Bu sitede ara
Boş arama ile 1150 sonuç bulundu
- Bir Çorba Kâsesiyle Başlayan Yolculuk: Barış Keskin’in Mutfağında Başarı Pişiyor
Muğla Fethiye doğumlu Barış Keskin, bugün Türkiye’nin önde gelen Executive Chef’lerinden biri. Ama onun yolculuğu gösterişli mutfaklardan değil, bir lokanta tezgâhının kenarından başladı. Henüz çocuk yaşta, okuldan sonra annesinin çalıştığı lokantada çorba taşırken mutfağa duyduğu aşkı keşfetti. Ve bir gün, pişirdiği kelle paça çorbası kaderini değiştirdi. Lise yıllarında aşçılık eğitimi alan Barış, uykusuz gecelerinde ünlü şeflerin kitaplarını okuyarak kendi yolunu çizmeye başladı. Staj dönemlerini Türkiye’nin en iyi otellerinde ve şeflerinin yanında geçirdi. Günde 18-20 saat mutfakta kalarak, kendini her alanda geliştirdi. Kariyerinde dönüm noktalarından biri, özel yatlarda üst düzey iş insanlarına yemekler pişirdiği yıllardı. Dünya mutfaklarını birebir deneyimleme şansı buldu. Tekne mutfaklarından otel mutfaklarına geçen Barış, evlendikten sonra karaya döndü ve 5 yıldızlı tatil köylerinde yönetici şef olarak görev aldı. Barış Keskin, uzun yıllar boyunca özel yatlarda çalışarak dünya mutfağını birebir tecrübe etti. Fransız, İtalyan, İspanyol ve Akdeniz mutfağı başta olmak üzere pek çok farklı kültürü harmanladı. Bu deneyimi sayesinde hem teknik hem yaratıcı anlamda kendini ileri seviyeye taşıdı. Evliliği sonrası karaya dönen Keskin, 5 yıldızlı tatil köylerinde çalıştı, gastronomi yarışmalarına katıldı ve birçok dereceler kazandı. Ancak onun için en büyük başarı, genç şef adaylarına ilham olabilmekti. Bugün: Rixos Premium Tekirova’da Gastronomik Bir Dönüşüm Barış Keskin şu an Rixos Premium Tekirova’da Executive Chef olarak görev yapıyor. Otelin gastronomi konseptini baştan aşağıya yeniden kurgulayan Keskin, modern Türk mutfağını dünya mutfaklarıyla harmanlayarak misafirlerine unutulmaz tatlar sunuyor. Onun mutfak felsefesi sadece lezzetle sınırlı değil; doğaya, sağlığa ve ilhama da dayanıyor. “Ben tariflerimi tarladan, denizden ve ağaçlardan ilham alarak yaparım,” diyor. Doğal ve sağlıklı menüler, onun en büyük önceliği. Gençlere Umut, Mutfağa Ruh Kış aylarında mutfak akademilerinde eğitmenlik yapan Barış Keskin, yüzlerce öğrenci yetiştirdi. Bugün birçok eski öğrencisi onunla aynı mutfakta çalışıyor, hatta bazıları üst düzey pozisyonlarda görev alıyor. “İrade, araştırma ve hayal… Başarı bunların birleşimidir,” diyen Barış Keskin, sadece yemek yapmıyor; aynı zamanda bir yol göstericiye, bir hayal ortağına dönüşüyor.
- Astrolojiyi Markaya Dönüştüren Kadın: İlknur Çelik’in İlham Veren Başarı Hikayesi
Astrolojiyi sadece bir bilgi alanı değil, bir yaşam biçimi olarak gören İlknur Çelik, 9 yıl önce çıktığı içsel yolculuğu, bugün binlerce kişiye ilham veren güçlü bir kariyere dönüştürdü. ürkçe öğretmeni kimliğini spiritüel bilgiyle harmanlayan Çelik, astroloji, tarot, rune, ogham, Lenormand ve Süleyman mührü gibi kadim sistemleri modern danışmanlıkla birleştirerek bireylerin hayatına dokunmayı başardı. Bugün sosyal medyada 100 bini aşkın takipçiye ulaşan İlknur Çelik, yalnızca bireysel danışmanlık hizmeti vermekle kalmıyor; aynı zamanda kurucusu olduğu TarotMate ve PaylaPay markalarıyla da alanında fark yaratıyor. Bu markalar, onun bilgiye ve sezgiye dayalı danışmanlık yaklaşımını dijital dünyaya taşıyarak daha geniş kitlelere ulaşmasını sağladı. İlknur Çelik’in başarısının arkasında sadece teknik bilgi değil, güçlü bir vizyon ve yargısız bir anlayış yatıyor. Her danışanıyla kurduğu güven ilişkisi, ona sadece bir danışman değil, aynı zamanda bir yol arkadaşı olarak bakılmasını sağlıyor. “Bu yolculuk tek başına yürünmek zorunda değil” sözüyle yola çıkan Çelik, insanların kendi iç ışıklarını bulmalarına eşlik ediyor. Kadim bilgelik sistemlerini sezgisel güçle harmanlayarak danışanlarının içsel dönüşümünü destekleyen İlknur Çelik, bu alanda hem bir öncü hem de ilham kaynağı haline geldi. Her geçen gün büyüyen topluluğu ve sadık danışan kitlesiyle, Türkiye’de spiritüel danışmanlık alanında adından sıkça söz ettiriyor. İlknur Çelik’in hikayesi; tutkuyla yürütülen bir yolculuğun, özveri ve inançla nasıl başarıya dönüştüğünün en güzel örneklerinden biri.
