top of page

Bu sitede ara

Boş arama ile 1150 sonuç bulundu

  • Ev Hanımıyken İşletme Sahibi Oldu: 3 Kızını Üniversitede Okutmak İçin Hayalini Gerçeğe Dönüştürdü

    Gaziantep’te yaşayan 41 yaşındaki Fatma Karakılınç, hobi olarak yaptığı yöresel yemekleri mesleğe dönüştürerek kendi işletmesini kurdu. Karakılınç, elde ettiği gelirle üniversitede eğitim gören 3 kızının eğitim masraflarını karşılıyor. Yemek yapmayı her zaman sevdiğini belirten Karakılınç, çocuklarını büyüttükten sonra kendi ayakları üzerinde durabileceği bir iş kurmaya karar verdi. Özellikle Gaziantep’in yöresel lezzetlerinden yuvalama üzerine yoğunlaşan Karakılınç, daha önce dershanelerde aşçılık yaptığını ve Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği kurslara katılarak gerekli belgeleri aldığını ifade etti. Yaklaşık bir yıl önce kendi işletmesini açan Karakılınç; yuvalama, içli köfte, ekşili köfte, mantı ve şiş börek gibi yöresel ürünleri müşterileriyle buluşturmaya başladı. Karakılınç’ın girişimcilik yolculuğunda çevresinden gelen “Yapamazsın” ve “Başaramazsın” şeklindeki yorumlar da oldu. Ancak bu eleştirilerin kendisini daha fazla motive ettiğini söyleyen Karakılınç, en büyük desteği ise eşinden gördü. Eşi de çalıştığı işi bırakarak işletmenin mutfağında kendisine destek olmaya başladı. İşletmede özellikle Gaziantep’in geleneksel yemeklerinden yuvalama yoğun talep görüyor. Bayram dönemlerinde siparişlerin normalin yaklaşık üç katına çıktığını belirten Karakılınç, yurt dışında yaşayan gurbetçilerin de yöresel yemeklere yoğun ilgi gösterdiğini ifade ediyor. Hazırlanan ürünler şoklanarak müşterilere ulaştırılırken, yuvalama Türkiye’nin farklı şehirlerine de kargoyla gönderiliyor. Ancak Karakılınç için bu girişimin en büyük anlamı yalnızca para kazanmak değil. Üç kızının da üniversitede eğitim gördüğünü belirten girişimci kadın, bu işe en çok çocuklarının eğitim masraflarını karşılayabilmek için girdiğini söylüyor. Ev hanımı olarak başladığı yolculuğu kendi işletmesine taşıyan Karakılınç’ın şimdi ise daha büyük bir hedefi var: İşini büyütmek ve şubeler açmak. Fatma Karakılınç’ın hikâyesi, bazen yıllardır hobi olarak yaptığımız bir işin, doğru zamanda atılan bir adımla hem bir mesleğe hem de bir ailenin geleceğine dönüşebileceğini gösteriyor.

  • Evde Başladı, Kendi Markasını Kurdu: Kadın Girişimcilerin İlham Veren Hikâyeleri

    Türkiye’de kadın girişimciler, teknolojinin sunduğu imkânlarla küçük ölçekli üretimlerini markalara dönüştürmeye devam ediyor. Evden üretim yapan girişimciler; sosyal medya, e-ticaret ve dijital ödeme sistemleri sayesinde fiziksel bir mağazaya ihtiyaç duymadan daha geniş müşteri kitlelerine ulaşabiliyor. Shopalm Kurucu Ortağı Selin Nizam, teknolojinin kadın girişimciler için girişimciliği daha erişilebilir hale getirdiğini belirterek, doğru dijital araçların küçük bütçelerle marka oluşturma imkânı sunduğunu ifade etti. Nizam’a göre girişimciler için önemli olan yalnızca üretmek değil; doğru ürünü belirlemek, müşteriyi tanımak, görünürlük sağlamak ve sürdürülebilir bir satış modeli oluşturmak. Bu dönüşümün dikkat çeken örneklerinden biri Tülay Karaca’nın hikâyesi. Hayatındaki zorlu bir dönemde daha izole bir yaşam sürmek zorunda kalan Karaca, bu süreci üretime yönelmek için değerlendirdi. Karavanda el emeği ürünler üretmeye başlayan Karaca, ürünlerine gösterilen ilginin ardından hobisini profesyonel bir markaya dönüştürdü. Karavan Evim adıyla battaniye, makrome tasarımlar, dekoratif kırlentler ve el yapımı sabunlar üretmeye devam ediyor. Bir diğer örnek ise iç mimar Kübra Macit. Annelik ve mesleki hayatını birlikte sürdürebilmek amacıyla evden çalışmaya başlayan Macit, online ev dekorasyon ürünleri ve nişan tepsileri hazırlayarak girişimcilik yolculuğuna başladı. İkinci çocuğuna hamile kaldığında iç mimarlığı bırakarak kendi markasına yönelen Macit, çevresinden gelen olumsuz yorumlara rağmen üretmeye devam etti. Bugün İstememiz Var markasıyla isteme ve nişan tepsileri, damat kahvesi setleri, yüzük kurdeleleri ve kişiye özel ürünler hazırlıyor. Her iki hikâye de büyük bir sermaye ya da fiziksel mağazayla başlamadan, küçük adımların zaman içerisinde bir markaya dönüşebileceğini gösteriyor. Selin Nizam, kadın girişimcilerin teknolojiye, dijital ticarete ve doğru bilgiye erişiminin artmasının ekonomik hayata da katkı sağlayacağını vurgularken, yapay zekâ destekli satış ve pazarlama araçları, sosyal ticaret ve uluslararası satışların önümüzdeki dönemde girişimciler için yeni fırsatlar oluşturabileceğine dikkat çekti. Kadın girişimcilerin hikâyeleri, bugün bir evde başlayan küçük bir üretimin; doğru ürün, emek, sabır ve dijital imkânlarla daha geniş pazarlara ulaşabileceğini ortaya koyuyor.

