top of page

Boş arama ile 861 sonuç bulundu

  • İlkokul öğrencileri, coğrafi işaretli Yağcıbedir halısını dokumayı öğrenmek için tezgah başında

    Balıkesir'in Altıeylül ilçesinde ilkokul öğrencileri, Orta Asya'dan Sındırgı'ya göç eden Yörüklerin geleneksel el sanatı olan Yağcıbedir halısını dokumayı öğrenmek için tezgah başına geçti. İlçedeki Kadriye Kemal Gürel İlkokulu idaresi ile Sındırgı Yağcıbedir Halıcılar Derneğince coğrafi işaretli Yağcıbedir halısının gelecek nesillere aktarılması amacıyla "Köklerden Geleceğe Yağcıbedir Halı Atölyesi" projesi başlatıldı. Proje kapsamında her deseninde bir hikaye barındıran Yağcıbedir halısını dokumak isteyen öğrenciler, atölyede haftanın 2 günü birer saat Sındırgı'dan gelen usta öğreticilerle buluşuyor. Öğrenciler, alacakları eğitimlerle Yörüklerin örf ve adetlerini yansıtan sanat eseri niteliğindeki Yağcıbedir halısını dokumayı öğrenerek, bir santimetrekaresinde barındırdığı 35 ilmekle uzun yıllar sağlamlığını koruyabilen halılar dokuyacak. Yapılan çalışma sayesinde yurt içi ve dışından yoğun ilgi gören el emeği göz nuru Yağcıbedir halılarının dokuyucu sayısının artırılması hedefleniyor. İlk etapta 7 öğrencinin katıldığı dokuma atölyesine katılımın ilerleyen günlerde 70'e çıkarılması amaçlanıyor. "Yağcıbedir halısı inşallah ölmeyecek " Yağcıbedir Halıcılar Derneği Başkanı Ekrem Yavaş, Yağcıbedir halısının Sındırgı yöresinde uzun yıllardır dokunduğunu fakat makineleşmeyle son yıllarda dokuyucu sayısının azaldığını söyledi. İlçede bu geleneğin sürmesi için çok çaba sarf ettiklerini belirten Yavaş, bu geleneği geleceğe taşımak için ilkokulda halı tezgahları kurduklarını anlattı. Yavaş, böyle bir projede yer aldıkları için çok heyecanlı olduğunu anlatarak, "Bizde 50-60 yaşın altında halı dokuyan neredeyse kalmadı. 'Onlar da ölünce bu sanat tamamen bitecek' diye endişe ederken işte buraya 5 tezgah kuruldu. Biz de gelerek onların başında bulunarak 'Nasıl düğüm atılır, desenler nasıl oluşturulur, çocuklar bu işi nasıl keyifli halde götürürler?' diye düşündük. Yağcıbedir halısı inşallah ölmeyecek." ifadesini kullandı. Okul yönetimine de teşekkür eden Yavaş, "İnşallah Türklerin en eski sanatı, 3 bin yıllık bu kültürünü gelecek nesillere taşıyacağız ve insanlar da yere serdikleri halının artık bir naylon değil, toprak etkisi yapan bir yün halı üzerinde oturacak. Bakarken 'ben dokudum, ben yaptım, işte bu benim eserim' diyebilecek yarınları göreceğiz." diye konuştu. "Öğrencilerimize çok katkı sağlıyor" Kadriye Kemal Gürel İlkokulu Müdürü Mahmut Osta da Yağcıbedir halısının yaşatılması için çocuklarla yürüttükleri çalışmanın çok anlamlı olduğunu