top of page

Search this site

Boş arama ile 1096 sonuç bulundu

  • Tekstil fabrikasında topraksız tarımla marul yetiştiriyor

    Tekirdağ'da yaşayan 39 yaşındaki girişimci Gamze Çapkınoğlu, perde ve kumaş ürettikleri fabrikanın içerisinde kurduğu tesiste topraksız tarımla marul yetiştirerek çevre illere satıyor. Çapkınoğlu, tarım teknolojilerine olan merakı dolayısıyla, perde ve kumaş üretimi yaptıkları fabrikanın boş olan bir bölümünde topraksız tarım yapmaya karar verdi. Gerekli hazırlıkları yaparak tesisi kuran Çapkınoğlu, marul üretimine başladı. Marul yetiştiriciliğinde 11 kişiyi istihdam ediyor. Çapkınoğlu, kurduğu tesis ile sanayicilerin aynı zamanda tarımsal üretim de yapabileceğini gösterdiğini söyledi. Bir girişimci olarak üretmenin çok değerli olduğunu anlatan Çapkınoğlu, "Kullandığımız teknolojinin hepsi yerli. Bizim de amacımız, ülkemizin tarımda hak ettiği yere gelmesi için çalışmak." dedi. Çapkınoğlu, topraksız tarım tesisinde 11 kişiyi istihdam ettiğini belirtti. Türkiye'de tarım teknolojilerinin son dönemde oldukça geliştiğini ifade eden Çapkınoğlu, "1992 yılından bu yana fabrikada perde ve giyimlik kumaş üzerine üretim yapılıyor. Daha sonra dünyada tarım teknolojilerinde olan gelişmeler dikkatimizi çekti. Türkiye'de bu teknolojileri takip eden bir firmayla anlaştık ve tesisi kurma kararı aldık." diye konuştu. Çapkınoğlu, girişimcilere teknolojik gelişmeleri yakından takip etmeleri tavsiyesinde bulundu. Fabrika içerisinde kurduğu tesiste üretimini arttıracağını vurgulayan Çapkınoğlu, "13 dekar kapalı alanı bulunan fabrikamızın bir dekarına bu tesisi kurduk. 650 metrekaresinde üretim yapmaktayız. 2024'te tesisin kurulumu bitti. Kasım ayından beri İstanbul başta olmak üzere çevre illere satış yapmaktayız. Günde 3 bin ürün çıkarıyoruz. Bu bir başlangıç, hedefimiz 4 bine kadar çıkmak." ifadelerini kullandı. Çapkınoğlu, kurduğu tesisle diğer sanayicilere örnek olmak için çaba sarf ettiğini dile getirdi. Topraksız tarımla verimli, hijyenik, kontrollü ve tasarruflu bir tarım yapılabileceğini ifade eden Çapkınoğlu, şunları kaydetti: "Bu tesise doğada yapılan tarıma göre yüzde 95 daha az su kullanıyoruz. Bir marul üretebilmek için 200 mililitre su harcıyoruz. Dışarıda aynı miktarda ürün alabilmek için bunun yaklaşık 30 katı kadar bir alana ihtiyacımız var. Kapalı bir alanda olduğu için burada olumsuz hava koşulları veya zararlılardan bitkinin etkilenmesi söz konusu olmuyor. Zirai ilaç kullanımı olmadığından toprağımızı ve besinlerimizi de kirletmiyoruz."

