Bu sitede ara
Boş arama ile 1150 sonuç bulundu
- KKTC'li baba ile Jamaikalı annenin Londralı şef kızından "Jurkish" tatlar
Jamaikalı anne ile Kıbrıs Türkü bir babanın şef kızı Nazlı Ramadan, Londra'daki restoranında babaannesinden öğrendiği Türk yemeklerini Jamaika mutfağıyla birleştirerek geliştirdiği "Jurkish" yemeklerini müşterilerine sunuyor. Londra'nın güneyindeki Peckham'da işlettiği "Jumbi" adlı restoranda Türk yemekleriyle Jamaika yemeklerini birleştiren Ramadan, AA muhabirine, yemeklerinde ilhamın Güney Londra ve babaannesi Zehra'dan geldiğini kaydetti. Jamaikalı bir anne ile Kıbrıslı Türk bir babanın kızı olarak Londra'da doğan Ramadan, kendisini İngilizcedeki Türk ve Jamaikalı kelimelerinden türettiği "Jurkish" olarak tanımlıyor. Güney Londra'da farklı kültürlerin bir araya geldiği Karayip mahallesi Peckham'da büyüdüğünü anlatan Ramadan, bu nedenle hayatında da hep farklılıkları birleştirmeyi denediğini kaydetti. Ramadan, "Her zaman kendim gibi normalde bir araya gelmeyecek şeyleri bir araya getirmekle uğraştım. Londra'da büyümek, 'Nerelisin?' dendiğinde 'Jamaikalı Türk'üm' demek çok Güney Londralı bir durum." dedi. Türk yemeklerini ise Zehra adındaki babaannesinden öğrendiğini kaydeden Ramadan, babaannesini şu sözlerle anlattı: "(Peckham'da) Türklerin yoğunlukta olduğu Meeting House Caddesi'ndeki bir kafede aşçıydı. Bugün bile paylaşımlarımda onu görenler 'Nineni tanıyorum' diyor. Evde de her zaman yemek yapıyordu. Dolma ve fasulye gibi geleneksel yemekler yapıyordu. Fakir bir çocukluk geçirdiği için yemekleri çok mütevazıydı ama çok da lezzetliydi. Herkesi eve davet ederdi. Cam silicileri davet ederdi, makyaj malzemesi satan kadınları davet ederdi. Yaşadığı yerdeki herkes, 'Zehra güzel yemek yapar' derdi. Ben de onunla mutfakta durur, onu izler, ondan öğrenir ve enerjisini hissederdim. Yemek konusunda en büyük ilham kaynağım o." "Jurkish'im ve Jurkish yaptım" Şeflik yolculuğundaki ilk restoran denemesinde Amerikan yemekleriyle Karayip yemeklerini birleştirdiğini söyleyen Ramadan, 30'un üzerinde ülke gezerek ilham aldığını ve sonraki deneyimlerinde bunları "Londra sokak yemekleri" konseptiyle mutfağına taşıdığını ifade etti. Karayip yemeklerini dünya mutfağıyla birleştirdiği menünün ardından yeni bir deneme yapma kararından söz eden Ramadan, "Markayı yenilemeye karar verdim. İnsanlar ne yapacağımı soruyordu. En iyi bildiğim şey kendimim. Ben Jurkish'im ve Jurkish yaptım." diye konuştu. Ramadan, Londra'da Türk ve Karayipli nüfusun artık ikinci ve üçüncü nesillere ulaştığını belirterek, "Herkes birbiriyle karışıyor. Bu kültürü temsil etmek istiyorum. Kültürü ve bir şeyleri birleştirmeyi destekliyorum. Bir şeyleri bir araya getirmeyi seviyorum. Londra da bu. Ben de tam bir Londralıyım." dedi. Jurkish yemeklere gelen tepkilerden de söz eden Ramadan, Jamaika'nın ünlü körili keçi etini Türk mantısıyla buluşturduğu yemeğin favorilerden olduğunu kaydetti. Babaannesinin patates köftesini Jamaika'nın kurutulmuş tuzlu balığıyla birleştirdiği "Balıklı badadez köfte" ise Ramadan'ın favorilerinin başında yer alıyor. Yemeklik muzun (Plantin) humusa çok güzel bir renk ve tat kattığını söyleyen Ramadan, restoranında Karayip karideslerini pirinçle doldururken Jamaika'nın ünlü "jerk" usulüyle marine edilmiş tavuklardan Türk usulü tavuk şiş "Jurkish tavuk kebap" yapıyor. Jurkish tavuk kebapta ise tavuk, elma ağacı talaşlarıyla Jamaika usulü tütsüleniyor. Jerk usulüyle marine edilen yemek, "nene salatası" ile müşterilere sunuluyor. Ramadan'ın mutfağında Kıbrıs'ın ünlü peyniri hellim önemli bir yer tutuyor. Kızarmış hellimi karpuz, kuru nane ve yaş naneyle yaptığı salsa sosuyla servis eden Ramadan, üzerine ise Jamaika'nın Scotch Bonnet acı sosu ve bal döküyor. Dana kuyruktan lahmacun, salamura etten içli köfte Türk toplumundan ve bölgedeki Türklerden çok fazla destek gördüğünü söyleyen Ramadan, rezervasyonlardaki Türk isimlerinin de bu desteği gösterdiğini belirtti. Sosyal medyada bazen tepkiler aldığını da ifade eden Ramadan, "Bunlar Türk yemeği değil. Jamaika yemeği de değil. Bunlar Jurkish yemekleri. Benden başkası yapmadığı için kuralları ben koyarım." diye konuştu. Ramadan, menüye eklemek istediği yeni yemeklerden de söz etti. İlk olarak dana kuyruğundan (pöç) lahmacun yapacağını belirten Ramadan, içli köfteyi ise Jamaikalıların çok sevdiği salamura etle yapmayı düşünüyor. İstanbul ve Berlin'den çok ilgi gördüğünü de söyleyen Ramadan, misafir şef olarak Türkiye'de yer alabileceğini kaydetti.
