Search this site
Boş arama ile 1096 sonuç bulundu
- Türkiye'de işsizlik oranı yüzde 8,7 ile son 12 yılın en düşük seviyesine indi
Türkiye'de işsizlik oranı, 2024'te bir önceki yıla göre 0,7 puan gerileyerek yüzde 8,7 ile son 12 yılın en düşük seviyesine indi ürkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), geçen yıla ilişkin iş gücü istatistiklerini açıkladı. Buna göre, ülke genelinde işsiz sayısı geçen yıl 2023'e kıyasla 151 bin kişi azalarak 3 milyon 113 bin kişi oldu. İşsizlik oranı, geçen yıl bir önceki yıla göre 0,7 puan düşerek yüzde 8,7 olarak kayıtlara geçti. Böylece, işsizlik oranı son 12 yılın en düşük seviyesinde gerçekleşti. Bu oran 2012'de yüzde 8,3 olmuştu. "İş Gücü İstatistikleri 2024" bülteni açıklandı Buna göre, geçen yıl işsizlik oranı erkeklerde yüzde 7,1, kadınlarda yüzde 11,8 olarak tahmin edildi. 15-24 yaş grubunu içeren genç işsizlik oranı 2024'te bir önceki yıla göre 1,1 puan azalarak yüzde 16,3 oldu. Bu yaş grubunda işsizlik oranı, erkeklerde yüzde 13,1, kadınlarda ise yüzde 22,3 olarak hesaplandı. Bu dönemde, istihdam edilenlerin sayısı bir önceki yıla göre 988 bin kişi artarak 32 milyon 620 bin kişiye, istihdam oranı da 1,2 puan artışla yüzde 49,5'e çıktı. Söz konusu oran erkeklerde yüzde 66,9, kadınlarda yüzde 32,5 olarak belirlendi. Geçen yıl 4 milyon 827 bin kişi tarım, 6 milyon 746 bin kişi sanayi, 2 milyon 162 bin kişi inşaat, 18 milyon 886 bin kişi hizmet sektörlerinde istihdam edildi. Bir önceki yılla karşılaştırıldığında istihdam edilenlerin sayısı, tarımda 132 bin, sanayide 35 bin, inşaatta 165 bin, hizmet sektöründe 656 bin kişi arttı. İstihdam edilenlerin yüzde 14,8'i tarım, yüzde 20,7'si sanayi, yüzde 6,6'sı inşaat, yüzde 57,9'u ise hizmet sektöründe yer aldı. Bir önceki yılla karşılaştırıldığında hizmet ve inşaat sektörünün, istihdam edilenler içindeki payı 0,3 puan artarken sanayi sektörünün payı 0,5 puan azaldı, tarım sektörünün payı ise değişim göstermedi. İş gücü, geçen yıl bir önceki yıla göre 837 bin artışla 35 milyon 733 bin kişi, iş gücüne katılım oranı 0,9 puan artarak yüzde 54,2 oldu. İş gücüne katılım oranı erkeklerde yüzde 72, kadınlarda ise yüzde 36,8 olarak kayıtlara geçti. Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel iş gücü ve işsizlerden oluşan atıl iş gücü oranı, 2024'te bir önceki yıla göre 3,9 puan artarak yüzde 26,7'ye çıktı. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 18,1, işsiz ve potansiyel iş gücünün bütünleşik oranı yüzde 18,4 olarak gerçekleşti. En yüksek istihdam oranı "Ardahan"da Geçen yıl işsizlik oranı en yüksek iller yüzde 4 ile "Burdur" ve "Kastamonu" oldu. İşsizlik oranı en düşük bölge yüzde 18,3 ile "Hakkari" olarak kayıtlara geçti. En yüksek istihdam oranı yüzde 60,6 ile "Ardahan"da gerçekleşti. En düşük istihdam oranı ise yüzde 35,3 ile "Hakkari"de hesaplandı. En yüksek iş gücüne katılma oranı yüzde 63,9 ile "Ardahan"da görüldü. En düşük iş gücüne katılma oranı ise yüzde 41,6 ile "Siirt"te kaydedildi.
- Siirtli kardeşler birikimlerine KOSGEB desteğini de katarak atölye sahibi oldu
Siirt'te birikimlerine devlet desteğini de katan iki kardeş, dijital baskı ve ışıklı tabela atölyesi kurdu. Uzun yıllar İstanbul'da matbaa ve tekstil atölyesinde çalışan 1 çocuk babası 37 yaşındaki Şahan Yıldırım, döndüğü memleketinde 3 çocuk babası ağabeyi 40 yaşındaki Emrah Yıldırım ile kendi işlerini kurma kararı aldı. Birikimleri yetersiz kalan iki kardeş, Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığının (KOSGEB) "Girişimci Destek Programı İş Geliştirme Desteği"ne başvurdu. Başvuruları onaylanan kardeşler, geri ödemeli 1,5 milyon lira tutarında makine ve teçhizat desteği aldı. Kooperatif Mahallesi'nde iki katlı atölye kuran, 5 kişiye de istihdam sağlayan kardeşler iç ve dış mekanlar için metal, plastik, cam ve tahta yüzeyler üzerine yüksek kaliteli baskı yapıyor, ışıklı tabela hazırlıyor. "Başaramazsın, yapamazsın, iflas edersin diyen çok oldu" Şahan Yıldırım, hep ağabeyiyle kendi işlerini kurma hayalleri olduğunu ancak yeterli birikimleri bulunmadığı için bugüne kadar bunu gerçekleştiremediklerini söyledi. Gurbete çalışmak için 20 yaşındayken gittiğini belirten Yıldırım, "Yıllarca orada çalıştım. Grafik tasarım tecrübem var. Oradan kazandığım parayla biraz birikim yaptım. KOSGEB'e başvurduk. Ağabeyim de katkı sağladı. KOSGEB başvurumuz olumlu sonuçlanınca Siirt'te atölye açma hedefimize ulaştık, 5 kişiye de istihdam sağladık." dedi. En zor zamanda devlet desteğini yanlarında hissettiklerini ifade eden Yıldırım, verilen 1,5 milyon liralık destek sayesinde atölyeyi sıfır makinelerle açtıklarını anlattı. Yıldırım, hiç karamsar olmadıklarını ve hep hayallerinin peşinden gittiklerini dile getirerek, kendi işini kurmak isteyenlere KOSGEB'e başvurmaları tavsiyesinde bulundu. İş yeri kurma aşamasında karşılaştıkları birçok olumsuzluğa rağmen geri adım atmadıklarını anlatan Yıldırım, "Başaramazsın, yapamazsın, iflas edersin diyen çok oldu. Onları dinlemedim, yoluma devam ettim. Şimdi hedefim daha da büyük bir iş yeri sahibi olmak ve istihdamı artırmak." diye konuştu. Yıldırım, grafik tasarım ve matbaa baskısının yanı sıra tekstil üretimine yönelik de tecrübeleri bulunduğunu belirterek, ilerleyen süreçte tekstil üretimiyle ilgili de memleketlerinde yatırım yapmayı planladıklarını kaydetti. Emrah Yıldırım da kardeşiyle kendi iş yerlerini kurmanın