top of page

Bu sitede ara

Boş arama ile 1150 sonuç bulundu

  • “Sarı Mutluluklar”dan Hukuk Sahnesine: Hayriye Değirmenci Yadel’in İlham Veren Yolculuğu

    “Hayriye Değirmenci’ye Sarı Mutluluklar…” Türk şiirinin yaşayan çınarlarından Fazıl Hüsnü Dağlarca, 1997 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde birinci sınıf öğrencisi olan Hayriye Değirmenci Yadel’e imzaladığı Çocuk ve Allah adlı kitabına bu cümleyi yazmıştı. Yıllar sonra o kitap, Hayriye Hanım’ın kitaplığından bir anda yere düşünce, bu özel anı yeniden canlandı. Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “tarladaki buğdayları düşün, onlar sarıdır… bereketi temsil eder” diyerek yazdığı “Sarı Mutluluklar” cümlesi, sadece bir temenni değil, adeta bir yaşam pusulasına dönüşmüştü. Nitekim Yadel’in hem ilk arabası hem de kurucusu olduğu Değirmenci Marka Patent şirketinin logosu da yıllar sonra tesadüfen sarı olmuştu. Hukukta Çok Yönlü Bir Kariyer Akademisyen olma hayaliyle çıktığı yolda karşılaştığı görünmez engeller, onu farklı yönlere taşıdı. Avukatlıkla başlayan yolculuğu; marka ve patent vekilliği, bilirkişilik, arabuluculuk ve TOBB akredite Med-Arb hakemliği gibi birçok alana evrildi. 2007 yılında marka vekili olmasından itibaren bir hafta içinde kurduğu Değirmenci Marka Patent Ltd. Şti ile öncü çalışmalara imza attı. “Denizin kenarında durarak yüzme öğrenilmez, yüzmeyi öğrenmek için denize atlayacaksın” düşüncesinden hareketle "marka ve patent vekili bilirkişi ” olarak görev almaya başladı. 2003 yılında itibaren çeşitli kurum ve kuruluşlarda eğitmen olarak hukuki eğitimler vermeye başladı. Ancak kürsü hayali kalbinde sönmeyen bir ateş gibiydi. Hayriye Değirmenci Yadel’in yıllarca içinde yanan akademisyenlik arzusu, zamanla meyvesini verdi. 2012 yılında Yaşar Üniversitesi İşletme Mühendisliği anabilim dalında yüksek lisans öğrencilerine fikri ve sınai haklar hukuku dersini vermek üzere teklif almıştı. Ardından mezunu olduğu Dokuz Eylül Üniversitesinde Mühendislik Fakültesi öğrencilerine öğretim görevlisi olarak dersler vermeye başladı. “İlk göz ağrım” dediği üniversitenin kürsüsüne çıkmak, kapanan kapıların aslında başka yollarla yeniden açılabileceğini kendisine gösterdi. Hukuku Sahneyle Buluşturan Anlatım Dili Yadel’in çalışmalarının en dikkat çeken yönlerinden biri de hukuku klasik yöntemlerin dışına taşıması. Uzun yıllardır eğitimci kimliğiyle birçok kurumda seminerler veren Yadel, son iki yıldır sosyal medyada yepyeni bir yöntemle hukuk anlatıyor: Ekip arkadaşlarıyla birlikte, hukuki konuları doğaçlama tiyatro ve hikâyeleştirme ile sahneliyor, ardından konuyu sade ve anlaşılır bir dille izleyicilere aktarıyor. Bu yöntem, özellikle gençler arasında büyük ilgi görüyor ve hukukun toplumdaki soğuk algısını kırıyor. “Bilgi paylaştıkça çoğalır” anlayışıyla sosyal medyada aktif bir içerik üreticisine dönüşen Hayriye Değirmenci Yadel, hem eğlendiriyor hem de farkındalık yaratıyor. “Hayat Hedef Değil, Renkleri Görmektir…” Bugün geldiği noktada hem avukat, hem öğretim görevlisi, hem marka-patent vekili, hem de hukuk iletişiminin yaratıcı bir anlatıcısı olan Hayriye Değirmenci Yadel için tüm bu rollerin ortak bir anlamı var: “Hayat hedefe ulaşmak değil, yolda karşılaştığın renkleri fark etmekmiş. Bazı şeyler zamanında değil, doğru zamanda gerçekleşir. Ve benim yolumun rengi: Sarı Mutluluklar.”