- Makinenin yapamadığını erkeklerden oluşan "enginar soyma timi" yapıyor
Ankara'da 20'li yaşlarda seyyar tezgahta enginar soyup satmaya başlayan Hüseyin Arslan, büyüyen işlerini yetiştirmek için kurduğu 20 kişilik "enginar soyma timi" ile 25 yıldır hizmet veriyor. Baba mesleğini yıllar geçtikçe büyüten 75 yaşındaki Arslan, büyük firmalardan enginar soyma işi alınca kendi ekibini kurmaya karar verdi. Arslan, "enginar soyma timi" adını verdiği ekipte eli hızlı 20 erkeği bir araya getirdi, onlara kazanç kapısı sağladı. Yarım asırdır enginar soyan 75 yaşındaki Arslan, bu yıl da ekibiyle Aydın'a gelerek Aydın Enginar Kooperatifinin enginar soyma işini üstlendi. Türkiye'nin önemli enginar üretim merkezlerinden Aydın'a her hasat sezonunda gelen ekip, kooperatifin coğrafi işaretli Aydın enginarını soyma işini yapıyor. Yıllardır değişmeyen ekip, kendileri için özel üretilen keskin bıçakları ustaca kullanıp birkaç saniye içinde enginarı soyuyor. Makineden daha hassas çalışan ustalar, adeta gözleri kapalı şekilde hızlıca soyum işlemini tamamlıyor. Yılın 3-4 ayını Aydın'da geçiren ekip, soyulan enginarları bozulmaması için önlerindeki su dolu kaba bırakıyor. Ekipteki bir kişi, günde 800 ila 1000 civarında soyum işlemi yapabiliyor. "Güçlü bir ekibimiz var" Hüseyin Arslan, babasının da iyi bir enginar soyma ustası olduğunu söyledi. İşlere yetişmek için ekip kurduğunu anlatan Arslan, şöyle konuştu: "Güçlü bir ekibimiz var. Bu güçlü ekibi görünce daha çok iştahlanıyorum. Ekip hep aynı. Bu iş sanat, bu işin makinesini de getirdiler soymak için ama bu el emeği. İtalya'dan o kadar para verip getirdiler ama olmuyor, illa el emeği. Eksiğini gediğini görüyorsun, bıçağı kullanacağın yeri biliyorsun. Bu tim her sene burada ekip olarak hazır olur. Askerlikte tim var ya burada da enginar timi var. Enginarın çevresindeki etine, kabuğuna dikkat ediyorsun. Soyan kişi enginarın etine girmeden ona dikkat edecek. Bizim bıçaklar çok keskin. Özel yapılıyor. Dikkat etmezsen parmaklarını keser." Arslan kendisinin günde yaklaşık 1000 enginar soyduğunu ifade ederek , çalışmayı çok sevdiğini ve 50 senedir yaptığı işi yılmadan, yorulmadan sürdürdüğünü anlattı. Kazancının iyi olmasına rağmen gençlerin bu işe pek ilgi göstermediğini aktaran Arslan, yetiştirecek eleman bulamadıklarını sözlerine ekledi. Ekipten Mahmut Özdemir de işlerinde bıçağın keskinliğinin çok önemli olduğunu dile getirerek, "Bu bıçak keskin olmazsa tek bir tane soyamazsın. Bir enginarı en geç 1 dakikada soyman lazım yoksa kararır. Kararınca da iz yapar. Gözü kapalı da soyabiliyoruz. Bakmadan soymak bu bıçaklarla acemi işi değil." dedi. Kadınlar topluyor erkekler soyuyor Aydın Enginar Kooperatifi Başkanı Kenan Kaçar ise üründeki kalitenin bu sezon oldukça iyi olduğunu, tarlada kadınların topladığı enginarı kooperatifte erkeklerin soyduğunu söyledi. Enginar soyma ekibinin çok hızlı olduğunu vurgulayan Kaçar, "Bu arkadaşlarımız işlerinde uzman. Her sene buraya geliyorlar. Soyma işinde risk çok." ifadelerini kullandı. Kaçar, Aydın'da yıllık yaklaşık 7 bin ton enginar üretildiğini belirterek, işçilerin soyum başına 2 ila 2,5 lira aldığını sözlerine ekledi.
- Voleybol antrenörü kadın hem salonda hem besihanede çalışıyor
Isparta'da voleybol antrenörlüğü ve hakemliği yapan Tuba Etci, spor alanındaki mesaisinin dışında, eşiyle kurduğu besihanede hayvanların bakımını üstleniyor. İlkokul yıllarında voleybolla tanışan ve yıllar içinde hem hakemlik hem de antrenörlük yapmaya başlayan Etci, aynı zamanda 17 yıllık evli ve 2 çocuk annesi. Etci, eşinin mesleği kasaplığın da etkisiyle, yıllar önce ailece kurdukları besihaneyi büyüterek hayvancılık faaliyetlerine de yöneldi. İlkokul yıllarında ablasının yönlendirmesiyle voleybola başladığını belirten Etci, "Ablalarım spor yaparken ben de onların izinden giderek voleybola başladım. Severek izlediğim ve oynadığım bu sporu mesleğe dönüştürmek istedim. Lise mezuniyetimin ardından bu yıl 1. kademe voleybol antrenörlük belgesini aldım. Öncesinde Isparta’da açılan hakemlik sınavıyla hakemliğe adım attım." dedi. Antrenörlük ve hakemliği birlikte yürüttüğünü ifade eden Etci, sporu hayatının önemli bir parçası olarak gördüğünü dile getirdi. Eşiyle hayvancılık sektörüne de adım attıklarını anlatan Etci, bu sürecin küçük bir barakada iki oğlakla başladığını söyledi. İşleri yoluna girdikçe, besihaneyi büyüttüklerini dile getiren Etci, "Antrenörlükten arta kalan zamanlarımda eşime yardım etmeye başladım. Hayvanların bakımını ve beslenmesini üstlendikçe bu işin beni de mutlu ettiğini fark ettim." diye konuştu. İşleri yoluna girdikçe, besihaneyi büyüttüklerini dile getiren Etci, "Antrenörlükten arta kalan zamanlarımda eşime yardım etmeye başladım. Hayvanların bakımını ve beslenmesini üstlendikçe bu işin beni de mutlu ettiğini fark ettim." diye konuştu. Etci, 35-40 büyükbaş, 40-50 civarında da küçükbaş hayvana sahip olduklarını kaydederek, kadınların bu tarz işlerde cesaretlendirilmeleri gerektiğini vurguladı. Başlangıçta eşinin hayali olan besihaneyi artık kendi hedefi haline getirdiğini belirten Etci, ilerleyen süreçte daha büyük bir işletme kurmayı planladıklarını anlattı. Mustafa Etci ise eşinin her zaman yanında olduğunu ve bu yolda en büyük destekçisi olduğunu vurguladı. "Bu serüvende eşim olmadan başarılı olmam mümkün değildi." diyen Etci, "O sadece eşim değil, aynı zamanda iş ortağım, en büyük destekçim. Tuba'nın desteği olmasaydı bu noktaya gelemezdik. Bundan sonraki süreçte de birlikte daha büyük hedeflere yürümeyi planlıyoruz." ifadelerini kullandı.