mutluluğunu yaşadıklarını söyledi. Devlet desteğiyle 4 makine ve teçhizatla 2 katlı atölye açtıklarını anlatan Yıldırım, kaliteli üretimle piyasada kendilerinden söz ettirmeyi hedeflediklerini belirtti. Yıldırım, KOSGEB desteğiyle alınan makinelerin bölgede sayılı olduğunu, devlet desteğinin kendilerine büyük katkı sunduğunu ifade etti. "Geri ödemeler 36 aylık program süresi sonunda başlıyor" KOSGEB Siirt İl Müdürü Ömer Erkılıç, girişimcileri desteklemek amacıyla sunulan "Girişimci Destek Programı İş Geliştirme Desteği"ne başvuran Yıldırım kardeşlere destek sunduklarını söyledi. Siirt'te kendi iş yerini kurmak isteyen, iş fikri olan girişimcileri KOSGEB'e beklediklerini dile getiren Erkılıç, iş geliştirme desteği kapsamında girişimcilere 1,5 milyon lira üst limit dahilinde yüzde 80 geri ödemeli destek sağlandığını, girişimcinin genç, kadın, engelli, gazi veya birinci derecede şehit yakını olması durumunda destek üst limitine 150 bin lira daha eklendiğini belirtti. Erkılıç, "İşletmenin personel, makine, teçhizat ve kalıp, yazılım ve hizmet alımı giderlerine destek sağlanıyor. Geri ödemeler 36 aylık program süresi sonunda başlıyor." ifadelerini kullandı.
- Kadın girişimci yumurta kabuğundan kalsiyum, zarından protein üretiyor
Balıkesir'in Bandırma ilçesinde kurduğu tesiste "sıfır atık" prensibiyle yumurtanın kabuğunu geri dönüştüren kadın girişimci Şükriye Özbilen, gıda ürünlerinde kullanılmak üzere doğal protein ve kalsiyum içeren katkı maddesi üretiyor. Selçuk Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Sağlık Kurumları İşletmeciliği Bölümü'nden mezun olan 36 yaşındaki Özbilen, kendisinde süte karşı küçük yaşlarda oluşan laktoz intoleransı (süt şekerinin sindirilememesi durumu) konusunda araştırmalara başladı. Bunun üzerine Özbilen, sütten alınacak kalsiyumun alternatiflerini araştırırken, yumurta kabuğundan kalsiyum, zarından da protein üretilebildiğini öğrendi. Yumurta kabuğu geri dönüşüm projesiyle AR-GE ve ÜR-GE çalışmalarına başlayan Özbilen, 2018'de şirketini kurdu. Kadın girişimci, Ömerli Mahallesi'nde kurduğu 1050 metrekarelik fabrikasında likit yumurta fabrikalarından çıkan aylık 100 ton atık kabuğu biyolojik yararlılığı yüksek, protein ve kalsiyum kaynağına dönüştürmeye başladı. Özbilen'in ürettiği, çeşitli proseslerden geçirilip toz haline getirilen yumurta kabukları bazı özel ekmek ve makarnalarda, takviye edici gıda ürünlerinde kalsiyum ve protein katkı maddesi olarak kullanılıyor. Yumurta kabuğu kaynaklı kalsiyum sitrat ve kalsiyum karbonat da üretmeye başlayan Özbilen, 2024 yılında Halkbank Üreten Kadınlar Yarışmasında "Sıfır Atık Kategorisi" ödülünün sahibi oldu. Kendi markasını oluşturarak Türkiye'nin birçok kentine ürünlerini gönderen Özbilen, taleplerin artması üzerine ürünlerini Fransa üzerinden Avrupa'ya da ihraç etmeye başladı. "TÜBİTAK'da analiz ettirdik" EGGLİN Gıda Şirketi'nin kurucusu olan Şükriye Özbilen, AA muhabirine, yaptığı araştırmalarda Türkiye'deki likit yumurta üreten fabrikalarda ciddi yumurta kabuğu atığı oluştuğunu öğrendiğini söyledi. Yumurta kabuklarının genellikle atıldığını ve değerlendirilmediğini ifade eden Özbilen, şöyle konuştu: "Bunun üzerine likit yumurta fabrikasından bir numune aldım. Önce bunun içindeki kalsiyum kaynağını öğrendim. Toz haline getirdiğim yumurta kabuğunu da kullanarak evde makarna yaptık. Bunu TÜBİTAK'da analiz ettirdik ve iyi bir kalsiyum sonucu aldık. Kalsiyumun kendi vücudunda faydasını gören birisi olarak yumurta kabuğuna olan ilgim çok daha fazla arttı. Çünkü yumurta kabuğundaki kalsiyum sentetik kalsiyumlara göre biyoyararlılığı ve midede çözülme hızı 4 kat daha fazla." Özbilen, yumurta kabuğuna ilişkin yaptığı çalışmalarda da zarında ciddi oranda protein olduğunu öğrendiğini vurguladı. Yumurta zarındaki proteinin, kas ve eklem ağrıları için ağrı kesici ve tedavi edici özelliğinin olduğunu aktaran Özbilen, şunları kaydetti: "Bununla ilgili Almanya, ABD ve Türkiye'de bilimsel çalışmalar yapılmış. Bunları öğrendikten sonra yumurta kabuğundaki zarı da daha iyi bir şekilde ayrıştırmaya başladık. Şu anda Avrupa standartlarında yumurta zarından protein üreten 6 firmadan biriyiz ve üretimimizin yüzde 50'den daha yüksek oranını Fransa üzerinden Avrupa'ya ihraç ediyoruz. Bir merakla başladığımız iş bizi bu noktaya getirdi." "Salatanıza ya da yoğurdunuza koyarak tüketebilirsiniz" Şükriye Özbilen, yumurta kabuğundan elde ettiği kalsiyumu ilk etapta satmakta zorlandıklarını belirtti. İnsanların her sabah çöpe attıkları yumurta kabuğunun kalsiyum kaynağı olduğunu anlatmanın zor olduğunu aktaran Özbilen, sözlerini şöyle sürdürdü: "Çeşitli makaleler, bilimsel çalışmalarla ispatlayabildik. Şu anda cam kavanozlara paketlediğimiz ürünlerimizin satışından memnunuz. Ürünümüz biliniyor ve kalsiyum kaynağı olarak tercih ediliyor. İnsanlar artık sentetik kalsiyum kullanmak istemiyor. Bilinçli tüketici yumurta kabuğundaki kalsiyumu tercih ediyor. Doğumdan ölüme kadar her gün almamız gereken bir kalsiyum miktarı var. Bizim yarım ölçeğimiz sizin günlük kalsiyum ihtiyacınızı karşılıyor. Bunu salatanıza, yoğurdunuza ya da hamur işlerinize koyarak tüketebilirsiniz." Özbilen, fabrikalarında günde ortalama 5 ton hammadde işleyebildiklerine değindi. Ürünleri genellikle yaşı ilerlemiş kişilerin kullandığını anlatan Özbilen, kullanıcılardan çok iyi dönüşler aldıklarını sözlerine ekledi.
