top of page

Search this site

Boş arama ile 1096 sonuç bulundu

  • Mardin'in "Dilek ablası" halı kursları ve restoranla hemcinslerine istihdam sağladı

    Mardin'de yaşayan Dilek Çelebioğlu, 35 yıllık iş hayatında köylerde halı dokuma kursu, il merkezinde restoranıyla hemcinslerine istihdam sağladı. Kentte yaşayan 2 çocuk annesi 56 yaşındaki Dilek Çelebioğlu, 1990'lı yıllarda halı dokuma kursuna gittikten sonra açtığı küçük bir atölyede halı dokuma işine başladı. İşini geliştirerek il merkezi ve köylerde açtığı halı dokuma kurslarıyla kadınlara eğitim veren ve onların meslek sahibi olmasını sağlayan Çelebioğlu, 8 yıl önce de il merkezinde açtığı restoranında şu an 10 kadın istihdam ediyor. Çelebioğlu, çalışmayı çok sevdiğini, gençlik yıllarında evde hazırladığı ürünlerin satışı yaptığını söyledi. Evlendikten sonra eşinin desteğiyle 1990'lı yıllarda açtığı küçük bir atölyede halı dokuma işine başladığını belirten Çelebioğlu, daha sonra merkez ve köylerde 3 atölye açtıklarını anımsattı. Atölyelerde açılan halı dokuma kurslarında kadınların meslek sahibi olduğunu ifade eden Çelebioğlu, şöyle konuştu: "Önce 20 kadına eğitim verdik, sonra bunlar diğer atölyelerde usta öğretici olarak çalışmaya başladı. 10 yıl içerisinde 1500 kişiyi istihdam ettik. O zamanlar köydeki bazı aileler kız bebeklerine benim ismimi koydu. Bir sürü insan okuma yazma bilmiyordu, onlara taşımalı eğitimle okuma yazma öğrettik. Aile planlaması için İl Sağlık Müdürlüğü işbirliğiyle onlara eğitim verdik. Amacım kadınlara bir katkı sunmaktı. 15 yıl boyunca kendimi onlar için adadım." "Kadın sadece evde oturmak, çocuk büyütmek için değildir" Daha sonra en büyük tutkusu olan yemek işine girdiğini, yöresel yemekleri yapmaya başladığını anlatan Çelebioğlu, 8 yıl önce açtığı restoranda kadınları istihdam ettiğini söyledi. Mardin Artuklu Üniversitesinin katkılarıyla Mardin kebabı, alluciye (ekşili yeşil erik yahnisi), fikriye (içinde çağla bulunan etli bir yemek), ırok (kızartılmış içli köfte), incasiye (kara erikten yapılan etli yemek) ve harirenin (üzüm şiresinden yapılan tatlı) coğrafi işareti almasını sağladıklarını dile getiren Çelebioğlu, şöyle devam etti: "Anneannelerimizin yaptığı, unutulmakta olan yemeklerin coğrafi işaretlerini aldığımız için çok mutluyuz. Bunları nesilden nesile aktarmak en büyük hayalim. Gün yüzüne çıkmayı bekleyen daha birçok lezzet var. Bunun için kadınlarla çalışmalarımızı sürdüreceğiz." Kadınlara desteğinin devam ettiğini belirten Çelebioğlu, bugüne kadar 65 kadını istihdam ettiği restoranında şu an 10 kadının çalıştığını anlattı. Hemcinslerine çok önem verdiğini dile getiren Çelebioğlu, şunları söyledi: "Hiç çalışmamış, evde oturan, kendine hiç güveni olmayan kadınları çalıştırmak istiyorum. Onlar sanki hiçbir şey başaramayacaklarını zannediyor ama buraya gelip çalıştıklarında güzel şeyler yaptıklarını görüyorlar ve çok mutlu oluyorlar. Şimdi dimdik ayaktalar. Kadının hep ayakta olması lazım. Kadın sadece evde oturmak, çocuk büyütmek için değildir. Bunların hepsini başarabilir. Çocuklarını eğitebilir, okutabilir, etrafına katkıda bulunabilir, ailesine de destek olabilir." "Rol modelimiz Dilek abla'" Restoranda çalışan kadınlardan 22 yaşındaki Meles Çelebi, 5 yıl önce Çelebioğlu ile tanıştığını, restoranda çalışarak kazandığı harçlıkla üniversiteye hazırlandığını söyledi. Şimdi Mimarlık Fakültesinde okuduğunu, aynı zamanda restoranda unutulmaya yüz tutmuş yöresel yemekleri yapmayı öğrendiğini belirten Çelebi, "Bizim için Dilek abla çok değerli. Kadınlara özellikle çok yardımcı oluyor. Biz de bunu ondan öğrendik. Rol modelimiz Dilek abla. Ben de Dilek abla gibi kadınların hayatına dokunmak istiyorum. Gençlerin elinden tutmak istiyorum." ifadelerini kullandı. "Dilek Hanım birçok kadına iş imkanı sağlıyor" Restoranın müşterilerinden Gülperi Ezgi, Çelebioğlu'nun Mardin'in yöresel yemeklerini çok iyi yaptığını, restoranda çalışan kadınları görünce mutlu olduğunu anlattı. Ezgi, "Dilek Hanım gibi kadınların çoğalmasını isterim. Onun sayesinde burada çok fazla kadın iş bulabildi." dedi. Ömerli ilçesinden gelen Ceylan Baran da sık sık restorana yemek yemeye geldiklerini ve yemekleri çok beğendiklerini belirtti. Baran, "Dilek Hanım birçok kadına iş imkanı sağlıyor. Ayrıca yöresel yemeklerimizin tanıtımına katkı sağlıyor. Ona teşekkür ederiz." diye konuştu.