- Hakkarili kadınlar Anneler Günü'nde iş yeri sahibi oldu
Hakkari'de 25 kadın girişimci, Anneler Günü'nde iş yeri sahibi olmanın mutluluğunu yaşadı. Hakkari Belediyesince 3 yıl önce Mukaddes Akar Caddesi'nde 1500 metrekare alana 32 iş yeri, kafe ve lokanta gibi bölümlerin yer aldığı kapalı halk pazarı inşa edildi. Alt katındaki iş yerlerinin ihale yoluyla sahiplerini bulduğu pazarın üst katındaki 16 iş yeri ise belediye ve Lilyana Kadın Kooperatifi arasında imzalanan protokol kapsamında girişimci kadınlara tahsis edildi. Yöresel kıyafet, giyim malzemesi, el sanatları, hediyelik eşya gibi ürünlerin satışının yapılacağı iş yerlerinin açılışı Anneler Günü'nde yapıldı. Vali ve Belediye Başkan Vekili Ali Çelik, açılışta yaptığı konuşmada, kadınların beraber olmalarının herkes için büyük güç olduğunu söyledi. Annelerin ve kadınların hayatın içindeki duruşlarını, birbirine olan inançlarını ve birlikte güçlü olma fikrinin uygulamasını görmek için bir araya geldiklerini belirten Çelik, şunları kaydetti: "Başta annem olmak üzere bütün annelerimizin Anneler Günü'nü kutluyorum. Rabb'im sevdiklerinizle, çocuklarınızla nice huzurlu, sağlıklı bir ömür nasip etsin. Kadın kooperatiflerinin bir arada olmaları bizim açımızdan en büyük güç. Lilyana Kadın Kooperatifi Başkanı Ümmühan Hanım bu işin öncülüğünü yaptı. Diğer 4 kadın kooperatifimizle işbirliğini geliştirerek, kadınlarımızın üretim anlamındaki gücünü pekiştirmek adına böyle bir projeyle başvurdu." Ellerindeki imkanlarla kadınlara destek olmaya çalıştıklarını ifade eden Çelik, "Kadın girişimcilerin sadece üreten tarafında değil, ticaret, pazarlama ve şirketleşme tarafında da eğitilmesi önemli. Onların yerelde olan dinamiklerini belki ülkemize, belki de dünyaya açılacak bir kapı şeklinde tanıtmak ana fikir. Zor gözükebilir bir dünya markası olmak, Hakkari'de üretilen ürünleri dünyanın markası haline getirmek belki ütopik gelebilir ama hiç de zor değil. Açılan yeni iş yerleri kadınlarımıza ve kentimize hayırlı uğurlu olsun." diye konuştu. Lilyana Kadın Kooperatifi Başkanı Ümmühan Keskin ise Çelik'ten kadın emeğini ürünlerinin pazarlanabileceği bir alan talebinde bulunduklarını ifade etti. Taleplerinin karşılık bulduğunu dile getiren Keskin, "Bize inanarak, bizi cesaretlendirerek bizlere halk pazarını tahsis ettiler. Bütün kadınlara ulaşmaya çalıştık. Hakkari'nin neredeyse tüm mahallelerindeki kadınları bir araya getirip eğitim verdik. Haziran ayında tekrar eğitimler verilecek, hibe destekleri sağlanacak. Kadınlara böyle bir günde desteklerini esirgemeyen Valimiz başta olmak üzere herkese teşekkür ederim." dedi. İl Müftüsü Hüseyin Okuş'un dua etmesinin ardından Çelik, annesi Münire Çelik ve kooperatif üyeleri iş yerlerinin açılışını gerçekleştirdi, mağazaları dolaşarak çalışmaları hakkında bilgi aldı. Programa Vali Yardımcısı Tayyar Emre Mahmutoğlu, İl Emniyet Müdürü İdris Yılmaz, AK Parti İl Başkanı Zeydin Kaya, CHP Hakkari İl Başkanı Suzan Çakırbeyli, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve davetliler katıldı.