- Kobi-Line’ın 13 Yıllık Başarısı ve Girişimcilere Yönelik KOSGEB Destekleri
Girişimcilere 2 Milyon TL Destek: KOSGEB ile İşinizi Büyütün Türkiye’nin önde gelen KOBİ danışmanlık firmalarından Kobi-Line, 2009’dan bu yana KOBİ'lere, çiftçilere ve girişimcilere devlet teşvik ve hibe programları konusunda uzman danışmanlık hizmeti sunuyor. CEO Fuat Böge liderliğinde, girişimcilerin büyüme hedeflerine ulaşmalarına yardımcı olarak birçok başarı hikâyesine imza atan Kobi-Line, KOSGEB destek programlarına da özel bir önem veriyor. Özellikle KOSGEB Girişimcilik Destek Programı, yeni işletme kurmak isteyen girişimcilere 2 milyon TL’ye kadar destek sağlıyor. 2025 başvuruları Mart ayında başlamış olup, girişimcilerin bu fırsatı kaçırmamaları öneriliyor. KOSGEB Girişimcilik Destek Programı, girişimcilerin iş fikirlerini hayata geçirmeleri ve mevcut işletmelerin gelişimine katkıda bulunmak amacıyla finansal kaynaklar sunuyor. Bu program, KOSGEB’in girişimcilere yönelik en büyük desteklerinden biri olarak biliniyor. Özellikle dijital dönüşüm, inovasyon, pazarlama ve finansal yönetim gibi alanlarda yeni projeleri teşvik eden KOSGEB, girişimcilerin hem yerel hem de uluslararası arenada rekabetçi bir seviyeye ulaşmalarını hedefliyor. Kobi-Line olarak, girişimcilik ekosisteminin bu tür programlardan en etkin şekilde faydalanmasını sağlamak için sunduğumuz rehberlik hizmetleri, 12 yıllık tecrübemizle Türkiye’nin dört bir yanına yayılmış durumda. Girişimcilere iş planı hazırlama, pazar analizi yapma, devlet desteklerinden maksimum fayda sağlama ve büyüme stratejileri belirleme gibi birçok konuda yardımcı oluyoruz. CEO Fuat Böge'nin Vizyonu Fuat Böge, 17 yıllık Almanya tecrübesi ile Kobi-Line'ı sadece bir danışmanlık firması olmaktan çıkarıp KOBİ'ler için stratejik bir ortak haline getirdi. Böge’nin liderliğinde, Kobi-Line, birçok işletmenin ulusal ve uluslararası başarıya ulaşmasında kilit rol oynadı. Böge’nin vizyonu doğrultusunda, KOBİ’lerin global pazarda rekabet edebilecek bir konuma gelmesi amaçlanıyor. KOSGEB Destek Programı'nın Önemi KOSGEB Girişimcilik Destek Programı, girişimcilerin iş fikirlerini hayata geçirmelerinde önemli bir finansal kaynak sağlıyor. 2025 başvuruları için belirlenen son tarih olan 31 Mart’a kadar girişimciler, iş kurma süreçlerinde bu desteği almak için başvurularını yapabilirler. Bu program, girişimcilerin büyüme potansiyelini artıran projeleri destekleyerek iş dünyasına yeni fikirler kazandırmayı amaçlıyor. Sonuç olarak, Kobi-Line hem girişimcilerin hem de KOBİ’lerin büyüme yolculuğunda yanlarında olmaya devam ediyor. 2025’te KOSGEB’in sunduğu fırsatlardan faydalanmak isteyen tüm girişimciler, Kobi-Line’ın danışmanlık hizmetleri ile süreçlerini en iyi şekilde yönetebilirler. Detaylı bilgi için: KOSGEB Girişimcilik Destek Programı .