  • Genç Yaşında Global Başarı: Jessica Bachar

    Henüz 17 yaşındayken İstanbul’dan yola çıkan Jessica Bachar, bugün hem Türkiye’de hem de yurt dışında adını başarıyla duyurmuş genç bir iş insanı olarak dikkat çekiyor. Medya ve PR sektöründe başlayan kariyer yolculuğu, kısa sürede sınırları aşarak uluslararası bir başarı hikâyesine dönüştü. Kariyerine erken yaşta adım atan Jessica, iletişim gücü, yaratıcı vizyonu ve girişimci ruhuyla medya dünyasında hızla yükseldi. Ancak onun hedefleri yalnızca sektörde yer edinmekle sınırlı değildi. Eğitim hayatında da büyük bir başarıya imza atan Jessica, PitchBook Ranking’e göre dünyanın en iyi ilk 50 üniversitesinden birinde, Human Computer Interaction (İnsan-Bilgisayar Etkileşimi) alanında yüksek lisans yapmaya hak kazandı. Üstelik bu zorlu akademik programı, merit başarı bursuyla kazanarak azminin ve yeteneğinin altını bir kez daha çizdi. Eğitiminin yanı sıra kendi girişimini de kurarak, iş dünyasında sağlam adımlarla ilerlemeye devam eden Jessica Bachar, özellikle yurt dışındaki start-up’lara sunduğu hizmetlerle öne çıkıyor. Markalaşma, web sitesi ve uygulama geliştirme, ürün tasarımı gibi geniş bir yelpazede sunduğu A’dan Z’ye çözümler sayesinde, birçok girişimin global pazarda yer edinmesine katkı sağlıyor. Başarısıyla yalnızca iş dünyasında değil, ilham verdiği hayatlarla da fark yaratan Jessica, geçtiğimiz aylarda layık görüldüğü “Yılın En Genç Girişimcisi” ödülüyle bu başarıyı taçlandırdı. Cesareti, disiplini ve vizyonu sayesinde, özellikle genç kadın girişimciler için güçlü bir rol model hâline geldi. Jessica Bachar’ın hikâyesi, bir hayalin, disiplinle ve tutkuyla nasıl gerçeğe dönüştüğünün en güzel örneklerinden biri. Gerek akademik başarısıyla, gerekse iş dünyasındaki etkisiyle Jessica, geleceğin liderleri arasında parlayan genç bir yıldız olarak yoluna devam ediyor.

  • Kaynakçılığı öğrenen kadınlar kendilerine yeni iş alanı oluşturdu

    Kırşehir'de katıldıkları kursta kaynakçılığı öğrenen 4 kadın, "erkek mesleği" algısını kırarak kendilerine yeni iş alanı oluşturdu. İl Milli Eğitim Müdürlüğü koordinasyonunda Halk Eğitim Merkezi, Badem Pınarı Mesleki Eğitim Merkezi ve Ahiler Kalkınma Ajansı (AHİKA) işbirliğiyle düzenlenen kaynakçılık kursuna 4'ü kadın, 20 kursiyer katıldı. Kursa katılan kadınlardan 2 çocuk annesi 37 yaşındaki Hilal Solak, 3 ay eğitim gördüğünü ve kaynak işini öğrendiğini söyledi. Kaynakçılığın, hassasiyet ve ince işçilik gerektirdiğini, bunu da kadınların iyi şekilde yapabileceğini ifade eden Solak, kadın kaynakçı sayısının çok az olması nedeniyle bu işe niyetlendiğini dile getirdi. İş imkanlarını araştırdığını ve yeni bir meslek edinmek için kursa geldiğini anlatan Solak, "İş imkanlarını araştırırken karşıma bu kurs çıktı, o yüzden başvurdum. İlk başlarda biraz çekinmiştim ama hocalarımızın tavsiyesi ve desteğiyle devam ettim. İş imkanlarının da güzel olduğunu duydum, inşallah sonuç da öyle olur. Büyük fabrikalarda istihdam oluyor, inşallah ben de oralarda işe girerim." diye konuştu. Eşinin de bu süreçte kendisine destek olduğunu belirten Solak, "Aslında kaynak işi çok zor, evet erkek işi. Ben de çok zorlandım ama başardık. Hocalarımızın da desteğiyle gayet güzel oldu." dedi. "Kadınlar da her şeyi başarabilir" Kursiyerlerden 40 yaşındaki Hacer Kaya ise başka bir kursa giderken kaynakçılık kursunu duyduğunu ve bu işi yapabileceğini hissettiğini ifade etti. Kursa severek ve isteyerek geldiğini, kaynak yapmanın güzel olduğunu dile getiren Kaya, şöyle konuştu: "Mesela demir kapıyı ben kaynattım. Bana 'yapamazsın' dediklerinde ben de 'yapamazsam' diye düşünmüştüm. Hocalarımızın sayesinde başardım, öğrendim. Zor diye bir şey yok. Kadınlar olarak istersek başarabiliriz. Maske ve eldivenlerimizi takıp çalıştık. Elektrotlar yapışıyordu ve biz bilmiyorduk. Gösterdiler ve şimdi yapıştırmıyoruz artık. Bütün kadınlara söylüyorum, onlar da bu kurslara gelsinler. Sadece erkekler değil, kadınlar da her şeyi başarabilir." "Kadınlar, erkeklere göre daha güzel kaynak yapıyor" Metal Teknolojisi Öğretmeni Deniz Demirel de kursiyerlerle 360 saatlik ders yaptıklarını söyledi. Kursiyerlere gaz altı, elektrik, lazer, toz altı ve direnç kaynağını da öğrettiklerini anlatan Demirel, "Şu anda kursiyerlerimiz kaynakları çok iyi şekilde öğrenmiş durumdalar. Kadın kursiyerlerimiz erkeklere göre daha güzel kaynak yapıyor. Sebebi de daha soğukkanlılar, elleri titremiyor. Biliyorsunuz kaynakta özellikle elinizin titrememesi lazım. O yüzden kursa katılan kadın arkadaşlarımız gayet güzel kaynak yaptılar. Bu kursu başarıyla tamamlayan kadınlar, istedikleri takdirde çok güzel bir şekilde bu mesleği icra edebilirler." ifadelerini kullandı. Badem Pınarı Mesleki Eğitim Merkezi Müdürü Selim Erbaş "Kadın kursiyerlerimizle konuştuğumuzda çok sevdiklerini söylediler. Onların rahatça iş bulabileceklerini ve kursları devam ettirmeyi düşünüyoruz. Elimizden geldiği kadar insanlarımızı istihdama yönelik açılan kurslara katılmasını teşvik ediyoruz." dedi.