- Siirtli kadın 8 çocuğuna 11 yıldır hem anne hem baba oldu
Eşini 2014 yılında trafik kazası sonucu kaybeden ve bugüne kadar tekstil sektöründe ve bahçelerde yevmiye usulü çalışarak ailesinin geçimini sağlayan Zinet Dayan, 15 gün önce evlerinin yakınındaki tandırda ekmek pişirerek satmaya başladı. Siirt'te eşinin vefatının ardından hayatın yükünü omuzlayan 46 yaşındaki 8 çocuk annesi Zinet Dayan, alın teri ile çalışarak 11 yıldır evinin geçimini sağlıyor. Barış Mahallesi'nde yaşayan, 12-26 yaş arası 6'sı kız 8 çocuk annesi Dayan'ın eşi, 2014 yılında geçirdiği trafik kazası sonucu yaşamını yitirdi. Eşinin ölümünün ardından çocuklarına hem annelik hem babalık yapan Dayan, evin geçimini sağlamak için bir süre tekstil atölyesinde çalıştı. Daha sonra bahçelerde yevmiye usulü çalışan Dayan, sağlık sorunları nedeniyle emek yoğun işlerde çalışmakta zorlandı. Geçen yıl kendilerine ekmek yapmak için kurduğu tandırda çocuklarının önerisi üzerine 15 gün önce en iyi bildiği iş olan ekmek üretimine başlayan Dayan, evinde hazırlayıp yakındaki tandırda pişirdiği ekmekleri marketlere satarak gelir elde etmeye başladı. "Ekmeği kendimize yapıyorduk şimdi bu benim mesleğim oldu" Dayan, AA muhabirine, eşini kaybettikten sonra ailesinin geçimini karşılamak için daha önce farklı işlerde çalıştığını belirterek, bundan sonra gelirini ekmek yapıp satarak kazanmaya karar verdiğini söyledi. Yıllarca hem annelik hem babalık yaptığı çocuklarından 4 kızını evlendirdiğini, evde 4 çocuğuyla yaşadığını anlatan Dayan, "Eşimi kaybettiğimde başta komşular yardım ediyordu, destek veriyorlardı sağ olsunlar. Zaman geçtikçe o da azaldı. Baktım ki zor duruma düşüyoruz, çalışanım da yok kızımla 6 ay tekstilde çalıştım. Sonra bahçe işlerinde çalıştım. Çocuklarım zorluk çekmesin diye ne iş olsa yapıyorum ama şimdi hastayım, dışarıda çalışamıyorum. Çocuklar 'Anne niye tandırda ekmek yapmıyorsun?' deyince bu işe kalkıştım. Artık çocuklarımın geçimini bu ekmekle sağlayacağım." diye konuştu. Ekmek çeşitlerine yoğun rağbet olduğunu dile getiren Dayan, sosyal medyadan yaptıkları paylaşım üzerine birçok ilden de tandır ekmeği için talep geldiğini belirtti. Dayan, hijyen kurallarına özen göstererek ekmek hazırladığını anlatarak, sözlerini şöyle tamamladı: "Ekmeğimiz güzel ve temiz. Her ekmek yaptığımda tandırı yıkıyorum, temizliyorum. İzmir'den, İstanbul'dan ve Batman'dan aradılar, ekmek yapıp gönderdim. Kargo ve otobüsle gönderiyorum. Gelip buradan alanlar da oluyor. Müşterilerin isteğine göre tereyağı ve süt ile de hazırlıyorum. Çocuklarım küçük, çalışanım yok. Geçen sene bu tandırı yaptım. Ekmeği kendimize yapıyorduk şimdi bu benim mesleğim oldu. Bunu geliştireceğim, birkaç tandır daha yapmayı düşünüyorum."
- Eskişehir'de özel gereksinimli oğluna uygun elbise bulamayınca üretici oldu
41 yaşındaki Altun Urak, üst kol ve uyluklardaki kemiklerin kısalmasına neden olan "Rizomelik kondrodisplazi punktata sendromu" rahatsızlığıyla dünyaya gelen oğlunun giyebilmesi için elbise bulamayınca özel diktiği giysilerin üreticisi oldu. Mahmudiye ilçesi kırsal İsmetpaşa Mahallesi'nde yaşayan Altun Urak'ın üçüncü çocuğu Muhammed Salih'e, 2013 yılında doğumundan 10 ay sonra RCDP sendromu teşhisi konuldu. Kalbinde üç delikle dünyaya gelen ve çeşitli operasyonlar geçiren Muhammed Salih, göbek bölgesinden mama ile beslendiği için standart kıyafetleri kullanmakta zorlandı. Oğlunun giymesine uygun elbise bulamayan 4 çocuk annesi Urak, evladının ihtiyaçlarına uygun özel tasarımlı kıyafetler dikmeye başladı. Mahallesindeki dikiş kurslarına katılarak kendini geliştiren Altun Urak, zamanla benzer durumda olan çocuklar için de elbiseler üretmeye başladı. Urak, pamuklu kumaştan üretilen ve göbek bölgesi beslenme ünitesi için özel olarak tasarlanan "PEG zıbını" adını verdiği elbise için Türk Patent ve Marka Kurumundan (TÜRKPATENT) patent de aldı. İlgi gören ürünün satışını yapan anne Urak, gününün bir kısmını, evinin bir odasını dönüştürdüğü atölyesinde oğlu gibi özel gereksinimli çocukların elbiselerini çıkartmadan beslenmesi için kıyafet dikerek geçiriyor. Yurt içi ve yurt dışından talepleri karşılıyor Altun Urak, oğlu için diktiği zıbının adeta hayatını değiştirdiğini söyledi. Oğlunun vücuduna uygun elbise bulamadığı için özel tasarım elbise dikimine başladığını anımsatan Urak, "Sosyal medyada, 2021 yılında ilk paylaştığımda yoğun ilgi gördü. Kumaşları özenle seçiyorum. Oğlum için ilk kez 2021 yılında diktiğim zıbın, hayatımı değiştirdi." dedi. Urak, RCDP sendromlu her çocuğun Perkütan Endoskopik Gastrostomi (PEG) bölgesinin (ağız yoluyla beslenemeyen hastalar için karın bölgesinden mideye esnek tüp takılması) farklı konumda olduğunu anlatarak, "Her çocuğun kendine ait ölçüsü var. Ben de ona göre kişiye özel dikim yapıyorum. Eklememi istedikleri detaylar oluyor. Kiminin PEG'i solda, kimininki ortada ya da aşağıda. Büyük beden isteyen anneler de oluyor, onların da ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyorum." diye konuştu. Ürünlerini yurt dışına da gönderdiğini belirten Urak, "İsviçre ve Almanya'dan da müşterilerim var. Bazıları yıllık izinde, ülkemize gelecekleri zaman benden ürün istiyorlar ben de dikip hazırlıyorum ve adreslerine gönderim sağlıyorum. Türkiye'nin dört bir yanına sipariş gönderiyorum." ifadelerini kullandı. "Kendime ait atölyemin olmasını çok isterim" Urak, en büyük desteği çocukları ile eşinden aldığının altını çizerek, oğlunun bakımını yaptığı süreçte ilkokul ve ortaokul eğitimlerini tamamlayıp lise eğitimine devam ettiğini, ayrıca devlet kurslarına katılarak ustalık ve usta öğreticilik belgelerini de aldığını dile getirdi. Yaşadığı mahallede evine yakın atölye açmak ve burada satış yapmak istediğine değinen Urak, şöyle konuştu: "Bir iş yeri kuracak kadar malzemem var ama henüz bunu gerçekleştiremedim. Oğlumun ihtiyacı olduğu zaman gelip ona bakabilmek için evime yakın bir iş yerimin olmasını hayal ediyorum. Şu anda 9 yaşındaki kızımın odasında dikiş yapıyorum, tozlara maruz kalıyor. Kendime ait atölyemin olmasını çok isterim."
