top of page

Search this site

Boş arama ile 1096 sonuç bulundu

  • Elif Töngel: Sanatı Kimonolara Taşıyan ve Moda Dünyasında Yükselen Başarılı Bir Modacı

    Moda dünyasında hızla yükselen isimlerden biri olan Elif Töngel, kendi markası TONGELELIF’le adını duyurmayı başarmış güçlü bir tasarımcı ve modacı. Moda, sanat ve kültürü birleştiren Töngel, Japonya’nın geleneksel kimonolarını modern bir çizgide yeniden yorumlayarak, her tasarımını bir sanat eserine dönüştürüyor. Kendi deyimiyle, “Sanatı insanlarla buluşturmak ve onları özgürleştirmek” onun modaya bakışını özetliyor. 43 bin kişilik Instagram topluluğuna ve Trendyol gibi büyük platformlardaki mağazasına sahip Töngel, başarı hikayesini estetik kadar kalite ve kullanışlılık üzerine de kuruyor. Adobe programlarında bir tablo gibi hazırladığı desenler, kimonoları adeta bir sanat eseri gibi gösteriyor. Zarif kumaş seçimleri ve ustaca işçilikle öne çıkan kimonolar, plajdan gece davetlerine kadar her ortama uyum sağlayan birer başyapıt niteliğinde. Başarısının temelinde, Brand Management, Brand Consultancy, Brand Awareness ve Meta Advertising alanlarındaki uzmanlığı da yer alıyor. Yalnızca tasarımlarıyla değil, aynı zamanda markalaşma ve sosyal medya yönetimindeki güçlü duruşuyla da fark yaratan Töngel, moda dünyasında ilham veren bir örnek. Kendi ürünlerini instagram ve Trendyol üzerinden modaseverlerle buluşan Töngel, tasarımlarında sadece modayı değil, sanatı da taşımayı hedefliyor. Yeni koleksiyonunda İspanyol paça pantolonlardan oversize sweat takımlara, canlı renklerden cesur desenlere kadar yenilikçi ve yaratıcı parçalarla modanın sınırlarını zorluyor. Elif Töngel’in tasarımları, stiline sanatsal bir dokunuş arayan herkes için eşsiz bir seçenek. Sanatı giyilebilir kılan Elif Töngel, başarı dolu yolculuğuyla moda dünyasına ilham vermeye devam ediyor.

  • Hobi Olarak Başladı, Türkiye'deki 8 Filografi Sanatçısından Biri Oldu

    Elazığ’da yaşayan Ayhan Güneş, 2013 yılında bir sergide tanıştığı filografi sanatına duyduğu ilgiyi zamanla tutkuya dönüştürdü. Evinin bir bölümünü atölyeye çevirerek başladığı bu sanatsal yolculuk, onu Türkiye’de Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından onaylanan 8 filografi sanatçısından biri haline getirdi. İlk olarak hobi olarak başladığı filografi sanatında kısa sürede büyük bir ustalık kazanan Güneş, 500’den fazla eser ortaya koydu ve bunları 1 tanesi yurt dışı olmak üzere 11 kişisel sergide sanatseverlerle buluşturdu. Eserleri arasında üretimi bir gün sürenler olduğu gibi, tamamlanması dört ay süren tablolar da bulunuyor. Filografi alanında Türkiye genelinde sadece 8 sanatçıdan biri olmayı başaran Güneş, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde bu unvana sahip tek kişi olma özelliğini de taşıyor. Kendi kurduğu atölyelerde yalnızca üretim değil, aynı zamanda eğitim de veriyor. Çocuklara bu sanatı öğreterek, onların hem sanatsal yönünü geliştirmeyi hem de psikolojik anlamda destek olmayı hedefliyor. Ayhan Güneş'in dikkat çeken bir diğer projesi ise "Orada Bir Sanat Var Uzakta". Bu projeyle birlikte köy okullarına giderek çocuklara filografi sanatını tanıtıyor, atölyeler düzenliyor. Sanatla tanışan çocuklar hem hayal güçlerini hem de el becerilerini geliştiriyor. Güneş’in sanatı devlet nezdinde de takdir gördü. Katıldığı sınavın ardından, Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı olarak Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından resmen tanındı. Hatta Elazığ’a yaptığı ziyarette Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a da kendi imzasını işlediği özel bir tablo hediye etti. Kamu görevine devam ederken aynı zamanda filografi sanatını hem yaşatan hem de yeni nesillere aktaran Ayhan Güneş, sanatıyla yalnızca telleri değil, kalpleri de birbirine bağlıyor.

