Bu sitede ara
Boş arama ile 1150 sonuç bulundu
- “Ayağındaki Terlik ve Ruhundaki İnançla: Burhan Çoban’ın Enkazdan Zirveye Yolculuğu”
6 Şubat 2023 Malatya depremi sonrası Burhan Çoban’ın geriye kalan tek şeyi ayağındaki terlik ve içindeki mücadeleci ruhtu. Evi ve iş yeri yıkılmıştı, elinde hiçbir şey yoktu. Ama o karanlık sabah, ilk adımını Kırıkkale’ye attı. Sıfıra sıfır kalmışken dahi pes etmedi, hayalini ve planlarını içinde kurmaya başladı. Hayat mücadelesi, 25 metrekarelik bir dükkânda başladı. Günde sadece 3 kilo el yapımı çiğköfte satarak ailesini geçindirmeye çalıştı. Yılmadı, inandı, lezzetine güvendi. Günler geçtikçe müşteri kitlesi büyüdü, yan dükkânları aldı, büyüdü… Şimdi ise Türkiye’nin en büyük el yapımı çiğköfte salonunun sahibi. Bugün sadece Türkiye’nin dört bir yanından değil, dünyanın birçok yerinden müşterileri onun salonuna geliyor. Kazandıkça sadece cebini değil, gönlünü de büyüttü. Her ay düzenli olarak dört ailenin kira, fatura ve temel giderlerini karşılıyor. Günlük 500-1000 TL arası yardımlarla da ihtiyaç sahiplerine ulaşıyor. Sosyal medyada çiğköfte hediyeleriyle binlerce kişiye dokunuyor. Bugün geldiği noktadaysa; Türkiye’nin en büyük el yapımı çiğköfte salonunun sahibi. Her gün yüzlerce kilo çiğköfte üretiyor. Sadece Türkiye’den değil, dünyanın dört bir yanından gelen misafirlerini ağırlıyor. Bir marka haline gelen lezzetiyle, adından söz ettiriyor. Ama Burhan Çoban’ın büyüklüğü yalnızca işinde değil. Kazandıkça paylaşmayı da ihmal etmiyor. İhtiyaç sahiplerine her ay düzenli destek sağlıyor. Çiğköfte ikram ediyor, sosyal medyada çağrı yaparak ihtiyaç sahiplerine ulaşıyor. Kazancına insanların duasını, gönlünü ekliyor. Bugün, çiğköfte satış rekorlarına ulaşan, Türkiye’nin el yapımı çiğköftesini herkese sevdiren kişi olarak anılıyor. Ve gururla söylüyor: “Çok şükür, başardım.”
- Yerli Mikrobiyal Gübreyle Tarımda Yüzde 300 Verim Artışı – Atakan Mavruk ve Mawgen'den Büyük Adım
Yüksek biyomühendis ve girişimci Atakan Mavruk, aralık 2023’ten bu yana ceo olarak yönettiği Mawgen Biyoteknoloji’nin başında Türkiye tarımında devrim etkisi yaratacak bir proje yürütüyor. Geliştirilen yerli mikrobiyal gübre, hem toprak sağlığını koruyup hem de verimi taahhüt edilen oranla %300’e kadar artırıyor. Mavruk, daha önce Fuwell’de iş geliştirme uzmanı olarak çalışmış; ardından yerli biyoteknoloji alanında uzmanlaşmış genç bir biyomühendis olarak Mawgen’de kendi teknolojisini hayata geçirmiştir. Türkiye’nin biyoteknolojide dışa bağımlılığını azaltmayı ve çiftçilere ekonomik fayda sağlamayı amaçlayan bu proje, hem bilim çevrelerinden hem tarım sektörü paydaşlarından büyük ilgi görüyor. Mawgen’in yerli ürününün özellikle organik ve sürdürülebilir tarım hedeflerine uygun olması, ihracat potansiyelini de artırıyor. Atakan Mavruk’un liderliğinde Mawgen’in TÜBİTAK desteği gibi hibe ve paydaşlıklarla büyüme hedefleri, Türkiye’nin biyoteknolojik gücüne dayanak oluşturacak gibi görünüyor. “Bilimle büyüyen bir toprak hikayesi… Yüksek biyomühendis Atakan Mavruk, klasik gübrelere karşı yerli ve çevreci bir alternatif geliştirdi. Kurucusu olduğu Mawgen Biyoteknoloji firmasıyla, mikrobiyal gübre üretimine odaklandı. Bu gübre, hem toprağı iyileştiriyor… hem de verimi yüzde 300’e kadar artırıyor! Kimyasallara bağımlı tarımı geride bırakmak, çiftçiyi kazandırmak ve doğayı korumak için çalışıyor. Atakan’ın geliştirdiği teknoloji, sadece tarımı değil… Türkiye’nin biyoteknoloji geleceğini de değiştiriyor. Bilimle toprağa dokundu… Toprak da bereketle karşılık verdi. Atakan Mavruk… Bir mühendis, bir vizyoner ve bu toprakların geleceğine inanan bir öncü!”