  • Edirne'de ortaokul öğrencileri mandalinanın raf ömrünü uzatan "doğal solüsyon" geliştirdi

    Edirne'de ortaokul öğrencileri greyfurt çekirdeğiyle mandalinanın bozulmasını geciktirerek raf ömrünü uzatan "doğal solüsyon" geliştirdi. TÜBİTAK yarışması için Kırkpınar Ağası Alper Yazoğlu Ortaokulu'nda Fen Bilimleri Öğretmeni Hülya Kara danışmanlığında Pehlivan Bilim Takımı oluşturuldu. Öğrenciler mandalinanın raf ömrünü uzatmak için yapılan mumlama ve kimyasal işlemin sağlığa zararı üzerine araştırma yaparak bunu doğal yöntemlerle gerçekleştirmek için çalışma başlattı. Kimyasallar yerine doğal yöntemlerle meyvelerin raf ömrünü uzatmayı hedefleyen öğrenciler okulun laboratuvarında yaptıkları 8 haftalık çalışmayla "Greyfurt Çekirdeği Uçucu Yağının Mandalina Küflenmesi Üzerine Etkisi" projesini hayata geçirdi. Buhar damıtma yöntemiyle greyfurt çekirdeğinin yağını elde eden öğrenciler pH değerlerini de kontrol ederek mandalinaya uyguladı. Doğal solüsyonun mandalinanın raf ömrünün 2 hafta uzattığı belirlendi. Projeleriyle TÜBİTAK 2204-B 19. Ortaokul Öğrencileri Araştırma Projeleri Yarışması İstanbul Avrupa Bölge Finali'nde biyoloji alanında birincilik elde eden öğrenciler, çalışmalarını sürdürüp doğal solüsyonun sektörde kullanılmasını hedefliyor. Öğrencilerin hazırladığı projenin biyoloji alanında TÜBİTAK İstanbul Avrupa Bölgesi'ndeki yarışmada birinci olduğunu belirten Kara, "Biz bu projede meyvelerin raf ömrünü uzatmak için kimyasallar yerine doğal materyallerden de faydalanabileceğimizi göstermek istedik. Kimyasallar insan sağlığına çok zararlı. İnsan sağlığını gelecek nesillerde birçok hastalıklar bekliyor kimyasallar yüzünden. Biz de doğal yöntemlerle meyve sebzelerde raf ömrünü uzatmayı hedefledik." dedi. "Kontrol" ve "deney" grubu oluşturuldu Takımın üyesi 6. sınıf öğrencisi Alper Hüsamettin Erinmez de projede deney ve kontrol grubu oluşturduklarını anlattı. Laboratuvarda greyfurt çekirdeği uçucu yağından doğal solüsyon elde ettikten sonra mandalinaya uyguladıklarını anlatan Erinmez, şunları kaydetti: "8 hafta boyunca iki mandalinanın küflenme değerlerini ve pH değerlerini ölçerek değerlendirdik. Kabuğunu çevreleyecek şekilde solüsyon uygulanan deney grubunda 5. haftadan itibaren küflenme oluşmaya başlarken, kontrol grubunda 3. haftadan itibaren küflenme başlıyor." "Geri dönüşüm birçok alanda var" 6. sınıf öğrencisi Arda Batı ise projeyi geri dönüşümüne katkı sağlamak amacıyla hazırladıklarını anlattı. Doğal ürünleri destekleyen projelerin insan sağlığına katkıda bulunduğunu ifade eden Batı, "Geri dönüşüm birçok alanda var. Biz de bu projemizde greyfurt çekirdeğini geri dönüştürerek meyvelerin raf ömrünü uzatan bir yol bulduk. Bu sayede hem ülke ekonomimize katkıda bulunacağız hem de doğamızı korumuş oluyoruz." ifadelerini kullandı. Kırkpınar Ağası Alper Yazoğlu Ortaokulu Müdürü Coşkun Ünlü de öğrencilerin birincilik elde ettiği projeyle bu ay sonunda Ankara'da yapılacak TÜBİTAK Bölge Finallerine katılacağını anlattı. TÜBİTAK yarışmalarının öğrencilere öz güven kazandırdığını dile getiren Ünlü, "Öte yandan yapılan projenin içeriğine baktığımızda ülkemize geri dönüşüm ve üretim anlamında katkıları olacağını düşünüyorum. Öğrencilerimizin ileride kendileri ve ülkemiz adına daha büyük çalışmalar yapacağını düşünüyorum." diye konuştu.