- Gastronomide Zirveye Uzanmış Bir Yolculuk: Şef Hüseyin Yılmaz, Ethno Hotels Belek’in Executive Chef’i Oldu
Türk gastronomisinin değerli isimlerinden Şef Hüseyin Yılmaz, Antalya’nın seçkin destinasyonlarından biri olan Ethno Hotels Belek’in Executive Chef’i olarak mutfak kariyerine yeni bir sayfa daha ekledi. Ancak bu başarı bir günde gelmedi. Onun hikayesi, adanmışlığın, öğrenmenin ve yenilikçi vizyonun bir ürünü. Eğitimle Başlayan, Dünyaya Açılan Bir Serüven Gastronomiye olan ilgisi, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi’nde aldığı eğitimle akademik bir temele oturdu. Ancak Yılmaz burada durmadı. Eğitiminin ardından Amerika’nın Florida eyaletinde bulunan World Center Marriott Hotel’de temel mutfak eğitimi aldı. Bu uluslararası deneyim, ona farklı mutfak kültürlerini tanıma fırsatı sundu. Türkiye’ye döndükten sonra, kariyerine üst düzey otellerde devam etti. Regnum Carya Golf & Resort Hotel’de sergilediği performans, onu alanında ön plana çıkardı. Ardından, Türkiye’nin en lüks otellerinden biri olan Maxx Royal Kemer’de yöneticilik yaptı. İşte bu noktada, gerçek lüks mutfak hizmet anlayışıyla tanıştı ve bu alanda uzmanlaştı. Artık Kendi Mutfağını Kurdu: Ethno Hotels Belek’te Etno-Gastronomi Tüm bu tecrübelerin ardından, 2024’te kapılarını açan Ethno Hotels Belek’i sıfırdan kurdu ve burada sadece bir otel mutfağı değil, kendi kimliğini yansıttığı etnik bir mutfak kültürü inşa etti. Geleneksel Anadolu tariflerini modern tekniklerle harmanladığı bu mutfak, yerli ve yabancı misafirlerden büyük ilgi görüyor. Lider, Eğitmen, İlham Kaynağı Hüseyin Yılmaz, mutfağında sadece lezzet değil, bilgi ve deneyim de pişiriyor. Bugüne dek sayısız genç şefe mentorluk yaparak onların yetişmesine katkı sağladı. Ekibine bir öğretmen gibi yaklaşan Yılmaz, disiplinli ama vizyoner mutfak anlayışıyla saygı duyulan bir lider konumunda. Gastronominin Dijital Yüzü: ( @chef_hsyncnnt ) Instagram’daki aktif paylaşımlarıyla hem profesyonel hem de genç gastronomi meraklılarına ilham veren Şef Yılmaz, culinary developer, chef traveller ve gastronomi tutkunu olarak yeniliğe ve gelişime açık vizyonunu sürdürüyor.
- Yöresel yemek ustası, unutulmaya yüz tutan lezzetleri orijinal haliyle yaşatıyor
Sakarya'da yaşayan Gülsen Yıldız, kentte tarih boyunca mutfaklarda yer almış ancak unutulmaya yüz tutmuş yöresel yemeklerin reçetesini değiştirmeden sofralarla buluşturuyor. Adapazarı Ticaret Meslek Lisesi Bankalar Muhasebesi Bölümünden 1988'de mezun olan Yıldız, 2 yıl bir şirkette ön muhasebede çalıştı. Evlendikten sonra 1990 yılında meslek hayatını sonlandıran Yıldız, doğan 2 kızını büyütürken kendini Türk mutfağı kültürüne adadı. Ev hanımı 1 torun sahibi Yıldız, kendini bu alanda geliştirerek 2010'da Sakarya Büyükşehir Belediyesinin hazırladığı yöresel yemek yarışmasında jüri üyesi koltuğunda yer aldı. Yıldız, 2013'te Mardin'e tatile gittiği esnada o dönemin Valisi Hasan Duruer'in teklifiyle Güneydoğu Anadolu Projesi kapsamında Türk mutfak kültürü ve yemekleri araştırmacısı yazar Nevin Halıcı'nın asistanlığında 2 yıl görev aldı. Halıcı ile Kilis'ten Şırnak'a tüm bölgenin yemeklerini saha çalışmasıyla analiz eden Yıldız, yörenin mutfağını öğrenmenin yanı sıra yemek kitabı yazmanın püf noktalarını da öğrendi. Memleketine döndükten sonra beş yıldızlı otellerde aşçıbaşı ve şef görevlerinde bulunan Yıldız, emekli olduktan sonra Adapazarı Halk Eğitim Merkezi'nde 3 yıl ev hanımlarına yöresel mutfak üzerine teorik ve uygulamalı eğitimler verdi, kentte 2 büyük yemek sergisi ile birçok mini serginin düzenlenmesine öncülük etti. "Bütün yörenin yöresel mutfaklarını biliyorum" Yıldız, Türk mutfağının yanı sıra dünya, kafe ve otel mutfağında da kendisini geliştirdiğini söyledi. Büyüklerinin "elin çok lezzetli" diyerek kendisini bu alana yönlendirdiğini belirten Yıldız, "Yemeklere yaptığım doğru yorumlarla keşfedildim ve kurum müdürleri daha çok yönlendirdiler. İlk başladığım 5 yıldızlı otel benim okulumdu, orada çok iyi şeflerle uzun süre çalıştım." dedi. Yıldız, Sakarya'nın, birçok kültürü ve yöresel yemeği barındırdığına dikkati çekerek "Yöresel mutfaklar