘DIŞARIDAN 1 GECEDE BAŞARI GİBİ GÖRÜNSE DE ARKASINDA YILLARIN EĞİTİMİ VAR’ "Hikayemi duyanların en büyük şaşkınlığı, işin gerçekten hiçbir plan veya sermaye olmadan, sadece bir tasarım paylaşımıyla başlamış olması" diyen Huriye, “Genellikle ‘Nasıl yani, sadece bir paylaşımla mı?’ gibi tepkiler alıyorum. Bu plansız ve doğal büyüme süreci, insanlara genellikle cesaret veriyor ve kendi fikirlerini denemeleri için ilham oluyor. Dışarıdan ‘bir gecede başarı’ gibi görünebilir ama arkasında hem yılların eğitimi hem de güçlü bir inanç vardı. Restorasyon eğitimi bana sabrı, titizliği ve vazgeçmemeyi öğretti. O disiplin olmasaydı bu süreci yönetmem mümkün olmazdı. Bir de işin görünmeyen tarafında çokça dua vardı. Elimden geleni yaptıktan sonra gerisini Allah’a bırakmayı öğrendim. O gece panik yerine sabırla çalışabildiysem, bu hem eğitimimin hem de inancımın verdiği dayanıklılık sayesindeydi. Aslında o gece bir anda gelen başarı değil; yılların emeğinin, sabrının ve inancının görünür hale gelmesiydi” şeklinde konuştu. En çok hangi tasarımının ilgi gördüğünü sorduğumuz Huriye, “Özellikle zümrüt yeşili vazo içinde kırmızı çiçek olan tasarım çok sevildi. Bence bunun sebebi, insanların dijital dünyadan yorulmuş olması. Artık daha masalsı, somut ve estetik nesnelere özlem duyuyoruz. Kitabın arasından sarkan minik bir çiçek, sadece nerede kalındığını hatırlatan bir ayraç değil; aynı zamanda küçük bir 'an' ve estetik bir deneyim sunuyor. İnsanlar aslında nesnelerle değil, o nesnelerin hissettirdiği hikâyelerle bağ kuruyor. Sanırım bu tasarımın gördüğü ilginin temelinde de bu duygu var” dedi ve sözlerini şöyle sonlandırdı: “Gençlere, başlamak için mükemmel zamanı ya da kusursuz şartları beklemeyin demek istiyorum. Benim büyük bir sermayem, hazır bir ekibim ya da detaylı bir iş planım yoktu. Sadece üretmeye başladım ve cesaret edip paylaştım. Bazen ilk adım, sandığımız kadar büyük olmak zorunda değil. Korku sürecin doğal bir parçası. ‘Ya olmazsa?’ düşüncesi hep var. Ama çoğu zaman bizi büyüten şey, o korkuya rağmen attığımız adımdır. Hata yapmak da bu yolun bir parçası. Ben de süreç içinde çok şey öğrenerek ilerledim. Bir diğer önemli konu sabır. Sosyal medyada her şey çok hızlı görünse de arkasında ciddi bir emek, disiplin ve süreklilik var. Eğitimim bana detaycılığı ve vazgeçmemeyi öğretti; inancım ise zor anlarda sakin kalmayı. Elinden geleni yaptıktan sonra sürece güvenmek çok kıymetli. Kısacası, üretmekten vazgeçmeyin. Bazen küçücük bir fikir, doğru zamanda cesaretle birleştiğinde insanın hayatını değiştirebiliyor.”
- Zorlu şartlara rağmen vazgeçmedi: Kadın girişimci tek başına iki ton üretiyor
Van'ın Bahçesaray ilçesinde 10 yıl önce devlet desteğiyle kurduğu 500 metrekarelik serada çilek yetiştiriciliğine başlayan 32 yaşındaki Bahar Ayhan, ilçedeki tek çilek üreticisi oldu. Yoğun kar alması nedeniyle kışın yolu sürekli kapanan ilçeye bağlı Köşk Mahallesi'nde yaşayan Ayhan, 2016'da mahalledeki arazisini değerlendirerek tarımsal üretim yapmaya karar verdi. Tarım ve Orman Bakanlığının "Genç Çiftçi Projesi"ne başvuran Ayhan, hazırladığı projenin kabul edilmesiyle aldığı destek sayesinde 500 metrekarelik alana kurduğu serada çilek yetiştirmeye başladı. Çevresindeki dağların halen karla kaplı olduğu mahallede ürettiği çilekleri kent merkezi ve çevre ilçelere satan Ayhan, işini büyütmek için bu yıl da Van Valiliğinin "Meyveciliği Geliştirme Projesi"ne başvurdu. Buradan aldığı destekle 2 bin 500 metrekare alana 5 yeni sera kurarak kapasitesini artırmayı planlayan Ayhan, hem aile bütçesine katkı sağlıyor hem de kadınlara örnek oluyor. İşini severek yapan ve günün büyük bölümünü serada geçiren Ayhan, doğal ortamda yetiştirdiği çilekleri ailesinin desteğiyle toplayarak kent merkezi ve çevre ilçelere gönderiyor. "Yılda 2 ton çilek üretiyorum" Ayhan devlet desteğiyle başladığı çilek yetiştiriciliğini daha da büyütmek istediğini söyledi. Bu yıl başvurduğu proje sayesinde 2 bin 500 metrekare alana 5 yeni sera kurarak işini geliştireceğini belirten Ayhan, tüm gençlere bu işi yapmaları tavsiyesinde bulundu. Yaptığı üretimle ailesine katkı sunduğunu ifade eden Ayhan, şunları kaydetti: "Yetiştirdiğim çileğin reçelini de yapıyorum. Yılda 2 ton çilek üretiyorum. Bu konuda kendimi daha çok geliştirmeyi, daha fazla üretim yapmayı ve ürünleri başka şehirlere de satmayı hedefliyorum. İyi ki bu işe başladım. Hedefim işimi daha da büyütmek. Ürettiğim çilekler organik, tadı çok güzel. Çok beğeniliyor. Çilek topladığımda çok mutlu oluyorum. Güzel bir duygu. Ailem de bana bu konuda çok destek oluyor." Toprakla ilgilenmeyi sevdiğini anlatan Ayhan, "Bu işe başladıktan sonra başka bir şey yapmak istemiyorum. Seramın kapısını açtığımda çilekleri ve o güzelliği görmek dünyalara bedel. İlçede çilek üretimini sadece ben yapıyorum. Yolların yaklaşık 6 ay kapalı kaldığı zorlu bir coğrafyada yaşıyoruz. Yine de güzel. Bir şeylerle uğraşmak insana huzur veriyor." diye konuştu.