  • Son üç papanın terzisi, dördüncüsünü giydirmeye hazırlanıyor

    Katolik Kilisesi yeni liderini seçmeye hazırlanırken İtalyan terzi Raniero Mancinelli de hummalı şekilde dördüncü kez bir papayı giydirmeye hazırlanıyor. Papa Franciscus'un 21 Nisan'da vefatının ardından Katolik Kilisesi, 9 günlük yas döneminin sonunda 7 Mayıs'ta başlayacak Papalık Seçimleri (Konklav) için hazırlıklarını sürdürüyor. Konklav'ın sonucuyla yakından ilgilenen Vatikan'a komşu Roma'nın Borgo Pio Caddesi'ndeki terzi dükkanı da son günlerde çalışmalarını hızlandırdı. Bu terzi dükkanının en önemli özelliği, Katoliklerin son üç liderini giydirmiş olması. Ana parça cübbedir, sonra kuşak var" Yeni papanın giyeceği beyaz renkli birkaç parçadan oluşan kıyafetleri büyük, orta ve küçük olmak üzere 3 kalıpta hazırlayan terzi Mancinelli, açıklamalarda bulundu. Bugüne kadar Papa 2. Ioannes Paulus, Papa 16. Benediktus ve son olarak da Papa Franciscus'u giydirdiğini belirten Mancinelli, aralarında kendisini en çok zorlayanın Papa 2. Ioannes Paulus olduğunu söyledi. Mancinelli, "Çünkü o biraz... Nasıl diyelim, hafifçe topluydu. Dolayısıyla kumaş, biraz daha ağır, biraz daha dayanıklı olmak durumundaydı." dedi. Papaların kıyafetlerinde genelde ipek kumaştan yararlandıklarını kaydeden Mancinelli, bunun zorlayıcı olduğuna çünkü ipeği işleme tekniğinin ve giysinin diğer parçalarının iyi şekilde bir araya getirilmesinin önemine dikkati çekti ve "Ana parça cübbedir, sonra kuşak var." dedi. Kuşağın armasız olduğunu çünkü Papa Franciscus'un kuşağında asla arma istemediğini dile getiren Mancinelli, önceki papaların ise hep arma koydurduklarını söyledi. Mancinelli, bunlardan sonra da başa takılan, "zucchetto" olarak da bilinen beyaz takkenin geldiği, bunun da ipek ve rayon kumaştan üretildiği bilgisini verdi. Papalık cübbelerinin de her mevsim yünden yapıldığını anlatan Mancinelli, papaların kışın giydikleri paltoları de özel diktiklerini, üç bedende her vücut yapısına uygun, büyük, orta, küçük olacak şekilde yaptıklarını anlattı. "Beyaz renk çok hassastır, çabuk kirlenir" Terzi Mancinelli, papalık cübbesini hazırlarken düğmelerin de sabırla dikilmesi gerektiğinin altını çizdi. Yakında başlayacak Papalık Seçimi'nde şimdiden kimin seçileceğini, dolayısıyla vücut ölçülerini tam bilmelerinin mümkün olmadığına işaret eden Mancinelli, bu nedenle ilk cübbeleri büyük, orta ve küçük kalıplarda çıkardıklarını dile getirdi. Mancinelli, "Tabii ki sonrasında doğrudan kişinin kendisine özel yapılır. Şimdiye kadar ürettiklerimiz aşağı yukarı genel kalıpta yani tam uyumlu olmayabilir ama olur. Yeni papa için özel olarak yenisini yapacağız." ifadelerini kullandı. İtalyan terzi, papaların adet üzere beyaz giydiğine ancak bunun çabuk kirlendiğine dikkati çekerek, "Beyaz renk çok hassastır, çabuk kirlenir. O yüzden fazla sayıda üretmek gerekir." dedi. "Papaya iyi bir cübbe dikmek kaç gün gerekir?" sorusu üzerine Mancinelli, "Güzel bir cübbe dikebilmek için dört gün gerekebilir." yanıtını verdi.

  • Üniversiteli Büşra, okuldan arta kalan zamanlarında çiftçilik yapıyor

    Tekirdağ'da, peyzaj mimarlığı öğrencisi Büşra Solak, okuldan arta kalan zamanlarında tarlada çalışıp hayvanlarla ilgilenerek hem üretime katkı sağlıyor hem de gençleri tarım ve hayvancılığa teşvik etmek için sosyal medyada paylaşımlar yapıyor. Karacakılavuz Mahallesi'nde ikamet eden Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Peyzaj Mimarlığı birinci sınıf öğrencisi 21 yaşındaki Solak, doğayla iç içe yaşamaktan mutluluk duyuyor. Üniversitedeki derslerinin ardından mahallesine dönen Solak, şalvarını giyip tarım ve hayvancılıkla uğraşan ailesine yardım ederek, inek ve koyunların bakımını üstleniyor, tarladaki işlerle ilgileniyor. Ahır ve tarladaki işlerini tamamladıktan sonra babasına kereste dükkanında da yardım eden Solak, köy yaşantısına ilişkin çektiği videolar ve fotoğrafları sosyal medya hesaplarından paylaşarak gençleri tarım ve hayvancılığa yönlendirmeyi hedefliyor. "Doğada huzur buluyorum" Büşra Solak, doğada huzur bulduğunu söyledi. Doğayla iç içe olmanın kendisini mutlu ettiğini ifade eden Solak, "Sabah okula gidiyorum. Bazen öğlen dersim bitiyor, geliyorum. Tarladaki işleri hallediyorum, hayvanlara bakıyorum. İnekleri salıyorum, koyunları besliyorum. Sonra babama yardım ediyorum. Her türlü işe yardımcıyım." dedi. Solak, bütün işleri severek yaptığı için yorulduğunu hissetmediğini dile getirdi. Sosyal medya paylaşımlarıyla da gençleri köy hayatına özendirmeye çalıştığını anlatan Solak, "Sosyal medya paylaşımlarıma da insanlar çok güzel dönüşler sağlıyor. Herkes çok beğeniyor. Takipçilerim de köydeki insanlar da çok güzel dönüşler yapıyor. İnsanların güzel dönüşleri beni çok mutlu ediyor. Köy hayatını herkese tavsiye ederim. Toprakla uğraşmak çok güzel, köyde yaşamak çok güzel. İşlerden bazen yorulduğumuz da oluyor tabii ki ama keyif alıyorsun, sonuç olarak köydesin. Günün sonunda yorulsan da yorgunluğun geçiyor." ifadelerini kullandı. Solak, ilk hedefinin üniversiteyi tamamlamak olduğunu, sonraki planlamasını henüz yapmadığını sözlerine ekledi.