coğrafi durumla paralel, iklimle, toprakla, havayla, insanıyla, dışarıdan gelen kültürüyle kaynaşmış mozaik taşı gibi çok yönlüdür. Yöresel mutfakları çalışmak ayrı bilgi dağarcığı istiyor, bunun da kendi içerisinde birçok kuralı var. Yörenin iklimini, toprağını ve insanını tanımak gerekiyor çünkü mutfağa gelen her ürün toprak ve coğrafyanın paralelinde özdeşleşiyor. Siz oranın yöresel mutfak denildiği zaman onun altyapısı; toprağı, coğrafyası, iklimi ve insanıdır, önce onu tanımanız gerekiyor, daha sonra yemeği öğreniyorsunuz zaten." diye konuştu. Yıldız, Nevin Halıcı'yla çalıştığı kitabın Güneydoğu Anadolu kültürünü anlattığını, Sakarya'da ise yerel kültür derneğinin teklifiyle sadece Türkmen, Manav ve Yörüklerin yemeklerine ilişkin kitap yazdığını, doğuştan aynı sofrada ve yemeklerde bulunması nedeniyle Türkmen mutfağına daha hakim olduğunu aktardı. Hep daha fazlasını öğrenmek için emek verdiğini dile getiren Yıldız, şöyle devam etti: "Bu işin içine girdiğim zaman eşimin, komşularımın, arkadaşlarımın ve çevremdekilerin yemek kültürünü öğrenme ihtiyacı duydum. Farklı kültürden biriyle tanıştığımda öğrenmeyi hemen ihtiyaç hissediyorum. Bizim yemek kültürümüz Osmanlı'dan önceye dayalı, o dönemde de daha çok zenginleşmiş. Yemekleri tekniğiyle öğretmek istedim çünkü el lezzeti teknik ve orantılı pişirmekle alakalı. Kursiyerlerime önce yemek tekniklerini anlattım ve kursun sonunda ustalık belgesi almalarına vesile oldum bu yüzden çok mutluyum." "Sosyal medya etkisiyle yemeklerin reçetesi değiştiriliyor" Orijinal hali ve özelliği bozulmadan yapılan yemeklerin daha doğru olduğunu ifade eden Yıldız, "Yöresel mutfak aşığıyım. Şimdi günümüzde sosyal medyanın da çoğalmasıyla herkes kendine göre reçete değiştiriyor. Reçeteye kendi damak zevkine göre farklı bir şeyler koyuyor. Bu sefer orijinali ve büyüklerimizin anlattığı menünün dışına çıkıyor, o zaman yöresel mutfak olmuyor. Yöresel mutfak diyebilmemiz için orijinalliğini bozmadan yapmak gerekiyor. Tamamen tarife ve reçeteye uygulayarak yaparsanız yöresel ve töre mutfağıdır." ifadelerini kullandı. Yıldız, yöresel yemeklerin sosyolojik olgu olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti: "Gençler yedikleri ve içtikleri şeylerin altyapısına bakarlarsa altında kültürümüzün yattığını görecekler. Benim amacım da sadece bu. Uygulayarak ya da anlatarak ifade etmeye çalışıyorum. Orijinalliği ve coğrafi işareti bozulmadan, kimyasını ve fiziğini değiştirmeden bunu yeni nesle aktarmaya uğraşıyorum. Töreli yemek ve aşlarımızın geleneğini, göreneğini yitirmeden. Mesela keşkek coğrafi işaret almış bir yemektir ve dartılı keşkek bize özgüdür. Sakarya'nın kuzeyinde evlenen her genç kızın kınasında olmazsa olmazıdır. 'Ayşe'nin kınasına gidiyoruz' denilmez 'Bu akşam biz Ayşe'nin keşkek yemesine gidiyoruz.' denilir. Bu da yemeğin sosyolojik olgusudur. Yemek aynı zamanda o toplumun töresinin, geleneğinin, göreneğinin sosyolojik yapısını da anlatır ve ben bunlar anlatmaya çalışıp diri ayakta tutmaya çalışıyorum."
- Gaziantepli işletmeci ülkesine dönen Suriyeli işçisine iş makinesi hediye etti
Gaziantep'te faaliyet gösteren düğün salonunun işletmecisi Gazi Albayrak, yanında çalışan ve ülkesine dönmeye karar veren Suriyeli işçisi Muhammed Aliy'e mini ekskavatör hediye etti. Yaklaşık 10 yıl boyunca yanında çalışan 54 yaşındaki Muhammed Aliy’nin emeklerini karşılıksız bırakmayan Albayrak, Aliy’e Suriye'nin Halep kentine dönüşü öncesi, ülkesinde kullanması için iş makinesi verdi. Gazi Albayrak, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Aliy'nin çalışkan biri olduğunu belirterek, "Kendisine bir jest yapmak istedik. Suriye’de büyük bir yıkım yaşandı, bu nedenle iş makinesi hediye etmeye karar verdik. Kendi memleketinde faydalı olabileceğini düşündük. İnşallah o da bize hakkını helal eder." dedi. Muhammed Aliy ise Türkiye’yi çok sevdiğini dile getirerek, "Türk hükümetine ve halkına misafirperverliğinden dolayı teşekkür ederim. Suriye’ye dönsem de Türkiye benim ikinci vatanım oldu. Gazi Albayrak ile bağımız hiç kopmayacak. Onu ülkeme davet edeceğim, misafir edeceğim." ifadelerini kullandı.