  • Kadın arıcı 2 kovanla başladığı arıcılıkta bu yıl yaklaşık 1,5 ton bal bekliyor

    Artvin'in Şavşat ilçesinde çocuğuna doğal bal yedirebilmek için 7 yıl önce aldığı 2 kovanla arıcılığa başlayan 33 yaşındaki Elif Kör, aradan geçen sürede kendini geliştirerek kovanlarının sayısını 70'e çıkardı. İlçe merkezinde yaşayan 1 çocuk annesi Kör, 7 yıl önce çocuğuna doğal bal yedirebilmek amacıyla arıcılığa başladı. Arıcılıkla ilgili araştırmalar yaparak bilgiler edinen Kör, 2 kovanla işe koyuldu. Zamanla ürettiği balların kendisi için fazla olduğunu fark eden Kör, bir bölümünü satarak aile bütçesine de katkı sağladı. Kör, ürettiği ballara ilginin her geçen yıl artmasıyla kovan sayısını 70'e yükseltti. Farklı renklere boyadığı kovanlarıyla sosyal medya hesabından paylaşımlar da yapan Elif Kör, bölgeye gelen turistlerin de ilgisini çekerek arılığını ziyaret etmelerini sağladı. Kör, Kafkas arısının gen merkezi olan bölgede arılığını geliştirmek için başvurduğu Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumundan (TKDK) yüzde 70'i hibe olmak üzere 624 bin liralık destek almaya hak kazandı. "İki kovanla başladığım bu serüvende 70 kovana ulaştım" Elif Kör, AA muhabirine, arıcılığa başlamasındaki en önemli etkenin, oğlunun bala düşkünlüğü olduğunu söyledi. Oğlu henüz 3 yaşındayken hobi amaçlı arıcılıkla tanıştığını belirten Kör, şöyle devam etti: "Ürettiğim balı sofraya koymanın verdiği mutlulukla arıcılığı geliştirdim. Kovan sayımı her yıl artırdım. İki kovanla başladığım bu serüvende 70 kovana ulaştım. Arıcılık zor ve meşakkatli bir iş, beden gücü gerektiriyor. Arılığımda her şeyi tek başıma yapıyorum. Kovan taşıyorum, tamir ediyorum, bal sağımı yapıyorum. Bir kadın için ekstra yorucu oluyor ama bunu zevkle yapıyorum. Arıları çok seviyorum, onlara tutkuyla bağlı olduğum için zorlukların üstesinden geliyorum." Kör, arıcılıkla ilgili yaptığı çalışmaları sosyal medyadan paylaşmasıyla daha fazla ilgi gördüğünü dile getirerek, "Sosyal medyadan çok güzel tepkiler aldım. Özellikle kadınlar bana ulaşıp, 'Elif Hanım arıcılık yapmak istiyoruz, bize destek olur musunuz?' dedi. Elimden geldiğince destek olmak benim için gurur verici oldu. Sosyal medyada dikkat çekmemin bir nedeni de arılığımın çok renkli olması. Renkli kovanlarım, çevre düzenlemem ve maskelerimle daha da ilgi çekici hale geldim." diye konuştu. Kadın elinin değdiği her şeyin daha düzenli ve güzel olduğunu belirten Kör, "Arılığımı turizme de açtım. Zaman zaman turistleri ağırlıyorum. Arılığıma birçok insan geldi, ünlüleri misafir ettim. Türkiye'nin dört bir yanından insanlar geldi. Haziran ayında da turist kafilelerini ağırlamayı sürdüreceğim. Arılığıma turlarla misafirler gelecek. Böylece Artvin'in balını ve kültürünü tanıtmış olacağım" ifadelerini kullandı. Arıcılığın kendisi için aynı zamanda bir gelir kaynağı olduğunu dile getiren Kör, bu yıl 70 kovanlı arılığından 1,5 tona yakın bal beklediğini söyledi. TKDK'dan yüzde 70'i hibe desteği Bugüne kadar arıcılıkta maddi bir destek almadığını ifade eden Elif Kör, 7 yıl boyunca kendi imkanlarıyla işini sürdürdüğünü anlattı. Kör, arılığını geliştirebilmek için Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumuna başvurduğunu belirterek, "Yüzde 70'i hibe olmak üzere 624 bin liralık destek aldık. Arılığımı büyütmek için önemli bir kaynak olacak. Bu işi daha da büyütmek, ana arı üretmek, farklı arı ürünleri geliştirmek istiyorum." diye konuştu.