  • İşitme engelli Batuhan, resim yeteneğiyle yurt dışındaki 15 üniversiteden kabul aldı

    Eskişehir'de doğuştan işitme engelli olan ve 1,5 yaşında geçirdiği biyonik kulak ameliyatıyla sağ kulağına işitme cihazı takılan lise 12. sınıfı öğrencisi Batuhan Kayatepe, resimdeki yeteneğiyle yurt dışındaki 15 üniversiteden kabul almayı başardı. Kendisi gibi işitme engelli olan seramik öğretmeni ile mimar babanın tek çocuğu olarak 2006'da dünyaya gelen Kayatepe, sanatla iç içe bir ortamda büyüdü. Küçük yaşlardan itibaren resim yapmaya başlayan Kayatepe, ilk ve ortaokul yıllarında Türkiye genelinde ve uluslararası düzeyde düzenlenen resim yarışmalarında dereceler elde etti. Ankara başta olmak üzere farklı şehirlerde karma sergilere katılan Kayatepe, eğitim gördüğü okulda da ilk kişisel sergisini açtı. Resim ve tasarım alanlarında aldığı ödüllerle yurt dışında eğitim almak için üniversitelere başvuruda bulunan Kayatepe'nin bu isteği, aralarında "University of the Arts London", "Pratt Institute" ve "School of the Art Institute of Chicago"nun da bulunduğu 15 üniversiteden kabul gördü. Eskişehir'de özel bir lisede eğitimine devam eden Kayatepe, bir yandan da Uluslararası Bakalorya (IB) programı kapsamında İngilizce öğreniyor. "Hangi burs yeterli olursa, üniversite tercihimi ona göre yapacağım" Batuhan Kayatepe, AA muhabirine, kuru kalem çalışmalarına özel ilgi duyduğunu ve çizim tarzını zamanla çeşitlendirdiğini söyledi. Önceleri sadece portre üzerine çalıştığını belirten Kayatepe, "Artık manzara, hayvan, doğa, aklıma ne geldiyse, ilham aldığım neyse onu çiziyorum." dedi. Kayatepe, anne ve babasının da kendisi gibi işitme engelli olduğunu anlatarak, "Annemin söylediğine göre birkaç aylıkken kalem tutmaya başlamışım ve o kalemi hiç bırakmamışım. Kendimi kursa gitmeden, annemi ve babamı örnek alarak, kitaplardan araştırarak geliştirdim." diye konuştu. Teknolojinin gelişmesiyle klasik sanat anlayışının dönüşüm geçirdiğini vurgulayan Kayatepe, üniversite eğitiminde bu alana yönelmek istediğine dikkati çekti. Kayatepe, üniversite eğitimini yurt dışında almak için girişimlerde bulunduğunu belirterek, şunları kaydetti: "Yurt dışındaki 15 üniversiteden kabul aldım. Onlardan birine gitmek istiyorum. Bazıları dünya sanat sıralamasında ilk 15'te yer alıyor. İlk başta grafik tasarımı okumak istiyordum ancak artık yapay zeka, grafik tasarımın yerini almaya başladı. Şu an enstalasyon, oyun tasarımı, UX ve UI tasarımları arasında kararsızım. Kabul aldığım üniversitelerden henüz hangisini seçeceğime karar vermedim. Gelen burs miktarlarına göre seçim yapacağım. ABD'den burs kazandım fakat benim için yeterli değil. Avrupa'daki burslara da başvuracağım. Hangi burs benim için yeterli olursa, üniversite tercihimi ona göre yapacağım." Engellilere de çağrıda bulunan Kayatepe, "Ben de herkes kadar iyi iş çıkarabiliyorum. Bence hiçbir farkımız yok. O yüzden işitme engelliler kendilerini diğer insanlardan eksik hissetmemeleri gerekiyor. En az onlar kadar siz de varsınız, hatta daha başarılı bireyler olarak bu toplumda yer alabilirsiniz." ifadelerini kullandı.

  • Balıkesirli saatçi 7 metrekarelik dükkanından tekvando sayesinde dünyaya açıldı