söyledi. Osta, çocukların birçok anlamda donanım sahibi olduklarını vurgulayarak, şöyle konuştu: "Öğrencilerimizle yaptığımız bu çalışma sadece geleneksel bir sanatı yaşatmak değildir. Matematik, felsefe, kimya ve tarihi de bünyesinde barındıran Yağcıbedir halısı, öğrencilerimize çok katkı sağlıyor. Maarif modelimiz de özellikle çocukların temel becerilerinin geliştirilmesini amaçlar. Bu anlamda Yağcıbedir halısında yer alan veri analizi ve simetri bilgisini çocuklarımız da öğrenmiş oluyor. Dolayısıyla da biz sadece bir geleneksel sanatı yaşatmanın ötesinde çocuklara farklı becerileri de kazandırması​​​​​​​ açısından önemli olduğunu düşünüyoruz." Müdür Yardımcısı Hacer Dilek Başayan da kendisinin de Sındırgılı olduğunu ve Yağcıbedir halısı kültürünü yaşatmayı çok istediğini anlattı. Yağcıbedir Halıcılar Derneğinin kendilerine çok destek verdiğini belirten Başayan, şunları kaydetti: "Ben de gençliğinde hem okuyan hem de dokuyan denilen kızlardanım. Sındırgılı olarak hem kültürümü yaşatmak istiyorum. Halı dokumayı çok keyifle yaptım. Hiçbir zaman bu bana eziyet olarak gelmedi. Ruhumu dinlendiren bir terapi olarak gördüm ve üretmenin sevincini yaşıyorum. Şu an aynı sevinci öğrencilerim de yaşasın istiyorum. Gün içinde hayatlarımız artık çok yoğun. Çocuklarımız haftada 2 gün birer saat burada kurs görüyorlar. Bu saatin nasıl geçtiğini inanın biz anlamıyoruz." "Şu anda düğüm atmayı ve dolama yapmayı öğrendim" Öğrencilerden Şükran Kertik de halı dokumayı öğrenmek istediğinde ailesinin kendisine çok destek verdiğini söyledi. Yağcıbedir halısını dokumayı çok sevdiğini anlatan Kertik, "Ben çok sabırlı ve mutlu şekilde yapıyorum. Annemle babam da yaptığım halı dokumadan çok memnun oluyor. Babaannem de terzi olduğu için o da benim halı dokunmamdan çok hoşlanıyor. Onun da annesi küçükken ona halı dokutuyormuş. Şu anda düğüm atmayı ve dolama yapmayı öğrendim. İlerleyen dönemde halı dokuma tezgahı almayı düşünüyorum. Kendi halılarımı evime koymak ya da satmak istiyorum." ifadesini kullandı. Usta öğreticilerden Halime Aycan da çocukların halı dokumaya çok meraklı olduğunu ve dokumacılığın detaylarını iyi kavradıklarını dile getirdi.

  • Çıraklıktan devlet sanatçılığına uzanan tespih ustası mesleğine 40 yılını verdi

    Çıraklık yıllarında başladığı tespih yapımında, bugün Kültür ve Turizm Bakanlığı sanatçısı unvanını taşıyan Erzincanlı usta Bülent Karadağ, yaklaşık 40 yıldır sürdürdüğü mesleğinin inceliklerini ve tespihin kültürel yolculuğunu anlattı. Osmanlı’dan günümüze uzanan tespih geleneğinin önemli temsilcilerinden biri olarak gösterilen Karadağ, çocuk yaşlarda çırak olarak başladığı meslekte bugün Kültür ve