- Şehirden Köye, Hukuktan Kalbe: Demet Yeşilkaya’nın Aile Dizimiyle Değişen Hayatı
Antalya'da yaşadığı dönemde Demet Yeşilkaya'nın hayatı, başlangıçta adaletin peşinde bir yolculukla şekillendi. Ancak, hakimlik sınavında yaşadığı önemli bir kırılma noktası, onun rotasını tamamen değiştirmesine neden oldu. 2006 yılında kurduğu Yeşilkaya Hukuk Bürosu ile yüzlerce davayı çözerek insanlara haklarını anlatmak için yıllarca çaba gösterdi. Ancak zamanla fark etti ki, sorunlar sadece mahkeme salonlarında değil, aile bağlarında, bilinçaltında ve geçmişin izlerinde saklıydı. Bu farkındalık, Demet'in mesleğini değil, aynı zamanda kaderini de dönüştürdü. Kırılma Noktası: Adaletsizlikle Gelen Farkındalık Demet Yeşilkaya için asıl dönüşüm, hukuk sistemi içinde yaşadığı büyük bir adaletsizlikle başladı. Hakimlik sınavında karşılaştığı bu deneyim, onun için sadece bir meslek sınavı değil, hayatının yönünü değiştiren bir uyanıştı. Bu dönüm noktasının ardından, ailesine ait evlerin satış sürecinde emlak sektörüyle tanıştı. Aracılar yerine işin başına geçmek isteyerek profesyonel satış eğitimi aldı ve kendi emlak şirketini kurdu. Bu deneyim, ona sadece girişimciliği değil, aynı zamanda insanların karar anlarında duydukları güvensizlikle nasıl başa çıkılacağını da öğretti. Ancak tüm bu deneyimlere rağmen, Demet'in gerçek tutkusu, insanın iç dünyasını anlamaktı. Hukuktan Ruhsal Dönüşüme: Demet Yeşilkaya’nın Sessiz Devrimi İzmir'de doğup büyüyen Antalya'da iş hayatına başlayan Demet Yeşilkaya'nın hayatı, başlangıçta adaletin peşinde bir yolculukla şekillendi. Ancak, hakimlik sınavında yaşadığı önemli bir kırılma noktası, onun rotasını tamamen değiştirmesine neden oldu. 2006 yılında kurduğu Yeşilkaya Hukuk Bürosu ile yüzlerce davayı çözerek insanlara haklarını anlatmak için yıllarca çaba gösterdi. Ancak zamanla fark etti ki, sorunlar sadece mahkeme salonlarında değil, aile bağlarında, bilinçaltında ve geçmişin izlerinde saklıydı. Bu farkındalık, Demet'in mesleğini değil, aynı zamanda kaderini de dönüştürdü. Ruhun Haritasına Yolculuk: Şifa Alanına Geçiş Yılların hukuk deneyimini geride bırakan Demet, aile dizimi, sistemik koçluk ve yaşam danışmanlığı gibi alanlara yöneldi. Artık bireyleri anlamak için yasa kitaplarına değil, kalbin sesine kulak veriyordu. Bugün Demet, ilişki dinamiklerinden aile travmalarına, bilinçaltı blokajlardan atalardan taşınan yükleri çözmeye kadar birçok alanda danışanlarına rehberlik ediyor. Hukuki disiplinin getirdiği düzen ve analiz becerisiyle ruhsal dünyaya sistemli bir yaklaşım kazandırdı. Bu da onu Türkiye'nin en dikkat çeken aile dizimi uygulayıcılarından biri haline getirdi. Doğada Yeniden Başlamak: Başarının Yeni Tanımı Demet Yeşilkaya, artık Antalya'da değil, Muğla'nın bir köyünde, doğayla iç içe bir yaşam kurdu. Ofis koltuklarını geride bırakıp kuş sesleriyle dolu yeni bir dünyaya adım atsa da, başarı onunla birlikte taşındı. Köyden dijitale uzanan bu yolculukta, YouTube'da başlattığı “Demet’le Yeniden Başla” serisiyle binlerce kişiye ulaştı. Online atölyeler, birebir seanslar, eğitim programları ve seminerlerle hem Türkiye'de hem de yurt dışında tanınan bir isim oldu. Aynı zamanda yoga eğitmeni ve koçu olan Demet, bedensel şifanın da ruhsal dönüşümün bir parçası olduğunu anlatıyor. Sanata ve seyahate olan ilgisi ise onu çok yönlü bir yol gösterici haline getiriyor. Gerçek Başarı: İnsanlara Kendi Işığını Gösterebilmek Demet Yeşilkaya'nın yolculuğu, sadece meslek değiştirmekten öte, bir yaşam felsefesi oluşturmaktır. Kadınlara, eşlere, annelere, çocuklara ve aile sistemlerine dokunarak yargılayan değil, anlayan bir bakış açısı sunuyor. Danışanları onu "hayatımı değiştiren kadın" olarak anıyor; çünkü Demet, sadece sorunlara değil, kök acılara da dokunuyor. Sade, samimi ve güven veren diliyle binlerce kişinin kendi iç sesini duymasını sağlıyor. Bir Kadının Sessiz Ama Güçlü Zaferi: Anneliğin Gücüyle Yazılan Bir Hikaye Demet Yeşilkaya'nın hikâyesi, "Gerçek başarı nedir?" sorusuna verilen en sahici cevaplardan biri. "Gerçek başarı, kendin olmayı seçip başkalarına da kendisi olma cesareti verebilmektir," diyor ve bunu her gün yaşıyor, yaşatıyor. Bu dönüşümün ardında, çocukları için daha iyi bir dünya inşa etme, onlara sağlam değerler aktarma ve kendi yollarını bulmaları için ilham verme gibi güçlü bir annelik güdüsü yatıyor. Onun hikâyesi; şehirden köye, yasadan içgörüye, başarıdan anlamlı başarıya uzanan bir dönüşümün adı. Ve bu dönüşüm, hem kendi çocuklarına hem de birçok kadına ilham olmaya devam ediyor. Yaşam Boyu Dinamik: Hiç Durmayan Bir Yolculuk Demet Yeşilkaya'nın hayatı, sürekli bir arayış ve gelişimle dolu. O, durağanlığı reddeden, dinamik bir yaşamın temsilcisi. Hukuktan ruhsal şifaya uzanan bu yolculuğunda bile, keşfetmeye ve deneyimlemeye devam ediyor. Yaşamının her anını aktif bir şekilde değerlendiren Demet, bunun en somut örneğini, Avrupa'yı sadece bir ay gibi kısa bir sürede keşfederek sergiledi. Bu, onun hayata olan bitmek bilmeyen merakının, öğrenme arzusunun ve sınırları zorlama cesaretinin bir göstergesi. Demet, sadece bir mesleği değil, bir yaşam biçimini dönüştüren, her anı dolu dolu yaşayan bir ilham kaynağı. İşte o yüzden bu hikâye yalnızca bir kariyer değişikliği değil, bir yaşam dönüşümüdür. Şehirden köye, ofisten doğaya, hukuktan şifaya uzanan bu yolculuk, her adımıyla ilham veriyor. Ve bu yolculuğun adı: Demet Yeşilkaya.