    Balıkesir'de 33 yıldır 7 metrekarelik dükkanında saat tamirciliği yapan İsmail Kökçü (52), oğlunu motive etmek için 2008'de başladığı tekvando sporunda Türkiye'nin yanı sıra 18 ülkede şampiyonalara katılıp çok sayıda madalya kazandı. Balıkesir Yeni Çarşı'daki dükkanında 1992 yılından beri saatçilik yapan Kökçü, 2008'de tekvandoya götürdüğü oğlunu motive etmek için kendisi de aynı spora başladı. Oğlunun tekvandoyu bırakmasına rağmen kendisi devam eden Kökçü, 2011'den itibaren "Poomsae" kategorisinde şampiyonalara katılarak birçok başarıya imza attı. Son 14 yılda Türkiye'nin farklı kentlerinde düzenlenen turnuvalarda çok sayıda madalya kazanan Kökçü, milli takım formasıyla 18 ülkede mücadele etti. İsmail Kökçü, 16 Nisan'da da Estonya'nın Tallinn şehrinde düzenlenen Avrupa Tekvando Poomsae ve Para Poomsae Şampiyonası'nda erkekler 51-60 yaş kategorisinde ikinci olarak madalyayla döndü. Gündüzleri dükkanında saat tamirciliği yapan Kökçü, akşamları ise Balıkesir Şehit Turgut Solak Spor Salonu'nda hem tekvando antrenörlüğü yapıyor hem de kendi yarışlarına hazırlanıyor. Aynı zamanda Türkiye Tekvando Federasyonu Balıkesir İl Temsilcisi de olan Kökçü, gelecek yıl düzenlenecek dünya şampiyonasında birinci olmayı hedefliyor. "Türk'e 'imkansız' de otur seyret" Kökçü, Türkiye'yi Avrupa'da temsil edip Türk bayrağını gururla taşıdığı için mutlu olduğunu söyledi. Gençlere örnek olmaya çalıştığını belirten Kökçü, "Ben bu yaşta Avrupa'da dereceler alabiliyorken gençler daha iyisini başarabilir. Onlara bir rol model, bir yol açmayı hedefliyorum." dedi. Kökçü, aynı zamanda antrenörlük yaptığını ve çok sayıda sporcu yetiştirdiğini ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Yurt dışında yarışan sporcularımız var. Benim dünyam 7 metrekareden oluşuyor. Tekvando beni o 7 metrekareden dünyaya açtı ve insanlara, topluma yararlı bir şeyler yapabileceğime inandırdı. Aslına bakarsanız saatçilik de tekvando da bir sanat. İkisi de ince işçilik gerektiriyor. Ben saat tamirine oturduğumda nefes almadan çalışırım. Son dönemde özellikle 'Poomsae' kategorisinde yeni federasyon başkanımız Bahri Tanrıkulu bizlere çok destek verdi. Turnuvaya tam takım olarak gittik ve madalya almayan çok az sporcumuz oldu. Türk'e 'inanılmaz' de otur seyret. Biz inandık ve başardık." Melis Beyza Kökçü: "Babam turnuvalara gittiğinde dükkanı bana emanet ediyor" Kökçü'nün kızı Melis Beyza Kökçü de babasıyla gurur duyduğunu dile getirdi. Babasını çok sevdiğini anlatan Kökçü, şöyle konuştu: "Küçüklüğümden beri babam eve sürekli farklı madalyalarla geliyor. Geldiği yerlerden bana bazen hediye bir şey alamasa bile madalyasını özellikle bana takardı. Buna çok sevinirdim. Kendimi çok şanslı ve gururlu hissediyorum. Babam turnuvalara gittiğinde dükkanı bana emanet ediyor. Babamla iletişim halinde oluyoruz. Dükkana kargolar geldiğinde gidip onları alıyorum. Müşterilerle ilgileniyorum. Saatleri tamir ediyorum." Kökçü'yü tebrik etmek için yanına gelen 35 yıllık arkadaşı İrfan Günsay da "İsmail bu işe çok emek verdi, şu anda çok iyi yerlere geldi. İnşallah daha iyi yerlere gelir. Madalya aldığı için biz de çok mutlu olduk. Onun yaşadığı bütün sürece şahidim, çok mutlu olduk." dedi.

  • Kars'ta üniversite mezunu kadın devlet desteğiyle besici oldu

    Kars'ta Tarım ve Orman Bakanlığının hibe desteğiyle üniversite mezuniyetinin ardından 4 büyükbaş hayvan satın alan 25 yaşındaki Hilal Erben, hayvan sayısını 3 yılda 11'e çıkarttı. Merkeze bağlı Hacıveli köyünde yaşayan Erben, Atatürk Üniversitesi Laborant ve Veteriner Sağlık Programı'ndaki mezuniyetinin ardından 2022'de Tarım ve Orman Bakanlığının "Kırsal Kalkınmada Uzman Eller Projesi"ne başvurdu. Bakanlık tarafından projesi kabul edilen Erben, verilen 100 bin lira hibe desteğiyle 4 simental cinsi büyükbaş hayvan satın aldı. Hayvan sayısını 3 yılda 11'e çıkararak süt üretimine başlayan Erben, yaşadığı evin yanındaki ahırda hayvanların bakım ve beslemesini yapıyor. Aldığı eğitim sayesinde hayvanlarına hem veterinerlik hem de bakıcılık yapan Erben, hayvanlarından dünyaya gelen buzağıları da gözü gibi koruyor. Hacıveli köyündeki ilk kadın girişimci olan Erben, örnek çalışmasıyla şimdi 10 kadının daha işletme kurmasına vesile oldu. Hilal Erben, proje kapsamında aldığı 4 simental cinsi hayvan varlığını 11'e çıkarttığını, 2023'te yaşanan şap hastalığına yakalanan hayvanlarının zarar görmesine rağmen mesleği severek yaptığını söyledi. Besicilikte zaman zaman zorluklar yaşadığını anlatan Erben, "Köy ve doğayı çok fazla seven bir insanım. Okulda aldığım eğitimi sahada uygulamayı tercih ettim. Pratik ile teoriği birleştirip ortaya güzel bir hayvancılık çıkartmak istedim. Hayvancılığın kör düzen değil de akıllı bir sistemle yapılması lazım." dedi. "Kendime ait bir marka kurmak istiyorum" Kendine özgü köy ürünleriyle ilgili marka kurmayı amaçladığını dile getiren Erben, şöyle devam etti: "40 başlık yeni bir ahır yaptık. Hayvancılığı büyütmek ve kendime ait bir marka kurmak istiyorum. Kuracağım markayla köy ürünlerini organik bir şekilde, tüketicilere de sosyal medyadan videolar paylaşarak nasıl yaptığını göstermek istiyorum. Doğadaki bitkileri çok iyi biliyorum, buradaki bitkilerle süt ürünlerini birleştirerek, ortaya peynir türleri çıkartmak istiyorum. Hayvancılığı geliştirip köyümdeki kadınları bu alanda kendilerini geliştirmelerini istiyorum. Köyümüzde ilk kadın girişimci benim, benden sonra 10 kadın da işletme aldı." İl Tarım ve Orman Müdürü Enver Aydın da "Kırsal Kalkınmada Uzman Eller Projesi"yle Kars'ta 15'i büyükbaş, 4'ü küçükbaş ve 5'i de arıcılık olmak üzere 24 projeye destek verdiklerini belirterek, "İlimizde desteklemiş olduğumuz projelerin tamamında çiftçilerimiz işletmelerini büyüttüler ve geçim kaynağı haline getirdiler." ifadesini kullandı.