  • Lise öğrencileri kenevir atığından "radyasyon geçirmeyen zırh" üretti

    Çorumlu lise öğrencileri, TÜBİTAK 56. Lise Öğrencileri Araştırma Projeleri kapsamında, Hint keneviri atığından plaka şeklinde "radyasyon geçirmeyen zırh" üretti. Çorum İnönü Anadolu Lisesi 11. sınıf öğrencileri Mert Ali Kulak ve Laysira Gencel, radyasyonun zararlı etkilerini kaldırmak için kullanılan kurşun zırhlamaya alternatif olarak kenevir atıklarından zırh üretmek için çalışma yürüttü. Öğrenciler, çalışmalardan elde ettikleri verileri "Hint Keneviri Bitkisinin Atık Gövdesinden Üretilen Kompozit Zırhın Mössbauer Spektrometresiyle Radyasyon Geçirimi" başlıklı proje haline getirerek TÜBİTAK'a başvurdu. Proje, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Mehmet Yalçın Taşmektepligil Kapalı Spor Salonu'nda gerçekleşen TÜBİTAK 56. Lise Öğrencileri Araştırma Projeleri Bölge Yarışması'nda sergilendi. Mert Ali Kulak, projeleriyle radyasyon önleyici, plaka şeklinde zırh oluşturduklarını söyledi. Nükleer ve radyasyon konusuna ilgi duyduklarını belirten Kulak, "Savunma alanında kullanılan Mössbauer Spektrometresi cihazı, metal alaşımları ve radyasyon ölçümleri yapabilme özelliğine sahip bir cihazdır. Türkiye'de iki adet bulunmakta. Hitit Üniversitesi ile bir savunma sanayi kuruluşunda bulunuyor. Bizler Hitit Üniversitesine yakın olduğumuz için böyle bir projeyi geliştirme kararı aldık." diye konuştu. Zırhı elde etmek için Amasya'nın Gümüşhacıköy ilçesinden elde ettikleri kenevir gövdesinin atık kısmını, şeffaf su bazlı ağaç tutkalıyla karıştırıp mengeneyle sıkıştırdıktan sonra kurumaya bıraktıklarını anlatan Kulak, şunları kaydetti: "Kurumuş malzememizi Mössbauer Spektrometresi sisteminde numune olarak hazırlamak için belirlenen ölçülerde kestik ve hazırladık. Kompozit kenevir malzememiz X ışınlarının yüzde 98'ini, gama ışınlarının ise yüzde 65'ini engelledi. Proje desteklendiği takdirde daha yüksek kalınlıkta ürettiğimizde gama ışını geçirim oranını çok daha azaltacaktır. Aynı zamanda kurşuna göre fiyatı çok daha ucuzdur." Kurşun zırhlamaya alternatif olarak ürettiler Öğrencilerden Laysira Gencel, projelerinin, x-ray cihazları ve mikrodalga fırınların zararlarını azaltmak için de kullanılabileceğini kaydetti. Projenin insan sağlığı açısından önemli olduğunu dile getiren Gencel, "Hedefimiz bu projeyi insan yararına kullanabilmek, kurşun gibi zararlı elementlerden insanları korumaktır." ifadesini kullandı. Fizik öğretmeni Yavuz Ahmet Gürbüz ise öğrencilerinin kenevirin radyasyonu azalttığı yönünde okudukları bir makaleden etkilenerek projeye başladıklarını söyledi. Projenin patent desteği alacağına inandıklarını ifade eden Gürbüz, "Nükleer reaksiyonlar sonucunda açığa çıkan radyasyon, canlılar için zararlı etkiler doğurmaktadır. Bu etkileri azaltmak için yaygın olarak kullanılan yöntem kurşun zırhlamadır ancak kurşunun insan sağlığı için olumsuz etkileri vardır. Projemizde kurşun zırhlamaya alternatif olarak düşünülen, kenevirin atık kısmından, ağaç tutkalı karışımlı kompozit radyasyon zırhı yaptık." diye konuştu.

  • 23 yıldır taş ve kilden antik dönem eserlerin replikasını yapıyor

    Dünyada Urartuca yazabilen ender kişilerden Mehmet Kuşman'dan ilham alan Kültür ve Turizm Bakanlığı Taş Oyma Sanatçısı 56 yaşındaki Ali Akargöl, 23 yıldır Mısır, Selçuklu ve Hitit dönemlerine ait eserlerin replikalarını yapıyor. Akargöl, astsubaylık görevi sırasında Van'ın Gürpınar ilçesindeki Çavuştepe Kalesi'nde bekçilik yaparken Urartu alfabesini okuyup yazmayı öğrenen Kuşman'la tanıştı. Daha sonra katıldığı bir operasyonda yaralanarak malulen emekli olan Akargöl, emeklilik hayatını üniversite sıralarında ilgi duyduğu eski dönem eserlerin replikalarını yaparak değerlendirmeye başladı. Akargöl, eski medeniyetlerden günümüze ulaşan çivi yazısı, heykel, anıt ve medreselerin benzerlerini Hunat Hatun Medresesi'ndeki 5 metrekarelik atölyesinde yapıyor. Taş Oyma Sanatçısı Ali Akargöl, AA muhabirine, görevi sırasında dünyada Urartuca yazabilen ender kişilerden olan Mehmet Kuşman ile tanıştığını ve ondan aldığı ilhamla tarihi eserlerle ilgili çalışmalar yapmaya başladığını söyledi. Akargöl, emekli olduktan sonra kile ve taşa şekil verdiğini, zamanla bunu tarihi yapılara çevirdiğini dile getirdi. Eserlerini yaparken aynı taş ve kilden olmasına özen gösterdiğini vurgulayan Akargöl, Mısır, Selçuklu ve Hitit dönemlerinden kalan eserlerin replikalarını yaptığını aktardı. Akargöl, "Tarih öncesi dönem, antik Mısır, Göbeklitepe, Anadolu ve Mezopotamya gibi bölgelerdeki tarihi kalıntı ve buluntuların replikasyonlarını yapıyorum." dedi. Eserlerdeki taş ve killer orijinal malzemeleriyle aynı Birçok döneme ait eserlerin yanında Anadolu'dan yurt dışına kaçırılan, 8 bin yıl öncesine ait tarihi yapıların da sanatına konu olduğunu anlatan Akargöl, şunları kaydetti: "En çok vaktimi alan eserim Gevher Nesibe Tıp Tarihi Müzesi. Bunu 1,5 senede bitirdim. Bu eser için belki günde 10-15 saat çalışmışımdır, 80 bine yakın taş işledim. Eserin üzerindeki işlediğim taş da bu binanın orijinalinde kullanılan taşla aynı. Dokuyu yakalamak için aynı ocaktan temin ettim. Kapısına 2 ay uğraştım. Orijinal Selçuklu bezemelerinin tamamı üzerinde var. Saat kulesini de aşağı yukarı bir senede yaptım. Tabletleri yazmak çok zor değil ama aşamaları fazla. Bunları eskitiyorsun. Babil tableti bir replika 6 ay sürdü." Akargöl, sanatın kendisi için yaşam tarzı olduğunu, kafasında tasarladığı enerjiyi obje olarak hayata geçirdiğini ifade etti. Bugünlere ulaşmak için uykusuz kaldığını ve yorgun günler geçirdiğini aktaran Akargöl, sabır ve özveriyle başarıyı elde ettiğini sözlerine ekledi.