Turizm Bakanlığı sanatçısı unvanını taşıyor. Farklı tür ve özellikteki taşları sabırla işleyerek tespihlere sanatsal bir kimlik kazandıran 40 yıllık usta Karadağ, yıllar içinde yurt içi ve yurt dışında geniş bir koleksiyoner kitlesine ulaştı. Yapımı bazen haftalar, bazen aylar süren tespihlerde her ayrıntıyı titizlikle yapan Karadağ, siparişe özel hazırlanan eserlerde motif ve taş seçimini kişisel tercihlere göre şekillendiriyor. "Tespih bizim kültürümüz ve sanatımızdır" Tespih ustası Karadağ, tespih kültürünün Osmanlı’dan günümüze uzanan güçlü bir miras olduğunu söyledi. Tespihin öneminden bahseden Karadağ, şöyle konuştu: "Tespih bizim kültürümüz ve sanatımızdır. Parmaklardan kalplere giden damarları rahatlatıcı bir özelliği vardır. Tespih her türlü materyalden ve taştan yapılabilir. Her taşın kendine özgü özellikleri bulunur. Baş ağrısına ve kan dolaşımına olumlu etkileri olduğuna inanılan taşlar vardır. Peygamber Efendimizin kullandığı akik taşının baş ağrısına ve nazara iyi geldiği rivayet edilir. Tespih sabrı temsil eder ve zikir amaçlıdır." Karadağ, ürettiği bazı tespih fiyatlarının yaklaşık 2 milyon liraya kadar çıktığını, tespihte kullanılan malzemenin ve işçiliğin fiyatta belirleyici olduğunu dile getirdi. "Fiyatları 1,5-2 milyona kadar çıkabiliyor" Arap ülkelerinden de müşterilerinin olduğunu anlatan Karadağ, şunları kaydetti: "Onlara tespihlerini yapıp gönderiyoruz. Müşteriler benim internet sayfamı gördüğü zaman oradan modellerini beğenip sipariş verebiliyorlar. Kabe motifli imamelerimizi bütün Arap şeyhlerimize gönderdik. Almanya, Avustralya, Hollanda’ya da tespihlerimizi gönderdik. Yaptığımız tespihlerin fiyatları 1,5-2 milyon liraya kadar çıkabiliyor. Neredeyse bir araba parası ödeyerek bizlere tespih yaptırdıkları oluyor. Melen Çayı'nda, Avrasya Tüneli'nden gelen taşlardan Cumhurbaşkanımıza tespih yaptım. Devlet Bahçeli'ye, Binali Yıldırım'a da tespih yaptım." Tespihi cami cemaatine benzeten Karadağ, "Tespihteki taneler cemaat, 33 tespih taşının ardından boşluğa gelen taş müezzindir ve baş konumdaki yere imam dememiz lazım. Bizler tespih yaparken çok büyük emek ve sabır veriyoruz. Sabırsız insan, tespih ve sanatla uğraşamaz. Tespih ustası parmaklarımızdaki sayı kadar kaldı. Tespih ustalarını genellikle koleksiyonerler takip eder. Her ustadan tespih alırlar. Koleksiyonerler için parası önemli değildir yeter ki istediği tespihi eline geçirsin. Her ustanın, yaptığı tespihte mutlaka imzası ve ismi vardır. Bu yaptığı tespihte gizlidir. Onu tespihe nakşeder. Bir ustanın kendi motifleri vardır, onu kimse çıkaramaz, sadece kendisi yapabilir. İşçilik de ustayı yansıtıyor." diye konuştu.