- Cefakar anne, heybe yaparak dört çocuk okuttu
Şırnak’ın Uludere ilçesinde Aile Destek Merkezine giden dört çocuk annesi Düriye Babat, yaptığı heybelerle dört çocuğunu okutarak üniversiteli yaptı. İlçenin Şenoba beldesindeki Aile Destek Destek Merkezine (ADEM), gelen kursiyerler hem zamanlarını değerlendiriyor, hem de aile ekonomisine katkı sağlıyor. Kadınlar, yüz yıllık heybeleri yaparak ülkenin dört bir yanına siparişleri gönderiyor. Renk renk yapılan heybeler eskiden berivanlar kullanıyordu şimdi ise gelinler çeyizlerinde kullanmak için alıyor. Bu heybeler, adeti 20 ila 30 bin lira arasında alıcı buluyor. Cefakar anne, heybe yaparak dört çocuk okuttu Kursiyerlerden Düriye Babat, yıllardır yapığı heybelerle geçimini sağlayıp üstüne dört çocuğunu okutarak üniversiteli yaptı. Her ay bir heybe yapan Düriye Babat, ilmek ilmek dokunan heybeleri süsleyerek yeni evlenecek olan genç kızların çeyizlerinde kullanması için hazırlıyor. Cefakar anne, heybe yaparak dört çocuk okuttu Bölge genelinde çok az sayıda kadının heybe yaptığını yaptığını belirten Babat, bu mesleğin devamlılığın sağlanması için destek beklediğini söyledi. Babat, "Çocuklarım ikizdi, daha anne karnındayken doğum sırasında vefat ettiler. Çocuklarım olsun istiyordum. Çok şükür çocuklarım oldu. Onları okutmak için söz verdim, elimden geleni yaptım. Çocuklarımı okutmak için heybeler yaparak geçimimi sağladım. Şimdi çok şükür durumumuz iyi. Eskiden bütün işleri bunlarla yapıyorduk. Artık o işler de kalmadı. Şimdi süs olarak kullanılıyor" dedi.
- Kadın girişimci 60 yaşında hayalini gerçekleştirdi: Meslek edindirme kursunu bitirdi, kendi iş yerini açtı
Mersin’in Erdemli ilçesinde 60 yaşındaki kadın girişimci meslek edindirme çerçevesinde açılan 800 saatlik pastacı kursunu tamamladıktan sonra kendi iş yerini açarak hayalini gerçekleştirildi. Erdemli Belediyesi Sosyal Yaşam Merkezi’nde açılan meslek edindirme kurslarına katılan kadınlar, aldıkları eğitimleri üretime dönüştürerek kendi işlerinin sahibi olma fırsatı yakalıyor. Yaklaşık 800 saatlik Pastacı Meslek Edindirme Kursu’nu başarıyla tamamlayanlardan Yıldız Dağtekin’de, edindiği mesleki tecrübeyle uzun süredir hayalini kurduğu kendi işyerini hizmete açtı. Hem istihdama katkı sağlayan hem de diğer kadınlara örnek olan Dağtekin, azmiyle takdir toplarken ilham veren bir girişimcilik hikayesine de imza attı. Dağtekin’in yalnızca kendi hazırladığı ürünlerinin yer aldığı Arpaçbahşiş Mahallesi’ndeki işletmesinin açılış kurdelesi, Erdemli Belediye Başkanı Mustafa Kara ve beraberindekiler tarafından kesildi. Başkan Kara tarafından Dağtekin ve usta öğretici Emine Ata Öztekin’e teşekkür belgesi takdim edildi. Uzun yıllar kendi hazırladığı ürünleri satabileceği bir işletme hayali kurduğunu belirten Yıldız Dağtekin," Ben uzun yıllardır yurtdışında yaşıyorum ve gastronominin içindeydim. Hayalimde bir gün bir tatil kasabasında güzel bir pastane gibi bir yer açmak vardı. Fakat gastronomide olduğum için pastaya biraz uzaktım. Sonra buraya geldikten sonra belediyemizin açmış olduğu bir kurs olduğunu öğrendim, katılmaya karar verdim. Almış olduğum eğitimlerle pasta, kurabiye, açmalar, poğaçalar üretmeye başladım. Böyle butik bir yer açmaya karar verdim" dedi. "İnanılmazı başardım, hayalim vardı, onu gerçekleştirdim" Tatlılar ve yaş pastalarla ilgili daha önce bir deneyimi olmadığını anlatan Dağtekin, "Daha çok İtalyan konsepti üzerine yurtdışında mini pastalar üzerine çalışıyorduk. Ama buraya geldikten sonra ufkum genişledi, daha farklı şeyleri öğrendim. Her konuda deneyim sahibi oldum. Bazen insanlar geliyor bunların hepsini siz mi yapıyorsunuz diyor, ’evet hepsini ben yapıyorum’ diyorum. İnanılmazı başardım, hayalim vardı, onu gerçekleştirdim. Ben herkese tavsiye