  • Gümüşhane'de iki çocuk annesi üniversite hayaline 32 yıl sonra kavuştu

    Gümüşhane Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü 3. sınıf öğrencisi 54 yaşındaki Gonca Şimşek, üniversite okuma hayalini gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşıyor. Liseden 1990'da mezun olan Şimşek, evlilik, ardından da çocuklarının bakımı nedeniyle eğitimini sürdüremedi. Antalya Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümünde eğitimine devam eden oğlu Mehmet Semih Şimşek'in desteğiyle 3 yıl önce üniversite sınavına giren Gonca Şimşek, Gümüşhane Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümünü kazandı. İki çocuk annesi Şimşek, derslerinin yanı sıra fakültenin uygulama birimleri GİF Haber Gazetesi ile Medya Merkezi'nde de görev alıyor. Gonca Şimşek, hayali olan üniversite eğitimini gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşadığını söyledi. Üniversite tercih döneminde eşi ve iki oğluyla fikir alışverişinde bulunduğunu anlatan Şimşek, "Oğlum bana 'Sen yazmayı ve okumayı seviyorsun, gazetecilik bölümü sana iyi gelecektir' dedi. Ben de oğlumun düşüncesine katılarak bu bölüme yazdım. Oğlumla farklı şehirde, aynı fakültelerde eğitim görüyoruz." ifadelerini kullandı. Şimşek, üniversite eğitimini liseden hemen sonra gerçekleştiremediğini belirterek "Ancak herkesin bir zamanının olduğunu düşünüyorum. Benim de zamanım gelmişti. Çok mutluyum burada olmaktan. Hocalarımı ve arkadaşlarımı çok seviyorum." dedi. Fakültenin uygulama birimlerinde de görev aldığını kaydeden Şimşek, haber merkezinde arkadaşlarıyla araştırma ve çekimler yaptıklarını dile getirdi. "Bir hedef belirledim kendime, başarılı olmak" Sınıf arkadaşlarıyla iyi bir uyum yakaladığını ifade eden Şimşek, "Sınıfımdakilerle ilişkilerimde, anne olduğum için çoğunlukla anaç tarafım ağır basıyor. Elimden geldiğince her konuda yardımcı olmaya çalışıyorum. Yeri geldiğinde de arkadaş oluyoruz." diye konuştu. Gonca Şimşek, hayalini gerçekleştirdiği için daha çok çalıştığının altını çizerek şöyle devam etti: "Bir hedef belirledim kendime, başarılı olmak. Elimden geldiğince ön çalışmalarımı yaparak derslerime geliyorum. Hem benden küçük arkadaşlarıma örnek olmak hem de hayalimi gerçekleştirirken kendime koyduğum hedefe doğru ilerlemek anlamında çalışıyorum, araştırıyorum." Şimşek, oğluyla farklı şehirde olsalar da aynı fakültede eğitim almaları nedeniyle tatlı bir rekabet içerisinde olduklarını aktardı. Eğitimin yaşı olmadığına inandığını dile getiren Şimşek, şunları kaydetti: "Sınıfa ilk girdiğinde insan bir tereddüt yaşıyor. Çünkü sizden küçük, çocuğunuz yaşındaki öğrencilerle hatta hocalarınız bile sizden küçük olabiliyor, bunun tedirginliğini yaşıyorsunuz. Ancak insan her daim umutlarına, hayallerine ulaşmak için çaba göstermeli ve bunun arkasında durmalı. Bana destek olan başta eşim ve çocuklarıma, hocalarım ve sınıf arkadaşlarıma teşekkür ediyorum." Gazetecilik Bölümü öğrencisi Sema Durmaz ise Gonca Şimşek ile uygulama biriminde beraber görev aldıklarını belirterek "Çok güzel çalışmalar çıkarıyoruz. Fikirleri çok güzel. Bize de örnek oluyor, motive ediyor." dedi