- Bir hayalin peşinden: Ercan Cim'in Fransız pastacılığına yön veren başarı hikayesi
"Hayalinden Vazgeçmedi: Fransız Pastacılığını Türkiye’ye Taşıyan Ercan Cim’in İlham Veren Yolculuğu" 1982 yılında Şanlıurfa’da doğan Ercan Cim, daha çocukken büyük hayaller kurmaya başlamıştı. Amacı, bir gün kendi markasını yaratmak ve gastronomi dünyasında fark yaratan bir isim olmaktı. Ancak bu yolculuk hiç kolay olmadı. Küçük yaşlardan itibaren mutfağa duyduğu ilgi, onu farklı lezzetler peşinde koşmaya yöneltti. Gençliğinde defalarca girişimde bulundu, dört kez başarısız oldu. Parası yoktu, imkânları kısıtlıydı ama hayalinden vazgeçmedi. Her seferinde yeniden başlayarak deneyim kazandı ve hayalini adım adım inşa etti. Türkiye’de edindiği tecrübeler ve özgün tarifleriyle net bir hedef belirledi: Fransız pastalarını Türk damak tadına uygun hale getirmek ve bu lezzetleri bir marka çatısı altında sunmak. 2015 yılında Beykoz Kavacık’ta ilk şubesini açtı: Cim’s Cream & Puff. İlk başta her şey yavaş ilerledi. Ancak Ercan Cim’in kendine özgü sunumları ve sosyal medyada hızla yayılan videoları kısa sürede dikkat çekti. Kuzguncuk şubesi önünde yüzlerce metre kuyruklar oluşmaya başladı. Lezzetiyle olduğu kadar, estetik sunumları ve sıcak atmosferiyle de müşterilerini etkileyen Cim’s Cream & Puff, sanat camiası, ünlü isimler ve iş dünyasının uğrak noktası haline geldi. Bugün markaya hem yurt içinden hem de yurt dışından yoğun bir ilgi var. Şirket, gelen talepleri dikkatle değerlendiriyor. İlk yurt dışı projelerinin ise büyük olasılıkla Almanya’da özellikle Stuttgart, Frankfurt ve Berlin şehirlerinde hayata geçirilmesi planlanıyor. Hiçbir başarının tesadüf olmadığını bir kez daha gösteren Ercan Cim’in hikayesi, hayallerin peşinden gitmenin, sabrın ve vazgeçmemenin ne denli önemli olduğunu anlatıyor.
- Eşinin vefatının ardından tek başına çiftçilik yapan kadın, eğitimini de aksatmıyor
Karaman'da yaşayan 3 çocuk annesi çiftçi Muazzez Yaşar, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle 2021'de kaybettiği eşinin yokluğunda traktör kullanmayı öğrenip, tarlaların ekim ve dikimini yapıyor. Karamanlı 46 yaşındaki Muazzez Yaşar, Kovid-19 salgını nedeniyle eşi Alper Yaşar'ın hayatını kaybetmesinin ardından büyük üzüntü yaşadı. Toprakla uğraşmanın kendisine iyi geleceğini düşünen Yaşar, Taşkale köyünde eşinden kalan araziyi ekmek için ehliyet alıp traktör kullanmayı öğrendi. Tarla işlerini kendisi yapmaya başlayan Yaşar, evlatlarına iyi bir gelecek hazırlamaya çalışırken kendi eğitimini de ihmal etmedi. Ortaokulu bitirip liseden mezun olmaya hazırlanan Yaşar, avukat oğlu gibi üniversite eğitimi almak istiyor. Küçük kızının "Biz de senin gibi güçlü olacağız" sözü motive etti Yaşar, vefat etmeden iki yıl önce çiftçiliğe başlayan eşine yardım ettiğini söyledi. Toprakla uğraşmanın kendisine terapi gibi geldiğini anlatan Yaşar, "Eşim vefat ettiğinde arazilerimiz ekiliydi. Kardeşimin desteğiyle ürünü hasat ettik. Toprağı, doğayı sevdiğim için işin başına geçmek istedim. Bırakacak gibi olduğumda 12 yaşındaki kızım, 'Anne başarırsın, yaparsın. Biz de senin gibi güçlü olacağız' sözleriyle beni motive etti. Oğlum ve iki kızım her zaman destekçim oldu." ifadesini kullandı.Ehliyet alıp, traktör kullanmaya başladıktan sonra rahatladığını aktaran Yaşar, tarla sürmede biraz zorlansa da zamanla bu işte de iyi olacağı konusunda kendisine güvendiğini kaydetti. Çevresindekilerin yaptığı işleri görünce tebrik ettiğini vurgulayan Yaşar, "Bu işler beden gücü gerektirdiği için ilk başlarda 'yapamazsın' dediler. Bedenen zorlandığım, yorulduğum zamanlar oldu ama vazgeçmedim. Başardıkça, pes etmedikçe beni örnek aldılar. Kadın isterse her şeyi yapar. Etrafımızdakiler bize destek olsun her şeyi yapabiliriz." diye konuştu. Kendini geliştirmek için her fırsatı değerlendirdi Yaşar, ev işi, tarla işi derken eğitimini de ihmal etmediğini belirterek, şöyle konuştu: "İlkokul mezunuydum. Eşimle zaten eğitimimizi devam ettirmeyi istiyorduk. İlk önce ortaokulu bitirdim. Sonra açık liseye başladım. Mezun olmak için bir dersim kaldı. Hedefim üniversite sınavına girmek. Toprağı sevdiğim için buna uygun bir alanda okumak istiyorum. İlk başlarda elemanlar tarla sürerken ağacın altına oturup, kitabımı okuyor, dersime çalışıyordum. Çalışmak için kütüphaneye de gidiyordum. Kendimi geliştirmek için her fırsatı değerlendirdim. Yeterli azim gösterince her türlü zorluğun üstesinden geliniyor." Hakkındaki olumlu söylemlerin motivasyonunu artırdığını anlatan Yaşar, her konuda kendisini geliştirmeye devam etmek istediğini dile getirdi.