ediyorum, belediyemizin açmış olduğu tüm kurslara katılabilirler, hayallerini gerçekleştirebilirler" diye konuştu. "Öğrencilerimiz için ilham kaynağı oldu" Gurur verici bir gün yaşadıklarına değinen Erdemli Belediye Başkanı Mustafa Kara ise, "Yıldız hanım bizim öğrencimizdi, pasta kurslarımızda yaklaşık 800 saat bir eğitim aldı. Daha sonrasında eğitimin sonunda sertifikasını aldı. Bugün de kendi iş yerini açtı. Hem kadın istihdamı açısından, hem genç istihdamı açısından bizim için de çok önemli. Yıldız hanım bizim kurslarımızda eğitim gören öğrencilerimiz için ilham kaynağı oldu. Biz kendisine teşekkür ediyoruz" şeklinde konuştu.
- İneğini satıp havayolu şirketi kurdu! Van’dan çıkıp Japonya’da zirveye ulaştı
Van’da çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşan kalabalık bir ailenin en büyük çocuğu olarak dünyaya gelen Abdullah Arpa’nın hayatı, bugün havacılık ve savunma alanında kurduğu şirketlerle bambaşka bir noktaya ulaştı. Sadece ilkokul 5. sınıfa kadar okuyabilen Arpa, cebinde 300 dolarla gittiği Japonya’da sıfırdan başlayarak üç şirketin kurucusu oldu. 11 kardeşin en büyüğü olan Abdullah Arpa, çocuk yaşta hayat mücadelesiyle tanıştı. İlkokul 5. sınıfa kadar okuyabildi. Sonrasında Osmaniye’ye, akrabalarının yanına taşındı. Orada hayat mücadelesine çok küçük yaşta başladı. Akrabasının çocuğunun ayakkabı boyası kutusunu, o okuldayken alıp çalıştı; kullanamadığı zamanlarda ise bir çorbacıda temizlik ve bulaşık işleri yaptı. Bu şekilde yaklaşık bir yıl çalıştı. Sonrasında Denizli’de başka akrabalarının yanına gitti. Burada da bir oto galeride temizlik işleri yaptı, aynı zamanda otellerde mermer işleri ve kaba inşaatlarda çalıştı. Bu dönem de yaklaşık bir yıl sürdü. Bunların ardından Abdullah Arpa, turizmle tanıştı. Otellere gelen yabancı turistlere kalacak yer ayarlayarak komisyonla çalışmaya başladı. İngilizce bilmediği için pansiyon sahibi ona İngilizce bir tanıtım yazısı hazırladı. ‘Ben de o yazıyı turistlere göstererek onları ikna ediyor ve çalıştığım pansiyonlara yönlendiriyordum’ diyen Arpa, bu işi de yaklaşık bir yıl boyunca sürdürdü. Ancak onun hayatındaki asıl kırılma noktası, Japonya’ya gitme kararı oldu. Bir dönem Fransa, Almanya, İngiltere ve Hollanda gibi ülkelere çalışmak için gitmeyi düşündü ancak vize alamadı. Japonya’nın Türk vatandaşlarından vize istemediğini öğrendiğinde yönünü oraya çevirdi. Gitmeden önce annesine ve kardeşlerine destek olmak için bir inek alan Arpa, Japonya’ya gitme zamanı geldiğinde, hem biriktirdiği parayı hem de o ineği satarak elde ettiği geliri birleştirip uçak biletini aldı. Cebinde sadece 300 dolarla Japonya’ya doğru yola çıktı. "Cebimde sadece 300 dolar vardı ama içimde büyük bir kararlılık vardı" diyen Arpa’nın bu adımı, ileride çok daha büyük bir hikâyenin başlangıcı oldu. Japonya’ya vardığında onu bekleyen ilk gerçeklik ise zorluktu. İş bulamayan Arpa, Tokyo’daki Yoyogi Park’ta 12 gün geçirdi. Bu süreçte diğer yabancılarla bağlantı kurarak komisyon usulü işler buldu. İnşaatlarda, yıkım işlerinde, kanalizasyon çalışmalarında görev aldı. "Daha çok belirsizlik vardı" diyen Arpa, “Başarısızlık ihtimali vardı ama bunu en baştan kabul etmiştim. Geri dönmek de her zaman bir seçenekti ama insanı en çok zorlayan şey, neyle karşılaşacağını bilmemek oluyor. Anneme ve kardeşlerime daha iyi bir hayat sunma isteğim çok güçlüydü. Fakat bu isteğin yanında, önümde nasıl bir gelecek olduğu tamamen belirsizdi ve bu beni gerçekten zorladı. İçimde hem umut hem de ciddi bir bilinmezlik vardı. Elbette geri dönememe düşüncesi de bir miktar etkendi” dedi ve ekledi: “Asıl kararım, geri dönmemek üzerineydi. Ne olursa olsun bulunduğum bu yeni yerde kalıcı olmak ve aileme destek olmak istiyordum. Bu düşünce beni ayakta tuttu, güçlü kalmamı