  • Siirtli öğretmen, öğrencileriyle birlikte okuduğu üniversiteden mezun oldu

    Siirt'te öğretmenlik yapan Beşir Erdem Gönüllü (34), lisede okuttuğu öğrencileriyle birlikte üniversiteden mezun oldu. Siirt İbrahim Hakkı Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi'nde Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yapan Gönüllü, motive etmek amacıyla 4 yıl önce öğrencileriyle birlikte Yükseköğretim Kurumları Sınavı'na (YKS) hazırlandı ve Siirt Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu'nu (BESYO) kazandı. Üniversite hayatı boyunca bazı öğrencileriyle sınıf arkadaşı, bazılarıyla da kampüs arkadaşı olan Gönüllü, bir zamanlar ders verdiği öğrencileriyle aynı sıralarda oturdu, birlikte vize ve finallere çalıştı. BESYO'yu ikincilikle bitiren Gönüllü, mezun ettiği öğrencilerle aynı törende kep fırlatarak, onlarla birlikte mezuniyet coşkusu yaşadı. Beşir Erdem Gönüllü, 10 yıldır öğretmenlik yaptığını ve bu kez öğrencileriyle farklı bir duygu yaşadığını belirtti. Lisede okuttuğu öğrencilerine moral vermek için sınavlara hazırlandığını vurgulayan Gönüllü, şöyle konuştu: "Öğrencilik hayatımın başlamasının nedeni de aslında kendi öğrencilerimdir. Öğrencilerime her zaman yaşları, konumları ve şartları ne olursa olsun, ideallerinden ve hedeflerinden asla vazgeçmemeleri gerektiğini söylüyordum. Öğrencilerime moral olsun diye üniversite sınavına hazırlandım. Bir baktım kazanmışım. Kazanmışken de okuyayım dedim. Bugün de dereceyle mezuniyet heyecanı yaşadım." Gönüllü, öğrencilerinin farklı bölümlerde okuduğunu ve sınavlara beraber hazırlandıklarını, ders notlarına da birlikte göz attıklarını anlattı. "10 yıllık öğretmenken bir anda öğrencilerimin sınıf arkadaşı ve üniversite arkadaşı oldum. Çimlerde oturduk, kantinde çay içtik, beraber vakit geçirdik. İnanılmaz mutluluk verici, gurur verici bir duygu." diyen Gönüllü, öğrencileriyle lisenin ardından üniversitede de beraber olduklarını söyledi. Gönüllü, "Bundan sonra atama süreçlerinde de iş hayatlarında da beraber olacağım. Çünkü ben onlarla gönül bağı kurdum ve hiçbir zaman da koparmayacağım. Onları çok seviyorum. Hepsiyle de gurur duyuyorum." dedi. "Beşir Hoca her daim arkamdaydı" SİÜ Eğitim Fakültesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümünden mezun olan Asiye Tan da öğretmeniyle üniversite arkadaşı olmanın ve mezuniyet heyecanını birlikte yaşamanın unutulmaz bir anı olduğunu bildirdi. YKS'ye Gönüllü ile aynı yıl hazırlandığını aktaran Tan, "Lisede öğrenciydik. Hoca öğrenci ilişkisi vardı aramızda. Şu an kampüs arkadaşı olarak üniversiteden mezun oluyoruz. Buradan mezun olurken de burada bir arkadaş, bir ağabey gibi yan yanaydık, sürekli beraberdik. O, motivasyon konusunda da tam destek olarak her zaman arkamızda durdu. O zamanlardan bugüne kadar Beşir Hoca her daim arkamdaydı." diye konuştu. "Benim için çok mutluluk verici bir an" SİÜ Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu İlk ve Acil Yardım Programı mezunu Meryem Yıldız da lise öğretmeniyle kep fırlatmanın ayrı bir duygu olduğuna işaret etti. Yıldız, "Lisedeyken kantinde hocamla oturup çay içemezdim ama şu an rahat rahat oturup çay içebiliyorum. Beraber oturuyoruz, sohbet ediyoruz. Benim için çok mutluluk verici bir an. Sınavlara beraber hazırlandık. Türkçe dersine o çalıştırıyordu. Çok güzel netler yaptım onun sayesinde. Çok güzel bir duygu." ifadelerini kullandı. SİÜ Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu Özel Güvenlik ve Koruma Programı mezunu Emine Bulgak da Gönüllü'nün kendilerine her zaman destek olduğunu dile getirdi.