- Modern beyin cerrahisinin mimarı: Prof. Dr. Gazi Yaşargil
Amerikan Beyin Cerrahları Birliğince "Yüzyılın en iyi beyin cerrahı" seçilen Prof. Dr. Gazi Yaşargil, geliştirdiği teknikler ve Parkinson hastalığı ile hareket bozukluklarına yönelik yöntemlerle modern beyin cerrahisine adını altın harflerle yazdırdı Yaşargil, hekimlik kariyeri boyunca geliştirdiği cerrahi yöntemler ve yetiştirdiği uzmanlarla nöroşirurji alanının gelişmesine katkı sağladı. "Yüzyılın En İyi Beyin Cerrahı" seçilen Prof. Dr. Gazi Yaşargil vefat etti AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Yaşargil, 6 Temmuz 1925'te, babasının kaymakamlık yaptığı Diyarbakır'ın Lice ilçesinde doğdu. Almanya'daki Friedrich Schiller Üniversitesinde tıp eğitimini kazanan Yaşargil, 2 sene sonra İsviçre'ye geçerek 1949'da Basel Üniversitesinden mezun oldu. Tıp eğitiminden sonra 3 ay Dr. Josef Klingler'in yanında beyin anatomisi üzerine çalışan Yaşargil, ardından nöroloji-psikiyatri, dahiliye ve genel cerrahi alanlarında asistanlık yaptı. Yaşargil, Ocak 1953'te Zürich Üniversitesi Beyin Cerrahisi Kliniği'nde Prof. H. Krayenbühl ve Prof. G. Weber'in yanında uzmanlığını tamamladı. Mikronöroşirurji alanında öncü oldu 1960'ta doçent, 1965'te profesör, 1973'te ise ordinaryüs profesör ünvanını alan Yaşargil, 1993'e kadar aynı klinikte direktör olarak görev yaptı. Bu süreçte Parkinson hastalığı ve hareket bozukluklarına yönelik stereotaktik cerrahi teknikler geliştiren Yaşargil, yüksek frekanslı koagülasyon yöntemini beyin cerrahisinde ilk kez kullanan isim oldu. Ekim 1965-Aralık 1966'da Amerika'da Burlington-Vermont Üniversitesi hayvan laboratuvarında Prof. M. P. R Donaghy ve ameliyat hemşiresi Jackie Robert'ın yanında mikrovasküler cerrahi öğrenen Yaşargil, bu tekniği ilk defa hayvan beyni damarlarında (500-1000 mikron çapında) uyguladı. Ocak 1967'de Zürich Beyin Cerrahisi Kliniği'ne dönen Yaşargil, mikrotekniği ve sisternal açılım yöntemini tüm beyin ve omurilik cerrahisinde kullanmaya başladı. Yaşargil'in kurduğu mikrocerrahi laboratuvarında, dünyanın dört bir yanından 3 bini aşkın cerraha mikrocerrahi tekniği öğretildi. Uluslararası düzeyde takdir gördü Zürich Üniversitesinden 1993'te emekli olan Yaşargil, 1994'te ABD'deki Arkansas Üniversitesi Tıp Fakültesinde profesör olarak görev yapmaya başladı. Yaşargil, burada yeni bir mikronöroşirurji laboratuvarı kurarak ameliyatlar gerçekleştirdi ve eğitimler verdi. Yaşargil, çalışmalarıyla Arkansas Üniversitesinde kurulan "Yaşargil Kürsüsü" ve düzenlenen "Gazi ve Dianne Yaşargil Yıllık Konferansı" ile onurlandırıldı. 1960'lı yıllarda Parkinson hastalığına yönelik stereotaktik cerrahiler yapan Yaşargil, 1967'den itibaren mikrovasküler cerrahiyi insan beyninde uygulayarak modern mikronöroşirurjinin kurucusu olarak tarihe geçti. Yaşargil, anevrizma, AVM, beyin tümörleri ve epilepsi cerrahisinde mikrotekniklerin yaygın kullanımını sağlayarak nöroşirurjide yeni bir dönem başlattı. Uluslararası çevrim içi toplantıya 10 binin üzerinde kişi katıldı Prof. Yaşargil adına Oxford (İngiltere), Little Rock (ABD) ve Pekin (Çin) gibi şehirlerde mikrocerrahi laboratuvarları kuruldu. Zürich Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kasım 2014'te başlattığı "Yıllık Yaşargil Konferansları" ile Yaşargil'in bilimsel katkılarını onurlandırdı. Türkiye Bilimler Akademisince Şeref Üyesi seçilen Yaşargil'in adı, Diyarbakır'daki Eğitim ve Araştırma Hastanesine verildi. 2020 yılında Yaşargil'in 95. yaş günü vesilesiyle düzenlenen "Microneurosurgery-Past, Present & Future" başlıklı uluslararası çevrim içi toplantıya 10 binin üzerinde kişi katıldı. Yaşargil, bu etkinlikte bir kez daha deneyimlerini dünya nöroşirurji topluluğuyla paylaştı. İsmi sokaklara, okullara ve kürsülere verildi Toplumsal hafızada da yer edinen Prof. Dr. Gazi Yaşargil'in adı, birçok yere verildi. İstanbul Başakşehir'de bir cadde, Ankara Beypazarı, Rize Ardeşen ve Kayseri Melikgazi'de birer sokak, İstanbul Gaziosmanpaşa'da ise bir ortaöğretim kurumu Gazi Yaşargil'in adını taşıyor. Tıp dünyasında ekol haline gelen Prof. Dr. Gazi Yaşargil, Türkiye ve dünyanın farklı ülkelerindeki üniversitelerden çok sayıda fahri doktora ve onursal profesörlük ünvanına layık görüldü. Gazi Yaşargil, bilimsel çalışmaları ve eğittiği cerrahlarla alanında kalıcı etkiler bıraktı.