  • Tokat'ta ilk kadın halk otobüsü şoförü göreve başladı

    Tokat'ta 13 yıllık sürücülük deneyimine sahip Rukiye Özler, kentin ilk kadın halk otobüsü şoförü olarak göreve başladı. Belediyeden yapılan yazılı açıklamaya göre, Tokat Belediyesi Özel Halk Otobüsleri bünyesinde şehir içi güzergahta direksiyon başına geçen Özler, bugün ilk seferine çıktı. Tokat Belediye Başkanı Mehmet Kemal Yazıcıoğlu'nun destek ve direktifleriyle göreve başlayan Özler, yolculardan da ilgi ve takdir gördü. Uzun yıllardır şoförlük yapan Özler, vatandaşlara hizmet verecek olmanın gururunu yaşadığını belirtti. Yazıcıoğlu da kadınların toplumda her anlamda görev almasını çok önemsediğini vurgulayarak, "Onların elinin değdiği her yere düzen ve huzur geliyor. En önemli şeylerden birisi de toplu ulaşım. Birçok şehirde kadınlarımız bu anlamda bir irade ortaya koymuştu. Tokat'ta da bir ilki gerçekleştirdik. Rukiye Hanım, Tokat'ta bir ilke imza atmış oldu. Tokat'ta bir gezintiye çıktık ve güzel tepkiler aldık." ifadelerini kullandı.

  • Angelman sendromlu kızıyla iletişim kurmak için mobil uygulama geliştirdi

    Manisa Celal Bayar Üniversitesi Öğretim Görevlisi Mehmet Nuri Öğüt, konuşma bozukluklarına ve zihinsel yetersizliklere neden olan Angelman sendromu teşhisi konulan 4 yaşındaki kızıyla daha iyi iletişim kurmak için mobil uygulama tasarladı. Mehmet Nuri ve Nurşin Gökçe Öğüt çifti, 2021'de dünyaya gelen kızları Nevşin Gökçe'de gelişim bozukluğu belirtilerinin ortaya çıkması üzerine hastaneye başvurdu. Henüz 2,5 yaşında yapılan genetik testler sonucunda küçük kıza nörolojik bir hastalık olan Angelman sendromu teşhisi konuldu. Baba Öğüt, bunun üzerine aynı üniversitenin bilgisayar mühendisliği 3. sınıf öğrencisi Eren Malkoç ile çalışmalara başladı. TÜBİTAK 4008 Özel Gereksinimli Bireylere Yönelik Kapsayıcı Toplum Uygulamaları Destekleme Programı çağrısı kapsamında Angelman sendromu tanısı alan 30 çocuk ve ailesini ağırlayan ikili, çocukların gereksinimlerini belirleyerek 30 doktorun desteğiyle "GoKid" isimli mobil uygulamayı geliştirdi. Çocukların kullandıkları nesnelerin fotoğrafları telefona yüklendi Mehmet Nuri Öğüt, AA muhabirine, Angelman sendromu tanısı konulan çocukların konuşarak kendilerini ifade edemedikleri için iletişim sorunu yaşadıklarını söyledi. Bu konuda yurt dışında yüksek maliyetli uygulamaların bulunduğunu aktaran Öğüt, şunları kaydetti: "Çocukların kendini ifade ettikleri yöntemleri araştırdık ve Resim Değiş Tokuşuna Dayalı İletişim Sistemi'ni keşfettik. Bu sistemde bireyler, kendilerine ait nesne ve kavramları tanıyarak, istekleri bir resim kartını gösterme veya değiş tokuş etme yoluyla ifade ederler. Mesela bir çocuk su ihtiyacı hissettiğinde kendi suluğunu gösterir. Bu, kağıt üzerinde kullanılan bir yöntem. 'Bunu dijitale nasıl aktarırız?' diye düşündük. Mobil uygulama geliştirme kararını bu noktada verdik. Mobil uygulama içinde bu çocukların hafif, orta ve ileri düzeyde zeka geriliği durumlarına göre kullanabilecekleri nesne sayısını belirledik. Çocukların en çok kullandıkları nesneleri, ailenin telefonunda doğrudan fotoğrafını çekerek yükleme imkanı tanıdık. Aile, telefona yüklediği nesneleri çocuğun kullandığı telefon ya da bilgisayarda açık duruma getiriyor. Başka bir ekrana geçiş yapılamıyor. Çocuk kullandığı ürünle ilgili işaretleme yaptığında ailenin telefonuna bildirim gidiyor. Seslendirme ve görsel ifade de mevcut." Öğüt, mobil uygulamayla kızında iletişim sorunlarının önemli ölçüde azaldığını gözlemlediğini ifade ederek, "Normalde sadece kendi suluğunu tanırken artık başka şeylerle de kendini ifade edebiliyor. Beklentimiz, onun hayat kalitesini en iyi seviyeye taşımak. Test aşamasında kullanan aileler oldukça mutlu. Kendini ifade etme becerisinde kayıp yaşayan tüm çocukların kullanması için geliştirilen ücretsiz uygulama." dedi. "Bu çocuklarımız konuşamasa da güçlü görsel hafızaya sahipler" İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi Nadir Hastalıklar Platformu'nda görevli Çocuk Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Ayşe Semra Hız Kurul da dünyada 350 milyon insanın tanısız bir hastalıkla yaşadığını belirterek, erken tanının önemine dikkati çekti. Angelman sendromunun her 12 bin ila 15 bin doğumda bir görülen, nadir ve tedavisi olmayan bir hastalık olduğunu anlatan Kurul, "Bu çocuklarımız konuşamasa da güçlü görsel hafızaya sahipler. Erken tanı sayesinde gelişimlerini destekleyecek adımlar daha hızlı atılabiliyor. Dünya genelinde milyonlarca kişi hastalıklarına bir isim bulamadan yaşam mücadelesi veriyor. Tanının gecikmesi, hastaların tedaviye erişimini, yaşam kalitesini ve umutlarını doğrudan etkiliyor." diye konuştu.