- Paralimpik Oyunları üçüncüsü Ecem ve Cahide'nin hedefi dünya şampiyonluğu
Paris 2024 Paralimpik Oyunları'nda bronz madalya kazanan milli judocu Ecem Taşın Çavdar ve Cahide Eke dünya şampiyonluğu için çalışıyor. Kazakistan'ın başkenti Astana'da gerçekleştirilecek Dünya Şampiyonası'na Kastamonu Olimpiyat Hazırlık ve Kamp Eğitim Merkezi'nde teknik direktör Haldun Efemgil yönetiminde hazırlanan Paralimpik Judo Milli Takımı, şampiyonaya 12 sporcuyla katılacak. Kadınlar 52 kilo J1 kategorisinde mücadele edecek Ecem Taşın Çavdar, AA muhabirine, judoyu çok sevdiğini söyledi. Daha önce atletizm ile ilgilendiğini anlatan Ecem, "Başta atletizm yapıyordum daha sonra gece körlüğüm olduğunu fark ettiler. Zamanla gözüm büyük oranda kapandı. Rapor çıkarınca bu alanda yapabileceğim hangi sporlar olduğunu baktım. Sonra judoya başladım. Judo daha çok hoşuma gitti ve atletizmi bıraktım. Burada rekabet daha fazla var. Burada sadece antrenman yapmıyoruz zeka çarpışması da yapıyoruz o yüzden judoya devam ettim." diye konuştu. Bugüne kadar birçok madalya kazandığını belirten milli judocu, "En son 2024 Paris Olimpiyatları'nda bronz madalya aldım. Üç kez olimpiyatlara katıldım. Bu benim ikinci üçüncülük madalyam. Şu anda Kastamonu'da Dünya Şampiyonası için yeni bir kampa devam ediyoruz. Dünya Şampiyonası'na gideceğiz. Yeni hedeflerin peşine düştük. İnşallah güzel bir şekilde devam edeceğiz." ifadelerini kullandı. "Altın madalya alacağıma inanıyorum" Yeni bir sıklette yarışmaya başladığını anlatan Ecem, "Normalde 48 kiloda yarışıyordum. Şimdi 52'de yeni bir sıklete başladım. Yeni sıklette ilk katıldığım şampiyonada üçüncü oldum. Orada eksiklerimi gördüm, şimdi o doğrultuda çalışmalarımı yapıyorum." değerlendirmesinde bulundu. Hedefinin dünya şampiyonluğu olduğuna işaret eden Ecem, şunları kaydetti: "Dört yılda bir dünya şampiyonası yapılıyor. Altın madalyayı ben kapmak istiyorum. Olimpiyatlarda bronz madalya aldım bu benim gerçekten içime oturdu. Dünya Şampiyonası'na Türk bayrağını dalgalandırmaya gidiyorum. Orada kesin olarak altın madalya alacağıma inanıyorum." Kadınlar 48 kilo J2 kategorisinde mücadele edecek Cahide Eke ise çalışmaların oldukça iyi gittiğini söyledi. Beden eğitimi öğretmenliği yaptığını ifade eden Cahide, "Paris'te bronz madalya kazandım. Benim için ilk olimpiyattı. Olimpiyatlardan madalya ile döndüğüm için çok mutluyum. Uzun ve yorucu bir süreçti. Çok iyi hazırlanmıştık. Takım arkadaşlarım ve hocalarım sayesinde bronz madalya kazandım." dedi. Dünya Şampiyonası'ndaki hedeflerinden bahseden milli judocu, "Hedefim altın madalya kazanıp bayrağımızı göklere çıkarmak. Hem bireysel hem de takım halinde altın madalyayı kazanmayı hedefliyoruz." şeklinde konuştu.
- Kocaeli'de girişimci kadınlar, ata tohumundan ürettikleri fidelerle sürdürülebilir tarıma katkı sağlıyor
Kocaeli'de kadınlar, seralarda ata tohumlarından ürettikleri fidelerle hem aile ekonomilerine katkı sağlıyor hem de sürdürülebilir tarıma destek oluyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın himayesinde yürütülen "Ata Tohumu" projesi kapsamında bir araya gelen 8 kadın, 2022'de Dane Riz Kadın Girişimi Üretim İşletme Kooperatifini kurdu. Kocaeli Büyükşehir Belediyesinin destekleriyle Başiskele ilçesinde kurulan serada ata tohumlarını toprakla buluşturan kadınlar, ilk yıl 10 bin, ikinci yıl 25 bin, bu yıl ise 110 bin fide üretmeyi başardı. Tescilli ata tohumlarından Kandıra kıl biberi, salçalık biber, Kandıra Anka domatesi ve turuncu çeri kokteyl domatesin üretimini yapan kadınlar, bu yıl Koçaş ve topak patlıcanlarını da ürün yelpazelerine ekledi. Yeni kurulacak seralarla üretim kapasitelerini artırmak isteyen kadınlar, hem aile bütçelerine katkı sunmayı hem de sürdürülebilir tarımı yaygınlaştırmayı hedefliyor. "Ata tohumu fideleriyle sürdürülebilirliğe katkı sağlıyoruz" Dane Riz Kadın Girişimi Üretim İşletme Kooperatifi Başkanı Serap Aslan, AA muhabirine, "Ata Tohumu" projesine gönüllü başladıklarını, bahçelerinde ektikleri tohumlardan güzel verim almaları üzerine 3 yıl önce gönüllü kadınlarla "tohum serpen" anlamına gelen Farsça "Dane Riz" adıyla kooperatifi kurduklarını söyledi. Kuruldukları ilk yıl 10 bin, ikinci yıl ise 25 bin fide ürettiklerini aktaran Aslan, "Bu yıl 110 bin ata tohumundan fideyi doğaseverler ve tarımseverlerle buluşturacağız. Amacımız sürdürülebilir tarımın yaygınlaştırılması. Ürettiğimiz fideler hibrit gibi değil, çekirdeğine iyi bakılırsa nesiller boyu yetiştirilebilir. Büyükşehir Belediyesinin bize tahsis ettiği serada 8 kadın üretim yapıyoruz." diye konuştu. Ata tohumlarının uzun yıllardır nesilden