- Dr. Gülsen Ataseven'in hayatı gençlere ilham veriyor
Ömrünü gönüllülüğe adayan 85 yaşındaki Dr. Gülsen Ataseven, Hanımlar Eğitim ve Kültür Vakfı'nda (HEKVA) sevenleriyle bir araya geldi. Ayşe Pehlivan'ın hazırladığı "Gönüllülük Dünyasının Doktoru Gülsen Ataseven: Hayatı, Çalışmaları ve Başarıları" adlı biyografi kitabının imza gününe Ataseven'in dostu Fatma Çalıkavak ile edebiyat, sanat ve akademi dünyasından pek çok kişi katıldı. Yazar Ayşe Pehlivan, etkinlik öncesinde AA muhabirine yaptığı açıklamada biyografilerin sadece kitap olmadığını düşündüğünü belirterek, "Eğer biyografiler yazılırsa bireyin çekmiş olduğu sıkıntılar, diğerlerinin tecrübelerine dönüşür ve çok ciddi anlamda bir zaman kazanılmış olur." dedi. Herkese eline kağıdı kalemi alarak kendisiyle ilgili not edeceği şeyleri yazmasını tavsiye eden Pehlivan, "Buradaki en temel dayanağım da Kur'an-ı Kerim'de Rabbimin bize Peygamberlerin hayatını anlatması. Yusuf Suresi'nde Hz. Yusuf'un biyografisinin anlatıldığı hikayeleri baz alarak herkes kendisiyle ilgili notları bir kenara koysun. Ondan sonrakiler için izler bıraksın ve bu izlere basarak çok daha hızlı mesafe kat edilsin isterim." ifadesini kullandı. Hayatı gençlere ilham veren Gülsen Ataseven ile tevafuken tanıştığını kaydeden Pehlivan, "Tanışır tanışmaz insana sağlamış olduğu o güçlü motivasyon, ondan sonraki yolculuklarda çok büyük bir enerji sağlıyor. Gülsen Ataseven anlattığı zaman ikna oluyorsunuz. O söylerken kendisinin dışındakilerle ilgili konuştuğu için de hemen katılabiliyor, onun bir parçası olabiliyorsunuz. Onun yüreğinde, aklında, planlarında iyilik yapmak isteyen herkes için yer var. Ben bu kitap aracılığıyla kitabı okuyan herkesi bu iyiliğin bir parçası olmaya davet etmek isterim. Kendisini aşıp diğerinin sancısına ulaşabilen herkes, sorunların oluşmadan çözülmesine katkı sağlayacaktır. Gülsen Ataseven Hocam, bu kitap aracılığıyla bunun öncülüğünü yapmaya devam ediyor." görüşünü paylaştı. "Hayırları başka bir hayır takip etsin" Gülsen Ataseven de kitabın yazarı olan Ayşe Pehlivan'ın yıllarca hayatını takip ederek hatıralarımı toplamaya çalıştığını söyledi. Kendisi gibi Pehlivan'ın da son yıllarda çeşitli sağlık sorunlarıyla karşılaştığını anlatan 85 yaşındaki Ataseven, "Allah imtihan etti. Her kronik rahatsızlık çekene Allah sevap vereceğini vaat ediyor. Biz şimdi 'Sevabımız kısa sürede biterse ne yaparız?' derken, 'Hocam böyle bir kitap yazarsak sevap devamlı olabilir. Okuyan belki bundan etkilenir, sevap sadaka-i cariye gibi büyür.' dedi. Bu dua ve bu niyetle bu kitap yazıldı. Ayşe'nin ihlası, kalemindeki kuvvet ve akıcılıkla bu hale geldi." şeklinde konuştu. Sıkılmadan okunacak bir kitap olduğunu, okuyuculardan okurken dua etmelerini beklediğini, kişinin gıyabında yapılan duanın makbul olduğunu ifade eden Ataseven, "Hayırları başka bir hayır takip etsin. Dua etmek Allah indinde son derece makbul. Nereden biliyorum? Kıyamet günü daima tasvir edilir. Çok sıkıntılı bir gün. Ama insanlar merakla yukarılara bakacaklar böyle nurdan minberler üzerine oturmuş insanlar var. Ya Resulallah evliyalar mı, Peygamberler mi bunlar? Hayır, değil, bunlar Allah için birbirlerini sevenler. Hepimizin o minberlerde Peygamberimizin 'Livaü'l-Hamd' sancağı altında buluşacağımız günler göz açıp kapayıncaya kadar gelsin, fırsat elimizde." değerlendirmesini yaptı. "Gönüllülük Dünyasının Doktoru Gülsen Ataseven: Hayatı, Çalışmaları ve Başarıları" adlı eser, Ataseven'in 60 yılı aşan gönüllü emeğini ve toplumsal katkılarını konu alıyor. Sivil toplumun eski ve güçlü isimlerinden Dr. Gülsen Ataseven'in özellikle gençlere ilham veren hikayesini anlatan kitap, Ataseven'in çocukluk yıllarından itibaren içselleştirdiği ahlaki ve insani değerlerin, onu bir toplum öncüsüne dönüştürmesini irdeliyor. Türkiye’de kadınların sosyal hayattaki görünürlüğünün son derece sınırlı olduğu dönemlerde aktif bir gönüllü olarak yüzlerce sosyal girişime katkı veren Ataseven'in deprem bölgelerinden vakıf merkezlerine, hasta odalarından konferans salonlarına uzanan emeğinin anlatıldığı çalışma, okuyucuya yalnızca bir yaşam öyküsü değil bir duruşu, bir dünya görüşünü ve gönülden yapılan iyiliğin dönüştürücü gücünü sunuyor.