- İstanbul'u bıraktı, Kırklareli'nde "prensesleri"yle coğrafi işaretli meşe balı üretiyor
İstanbul'daki 22 yıllık mali müşavirlik hayatını geride bırakarak Kırklareli'nin Vize ilçesine bağlı Kömürköy'e yerleşen 46 yaşındaki Berrin Şako, "prenseslerim" dediği arılarıyla doğayla iç içe huzurlu bir yaşam sürdürüyor. Yaklaşık 10 yıl önce Vize ilçesinin Kıyıköy beldesine tatile giderken dinlenmek için uğradığı Kömürköy'den etkilenen Şako, burada yaşamaya karar verdi. Kömürköy'den arsa satın alan ve her yıl tatillerini burada geçiren Şako, 3 yıl önce kalıcı olarak köye yerleşti. Kız kardeşinin önerisiyle arıcılığa adım atan Şako, Orman İşletme Müdürlüğünün "bal ormanları"nda 35 kovana ulaşan üretimiyle coğrafi işaretli meşe balı üretiyor. Şako, İstanbul'un yoğun temposundan uzaklaşmak ve daha sakin yaşam sürmek amacıyla köy hayatını tercih ettiğini söyledi. Arıcılığa başlarken hiçbir deneyimi olmadığını belirten Şako, "7-8 kovanla başladım, şu an 35 kovana ulaştım. Günümün büyük kısmını arılarımla geçiriyorum. Onları izledikçe hayranlığım artıyor." dedi. "Arıya inanılmaz saygıyla yaklaşıyorum" Arıların doğaya, insana ve hayata olan katkısını yakından gördükçe duygusal bağ kurduğunu ifade eden Şako, şunları kaydetti: "Arılığa girdiğimde özgürlüğümü hissediyorum çünkü arı bana çok şey öğretiyor. Arıyı daha önceden de tabi biliyordum ama içine girdiğim gibi değil şu an. İçine girdiğim zaman yaşam döngüsünü, hayata, dünyaya, bizlere olan katkısını, doğaya olan katkısını öğrendikçe onlara çok inanılmaz saygıyla yaklaşıyorum. Arımı insan gibi konuşarak, severek bu şekilde iletişim kuruyorum. Arı benim için inanılmaz bir varlık." Her kovanla tek tek ilgilendiğini anlatan Şako, arılarına çok iyi baktığını dile getirdi. Köy yaşamına kısa sürede alıştığını vurgulayan Şako, doğayla kurduğu bağ sayesinde şehir hayatına dönmek istemediğini söyledi. İnsanların doğaya ve köylerine dönmelerinin hem bireysel hem de toplumsal açıdan fayda sağlayacağını ifade eden Şako, "Köyde yaşam çok daha huzurlu. Doğal ürünlerin üretiminin desteklenmesi gerektiğine inanıyorum. Ben butik olarak meşe balı üretiyorum ve bunun çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Arılarımı 'prenseslerim' diye seviyorum. Tek tek kovanlara uğrarım, 'prenseslerim' diye severim. Onlar da çok sakin bir şekilde sanki beni anlar gibi tepki verirler." diye konuştu. Şako, yılda yaklaşık 100 kilogram meşe balı ürettiğini belirterek, bunları İstanbul piyasasına sattığını kaydetti.
- Üç yılda 72 madalya kazanan para yüzücü Zeynep'in hedefi milli takıma seçilmek
Sağ bacağındaki protezi 3 yıl önce çıkararak girdiği havuzlarda 72 madalya kazanan 13 yaşındaki bedensel engelli yüzücü Zeynep Ahsen Aydın, milli takım forması giyme hedefiyle kulaç atıyor. Doğum sonrası diz bölgesinde meydana gelen rahatsızlığı nedeniyle sağ bacağı 17 aylıkken ampute edilen Zeynep, ayağını bacağına takılan protez yardımıyla kullanmaya başladı. Fiziksel aktivitelerini geliştirmesi ve sosyalleşmesi için ailesinin isteği üzerine 3 yıl önce sağ bacağındaki protezi çıkartarak yüzmeye başlayan Zeynep, para yüzücü olarak girdiği müsabakalarda 72 madalya kazandı. Zeynep Ahsen Aydın, son olarak 7-11 Nisan'da Sırbistan'ın Zlatibor kentinde düzenlenen Dünya ISF U15 Şampiyonası'nda 200 metre serbestte üçüncü oldu. Yüzmeye başlama hikayesini ve öncesinde yaşadığı zorlukları anlatan Zeynep, para yüzücü olarak yarışmalara başladığında yaşadığı korkuyu ailesinin desteğiyle yendiğini belirtti. Yüzerken kendisini özgür hissettiğini ifade eden Zeynep, "Artık alıştım ve yüzmeyi çok seviyorum. Yüzerken kendimi çok mutlu ve özgür hissediyorum. Protezimi çıkarıp suya atladıktan sonra artık hiçbir engelle karşılaşmıyorum. Çünkü sudayken her stili yüzebilir ve her şeyi yapabilirim." diye konuştu. "Hayalim ülkemizi olimpiyatlarda temsil etmek" Hedeflerini hatırladıkça yüzme azminin daha da arttığını anlatan Zeynep Ahsen Aydın, elde ettiği derece ve madalyaları kendisine destek olan antrenörlerinin ilgisine borçlu olduğunu söyledi. Profesyonel olarak müsabakalara hazırlanmak için çalışmalarını sürdürdüğünü dile getiren Zeynep, şunları kaydetti: "Sümeyye Boyacı, Sevilay Öztürk, Umut Ünlü ve Turgut Aslan gibi milli formayla Türkiye'yi uluslararası müsabakalarda temsil etmek istiyorum. İleride milli sporcu olarak ülkemizi olimpiyatlarda temsil etmek ve bayrağımızı dalgalandırmak istiyorum. Benim durumunda olan bedensel engelli arkadaşlarım da kendilerine güvensinler ve asla pes etmesinler. Başta zor gelse de zamanla çok yol kat edebilirsiniz. Ben de başlarda çok zorluklarla karşılaştım ama su bana hep iyi geldi. Siz de hangi sporu seviyorsanız ve mutlu hissediyorsanız kendiniz onun peşinden gidin. Engeller sizi asla durdurmasın." Zeynep Ahsen Aydın'ın ilk yüzme antrenörü Muammer Akgöz, Zeynep'in ileride milli takım formasıyla büyük turnuvalarda birincilik kürsüsüne çıkacağına ve ay-yıldızlı bayrağı dalgalandıracağına inancının tam olduğunu belirtti.