  • Sekreter Olarak Başladı, Türkiye Şampiyonu Oldu: Sevgi Köse’nin Başarı Hikâyesi

    Gaziantep’te otomotiv sektörüne yaklaşık 6 yıl önce sekreter olarak adım atan 26 yaşındaki Sevgi Köse, zamanla sektörün tüm inceliklerini öğrenerek kendi iş yerinin patronu oldu. Araç bakım ve oto kaplama sektöründe faaliyet gösteren bir firmada sekreter olarak çalışmaya başlayan Köse, ofiste kalmak yerine ustaların yanında çalışarak mesleği öğrenmeye başladı. Çeşitli mesleki eğitimlere de katılan genç girişimci, zaman içerisinde araç bakım ve kaplama alanında kendisini geliştirdi. Kadın personelin daha az yer aldığı otomotiv sektöründe karşılaştığı “yapamazsın” sözlerine rağmen yoluna devam eden Köse, kendi iş yerini kurmayı başardı. Bugün araç bakımı ve kaplamanın yanı sıra boya, göçük onarımı, PPF kaplama, cam filmi ve araç renk değişimi gibi alanlarda hizmet veriyor. Köse’nin başarısı bununla da sınırlı kalmadı. 2025 yılında İstanbul TÜYAP’ta düzenlenen Türkiye genelindeki yarışmada birincilik elde ederek mesleki başarısını Türkiye şampiyonluğuyla taçlandırdı. Sekreter olarak başladığı sektörde bugün kendi işinin patronu olan Köse, elde ettiği deneyimlerin ardından eğitim çalışmalarına da ağırlık veriyor. Onun hikâyesi, bir mesleğe hangi pozisyonda başladığınızdan çok, kendinizi ne kadar geliştirdiğinizin ve vazgeçmeden ilerlediğinizin önemli olduğunu gösteriyor.

  • Devlet desteğiyle başladı, siparişlere yetişemez hale geldi! "150-200 ton civarı bir çilek hasadı bekliyoruz"

    Ağrı'nın Eleşkirt ilçesinde 1840 rakımda çilek yetiştiriciliği yapan Yıldıray Karabaş, Tarım ve Orman Müdürlüğü'nün yüzde 75 hibe desteğiyle 500 metrekarelik alandaki üretimini 2,5 dönüme çıkardı. Ağrı İl Özel İdaresi tarafından 'Çilek Yetiştiriciliği Projesi' başlatıldı. Kentte çilek üretiminin artırılması ve üreticilerin desteklenmesinin hedeflendiği projede, yüzde 75 hibe desteğiyle 100 üreticiye kişi başı 500 metrekare alan için 3 bin adet çilek fidesi ile damlama sulama borusu, malç naylonu ve gerekli malzemeler dağıtıldı. Hobi olarak üretim yapmak amacıyla projeye müracaat eden Eleşkirt'in Kazım Karabekir Mahallesi'nde yaşayan Yıldıray Karabaş, 500 metrekare arazisinde çilek yetiştiriciliğine başladı. Arazisindeki fidelerden bol ürün ve gelir elde eden Karabaş, üretimini 2,5 dönüm araziye çıkardı. Bir dönümden 2 tona yakın ürün elde eden Karabaş, arazisinde 5 tona yakın çilek üretmeyi başardı. "BAKIMI ÇOK ZOR AMA PARASI DA ÇOK İYİ" Yıldıray Karabaş, "Daha önce burada çilek yetiştiriciliği yoktu. Hobi olarak yapmaya başladım. Verilen destekler sayesinde üretimi 2,5 dönüm araziye çıkardık. Çileklerimiz iyi. Dekar başına şu anda 1,5-2 ton ürün alıyoruz. Ürünleri sipariş üzerine paketliyorum, gelip alıyorlar. Verim iyi olunca çalışmak da zevkli oluyor. Bakımı çok zor ama parası da çok iyi. Eğer bakabilecek olurlarsa gerçekten de bizim bu yörede aroması en güzel olan çilek yetiştiriciliği çok iyi. Burası geceleri 15 derece oluyor, yazları gündüzün de 21 derece. Bu çilek için ideal bir şey. Hem aromasını kaliteli kılıyor hem de ürünü daha lezzetli yapıyor" dedi. 6 MİLYON LİRALIK PROJE Yıldıray Karabaş, bu yıl hasat programına da ev sahipliği yaptı. İl Tarım ve Orman Müdürü Mehmet Hüseyinoğlu ve üreticilerin katıldığı programda çilek hasadı yapıldı. 2026 yılında yaptıkları proje kapsamında 100 yetiştiriciye 500'er metrekarelik çilek bahçesi kurduklarını belirten Hüseyinoğlu, "Fide dağıtımından damlama sulama sistemlerine, ekipmanlarına kadar tam anlamıyla bir bahçe kurulumu yapıldı. 6 milyon liralık projenin yaklaşık 1,5 milyonu çiftçi katkı payı, geri kalan 4,5 milyonu da özel idare desteğiyle gerçekleştirildi" diye konuştu. "150-200 TON CİVARI BİR ÇİLEK HASADI BEKLİYORUZ" Hüseyinoğlu, "Ağrı'da özellikle iklim şartlarından kaynaklı olarak gece gündüz sıcaklık farkları yüksek olduğu için çok lezzetli ve şeker oranı, aroması yüksek bir ürün elde ediyoruz. Bu anlamda hem üreticilerimizi teşvik etmeye hem de çilek üretimini artırmaya çalışıyoruz. Çileğin dönüm başına verimi 1,5-2 ton arasında değişmekte. Bu yıl verdiğimiz destekle 50 dönümde kurduğumuz bahçeler ile daha önceden kurulan bahçelerden 150-200 ton civarı bir çilek hasadı bekliyoruz" dedi.