- Edirne'de iki çocuk annesi dil öğrenmek için girdiği ikinci üniversitesini birincilikle bitirdi
Trakya Üniversitesi'nde (TÜ) Bulgarca öğrenmek için ikinci üniversitesine başlayan 46 yaşındaki Fahriye Şenuz, Edebiyat Fakültesi'ni birincilikle bitirerek mezuniyet töreninde büyük gurur yaşadı. Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nin Balkan Kongre Merkezi'nde düzenlenen mezuniyet töreninde, 818 öğrenci mezuniyet sevinci yaşadı. İstanbul Teknik Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği mezunu olan ve yazılım alanında çalışan iki çocuk annesi Şenuz, Bulgarca Mütercim Tercümanlık Bölümü'nü başarıyla tamamlayarak fakülte birincisi oldu. Fahriye Şenuz, törende yaptığı konuşmada, "Okumanın yaşı yoktur. Kendini geliştirmek, fark yaratmak, ilim ve irfan sahibi olmak, vatanına ve milletine faydalı olmak için hiçbir zaman geç değildir." dedi. Edirne'de yaşamanın sağladığı avantajla Bulgarca öğrenmek istediğini belirten Şenuz, ikinci üniversitesini birincilikle tamamlamaktan gurur duyduğunu ifade etti. Bulgarca ve Rusça öğrendiğini, İngilizce ve Almancasını geliştirdiğini aktaran Şenuz, "Yeni diller öğrenmek bana sadece kelimeler değil, kültürler kazandırdı. Gittiğim ülkelerde ana dili konuşmak bana gurur verdi, kendimi bir dünya insanı gibi hissettim." diye konuştu. Şenuz, azmiyle çocuklarına ve çevresine örnek olmaktan mutluluk duyduğunu belirtti. TÜ Rektörü Prof. Dr. Mustafa Hatipler Şenuz’u tebrik ederek başarı belgesi takdim etti.
- Yakınlarını kan bağışında bulunmaya ikna eden Zeynep'e Türk Kızılaydan 7 madalya
Siirt'te yakınlarını kan bağışında bulunmaya ikna eden 9 yaşındaki Zeynep Ece Güneş'e, Türk Kızılay tarafından 7 madalya verildi. Yunus Emre İlkokulu 3. sınıf öğrencisi Güneş, İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Türk Kızılay Siirt Şubesince yürütülen çalışma kapsamında Kızılaya kan bağışçısı kazandırmak için gönüllü oldu. Öğretmeninin de desteğiyle yakınlarına "kan bağışı yapın" çağrısında bulunan Güneş, dedesi, amcası ve yengesinin de aralarında bulunduğu 7 yakınını kan vermeye ikna etti. Güneş'in ikna ettiği bağışçılar, okul bahçesinde konuşlandırılan Türk Kızılay mobil tırında kan verdi. Güneş ve ailesini Türk Kızılay Siirt Şubesine davet eden yetkililer, çocuğa her bağışçı için 7 madalya verdi "Gelecekte Kızılay gönüllüsü olacağım" Zeynep Ece Güneş, Kızılaya destek olmanın bir sorumluluk olduğunu söyledi. İleride Kızılay gönüllüsü olarak bu alanda faaliyet yapmak istediğini dile getiren Güneş, "İleride hayat kurtarmak için Kızılay gönüllüsü olmak istiyorum." dedi. Türk Kızılay Siirt Şubesi Başkanı Nihat Altunç da kan bağışına destek olan Zeynep'in çok büyük sorumluluk örneği gösterdiğini kaydetti. Kent genelinde okullarda başlatılan kampanyaya öğrencilerin ilgisinden memnun olduklarını ifade eden Altunç, şunları dile getirdi: "Öğretmen ve idareciler, öğrencilerin ailelerine ulaşarak akrabalarını getirmeleri ve kan bağışında bulunmaları için teşvikte bulundu. Zeynep kızımız da 7 kişiyi kan bağışına getirerek bizden 7 madalya almaya hak kazandı. Başarısını kutluyoruz, çok güzel ve anlamlı çalışma oldu." Bağış için çağrıda bulunan Altunç, kan vermenin önemli sorumluluk olduğunu, sağlığı elveren herkesi Kızılay kan merkezlerine beklediklerini bildirdi.