nesile aktarılan değerli miraslar olduğunu vurgulayan Aslan, "Ata tohumu sevenler, organik tarım yapanlar ve özellikle hobi bahçesi sahipleri bu fideleri tercih ediyor. Hibrit fideler tek yıllık oluyor ancak ata tohumları her yıl yeniden filizlenebilir. Torunlara miras kalabilecek nitelikte. Bizim için çok kıymetli." ifadelerini kullandı. Aslan, Kocaeli'de tescillenmiş ve sertifikalanmış 4 çeşit ata tohumunu serada ürettiklerine değinerek, "Kandıra kıl biberi, salçalık biber, Anka domates ve turuncu çeri kokteyl domatesin üretimini yapıyoruz. Bu yıl Koçaş ve topak patlıcanı da ürünlerimize dahil ettik. Mayıs ayı itibarıyla fidelerin satışını seralarımızdan gerçekleştiriyoruz. Çeşitleri artırmak için çalışıyoruz." dedi. Ata tohumundan üretilen fidelerin daha fazla talep görmesini ve çiftçilerin bu tohumları toprakla buluşturmasını istediklerini dile getiren Aslan, şöyle devam etti: "Şu an herkes sürdürülebilirlik için çaba gösteriyor. Biz de tarım alanında ata tohumu fideleri üreterek bu mücadeleye katkı sunuyoruz. Ata tohumları tat, koku ve vitamin değeri açısından hibrit türlere göre çok daha yüksek özellikler taşıyor. Geçmişten geleceğe miras olan ata tohumlarımızla üretmeye devam ediyoruz." Kooperatif üyelerinden Ayda Döşkaya, sabahın erken saatlerinde seraya geldiklerini ve fideleri büyük emekle yetiştirdiklerini anlattı. Fideleri çocuk gibi özenle büyüttüklerini söyleyen Döşkaya, "Artık pek çok ürün ilaçlanıyor. Ne yediğimizi bilmiyoruz. Tükettiğimiz sebzenin tohumunu tekrar alamıyoruz ama ata tohumlarından yeniden tohum alabiliyoruz. Bu da sürdürülebilirliği beraberinde getiriyor. Ata tohumumuza sahip çıkalım." dedi.
- Emeklilikten sonra yöneldiği keçe sanatında kültürel miras taşıyıcısı oldu
Ziraat mühendisliğinden emekli olduktan sonra öğrendiği keçecilikte ustalaşan, Kültür ve Turizm Bakanlığınca somut olmayan kültürel miras taşıyıcısı unvanı verilen Özgür Dönmez, kendi atölyesini kurmayı hedefliyor. Ankara'da yaşayan 60 yaşındaki Dönmez, 2015'te emekli olduktan sonra yeni hayatına adapte olabilmek için kendisine bir uğraş arayışına girdi. Islak keçe kursuna başlayan Dönmez, aldığı eğitimlerle ustalaştı. Özgür Dönmez, 2019 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığınca düzenlenen sınavlarda başarı sağlayarak somut olmayan kültürel miras taşıyıcısı unvanını aldı. Keçe ustalığına uzanan hikayesini AA muhabirine anlatan Dönmez, çok keyifli bir çalışma hayatı geçirdiğini belirterek, emekliliği yeni bir başlangıç olarak gördüğünü söyledi. "Ben üretmeyi, hayatın içerisinde olmayı çok seviyorum" Dönmez, emeklilikle iş yaşamı arasındaki farka yönelik, emekli olduktan sonra artık zamanının çoğunu kendine ayırabildiğini belirterek, şöyle konuştu: "İş yaşamında sabah saat 08.00 ya da 09.00'da başlıyorsunuz, akşam 17.00 ya da 18.00'de bırakıyorsunuz. Rutin bir düzeniniz var. Emekli olduğunuzda bu zaman boşa çıkıyor. Zaman, en hızlı akan ve en değerli şey aslında ve onu nasıl değerlendireceğinizi bilmiyorsunuz. Eşim yeni emekli oldu. O da aynı süreci yaşıyor. Tabii herkes için farklıdır. Ben üretmeyi, hayatın içerisinde olmayı çok seviyorum. Gençlerle, çocuklarla olmaktan keyif alıyorum. Dolayısıyla üretmek son derece kıymetli. O nedenle benim için yeni bir başlangıç." "Kurs bitti ama yün bitmedi" Kursa başlamadan önce keçeye ve keçeciliğe dair bilgisi olmadığını anlatan Dönmez, "Neden o kursa gittim, niye başladım bilmiyorum. Hiçbir şey bilmeden gittim o kursa. Başlangıçta yapamayacağım diye bırakmaya da karar verdim." dedi. Dönmez, kurs hocasının, kendisine şans tanımasını söylemesi üzerine derslere devam ettiğini belirterek, "5 aylık bir kurstu. Kurs bitti ama yün bitmedi. Öyle olunca ben evde çalışmaya devam ettim. Sonra sergiler, etkinlikler derken bugüne geldim." diye konuştu. Keçeden sanat eserlerinin yanı sıra günlük yaşamda kullanılabilecek ürünler de ürettiğini belirten Dönmez, tablo, elbise, yelek, kaban, çanta, takı, fular, avize, halı ve şapka gibi hemen hemen her şeyi yapabildiğini söyledi. Keçe ve ıslak keçe yöntemiyle ilgili bilgi veren Dönmez, şöyle devam etti: "Koyun, keçi, tavşan gibi hayvanların yünlerinin alkali (bazik özellikli kimyasal çözelti) ortamda birbirlerinin arasında sıcak suda çevrilerek kilitlenmesiyle oluşuyor. Keçe, ilk tekstil ürünüdür aslında. Islak keçe, geleneksel bir tekniktir. Çok eski, milattan önce 3. ve 4. yüzyıldan beri kullanılan bir teknik. İğneli keçe dediğimiz, sizin bildiğiniz, iğneyle yapılan keçe daha sonra dekoratif amaçla geliştirilmiş." Özgür Dönmez, yünün keçeye dönüşme sürecine ilişkin şunları söyledi: "Yünün keçe olma