  • Aydınlı girişimci babasının verdiği 3 çuvalla başladı! Şimdi lezzeti tüm dünyaya yayılıyor

    Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) tescilli coğrafi ürünleri arasında yer alan ‘Aydın İnciri'nde hasat sezonu ile birlikte tüm dünyaya yayılan lezzet incir cipsi üretimi de başladı. Kentte yaklaşık 40 bin hektar alanda incir üretimi yapılarak, sezonda ortalama 200 bin ton ürün elde ediliyor. İncirin yaklaşık 70 bin tonu kurutularak ihraç ediliyor, bir kısmı ise taze olarak satışa sunuluyor. Bir kısmının da ince dilimler halinde kurutulmasıyla elde edilen "incir cipsi" şeklindeki incirler, yurt içi ve dışında sofraları tatlandırıyor. Aydınlı girişimci babasının verdiği 3 çuvalla başladı Şimdi lezzeti tüm dünyaya yayılıyor Nazilli'de inciri daha yüksek fiyatla satmak amacıyla küçük işletmelerde ve evlerde "incir cipsi" olarak adlandırılan kurutulmuş ürün hazırlanıyor. Aydınlı girişimci babasının verdiği 3 çuvalla başladı Şimdi lezzeti tüm dünyaya yayılıyor ‘İncir cipsi'nin üretim süreci, bahçelerden taze olarak toplanan incirlerin bıçakla ince ince dilimlenmesiyle başlıyor. Özel kerevetlere serilen incirler, gölgelikli teraslarda ya da evlerin bahçelerinde güneşe maruz bırakmadan gölge alanlarda kurumaya bırakılıyor. Yaklaşık 3-4 gün bekletilen incirler kurutulduktan sonra paketlenerek satışa hazır hale getiriliyor. Aydınlı girişimci babasının verdiği 3 çuvalla başladı Şimdi lezzeti tüm dünyaya yayılıyor Birçok üretici, hazırladıkları ‘incir cipsleri'ni sosyal medya üzerinden satışa sunarken bazıları da doğrudan yurt dışına gönderiyor. Bu ürün, kuru incirin yaklaşık 2-2,5, taze incirin ise 5-6 katı fiyatla alıcı buluyor. Ürünü değerlendirmek ve üreticiye daha yüksek gelir sağlamak amacıyla yapılan bu işlemler sayesinde hem istihdam hem de katma değer elde ediliyor. Aydınlı girişimci babasının verdiği 3 çuvalla başladı Şimdi lezzeti tüm dünyaya yayılıyor Nazilli'ye bağlı kırsal Kızıldere Mahallesinde yaşayan 30 yaşındaki Nuri Duran, ailesine ait incir bahçelerinden ve taze incirin en güzellerinin yetiştirildiği bahçelerden elde ettiği yaş incirleri cips yaparak ekonomik değer kazandırıyor. Köy halkı da bu işletme sayesinde ürünlerini en iyi şekilde değerlendiriyor. Aydınlı girişimci babasının verdiği 3 çuvalla başladı Şimdi lezzeti tüm dünyaya yayılıyor Çocukluğunda babasının verdiği 3 çuval kuru inciri Karadeniz illerinde cami önlerinde sattıktan sonra incir ticaretini öğrendiğini ifade eden evli ve bir çocuk babası girişimci Nuri Duran, çocukluğundan bu yana elde ettiği tecrübeyi 10 yıl önce işletmesini kurarak büyüttüğünü ifade ediyor. Hedefinin ihracat yapmak olduğunu da belirten Duran, incir cipsinin yanı sıra kuru incir, incir reçeli, dağ kekiği, domates kurusu, domates salçası, zeytin ve erken hasat zeytinyağı, kestane, enginar gibi yaklaşık 65 farklı ürünü işleyerek kazanç elde ettiğini belirtiyor. GÜNEŞE MARUZ BIRAKMADAN KURUTUYORLAR Kızıldere Mahallesi'nin meydanında bulunan cemiyet alanını boş zamanlarda kurutma işi için değerlendiren girişimci, aynı zamanda da 20'den fazla kadına da iş imkanı sağlıyor. Sabah erken saatlerde toplanarak öğleye doğru alana getirilen taze incirleri tek tek dilimleyerek kerevetlere seren kadınlar, geniş alanda güneş görmeden ince ince dilimlenmiş incirleri kurumaya bırakıyor. Sık sık elden geçirilen incirler 3-4 içerisinde kuruduktan sonra ambalajlanarak satışa sunuluyor. Duran, babasının verdiği 3 çuval kuru inciri Trabzon'a giderek cami önlerinde sattığını ve ardından da bu şekilde ilerleyerek kendi işletmesini kurduğunu belirtti. Hikayesinin devamında katma değerli ürünlere yöneldiğini ifade eden Duran: "İncirlerimiz Nazilli dağlarından toplanıyor. Engebeli arazide topladığımız taze incirlerimizi özellikle incir cipsi yapıyoruz. Ve dünyanın tedarik ettiği tek yer olan Nazilli'de üretimini yapıyoruz. Cips ve taze incir olarak katma değer sağlamaya çalışıyoruz. İncir kurusu, taze incir ve incir cipsi olarak satışa sunuyoruz. Sabahın erken saatlerinde toplanan incirlerimizi işletmemize getirip burada eleklerin üzerine ince ince dilimleyip, her şeyden önemlisi güneş görmeden kurumaya bırakıyoruz. İncirlerimiz 3 günde kuruyor. Üçüncü günün sonunda temiz ve hijyenik olarak paketlediğimiz incir cipsilerimizi iç piyasada satışa sunuyoruz. Sezonda da 150-200 ton taze incir işliyoruz. Biz ürünlerimizi sadece iç pazarda değerlendiriyoruz. Tabi büyüdükçe hedeflerimiz arasında Avrupa'ya ve yurt dışına açılmak var" dedi. "HEM CEBİMİZE HEM DE HANIMLARA KAZANÇ KAPISI" İşletme çalışanlarından Gizem Şimşek ise "Ben bu incir cipsi işini 3 senedir yapıyorum. Köyün bayanlarıyla, genç bayanlarıyla, evdeki ev hanımlarıyla beraber toplaştık ‘gelin abla çalışalım' dedik. İncirlerimizi topladık, boyutlarını ayırdık. Topladığımız incirleri sap ve alt kısımlarını kesip ince ince dilimledik. İncir cipslerimizi kerevetlerde, eleklerde kuruttuk. Kuruttuğumuz cipslerin seçimini, boyutlandırmalarını yaptık. Şu şekilde kuruttuğumuz incirlerimizi hazırladık ve değerli müşterilerimizin siparişlerini hazırlayıp hazırlayıp gönderiyoruz. Hem köy hanımlarına destek olduk hem de cebimize destek olduk" dedi.