- Gelenekten Geleceğe Melda As’ın Başarı Hikayesi
Çanakkale Küçükkuyu'nun bereketli topraklarından, Kuzey Ege'nin en kaliteli zeytinyağlarıyla geleneksel sabunlara hayat veren bir isim: Melda As. O, sadece dört nesillik bir aile mirasının koruyucusu değil, aynı zamanda bu köklü zanaata modern dokunuşlarla değer katan bir girişimci. Melda As'ın hikayesi, toprağa bağlılığın, azmin ve tutkunun sabun kokan ilham veren öyküsü. Nesiller Boyu Süren Bir Miras: AS Antik Sabunhane 1924'ün Doğal Gücü Melda As'ın başarı hikayesi, 1924 Girit Mübadillerine uzanan, dört nesildir süregelen sabun üretim geleneğiyle başlıyor. Büyük dedelerinden miras kalan bu kadim zanaatı, babası Hasan Hüseyin As'tan aldığı 'el' ile "AS Antik Sabunhane" markasıyla yaşatan Melda Hanım, aynı zamanda zeytinyağı alanındaki derin bilgisiyle de bu sabunlara eşsiz bir kalite katıyor. Özellikle Kuzey Ege'nin en iyi zeytinyağlarını kullanarak ürettiği sabunlar, doğal içeriği ve geleneksel yöntemleriyle fark yaratıyor. Geleneği "As Antik Sabunhane1924 " markasıyla yaşatan Melda Hanım, aynı zamanda zeytinyağı alanındaki derin bilgisiyle de bu sabunlara eşsiz bir kalite katıyor. Özellikle Kuzey Ege'nin en iyi zeytinyağlarını kullanarak ürettiği sabunlar, doğal içeriği ve geleneksel yöntemleriyle fark yaratıyor. Melda As, Kuzey Ege'nin eşsiz bitki örtüsünün ve Kazdağları'nın büyüsünü de tüm sabunlarına katıyor, böylece her bir ürün adeta bölgenin ruhunu yansıtıyor. AS Antik Sabunhane'de odun ateşinde geleneksel yöntemlerle sıcak sabun üretimi yapılıyor; aynı zamanda şifalı bitkilerle zenginleştirilmiş soğuk sabunlar da dikkat çekiyor. Melda As, bu aile mirasını sadece bir üretim olarak değil, aynı zamanda bir yaşam felsefesi olarak görüyor. Doğal sabun yapımının inceliklerini ve aile sırlarını ulusal medyada da sıkça dile getiren As, Derya Baykal ile Hayata Dair, Elif Melek'le Şeffaf Sohbet gibi programlara konuk oldu. CNN Türk'teki "Üretim Zamanı" programı ise, Melda As'ın "ata mirasını sabun üretimiyle yaşatması" hikayesini geniş kitlelere duyurdu. Bugün "41 Niyet Sabunu Melda Serisi" gibi özel ürünleri, dijital platformlarda da yer alarak daha geniş kitlelere ulaşıyor. Melda As'ın hikayesi, köklerine sahip çıkarak bir mirası geleceğe taşımanın, toprağın sunduğu değerleri en doğal haliyle insanlarla buluşturmanın ve bu yolda azimle ilerlemenin mümkün olduğunu gösteriyor. O, Çanakkale Küçükkuyu'nun gururu, geleneğin ve doğal güzelliğin modern dünyadaki ilham veren temsilcisi.
- Direksiyon Başından Sanat Atölyesine: Gökhan’ın Azim Dolu Yolculuğu
Sakarya'da videolardan yapımını öğrendiği mumları internette satan ortaokul öğrencisi Beren Naz Derçin, gelirini kanser ve SMA hastalarına bağışlıyor. 07.09.1989 İzmir Konak doğumlu olan Gökhan Günenç, hayata dezavantajlı başlayan ama her engeli azmiyle aşan bir isim. İzmir Eşrefpaşa’da annesiz büyüyen ve babasından aldığı ahlakla hayata tutunan Gökhan, çocuk yaşta çalışmaya başladı. Hurdacılıktan karpuz satıcılığına, vinç operatörlüğünden çekici şoförlüğüne kadar pek çok işi yaptı. Ancak hiçbir zaman kendini geliştirmekten ve yeni şeyler öğrenmekten vazgeçmedi. Tüm bu mücadelelerin ardından belediyeye girerek ESHOT’ta otobüs şoförü oldu. Gündüz direksiyon sallayan Gökhan, gece ise bir sanatçıya dönüşüyor. Yaklaşık 1,5 yıldır uğraştığı su kabağı sanatı, onun hayatında bir dönüm noktası oldu. Elindeki sadece bir dremel makinesiyle başladığı yolculuk, bugün dünya çapında sipariş alan bir sanat serüvenine dönüştü. Su kabağından abajur, lamba ve dekoratif objeler tasarlayan Gökhan Günenç, her bir eseriyle hayal gücünü ve el emeğini konuşturuyor. Gündüz toplu taşıma şoförü, gece ise bir sanatçı olan Gökhan, "Sanat insanları birleştirir" diyerek isteyen herkese ücretsiz eğitim verme sözü veriyor. Halk eğitim merkezinde aldığı kursla sertifika sahibi olan Günenç, İzmir’de bu işi yapan 5-6 kişiden biri. Gerek sosyal medya üzerinden gerekse doğrudan siparişlerle ürünlerini dünyanın dört bir yanına gönderiyor. Bir kabak lambaya zeybek motifleri işleyen bu sanatçı, hem geleneksel kültürü yaşatıyor hem de modern tasarımlarla fark yaratıyor. Bugün eşi ve bir oğluyla mutlu bir hayat süren Gökhan, okulunu dışarıdan bitirdi, evini kurdu, hedeflerini ise büyütmeye devam ediyor. Şimdiki hayali: kendi bahçesini kurup kabak üretimini de kendisinin yapması. Üstelik orada hem üretim hem de ücretsiz eğitim vereceği bir atölye açmak istiyor. “Bu sanatla insanlar hem maddi kazanç elde edebilir hem de ruhlarını iyileştirebilir.” diyen Gökhan Günenç, mücadeleyle geçen hayatını su kabağından ışıkla aydınlatmaya devam ediyor.