  • Genç çift seyahatle başlayan karavan tutkularını üretime taşıdı

    Sakarya'da yaşayan karavan tutkunu Ayşe ve İsmail Akbaş çifti, yıllarca kullanarak edindikleri tecrübelerle ihtiyaçlarına uygun karavan tasarlama düşüncesinden hareketle üretici oldu. Akbaş çifti, 7 yıl boyunca çeşitli yerli ve yabancı markaların çekme karavanlarıyla Türkiye'nin turizm bölgelerini gezdi. Çift, 2023'te kendi ihtiyaçlarına uygun karavan tasarlamak için harekete geçti. Tasarladıkları karavanla üretimi genişletme kararı alan çift, iç mimarlık ofislerine bağlı mobilya atölyelerinde seri üretime geçti. Kocaeli'de 22-25 Mayıs'ta düzenlenen "3. Doğu Marmara Karavan, Turizm ve Doğa Sporları Tanıtım Günleri"ne katılan Akbaş çiftinin ürünleri ilgi gördü.Karavanlarını iç piyasanın yanı sıra Balkanlar ve Arap ülkelerine de gönderen çift, bu pazarlardaki faaliyetlerini genişleterek ihracatını artırmayı hedefliyor. Firmanın sahibi 30 yaşındaki Ayşe Akbaş, karavan üretiminden önce belirli dönemlerde karavanla seyahat ettiklerini söyledi. İç mimar olan eşinin kendilerine uygun karavan tasarlamasıyla üretim fikrinin ortaya çıktığını anlatan Akbaş, "İmalat sürecine girince bunun tek karavanla olacak bir iş olmadığını düşündük. 'Madem yapacağız, büyük çaplı yapalım.' dedik. Yaklaşık 1,5 yıldır sektörde müşterilerimize hizmet veriyoruz." dedi. Akbaş, Kovid-19 salgını döneminden sonra karavanların popülerlik kazanmaya başladığını belirterek, "Şu an kullanıcılarımız daha da bilinçleniyor. Süreç güzel gidiyor, daha da iyi olacağına eminiz. Müşteriler bilinçlendikçe kaliteli karavanları tercih etmeye başlayacaklar. Bu da firmaların gelişimi açısından olumlu olacak." diye konuştu. Karavan kullanıcılığından üreticiliğe geçmenin avantajlarından bahseden Akbaş, şunları kaydetti: "Konfor, estetik ve kalite anlamında kullanıcı olarak test ettiğimiz unsurlara şimdi üretici olarak da dikkat ediyoruz. Eşimin mimar olmasının büyük katkısı var. Ön çizimler ve ince detaylar eşimin projeleriyle şekilleniyor. Ben üretim aşamasında ona destek oluyorum. İnce ve son dokunuşlar ise benden çıkıyor. Çizimlerimizi üç boyutlu tamamladıktan sonra imalatın mutfağından geçip ustaların ellerinde işlenmesi, müşteriye teslim sürecine kadar tüm detaylar benden geçiyor." "En büyük hedefimiz ihracat" İç mimar 35 yaşındaki İsmail Akbaş ise 7 yıldır çekme karavan kullandıklarını, bu süreçte hem yerli hem de yabancı birçok markanın ürününü deneyimleme imkanı bulduklarını söyledi. Kullanıcı deneyimleri ile mimarlık tecrübelerini birleştirerek yeni bir marka oluşturduklarını belirten Akbaş, "Genelde hanımlar beylerine destek olur ama burada destekleyici benim. Firmanın yüzü ve idari kadrosunda eşim yer alıyor. Üretim, satın alma ve fuar organizasyonlarında aktif rol alıyor. Ben şu an ona sadece destek oluyorum. Fuardan dönünce o üretime, ben mimarlığa geri dönüyoruz." ifadelerini kullandı. Akbaş, karavan tasarımlarının kendisine ait olduğunu dile getirerek, "Üretim adedi olarak bir hedefimiz yok. Biz nitelikli üretici olma hedefindeyiz. En büyük hedefimiz ihracat. Özellikle Balkanlar ve Arap ülkelerine ihracata başlamış durumdayız. Yeni bir firmayız ancak ürünlerimizi belirli kalite çizgisinde tutmaya özen gösteriyoruz. Problem yaratacak hiçbir ürün ve donanıma yanaşmıyoruz. Daha pozitif, daha yenilikçi katkılar sağlayacak her türlü iyileştirmeye açığız." değerlendirmesinde bulundu.

  • Muhasebe masasından edebiyat sahnesine uzanan ilham verici bir hayat hikâyesi

    1 Mayıs 1963’te Samsun’da doğan Hanife Mert, çocukluğunu Türkiye’nin farklı şehirlerinde geçirerek kültürel bir zenginlikle büyüdü. Eskişehir Anadolu Üniversitesi İktisat Bölümü’nden mezun olduktan sonra Mersin’de iş hayatına atıldı ve uzun yıllar muhasebe müdürü olarak görev yaptı. 2008 yılında emekli oldu ancak asıl yolculuğu bundan sonra başladı. 2010 yılında blog yazarlığıyla adım attığı edebiyat dünyasında; öykü, makale, deneme ve şiirleriyle büyük beğeni kazandı. Yazıları birçok edebiyat sitesi, dergi ve gazetede yayınlandı. Bugüne dek 5 kitabı yayımlandı. İlk romanı Düş Batımı 2015’te, devamı olan Bakış Acısı ise 2017’de okuyucuyla buluştu. 2021’de yayımladığı Fırçadaki Son Şiir ise Orhan Veli Kanık’ın hayatını konu alan biyografik romanıyla dikkat çekti. Yolculuk adlı kişisel gelişim kitabı 2022’de, son kitabı Sarı Kulplu Fincan ise 2024’te raflardaki yerini aldı. Haziran başında çıkacak 'Çamların Islığı' adlı romanı ise merakla bekleniyor. Edebiyattaki üretkenliği ve kalemiyle; • 2022’de “Yılın Yazarı”, • 2023’te “Yılın En İyi Çıkış Yapan Kadın Yazarı” • ve “Yılın Kadın Yazarı” ödüllerine layık görüldü. Hanife Mert, sadece kitaplarıyla değil, ilham veren hayatıyla da genç yazarlara yol gösteren güçlü bir kadın olarak edebiyat dünyasında iz bırakmaya devam ediyor.