sağladı. Belirsizlik ne kadar zorlayıcı olsa da denememek benim için daha büyük bir riskti. O dönemin kalıcı olmadığını biliyordum. Bu yüzden odağım sürekli 'Nasıl devam ederim?' sorusundaydı. İçinde bulunduğum şartlara takılıp kalmak yerine, her gün küçük de olsa bir çözüm üretmeye çalıştım. Kendime inandım ve azmimi hiç kaybetmedim. O günlerde en önemli şeyin insanın kendi inancı olduğunu fark ettim. İnsan gerçekten ister ve inanırsa, gerisini getirme becerisine sahip oluyor. Zor bir dönemdi ama o süreci geçici olarak görmek ve sürekli ileriye odaklanmak beni ayakta tuttu." ‘ANNEM VE KARDEŞLERİM İÇİN ELİMDEN GELENİ YAPMAYA KARAR VERMİŞTİM’ "Uçak biletimi alıp Japonya’ya, havalimanına indiğim o an her şey daha gerçek oldu" diyen Arpa, “Artık geri dönüşün kolay olmadığı, gerçekten devam etmem gereken bir noktadaydım. Annem ve kardeşlerim için elimden geleni yapmaya o anda bir kez daha kesin olarak karar verdim. Bu sorumluluk duygusu beni ayakta tuttu ve geri adım atmamam gerektiğini hissettirdi. Bu tür süreçler gerçekten yıldırıcı olabiliyor. İnsan zaman zaman vazgeçmeyi düşünebiliyor. Ama benim için en önemli şey pes etmemekti. Devam etmenin, ne olursa olsun mücadele etmenin her zaman daha doğru olduğuna inandım” şeklinde konuştu. Farklı bir kültürde tutunabilmek için en çok hangi alışkanlığını değiştirmek zorunda kaldığını sorduğumuz Arpa, “Yalnızlık zordu. Çünkü dertleşebileceğim, konuşabileceğim, fikirlerimi paylaşabileceğim kimse yoktu. Her şeyi kendi başıma yapmak zorundaydım. Farklı bir ülke, farklı bir dil, farklı bir kültür ve farklı insanlar arasında tek başıma kalmıştım. Dolayısıyla başarıya giden yolda belirsizlik kadar yalnızlık da çok ağır geldi. Yalnızlık, o sürecin en zorlayıcı ve öğretici tarafıydı” bilgisini paylaştı. ‘İNŞAATLARDA, YIKIM, KABA İNŞAAT, KANALİZASYON GİBİ İŞLERDE ÇALIŞTIM’ "Japonya’ya geldiğimde 18 yaşındaydım, hâlâ çok genç, daha çocuk sayılırdım" diyen Arpa, “Bu nedenle Türkiye’de öğrendiğim her şeyi geride bırakıp adeta sıfırdan başlamam, yeniden doğmam gerekti. Dil, kültür, insanlar, kurallar, her şey farklıydı. Erken yaşta gelmenin bir avantajıyla, henüz tam oturmamış bazı alışkanlıklarımı, fark etmeden değiştirdim diyebilirim. Bu bilinçsiz değişim, buraya uyum sağlamamı bir nebze kolaylaştırdı ve yeni çevreme adapte olmamı hızlandırdı. Tabii ki, en bilinçli ve doğru kararlardan biri, o genç yaşımda cebimde sadece 300 dolar varken uçak biletini alıp dünyanın bir ucundaki Japonya’ya gelmekti. Bu adım, hayatımı tamamen değiştirecek bir riskti ama aynı zamanda en büyük fırsatı da beraberinde getirdi. O yaşta cesaretle bilinmezliğe adım atmam, bana hem özgüven hem de kararlılık kazandırdı. Ayrıca, her şeyi sıfırdan öğrenmeye ve hayatta kendi yolumu çizmeye karar vermem de bilinçli bir tercihti. Dil, kültür ve iş hayatındaki eksiklerimi hızla kapatmamı sağladı. Bu kararlar, ilerleyen yıllarda hem iş hem de kişisel hayatımda sağlam bir temel oluşturdu” ifadelerine yer verdi. Japonya’ya ilk geldiğinde iş bulmanın oldukça zor olduğuna dikkat çeken Arpa, “O zamanlar Yoyogi Park’a iş arayan birçok yabancı gelirdi. Ben de orada kaldığım o 12 gün boyunca, komisyoncu olarak diğer yabancılardan işler bulup onlara katıldım ve böylece ilk iş deneyimlerimi kazandım. Çalıştığım işler genellikle inşaat alanındaydı, yıkım, kaba inşaat, kanalizasyon gibi işler yaptım. Vize sürem dolduğu zaman ise Türkiye’ye gidip giriş-çıkış yaparak vizemi yeniledim ve çalışmaya devam ettim. Bu süreçler gerçekten zorluydu ama aynı zamanda bana sabrı, esnekliği ve adapte olmayı öğretti. Zamanla yeni ülkeye ve iş hayatına yavaş yavaş uyum sağlamaya başladım” dedi. ‘SEYYAR KEBAPÇILIKTAN KAZANDIĞIM PARAYLA BİRKAÇ RESTORAN ALDIM’ İnşaatlardan sonra seyyar kebapçılık yapmaya