  • Mersin'de kadın girişimci lavantayı kazanca dönüştürdü

    Mersin’de kadın girişimci Fatma Can’ın lavanta bahçesinde başlayan üretim serüveni, farklı ürünlerle büyüdü. Büyükşehir Belediyesinin eğitim, tanıtım ve satış desteklerinden yararlanan Can, lavantadan sabun, yağ, reçel ve dondurma gibi ürünler hazırlarken, ‘Duru Lavanta Köyü’ yerli ve yabancı ziyaretçilerin uğrak noktalarından biri oldu. Mersin Büyükşehir Belediyesi, kadınların ekonomik hayatta daha güçlü yer alabilmesi için yürüttüğü çalışmalarla üretici kadınların yanında olmaya devam ediyor. Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı tarafından verilen girişimcilik, eticaret, sosyal medya kullanımı ve paketleme eğitimleriyle kadın girişimcilerin üretim süreçleri desteklenirken, üretici stantları ve Mersinden Kadın Kooperatifi aracılığıyla ürünlerini daha geniş kitlelere ulaştırmaları sağlanıyor. Gülnar’da faaliyet gösteren ‘Duru Lavanta Köyü’ de Büyükşehir Belediyesinin çok yönlü destekleri sayesinde hem üretimini geliştirdi, hem de ziyaretçilerin ilgi odağı haline geldi. "Kadınlara mali kaynak oluşturma çalışmalarımız tüm ilçelerimizde devam ediyor" Mersin Büyükşehir Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığında görev yapan Burcu Sert, kadın üreticilerin ekonomik olarak güçlenmesi için 13 ilçede çalışmalar yürüttüklerini söyledi. Gülnar’daki kadın üreticinin, lavantayı katma değerli ürünlere dönüştürdüğünü belirten Sert, "Gülnar’daki kadın üreticimiz, lavanta bahçesinde katma değerli ürünlerle lavanta yağı, lavanta sabunu, hatta lavantadan dondurma bile yapıyor. Mersin merkez ve ilçelerimizden, hatta yurt dışından gelen ziyaretçilerin çok ilgi gösterdiği bir alan burası" dedi. Büyükşehir Belediyesi olarak üretici kadınlara girişimcilik, eticaret, sosyal medya kullanımı ve paketleme gibi birçok konuda eğitim verdiklerini kaydeden Sert, ‘Duru Lavanta Köyü’ne üretici kadın stantlarında yer vererek tanıtım desteği sunduklarını ifade etti. Sert, "Aynı zamanda bu ürünler Mersinden Kadın Kooperatifi aracılığıyla satın alınarak, kooperatif marketlerinde ve Denizkızı A.Ş. marketlerinde satışa sunulup üreticimiz destekleniyor "diye konuştu. "Kapıdan çıkmadan ödemem mutlaka yapılıyor" Yaklaşık 4 yıldır faaliyet gösteren ‘Duru Lavanta Köyü’nün işletmecisi Fatma Can, işletmenin ilk döneminde Mersinden Kadın Kooperatifinin kendilerini ziyaret ettiğini anlattı. İlk yıl sipariş gelip gelmeyeceğini bilmediğini söyleyen Can, "Bundan 4 yıl önce işletmemiz açıldığında, Mersinden Kadın Kooperatifi ziyaretimize geldi. Ürünlerimiz ve işletmemiz hakkında benden bilgi aldılar. Ürünlerimizin fotoğrafını çektiler. Ürünlerimizi, gerek görürlerse sipariş geçeceklerini söylediler. İlk yılımız olunca o aşamada ben sipariş gelip gelmeyeceğini bilmiyordum. Sonra toplu sipariş geçmeye başladılar. Bu konuda beni tedarik aşamasında da çok sıkıştırmadan, düzenli olarak her yıl sipariş geçmeye başladılar. Ben ürünlerimi teslim ediyorum. Kapıdan çıkmadan ödemem mutlaka yapılıyor. Bu benim için çok motive edici" diye konuştu.