- Mahallenin "Ayşe ablası" 18 yıldır davuluyla sokaklarda
Burdur'un Çeltikçi ilçesine bağlı Kuzköy'de yaşayan 53 yaşındaki Ayşe Alkan, çocukluk hayali olan ramazan davulculuğunu 18 yıldır sürdürüyor. Ramazan ayında binlerce davulcu, girdikleri sınavı kazanarak ya da belediye ve muhtarlıkların doğrudan verdiği izinle sahurda sokaklara çıkarak yüzlerce yıllık geleneği devam ettiriyor. Maniler söyleyip davul çalarak ramazana ayrı renk katan davulcuların, ay içinde belirli aralıklarla topladıkları paralar tek gelirleri oluyor. Sahur vakti yollara düşen 3 çocuk annesi Ayşe Alkan da ramazan süresince her gece Kuzköy sokaklarında dolaşarak köylüleri sahura kaldırıyor. Alkan, çocukluk yıllarında babasının ramazan davulcularına bahşiş vermesinden etkilenerek bu işe başladığını söyledi. Çocukken ramazan ayı geldiğinde oruç tutmaya çok hevesli olduğunu anlatan Alkan, "Biz 7 kardeştik, ailem çobanlık yapardı. Çocukluğumuzda oruç tutmayı çok severdik. Sahurda davulcular gelince annem, babam oruç tutmak için kalkardı ve biz de kalkar oruç tutardık. Davulcu gelince babam bahşiş atardı, ben de 'Keşke erkek olsaydım, ben de davulcu olsaydım.' derdim." ifadelerini kullandı. "Kadınlar istediği her şeyi başarabilir" Ramazanda davul çalmaya ilk olarak 2005'te eşinin başladığını belirten Alkan, 2 yıl sonra eşi çalışmak için şehir dışına gidince, çocukluk hayalini gerçekleştirme fırsatını yakaladığını kaydetti. Alkan, kadınların istediği her şeyi başarabileceğini dile getirerek, "Eşim Antalya'ya çalışmaya gitti. 'Davulu kim çalacak?' diye düşündük. Oğluma, 'Bunu beraber çalalım.' dedim. Oğlum bir mahallede, ben diğer mahallede çalıyordum. Kızım da küçüktü ilk başladığımda, onu da yanıma alıyordum. O zamanlar durumumuz kötüydü, bahşiş veren çok oldu. Köy halkı beni hiçbir zaman boş çevirmedi." diye konuştu. Eskiden köylerinin nüfusunun daha kalabalık olduğuna değinen Alkan, işini severek yaptığını, en büyük hayalinin ise umreye gitmek olduğunu sözlerine ekledi. Ramazan Alkan ise davul çalmasını desteklediği eşine çok güvendiğini söyledi. Köy muhtarı Arif Altaş da Ayşe Alkan'ın ramazan davulculuğunu 2007 yılından beri yaptığını, köy halkının bu durumdan memnun olduğunu kaydetti.
- Bursa'da tarım lisesinin öğrencileri yetiştirdikleri ürünlerle iftar sofraları kuruyor
Bursa'da 134 yıllık Hamidiye Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinin öğrencileri, öğretmenleri gözetiminde bahçede yetiştirdikleri ürünlerle hazırladıkları iftar menülerini okulun restoranında servis ediyor. Sultan 2. Abdülhamid tarafından 1891 yılında "Hamidiye Ziraat Mektebi" adıyla kurulan Hamidiye Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, yaklaşık 600 öğrenciyle faaliyetini sürdürüyor. Tarım, yiyecek içecek hizmetleri, laboratuvar hizmetleri, hayvan yetiştiriciliği ve sağlığı ile gıda teknolojileri alanlarının yer aldığı okulda öğrenciler, tüm alanlarda uygulamalı öğrenim görüyor. Öğrencilerin yaklaşık 400 dönüm alana sahip lisenin bahçesinde öğretmenlerinin gözetiminde yetiştirdiği sebze ve meyvelerden hazırlanan ürünler, okuldaki satış mağazası ve bazı marketler ile internet üzerinden de satışa sunuluyor. Okulun Yiyecek İçecek Hizmetleri Alanı öğrencileri de ramazan ayında serada doğal yetiştirdikleri ürünlerle iftar menüsü hazırlıyor. Öğrenciler tarafından mutfakta lezzetli yemeklere dönüştürülen ürünler, iftar vakti okulun restoranına gelen müşterilere servis ediliyor. "Her gün yaklaşık 100 misafir ağırlıyoruz" Okul Müdürü Ali Cihan, okul ortamında uygulamalı eğitim gören her öğrencinin sektördeki kalifiye eleman seviyesinde çalıştığını söyledi. Tarlada yetiştirilen doğal ürünlerle öğrencilerin ramazan sofralarını süslediğini belirten Cihan, "Her gün yaklaşık 100 misafir ağırlıyoruz. Seralarımızda, tarlalarımızda, çiftliklerimizde yetiştirdiğimiz doğal ürünler, burada öğrencilerimizin hünerli ellerinden geçerek tabaklarda lezzet şöleni şeklinde misafirlerimize ulaşıyor." diye konuştu. Cihan, öğrencilerin kalabalık gruplar halinde gelen misafirleri de ağırlayacak kapasitede çalıştıklarını dile getirerek, şunları kaydetti: "Sektörü takip eden öğrencilerimiz burada lezzetleri sofraya sunuyor ve iftar menülerimizin fiyatları da piyasa şartlarına göre oldukça uygun. Gramajları yüksek, çeşitliliği fazla. Halkımıza ramazan boyunca açık olan restoranda iftar vakti bireysel müşterilere, gruplara hizmet vermekteyiz." Okulun 11. sınıf öğrencisi Hüseyin Cihan da ramazan menüsünün yanı sıra okul içindeki pansiyonda kalan öğrencilerin de yemeklerini hazırladıklarını anlattı. Sabah pansiyon, akşam da iftar için çalıştıklarını ifade eden Cihan, "Ben mutfak kısmında çorbaların, böreğin ve yemeğin hazırlığını yapıyorum. Bu işi sevdiğim için seçtim. Mutfakla uğraşmaktan keyif alıyorum." dedi.