- Ortaokul öğrencisi Beren Naz, ürettiği mumların gelirini kanser ve SMA hastalarına bağışlıyor
Sakarya'da videolardan yapımını öğrendiği mumları internette satan ortaokul öğrencisi Beren Naz Derçin, gelirini kanser ve SMA hastalarına bağışlıyor. Kanser ve SMA hastalarının yaşadığı zorluklara dair haberlerden etkilenen 13 yaşındaki 7. sınıf öğrencisi Beren Naz, farkındalık oluşturmak için araştırma yaptığı sırada ihtiyaç duyduğu mumu üretme kararı aldı. İnternetten videolar izleyerek mum yapmayı öğrenen Beren Naz, hastaların tedavilerine katkı sağlamak amacıyla üretip satma fikrini hayata geçirdi. Ailesinin desteğiyle gerekli malzemeleri alarak okuldan arta kalan zamanlarda evinin mutfağında ürettiği mumları satan Beren Naz, yaklaşık bir ayda satışlardan elde ettiği 5 bin lirayı Lösemi ve Kanser Hastaları Sağlık Eğitim Derneği (KANSERDER) ile Valilik tarafından onaylanan SMA bağışı hesaplarına yatırdı. Mum yapmayı internetten izlediği videolarla öğrendiğini belirten Beren Naz, "Bir gün mum alacaktım ve neden kendim yapmıyorum dedim. Hem de bir kısmını bağışlama fikri geldi aklıma. Anneme söyledim, malzemelerimi sipariş ettik. İnternetten birçok video izledim. İlk başta annemin yardımıyla, daha sonra da yavaş yavaş kendim yaptım, ailem bu duruma çok iyi baktı." diye konuştu. KANSERDER Başkanı Nihal Akar tarafından kendisine madalya verilen ortaokul öğrencisi Derçin, henüz 1 yaşındaki kardeşinin ismini vererek kaleme aldığı yardımlaşma ve dayanışma hikayelerini içeren basım aşamasındaki kitabından elde edeceği gelirin bir kısmını da iyilik yolunda kullanmayı hedefliyor. Beren Naz, ilaçlarına ulaşamayan hastalara yardım etmek ve farkındalık oluşturmak için bu fikrin aklına geldiğini anlattı. Beren Naz, herkesin ihtiyaç sahibi hastalar için bazı şeyler yapabileceğine işaret ederek, "Ben 13 yaşında bunu yapabiliyorsam herkes yapabilir. Bir kişinin hayatına dokunmak çok basit." dedi. İyilik ve yardımlaşma temalı kitabına kardeşinin adını verdi Yazdığı "Asya ve Küçük Dostları, İyiliğin Serüveni" hikaye kitabına 3 kardeşinden en küçüğü olan 1 yaşındaki Asya'nın adını veren Beren Naz, basım aşamasındaki kitabından elde ettiği gelirin bir kısmını da kanser hastalarına bağışlamak istediğini söyledi. Kızının bağış hikayesini anlatan anne Deniz Derçin, "Bu mum işine başladığı zaman ilk başta 'Ben böyle bir şey yapmak istiyorum.' diye geldi bize. Malzeme istedi bizden. Nasıl yapabileceği konusunda biraz araştırma yapmıştı. Malzemelerini aldık, daha sonrasında bayağı video izlemiş ve mutfağımı atölye olarak kullanıyor, masamı paketleme masası olarak kullanıyor. Salonumuz onun kargolama yeri oldu." şeklinde konuştu. Ailesi olarak Beren Naz'ın kampanyasına destek verdiklerini söyleyen Derçin, sözlerini şöyle tamamladı: "Bir ses getirdi, güzel şekilde gidiyor. Bu şekilde bir süreç başlattı. Bir farkındalık oluşturmak istediğini söyledi, biz de ona destek verdik anne ve babası olarak. Bir de kitap çıkarttı. Yine onun da bir kısmını bağış yapacağını söyledi. Şu an basımda. Kitabın adına küçük kardeşinin adını vermiş, bu kitapta anlatılan şey de iyilik yardımlaşma ve dayanışmanın önemi olmuş. Tamamen iyiliğe, dayanışmaya ve yardımlaşmaya yönelen bir çocuk Beren, bu farkındalıkta. Farkındalık, güzel bir şey, 13 yaşındaki bir çocuğun bu farkındalıkta olması da güzel bir şey."