  • Kadın usta öğreticiler, Yozgat'ın kültürel mirasını sanatla tanıtıyor

    Kültürel mirası sanat yoluyla görünür kılmak amacıyla başlatılan "Şehr-i Sanat Yozgat Projesi" kapsamında kadın usta öğreticiler, 7 ayda 30'a yakın eser üretti. Yozgat'ta 5 kadın usta öğretici, "Şehr-i Sanat Yozgat Projesi" ile kentin kültürel mirasını sanatla tanıtıyor. Yozgat Valiliği himayesinde İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ile İl Milli Eğitim Müdürlüğü işbirliğiyle yürütülen proje kapsamında, halk eğitimi merkezlerinde görevli 5 kadın usta öğretici tarafından 7 ayda 30'a yakın sanat eseri hazırlandı. Geçen yıl ekim ayında başlanan çalışmalarda üretilen eserler, Müzeler Haftası kapsamında Sarıkaya Roma Hamamı ve eski askerlik şubesi binasında sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Yozgat'ın kültürel mirasını sanat yoluyla tanıtmak amacıyla başlatılan projeyle mozaikten bakır rölyefe, ahşap yakmadan sepet örücülüğüne kadar geleneksel ve modern teknikler bir araya getirildi. Hazırlanan eserler arasında "Roma Hamamı" temalı ahşap yakma, "Yozgat Türküleri" temalı tablo, deriyle işlenmiş filografi çalışmaları, yöresel motifli dekoratif sepetler, tuval boyama, resim, ahşap taban süslemeli mozaik yer alıyor. Proje yürütücüsü Emine Ser Tanrıverdi, AA muhabirine, 4 ekip arkadaşıyla özverili bir çalışmayla projeyi hayata geçirdiklerini söyledi. Destek gördükleri takdirde bu tür projeleri üretmeye devam edeceklerini ifade eden Tanrıverdi, "Halk Eğitimi Merkezindeki usta öğretici arkadaşlarımla yaklaşık 7 ayda bu çalışmaları yaptık. Yozgat'ın tarihini biz de üretim süreciyle birlikte tanıdık, zengin geleneklerini keşfettik." dedi. "Sanatsal bir hareketlilik başlattığımıza inanıyoruz" Gücünden faydalandıkları sanatı araç olarak kullandıklarını vurgulayan Tanrıverdi, gelenekselle çağdaşı bütünleştirdikleri çalışmalarla Yozgat'ın kültürünü geleceğe aktardıklarını dile getirdi. Projeyi yalnızca bir sanat faaliyeti olarak görmediklerini belirten Tanrıverdi, şöyle devam etti: "Yollar ve binalar şehirleri geliştirir ama şehirlerin bir de ruhu vardır. Biz bu ruha sanatla dokunmak istedik. Sanat aracılığıyla kültürel tanıtım yapılır ve bu değerler geleceğe taşınır. Kadının elinin değdiği her yer güzelleşir. Kadının neler başarabileceğini hep birlikte gösterdik. Sergilenen ürünlere baktığınızda, bir anne elinin değdiği güzelliği hissedeceksiniz. Biz bir başlangıç yaptık. Belki bizden sonra gelenler bu çalışmalardan ilham alarak daha iyilerini yapacak. En azından Yozgat'ta sanatsal bir hareketlilik başlattığımıza inanıyoruz." Usta öğreticilerden Safiye Karaaslan da "Ben Yozgatlıyım ama bu kadar zengin bir kültürel mirasa sahip olduğumuzu bilmiyordum." diye konuştu Projede yer alan ahşap yakma eğitmeni Sevim Korkmaz ise Yozgat'ın kültürüne katkı sunmanın gurur verici olduğunu söyledi. Korkmaz, "Ahşap yakma çalışmalarında yalnızca klasik işlem yapmadık. Boyutlandırdık, deriyle birleştirdik, filografiyle zenginleştirdik." ifadesini kullandı.

  • DÜZCE’NİN GAYRİMENKULDE PARLAYAN YILDIZI: FUAT ÇAKIR

    Düzce’de emlak sektörünün önde gelen isimlerinden biri haline gelen Fuat Çakır, kurucusu olduğu İnci Emlak ile sadece konut değil, güven ve istikrar da inşa ediyor. Bugün sektördeki pek çok danışmana ilham kaynağı olan Çakır, başarısını sadece satış rakamlarıyla değil, insan odaklı yaklaşımıyla da kanıtlamış durumda. Bir Ofisten Markaya Uzanan Yolculuk Gayrimenkul sektörüne ilk adımını attığında, elinde yalnızca çalışma azmi ve dürüstlüğü vardı. Ancak zamanla müşteri memnuniyetini merkeze alan hizmet anlayışıyla kısa sürede fark yaratmayı başardı. Bugün İnci Emlak'la beraber Düzce’nin en bilinen emlak danışmanlarından biri olarak gösteriliyor. Fuat Çakır’ı benzerlerinden ayıran en önemli özelliklerden biri, istikrarlı ve sistematik çalışma prensipleri. Müşterilerine sunduğu hizmetin her aşamasında şeffaflığı ön planda tutan Çakır, “bir ev satmak değil, bir hayat kurmak” düşüncesiyle hareket ediyor. Bu bakış açısı, ona sadece müşteriler değil, aynı zamanda sektör profesyonelleri arasında da saygınlık kazandırmış durumda. İnci Emlak, sadece bireysel başarı hikayesinin değil, aynı zamanda bir ekip ruhunun eseri. Bünyesinde 10 danışmana istihdam sağlayan Çakır, genç yeteneklere rehberlik ederek onları sektöre kazandırıyor. Ekip içerisinde düzenli eğitimler, motivasyon toplantıları ve performans analizleriyle sürdürülebilir başarıyı amaçlıyor. Sosyal medyayı aktif ve profesyonel şekilde kullanan Fuat Çakır’ın Instagram hesabı (@fuat_cakr), sektördeki güncel projeleri ve başarı hikayelerini takipçileriyle buluşturuyor. 7.900’den fazla takipçisi olan sayfa, güvenilirlik ve şeffaflığın dijital yansıması olarak görülüyor. Düzce’nin Emlakta Yeni Tanımı: İnci Emlak Bugün Düzce’de ev almak ya da satmak isteyenlerin ilk durağı haline gelen İnci Emlak, müşteri memnuniyetini en yüksek seviyede tutarak referansla büyümeye devam ediyor.