- Down sendromlu genç kadın çalışma hayatındaki başarısıyla örnek oluyor
"Ailem iş sahibi olmamdan çok mutlu. İşimi severek yapıyorum. Benim gibi arkadaşlarımın da iş hayatında daha çok yer almasını ve bir meslek sahibi olmasını istiyorum" Dezavantajlı durumuna rağmen iş hayatına atılarak 5 yıldır veri giriş sorumlusu olarak çalışan down sendromlu Çağla Köksal, başarısıyla çevresine örnek olurken kendi ayaklarının üzerinde durabilmenin mutluluğunu da yaşıyor. İstanbul Tuzla'da yaşayan 37 yaşındaki down sendromlu Çağla Köksal'ın hayatı, Türkiye Down Sendromu Derneğinin istihdam programıyla değişti. Destekli istihdam projesi kapsamında down sendromlu bireylere yönelik eğitimlere katılan Köksal, Teknopark'ta bir firmada çalışmaya başladı. Bu firmada 5 yıldır veri giriş sorumlusu olarak görev yapan Köksal, dezavantajlı durumuna rağmen iş hayatındaki özverili çalışmalarıyla kendisini yöneticilerine ve çalışma arkadaşlarına sevdirdi. Köksal, hem kazandığı parayla kendi ayakları üzerinde durabilmenin hem de kariyer sahibi olmanın mutluluğunu yaşıyor. "Ekip arkadaşlarımla uyum içinde çalışıyoruz" Çağla Köksal, başarı hikayesini 21 Mart Down Sendromu Farkındalık Günü'nde AA muhabirine anlattı. İşini severek yaptığını belirten Köksal, "Ekip arkadaşlarımla uyum içinde çalışıyoruz. Onlar da beni çok seviyor. Benim gibi arkadaşlarımın da iş hayatında daha çok yer almasını ve bir meslek sahibi olmasını istiyorum." dedi. Köksal, Türkiye Down Sendromu Derneğinin, sosyalleşmeleri ve kariyer sahibi olmalarına büyük katkı sağladığını ifade etti. Babasının vefat ettiğini, annesi ve 3 kardeşiyle birlikte yaşadığını aktaran Köksal, şunları dile getirdi: "Ailem iş sahibi olmamdan çok mutlu. Maaşımı biriktiriyorum ve spor bir araba almak istiyorum. Beşiktaşlıyım, o yüzden arabamın siyah beyaz olmasını istiyorum. Sıkı bir diyet yapıyorum. Bu yüzden her akşam yürüyüş yapıyorum, pilatese gidiyorum. Bir de köpeğim var adı Zeytin. Yürüyüşlerimde bana eşlik ediyor. Ayrıca boyama da yapıyorum." "Çağla ile çok iyi bir iletişim içindeyiz" Çağla Köksal'ın çalıştığı firmada yöneticisi olan Özlem Akdere, Köksal ile birlikte çalışmanın çok büyük bir deneyim olduğunu söyledi. Daha önce ekip olarak down sendromlu bir kişiyle çalışma tecrübelerinin olmadığını dile getiren Akdere, şöyle konuştu: "O yüzden ilk başta endişelendik. Bu anlamda Türkiye Down Sendromu Derneği'nden gelen iş koçları çalışmamızı kolaylaştırdı. Tüm ekibimize Çağla ile nasıl iletişime geçilmesi gerektiği konusunda bir eğitim verildi. 15 gün boyunca iş ortamında iş koçu kendisine eşlik etti. Bu süre zarfında bizleri de bilgilendirdi. Şu an Çağla ile çok iyi bir iletişim içindeyiz. Ekibimizin bir parçası olarak çalışmaya devam ediyoruz." "Onun sayesinde azimle engellerin aşılabileceğini gördük" Akdere, Çağla Köksal'ın veri girişlerinden sorumlu olduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Gördük ki bilgisayarı çok iyi kullanıyor. Teknolojiye çok yatkın. Yeni teknolojileri bizden bile daha iyi kullandığını söyleyebilirim. Çok hızlı öğreniyor. Her gün ortalama 7-8 eğitim programı düzenlediğimizi ve yaklaşık 200 veri girişi yaptığımızı düşünürsek, Çağla bizim için çok önemli bir işi başarabiliyor diyebiliriz. Arkadaşlarıyla ilişkisi çok güzel. Saygı ve sevgi çerçevesinde ilerliyor. Tüm arkadaşları ona çok yardımcı oluyor. Biz Çağla'ya bir çok şey öğretiyoruz ama o da bize bazı şeyleri öğretiyor. Onun sayesinde engellere rağmen azimle her şeyin nasıl aşılabileceğini görüyoruz." "İyi ki aramızda, kendisini çok seviyoruz" İş arkadaşı Salih Gömürgen ise Çağla Köksal iş yerine ilk geldiğinde "Birlikte çalışabilir miyiz?" gibi endişeleri olduğunu belirterek, "Çağla'nın öz verisi, bizim de ona verdiğimiz destekle iyi bir ekip olduk. Çağla şu an yine imkansız diye gördüğümüz bir şeyi yapıyor ve iki gün evden çalışarak, kendi başına veri girişi yapıyor." dedi. Gömürgen, Köksal'ın, sabahları yaptıkları toplantıları yönettiğini, herkese sırayla söz verip, kargaşayı önlediğini ifade ederek, "Ayrıca bizim çok fazla data girişimiz var. Bu girişleri yapıyor. Çağla işinde her zaman başarılı olmayı seven bir insan, rekabetçi bir yapısı var. İyi ki aramızda kendisini çok seviyoruz." şeklinde konuştu. "170 down sendromluyu istihdam etik" Türkiye Down Sendromu Derneği Başkan Yardımcısı Fulya Ekmen ise destekli istihdam projesinin, zihinsel engelli bireylerin iş hayatında yer alması için çok önemli bir metot olduğunu anlattı. Ekmen, bir down sendromluyu istihdam ettikten sonra da yalnız bırakmadıklarını kaydederek, "Kendi yetenek ve becerilerine göre çok farklı alanlarda çalışıyorlar. Mesela Çağla gibi okuma yazma bilen ve bilgisayar kullanabilen arkadaşlarımız veri girişi yaparken, hiç eğitim olmayan arkadaşlarımız da hizmet sektöründe çalışıyor." diye konuştu. Down sendromluların istihdamı konusunda iş yerlerinden çok olumlu geri dönüşler aldıklarının altını çizen Ekmen, "Bir yönetici, 'down sendromlu elemanların bulunduğu birimlerin yöneticileri daha başarılı olmaya başladı, ciroları daha arttı' dedi. Çünkü yöneticilerin down sendromlulara gösterdiği empatiyi, diğer elemanlara da yansıtması, hem yöneticilerin insani yönünün gelişmesine vesile oluyor hem de verimi artırıyor." ifadelerini kullandı. Fulya Ekmen, down sendromlu bireylerin meslek sahibi olması için 17 ilde 42 firma ile işbirliği yaptıklarını, 170 kişiyi istihdam etiklerini belirterek, yüzde 88 de istihdam sürekliliği sağladıklarını dile getirdi.