  • Kalpten Zirveye: Mevlüt’ün Gökyüzüne Yazdığı Hikâye

    2018 yılında geçirdiği kalp krizi, Mevlüt’ün hayatındaki kırılma noktasıydı. Pek çok kişi için bu bir son olabilirdi. Ama Mevlüt, bunu başlangıç ilan etti. 2022 yılında İlhan çakmakla tanışmasıyla hayatı değişti O günlerde attığı bir adım, bugün onu gökyüzünde iz bırakan bir öncüye dönüştürdü. Kalbinde açılan boşluğu, rüzgarla ve kanatlarla doldurdu. Paramotorla tanıştı. Zorluklar vardı. Mevlüt, engelli raporuna sahip bir birey olarak yaşama küsmedi bu spora başladı. Ama ne vücudu ne ruhu sınır tanımadı. Bugün Türkiye’de engelli raporu olan tek lisanslı paramotor pilotu olarak tarihe geçti. Fakat onun hikayesi sadece uçmakla sınırlı değil. O, her uçuşta sınırları biraz daha ileri taşıdı. Grubunda bulut üstü uçuşları ve uzun mesafe uçuşlarını ilk başlatan kişi oldu. Göklerde yeni yollar açtı, sadece kendisine değil, ardından gelenlere de cesaret verdi. Yetmedi… Paramotorla havai fişek gösterisi yapma fikrinin Türkiye’deki öncüsü oldu. Gökyüzünde yıldızlar kadar parlayan kıvılcımları kendi fikriyle hayata geçirdi. Işıkla, ateşle, tutkuyla süzüldü karanlık gökyüzünde. Ve şimdi sıradaki büyük adımı: Ağrı Dağı uçuşu. 2025 yılının Ağustos ayında gerçekleşecek bu uçuş, Avrupa’da bir ilk olacak. 5.137 metrelik zirveye paramotorla tırmanmak… Bu fikrin de mimarı Mevlüt. Sadece bir uçuş değil bu; bir hayalin, bir inancın, bir ülkeye ilham verecek cesaretin gökyüzüne yazılması. Artık o sadece bir pilot değil. Bir fikir lideri, bir öncü, bir ilham kaynağı. Kalp krizinin ardından doğan bu yeni hayat, gökyüzüne uzanan bir direnişin ve kararlılığın hikayesi oldu. Şuanda İstanbul Paramotor ekibinde ikili uçuşlarla gökyüzüne sevdalı insanları gökyüzüyle buluşturuyor. 1000 metre irtifadan skydiving atlayışları gerçekleştirip özel günlerde bayraklı uçuş yapmaktadır. Mevlüt’ün hikâyesi, gökyüzünün sınır değil, sonsuzluk olduğunu hatırlatıyor.

  • Lisede makine bölümü okudu, çocukluk hayalinin peşinden giderek ressamlığa yöneldi