  • Üniversite öğrencileri işitme engelli bireyler için "akıllı iletişim eldiveni" geliştirdi

    Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Mühendislik Fakültesi öğrencileri tarafından işitme ve konuşma engelli bireylere iletişim kolaylığı sağlamak amacıyla "akıllı iletişim eldiveni" geliştirildi. Elektrik-Elektronik Bölümü 4. sınıf öğrencileri Elif İlke Gedük, Tahayasin Keskin ve Mustafa Arslan'dan oluşan ekip, işaret dilini bilmeyen kişilerle iletişim kurmakta zorlanan işitme ve konuşma engelli bireylere yenilikçi çözüm sunmak amacıyla "Elitişim Projesi"ni hayata geçirdi. Öğrenciler, temelde işaret dilini algılayan sensörlere sahip eldiven ve entegre yazılım tasarladı. Yaklaşık 5 aylık çalışmanın ardından ekip, işaret dilini gerçek zamanlı olarak yazıya ve sese dönüştüren "akıllı iletişim eldiveni" geliştirdi. Eldivendeki sensörler, el hareketlerini algılayarak LCD ekranda yazılı, hoparlör aracılığıyla ise sesli iletişim sağlamanın yanı sıra mikrofon sayesinde de karşı tarafın sözlerini LCD ekranda yazıya dönüştürüyor. Mobil uygulaması da geliştiren eldivenin patent sürecinin ardından ticarileştirilmesi hedefleniyor. "Sosyal yaşamda daha fazla yer almalarını sağlayacağız" Elif İlke Gedük, mühendisliğin, hayattaki zorlukları pratik ve basit şekilde çözüme kavuşturmak olduğunu söyledi. İşitme ve konuşma engelli kişiler için proje geliştirdiklerini belirten Gedük, "Projenin ismi 'Elitişim', iletişimden geliyor. İşaret dilini sese ve yazıya çevirdiği için karşı taraf işaret dili bilmese bile iletişimleri çok kolay olacak." dedi. Gedük, projenin geliştirilebilir olduğunu anlatarak, "İleriki zamanlarda üzerinde küçük LCD ekran ve mikrofon da olacak. Karşı tarafın dediklerini algılayıp buna göre çıktı verecek. Yapay zeka desteği de ekleyeceğiz." diye konuştu. İşaret dilinin ülkeden ülkeye değişiklik gösterdiğini dile getiren Gedük, akıllı iletişim eldiveninin şu anda Türk İşaret Dili ile uyumlu olduğunu kaydetti. Tahayasin Keskin de işitme engelli bireylere bir nebze olsun destek olmak istediklerini belirterek, "Sosyal yaşamda veya iş hayatında olsun işitme ve konuşma engelli bireyler zorluklar çekiyor. Bunun önüne geçmeyi, onların hayatını kolaylaştırmayı amaçladık. Bu sayede onların sosyal yaşamda daha fazla yer almalarını sağlayacağız." ifadelerini kullandı. Mustafa Arslan ise projenin iletişim kolaylığı sağladığını ifade ederek, "İnsanlar, işitme ve konuşma engelli bireylerin yazarak iletişim kurulabileceğini söylüyorlar. Şöyle bir durum var ki bu bireylerimiz yazarak iletişim kursalar da iş hayatında bir toplantı yapacakları zaman uzun uzun yazıp karşı tarafa okutmak yerine bu eldiven sayesinde rahat şekilde karşı tarafla sesli iletişim kurabilecek." diye konuştu.