- Bitlis'te 60 yaşındaki antrenör, dağların yamacında geleceğin şampiyonlarını yetiştiriyor
Bitlis'te 30 yılda çok sayıda sporcu yetiştiren ve 50'sini milli takıma kazandıran 60 yaşındaki Atletizm İl Temsilcisi Fadıl Kara, ilerleyen yaşına rağmen dağların yamaçlarında gençleri yarışlara hazırlıyor. Gaziantep'te yaşayan Aygan, 2008'de arkadaşlarıyla gittiği hastanede rahim kanseri olduğunu öğrendi ve yoğun bir tedavi sürecine girdi. Tedavi gördüğü zamanlarda stresli anlar yaşayan Aygan, eşinin desteği ile başladığı terapi seansları sırasında psikoloğunun tavsiyesi üzerine kendisine yeni hobi alanları bulmaya başladı. Aygan, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Meslek Eğitim Kursu'na (GASMEK) giderek ahşap boyama, yağlı boya ve kara kalem kurslarına kayıt yaptırdı. Tedavisinin yanı sıra sanatla motive olan ve moralini yüksek tutan Aygan, aynı yıl (2008) hastalığını yendi. Aldığı sertifikalarla usta öğretici olarak kurs merkezlerinde ders vermeye başlayan 50 yaşındaki Aygan, küçük yaşlardan beri el sanatlarıyla ilgilenmekten hoşlandığını söyledi. Sanat sayesinde hayata yeniden tutunduğunu ifade eden Aygan, şunları kaydetti: "Hastanede koridorda gülerken girip ağlarken çıktığım günleri hatırlıyorum. Kanser tanısı aldığımda büyük bir şok yaşadım. Psikolog bana ilaç vermek yerine, 'kitap oku, örgü ör, resim yap' dedi. GASMEK'e başvurdum ve kendimi sanatın içinde buldum. Küçük yaşlarda resim yapmayı severdim. Daha sonra bu kadar birikimim var ve devam ettireyim dedim. Ben de öğrencilere öğretmek istedim." İlerleyen yaşına rağmen yüksek rakımlı dağların yamaçlarında sporcularını ulusal ve uluslararası yarışmalara hazırlayan Kara, onlarla koşarak zindeliğini de koruyor. "Yetiştirdiğim sporcularım yanımda göreve başladı" Dideban Dağı eteğinde atletlere antrenman yaptıran Fadıl Kara, AA muhabirine, 1978'de atletizmle tanıştığını söyledi. Aktif olarak 17 yıl yarışmalara katıldığını ve milli takıma girmeyi başardığını anlatan Kara, şöyle konuştu: "Daha sonra Bitlis'te milli sporcuları yetiştirmeye başladım. 30 yıldır antrenörlük yapıyorum. Milli takıma 50 sporcu vermeyi başardık. Gençlerimizin milli takıma girmeleriyle Balkan, Avrupa ve dünya şampiyonlarına kadar uzandık ve başarılar elde ettik. Yetiştirdiğim milli sporcularım yanımda göreve başladı. Bundan sonra da milli takıma sporcu yetiştirmeye devam edeceğiz." Zor şartlarda köylerdeki yetenekli gençleri milli takıma kazandırmanın sevincini yaşadığını dile getiren Kara, uluslararası alanda tüm kategorilerde önemli başarılar elde ettiklerini belirtti. Atletizmi çok sevdiğini aktaran Kara, şunları kaydetti: "Atletizm benim hayatım oldu. Bunun dışında bir şey yapamam. Gençler koştuğu zaman zevk alıyorum. Hemen onlarla buluşmaya gidiyorum, antrenmanlarına katılıyorum ve beraber koşuyoruz. 60 yaşındayım. Diğer branşları da seviyorum ancak atletizm hayatımdır, ayrı bir olaydır. Yetiştirdiğim sporcular öğretmen, polis, subay, doktor, öğretim görevlisi ve antrenör oldu. Bu sporcuları yetiştirdiğim için gururluyum. Atletizm sporuna çok emek verdim. Atletizm hayat felsefemdir ve bırakamam. Bu yaşıma rağmen devam ediyorum. Mutluyum ve bırakmayı düşünmüyorum."
- Destekle büyüttükleri tesiste ürettikleri makas ve bıçakları 70'ten fazla ülkeye ihraç ediyorlar
Denizli'de yaşayan Yasin ve Hüseyin Ayduran kardeşler, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumundan aldıkları hibe desteğiyle büyüttükleri tesiste ürettikleri bıçak ve koyun kırkma makaslarını 70'ten fazla ülkeye ihraç ediyor. Türkiye ve Avrupa Birliği (AB) tarafından ortaklaşa finanse edilen AB Katılım Öncesi Yardım Aracı Kırsal Kalkınma Programı (IPARD) kapsamında TKDK, girişimcilere birçok alanda hibe desteği sağlamaya devam ediyor. Osmanlı İmparatorluğu'ndan bu yana kılıç ve pala üretimiyle ün salan Yatağan Mahallesi'nde irili ufaklı 200 imalathanede ustalar, kılıç, bıçak, koyun kırkma makası gibi ürünler yaparak demircilik mesleğini sürdürüyor. Ata mesleği olan koyun kırkma makası ve bıçak üretimini devam ettiren Yasin ve Hüseyin Ayduran kardeşler de işlerini büyütmeye karar verdi. Yaklaşık 4 yıl önce TKDK Denizli İl Koordinatörlüğüne başvuran iki kardeş, 743 bin 288 lira hibe desteği almaya hak kazandı. Hibeyle tesislerini büyütüp, çalışan sayısını 20'den 50'ye çıkaran Ayduran kardeşler, "Atasan Bıçak" markasıyla tesiste çeşitli sektörlerin bıçak ihtiyaçlarını tam ve yarı otomasyon makinelerle üretmeye başladı. "Talepleri karşılayamayınca iş yerini büyütmeye karar verdik" Hüseyin Ayduran, kardeşiyle bıçak ve koyun makası üretme işine devam ettiklerini söyledi. Asırlardır mahallede bu işin yapıldığını vurgulayan Ayduran, işlerini aldıkları destek sayesinde büyüttüklerini belirtti. Ayduran, çocukluğunda başladığı meslekte 26 yılını doldurduğunu anlatarak, "Babam zamanında geleneksel yöntemlerle yapılırdı bıçaklar. Biz bunu zamanla geliştirdik. Gelen talepleri karşılayamayınca iş yerini büyütmeye karar verdik. El emeğiyle bir yere kadar üretim yapabileceğimizi fark ettik. Sonra araştırmaya başladık. Belli bir süre yatırım yaptık işimize, çalışan sayımızı artırdık. TKDK'ye başvurduk. Onlar sağ olsun proje aşamasında bize çok destek oldu. Projeyi tamamladıktan sonra da zaten makinelerimiz geldi. Ondan sonra işlerimiz bayağı fark etti ve gelişti." diye konuştu. Destek almadan önce 20 kişiye istihdam sağlarken bu sayının destekle birlikte 50'ye çıktığını ve bıçak çeşitlerinin yanı sıra koyun kırkma makası da ürettiklerini ifade eden Ayduran, şunları söyledi: "Önceden genelde iç piyasaya çalışıyorduk ya da aracılar vasıtasıyla ihracat yapılıyordu. Şu an kendimiz ihracat yapıyoruz, 70'ten fazla ülkeye, bunlardan 23 tanesine düzenli bıçak ve makas ihracatı yapıyoruz. Ürünlerimizi başta Türk devletleri olsun, Orta Doğu ülkeleri, Avrupa ülkelerine gönderiyoruz. Genellikle bıçak ihracat ediyoruz. Bizim en büyük özelliğimiz ata mesleği olduğu için bıçak ve türlerini rahatlıkla üretebiliyoruz. Aldığımız destekle dünyada ve bölgemizde tedarikçi ve iyi bir imalatçı olduk. Satışlarımız giderek artıyor. Kesinlikle işini geliştirmek isteyen arkadaşlara TKDK'den hibe desteği almasını tavsiye ederim."