- Çocukken babasına sigarayı bıraktırdı, psikolog olunca bağımlılıkla mücadelede gençlere ilham oldu
Malatya Gençlik ve Spor İl Müdürlüğünde psikolog olarak görev yapan Şükrü Kalı, 11 yaşında başladığı bağımlılıkla mücadele çalışmalarını gençlere yönelik eğitim ve seminerlerle sürdürüyor. Yeşilay Malatya Şubesi Gençlik Komisyonu Başkanlığını da yürüten 29 yaşındaki Kalı, AA muhabirine, ilkokul 4. sınıftayken okula gelen Yeşilay ekibinin sigaranın zararlarıyla ilgili seminerinden çok etkilendiğini söyledi. Seminerin ardından babasına sigarayı bıraktırmak için çaba gösterdiğini anlatan Kalı, "17 Mart 2007'de babam sigarayı tamamen bıraktı. Bu, benim ilk Yeşilaycılık deneyimimdi. Babam direnç gösterdi ama ben de inat ettim, sigaralarını kırdım, çöpe attım. Sonunda o da pes etti." dedi. Kalı, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümünde okuduğu yıllarda sosyal çevrede alkol ve sigara kullanımının yaygın olduğunu fark ettiğini dile getirdi. Yeşilay ile temasa geçtiğini belirten Kalı, "ODTÜ'de Yeşilay Topluluğunu kurdum. Böylece hem Yeşilaycı arkadaşlar edindim hem de diğer arkadaşlarımı da bu ortama dahil ettim. Zamanla sosyal çevrem de değişti." diye konuştu. Halen Malatya Gençlik ve Spor İl Müdürlüğünde psikolog olarak çalıştığını ifade eden Kalı, sözlerini şöyle sürdürdü: "Göreve başladıktan sonra ilk işim, öğrenci yurtlarında bağımlılıkla mücadele eğitimleri vermek oldu. En çok bildiğim ve yaptığım şeyle başladım. Ardından Yeşilay Malatya Şubesi ile iletişime geçerek bu eğitimleri yaygın, düzenli ve sadece yurtlarda değil, daha büyük çevrelerde yapmaya başladık." Gençlere yönelik projelerle sahada Kalı, Yeşilay Malatya Şubesi Gençlik Komisyonu Başkanı olarak öğrenci yurtları, gençlik merkezleri, aile sağlığı merkezleri ve okullarda düzenli bağımlılık seminerleri verdiğini söyledi. Genç topluluklarla çeşitli projeler de yürüttüklerini dile getiren Kalı, şöyle devam etti: "Okullarda bağımlılıkla mücadele çalışmaları yürütüyoruz. Gençlik merkezlerinde, yurtlarda, aile sağlığı merkezlerinde, birçok yerde bağımlılıkla mücadele çalışmalarını düzenli bir şekilde yürütmeye başladık. Gençlik Komisyonu Başkanı olunca gençlerle beraber oluyorsunuz. Haliyle üniversitede de genç topluluklar var, Genç Yeşilay toplulukları var. Bunlarla ilgileniyorum. Bu topluluklarla Bakanlığımıza iki Üniversite Öğrenci Toplulukları İşbirliği ve Destek Programı projesi yazdık. Biri İnönü Üniversitesi Genç Yeşilaya, biri de Malatya Turgut Özal Üniversitesi Genç Yeşilaya. Aynı zamanda Avrupa Birliği projeleri de yazıyoruz." Kalı, aynı zamanda Yeşilayın rehabilitasyon merkezlerine yönelik ziyaret ve uygulamalı eğitimlerle gençlerin mesleki gelişimine katkı sunduklarını da sözlerine ekledi.