başladığını söyleyen Arpa, “Seyyar kebapçılıktan kazandığımız parayla, birkaç restoran aldım. Öyle sıfırdan yerler değil. Araştırdığım bazı restoranlar vardı. Ciroları düşüktü ve satmak istiyorlardı. Bu restoranı alıp biraz değiştirip cirolarını güzelleştirdim, menülerini değiştirdim. Müşteriler çoğaldı, cirolar güzelleşti, aynı şekilde benzer birkaç yer daha aldım. Sıfırdan restoran değil de bitmiş olan restoranları alıp menülerini değiştirdim, cirolarını toparlayıp tekrar güçlendirdim” şeklinde konuştu ve ekledi: “Restoranlarımı satıp pilotluk eğitimine yöneldiğimde çevrem, bu kararımı ‘çılgınlık’ olarak değerlendirildi. İnsanlar, kurduğum düzeni bozup yeni bir maceraya atılmanın gereksiz olduğunu söylediler. Ancak bu benim için bu bir tutku ve çocukluk hayalimdi. Uçmayı öğrenmek ve havacılık dünyasında kendi yolumu çizmek, paranın veya güvenli bir düzenin ötesinde benim için çok önemliydi. Bu yüzden eleştirilere rağmen kararlılıkla hayalimin peşinden gittim.” ‘KENDİ ŞİRKETİMİ KURDUĞUM AN GÖZÜMÜN ÖNÜNE ÇOCUKLUĞUM GELDİ’ "İlk kez pilot koltuğuna oturduğumda aklımdan geçen ilk şey, bunun uzun bir sürecin sonucu olduğuydu" diyen Arpa, “Gerçekten çok güçlü bir duyguydu; kelimelerle anlatmak biraz zor. O anda, uzun süredir uğraştığım şeyi başarmış olduğumu, zorlu süreci tamamladığımı hissettim. Tabii ki bu bir son değildi; aksine, yeni bir başlangıcın ilk adımıydı. Daha çok odaklanmam gerektiğini hissettim ve bundan sonraki yol için motivasyonumu pekiştirdim. Burada cesaret belirleyici bir yol oynuyor. Para elbette önemli ama başlangıç için tek başına yeterli değil. Cesaret olmadan hiçbir şey yapılamaz. Para elbet bulunur; önemli olan insanın içindeki cesaret, azim ve başarma isteğidir. Cesaret sayesinde yeni işlere kalkışabiliriz, zorluklarla başa çıkabiliriz ve devam edebiliriz. Bu iç motivasyon, başarıya giden yolda paradan çok daha kritik bir rol oynar” bilgisini paylaştı. İneğini satıp havayolu şirketi kurdu Van’dan çıkıp Japonya’da zirveye ulaştı Kendi şirketini kurduğu an, gözünün önüne hemen çocukluk döneminin geldiğini dile getiren Arpa, “Van’da, çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşan ailemin yanında geçirdiğim zor yıllar, ailem için; özellikle annem ve kardeşlerim için sorumluluk hissettiğim anlar, hayatta kalma mücadelesi ve küçücük yaşta çalışmak zorunda oluşum. O dönem hissettiğim inanç ve azim, o anı yeniden canlandırdı. Dil bilmeden, kültürü ve insanları tamamen farklı bir ülkede hayatta kalma mücadelesi... Japonya’ya geldiğim o ilk günlerde parkta kaldığım 12 gün, iş ararken yaşadığım zorluklar.. Tüm bu anılar, kendi şirketimi kurduğumda bana ‘başardım’ hissini daha da anlamlı kıldı. Geçmişteki mücadele, azim ve başarma isteğim, bugün sahip olduğum başarıyı gözümde büyüttü” ifadelerine yer verdi. ‘ŞİMDİLERDE HAVACILIK VE SAVUNMA ALANLARINDAKİ 3 ŞİRKETİN KURUCUSUYUM’ "Havacılık gibi yüksek riskli bir sektörde en zor öğrendiğim ders, detaylara dikkat etmenin önemi oldu" diyen Arpa, “Küçük hatalar bile ciddi sonuçlar doğurabiliyor. Havacılık İngilizcesi, navigasyon, uçak sistemleri ve uçuş mühendisliği gibi konuları öğrenirken, her bilginin ve her uygulamanın eksiksiz olması gerektiğini fark ettim. Havacılıkta hataya yer yok; bu yüzden her şey mükemmel olmalı. Aslında mükemmel olma gerekliliği, aynı zamanda en zorlayıcı süreçti. Her adımı, her prosedürü titizlikle takip etmek, sürekli dikkatli ve sorumlu olmak, hem zihinsel hem de teknik olarak çok büyük bir disiplin gerektiriyor” şeklinde konuştu. Abdullah Arpa, şimdilerde havacılık ve savunma alanlarında faaliyet gösteren üç şirketin kurucusu. Skyart Japan ile lisanslı pilotlara simülatör eğitimleri veriyor, sekiz farklı havalimanında mağaza işletiyor, kabin memuru eğitimleri