  • İki Kez İflas Etti, Pes Etmedi: 1 Mark’a Devraldığı Fabrikayı 76 Ülkeye İhracat Yapan Şirkete Dönüştürdü

    Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde çocuk yaşta çalışmaya başlayan Müfit Tarhan’ın hikâyesi, başarının yalnızca kazanmaktan değil, kaybettikten sonra yeniden ayağa kalkabilmekten geçtiğini gösteriyor. İki kez iflas eden Tarhan, Almanya’da yalnızca 1 Alman Markı karşılığında devraldığı fabrikayı yıllar içerisinde tarım teknolojileri alanında faaliyet gösteren uluslararası bir şirkete dönüştürdü. Çocuk yaşta başladı Müfit Tarhan’ın başarı hikâyesi, Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde başladı. Henüz çocuk yaşta pazarda su satarak çalışmaya başlayan Tarhan, eğitim hayatını sürdürebilmek için Ankara’da bir dershanede temizlik görevlisi olarak da çalıştı. Eğitimine devam eden Tarhan, Yıldız Teknik Üniversitesi Kimya Bölümü’nü tamamladı. Üniversite eğitiminin ardından Almanya’ya giden Tarhan, burada iş hayatına atıldı. İlk büyük başarının ardından gelen iflaslar Almanya’da turizm sektörüne giren Tarhan, kendi şirketini kurarak önemli bir başarı elde etti. Ancak girişimcilik yolculuğu her zaman başarılarla ilerlemedi. Kurmuş olduğu farklı işlerde iki kez iflas eden Tarhan, yaşadığı ekonomik kayıplara rağmen girişimcilikten vazgeçmedi. Tam da bu noktada hikâyenin yönü değişti. Tarım teknolojilerine yöneldi Tarhan, Türkiye’de tarım alanıyla ilgilenmeye başladı. Almanya’dan organik madde ithal ettiği dönemde Alman Ekonomi Bakanlığı ile bağlantılar kurdu. Bu süreçte Almanya’da özelleştirmeye çıkarılan bir gübre fabrikası dikkatini çekti. Tarhan, söz konusu fabrikayı 1 Alman Markı karşılığında devraldı. Ancak önünde kolay bir yol yoktu. Atıl durumdaki tesisi yeniden yapılandırmak, yeni ürünler geliştirmek ve uluslararası pazarlara açılmak için yıllarca çalıştı. Bugün ürünleri 76 ülkeye ulaşıyor Tarhan’ın girişimi zaman içerisinde tarım teknolojileri alanında faaliyet gösteren Humintech şirketine dönüştü. Şirketin geliştirdiği humus ve mikroorganizma bazlı ürünlerin bugün dünyanın farklı bölgelerindeki tarım pazarlarına ulaştığı belirtiliyor. Ürünlerin 76 ülkeye ihraç edildiği aktarılırken, şirketin değerinin de yaklaşık 100 milyon euro seviyesine ulaştığı ifade ediliyor. Böylece çocuk yaşta pazarda su satarak başlayan bir hayat hikâyesi, bugün dünyanın farklı ülkelerine tarım teknolojileri ulaştıran uluslararası bir girişime dönüştü. Başarı bazen yeniden başlamaktır Müfit Tarhan’ın hikâyesinin en dikkat çekici tarafı ise elde ettiği servetten çok, iki kez iflas ettikten sonra yeniden başlamayı seçmesi. Çünkü bazı başarı hikâyeleri, hiç düşmeyen insanların değil; düştüğünde yeniden ayağa kalkmayı başaran insanların hikâyesidir. Ve belki de bu hikâyenin gençlere verdiği en önemli mesaj şu: Başarısızlık, yolun sonu değil; doğru ders çıkarıldığında yeni bir başlangıcın ilk adımı olabilir.

  • Çocuklukta Başlayan Tutku, Yıllar İçinde Sanata Dönüştü: Sabriye Nazende Aşkın’ın Çini ve Seramik Yolculuğu