- Her 10 gençten 3'ü meslek seçimini yapay zekayla şekillendiriyor
Yapay zekanın kullanım oranı, gençler tarafından hem eğitim süreçlerinde hem de kariyer planlamasında aktif biçimde artmaya devam ediyor. Birçok sektörde yaygın biçimde kullanılan yapay zeka teknolojileri, teknik alanların yanı sıra günlük yaşamın her boyutunda etkisini giderek artırıyor. Bireylerin karar alma süreçlerinde etkin bir danışman haline gelen bu teknolojiler, özellikle kişisel ve mesleki tercihlerde yol gösterici bir konuma yerleşiyor. Eğitimden kariyer planlamasına, yaşam tarzı seçimlerinden finansal kararlara kadar birçok alanda başvurulan yapay zeka, kullanıcıların alternatifleri değerlendirmesine ve bilinçli adımlar atmasına katkı sağlıyor. Bu çerçevede yapılan araştırmalar, yapay zekanın genç kuşak başta olmak üzere toplumun geniş kesimleri tarafından karar süreçlerinde aktif biçimde kullanıldığını ortaya koyuyor. Yapay zekanın tavsiyeleri önemseniyor The Network ve Boston Consulting tarafından gerçekleştirilen, Türkiye ayağını Kariyer.net'in yürüttüğü "Global Yeteneklerin Şifresi" adlı araştırmaya göre, katılımcıların yüzde 84,8'i yapay zeka tarafından sunulan tavsiyeleri "çok" ya da "kısmen" doğru ve etkili bulduğunu belirtirken, yüzde 21'lik kesim ise bu tavsiyeleri "çok doğru ve etkili" olarak değerlendirdi. Yapay zekanın en yoğun kullanıldığı alanın yüzde 40'la iş başvurusu süreci olduğu tespit edilen araştırmada, yaşam tarzı değişiklikleri yüzde 29, kariyer kararları yüzde 26, eğitim veya kurs seçimi yüzde 24, kişisel finans yönetimi yüzde 21, meslek seçimi ise yüzde 17,4 oranla öne çıkan diğer alanlar olarak sıralandı. Gençlerin meslek seçimindeki yapay zekaya başvuru oranında ise genelin üzerinde bir istatistiğe ulaşıldı. 18-34 yaş aralığındaki katılımcıların yüzde 30'u, kariyer planlamasında yapay zeka destekli araçlardan yararlandığını aktardı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 78'i yapay zeka önerileri doğrultusunda verdikleri kararlardan memnun kaldığını, yüzde 17,6'sı bu kararlardan tatmin olmadığını, yüzde 4,3'ü ise pişmanlık duyduğunu aktardı. Yapay zekadan aldığı önerilerle ilgili herhangi bir geri bildirimde bulunmayanların oranı da yüzde 67,5 oldu. "Yaklaşık 2 milyon kişinin iş bulmasına katkı sağladık" Araştırmaya ilişkin, AA muhabirine değerlendirmelerde bulunan Kariyer.net Üst Yöneticisi (CEO) Fatih Uysal, yılda 1,9 milyon kişinin yeni işini bulmasına doğrudan katkı sağladıklarını söyledi. Sahip oldukları geniş veriyi analiz ederek ve araştırmalar gerçekleştirerek hem şirketlere hem de adaylara faydalı içgörüler sunduklarına değinen Uysal, "Bu kapsamda araştırma sonuçlarımız, Türkiye'de çalışanların yapay zekayı büyük ölçüde benimsediğini gösteriyor. Halihazırda Türkiye'de yeteneklerin yüzde 45'i, globalde ise yeteneklerin yaklaşık yüzde 40'ı, iş süreçlerine yapay zekayı dahil ediyor." dedi. Uysal, meslek seçimi gibi adayların kariyerine doğrudan etki eden süreçlerde yapay zeka kullanımının artmaya başladığını vurgulayarak, "Gençlerin meslek seçiminde yapay zekadan faydalanmaya daha eğilimli olmasını olağan karşılıyoruz. Bu kuşak, teknolojiyi içselleştirmiş, hızlı bilgiye ulaşmayı ve alternatifleri değerlendirmeyi önemseyen bir yapıya sahip." değerlendirmesinde bulundu. Yapay zekanın son yıllarda insan hayatındaki yerinin güçlendiğini söyleyen Uysal, "Bu teknolojilerin karar alma süreçlerinde daha aktif rol oynaması, kaçınılmaz hale geldi. Özellikle kariyer gibi kişisel ve uzun vadeli etkileri olan konularda yapay zeka destekli araçlar, gençler için yol gösterici bir kaynak haline dönüştü." diye konuştu. Uysal, Kariyer.net olarak kendilerinin de bu dönüşümün bir parçası olduklarını, halihazırdaki projelerine ek olarak yapay zekayla zenginleştirilen ürünlerle, adayların ihtiyaç duyduğu yönlendirmeyi güvenilir, erişilebilir ve veri temelli bir şekilde sunmaya devam edeceklerini ifade etti. "Profesyonel yaşamla ilgili karar süreçlerinde tercih ediliyor" Araştırmanın, yapay zeka araçlarının kullanıcılar tarafından en çok profesyonel yaşamla ilgili karar süreçlerinde tercih edildiğini ortaya koyduğunu dile getiren Uysal, şöyle konuştu: "Özellikle bireylerin iş hayatlarını doğrudan etkileyen konularda bu teknolojilerden faydalanma eğilimi oldukça yüksek. Kullanıcılar, yapay zekayı bir yol arkadaşı gibi görerek, kritik kararlarda fikir almak, seçenekleri değerlendirmek ve daha hızlı çözüm bulmak için kullanıyor. Bu tablo, yapay zekanın özellikle profesyonel karar noktalarında daha yoğun kullanıldığını gösteriyor. Özel hayatla ilgili karar süreçlerinde kullanımı ise henüz daha sınırlı." Katılımcıların 5'te 1'inden fazlasının, yapay zeka tavsiyelerini çok doğru ve etkili bulduğunu hatırlatan Uysal, "Bu durum, kullanıcıların önemli bir kısmının yapay zekayı güvenilir bir danışman olarak gördüğünü gösteriyor. Güven düzeyine baktığımızda ise yüzde 64 oranla kullanıcıların çoğu, orta seviyeyi işaret ediyor. Bu güvenin zamanla artması için şeffaflık, doğruluk ve kişiselleştirme konularında gelişim sağlanması gerektiğini düşünüyoruz." şeklinde konuştu. Uysal, yapay zekadan aldığı önerilerle ilgili herhangi bir geri bildirimde bulunmayanların oranının hala yüksek kalmasını ise kullanıcıların deneyimlerini paylaşma alışkanlığının düşük olmasına ve platformlar tarafından bu sürecin henüz yeterince teşvik edilmemesine bağladı. Kullanıcıların deneyimlerini paylaşmaya daha fazla teşvik edilmesi halinde, bu süreçlerin sürekli iyileştirilmesi ve kişiselleştirilmesinin mümkün olacağına inandığını aktaran Uysal, "Geri bildirim mekanizmalarının güçlü hale gelmesi, yapay zekanın doğruluk oranını artıracak, kullanıcı güvenini pekiştirecek ve platformların daha etkili çözümler sunmasını sağlayacak." ifadelerini kullandı.