düzenliyor ve işletmeler için uçak kabini üretimi yapıyor. Jumbo Airline bünyesinde sıfırdan başlayan pilot adaylarını yetiştiriyor, havacılık İngilizcesi ve kabin eğitimleri veriyor, ayrıca VIP charter hizmetleri sunuyor. Skyart Defense Japan ile Japonya Savunma Bakanlığı onayı doğrultusunda askeri mühimmat ve teçhizat tedariki sağlıyor. Bunun yanında Türkiye’de Savunma Bakanlığı onaylı özel şirketlere bayilik hizmetleri veriyor, savunma sistemlerinin Japonya’da tanıtımı ve uygulama süreçlerinde aktif rol alıyor. ‘SABAHLARI KAMPÜSE DERSE GİRİP, ÖĞLENLERİ UÇUŞ OKULUNA GİDİYORDUM’ "Geriye dönüp baktığımda bugün pilot eğitimi vermek bana büyük bir anlam ve tatmin hissi veriyor" diyen Arpa, “Sürecin farklı aşamalarını bizzat yaşamış olmak, bana hem deneyim hem de perspektif kazandırıyor. Yeni bireylere bu bilgi birikimini aktarmak çok önemli. Zorlu süreçlerden geçmiş biri olarak, yılmayıp devam eden kardeşlerimizi başarıya ulaştırmak en önemli amaçlarımdan biridir. Başarıya aç, azimli kardeşlerimizi hedeflerine ulaştırmak, beni de başarı noktasına getiriyor. Bu yüzden başarı benim için sadece maddi kazanç veya kişisel çıkar değil; insanların içindeki azim, hırs, istek ve iradeyi ortaya koyabilmelerini sağlamak, onları desteklemek ve yol göstermek anlamına geliyor” dedi ve sözlerini şöyle sonlandırdı: “Bugün hâlâ hayaline ulaşamamış olan birine söylemek istediğim şey, süreci uzun vadeli düşünmek gerektiği. Hızdan çok süreklilik ve istikrar önemli. Yılmadan devam etmek gerekiyor. Bazen süreçler çok zorlu, hatta yıldırıcı olabilir; yelkenleri suya indirmeden, elden bırakmadan, inanarak ve belirlenen hedefe emin adımlarla ilerlemek önemli. Ne olursa olsun, umudunu kaybetmeden ahlaklı, düzgün ve emek vererek bir şeyler yapmak ve yapmaya çalışmak, er ya da geç meyvesini verir. Ben Japonya’da restoran işletmeciliği sırasında Globis University`de aksamlari is cikisi ozel college package alip 1 yıl eğitim gördüm. Daha sonra University of Hawaii'de de aynı şekilde 'college package' alıp 1 yıl da orada eğitim gördüm. Sabahları kampüse derse gidip öğlenleri uçuş okuluna gidiyordum.”
- 11 kadına istihdam sağladı, iki çocuğa annelik yaptı
Zonguldak’ın Devrek ilçesinde eşiyle birlikte işlettiği restoranda 11 kadına istihdam sağlayan 50 yaşındaki Yadigar Benli, çalışan bir anne olmanın zorluklarını aile dayanışması ve kadın emeğiyle aştı. Anneler Günü’nde yaşadıklarını anlatan Benli, hem iş hayatında hem annelikte verdikleri mücadeleyi samimi sözlerle paylaştı. Devrek’te eşiyle birlikte restoran işleten iki çocuk annesi Yadigar Benli, yıllar içinde verdikleri emeğin bugün birçok kadına iş kapısı olduğunu söyledi. İşletmelerinde kadın çalışanlara öncelik verdiklerini belirten Benli, aynı çatı altında 11 kadınla birlikte üretmeye devam ettiklerini ifade etti. İş hayatında kadın olmanın ciddi sorumluluklar getirdiğini dile getiren Benli, çocuk, ev ve iş hayatını aynı anda yürütmenin kolay olmadığını söyledi. Eşi ve çalışma arkadaşlarının desteği sayesinde bugünlere geldiklerini belirten Benli, yoğun tempoya rağmen mücadeleden vazgeçmediklerini anlattı. "KADIN OLMAK VE İŞ KADINI OLMAK GERÇEKTEN ÇOK ZOR" İşletmelerinde kadın istihdamına büyük önem verdiklerini belirten Yadigar Benli, "İki çocuk annesiyim. Ailece işletiyoruz eşimle beraber. Şu an yanımda 11 çalışan kadın arkadaşım var. Onlarla bu yolda ilerlemeye çalışıyoruz" diyerek kadın dayanışmasının altını çizdi. İş hayatında karşılaştıkları zorluklara değinen Benli, "Zor günlerimiz çok oldu, kolay gelmedik tabii ki buralara. Hem çocuk, hem ev, hem aile, iş tabii ki bizi zorladı. Ama eşimle beraber ve çalışan arkadaşlarımla beraber buralardayız" ifadelerini kullandı. Yoğun bir çalışma temposu içinde olduklarını ifade eden Benli, mesai