    Bazı sanat hikâyeleri bir atölyede değil, çocuklukta başlar. Boya kalemleri, renkler ve hayal dünyasıyla başlayan o ilk merak; yıllar sonra akademik eğitim, emek ve üretimle profesyonel bir sanat hayatına dönüşebilir. Sabriye Nazende Aşkın’ın çini ve seramik yolculuğu da tam olarak böyle bir hikâyeyi anlatıyor. 1985 yılında Çanakkale’de dünyaya gelen Sabriye Nazende Aşkın’ın sanata ilgisi henüz çocukluk yıllarında ortaya çıktı. Ortaokul döneminde resim ve boyama çalışmalarına yoğun ilgi gösteren Aşkın, öğretmenlerinin yönlendirmesiyle bu yeteneğini profesyonel bir eğitimle geliştirmeye başladı. Bu yolculuk onu Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü Çini Seramik Anasanat Dalı’na taşıdı. Üniversite yıllarında yalnızca eğitim almakla kalmayan Aşkın, ilk kişisel sergisini de öğrencilik döneminde Vakıfbank ana sponsorluğunda “Osmanlıda Türk Kadın Başlıkları” projesiyle sanatseverlerle buluşturdu. Sanat Yolculuğunu Akademik Eğitimle Güçlendirdi Üniversite eğitiminin ardından çalışmalarını sürdüren Sabriye Nazende Aşkın, seramik ve çini alanındaki üretimlerini daha ileri bir noktaya taşımaya devam etti. Mezuniyetinden sonraki dönemde “Bereket” isimli seramik sergisini sanatseverlerle buluşturdu ve farklı karma sergilerde yer aldı. Sanat eğitimini akademik olarak da sürdüren Aşkın, 2020 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Böylece çocuklukta başlayan sanat tutkusu, zaman içerisinde akademik bilgi ve profesyonel üretimle birleşti. Çini ve Seramik Onun İçin Sadece Bir Sanat Dalı Değil Aşkın’ın çalışmalarını farklılaştıran noktalardan biri, çini ve seramiği yalnızca teknik bir üretim olarak görmemesi. Renkler, desenler ve formlar üzerinden kendi dünyasını anlatan sanatçı, eserlerinde geleneksel Türk sanatlarından aldığı ilhamı kendi yorumuyla buluşturuyor. Onun sanat yolculuğunda deniz ve mavi tonlarının da ayrı bir yeri bulunuyor. Çocukluk dönemindeki resim tutkusunun zaman içerisinde çini ve seramikle birleşmesi, bugün ortaya çıkan çalışmaların temelini oluşturuyor. Sanatını Paylaşarak Yeni İnsanlar Yetiştiriyor Sabriye Nazende Aşkın’ın hikâyesini yalnızca ortaya koyduğu eserlerle sınırlamak mümkün değil. Sanatçı, çini ve seramik alanındaki bilgi ve deneyimini farklı eğitimler, workshoplar ve kurslarla sanatseverlerle paylaşmaya da devam ediyor. Kendi çalışmalarının yanında yeni insanların bu sanat dalıyla tanışmasına katkı sunması, onun yolculuğunun başka bir önemli tarafını oluşturuyor. Çünkü geleneksel sanatların geleceğe taşınabilmesi yalnızca eser üretmekle değil, bu bilgiyi yeni nesillere aktarmakla da mümkün. Bir Çocuğun Elindeki Boya Kalemlerinden Sanat Atölyesine Sabriye Nazende Aşkın’ın hikâyesinde dikkat çeken en önemli ayrıntılardan biri belki de başlangıç noktası.Bugün çini ve seramik alanında çalışmalarını sürdüren bir sanatçının hikâyesi, aslında çocukken eline aldığı boya kalemleriyle başladı. Yıllar boyunca aldığı eğitim, katıldığı sergiler, gerçekleştirdiği çalışmalar ve edindiği deneyimler bu ilk merakı profesyonel bir sanat hayatına dönüştürdü. Bugün çalışmalarını Nazende Seramik Çini Tasarım çatısı altında sürdüren Aşkın, üretmeye, öğrenmeye ve bildiklerini paylaşmaya devam ediyor. Sabriye Nazende Aşkın’ın hikâyesi, bir yeteneğin keşfedilmesinin tek başına yeterli olmadığını gösteriyor. Asıl farkı oluşturan; o yeteneğin yıllarca emekle, eğitimle ve sabırla geliştirilmesi. Çünkü bazen büyük bir sanat hikâyesinin ilk sayfası, sadece bir çocuğun elindeki birkaç boya kalemiyle başlar.

  • Kadın girişimci traktörü ile aile bütçesine katkı sağlıyor

    Muğla'nın Yeşilköy'ünde yaşayan Sibel Karaca, ORKÖY kredileri sayesinde sahip olduğu traktörle ailesinin bütçesine katkı sağlıyor ve kırsal kalkınmaya destek oluyor. ORKÖY kredileri sayesinde orman köylüleri, gerçekleştirdikleri üretim faaliyetleri ile aile bütçelerine ve ülke ekonomisine önemli katkılar sağlıyor. Muğla'nın Köyceğiz ilçesinin Yeşilköy mahallesinde yaşayan Sibel Karaca, ORKÖY destekleriyle sahip olduğu traktörle Gökova bölgesindeki üretim çalışmalarına katılıyor. Bu sayede ev ekonomisine de katkıda bulunuyor. Traktör, onun için sadece bir araç değil, aynı zamanda ailenin geçim kaynağının bir parçası. ORKÖY kredisi ile elde ettiği traktörüyle ailesiyle birlikte ormanlarda yürütülen çalışmalarda aktif bir rol üstlenen Karaca, bu faaliyetlerin orman köylülerinin gelir elde etmesine yardımcı olduğunu belirtiyor. Aynı zamanda, sağlanan destekler, kırsal kalkınmayı da önemli ölçüde destekliyor.

  • Felaket onu dükkan sahibi yaptı: Kastamonu'da kadın girişimci hikayesiyla hayata tutunuyor