  • Bedensel engelli genç, devlet desteğiyle besici oldu

    Edirne'nin Lalapaşa ilçesine bağlı Çömlekakpınar köyünde devlet desteğiyle 7 yıl önce hayvancılığa başlayan bedensel engelli Adem Yayla, çalışma azmiyle takdir topluyor. Tarım ve Orman Bakanlığının "Genç Çiftçilerin Desteklenmesi" projesi kapsamında aldığı destekle 7 yıl önce hayvancılık yapmaya başlayan 43 yaşındaki Yayla, 30 koyunla başladığı hayvancılığı 150 koyunluk sürüye dönüştürdü. Doğuştan sağ kolunda gelişme geriliği olan Yayla, engeline rağmen çalışma azmiyle herkese örnek oluyor. Yayla, devletin kırsal kalkınma destekleri kapsamında gençlere birçok imkan sunduğunu, kendisinin de bunlardan faydalandığını belirtti. Verilen desteğin kendileri açısından başlangıç olduğunu anlatan Yayla, "Hayvan sayısını 7 yıldır artırarak devam ediyorum. Hayvancılığa 30 koyunla başladım, 150'yi buldu bu sayı. Köyde evimin yanında yaptığım ağılda bakıyorum hayvanlara ancak sayı arttığı için yer dar geliyor." dedi. Hayvancılığı severek yaptığını ve devam edeceğini belirten Yayla, ağılını büyütmek istediğini dile getirdi. "Devlet bizi teşvik etti" Yayla, isteği ve merakı olan herkesin devletin sağladığı desteklerle hayvancılığa başlayabileceğini söyledi. Kırsal kalkınma desteklerinin köylerde yaşayan gençlerin iş kurmasına yardımcı olduğunu ifade eden Yayla, şunları kaydetti: "Önceleri evimizde meraktan 3-5 hayvan yetiştiriyorduk ama devlet desteğini alınca bu işe hevesimiz arttı. Devlet bizi teşvik etti. Bu şekilde işe girdik ve hayvancılığın kazançlı olduğunu anladık. Kurbanlık hayvanlar yetiştiriyoruz, belli kilograma gelince de kesim için satıyoruz." "Engelliler bir işle uğraşsın" Yayla, sağ kolundaki engelin kendisini hayvancılığa başlarken korkuttuğunu ancak tek kolla da bu işle başa çıktığını belirtti. Engellilerin istediği zaman her işi yapabileceğine dikkati çeken Yayla, "Hayvancılık o kadar zor iş değil, köyde yaşayan, bu işi merak eden herkes yapabilir. Devletin destekleri devam ediyor, ondan faydalanabilirler. Engelliler bir işle uğraşsın, sosyalleşsin, yapabildikleri kadar her işi yapsınlar." diye konuştu.

  • Birlikte tekvandoya başlayan akondroplazili çift, ilk şampiyonada altın madalyaya uzandı

    Sakarya'da birlikte tekvandoya başlayan akondroplazi (Boy kısalığına neden olan bir büyüme bozukluğu) rahatsızlığı bulunan Okan ve Vahide Ziyşan Hotun çifti, katıldıkları ilk iki şampiyonada altın ve gümüş madalya kazandı. Gençlik ve Spor İl Müdürlüğünde memur 29 yaşındaki Vahide Ziyşan Hotun ile Sapanca ilçesinde bir inşaat firmasında mali işler sorumlusu olarak görev yapan 30 yaşındaki Okan Hotun, antrenör Cemil Saydam'ın yönlendirmesiyle yaklaşık 2 ay önce tekvandoya başladı. Hotun çifti, Ankara'da 12-13 Ocak'ta düzenlenen Türkiye Para Tekvando ve Para Poomsae Şampiyonası'nda P72 "büyük kadınlar" ve "büyük erkekler" ile "büyükler pair" kategorisinde birinci oldu. Antalya'da 8-16 Şubat'ta yapılan 12. Uluslararası Türkiye Açık Tekvando Turnuvası'na katılan çiftten Okan Hotun "büyük erkekler" kategorisinde birinci, Vahide Ziyşan Hotun ise "büyük kadınlar" kategorisinde ikincilik elde etti. Çift, başarılarına yenilerini eklemek için Estonya'da 16-17 Nisan'da gerçekleştirilecek Avrupa Para Poomsae Şampiyonası'na madalya hedefiyle hazırlanıyor. "Çok kısa zamanda güzel yerlere geldik" Vahide Ziyşan Hotun, eşiyle 4 yıl önce evlendiklerini söyledi. Antrenör Cemil Saydam'ın yönlendirmesiyle eşiyle tekvandoya başladıklarını belirten Vahide Ziyşan Hotun, "Eşimle bu yola çıkmak ayrı bir güzellik. Birlikte antrenmana geliyoruz, birbirimizi motive ediyoruz. Birlikte düşüyoruz, birlikte yükseliyoruz." dedi. Çok kısa zamanda güzel yerlere geldiklerini aktaran Vahide Ziyşan Hotun, kendilerine sağladığı imkanlar için Türkiye Tekvando Federasyonu Başkanı Bahri Tanrıkulu'na teşekkür etti. Vahide Ziyşan Hotun, katıldıkları ilk iki şampiyonada başarı elde etmenin kendilerini gururlandırdığını dile getirerek, "Umarım tüm engelli bireylerin kendilerini geliştirebileceği tekvando ya da diğer spor dalları olur. Engelli bireylerin kendilerine bir şeyler katabilecekleri alanlara yönelmelerini gerçekten çok istiyorum çünkü insanın öz güveni gelişiyor. Daha iyi yerlere geleceğimize inanıyorum." diye konuştu. "Neler yapabileceğimizi göstermek istedik" Okan Hotun da tekvandoda 2 ayda önemli mesafe katettiklerini belirterek, "Bizim için çok güzel oldu, devam etmek istiyoruz. Estonya'da başarı elde etmek istiyoruz. Bizim için gurur meselesi çünkü bizim gibi insanlar sosyal hayatta sıkıntı yaşayabiliyor. Neler yapabileceğimizi göstermek istedik. Bizim gibi insanların umutlu olmasını istiyoruz." ifadelerini kullandı. Antrenör Cemil Saydam ise Hotun çiftinin spora başladıktan sonra azimle çalışmalarını sürdürdüğünü anlattı. Her gün 2 saat çalışarak Ankara ve Antalya'da düzenlenen şampiyonalara katıldıklarını belirten Saydam, "Çok azimliler, eş olmaları büyük avantaj. Birbirlerine evde de destek oluyorlar, evde de çalışmaları devam ediyor. Bu da sosyal yaşama dokunmaktır, kendilerine teşekkür ediyorum." diye konuştu.