  • En büyük sucuklu yumurtadan 15 dakikalık kesintisiz tezahürata kadar 2025'te çeşitli dünya rekorları kırıldı

    Bu yıl, 15 dakikalık kesintisiz tezahürattan dünyanın en büyük sucuklu yumurtasına, çalışan en yaşlı kadın berberinden su altında en uzun süre nefes tutan kişisine kadar farklı alanlarda kırılan rekorlar, Guinness Dünya Rekorlar Kitabı'na girdi. 2025, dünyada siyasi alanda önemli gelişmelerin yanı sıra Guinness Dünya Rekorlar Kitabı'na giren çeşitli rekorlarla da öne çıktı. Ordu'nun Kabadüz ilçesine bağlı Çambaşı Yaylası'nda 25 Ocak'ta, Celal Karaarslan ve ekibinin hazırladığı 1301 çeşit dondurma 125 metrelik masada sergilendi. Guinness World Records Türkiye Hakemi ve Temsilcisi Şeyda Subaşı Gemici, ilgili rekorun daha önce 1001 çeşitle Abu Dabi'de olduğunu ancak 1301 dondurma çeşidiyle Ordu'da yeni bir rekor kırıldığını açıkladı. Japonya'da 108 yaşındaki Hakoişi Şitsui, 5 Mart'ta "dünyanın çalışan en yaşlı kadın berberi" olarak Guinness Dünya Rekorlar Kitabı'na girdi. Toçigi eyaletinde kadın kuaförlüğü yapan Hakoişi, başkent Tokyo'daki bir kuaförde 14 yaşındayken berber çırağı olarak mesleğe adım attı. 1936'da berberlik lisansını alan Hakoişi'nin eşiyle açtığı berber dükkanı İkinci Dünya Savaşı sırasında yıkılırken, kocası savaşta hayatını kaybetti. Hakoişi, önce evinden yaptığı mesleğiyle iki çocuğunu büyüttü. Traktör taraftarlarından 15 dakikalık kesintisiz tezahürat Mısırlı 43 yaşındaki güreşçi Eşref Mahrus, oruçluyken 279 tonluk bir treni çekerek Guinness Dünya Rekorlar Kitabı'na yeni bir başarı ekledi. Başkent Kahire'deki Ramses Tren İstasyonu'nda 14 Mart'ta Mahrus, önceki 221 tonluk tren çekme rekorunu kırarak 279 tonluk treni 10 metre boyunca çekmeyi başardı. İran Körfez Pro Ligi'nde ilk kez şampiyon olan Traktör'ün taraftarları da 16 Mayıs'taki kutlamalarda 15 dakika boyunca kesintisiz tezahürat yaparak, Guinness Dünya Rekorlar Kitabı'na girdi. Tebriz'deki Yadigar-i İmam Stadyumu'nda gerçekleştirilen kutlamada, tribünleri dolduran on binlerce Traktör taraftarı, Azerbaycan Türkçesiyle hep bir ağızdan aynı marşı okudu. Öte yandan, Hırvat serbest dalışçı Vitomir Maricic, 19 Haziran'da ülkesindeki denemede, 29 dakika 3 saniye ile su altında en uzun süre nefes tutma rekoru kırarak Guinness Dünya Rekorlar Kitabı'na girmeye hak kazandı. Bu alanda bir önceki rekoru 2021'de 24 dakika 37 saniyelik süresiyle Hırvat sporcu Budimir Sobat kırmıştı. Japon dağcı, 3 bin 776 metre yüksekliğindeki Fuji Dağı'na çıktı 2025'in sıra dışı rekorlarından biri de Japonya'dan geldi. 102 yaşındaki dağcı Akuzawa Kokiçi, 5 Ağustos'ta, 3 bin 776 metre yüksekliğindeki Fuji Dağı'nın zirvesine çıkan en yaşlı kişi olarak Guinness Dünya Rekorlar Kitabı'na adını yazdırdı. Akuzawa, 96 yaşındayken de Fuji Dağı'na tırmanan en yaşlı kişi olarak kayıtlara geçerken, aradan geçen 6 yılda kalp rahatsızlığı dahil bir dizi sağlık sorunu yaşadı. Akuzawa, ilerleyen yaşına rağmen, 70 yaşındaki kızı, torunu ve 4 kişilik dağcılık ekibiyle zorlu tırmanışı gerçekleştirerek rekor kırdı. Meksika'nın Ecatepec bölgesinde de ilginç bir rekora imza