    Düzce'de lisede makine bölümünden mezun olan Ayşe Nur Sarı, bu alanda ilerlemek yerine çocukluk hayalinin peşinden giderek ressamlığa yöneldi. Lise öğrenimini kentteki bir özel okulun makine bölümünden mezun olarak tamamlayan 22 yaşındaki Sarı, resim tutkusunu akademik boyuta taşımak istedi. Düzce Üniversitesi Sanat, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Resim Bölümü'nü kazanan Sarı, henüz 2. sınıfta olmasına rağmen hiperrealist (yüksek çözünürlüklü fotoğrafa benzeyen resim türü) tarzdaki başarılı eserleriyle bölüm akademisyenlerinin ilgisini çekti. Sarı'nın "Yalnız Oyuncak" temalı serisinin ilk tablosu, güzel sanatlar fakültesi öğrencileri ve mezunlarına eserlerini sergileme, koleksiyonculara ulaştırma ve sanatseverlerle buluşturma imkanı sunan "Bazaart 2025 Projesi" kapsamında bu yıl İstanbul'da düzenlenen yarışmada 1500 eser arasından ikinciliğe layık görüldü. Yarışmanın ardından girişimci ve küratör Dila Kabakçı, tabloyu satın alarak seçkisine ekledi. Sarı, hiperrealist çalışmalarını çeşitli ortamlarda sergilemenin yanı sıra internet üzerinden sanat meraklılarına ulaştırıyor. Düzce'de gençlik merkezi gönüllüsü de olan Sarı'nın 2'şer eseri Atatürk Devlet Hastanesi Muncurlu Yerleşkesi Çocuk Acil Servisi ile Bahçeşehir Spor Kompleksinin, bir çalışması Düzce Gençlik Merkezinin duvarlarını süslüyor. "Resme ilgim çocukluk yıllarıma dayanıyor" Ayşe Nur Sarı, resme ilgisinin çocukluk yıllarına dayandığını söyledi. Ana sınıfına gitmeden önce resim çizdiğini bildiğini belirten Sarı, "Annem resim boyama kitapları alarak bana nasıl boyayacağımı gösteriyordu. Sanırım bu yetenek anne tarafından geliyor. Ailemde ressam ve resim öğretmeni olanlar var." dedi. Sarı, ilk önce kuru kalemle resim yapmaya başladığını dile getirerek, anaokulunda suluboya, pastel ve karakalemle tanıştığını, ilk ve ortaokulda da sürekli bir şeyler çizip boyamaya devam ettiğini anlattı. Lisede ise annesinin isteğiyle makine bölümü okuduğunu aktaran Sarı, "Aslında birçok hocam anneme güzel sanatlar lisesinde okumam gerektiğini söylemişti ama annem kabul etmemişti. Ben de o zaman anneme üniversitede güzel sanatlar okuyacağımı söyledim. Artık kendisi de bana destek veriyor." diye konuştu. Sarı, resim yaparken başka dünyalara yolculuk yaptığını belirterek, "Bir şeyleri izleyerek tuvale dökmeyi çok seviyorum. Mesela yolda gördüğüm yaşlı bir adam. Onun o yaşanmışlık serüveni ve detayları beni alıp götürüyor. Resim çizmek değil de hayatla bunu birleştirmek çok hoşuma gidiyor. Zaten hiperrealist, yani gerçekçi çalışıyorum." ifadelerini kullandı. Suluboya, kuru kalem, akrilik, yağlıboya gibi birçok teknikle çalıştığından bahseden Sarı, çocukluğundan bu yana 800'ü aşkın eser ortaya çıkardığını kaydetti. "Eserlerimle çocukların ve gençlerin gönlüne dokunmak hoşuma gidiyor" Sarı, aldığı resim taleplerine yetişmeye çalıştığını ifade ederek, büyük şehirler başta olmak üzere birçok yerde eserlerinin olduğunu, hem sosyal medyada hem de bulunduğu sanat ortamları aracılığıyla kendisine ulaşıldığını söyledi. Düzce Gençlik Merkezinde gönüllü olarak görev aldığını ve sosyal sorumluluk projelerine katıldığına aktaran Sarı, "Çocuk hastaneleri başta olmak üzere kamu kurumlarının duvarlarına resimler çiziyorum. Eserlerimle özellikle çocukların ve gençlerin gönüllerine dokunmak hoşuma gidiyor." dedi.

  • Antalya'nın "sanatçı ailesi" sevgiden doğan eserlerini sergide buluşturuyor

    Antalya'da doğal çakıl mozaik sanatçısı Süleyman Sarı, eşi ve kızı ile aynı atölyede kendi deyimleriyle "sevgiden doğan" eserlerini ortak sergiler açarak sanatseverlerle buluşturuyor. Konyaaltı ilçesinde yaşayan Süleyman Sarı ve eşi Nejla Sarı ile kızları Gözde Sarı, kentte "sanatçı aile" olarak biliniyor. Sahillerden topladığı binlerce çakıl taşını sabır ve özveriyle mozaik esere dönüştüren Sarı, kenti kuşbakışı gören bir dağın yamacına konumlanan Geyikbayırı Mahallesi'ndeki evlerinin atölyesini kendisi gibi mozaik sanatçısı olan eşi, heykel ve yağlı boya eserler yapan kızı ile de paylaşıyor. Her köşesinde sanat eserleri bulunan evlerinde kendi deyimleriyle "sevgiden doğan" eserler üreten Sarı ailesi, Modern Sanatlar Galerisi'nde aralarındaki sevgi bağlarından esinlenerek adını "Bağlar" koydukları sergi açtı. "Evimizde sanat tartışmaları, fikir alışverişleri yapıyoruz" Süleyman Sarı, doğal çakıl taşlarının rengine ve boyutuna hiç müdahale etmeden mozaik eserler ortaya koyduğunu belirtti. Taşları sahillerden ve dere yataklarından topladığını anlatan Sarı, bunları cımbız yardımıyla sanat eserine dönüştürdüğünü söyledi. Bazen yaptığı eserlerde çapı 2 milimetre kadar olan taşlar kullandığını aktaran Sarı, adeta cerrahi titizlikle işlediği eserlerini 8 ila 12 ayda tamamladığını kaydetti. Yaklaşık 53 yıldır sanatla ilgili olduğunu anlatan Sarı, "Eşimin ve kızımın da sanatçı ruhlu olması dolayısıyla evimizde bir sanat buluşması oldu. Evimizde sanat tartışmaları, fikir alışverişleri yapıyoruz. Bu çok güzel bir şey. Eşim ve kızım 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde birlikte sergi açmışlardı. Şimdi de aile sergisi açtık. Muhteşem ilgi gördü. En güzel çalışmalarımızı burada sergiledik." dedi. Sarı, yurt dışına açılmak istediğini, eserlerinin dünyanın önemli koleksiyonerlerinde de bulunmasını hedeflediğini vurguladı. "Aramızdaki sevgi ve sanat bağı eserlerimize de yansıyor" Anne Nejla Sarı da bir evde 3 sanatçı olduğunu görenlerin şaşkınlık yaşadığını ifade etti. Herkesin farklı teknikle eserler yaptığını anlatan Sarı, "Evimiz atölyeye dönmüş durumda. Her köşede bir sanat eseri var. Ev dağınık ama bundan şikayetçi değilim. Sanat hepimize iyi geliyor." diye konuştu. Yağlı boya resim ve heykel sanatıyla ilgilenen Gözde Sarı da anne ve babasının sanatçı olması dolayısıyla kalben ve zihnen sanata ait olduğunu hissederek büyüdüğünü dile getirdi. Sanat tarihi ve soyut resim sanatıyla ilgili eğitim aldığını aktaran Sarı, "Anne ve babamın da sanatçı olması dolayısıyla birbirimize fikirler sunuyoruz. Bu aslında bizi geliştiren bir durum. Her yaptığımız eserde birbirimizin izini görebilirsiniz. Aramızdaki sevgi ve sanat bağı eserlerimize de yansıyor. Bu bağ dolayısıyla birlikte açtığımız serginin adını da 'Bağlar' koyduk." ifadelerini kullandı.