  • Dünyanın en büyük yolcu uçağına ilk Türk kadın kaptan pilot

    Gökçe Kübra Yıldırım, Airbus A380'de kaptan pilot olarak görev almaya başladığını duyurdu. Gökçe Kübra Yıldırım, dünyanın en büyük yolcu uçağı Airbus A380’de kaptan pilot koltuğuna oturan ilk Türk kadın pilot oldu. Türk kadınlarının gökyüzündeki başarılarına bir yenisi eklendi. Dünyanın en büyük yolcu uçağı Airbus A380’de ikinci pilot olarak görev yapan Yıldırım, kaptan pilot koltuğuna oturdu. Türk Hava Yollarının (THY) uçak bakım şirketi THY Teknik’te staj yaparak mesleki kariyerine başlayan Yıldırım, aldığı eğitimlerin ardından THY'nin Airbus filosunda ikinci pilot olarak göreve başladı. Kariyerine Dubai'deki bir hava yolu şirketinde devam eden Yıldırım, burada dünyanın en büyük yolcu uçağı olan A380'de uzun yıllar ikinci pilot olarak görev yaptı. Yıldırım, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla, dünyanın en büyük yolcu uçağı olan çift katlı A380'de kaptan pilot koltuğuna oturan ilk Türk kadın pilot olduğunu duyurdu. Duygularını paylaşan Yıldırım, "Yaklaşık 12 yıl önce başladığım bu yolculuk, bugün beni kaptanlık noktasına taşıdı. Her bir adım, her zorluk, her başarı bana çok şey kattı. Bu meslek, sadece bir iş değil, hayatımın parçası oldu. Bugün burada olmamı sağlayan, destekleyen, hep arkamda olan herkese teşekkür ederim. Artık resmi olarak Airbus A380 kaptanıyım." ifadelerini kullandı.

  • Lise öğrencisi, ilkokulda kapıldığı renklerin büyülü dünyasında 100'e yakın resim yaptı

    Düzce'de ilkokul yıllarında keşfettiği resim yeteneğiyle 8 yıldır hayal gücünü tuvale yansıtan 18 yaşındaki İrem Özşahin, bu süre zarfında 100'e yakın esere imza attı. Cemil Meriç Anadolu Lisesi son sınıf öğrencisi Özşahin'in resim serüveni ilkokul yıllarında başladı. Özşahin, 10 yaşındayken resim dersinde yaptığı irili ufaklı çalışmalarla öğretmenlerinin dikkatini çekmeyi başardı. Zamanla renklerin büyülü dünyasının kendisini rahatlattığını fark eden Özşahin, 8 yıl önce eline aldığı fırçayı bir daha bırakmadı. İl çapında düzenlenen resim yarışmalarında önemli dereceler de elde eden Özşahin'in eserleri, kamu kurumları tarafından düzenlenen sergilerde de boy gösterdi. Özşahin, resim sanatına ilgisinin çocukken başladığını ve öğretmenlerinin yönlendirmesiyle birçok resim yarışmasına katıldığını anlattı. Resim yaparken hiçbir şey düşünmediğini, bu sayede kendisini daha dingin hissettiğini dile getiren Özşahin, "Resim yaparken zaman çok keyifli geçiyor çünkü bir psikologdan terapi alır gibi zihninizi boşaltıyorsunuz. Ben ve tuvalim baş başa kalıyoruz. Sadece resme odaklanıyorum ve bu da beni rahatlatıyor." dedi. Özşahin, resim merakının eğitim hayatını da olumlu etkilediğine değinerek, "Şu an 12. sınıftayım, YKS döneminde olduğum için çok stresli geçiyor. Resmi kaçış planı olarak görüp rahatlayabiliyorum. O an resmi bitirmeye odaklanıyorum. Sınavlarıma, derslerime de ayrı odaklanıyorum, Bu sayede herhangi bir bıkma, usanma olmuyor. Yani YKS dönemine de planlı, programlı şekilde hazırlanıyorum." diye konuştu. Resim öğretmeninin rehberliği eşliğinde 9. sınıftan itibaren yeteneğinin ve başarısının arttığından bahseden Özşahin, ilkokul yıllarından bu yana 8 yılda irili ufaklı 100'e yakın eser ortaya çıkardığını kaydetti. Özşahin, çalışmalarına hem okulun resim atölyesinde hem de evde devam ettiğini belirterek, "Birçoğunu yakınlarıma, arkadaşlarıma ve tanıdık esnafa hediye ettim. Rölyef pasta, guaj ve yağlı boya teknikleriyle çalışıyorum. Birçok teknikle farklı eserler ortaya çıkarmaya çalıştım." ifadelerini kullandı. "Sanatın insan üzerindeki olumlu etkisine bir kez daha şahit oldum" Özşahin'in resim öğretmeni Pınar Yardımcı, öğrencisinin çizgilerine baktığında yeteneğinin olduğunu fark ettiğini ve bunu basit tekniklerle desteklemeye çalıştığını anlattı. Evde de kendi başına yapabildiğine şahit olduktan sonra desteğini artırdığından bahseden Yardımcı, "İrem'e çok müdahaleci olmadım. Kendi kendine neyi geliştirebileceğine de dikkat ettim. Resimlerinde bazen elle müdahale ediyor. Aslında resim yaparken böyle bir teknik yok. Yanlışını da nasıl düzeltebileceğini öğrendi bu şekilde." şeklinde konuştu. Yardımcı, okulun ili temsilen yaptığı sergilerde İrem'in desteğiyle çok güzel çalışmalar yaptıklarını aktararak, "Çalışmalarının bir kısmı okulumuza kaldı, bazılarını esnaf arkadaşlara hediye etti, bazılarıyla da evindeki odasını süslemek istedi." dedi. Resim atölyesindeki kurslara da katılan öğrencisinin arkadaşlarıyla iletişiminin arttığına işaret eden Yardımcı, konuşmasını şöyle sürdürdü: "İrem'i ilk tanıdığımda biraz içine kapanık bir öğrenciydi. Kendi halinde resim çizmeye çalışıyordu. Ne zaman temas kurduk, o zaman daha sosyal olmaya başladığını gördüm ve bu işi ilerletmek için daha çok destekte bulundum. İrem'in 9. sınıftan 12. sınıfa kadar geçen süreçte nasıl değiştiğini görünce sanatın insan üzerindeki olumlu etkisine bir kez daha şahit oldum."