  • Bedensel engelli Kübra Denizci Keskin, Yeşil Bursa Rallisi'nde zirveyi hedefliyor

    Bedensel engelli kadın ralli pilotu Kübra Denizci Keskin, Petrol Ofisi Maxima 2025 Türkiye Ralli Şampiyonası'nın üçüncü ayağı olan Yeşil Bursa Rallisi'nde, kendi kategorisi olan "RC5"te zirveyi hedefliyor. Türkiye Otomobil Sporları Federasyonunun düzenlediği Yeşil Bursa Rallisi, 23-25 Mayıs tarihlerinde 59 otomobil ve 118 sporcuyla start alacak. Yarışlarda "RC5" kategorisinde mücadele edecek sporcuların arasında Atış Motor Sport Takımı'ndan bedensel engelli kadın ralli pilotu Kübra Denizci Keskin de yer alıyor. Kariyerine "Türkiye Tırmanma Şampiyonası" ile başlayan, ardından ralli yarışlarına geçiş yapan Kübra Denizci, Türkiye ve Avrupa ralli şampiyonalarında yarışan ilk engelli kadın sporcu olma ünvanını taşıyor. Aynı zamanda klinik psikolog olan sporda ve yaşamda engellerin ötesine geçen duruşuyla ilham veren Kübra Denizci Keskin, Yeşil Bursa Rallisi'nde de gözünü kürsünün zirvesine dikti. "Engelli kadın olarak dünyada ralli branşında yarışan tek kişiyim" Kübra Denizci Keskin, AA muhabirine, 2004 yılında yüksekten düşme sonrasında omurilik yaralanması geçirdiğini ve hayatının bu aşamadan sonra değiştiğini söyledi. Yaklaşık 3 sene tekerlekli sandalyeyle yeni hayatına adapte olmaya çalıştığını anlatan Kübra Denizci, sonrasında hedefleri doğrultusunda yaşamını sürdürdüğünü ifade etti. Kübra Denizci, iki üniversite bitirdiğini ve sporculuk kariyerinin yanı sıra çeşitli alanlarda çalıştığını belirterek, şöyle konuştu: "Osmangazi Belediyesi Meclisi'nde çalışıyorum. Bunun yanı sıra kendim zor bir süreçten geçtiğim için benzer süreçlerden geçen insanlara destek olmak adına klinik psikolog oldum. Travma sonrası iyileşme ve gelişme üzerine çalışıyorum. 2018 yılında sporculuk kariyerimde yarışmak için federasyona başvurdum. Engelli kadın olarak dünyada ralli branşında yarışan tek kişiyim. Tabii ki bu sürece hazırlanma dönemim bayağı uzun sürdü. 2022 yılında yarış lisansımı aldım ve 2023 yılında da Türkiye Tırmanma Şampiyonası ile yarışlara başlamış oldum." Kübra Denizci Keskin, tekerlekli sandalye kullanan bedensel engelli birey için otomobil kullanmanın önemli bir özgürlük olduğunu vurguladı. Çocukluktan itibaren otomobillere karşı ilgisinin olduğunu anlatan Kübra Denizci, "Ailemizde de bir pilot vardı. Onun yarışlarını izleyerek büyüdüm. Bu benim hayalimdi. Bunu gerçekleştirmek için de önümde bir engel yoktu. Otomobil sporlarında olmak adına da çok ciddi bir çaba verdim." diye konuştu. "Kategorimi birinci olarak zirvede tamamlamayı çok istiyorum" Kübra Denizci Keskin, Avrupa Ralli Şampiyonası'nda yarışma imkanı bulduğunu ve bunun kariyeri açısından önemli olduğunun altını çizdi. Uluslararası Otomobil Federasyonunun (FIA) Roma'da düzenlenen yarışlarda kendisini dünyadaki tek engelli ralli pilotu olarak duyurduğunu hatırlatan Kübra Denizci, şöyle devam etti: "Bir sonraki yarışta Çekya'da podyuma çıkarak Avrupa Ralli Şampiyonası'nda da güzel bir başarı elde etmiş olduk. Şimdi önümde Yeşil Bursa Rallisi var. Bu yarış benim için çok önemli. Çünkü evimdeyim. Bu sene bir Bursa takımıyla yarışıyorum. Etaplar zaten çok güzel. Aynı zamanda bu sene ayrıca da bir seyirci etabı yapıldı. Bu yarış için çok heyecanlıyım. Başarı elde etmek istiyorum. Kategorimde iyi bir puanla tabii ki iyi bir yerde bulunmak istiyorum. Kategorimi birinci olarak zirvede tamamlamayı çok istiyorum. Çünkü şampiyonada aldığımız puanların hepsi çok değerli. Şampiyona uzun, yarışlar çok fazla. Aldığımız bütün puanlar sonuca yansıyor. O yüzden bizim için çok değerli bir hale geliyor." "Dünya Ralli Şampiyonası'nda start alan ilk engelli kadın sporcu olmak istiyorum" Kübra Denizci Keskin, sezon hedeflerinden birinin de Avrupa Ralli Şampiyonası'nda yarışmak olduğunu belirterek, şunları kaydetti: "Dünya Ralli Şampiyonası'nda start alan ilk engelli kadın sporcu olmayı çok hayal ediyorum. Hedefim aslında daha fazla engelli sporcuyu otomobil sporlarına kazandırabilmek. Hem çalışıyorum hem de yarışıyorum. Antrenmanlar yapıp yarışlara katılmak önemli. Yöneticilerimizin, Osmangazi Belediye Başkanımız Erkan Aydın'ın bana verdiği desteği çok önemsiyorum. Çünkü spora devam edebilmek için destekçilerle bu yolu yürümemiz gerekiyor."