atıldı. Bölgede, 8 Eylül'de 148 binden fazla kişinin çöp toplamasıyla, aynı anda en fazla sayıda çöp toplayan kişi rekoru kırılarak Guinness Dünya Rekorlar Kitabı'na girildi. Nijeryalı şef Hilda Bassey Effiong da 16 Eylül'de "Nijerya usulü jollof pilavının en büyük servisi (8 bin 780 kilogram)" ile Guinness Dünya Rekoru'nu kırdı. En büyük sucuklu yumurta rekoru Afyonkarahisar'da 2025 yılının dikkat çekici rekorlarından birine de Afyonkarahisar'da imza atıldı. "7. Uluslararası Gastro Afyon Turizm ve Lezzet Festivali" kapsamında 19 Eylül'de dev tavada pişirilen 1930 kilogramlık sucuklu yumurta, Guinness Dünya Rekorları Kitabı'na girdi. 25 metrekarelik dev tavada 1 ton sucuk, 15 bin gezen tavuk yumurtası, sıvı yağ ve tuzun kullanıldığı sucuklu yumurta, ilgili rekor için verilen minimum ağırlık rakamı 1000 kilogramı geçerek 1930 kilograma ulaştı. Böylelikle dünyanın en büyük sucuklu yumurta rekoru Afyonkarahisar'da kırılmış oldu. Öte yandan, Şili'nin başkenti Santiago'da tekstil atıklarını azaltmak amacıyla 28 Ekim'de düzenlenen kıyafet değişim etkinliğinde de rekor kırıldı. Etkinlikte 2 bin 364 kişinin katıldığı kıyafet değişimi, alanında Guinness Dünya Rekorlar Kitabı'na girdi. Fas'ta ise 69 farklı milletten oyuncunun bir araya geldiği futbol müsabakası, Guinness Dünya Rekorlar Kitabı'na giren sıra dışı bir etkinlik oldu. Bu alandaki önceki rekor, 2019'da Fransa'da 53 ülkeden oyuncuların katıldığı bir gösteri maçıyla kırılmıştı. Lübnanlı Caroline Chaptini de 23 Kasım'da, 450 binden fazla yeşil plastik şişe kullanarak inşa ettiği ve 10 metre yüksekliğe ulaşan dünyanın en büyük plastik sedir ağacıyla Guinness Dünya Rekorlar Kitabı'na girdi.

  • Mizaç temelli yapay zeka uygulaması "Mizkolog" bireysel danışmanlık sunuyor

    Psikiyatr Enver Demirel Yılmaz'ın öncülüğünde, psikologlar ve yazılımcılardan oluşan Türk ekip, kişilerin mizacına göre yanıt üreten bireysel danışmanlık yapay zekası "Mizkolog"u hayata geçirdi. Yapay zekanın bireysel yaşamda kullanım alanı genişlerken, bireylerin kendine uygun, kişisel özellikleri dikkate alan, bilimsel temelli ve bireye özgü danışmanlık arayışı da artıyor. Bu ihtiyaca uzun yıllara dayanan bilimsel bir altyapıdan beslenen Dokuz Tip Mizaç Modeli'ni (DTMM) esas alan özgün bir yaklaşımla yanıt vermeyi amaçlayan ekip, Mizkolog'u geliştirdi. Mizaç modelindeki 9 ana tip ve bunların alt yönelimlerinden oluşan 162 farklı mizaç kombinasyonunu esas alan uygulamada, kullanıcılar uygulamaya girişte yaptıkları mizaç testinin ardından seçtikleri 9 farklı danışman profilinden biriyle yazışarak, gündelik yaşam kararlarından ilişki süreçlerine, eğitim ve kariyer planlamasından liderlik gelişimine kadar pek çok konuda rehberlik alabiliyor. Klinik tanı koyma ya da tedavi iddiası taşımayan uygulamada, genel amaçlı yapay zeka modellerinden farklı olarak tek tip bilgi sunmak yerine bireye özgülük öne çıkıyor. Uygulama kişiye özgü yanıt veriyor Uygulamanın detaylarını anlatan Psikiyatr Enver Demirel Yılmaz, mizaç bilimiyle ilgili 20 yılı aşkın süredir çalıştığını ve teknolojinin geldiği noktada yapay zekanın