  • Bursa'da 3 kuşağın bir arada ürettiği ahşap ürünler 74 ülkeye ihraç ediliyor

    Bursa'da babası ve oğluyla marangozluk yapan Özgür Ulus, mutfak gereçleri, tablo, biblo, maket ev, hediyelik ve süs eşyası gibi ürünleri 4 kıtada 74 ülkeye ihraç ediyor. Küçük yaşlarda kısa bir süre fabrikada çalıştıktan sonra baba mesleğini sürdürmeye karar veren 44 yaşındaki Özgür Ulus, Bursa'nın Yıldırım ilçesindeki 75 metrekarelik iş yerlerinde marangozluk yapmaya başladı. Daha sonra atölyeyi büyütme kararı alan Ulus, 20'li yaşlarda atölyesini Mudanya ilçesine taşıyarak 350 metrekarelik alana geçti. Burada faaliyetine ahşap oyma üzerine devam etme kararı alan Ulus, kıl testere ve iskarpela kullanarak hediyelik, mutfak gereçleri, süs eşyası, tablo, ahşap biblo, maket ev ve bıçak gibi ürünler tasarladı. Babası Mehmet Ulus (73) ve oğlu Egemen Ulus (20) ile gerçekleştirdiği imalatta gün geçtikçe ürün yelpazesini genişleten Ulus, yurt içinin yanı sıra 4 kıtada 74 ülkeye de ihracata yapar hale geldi. Özgür Ulus, marangozluğun yanı sıra kaybolmaya yüz tutmuş 13 ana meslekte kullanılan malzemelerin tedarikçiliğini yaptıklarını söyledi. Sedef işçiliği, hat, naht gibi meslekleri yaşatabilmek için çalışmalar yürüttüklerini belirten Ulus, "Bıçak yapmak isteyen bir kişinin bütün malzemelerini tedarik ediyoruz. O kişinin el meziyetleriyle bıçak yapmasına vesile oluyoruz. Bir kişi evinde çocuklarıyla bir kutu oyarak biblo yapmak istiyor. Biz bunlara destek olarak onların bu meslekleri icra etmesine vesile oluyoruz. Ahşap oymacılığı çok popüler." dedi. "Çocuğumuz da kendi çocuğuna devredecek" Ulus, babasından öğrenip sürdürdüğü mesleğini oğluna da öğrettiğini dile getirerek, şöyle devam etti: "Bu zamana kadar 4 kıtada 74 ülkeye Bursa'dan ürün gönderdik. Singapur, Çin, Tayland, Yeni Zelanda, Malezya, Almanya, İtalya, Belçika, ABD ve Kanada gibi 4 kıtada 74 ülkeye ürünlerimiz ulaşmaktadır. 350 metrekarelik atölyemiz var. Bu atölyemizde 4 çalışanımızla ürettiğimiz yaklaşık 1200 ayrı çeşit ürün var. 1200 ürünün yaklaşık 150 kalemini yurt dışına ihraç ediyoruz." Ülke ve aile ekonomisine katkı sağlamak için bayrak yarışını sürdüreceklerini belirten Ulus, şunları kaydetti: "İşin en çok eziyet çekeni babam. Sıkıntıları çekerek mesleği bizlere aktarmış. Biz de bayrağı alıp biraz ileri götürdük. Çocuklarımız daha da rahat edecek. Kurulu bir düzenle birlikte gelişen teknoloji ve internetin yaygınlığıyla onlara böyle bir imkan tanınacak. Bayrağı aldık, yarışı bir yere kadar getirdik. Çocuğumuza devredeceğiz. Çocuğumuz da kendi çocuğuna devredecek.""Çok hırslı bir çocuk, mağlubiyeti hiç hazmetmeyen birisi" Yasin Özcan'ın çok yetenekli olduğunu vurgulayan Ayvalıoğlu, şunları kaydetti: "Yasin çok hırslı bir çocuk, mağlubiyeti hiç hazmetmeyen birisi. Maçlarımız saat 10.00'da olduğu zaman sporcularımızı saat 08.00'de kulüpte isteriz, 2 saat önceden gelirler hazırlıklarımızı yaparız. Kulübü açmaya gittiğimde Yasin kapının önünde olurdu, herkesten önce gelir, herkesten sonra giderdi. Yasin çok hırslı, çok istekli ve çok arzulu bir çocuk. En büyük avantajı ise fiziği çok iyiydi, kendi yaş kategorisine göre fizikliydi. Yasin'in kategorisindeki çocuklar 1 yılda 10 maç oynarken, ben ona tüm kategorilerde 1 yılda 60 maç oynattım. En çok faydasını da buradan gördüğüne inanıyorum." Ayvalıoğlu, Yasin Özcan'ın başarısıyla her daim gurur duyduğunu belirterek, "Yasin vefalı bir çocuk, kendisine teşekkür ediyorum. Hangi programa çıksa 'beni Ahad hocam buldu, keşfetti' demesi bize gurur veriyor. Bunları söylemesi bize yetiyor." diye konuştu. Yasin Özcan ile sürekli telefonla görüştüğünü, Sivas'a geldiğinde kendisini ziyaret ettiğini belirten Ayvalıoğlu, eski öğrencisine başarı diledi.