saatlerini şu sözlerle anlattı: "Mesaimiz sabah saat 6'da başlıyor. Çorbalarımızla beraber yemeklerimize geçiyoruz. Sonrasında öğlen aramız başlıyor. Günün en yoğun saatimiz öğlen arasıdır. Gün içerisinde akşam 9'a kadar devam etmekte. Akşam saat 9 gibi iş yerimizi kapatıyoruz. Buradan çıktığımızda da evimize gidiyoruz." İş ve ev arasındaki dengeyi sağlamanın yorucu olduğunu dile getiren Benli, çalışan bir anne olmanın zorlu süreçlerini şu sözlerle aktardı: "Gün içerisinde zaten çok yorgun oluyoruz. Çocuklarımıza vakit ayırıyoruz belli saatlerde. Bu şekilde devam ediyoruz. Tabii evin işi hiçbir zaman bitmiyor. Hanımlar bunu daha iyi bilirler. Kadın olmak zor. Hem iş kadını olmak hem hayatta kadın olmak gerçekten zor. Onları (çocukları) evde yalnız bırakıp gelmek, gün içerisinde çocuklarımla uzunca zaman vakit geçirememek, sadece onlara ayırdığım zamanın akşam 1-2 saat olması, bizim için zor süreçler oldu. Bu güçlüklerle birlikte onları da yetiştirdik, bugünlere getirdik çok şükür." "ANNELERİMİZ BAŞ TACIMIZ" Anne olmanın tarif edilemez bir duygu olduğunu söyleyen Yadigar Benli, sözlerini Anneler Günü mesajıyla tamamladı: "Anne olmak tabii ki çok güzel bir duygu. Çocukların varlığı ayrı bir güzellik bizim için. Tabii biz de onlara karşı olan sorumluluklarımızı elimizden geldiğince yerine getirmeye çalışıyoruz. Annelerimiz başımızın tacı. Onların hakkı bir gün değil, bir ömür ödenebilecek bir şey değil bana göre. Hakları hiçbir zaman ödenmez. Anneler Günü'nde başta kendi annem olmak üzere, kendim de bir anne olarak bütün annelerin Anneler Günü'nü kutlarım. Annelerimiz baş tacımız. Anneler günümüz kutlu olsun." "KADININ ELİNİN DEĞDİĞİ HER ŞEY GÜZELDİR" Yadigar Benli'nin eşi 50 yaşındaki Atilla Benli ise eşinin ticaretteki azminden övgüyle bahsetti. Geçmişte farklı sektörlerde de faaliyet gösterdiklerini söyleyen Atilla Benli, "Eşimle beraber bizim farklı sektörlerimiz de oldu. Sadece bu sektör değil; 16 yıl başka bir sektör, 4 yıl başka bir sektör, son sektörümüz bu. Eşimle tanıştığımızdan bu yana kendisi değişik ticari faaliyetlerde bulunmaya çalıştı, ticarete yönelik katkıları oldu sürekli" dedi. Eşinin iş hayatındaki güçlü karakterine dikkat çeken Benli, "Hatta kendi yerinden kendi dükkan sahibini kovmuşluğu da olmuştur. İnatçıdır ticarette, o kadar güçlüdür. Onun kararlı duruşları sayesinde, beraber aldığımız kararlar doğrultusunda bu günlere geldik" şeklinde konuştu. Başarılarının temelinde aile içi dayanışmanın yattığını belirten Atilla Benli, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün sözlerine atıfta bulunarak duygularını şu şekilde ifade etti: "Yani 'birlikten kuvvet doğar' dedikleri bu olsa gerek. Bir iki kelimeyle ölçülebilecek bir durum değil. İnsanların, tabii bizim yaşadığımız veya çoğu insanın yaşadığı bir durum da vardır. Lakin 'kadının elinin değdiği her şey güzeldir' cümlesiyle, 'Dünyadaki bütün güzellikler varsa bunlar kadının eseridir' diyen Atatürk'ün bir cümlesi vardı, onunla noktalamak isterim. Bazı kelimeler yetmiyor bazen anlatmaya bazı durumları." İşletmede anne olan personellerle çalışmaya özen gösterdiklerini belirten Benli, "Şimdi torunumuzla uğraşıyoruz. O da ayrı bir duygu, ayrı bir güzellik. Ne diyelim, inşallah onun da anne olduğu günleri görürüz. Ekip arkadaşlarımız da var. Hepsi de birer anne, bir iki tane genç arkadaşımız var. Sorumluluklarını bilen insanlarla çalışmaya çalışıyoruz." "ÇALIŞAN BİR KADININ ÇOCUĞU OLMAK ÇOK BÜYÜK BİR AVANTAJ Çalışan bir annenin çocuğu olarak büyümenin kendisine kattığı değerleri anlatan 28 yaşındaki Neslişah Gemici, annesinin güçlü figüründen ilham aldığını söyledi. Zorlukların üstesinden ailece geldiklerini belirten Gemici, "Elbette çok zor ve daha güçlü olmanız gereken bir durumla karşı