- Babasından kalan sürüyü büyütmek için İstanbul'dan Kırklareli'ne taşındı
İstanbul'da yaşayan 36 yaşındaki Deniz Önsel, babasının vefatı sonrası başına geçtiği Kırklareli'ndeki aile çiftliğinin 500 olan anaç koyun sayısını 2 yılda 1500'e çıkarmayı hedefliyor. İstanbul'un stresinden uzaklaşmak isteyen Varol Önsel, 2007 yılında Kırklareli'nin Koru köyünde Kuka Çiftliğini kurdu. Kentin coğrafi işaretli kıvırcık koyununu saflaştırarak popülasyonunu artırmayı amaçlayan Önsel, aynı yıl üretime başladı. Yaklaşık 100 dönümlük arazi üzerinde kurulan çiftlikte küçükbaş hayvancılıkla uğraşan Önsel, hedefleri doğrultusunda uzun yıllar üretimi sürdürdü. Önsel, geçirdiği rahatsızlık sonrası 2 yıl önce hayatını kaybetti. Deniz Önsel de babasının vefatının ardından üretime devam etme kararı alarak, İstanbul'daki yaşamını geride bırakıp Kırklareli'ndeki çiftliğin başına geçti. Önsel, AA muhabirine, babasından kalan çiftlikteki küçükbaş hayvan sürüsünü büyütmek istediğini söyledi. Babasının 2007 yılında başladığı projeyi sürdürmek için gayret gösterdiğini anlatan Önsel, hayvanlarla çok keyifli vakit geçirdiğini ifade etti. Ülke ekonomisine katkı sağladığı ve üretim yaptığı için mutlu olduğunu dile getiren Önsel, "Babam üretim yaparken ben de o dönemlerde buraya gezmeye, mangala ve babamla vakit geçirmeye uğruyordum. Yaklaşık 2 sene önce ani bir şekilde kaybettik kendisini. Devam etmeye niyetim yoktu çünkü hayvancılıkla ilgili hiçbir bilgim yoktu ama güzel bir ekip vardı arkada. Geldiğimde buranın doğasına aşık oldum, burada güzel vakit geçirdiğimi fark ettim, hayvanları da zaten hep çok seviyorum. Bir şekilde kendimi işi devam ettirirken buldum." diye konuştu. Şu an 500 küçükbaş ile besicilik yaptıklarını anlatan Önsel, yoğun iş temposuna kısa sürede ayak uydurduğunu dile getirdi. Köy hayatının çok güzel olduğunu belirten Önsel, şunları kaydetti: "Buraya geldiğimde hayvanlarla beraber olduğum zaman aslında birçok şeyi unutuyorum. Hayatın kargaşasını unutuyorum. Tabii ki pembe bir masal anlatmıyorum size, hayvancılık belki yapılması en zor mesleklerden biri. Canlı ile ilgileniyorsunuz bütün emeğinizi bir canlıya yatırıyorsunuz ve her an her şey olabilir. Doğru bir ekiple ve adanmış bir hayatla yapılabilecek bir iş olduğunu düşünüyorum. Hayvan sayısını arttırmayı düşünüyorum çünkü gerçekten kıvırcık ırkını tamamen safkan tutmayı hedefliyorum. Başka ırklarla karıştırıp biraz daha et verimini artırma niyetinde değilim ama lezzette, o kıvırcığın mermerimsi dokulu etinin lezzetini bambaşka buluyorum. Bütün dünyada da aslında kabul edilen bir lezzeti var kıvırcığın. Şu an yaklaşık 500 anacım var diyebilirim, önümüzdeki 2 yıl içerisinde 1500 başa çıkmayı hedefliyoruz." Şehirdeki yaşamanın konforlu ancak bir o kadar da zor olduğunu aktaran Önsel, severek yapılan her işin güzel sonuçlandığını sözlerine ekledi.
- Ordu'da uygulanan proje ile annelerin üniversite hayali gerçek oldu
Ordu Üniversitesi ile Ordu Büyükşehir Belediyesi işbirliğinde hayata geçirilen Anne Üniversitesi Projesi'ne katılan annelerin farklı alanlarda aldıkları akademik eğitimler tamamlandı. Bu yıl ilk mezunlarını verecek projeye katılan 21 kursiyer kadın, değerler eğitimi, sağlık bilgisi, çevre bilinci, eğitimde ailenin rolü, sanat, kültür, kişisel gelişim ve toplum gibi konularda 8 hafta süren eğitimlerle kendilerini geliştirme imkanı buldu. Eğitimlerini başarıyla tamamlayan anneler, bu ay düzenlenecek törenle kep atarak mezuniyet sevinci yaşayacak. Ordu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Orhan Baş, üniversite hayalini gerçekleştiremeyen kadınlar için Anne Üniversitesi Projesi'ni hayata geçirdiklerini söyledi. 18 yaşından büyük ve çocuğu olan her annenin projeden faydalanabildiğini aktaran Baş, proje ile annelerin eğitim, sosyal, kültürel, kişiler arası iletişim ve hayat tecrübelerini artırmayı amaçladıklarını kaydetti. Baş, sağlık, hukuk ve eğitim başta olmak üzere birçok alanda eğitimler verildiğini, annelerden olumlu tepkiler aldıklarını ifade etti. Gelecek eğitim öğretim yılında projeyi daha kapsamlı şekilde devam ettireceklerini bildiren Baş, şimdiden 50 annenin ön başvuruda bulunduğunu dile getirdi. Baş, eğitimlerin yaşam tarzına yönelik uygulamalı şekilde gerçekleştirildiğine de dikkati çekerek, "Annelere bu proje sayesinde çok ciddi fayda sağlıyoruz. Bundan sonra da destek olmaya devam edeceğiz." dedi. Ordu Üniversitesi Kadın ve Aile Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Ebru Şahin ise proje ile annelerin kişisel gelişimlerine destek sağlamak istediklerini söyledi. Alanında uzman akademisyenlerin eğitimlerde yer aldığını ifade eden Şahin, daha önce üniversite hayalini gerçekleştiremeyen kadınların proje sayesinde günlük hayatlarını kolaylaştırdıklarını belirtti. Şahin, kursiyerlerin eğitim sayesinde daha donanımlı şekilde mezun olduklarını, projenin devam edeceğini kaydetti. Hayalini gerçekleştiren anneler projeden memnun Kursiyerlerden 60 yaşındaki 3 çocuk annesi Leyla Eser, projenin kendisine çok şey kattığını belirterek, "Eksiklerimizi öğrenme imkanı yakaladık. Bir profesörden ya da doçentten ders almak çok güzeldi." dedi. Hülya Güneş ise önemli bir deneyim kazandıklarına işaret ederek, "23 farklı hocadan eğitim aldık. Bu süreçte onlarla aynı ortamda bulunma imkanını yakaladık. Buradan donanımlı bir şekilde ayrılmış olacağız." diye konuştu. 52 yaşındaki Hülya Emüce de "Çocuklarımı eğittikten sonra artık sıra kendimde dedim. Bu düşünce ile Anne Üniversitesi'ne geldim. Burası sayesinde geleceği dair ümitlerimiz yeşermiş oldu." ifadelerini kullandı.