  • Aston Villa'ya transfer olan Yasin Özcan okul bahçesinde keşfedildi

    İngiltere Premier Lig ekibi Aston Villa'nın Trendyol Süper Lig temsilcisi Kasımpaşa'dan kadrosuna kattığı 18 yaşındaki Yasin Özcan'ın transferi, genç oyuncuyu okul bahçesinde keşfeden antrenör Ahad Ayvalıoğlu'nu gururlandırdı. Sivas'ta yaşayan antrenör Ahad Ayvalıoğlu, gelecek sezon Aston Villa forması giyecek öğrencisi Yasin Özcan'ın başarısıyla gurur duyuyor. Antrenörlük kariyerini 2020 yılında sonlandıran Ayvalıoğlu, AA muhabirine, genç yaşlardan beri futbolun içerisinde olduğunu söyledi. Sivas'ta çeşitli amatör kulüplerin formasını giydiğini belirten Ayvalıoğlu, 1993-1994 sezonunda ise Sivasspor profesyonel takımında yardımcı antrenör olarak görev aldığını aktardı. Son olarak İl Özel İdarespor Kulübünde antrenörlük yaptığını dile getiren Ayvalıoğlu, Yasin Özcan'ı bir okulun bahçesinde futbol oynarken keşfettiğini anlatarak, "Rauf Orbay İlkokulu var, eski mahallem orası. Camiden namazdan gelirken okul bahçesinde çocuklar top oynuyordu, durdum baktım, Yasin'i gördüm. Orada 3-5 sporcum vardı ve çocukları çağırarak Yasin'in lisansının olup olmadığını sordum ve olmadığını öğrendim. Yarın kulübe gelmesini söyledim, Yasin ile böyle tanıştık." dedi. Ayvalıoğlu, kulübün o dönemler altyapısının çok iyi olduğunu ve Eski Sivas Valisi Salih Ayhan'ın da büyük destek verdiğini söyledi. "Çok hırslı bir çocuk, mağlubiyeti hiç hazmetmeyen birisi" Yasin Özcan'ın çok yetenekli olduğunu vurgulayan Ayvalıoğlu, şunları kaydetti: "Yasin çok hırslı bir çocuk, mağlubiyeti hiç hazmetmeyen birisi. Maçlarımız saat 10.00'da olduğu zaman sporcularımızı saat 08.00'de kulüpte isteriz, 2 saat önceden gelirler hazırlıklarımızı yaparız. Kulübü açmaya gittiğimde Yasin kapının önünde olurdu, herkesten önce gelir, herkesten sonra giderdi. Yasin çok hırslı, çok istekli ve çok arzulu bir çocuk. En büyük avantajı ise fiziği çok iyiydi, kendi yaş kategorisine göre fizikliydi. Yasin'in kategorisindeki çocuklar 1 yılda 10 maç oynarken, ben ona tüm kategorilerde 1 yılda 60 maç oynattım. En çok faydasını da buradan gördüğüne inanıyorum." Ayvalıoğlu, Yasin Özcan'ın başarısıyla her daim gurur duyduğunu belirterek, "Yasin vefalı bir çocuk, kendisine teşekkür ediyorum. Hangi programa çıksa 'beni Ahad hocam buldu, keşfetti' demesi bize gurur veriyor. Bunları söylemesi bize yetiyor." diye konuştu. Yasin Özcan ile sürekli telefonla görüştüğünü, Sivas'a geldiğinde kendisini ziyaret ettiğini belirten Ayvalıoğlu, eski öğrencisine başarı diledi.