bireysel danışmanlık alanında önemli bir potansiyel barındırdığını kaydetti. Kullanıcıların girişte kişisel bilgilerinin ardından mizaç testini yanıtladığını, test sonucunda ise 162 farklı mizaç tipinden birine ait profilin ortaya çıktığını aktaran Yılmaz, "Kişi mizaç testinin sonucundaki tipolojisine dair özellikleriyle karşılaşıyor. O özellikleriyle karşılaşınca Mizkolog'un kendisiyle doğru muhatap olup olmadığını tecrübe etmiş oluyor. Sonra da dilediği konuda bu danışmanlık alanının içinde yazışabiliyor. Aslında uygulama bireysel danışmanlığa, kişinin mizaç tipine özgü bir proje. Konu alanı olarak daha çok bireysel hayatıyla ilgili bir danışmanlık yapay zekası. Zaten cevap verirken sürekli kişinin mizaç tipini göz önünde bulundurarak ona özgü bir cevap vermeye çalışıyor. Bu alanda hemen hemen her konuyu sorabiliyorsunuz." ifadelerini kullandı. Yılmaz, gündelik hayatlarında insanların yüzde 40'ının yapay zeka uygulamalarını bireysel danışman olarak kullandığını belirterek, "Diğerlerinde çok fazla genel geçer malumat var ve kişiye özgülük yok. Mizkolog’ta kişi kendine özgü mizaç tipinin üzerinden cevap aldığı için 'Onun motivasyonları ne, hayata bakışı ne, algısı ne, bilişsel olarak nasıl düşünür, duygusal olarak nasıl ilişkiler kurar, eylemsel olarak ilişkilerin içinde kendini fiziksel olarak nasıl konumlandırır?' gibi soruların hepsine özgü bir model olduğu için diğerlerinden farklı. Biz de geliştirme sürecinde bunları denedik." dedi. Kişinin mizaç tipini bilmesinin hayatına katkı sunacağını belirten Yılmaz, şunları kaydetti: "Mizaç kodumuz, yapısal DNA'mız gibidir. Kodunuzla birlikte hayatın içinde daima, bizi o davranışların bilişsel, duygusal, fiziksel tarafına iten motivasyonun ana nedeni daima bilmiş olacağız. Eğer biz bunları bilirsek kişinin neyi neden, niçin, nasıl yaptığını, hangi motivasyonla hareket ettiğini bilmiş oluruz. O zaman ortaya ciddi bir kişiye özgülük çıkar. Kişinin eğitim süreçleri, aile süreçleri, inancı, kültürü, görgüsü, yaşam deneyimi de o mizaçla etkileşen bir kişilik yapısı oluşturuyor ama burada oluşan kişilik yapısı daima oradaki mizaç tipi temelinde gelişiyor." diye konuştu. Yılmaz, uygulamanın bir psikiyatr ya da klinik psikoloğun yerini tutamayacağını vurgulayarak, "Belki onların da danışanlarını, bir şirketin çalışanlarını faydalandıracağı, aile bireylerinin mesleki sürecinde, belki akademik sürecinde bireysel anlamda danışabileceği, ilişkilere dair olan süreçlerde danışabileceği bir pratik rehber model geliştirmeye çalıştık. Bazen bir kelime, bir cümle hayatınızın rotasını değiştirebilir. Ben Mizkolog'un o anlamda faydalı olacağını düşünüyorum." ifadelerini kullandı. Uygulamanın geliştirme aşamalarının da devam ettiğini kaydeden Yılmaz, üst versiyonların da kullanıcılarla buluşturulacağını söyledi. Belli limite kadar ücretsiz kullanım sağlanıyor HUMNA Yazılım, Eğitim, Danışmanlık Şirketi Kurucu Ortak Sümeyra Tacıser Yılmaz da uygulamanın kökeninin 20 yılı aşkın bir know-how'a sahip bir ürün olarak çıktığını kaydetti. Yılmaz, Technical University of Munich (TUM) Teknoloji ve Yönetim