- Hakkarili 63 yaşındaki Esat Kaynak, futbol tutkusuyla dikkati çekiyor
Hakkari'nin Derecik ilçesinde yöresel kıyafetleriyle toprak ve halı sahalarda gençlerle futbol oynayan 63 yaşındaki Esat Kaynak, ilerleyen yaşına rağmen sağlıklı görüntüsü ve futbol tutkusuyla dikkati çekiyor. Anadağ köyünün Gökçetaş mezrasında tarım ve hayvancılıkla uğraşan 18 çocuk ve 58 torun sahibi Kaynak, küçük yaşlarda futbola ilgi duymaya başladı. Bulduğu her fırsatta futbol oynayan, televizyondan maçları takip eden Kaynak'ın bu spora olan bağlılığı zamanla arttı. İlerleyen yaşına rağmen futbolla bağını koparmayan Kaynak, zaman zaman çocuklarıyla, torunlarıyla ve ilçedeki gençlerle mezradaki düz alanlara ve ilçe merkezindeki halı sahaya gidiyor. Bazen kundura bazen de lastik ayakkabılarıyla futbol oynayan, yöresel kıyafetleriyle sahaya renk katan Kaynak, çocuk ve gençlere spor yapmanın önemini anlatıyor. "Fırsat buldukça futbol oynamaya gidiyoruz" Kaynak, futbolu çok sevdiğini, çocuklarla, gençlerle her fırsatta futbol oynadıklarını söyledi. Mezrada halı saha olmadığı için düzlük alanlarda ya da ilçe merkezindeki halı sahalara gittiklerini belirten Kaynak, "Haftada iki kez araç tutarak ilçe merkezine gidiyoruz. Buraya bir saha yapılmasını çok istiyoruz. Ben bu yaşımda futbol oynamak istiyorsam çocuklar tabii ki benden daha çok ister. Fırsat buldukça sahaya gidip futbol oynuyoruz. Galatasaray'ı seviyorum, taraftarıyım. Beni bir maça davet ederlerse çok memnun olurum." dedi. Futbol oynamanın, spor yapmanın sağlık açısından çok iyi olduğunu ifade eden Kaynak, "Çocuklarıma, torunlarıma da her zaman futbol oynamaya gidin diyorum. Herkesin köyünde, evinde spor yapmasını istiyorum. Spor çok güzel bir şey. Beni futbol oynarken görenlerin bazıları şaşırıyor, bazıları seviniyor, bazıları da laf atıyor ama ben kafaya takmıyorum. Bizim köyde küçükten büyüğe herkes futbol oynamayı seviyor. Bize bir saha yapılırsa çok memnun oluruz." diye konuştu. "Dedem genellikle şalvarıyla oynuyor" 23 yaşındaki torunu Orhan Kaynak ise mezrada genellikle herkesin futbolu sevdiğini, haftada 3-4 kez futbol oynamak için ilçe merkezine gittiklerini dile getirdi. Mezrada dedesinin de etkisiyle futbola ayrı bakışın olduğunu anlatan Kaynak, şunları kaydetti: "Burada sahamız yok, toprak sahalarda oynuyoruz. Dedemin futbol tutkusu çocukluğundan geliyor. Bize de yansıtıyor. Futbolu çok seviyoruz. Hepimiz topluca futbol oynamaya gidiyoruz. Dedem çok iyi oynuyor. Mevkisi de forvet. Bize de futbol oynamayı her zaman tavsiye ediyor. Dedem genellikle şalvarıyla oynuyor. Forması, şalvarı ve puşisidir. Yöresel kıyafetleriyle futbol oynaması çok ilgi çekiyor."