    Kastamonu'nun Bozkurt ilçesinde 2021 yılında meydana gelen sel felaketinin ardından çalıştığı iş yerinin kapanması sebebiyle işini kaybeden kadın girişimci, devlet kurumları tarafından inşa edilen ilçede kendi iş yerini açarak hayata tutundu. Batı Karadeniz'de 11 Ağustos 2021 tarihinde meydana gelen büyük sel felaketinden en çok etkilenen yerlerden biri olan Kastamonu'nun Bozkurt ilçesinde onlarca bina zarar görmüş, 65 kişi hayatını kaybetmiş, 7 kişi ise kaybolmuştu. Hayatın durma noktasına geldiği ilçe, selin ardından devlet kurumlarının çalışmasıyla adeta yeniden inşa edildi. TOKİ tarafından inşa edilen iş yerleri ise ilçede yaşayan vatandaşların yeniden yaşama tutunmasını sağladı. İlçede hizmet veren bir ayakkabıcıda çalışan ilçe sakinlerinden Şükriye Görgü, sel felaketinin ardından iş yerinin kapatılması sebebiyle işsiz kaldı. AFAD tarafından selin ardından ilçeye yetiştirilen konteynerlerden birinde kendi ayakkabıcısını açarak hayata tutunmaya çalışan Görgü, yaklaşık 5 ay boyunca burada ayakkabı satarak geçimini sağladı. Daha sonra TOKİ tarafından ilçede inşa edilen iş yerine taşınan Görgü, yıllardır kendi dükkanında çalışarak geçimini sağlıyor. Görgü, devlet kurumlarına selin ardından kendilerine verilen desteklerden dolayı teşekkür etti. İlçede kurulan konteynerde kendi dükkanını açtığını dile getiren Şükriye Görgü, "Selden önce bir iş yerinde çalışıyordum. Fakat selden sonra işveren kendi mağazasını kapattı. Dükkanın kapanmasından dolayı ben de işsiz kaldım. Sel döneminde ilçede, mağaza, dükkan kalmamıştı, hatta yollarımız bile yoktu. Herhangi bir yer açamadım. Fakat selden sonra devletimiz geçici olarak da olsa satış yapabilmemiz için konteyner kurdu. Ben de konteynerde kendi işimde çalışmaya başladım. Yaklaşık 5 ay konteynerde çalışmaya devam ettim. Selin ardından ilçede inşa edilen ilk mağazalardan birisi benimdi. Şu an bulunduğumuz dükkana geçmeye karar verdim. Ayakkabıları bu dükkana yetiştirdim ve o günden beri çalışmaya devam ediyorum" dedi. Aradan geçen 5 yılda Bozkurt'un büyük bir değişim yaşadığını belirten Görgü, "İlçemiz daha çok gelişti ve düzenlendi. Sel dolayısıyla ilçemiz daha da büyüdü. Sanki daha bir ferah bir ilçeye sahip olduk. Mağazalarımız, dükkanlarımız, evlerimiz yenilendi. Selden sonra birçok kişi, 'buradan hiçbir şey olmaz, ilçeyi taşıyalım' dedi. Hatta dükkanlarını kapatanlar çok oldu, çok sayıda insan yeniden dükkan açmama kararı aldı. Farklı ilçelere taşınanlar oldu. Ama hepsi tek tek geri dönüyor. Çünkü ilçemiz gerçekten güzelleşti. Bütün maddi ve manevi yaralarımızı sardık, sarmaya da devam ediyoruz. Tabii ki her şey dört dörtlük değil. Bu zaman alacak ama şu anda iyi bir noktada olduğumuzu düşünüyorum" şeklinde konuştu.

  • 'Bez ve mama parası' için başladığı temizlik işinde 'yılın en genç girişimci iş kadını' seçildi

    Antalya'da 2 çocuk annesi Merve Gökcan (33), çocuklarının bez ve mama masraflarına katkı sağlamak için başladığı temizlik işinde girişimci oldu. Kurumsal iş hayatını çocuklarına daha fazla zaman ayırabilmek için bırakan Gökcan, ocak ayında kurduğu temizlik şirketiyle bugün 3 kadına istihdam sağlarken, kısa sürede büyüttüğü girişimiyle 'Yılın En Genç Girişimci İş Kadını' ödülünü aldı. Antalya'da yaşayan Merve Gökcan, ilk çocuğunun doğumunun ardından kurumsal iş hayatına ara vermek zorunda kaldı. İkinci çocuğunun da kısa süre sonra dünyaya gelmesiyle aile bütçesine katkı sağlamak isteyen Gökcan, ayda birkaç kez temizlik işlerine gitmeye başladı. Çocukları biraz büyüdükten sonra yeniden kurumsal iş hayatına dönen Gökcan, bu kez de çalışma saatleri nedeniyle çocuklarına yetişmekte zorlandı. Bunun üzerine kurumsal işinden ayrılan Gökcan, yaklaşık 5 yıldır ara ara yaptığı temizlik işini profesyonel girişime dönüştürdü. 'BEZ PARASI, MAMA PARASI İÇİN BAŞLADIM' Temizlik işine tamamen ihtiyaç nedeniyle başladığını anlatan Merve Gökcan, “İlk çocuğum doğunca kurumsal işime ara vermek zorunda kaldım. İlk temizlik işime gittiğimde ise bebeğim daha 2 aylıktı. İkinci çocuğum 13 ay sonra oldu, öyle olunca tekrar ara vermek zorunda kaldım. Bu süreçte tabii ki çalışmam gerekiyordu, eve katkı sağlayabilmek için. Bez parası, mama parası kazanıp destek olmam için. Onları toparlayabilmek, destek olabilmek için 'Ne yapabilirim?' diye düşünürken tekrar temizlik işine gitmeye karar verdim" diye konuştu. 'ÇOCUKLARIMA GEÇ KALMAMAK İÇİN KURUMSAL HAYATI BIRAKTIM' Çocuklarının biraz büyümesinin ardından tekrar kurumsal hayata döndüğünü kaydeden Gökcan, bu sefer de zaman kısıtlamaları nedeniyle zorlandığını aktardı. Kurumsal hayatta yaşadığı zaman sıkıntısının kararında etkili olduğunu belirten Gökcan, “Kurumsalda çalışırken orada bir zaman var. O zaman ise çok kısıtlı. Yani 8-5 gibi çalışırken Antalya'nın bir ucundan diğer ucuna çocukların kreşine yetişmek, o trafikte o kadar zor bir durumdu ki ve bunu ben tek başıma yapıyordum. O dönemde eski eşimle boşanma aşamasındaydım. Sabah çocukları kreşe bırakıp, akşam kreşten almayı tek başıma üstlendiğim için çok zorlanmaya başlamıştım. Kendime ve çocuklarıma yeni bir hayat kurmak için bu kararı verdim" dedi. Kreşte yaşadığı olayın kararını kesinleştirdiğini söyleyen Gökcan, “Kreşe 5 dakika geç kaldığımda gördüğüm muamele beni çok rahatsız ediyordu. Bu bende çok büyük üzüntü ve stres yaratıyordu. Böyle olunca kurumsal hayatı tamamen bırakmaya karar verdim. Gerekirse kreşin etrafındaki evlerin tuvaletlerini temizleyeceğim, o kreşin etrafında olacağım çocuklara geç kalmamak için ama çocuklarımın yakınlarından başka bir yere gitmeyeceğim dedim" diye konuştu. ŞİRKETİNİ KURDU, 3 KADINA İSTİHDAM SAĞLADI Temizlik sektöründe bir süre farklı şekillerde çalıştıktan sonra kendi işini kurmaya karar verdiğini anlatan Gökcan, “Düzenli temizliğe gittiğim evler de oldu, ara ara gittiğim işler de oldu. En sonunda 'Bu işi ben neden kendim yapmıyorum ki? Neden kendi işim haline getirmiyorum ki?' dedim. Bu şekilde bir adım atmış oldum. Aslında bu işe girmemin en büyük sebebi gerçek anlamda çocuklarım" dedi. Yaklaşık 5 yıldır temizlik sektöründe olduğunu belirten Gökcan, “2026'nın Ocak ayında şirketimi açtım. Benimle birlikte 4 kişiyiz. Geçtiğimiz günlerde İstanbul'da özel bir medya organizasyonunda gerçekleştirilen uluslararası ödüllerde 'Yılın En Genç Girişimci İş Kadını' ödülünü aldım. O da beni çok motive eden olaylardan biri" diye konuştu. 'KADINLARIN HAYATINI KOLAYLAŞTIRMAK İSTİYORUM' Kurduğu şirketle yalnızca temizlik hizmeti sunmadıklarını söyleyen Gökcan, “Burada bizim faktörümüz bu insanların hayatını kolaylaştırmak. Bir insanın hayatındaki denge evinde başlıyor. Evin ne kadar temiz, düzenli, evde kafası sakinse bir insanın, dışarıdaki hayatın da sakin ve düzenli ilerliyor. Ben de bu düzeni müşterilerimde sorunsuz bir şekilde oturtmaya ve sürdürülebilir şekilde ilerletmeye çalışıyorum" dedi. Kendi yaşadığı zorlukların bugün birçok kadına destek olmasını sağladığını ifade eden Gökcan, “Kendim böyle bir problemi çok uzun yıllar, çocuklarım doğduğu andan itibaren yaşamaya başladığım için bu şekilde olan, dokunabildiğim, görebildiğim, iletişimde olabildiğim bütün kadınlara destek olmak istiyorum. Hepsinin hayatını bir nebze de olsa kolaylaştırmak istiyorum" diye konuştu Gökcan, “5 yıl öncesine baktığımda 'Neden bu işi daha önce yapmamışım ki?' dedim. Çünkü bu sistemin içerisinden çıkıp kendi işimi yaptığımda zamanımı kendim yaratabiliyorum, çocuklarıma zaman ayırabiliyorum. Kazancımı ona göre planlayabiliyorum, ona göre yatırım yapabiliyorum. Aslında tamamen çocuklarımın geleceğini inşa etmeye çalışıyorum. Çocuklarım için bunu yaptım, asla pişman değilim. Hatta hep diyorum, 'Neden daha önce yapmamışım?'" dedi.