yolculuğu çok zor. Onu seriyorum, su ve sabunla ıslatıyorum, çeviriyorum, bir süre sonra kaynar su koyuyorum üzerine. Sonra keçeleşsin diye alıyorum, yerden yere atıyorum. Aslında hayat da öyle. Bizler de hayatın içerisinde bir sürü sıkıntılarla yoğurularak kendimizi geliştiriyoruz ve değiştiriyoruz. Keçenin son hali son derece dayanıklıdır. İnsan da bu sıkıntıları yaşaya yaşaya olgunlaşıyor. " Keçecilikte tekniğin sabit olduğunu dile getiren Dönmez, öğrenen herkesin yapabileceğini fakat en büyük zorluğun, bedensel yorgunluk olduğunu sözlerine ekledi. Dönmez, "Tekniği öğrendikten sonra sizin içinizde ne varsa aslında onu dışa yansıtıyorsunuz. Dolayısıyla keçeyi herkes yapabilir. Sadece bir sıkıntı var. Keçe bedensel bir çalışma. Örneğin ben atölyem olmadığı için evimde, yerde çalışıyorum. Dolayısıyla belimi, boynumu, kollarımı sürekli çevirdiğim için zorlanıyorum." şeklinde konuştu. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen Kültür Yolu Festivali kapsamındaki etkinlikte henüz bir sergi açmadığını belirten Dönmez, bu talebini dile getirdiğini, bu vesileyle festivale dahil edildiğini ve tablolarının burada ilgi gördüğünü ifade etti. Sergileri hakkında bilgi veren Dönmez, şunları kaydetti: "Benim sergilerim tematik sergilerdir. İlk sergim Keçenin Yolculuğu idi. O sergide her şey yer alıyordu. İkinci sergimi ise bir kadın olarak 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde açtım. Bu sergim şiirler eşliğinde gezildi. Her sergimin başında bulunuyorum; dileyen ziyaretçilere sergiyi bizzat gezdiriyorum. Son sergim ise Zümrüd-ü Anka’nın Yolculuğu. Bu sergiye ait eserim çok özel, 6 metre 40 santim uzunluğunda bir tablo. Simurg'u keçeye uyarladım." "Hayalim, atölyemin olması" Kendi atölyesini açmayı çok istediğini ifade eden Özgür Dönmez, eşinin, fazla çalışıp kendisini yıpratmasından endişe ettiği için bu isteğine ilk başta karşı çıktığını söyledi. Ankara Kalesi'nde atölye yeri aldıklarını fakat ekonomik nedenlerden dolayı şu an istediği atölyeyi kuramadığını belirten Dönmez, "Hayalim, atölyemin olması. Sadece keçe yapmak değil, hayatı paylaşmak istiyorum. Çocukların yumak yumak ellerinin suya ve keçeye değmesini istiyorum. Onlarla masalları, hayatı, keyfi paylaşmak istiyorum." diye konuştu. Dönmez, "Evde çalışmak son derece zor. Yerde çalışıyorum. Masam yok, dolayısıyla zemini boşaltıyorum. Altına kalın naylon seriyorum. Sonra onun üzerinde keçe yapmaya çalışıyorum. En büyük sıkıntısı, evin hiç toplanmaması." dedi.
- Mardin'de öğrenciler taziyeevleri, park ve bahçeler için malzeme üretiyor
Mardin'in Kızıltepe ilçesindeki Mimar Sinan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencileri, taziyeevleri ile park ve bahçeler için çeşitli malzemeler üretiyor. Mardin Büyükşehir Belediyesi ile yapılan protokol çerçevesinde öğrenciler, sedir, oturma bankı, piknik masası, çardak, saksı ve çöp kovası üretimi için kolları sıvadı. Mobilya ve İç Mekan Tasarımı ile Metal Teknolojisi alanlarında eğitim gören 60 öğrenci, 12 öğretmen gözetiminde ilin tamamına dağıtılmak üzere ilk etapta 300 piknik masası, 400 bank, 500 saksı, 500 çöp kovası ve 200 sedir yapmaya başladı. İlçe Milli Eğitim Müdürü Abdulkadir Gümüş, okulda Mardin Büyükşehir Belediyesi ile yapılan protokol gereği 5 çeşit ürün yaptıklarını söyledi. Taziyeevlerine sedir, şehrin farklı noktalarında kullanılacak saksı, çöp kovaları ile park ve bahçelere bank ve piknik masaları ürettiklerini belirten Gümüş, şunları kaydetti: "Üretimler devam ediyor. Yapılan ürünleri belediye ekipleri ihtiyaç duyulan yerlere götürüyor. Büyükşehir Belediyesi ile 23 milyon liralık bir protokol imzaladık. Büyükşehir Belediyemizin çalışmaları bu şekilde devam ederse yılsonu itibarıyla ciromuz 30 milyon lirayı bulacaktır. Atölyelerimizde tam kapasite ile 60 öğrencimiz sürekli çalışabiliyor. Öğrencilerimiz bir asgari ücret alabiliyor. Büyükşehir Belediyemiz bu protokol ile öğrencilerimizin istihdamına ve şehrimizin güzelleşmesine katkı sunuyor." Mardin Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanı Halef Eraslan ise Vali ve Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Tuncay Akkoyun'un talimatıyla yapılan protokol çerçevesinde kent donatılarını vatandaşların hizmetine sunduklarını anlattı. Öğrencilerden Hamdullah Akkoyun da okulda üretim yaptıkları için mutlu olduklarını söyledi. Metal teknolojisi alanında mesleğin birçok inceliklerini öğrendiğini kaydeden Akkoyun, ileride iş yeri açmak istediğini anlattı. Şahin Tarhan ise mobilya bölümünde eğitim gördüğünü ve öğretmenlerinin desteğiyle meslek öğrendiklerini dile getirdi.