- Otizmli Sıla 19 yıldır müzikle hayatına renk kattı
Bilecik'te 3 yaşında otizm tanısı konulan Sıla Çınar, müzikle hayatına renk katıyor, org ve gitar çalma yeteneğiyle dinleyenlerin beğenisini kazanıyor. Hüsniye ve Ergül Çınar çiftinin ikinci çocuğu olarak 2003'te dünyaya gelen ve henüz 3 yaşındayken otizm teşhisi konulan Sıla Çınar, çocukluğundan itibaren yoğunlaştırılmış özel eğitim görmeye başladı. Ailesi ve öğretmenlerinin yardımıyla 2006'da müzikle tanıştırılıp org çalmaya başlayan 22 yaşındaki Çınar, kendini müziğe verdi. Müzik sayesinde çevresiyle iletişimini geliştirip eğitimini sürdüren Çınar, 2022'de 15 Temmuz Şehitler Anadolu Lisesi'nden mezun oldu. Bilecik Gündüz Bakım, Rehabilitasyon ve Aile Danışma Merkezi Müdürlüğündeki gitar kursuna bir yıldır devam eden Çınar, evde de bağlama çalan babası Ergül Çınar'a gitar ve orguyla eşlik ediyor. Çaldığı müzik aletleriyle dinleyenlerin beğenisini toplayan Çınar, boş zamanlarında yağlı boya resimler de yapıyor. Sıla Çınar, AA muhabirine, müzikle bağının küçük yaşlarda başladığını söyledi. Önce org çalmaya başladığını anlatan Çınar, "Gitarı da hep çalmak istiyordum. Daha sonra kursa yazıldım. Yaklaşık 1 yıldır gitar çalıyorum. Babam da bağlama çalıyor. Ondan etkilendim. Telli çalgılara da ilgim var. Çoğunu internetten dinleyerek öğrendim." dedi. "Müziğe ilgisini erken yaşlarda fark ettik" Sıla'nın babası 51 yaşındaki Ergül Çınar da kızına otizm tanısı konulduğundan beri adeta üzerine titrediklerini belirtti. Sıla'nın eğitim hayatı boyunca çevresindekilerden destek gördüğünü aktaran Çınar, şunları kaydetti: "Hiç boş bırakmadık. Müziğe ilgisini erken yaşlarda fark ettik. Müzik kulağı çok iyi. Bağlamaya da merakı var, onu da öğrenmek istiyor. Aşçılık kurslarına da katıldı, birlikte yemek yapıyoruz. Hiçbir zaman eve kapanmadı. Sıla'mız, 3 yaşından beri okullarda. Şu an Bilecik Gündüz Bakım, Rehabilitasyon ve Aile Danışma Merkezi Müdürlüğünde eğitim alıyor." Çınar, kızının müziği kendini ifade etmek aracı olarak kullandığına değindi. Sıla'nın araştırmacı bir kişiliğe sahip olduğunu anlatan Çınar, şöyle konuştu: "İnternette araştırmalar yapar. Yabancı dillerde içerikler ve belgesel izler. İngilizce ve Almancaya ilgisi var. Yurt dışındaki akrabalarımızla akıcı şekilde sohbet edebiliyor. Kızımızın müzik ve resim yeteneğinin yanında el işi de çok güçlü. Resim yaparken mutlu oluyor. Çeşitli malzemelerden bizlere, akrabalarına ve arkadaşlarına bereler yaptı. Kızımız, her yönüyle kendini geliştiriyor. Bu da bizi mutlu ediyor." Baba Ergül Çınar, otizmle mücadele eden ailelere tavsiyelerde bulunarak, sözlerini şöyle tamamladı: "İlk olarak kabullenmeleri gerekiyor. Çocuğunu kabullenip ilgileneceksin. Hiçbir zaman boş bırakmayacaksın. Rehabilitasyon ise rehabilitasyon, özel ders ise özel ders... Hiçbir şey yapamıyorsan da evde sürekli ilgileneceksiniz. Sıla'yı biz ilk fark ettiğimiz zaman gerçekten boştu. Eğitim süreciyle çok uğraştık. O da sosyalleşti. İçine kapanık değil araştıran ve üreten bir kız oldu."