  • Meslek lisesindeki atölyede bıldırcın ve yumurta üretiyorlar

    Sivas Şehit Ahmet Eyce Ticaret Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencileri, okulda oluşturulan eğitim atölyesinde etlik bıldırcın ile bıldırcın ve tavuk yumurtası üretiyor. Lisede eğitim gören Hayvan Yetiştiriciliği ve Sağlığı Bölümü öğrencileri, atölyede oluşturulan kümeste etlik bıldırcın ve bıldırcın yumurtası ile okul bahçesindeki kümeste doğal yumurta üretimine başladı. Hayvan Yetiştiriciliği ve Sağlığı Bölümü Öğretmeni Egemen Tuncay, bölümün 3 yıl önce açıldığını söyledi. Küçük alanlarda hayvan yetiştiriciliği yapılabileceğini göstermek amacıyla projeler hazırladıklarını belirten Tuncay, "Bu kapsamda bıldırcın yetiştiriciliği faaliyetlerimize başladık. Öğrencilerimize teorik eğitimin yanı sıra uygulamalı eğitimle yetiştiricilik süreçlerinin her basamağında görev vererek, onları sektöre kazandırma niyetindeyiz." dedi. Derslere 9, 10 ve 11. sınıflardan 100 öğrencinin katıldığını aktaran Tuncay, öğrencilerin bir çizelge dahilinde bakım, besleme, sağlık kontrolü ve hijyen gibi üretimin tüm aşamalarında görev aldıklarını dile getirdi. Tuncay, üretim haberini duyan çok sayıda kişinin gerek etlik bıldırcınlara gerekse yumurtalarına yoğun talepte bulunduğunu anlatarak, "Hem üretimi hem eğitimi bir arada gerçekleştirerek öğrencileri yetiştirmeye çalışıyoruz. Okulumuzun bu sayede bir kazanç elde etmesine de katkı sağlıyoruz." diye konuştu. "Öğrencileri meslek lisesinin amacına uygun yetiştiriyoruz" Öğretmen Osman Karaman ise öğrencileri hayata hazırlamaya çalıştıklarını kaydetti. Bıldırcın üretiminin tavuk üretimi gibi geniş yere ihtiyaç olmadan yapılabildiğine değinen Karaman, "Bıldırcınlar bakımı iyi olduğu takdirde her gün yumurtlar. Temizliğine ve yemine dikkat edildiği sürece kolay kolay hastalanmazlar." ifadesini kullandı. Karaman, ticari anlamda şehirde bu konuda bir boşluk olduğunu belirterek, "Çocuklarımızı hem meslek lisesinin amacına yönelik yetiştirmeyi hem de mezun olduklarında kendi iş yerlerini açabilmelerini hedefledik." dedi. "Hayata önde başlıyoruz" Hayvan Yetiştiriciliği ve Sağlığı Bölümü 11. sınıf öğrencisi Muhammed Arda Kıratik, proje sayesinde güzel eğitim aldıklarını söyledi. Öğrencilerden Kübra Kuşcu ise meslek lisesi öğrencisi olduğu için kendilerini şanslı hissettiklerini dile getirerek, "Meslek lisesinde okuduğum için hayata önde başlıyorum. Bıldırcın yetiştiriciliğini ileriki dönemde sürdürmeyi hedefliyorum." şeklinde konuştu. Oğuz Ateş de okulda meslek öğrendiği için mutlu olduğunu belirtti.

  • Erciyes'teki kar sanata dönüşecek

    Kayseri Erciyes Kayak Merkezi, 17-24 Şubat'ta Uluslararası Erciyes Kar Heykel Festivali ve Sempozyumu'na ev sahipliği yapacak. Büyükşehir Belediyesinden yapılan açıklamaya göre, etkinlik, Kayseri Valiliği ve Büyükşehir Belediyesinin destekleri, Kayseri Erciyes AŞ'nin organizasyonuyla gerçekleştirilecek. Festivale, Türkiye başta olmak üzere Almanya, İtalya, Belarus ve İran'dan heykel sanatçıları katılacak. Etkinlik süresince heykel sanatçıları, 1 hafta boyunca 3 metre yüksekliğinde ve genişliğinde, 10 kar bloğundan animasyon karakterleri yapacak. Kayakseverler ve misafirler, Erciyes Tekir Kapı bölgesindeki kızak alanı yanında bulunan bölgede sanatçıların çalışmalarını yakından takip edebilecek. Festivalin gerçekleşeceği alanda incelemede bulunan Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç, etkinliğe hazırlanan personele kolaylıklar diledi. Güvenli merkezde değişik etkinliklere zemin hazırlamak için misafirlerin hem görsel hem de kayak hizmetleri alma açısından zevklerine hitap etmeye çalıştıklarını aktaran Büyükkılıç, şunları kaydetti: "Şu anda da kardan adam yapar gibi adeta heykeller yapılacak ve şehrimizin simgelerini tanıtacak bir anlayışla gerek ulusal gerekse uluslararası alanda prestijli sanatçılarımız ve hocalarımız burada çalışma yapacak. Pazartesi günü başlıyoruz. Daha sonra kayak sezonu süresince buradaki eserlerimiz insanların beğenisine açılmış olacak."

Arama Yap

bottom of page