  • 18 yaşında keman öğrenmeye başladı, bir yıl sonra konservatuvarı kazandı: Şimdi kadınların yarım kalan hayallerini gerçekleştiriyor

    18 yaşında keman öğrenmeye başlayan Rabia Melike Aydın, yalnızca bir yıl içerisinde konservatuvarı kazanarak müzik eğitimine profesyonel olarak devam etti. Yıllar sonra dünyaya gelen çocuğunun ardından evinden özel enstrüman dersleri vermeye başlayan Aydın’ın hayatı, burada karşılaştığı kadınların hikâyeleriyle farklı bir yöne evrildi. Aydın, ders vermeye başladığı dönemde özellikle çocukluk yıllarında çeşitli nedenlerle enstrüman öğrenme fırsatı bulamayan ve bu hayallerini yıllarca erteleyen çok sayıda kadının müziğe ilgi duyduğunu fark etti. Bu gözlem, Aydın’ı kendi eğitim modelini oluşturmaya yöneltti. Yaklaşık iki yıl içerisinde kendi sanat merkezini kuran Aydın, Zen Bahçe Sanat çatısı altında kadınlara yönelik özel bir eğitim anlayışı geliştirdi. Merkezde yetişkinlerin öğrenme süreçleri dikkate alınarak keman ve piyano eğitimleri verilirken, öğrenciler yalnızca enstrüman öğrenmekle kalmıyor; aynı zamanda sahne performanslarına ve konserlere hazırlanıyor. Aydın’ın çalışmasının dikkat çeken yönlerinden biri ise yıllarca kendisini erteleyen kadınların yeniden hayallerinin peşinden gitmesine alan açması. Çocukken gerçekleştiremedikleri hayallerini yıllar sonra gerçekleştiren kadınlar, bugün keman ve piyano öğrenerek sahneye çıkıyor ve konserlerde performans sergiliyor. Rabia Melike Aydın için başarı ise yalnızca bir sanat merkezi kurmakla sınırlı değil. Onun için en anlamlı an, yıllarca kendisine “Ben yapamam” diyen bir kadının bu düşünceyi geride bırakıp sahneye çıkması ve kendi müziğini çalması. Aydın’ın hikâyesi, bir hayalin gerçekleşmesi için her zaman erken yaşta başlamanın gerekmediğini; bazen yıllarca ertelenen bir hayalin yeniden hatırlanmasının bile yeni bir başlangıç olabileceğini gösteriyor.

Arama Yap

bottom of page