- Kadın girişimci devlet desteğiyle açtığı fabrikada yılda 2 bin takım bahçe mobilyası üretiyor
Diyarbakır'da Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumundan (TKDK) aldığı destekle fabrika kuran Canan Oğurgül, yılda yaklaşık 2 bin takım bahçe mobilyası üretiyor. TKDK, Türkiye ve Avrupa Birliği (AB) tarafından ortaklaşa finanse edilen AB Katılım Öncesi Yardım Aracı Kırsal Kalkınma Programı (IPARD) kapsamında girişimcilere birçok alanda hibe desteği sağlamaya devam ediyor. Diyarbakır'da yaşayan evli ve 4 çocuk annesi 38 yaşındaki Canan Oğurgül de bahçe mobilya takımları üretimi için hazırladığı projeyi 2020'de TKDK'ye sundu. Oğurgül, öz sermayesi ve kabul edilen projesinden sağlanan yaklaşık 2 milyon 200 bin lira hibe desteğiyle Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesi'nde (OSB) 3 bini kapalı 11 bin 500 metrekare alan üzerine fabrika inşa etti. Yaklaşık 4 yıl önce bambu ve metalden bahçe mobilyaları üretilmeye başlanan fabrikada, 23 kişiye de istihdam sağlanıyor. İleriki yıllarda hedef 5 bin takım bahçe mobilyası üretmek Oğurgül, AA muhabirine, evlenmeden önce katıldığı halı dokuma kurslarında aldığı eğitimle halı dokumayı öğrendiğini, ara sıra bu kurslara katılarak çalıştığını söyledi. Evliliğin ardından çalışmaya ara verdiğini fakat her zaman çalışmak istediğini dile getiren Oğurgül, bir kadın olarak ayaklarının üstünde durmanın mutluluğunu yaşadığını belirtti. Fabrika açarak hayalini gerçekleştirdiğini vurgulayan Oğurgül, şunları kaydetti: "İlk etapta günde 2 mobilya takımı üretimiyle başladık ama şu an yılda yaklaşık 2 bin takım üretiyoruz. Hedefimiz, ileriki yıllarda bu rakamı 5 bin takıma çıkarmak. İlk ürünlerimizi Diyarbakır'daki mağazamızdan satışa sunduk. Şu anda kentte iki mağazamız bulunuyor. Sipariş üzerine kent dışına da gönderiyoruz. Çevredeki 6 ile bayilik verdik. Hedefimiz, Türkiye'nin her yerine bayilik vermek. İleriki dönemde ihracat yapmak istiyoruz." Çalışanlarının çoğunun aile bireylerinden oluştuğunu anlatan Oğurgül, eşinin kaynak, kızının da terzi bölümünde çalıştığını aktardı. Annesiyle gurur duyduğunu söyleyen Oğurgül, "Annemin bu girişimciliği beni de çalışmaya motive ediyor. Annem benim için büyük örnek, güçlü bir kadın. Anneme bakarak daha büyük şeyler yapmayı planlıyorum." dedi. Oğurgül'ün kızı 17 yaşındaki Rojda Oğurgül de annesiyle fabrikada çalıştığını dile getirdi.
- Video izleyerek başladığı el sanatında tarihi figürleri halıya resmediyor
Erzurum'da yaşayan 30 yaşındaki Şeyma Sezer, 7 yıl önce video izleyerek başladığı halıya resim işleme sanatında, birbirinden güzel eserler ortaya çıkarmayı başardı. Atatürk Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Bölümünden mezun olduktan 1 yıl sonra video izleyerek el sanatıyla ilgilenmeye başlayan Sezer, sıkı bir çalışmayla el becerisini geliştirdi. Tarihi şahsiyetleri, Türk kültürünü simgeleyen objeleri ve kuşları temin ettiği halılara resmeden Sezer, el emeği ürünlerini satarak kazanç sağlıyor. Yapraklara da Çin iğnesi tekniğiyle figürler nakşeden Şeyma Sezer, bu sanata hobi olarak başladığını ve izlediği videolarla tasarımlar yaptığını söyledi. Çalışmalarında Erzurum'un geleneksel ve yöresel detaylarına dikkati çekmeye çalıştığını ifade eden Sezer, şöyle konuştu: "Halı çalışmamda ilk önce tarihi bir şahsiyet olan Nene Hatun'u resmettik. Nene Hatun tablosu takipçilerimiz tarafından çok sevildi, çok takdir gördü. Halı motifleri ile tarihi şahsiyetleri birbirlerine harmanlayıp ortaya bir tasarım sunuyoruz. Sosyal medyada ilk sayfamızı açtığımızda çok müşterimiz yoktu ama ilerleyen yıllarda çabayla çalışmalarım sürdü ve bir talep oluştu. Bununla birlikte ev bütçesine de katkı sağlıyoruz. Aynı zamanda devletimizin bize sunduğu evde çalışan bayanlar için 'vergi muaf belgesi' oluyor. Vergi muaf belgelerimizi de çıkardık. Bu şekilde müşterilerimize hizmet vermeye çalışıyoruz." "Ayak altındaki yaprakları da baş tacı yapıp sanata dönüştürdük" Sezer, evde iki çocuğuyla zaman geçirdiğini ve boş vakitlerinde bu çalışmaları yaptığını belirterek, üretim yapma gayretinde olduğunu anlattı. Bundan sonraki çalışmalarında Anadolu'nun fethini gerçekleştiren Sultan Alparslan, Kudüs fatihi Selahaddin Eyyubi'yi ve tasavvuf edebiyatından şahsiyetleri yapmayı hedeflediğini dile getiren Sezer, "Ayak altındaki yaprakları da baş tacı yapıp sanata dönüştürdük. Yaprak, Çin iğnesi teknikleri ile tek kat iplerle işlendi. Kesinlikle yaprak işlemesi boya değil, iğne ve iplikle yapıldı. Hepsi el işçiliği ile tek tek işleniyor. Yaprağı da aynı şekilde narin bir şekilde kırmadan, dökmeden işlemeye çalışıyoruz." diye konuştu. Geleneklerin unutulmaya yüz tuttuğuna değinen Sezer, şunları kaydetti: "Toplum olarak geleneklerimizi çok unuttuk. Geçmişten gelen yaşamımız, nostalji yaşamamız tarih olma yolunda gidiyor. Ben bunu unutturmak istemiyorum. Evlatlarıma da benden sonra gelecek insanlara da Erzurum halkına da Türkiye'de bunu hatırlatmak adı altında ürünlerimde hep nostalji, eskiyi, geleneklerimizde olan detayları işlemeye çalışıyorum."