  • Bir Çorba Kâsesiyle Başlayan Yolculuk: Barış Keskin’in Mutfağında Başarı Pişiyor

    Muğla Fethiye doğumlu Barış Keskin, bugün Türkiye’nin önde gelen Executive Chef’lerinden biri. Ama onun yolculuğu gösterişli mutfaklardan değil, bir lokanta tezgâhının kenarından başladı. Henüz çocuk yaşta, okuldan sonra annesinin çalıştığı lokantada çorba taşırken mutfağa duyduğu aşkı keşfetti. Ve bir gün, pişirdiği kelle paça çorbası kaderini değiştirdi. Lise yıllarında aşçılık eğitimi alan Barış, uykusuz gecelerinde ünlü şeflerin kitaplarını okuyarak kendi yolunu çizmeye başladı. Staj dönemlerini Türkiye’nin en iyi otellerinde ve şeflerinin yanında geçirdi. Günde 18-20 saat mutfakta kalarak, kendini her alanda geliştirdi. Kariyerinde dönüm noktalarından biri, özel yatlarda üst düzey iş insanlarına yemekler pişirdiği yıllardı. Dünya mutfaklarını birebir deneyimleme şansı buldu. Tekne mutfaklarından otel mutfaklarına geçen Barış, evlendikten sonra karaya döndü ve 5 yıldızlı tatil köylerinde yönetici şef olarak görev aldı. Barış Keskin, uzun yıllar boyunca özel yatlarda çalışarak dünya mutfağını birebir tecrübe etti. Fransız, İtalyan, İspanyol ve Akdeniz mutfağı başta olmak üzere pek çok farklı kültürü harmanladı. Bu deneyimi sayesinde hem teknik hem yaratıcı anlamda kendini ileri seviyeye taşıdı. Evliliği sonrası karaya dönen Keskin, 5 yıldızlı tatil köylerinde çalıştı, gastronomi yarışmalarına katıldı ve birçok dereceler kazandı. Ancak onun için en büyük başarı, genç şef adaylarına ilham olabilmekti. Bugün: Rixos Premium Tekirova’da Gastronomik Bir Dönüşüm Barış Keskin şu an Rixos Premium Tekirova’da Executive Chef olarak görev yapıyor. Otelin gastronomi konseptini baştan aşağıya yeniden kurgulayan Keskin, modern Türk mutfağını dünya mutfaklarıyla harmanlayarak misafirlerine unutulmaz tatlar sunuyor. Onun mutfak felsefesi sadece lezzetle sınırlı değil; doğaya, sağlığa ve ilhama da dayanıyor. “Ben tariflerimi tarladan, denizden ve ağaçlardan ilham alarak yaparım,” diyor. Doğal ve sağlıklı menüler, onun en büyük önceliği. Gençlere Umut, Mutfağa Ruh Kış aylarında mutfak akademilerinde eğitmenlik yapan Barış Keskin, yüzlerce öğrenci yetiştirdi. Bugün birçok eski öğrencisi onunla aynı mutfakta çalışıyor, hatta bazıları üst düzey pozisyonlarda görev alıyor. “İrade, araştırma ve hayal… Başarı bunların birleşimidir,” diyen Barış Keskin, sadece yemek yapmıyor; aynı zamanda bir yol göstericiye, bir hayal ortağına dönüşüyor.

  • Astrolojiyi Markaya Dönüştüren Kadın: İlknur Çelik’in İlham Veren Başarı Hikayesi