karşıya kalıyorsunuz. Ben çoğu zaman annemin yanında, anneme yardım ederek, annem ve babamla birlikte hep çalışarak onların yanında oldum. Annem hiçbir zaman bizi yalnız bırakmadı, ne kadar çalışırsa çalışsın" ifadelerini kullandı. Kardeşiyle olan dayanışmasını anlatan Gemici, "Kız kardeşim de vardı. Ona ben annelik etmek zorunda kaldım. Çünkü onun yaşı daha küçüktü. Sabah okula giderken onu ben giydirdim, saçlarını ben topladım. Dediğim gibi çünkü çalışan bir annemiz vardı. Ve biz kardeşimle birbirimizin eksiklerini daima tamamlamaya çalıştık" şeklinde konuştu. Çalışan bir anneyle büyümenin kendisine özgüven kattığını vurgulayan Gemici, annesiyle duyduğu gururu şu sözlerle dile getirdi: "Ama şöyle bir gerçek var ki; çalışan bir annenin kızı olmak iyi mi kötü mü? Kesinlikle çok iyi bir duygu. Çünkü 'daha ne kadar güçlü olabilirim, daha ne kadar kendim başarabilirim' duygusunu en yakınınızdan aldığınızda o güç zehirlenmesini yaşıyorsunuz zaten. Ve bizde de öyle oldu. Kardeşim de ben de hiçbir zaman hiçbir zorluktan korkmayan, daima bütün zorlukları aşabileceğine inanan iki kadın olarak bu yaşa geldik. Ve bundan da hiçbir zaman pişman olmadık." Bu durumun sosyal hayatına ve hayata bakışına olumlu yansıdığını ifade eden Gemici, "Bunun avantajları da çok oldu. Bakış açınız bile çalışan bir anneye sahipseniz daima daha geniş oluyor. Daha anlayarak, anlamlı bakabiliyorsunuz hayata. Çünkü dört duvar arasına sıkışmış olmuyorsunuz. Sadece bir evde büyümenin de vardır avantajları ama siz küçük yaştan itibaren kalabalığa, ortama, insanlarla konuşmaya, farklı konuşmalara şahit olmaya başlıyorsunuz. Ve bu yüzden iyi ki annem çalışan bir anneymiş, çalışan bir kadınmış. Annemle gurur duyuyorum. Ve çalışan, çalışmayan, izleyen, izlemeyen bütün kadınlarla da gurur duyuyorum. Kadın olmak çok güzel bir duygu" dedi.
- Ellerini kaybetti, hayata daha çok sarıldı
Şırnak’ın Uludere ilçesinde henüz 10 yaşındayken eline aldığı cismin patlaması sonucu iki elini ve bir gözünü kaybeden 32 yaşındaki Bayram Yılmaz, engeline rağmen birçok spor dalıyla ilgilenerek hayata tutundu. Uludere ilçesi Taşdelen köyünde yaşamını sürdüren Bayram Yılmaz, 20 Şubat 2004’te henüz 10 yaşındayken eline aldığı yabancı bir cismin patlamasıyla iki elini ve bir gözünü kaybetti. Uzun yıllar birçok problemle karşılaşan Yılmaz hocalarının da teşvikiyle hayata devam etmesi gerektiğinin farkına vardı. Öğretmenlerinin yönlendirmesiyle spora gidip derecelerle hayata daha da sıkı tutunan Yılmaz, birçok beceri de kazandı. Ellerini kaybetti, hayata daha çok sarıldı Bayram Yılmaz, 20 Şubat 2004’te henüz 10 yaşındayken bilmediği bir cismi merakından eline aldığını ve cismin patlaması sonucu iki elini ve bir gözünü kaybettiğini söyledi. Yılmaz, taburcu olduktan iki yıl sonraya kadar da stresli bir psikoloji içerisinde büyümeye çalıştığını hocalarının da bu doğrultuda kendisini okula daha fazla teşvik ettiğini belirtti. Bu süre içerisinde çeşitli problemler yaşadığını dile getiren Yılmaz, yaşadığı problemlerin bir süre sonra önemli olmadığını anladığını kaydetti. İçinde doğuştan gelen bir hırs ve azmin olduğunu anlatan Yılmaz, kendisinin bu nedenle okuluna devam ettiğini vurguladı. Yılmaz, lisede beden hocasının ısrarlı teşvikiyle spora başladığını ve bu doğrultuda Şırnak’ta girdiği yarışmada herhangi bir engeli olmayan insanlara 350 metre fark atarak birinci olduğunu söyledi. Yılmaz, Adana’daki Türkiye kupasına da katılım sağlayıp burada dereceler elde ettiğini, kazandığı dostluklar, gördüğü yeniliklerle hayata daha da sıkı tutunduğunu ve araba sürmeyi de öğrendiğini dile getirdi. Yılmaz, ’’Hayatın ne kadar güzel olduğunu dört duvar içerisinde kalarak göremez insanlar, bu yüzden dışarıya çıkıp hayatı izlemeliler’’ dedi.