  • Mühendislikten vazgeçip adını Türk sivil havacılık tarihine yazdırdı

    Dünyanın en büyük yolcu uçağı Airbus A380'in kaptan pilotluk koltuğuna oturan ilk Türk kadını Gökçe Kübra Turan Yıldırım, mühendislikten vazgeçip havacılık tutkusunun peşinden giderek bu başarıyı yakaladığını söyledi. Yıldırım, dünyanın en büyük yolcu uçağının kaptan pilotluğuna yükselme hikayesini anlattı. Ankara’da doğup büyüdüğünü söyleyen Yıldırım, Nermin Mehmet Çekiç Anadolu Lisesinden mezun olduktan sonra Bilkent Üniversitesinde Elektrik ve Elektronik Mühendisliği bölümünü bitirdiğini belirtti. Boğaziçi Üniversitesinde yüksek lisans yapmaya başladıktan sonra yurt dışındaki bir üniversiteden tam burslu kabul edilen Yıldırım, "Ancak havacılığa olan tutkum, beni en sonunda mühendislik diplomamı geride bırakarak bir pilotaj eğitim programına katılmaya yöneltti." dedi. Havacılık macerasının Türk Hava Yollarında stajyer olarak başladığını ifade eden kaptan pilot Yıldırım, "Akademinin ve ofis ortamında çalışmanın bana uygun olmadığını kısa sürede fark ettim. Danışmanlık sektöründe de çalıştım ancak ofis ortamı bana uygun değildi. Türk Hava Yolları Teknikte staj yapma fırsatım oldu ve orada uçak teknolojisine büyük bir ilgi duymaya başladım. Havacılık dünyasına daha yakın olma arzum beni bir pilotaj eğitim programına yönlendirdi. Gökyüzündeki kariyerimde Emirates Hava Yollarında dünyanın en büyük yolcu uçağı olan Airbus A380 uçuracağımı hiç hayal etmemiştim ancak sıkı çalışma ve kararlılıkla bu hedefime ulaştım ve bu, benim için büyük bir gurur kaynağı." diye konuştu. Yıldırım, dünyanın en büyük yolcu uçağında kaptan pilotluğun büyük sorumluluk olduğunu belirterek şöyle devam etti: "Airbus A380 kaptanı olmak inanılmaz bir onur. Bu uçağı uçurmak benzersiz bir deneyim. Hem heyecan verici hem de son derece tatmin edici. Uçağın büyüklüğü ve karmaşıklığı, yerde ve havada, özellikle de uzun mesafeli uçuşlarda büyük beceri ve hassasiyet gerektiriyor. İçindeki teknoloji inanılmaz ancak uçağın boyutu nedeniyle kalkıştan inişe kadar her aşamada ekstra dikkat ve özen gerekiyor. Bu iş sadece uçağı uçurmaktan ibaret değil. Ekibi yönetmek ve her şeyin sorunsuz bir şekilde işlemesini sağlamak da büyük bir sorumluluk. Karşılaşılan zorluklar, bu mesleği bu kadar tatmin edici kılan şeylerden biri. Sorumluluk çok büyük, yolcuların ve mürettebatın güvenliğini sağlamak her zaman en büyük öncelik." "Tutkunuzu takip edin" Gökçe Kübra Turan Yıldırım, havacılıkta kariyer yapmayı planlayan kadınlara şu tavsiyelerde bulundu: "Başlangıçta Airbus A380'in ilk Türk kadın kaptanı olma hedefiyle yola çıkmasam da bu dönüm noktasına ulaşmış olmaktan gurur duyuyorum. Umarım benim yolculuğum diğer kadınlara, ne kadar büyük görünürse görünsün hayallerinin peşinden gitmeleri için ilham verir. Havacılıkla ilgilenen kadınlara tavsiyem basit; tutkunuzu takip edin. Havacılık zorlu bir alan ancak azim, sıkı çalışma ve çok fazla özveriyle kadınlar kesinlikle başarılı olabilir. Hiçbir şeyin sizi engellemesine izin vermeyin, kendinize inanın, mentörler arayın, öğrenmeye devam edin ve yol zorlaştığında bile pes etmeyin." Dünyanın en büyük geniş gövdeli yolcu uçağı Airbus A380, 853 yolcuya kadar taşıyabiliyor. 79,4 metre uzunluğa ve 560 ton ağırlığa sahip olan yolcu uçağı, kıtalar arası uçuşlar yapabiliyor.

  • Bilecik'in 70 yıllık çömlek ustası, okullarda verdiği eğitimle sanatını geleceğe taşıyor

    Bilecik'in Pazaryeri ilçesinde yaşayan çömlek ustası Salim Yaşar, yaklaşık 70 yıldır sürdürdüğü mesleğini okullarda verdiği uygulamalı eğitimle gelecek kuşaklara aktarmaya çalışıyor. "Şakir Ağa" olarak tanınan ustasından öğrendiği mesleğini ilçeye bağlı Kınık köyündeki atölyesinde sürdüren, Kültür ve Turizm Bakanlığından da 2022'de "Yaşayan İnsan Hazinesi" ödülünü alan 83 yaşındaki Yaşar, 2019'dan bu yana ilk ve orta dereceli okullar ile üniversitelerde öğrencilere mesleğinin inceliklerini anlatıyor. ​​​​​​​Salim Yaşar, AA muhabirine, mesleğiyle alakalı birçok etkinliğe ve organizasyonlara katıldığını, bunun yanında kurslar verdiğini aktardı. Gelen talepleri geri çevirmediğini ifade eden Yaşar, "Çömlek çarkıyla okullara gitmeye başladım. Bilhassa anaokulu ve ilkokullardaki çocuklarımız hevesliler. Çocuklar o kadar çamuru seviyorlar ki elleri çamura değdikten sonra bırakamıyorlar. Çocuklar kendi yeteneklerini elleriyle kullanıyorlar." dedi. 70 yıldır mesleğini severek yaptığını anlatan Yaşar, "Yaşım ilerlemesine rağmen yorulmuyorum. Çocuklarımızın da sanatımızı devam ettireceklerine inanıyorum. Çocukların yüzlerinde gördüğüm mutluluğu anlatamam." ifadelerini kullandı. Yaşar'ın çocuklarla buluştuğu Ertuğrulgazi İlkokulunun Müdürü Yılmaz Benlice de çömlek sanatının geçmişten geldiğini, çocukların çömlek yaparken çok mutlu olduğunu söyledi. Sınıf öğretmeni Funda Gürlek de okulda çeşitli sosyal etkinlikler düzenlediklerini dile getirerek "Çocuklarımız çok mutlular. Kendi çocukluğumuzda oyunlarımızı bu şekilde çamurla oynardık. Çocuklarımız için bir fırsat oldu, çamurla mutlu oluyorlar." diye konuştu.

Arama Yap

bottom of page