    Astrolojiyi sadece bir bilgi alanı değil, bir yaşam biçimi olarak gören İlknur Çelik, 9 yıl önce çıktığı içsel yolculuğu, bugün binlerce kişiye ilham veren güçlü bir kariyere dönüştürdü. ürkçe öğretmeni kimliğini spiritüel bilgiyle harmanlayan Çelik, astroloji, tarot, rune, ogham, Lenormand ve Süleyman mührü gibi kadim sistemleri modern danışmanlıkla birleştirerek bireylerin hayatına dokunmayı başardı. Bugün sosyal medyada 100 bini aşkın takipçiye ulaşan İlknur Çelik, yalnızca bireysel danışmanlık hizmeti vermekle kalmıyor; aynı zamanda kurucusu olduğu TarotMate ve PaylaPay markalarıyla da alanında fark yaratıyor. Bu markalar, onun bilgiye ve sezgiye dayalı danışmanlık yaklaşımını dijital dünyaya taşıyarak daha geniş kitlelere ulaşmasını sağladı. İlknur Çelik’in başarısının arkasında sadece teknik bilgi değil, güçlü bir vizyon ve yargısız bir anlayış yatıyor. Her danışanıyla kurduğu güven ilişkisi, ona sadece bir danışman değil, aynı zamanda bir yol arkadaşı olarak bakılmasını sağlıyor. “Bu yolculuk tek başına yürünmek zorunda değil” sözüyle yola çıkan Çelik, insanların kendi iç ışıklarını bulmalarına eşlik ediyor. Kadim bilgelik sistemlerini sezgisel güçle harmanlayarak danışanlarının içsel dönüşümünü destekleyen İlknur Çelik, bu alanda hem bir öncü hem de ilham kaynağı haline geldi. Her geçen gün büyüyen topluluğu ve sadık danışan kitlesiyle, Türkiye’de spiritüel danışmanlık alanında adından sıkça söz ettiriyor. İlknur Çelik’in hikayesi; tutkuyla yürütülen bir yolculuğun, özveri ve inançla nasıl başarıya dönüştüğünün en güzel örneklerinden biri.

  • Gastronomide Zirveye Uzanmış Bir Yolculuk: Şef Hüseyin Yılmaz, Ethno Hotels Belek’in Executive Chef’i Oldu

    Türk gastronomisinin değerli isimlerinden Şef Hüseyin Yılmaz, Antalya’nın seçkin destinasyonlarından biri olan Ethno Hotels Belek’in Executive Chef’i olarak mutfak kariyerine yeni bir sayfa daha ekledi. Ancak bu başarı bir günde gelmedi. Onun hikayesi, adanmışlığın, öğrenmenin ve yenilikçi vizyonun bir ürünü. Eğitimle Başlayan, Dünyaya Açılan Bir Serüven Gastronomiye olan ilgisi, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi’nde aldığı eğitimle akademik bir temele oturdu. Ancak Yılmaz burada durmadı. Eğitiminin ardından Amerika’nın Florida eyaletinde bulunan World Center Marriott Hotel’de temel mutfak eğitimi aldı. Bu uluslararası deneyim, ona farklı mutfak kültürlerini tanıma fırsatı sundu. Türkiye’ye döndükten sonra, kariyerine üst düzey otellerde devam etti. Regnum Carya Golf & Resort Hotel’de sergilediği performans, onu alanında ön plana çıkardı. Ardından, Türkiye’nin en lüks otellerinden biri olan Maxx Royal Kemer’de yöneticilik yaptı. İşte bu noktada, gerçek lüks mutfak hizmet anlayışıyla tanıştı ve bu alanda uzmanlaştı. Artık Kendi Mutfağını Kurdu: Ethno Hotels Belek’te Etno-Gastronomi Tüm bu tecrübelerin ardından, 2024’te kapılarını açan Ethno Hotels Belek’i sıfırdan kurdu ve burada sadece bir otel mutfağı değil, kendi kimliğini yansıttığı etnik bir mutfak kültürü inşa etti. Geleneksel Anadolu tariflerini modern tekniklerle harmanladığı bu mutfak, yerli ve yabancı misafirlerden büyük ilgi görüyor. Lider, Eğitmen, İlham Kaynağı Hüseyin Yılmaz, mutfağında sadece lezzet değil, bilgi ve deneyim de pişiriyor. Bugüne dek sayısız genç şefe mentorluk yaparak onların yetişmesine katkı sağladı. Ekibine bir öğretmen gibi yaklaşan Yılmaz, disiplinli ama vizyoner mutfak anlayışıyla saygı duyulan bir lider konumunda. Gastronominin Dijital Yüzü: ( @chef_hsyncnnt ) Instagram’daki aktif paylaşımlarıyla hem profesyonel hem de genç gastronomi meraklılarına ilham veren Şef Yılmaz, culinary developer, chef traveller ve gastronomi tutkunu olarak yeniliğe ve gelişime açık vizyonunu sürdürüyor.

  • Yöresel yemek ustası, unutulmaya yüz tutan lezzetleri orijinal haliyle yaşatıyor