bölümünden mezun olduğunu, yine aynı üniversitede toplumda yapay zeka alanında yüksek lisans yaptığını aktararak, bu akademik altyapının Mizkolog'un hem teknik hem de etik çerçevesinin şekillenmesinde belirleyici olduğunu vurguladı. Uygulamanın kullanımıyla ilgili bilgiler veren Yılmaz, ilk etapta yapılan 8-10 dakika süren testin çok önemli olduğunu ve gizliliğe de önem verdiklerini aktardı. Yılmaz, kullanıcıların mizaç testini ücretsiz bir şekilde çözebildiğini belirterek, "Belli bir konuşma limitine kadar ücretsiz bir şekilde giriş yapıp, ürünü test edip, gerçekten faydalarını gördükten sonra ücretli bir şekilde konuşmayı devam ettirecek paketler satın alıp daha uzun süreli faydalarını kullanıp görebilirler. Bireye özel yaptığımız için, bireysel farkındalığı hisseden bir yapay zeka ile konuşulmuş olacak." dedi. Yaşamdaki tüm alanlara dair karşılaşılan problemler, farkındalığın artırılması gereken konular ya da herhangi bir yaşam durumunda kişiye fayda sağlayacak yanıtların uygulama üzerinden sunulduğunu kaydeden Yılmaz, Mizkolog'un Türkçe, Almanca ve İngilizce olmak üzere üç dilde hizmet verdiğini belirtti. Uygulamanın Türkiye'de kullanıcılarla buluştuğunu ve ülkede önemli bir ilgi gördüğünü ifade eden Yılmaz, Avrupa'daki akademik ve profesyonel çevrelerden proje hakkında alınan olumlu geri dönüşlerin ardından, önceliği Türkiye olmak üzere, Mizkolog'u ülkedeki gelişimini sürdürerek eş zamanlı biçimde global ölçekte çok farklı kullanıcı kitlelerine ulaştırmayı istediklerini kaydetti. Yılmaz, yapay zeka danışmanlık alanlarında dünya öncüsü olmayı ve bu alanda Türkiye'yi uluslararası ölçekte temsil etmeyi hedeflediklerini de belirtti.

  • Oğlunun düztabanlık probleminden yola çıkarak geliştirdiği medikal ürünün patentini aldı

    Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Antrenörlük Eğitimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mahmut Açak, oğlunun düztabanlık probleminden yola çıkarak geliştirdiği "yüksekliği ayarlanabilir medikal tabanlığın" patentini aldı. Mahmut Açak'ın oğlunun bacağında "kordon bağı ayak bölgesine sarılı olarak doğduğu" için incelme olduğu tespit edildi. İlerleyen yıllarda düztabanlık teşhisi konulan çocuğuna uygun tabanlıklı ayakkabılar alan Prof. Dr. Mahmut Açak, ayakta şekillenme olmayınca çocuğunun koşamadığını ve bu nedenle de kilo almaya başladığını fark etti. Açak, daha sonra yaptığı çalışmalarla yüksekliği ayarlanabilir medikal tabanlık geliştirdi. Oğlu ve düztabanlık sorunu yaşayan birçok kişiye bu tabanlıkları kullandıran ve olumlu sonuç alan Prof. Dr. Açak, geliştirdiği tabanlığın patentini aldı. İlk etapta proje ve patent için üretim yapan Açak, ilerleyen zamanlarda seri üretimle düztabanlara fayda sağlamayı amaçlıyor. Prof. Dr. Mahmut Açak, kendi çocuğunun sorunuyla başlayan süreçte tüm düztabanlara çare olabilecek duruma geldiklerini söyledi. Oğluyla ilgili süreci anlatan Açak, koşu antrenmanlarında bacaklarında sürekli ağrı oluştuğunu kaydetti. Bunun üzerine o dönem gittikleri doktorun oğlunun ileri seviyede düztaban olduğunu, koşma yerine yüzmeyi önerdiğini