  • 3 Yılda Zirveye: Medusa Online Astroloji, Türkiye’nin En Büyük İlk 3 Sitesinden Biri Oldu

    Türkiye’de astroloji dünyasında adından sıkça söz ettiren Medusa Online Astroloji, kısa sürede büyük bir başarıya imza attı. Uzm. Astrolog ve Medyum Salih Murat tarafından kurulan platform, bugün 9.000’i aşkın kayıtlı danışan sayısı ve uzman kadrosuyla sektörün en güçlü isimlerinden biri olarak öne çıkıyor. Henüz üç yıl önce kurulan Medusa, piyasada 25-30 yıldır faaliyet gösteren firmaları geride bırakarak Türkiye’nin en büyük ilk 3 astroloji sitesi arasına adını yazdırdı. Bu başarının arkasında ise yalnızca güçlü bir ekip değil, aynı zamanda nesilden nesile aktarılan bir gelenek ve derin bir bilgi birikimi var. Salih Murat, astrolojinin kendi ailesinde kuşaklardır sürdürülen bir uğraş olduğunu belirtiyor: "Annem yıllarca başka firmalarda çalıştı, babaannem de bu işle uğraşırdı. Ama ben işe girince her şey değişti. Ailemle birlikte çalıştıkları eski firmaları geçtik. Şimdi o firmaların sahipleri bizden fikir alıyor." Psikoloji mezunu olan Murat, Medusa’yı sadece bir fal ve burç platformu olmaktan çıkarıp; psikoloji, jeoloji ve felsefe gibi bilimlerle desteklenen bir astroloji anlayışı ile büyüttü. Gürcistan’dan İran’a uzanan bir araştırma ağı kurarak hem Doğu hem Batı astrolojisinin özgün yönlerini harmanlayan ekip, bugüne kadar pek çok "gün yüzü görmemiş bilgi ve yöntemi" danışanlarıyla buluşturdu. Medusa Online Astroloji aynı zamanda devlet onaylı ve vergi levhasına sahip sadece 4 resmi kuruluştan biri olarak da dikkat çekiyor. 12 seçkin medyumun bir araya geldiği ekip, Türkiye’nin dört bir yanına canlı online danışmanlık hizmeti sunuyor. Salih Murat’ın sözleriyle: “Biz gizli kalmış bilgilerin, unutulmuş öğretilerin peşindeyiz. Araştırmaktan, derine inmekten ve yeni yöntemler keşfetmekten vazgeçmiyoruz.”