    Sakarya'da yaşayan Gülsen Yıldız, kentte tarih boyunca mutfaklarda yer almış ancak unutulmaya yüz tutmuş yöresel yemeklerin reçetesini değiştirmeden sofralarla buluşturuyor. Adapazarı Ticaret Meslek Lisesi Bankalar Muhasebesi Bölümünden 1988'de mezun olan Yıldız, 2 yıl bir şirkette ön muhasebede çalıştı. Evlendikten sonra 1990 yılında meslek hayatını sonlandıran Yıldız, doğan 2 kızını büyütürken kendini Türk mutfağı kültürüne adadı. Ev hanımı 1 torun sahibi Yıldız, kendini bu alanda geliştirerek 2010'da Sakarya Büyükşehir Belediyesinin hazırladığı yöresel yemek yarışmasında jüri üyesi koltuğunda yer aldı. Yıldız, 2013'te Mardin'e tatile gittiği esnada o dönemin Valisi Hasan Duruer'in teklifiyle Güneydoğu Anadolu Projesi kapsamında Türk mutfak kültürü ve yemekleri araştırmacısı yazar Nevin Halıcı'nın asistanlığında 2 yıl görev aldı. Halıcı ile Kilis'ten Şırnak'a tüm bölgenin yemeklerini saha çalışmasıyla analiz eden Yıldız, yörenin mutfağını öğrenmenin yanı sıra yemek kitabı yazmanın püf noktalarını da öğrendi. Memleketine döndükten sonra beş yıldızlı otellerde aşçıbaşı ve şef görevlerinde bulunan Yıldız, emekli olduktan sonra Adapazarı Halk Eğitim Merkezi'nde 3 yıl ev hanımlarına yöresel mutfak üzerine teorik ve uygulamalı eğitimler verdi, kentte 2 büyük yemek sergisi ile birçok mini serginin düzenlenmesine öncülük etti. "Bütün yörenin yöresel mutfaklarını biliyorum" Yıldız, Türk mutfağının yanı sıra dünya, kafe ve otel mutfağında da kendisini geliştirdiğini söyledi. Büyüklerinin "elin çok lezzetli" diyerek kendisini bu alana yönlendirdiğini belirten Yıldız, "Yemeklere yaptığım doğru yorumlarla keşfedildim ve kurum müdürleri daha çok yönlendirdiler. İlk başladığım 5 yıldızlı otel benim okulumdu, orada çok iyi şeflerle uzun süre çalıştım." dedi. Yıldız, Sakarya'nın, birçok kültürü ve yöresel yemeği barındırdığına dikkati çekerek "Yöresel mutfaklar coğrafi durumla paralel, iklimle, toprakla, havayla, insanıyla, dışarıdan gelen kültürüyle kaynaşmış mozaik taşı gibi çok yönlüdür. Yöresel mutfakları çalışmak ayrı bilgi dağarcığı istiyor, bunun da kendi içerisinde birçok kuralı var. Yörenin iklimini, toprağını ve insanını tanımak gerekiyor çünkü mutfağa gelen her ürün toprak ve coğrafyanın paralelinde özdeşleşiyor. Siz oranın yöresel mutfak denildiği zaman onun altyapısı; toprağı, coğrafyası, iklimi ve insanıdır, önce onu tanımanız gerekiyor, daha sonra yemeği öğreniyorsunuz zaten." diye konuştu. Yıldız, Nevin Halıcı'yla çalıştığı kitabın Güneydoğu Anadolu kültürünü anlattığını, Sakarya'da ise yerel kültür derneğinin teklifiyle sadece Türkmen, Manav ve Yörüklerin yemeklerine ilişkin kitap yazdığını, doğuştan aynı sofrada ve yemeklerde bulunması nedeniyle Türkmen mutfağına daha hakim olduğunu aktardı. Hep daha fazlasını öğrenmek için emek verdiğini dile getiren Yıldız, şöyle devam etti: "Bu işin içine girdiğim zaman eşimin, komşularımın, arkadaşlarımın ve çevremdekilerin yemek kültürünü öğrenme ihtiyacı duydum. Farklı kültürden biriyle tanıştığımda öğrenmeyi hemen ihtiyaç hissediyorum. Bizim yemek kültürümüz Osmanlı'dan önceye dayalı, o dönemde de daha çok zenginleşmiş. Yemekleri tekniğiyle öğretmek istedim çünkü el lezzeti teknik ve orantılı pişirmekle alakalı. Kursiyerlerime önce yemek tekniklerini anlattım ve kursun sonunda ustalık belgesi almalarına vesile oldum bu yüzden çok mutluyum." "Sosyal medya etkisiyle yemeklerin reçetesi değiştiriliyor" Orijinal hali ve özelliği bozulmadan yapılan yemeklerin daha doğru olduğunu ifade eden Yıldız, "Yöresel mutfak aşığıyım. Şimdi günümüzde sosyal medyanın da çoğalmasıyla herkes kendine göre reçete değiştiriyor. Reçeteye kendi damak zevkine göre farklı bir şeyler koyuyor. Bu sefer orijinali ve büyüklerimizin anlattığı menünün dışına çıkıyor, o zaman yöresel mutfak olmuyor. Yöresel mutfak diyebilmemiz için orijinalliğini bozmadan yapmak gerekiyor. Tamamen tarife ve reçeteye uygulayarak yaparsanız yöresel ve töre mutfağıdır." ifadelerini kullandı. Yıldız, yöresel yemeklerin sosyolojik olgu olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti: "Gençler yedikleri ve içtikleri şeylerin altyapısına bakarlarsa altında kültürümüzün yattığını görecekler. Benim amacım da sadece bu. Uygulayarak ya da anlatarak ifade etmeye çalışıyorum. Orijinalliği ve coğrafi işareti bozulmadan, kimyasını ve fiziğini değiştirmeden bunu yeni nesle aktarmaya uğraşıyorum. Töreli yemek ve aşlarımızın geleneğini, göreneğini yitirmeden. Mesela keşkek coğrafi işaret almış bir yemektir ve dartılı keşkek bize özgüdür. Sakarya'nın kuzeyinde evlenen her genç kızın kınasında olmazsa olmazıdır. 'Ayşe'nin kınasına gidiyoruz' denilmez 'Bu akşam biz Ayşe'nin keşkek yemesine gidiyoruz.' denilir. Bu da yemeğin sosyolojik olgusudur. Yemek aynı zamanda o toplumun töresinin, geleneğinin, göreneğinin sosyolojik yapısını da anlatır ve ben bunlar anlatmaya çalışıp diri ayakta tutmaya çalışıyorum."