- Üniversiteliler unutulmaya yüz tutan Osmanlı şerbetlerini yeniden sofralara sundu
Balıkesir Üniversitesi Burhaniye Uygulamalı Bilimler Fakültesinde (BUBFA) başlatılan projeyle Osmanlı döneminde tüketilen şerbetler, yeniden sofralara sunuldu. Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü öğrencileri tarafından yürütülen "BUBFA ile Şerbet Yolculuğu Projesi" ile unutulmaya yüz tutmuş Osmanlı şerbetlerinin sofralarla yeniden buluşturulması hedeflendi. Osmanlı döneminde demirhindi, sübye, sirkencubin, kakule, nar ve çeşitli meyveler ile bitkilerden yapılan şerbetler, proje kapsamında öğrenciler tarafından yeniden hazırlandı. Üniversitenin eğitim mutfağında hazırladıkları şerbetleri tadım etkinliğiyle tanıtan öğrenciler, proje çerçevesinde hazırlanan tarif kitapçığıyla Osmanlı şerbetlerini yapmak isteyenlere rehberlik ediyor. 18 şerbet tarifi Dekan Prof. Dr. Oğuzhan İlban, AA muhabirine, Osmanlı şerbetlerinin sadece bir içecek değil, aynı zamanda bir kültür olduğunu söyledi. İlban, şerbetleri bugüne taşımak amacıyla proje hazırladıklarını belirterek, "Fakültemizde 'takım çalışması' dersimiz var. Bu dersimiz kapsamında da birçok proje gerçekleştiriyoruz." dedi. Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü öğrencilerinin Osmanlı şerbetlerinin geçmişten bugüne aktarılması için proje yürüttüğünü ifade eden İlban, bu kapsamda 18 şerbet tarifinin yer aldığı kitapçık hazırlandığını anlattı. İlban, bu kitapçığı Edremit Körfezi'ndeki işletmelere dağıttıklarını dile getirerek, şunları kaydetti: "Aslında Selçuklu döneminden başlayıp Türk dünyası içinde yer alan ve aynı zamanda şifa kaynağı olan şerbetlerin, günümüzde kullanılan zararlı içecekleri dikkate aldığımızda gelecek nesillere aktarılması son derece önemli hale geliyor. Biz de bu noktada öğrencilerimizle şerbetlerimizi tanıtmaya çalışıyoruz. Özellikle oruç tutanlar için şerbetlerin yerinin ayrı olduğunu da söylememiz gerekiyor." Türk dünyasında doğumdan ölüme kadar şerbetlerin ön planda olduğunu ifade eden İlban, "Osmanlı mutfağı, yüzlerce şerbeti barındıran bir mutfak. Geçmişten günümüze gelen bu şerbetlerin geleceğe aktarılabilmesi de son derece önemli hale geliyor böyle olunca. Bize de düşen görev burada öğrencilerimize bunları doğru bir şekilde öğretip onların da yine bu geleneği sürdürüyor olmaları." diye konuştu. "Yeni nesillere aktarmak istiyoruz" Proje çalışmalarına katılan öğrencilerinden Uğur Umut Uysal, şerbetleri yaparak geleneği sürdürdüklerini söyledi. Osmanlı şerbetlerinin içeriği bakımından şifa kaynağı olduğunu vurgulayan Uysal, "Günümüzde birçok sağlıksız içecek var. Bunun yerine yemeklerimizin yanında, normal gündelik hayatımızda içebileceğimiz şerbetlerimizi gelecek nesillere de aktarmak istiyoruz. Türk kültürümüzü, mirasımızı yansıttığımız için gelecek nesillere bir faydamız olabildiği için mutluyuz." ifadesini kullandı. Ceydanur Aydemir, bu projeyle geçmişten gelen şerbetlerin ne kadar şifalı olduğunu gördüklerini anlattı. Topluma gazlı içecekler yerine sağlıklı alternatifler sunduklarını belirten Aydemir, "Geçmişten günümüze gelen bu şerbetlerin yapımıyla ilgili projeyi tamamladık. Ben açıkçası çok mutluyum. Bunların sürdürülebilirliğini sağlamak istiyoruz. Aynı zamanda Türk kültüründe önemli olduğunu gördük. Bunları yeni nesillere aktarmak istiyoruz." dedi. Ayşenur Küreli de geçmişte çok sık tüketilen ancak unutulmaya yüz tutan şerbetleri ortaya çıkarmak ve tekrar hatırlatmak amacıyla bu işe başladıklarını ifade etti.
- Doğuştan işitme engelli Sabiha öğretmen, azmiyle öğrencilerine ilham oluyor
Doğuştan işitme engelli olarak dünyaya gelen Sabiha İpek Yetkin, ailesinin desteğiyle aldığı eğitimle hayali olan öğretmenlik mesleğini yapmaya başladı. Eskişehir'de 1995'te dünyaya gelen Yetkin'in işitme engeli, bebekken ailesi tarafından fark edildi. Yetkin, ailesinin desteğiyle Anadolu Üniversitesi İşitme Engelli Çocuklar Eğitim, Araştırma ve Uygulama Merkezi'nde (İÇEM) konuşma ve duyma eğitimi aldı. Yetkin, 2 yaşına kadar kulak arkası işitme cihazı kullandı. Daha sonra Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Mevki Hastanesi'nde gerçekleştirilen koklear implant ameliyatıyla yüzde 52 oranında duyma yetisini kazanan Yetkin, ilk ve orta öğrenimini de İÇEM'de tamamladı. Ailesinin isteği üzerine lise eğitimini işiten bireylerle sürdüren Yetkin, Gazi Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Grafik ve Fotoğraf Bölümü'nden mezun oldu. Lisans eğitimini de Anadolu Üniversitesi Engelliler Entegre Yüksekokulu Grafik ve Fotoğraf Bölümü'nde tamamlayan Yetkin, halk eğitim kurslarına katılıp işaret dili ve bilgisayar sertifikaları aldı. Pedagojik formasyon başvurusu yapıp eğitimini tamamlayarak öğretmenlik hayalini gerçekleştiren Yetkin, Habip Edip Törehan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesine 2023 yılında grafik ve fotoğraf öğretmeni olarak atandı. "Anladım ki öğretmenlik zormuş" Yetkin, öğretmenliğin sadece ders anlatmak olmadığını, aynı zamanda öğrencilerle güçlü iletişim kurmayı da gerektirdiğini söyledi. Öğretmenliği daha kolay meslek sandığını anlatan Yetkin, "Sonradan anladım ki öğretmenlik zormuş. Öğrencilerle sürekli konuşmak gerekiyor, ben de daha iyi nasıl iletişim kurabiliriz diye çözümler geliştirerek bu problemi öğrencilerimle karşılıklı olarak çözdüm. Hepsi için zaman gerekiyor." dedi. Sabiha İpek Yetkin, öğretmen arkadaşlarının başta kendisine şaşırdığını ancak zamanla uyum sağladıklarını dile getirerek, "İlk başta 'İşitme engelli bir öğretmen mi?' diye şaşıranlar oldu ama zamanla herkes alıştı. Şu anda çok iyi anlaşıyoruz." ifadelerini kullandı. Ailesinin önceleri öğretmen olabileceğine inanmadığını ancak kendisinin hiçbir zaman umudunu kaybetmediğini aktaran Yetkin, şunları kaydetti: "Ailem, 'Sen işitme engellisin, öğretmen olamazsın.' diyordu ama ben umudumu kesmedim. 'Ben yaparım. Olamazsam canım sağ olsun.' dedim. Kendime çok güvendim ve herkese inat başardım, hayalimi gerçekleştirdim." Kendi başarısını örnek göstererek işitme engelli bireylerin her mesleği yapabileceğini vurgulayan Yetkin, "Ben öğretmen olabildiysem başka insanlar, başka işitme engelli bireyler de doktor, pilot ya da mühendis olabilir. Pes etmedikçe her şey mümkündür. Bizim önümüzde bir engel yok." şeklinde konuştu.