  • Antalya'da lise öğrencileri su analizi yapabilen dron geliştirdi

    Antalya'da lise öğrencileri, deniz ve göllerde anlık analiz yapabilen, numune alabilen dron geliştirdi. Aksu Uçak Bakım Teknolojisi Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencileri, İHA AR-GE atölyesinde analiz yapabilen ve numune alabilen dron geliştirmek için çalışma yaptı. Öğrencilerin kendi imkanlarıyla geliştirdikleri dron, deniz ve göllerin su analizini yapabiliyor, ayrıca laboratuvarda incelenmesi için tüplere numune alabiliyor. Dron, su numunelerinin alındığı konumları kayıt altına alarak, bölgesel kirlilik düzeyi haritası, iki ölçüm arasındaki zamanla kirlenme miktarı, ekosistem ve canlılık yaşamına uygunluk gibi analizler de yapabiliyor. Küresel iklim değişiklinin yaşadığı günümüzde çevreye katkı sunmayı, ilgili kurumlara kolaylık sağlamayı hedefleyen öğrenciler, geliştirdikleri dronla TEKNOFEST'e hazırlanıyor. "Bu dronun Türkiye'de örneği yok" Lisesinin Müdürü Haldun Çevik, 9 yıl önce açıldıklarında okullarının Türkiye'nin uçak alanında ilk tematik lisesi olduğunu söyledi. İHA AR-GE merkezlerinde öğrencilerin önemli çalışma yürüttüğünü belirten Çevik, "TÜBİTAK, özellikle TEKNOFEST yarışmalarına katılmak için öğrenci grupları oluşturuldu. Geçen hafta TÜBİTAK Bilim Fuarında dronu sergiledik. Dronu asıl TEKNOFEST için yaptılar. Bu dronun Türkiye'de örneği yok. Temel amacımız çocuklarımızın İHA AR-GE atölyesindeki kabiliyetlerini, görüş ve ileriye dönük planlamalarını yapmalarını sağlamak." diye konuştu. Dünyada suyla ilgili sıkıntıların olduğuna değinen Çevik, dronun özellikle göllerdeki son durumu, denizlerdeki kirlenmeleri gösterdiğini ifade etti. İnsan gücüne ihtiyaç duymadan dronun analiz yapabildiğini anlatan Çevik, "Dronun altında hazne ve tüpler var. Değişik noktalardan numune alabiliyor, o gölde tahribat, herhangi bir zehirlenme, su eksilmesi varsa bunu analizlerle hızlı şekilde ortaya çıkarıp, ilgili kurumlara bildirerek önlemler alınmasına katkı sunuyor." dedi. 9. sınıf öğrencisi İlayda Karadeniz de dronun üzerinde TDS, PH ve turbidity (bulanıklık) sensörlerinin bulunduğunu, suya indiğinde anlık analiz yapabildiklerini anlattı. Karadan ve denizden ulaşımın olmadığı noktalara dronla kolayca ulaşabildiklerini anlatan Karadeniz, "Yazılımını, kodlarını, haritalandırılmasını arkadaşlarımızla birlikte yaptık. Hiçbir hazır parçası bulunmuyor. Parçalar kendi yazılımlarımızdan basıldı." diye konuştu. "TEKNOFEST gibi yarışmalar bize ilham oluyor" Projeye katılan 12. sınıf öğrencisi Muzaffer Berkay Aydın da dronun patentini almak için başvuru yaptıklarını belirtti. Dronu daha da geliştirebilmek için desteğe ihtiyaçları olduğunu vurgulayan Aydın, "Biz portatifini yaptık ancak gerekli bütçe sağlanırsa üzerindeki kontrol kartını ve yazılımı geliştiririz. Kumandanın menzil ve mesafesini değiştirilebiliriz, daha yüksek kapasiteli yapabiliriz." dedi. 9. sınıf öğrencisi Burak Göktaş ise dronun üç ana bölümden oluştuğunu belirterek, "Gitmesi gereken yere ulaştırıp, sonra güvenli dönmesini sağlıyor. Dronu koruyan bir sistem var. Altında hem analiz yapan bölüm hem de numune için tüpler yer alıyor. 10 kilograma kadar kapasitesi var." ifadesini kullandı. TEKNOFEST için heyecanlı olduklarını belirten Göktaş, "TEKNOFEST gibi yarışmalar bize ilham oluyor. Çok heyecanlanıyoruz, katılabilmek için sıkı çalışıyoruz. Portatifini yaptığımız dronu, destek olursa geliştirmek istiyoruz. Kamera takıp, çipi büyütüp, analiz sonuçlarını aldığı an anlık aktarmak istiyoruz." dedi.

  • Filmlerden etkilenerek başladığı karatede Balkan şampiyonluğu hedefliyor

    Gaziantep'te, izlediği karate filmlerinden etkilenerek 4 yaşında bu spora başlayan Sueda Nil Çalışkan, Balkan Çocuklar Karate Şampiyonası'nda altın madalya hedefliyor. Ali Küncülü Ortaokulu öğrencisi olan 11 yaşındaki Çalışkan, 7 yıl önce karate içeren filmlerden etkilenerek bu spora başladı. İstanbul'da geçen yıl düzenlenen Balkan Çocuklar Karate Şampiyonası'nda ikincilik, bu yıl gerçekleştirilen Türkiye Çocuklar Karate Şampiyonası'nda da birincilik elde eden Çalışkan, 30 Mayıs-1 Haziran'da Karadağ'da düzenlenecek 29. Balkan Çocuklar Karate Şampiyonası'nda altın madalya kazanmayı hedefliyor. En büyük hayali olimpiyat şampiyonu olmak Sueda Nil Çalışkan, AA muhabirine, 4 yaşında izlediği karate filmlerinden etkilenerek spor hayatına başladığını söyledi. Karadağ'da düzenlenecek Balkan Çocuklar Karate Şampiyonası'na hazırlandığını ve altın madalya alarak Türk bayrağını dalgalandırmak istediğini dile getiren Çalışkan, en büyük hayalinin ise olimpiyat madalyası olduğunu aktararak, şöyle konuştu: "Elde ettiğim şampiyonluklarımın ardından Türk bayrağını dalgalandırdığım ve İstiklal Marşı'nın okuttuğum için bu durum beni gururlandırıyor. Şampiyonluklarıma hep bir yenisini eklemek istiyorum. Günde üç saat antrenman yapıyorum. Bu spor bana kendimi savunmamı ve zor durumlarda pes etmemeyi öğretti." Çalışkan, spor sayesinde elde ettiği disiplinin derslerine de pozitif etki ettiğini kaydetti. Sueda Nil Çalışkan'ın antrenörü Abdulkadir Akkurt ise öğrencisinin istikrarlı ve başarılı bir sporcu olduğunu vurgulayarak, "Hiçbir antrenmanını kaçırmıyor. Ailesi de sporcumuza destek veriyor. Bu destekle sporcum iyi yerlere geleceğine inanıyorum. Geçen yıl Türkiye üçüncüsü, Balkan ikincisi oldu. Bu yıl çıtayı biraz daha yükseltti, Türkiye şampiyonu oldu. İnşallah hedefi Balkan şampiyonu olmak. Uzun vadede ki hedefi de Avrupa, dünya şampiyonu olmak ve olimpiyatlara katılmak." ifadelerini kullandı.

Arama Yap

bottom of page