  • Gaziantepli işletmeci ülkesine dönen Suriyeli işçisine iş makinesi hediye etti

    Gaziantep'te faaliyet gösteren düğün salonunun işletmecisi Gazi Albayrak, yanında çalışan ve ülkesine dönmeye karar veren Suriyeli işçisi Muhammed Aliy'e mini ekskavatör hediye etti. Yaklaşık 10 yıl boyunca yanında çalışan 54 yaşındaki Muhammed Aliy’nin emeklerini karşılıksız bırakmayan Albayrak, Aliy’e Suriye'nin Halep kentine dönüşü öncesi, ülkesinde kullanması için iş makinesi verdi. Gazi Albayrak, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Aliy'nin çalışkan biri olduğunu belirterek, "Kendisine bir jest yapmak istedik. Suriye’de büyük bir yıkım yaşandı, bu nedenle iş makinesi hediye etmeye karar verdik. Kendi memleketinde faydalı olabileceğini düşündük. İnşallah o da bize hakkını helal eder." dedi. Muhammed Aliy ise Türkiye’yi çok sevdiğini dile getirerek, "Türk hükümetine ve halkına misafirperverliğinden dolayı teşekkür ederim. Suriye’ye dönsem de Türkiye benim ikinci vatanım oldu. Gazi Albayrak ile bağımız hiç kopmayacak. Onu ülkeme davet edeceğim, misafir edeceğim." ifadelerini kullandı.

  • İstanbul'u bıraktı, Kırklareli'nde "prensesleri"yle coğrafi işaretli meşe balı üretiyor

    İstanbul'daki 22 yıllık mali müşavirlik hayatını geride bırakarak Kırklareli'nin Vize ilçesine bağlı Kömürköy'e yerleşen 46 yaşındaki Berrin Şako, "prenseslerim" dediği arılarıyla doğayla iç içe huzurlu bir yaşam sürdürüyor. Yaklaşık 10 yıl önce Vize ilçesinin Kıyıköy beldesine tatile giderken dinlenmek için uğradığı Kömürköy'den etkilenen Şako, burada yaşamaya karar verdi. Kömürköy'den arsa satın alan ve her yıl tatillerini burada geçiren Şako, 3 yıl önce kalıcı olarak köye yerleşti. Kız kardeşinin önerisiyle arıcılığa adım atan Şako, Orman İşletme Müdürlüğünün "bal ormanları"nda 35 kovana ulaşan üretimiyle coğrafi işaretli meşe balı üretiyor. Şako, İstanbul'un yoğun temposundan uzaklaşmak ve daha sakin yaşam sürmek amacıyla köy hayatını tercih ettiğini söyledi. Arıcılığa başlarken hiçbir deneyimi olmadığını belirten Şako, "7-8 kovanla başladım, şu an 35 kovana ulaştım. Günümün büyük kısmını arılarımla geçiriyorum. Onları izledikçe hayranlığım artıyor." dedi. "Arıya inanılmaz saygıyla yaklaşıyorum" Arıların doğaya, insana ve hayata olan katkısını yakından gördükçe duygusal bağ kurduğunu ifade eden Şako, şunları kaydetti: "Arılığa girdiğimde özgürlüğümü hissediyorum çünkü arı bana çok şey öğretiyor. Arıyı daha önceden de tabi biliyordum ama içine girdiğim gibi değil şu an. İçine girdiğim zaman yaşam döngüsünü, hayata, dünyaya, bizlere olan katkısını, doğaya olan katkısını öğrendikçe onlara çok inanılmaz saygıyla yaklaşıyorum. Arımı insan gibi konuşarak, severek bu şekilde iletişim kuruyorum. Arı benim için inanılmaz bir varlık." Her kovanla tek tek ilgilendiğini anlatan Şako, arılarına çok iyi baktığını dile getirdi. Köy yaşamına kısa sürede alıştığını vurgulayan Şako, doğayla kurduğu bağ sayesinde şehir hayatına dönmek istemediğini söyledi. İnsanların doğaya ve köylerine dönmelerinin hem bireysel hem de toplumsal açıdan fayda sağlayacağını ifade eden Şako, "Köyde yaşam çok daha huzurlu. Doğal ürünlerin üretiminin desteklenmesi gerektiğine inanıyorum. Ben butik olarak meşe balı üretiyorum ve bunun çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Arılarımı 'prenseslerim' diye seviyorum. Tek tek kovanlara uğrarım, 'prenseslerim' diye severim. Onlar da çok sakin bir şekilde sanki beni anlar gibi tepki verirler." diye konuştu. Şako, yılda yaklaşık 100 kilogram meşe balı ürettiğini belirterek, bunları İstanbul piyasasına sattığını kaydetti.

Arama Yap

bottom of page