dile getiren Açak, bu duruma çocuğunun üzüldüğünü söyledi. Açak, değişik federasyonlarda, milli takımlarda sporcu sağlığı alanında görev aldığını dile getirerek, "Oğlum için bir şeyler yapabileceğime kanaat getirdim. Mevcut tabanlıkları incelediğimde tüm tabanlıkların 18 milim yüksekliğinde olduğunu, ebatlarının numaraya göre farklılık gösterdiğini ancak yüksekliklerinin 18 milimin üstüne çıkmadığını gördüm." dedi. Çocuğuna arkadan bakıldığında aşil tendonunun gözle görülür şekilde içe doğru eğik olduğu belirten Mahmut Açak, şöyle devam etti: "Çocuğumun ayağı yere 90 derece dik gelinceye kadar, aşil tendonunu orta bölümüne bir yükseltme yaptım. Çocuğumun bir ayağının 24 milimetrelik, diğerinin 28 milimetrelik bir tabanlığa ihtiyacı olduğunu gördüm. Buna uygun tabanlıklar yaptım. Birini evde, birini dışarıda ve birini de spor yaparken giydiği ayakkabısına yerleştirdim. Çocuğum yürüme, koşma ve spor yaparken ağrı duymadı ve aşil tendonu açısında düzelme oldu. Bunun üzerine üniversitemin Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Birimi'nden proje yaparak daha fazla kişi üzerinde denedim. Onlarda da iyileşme olması, tabanlık kullananların hiçbir sıkıntı çekmediğini görünce bunun patentine müracaat ettim, süreç sonunda patentini aldım." Açak, tabanlığın kullanımına ilişkin de bilgi vererek, "Mekanizmayı yere 90 derece dik gelecek şekilde yerleştiriyoruz. Ayarlamayı yapabileceğimiz bir vida ile ayağın alt bölgesinden ölçülendirmeyi yapıyoruz." diye konuştu. "Hareketli çocuklarda düztabanlık olasılığı daha az" Prof. Dr. Açak, okullarda erken tanı için taramalar yaptığını belirterek, "Çanakkale'de son 2 yılda 4-14 yaş arası 10 binden fazla çocuğa tarama yaparak düztabanlık problemi olan çocukların ailelerini, okul öğretmenlerini bilgilendirdim. Bu ölçümleri 'podoskop' denilen anında görüntü sağlayan ve ABD'den getirilen cihazla yaptım." diye konuştu. Ayağın 14 yaşına kadar yüzde 82-86 oranında şekillendiğini anlatan Açak, şunları kaydetti: "Ancak ayak tabanındaki ark bölümünün 6 yaşa kadar hızlı geliştiği bundan sonra çok az geliştiği tespit edilmiştir. Bu durum bize okul öncesindeki hareketliliğin ayak ark bölümünün şekillenmesinde çok önemli olduğunu göstermektedir. Bu bulguyu destekleyecek olursam üniversitemiz bünyesinde bulunan Dardanos Uygulama Oteli'ne Rusya'dan gelen 8-14 yaş çocukların ayak taramasında hiçbir çocuğun düztaban olmadığını gördüm. İlgili kişiye sorduğumda Rusya'da okul öncesi her çocuğun cimnastik, yüzme, bale gibi etkinliklere katıldığı ifade edilmişti. Bizler de canımız kadar sevdiğimiz çocuklarımızla unutulmaya yüz tutmuş eski sokak oyunlarını oynayabiliriz. Okul öncesi yaşta olup az aktivite yapan çocuklarda esnek düztaban görülme oranının çok yüksek olduğunu söyleyebilirim. Fazla hareketli ve aktif olan çocukların ayak ölçümlerinde düztaban olma olasılığı yok denecek kadar azdır." Prof. Dr. Mahmut Açak, ayrıca bu süreçte birçok sporcu ölçümleri yaptığını ve sağlıklı güreş ayakkabısı tasarımı yaparak patent başvurusunda bulunduğunu sözlerine ekledi.

  • Bir yılda iki kanseri yenen kadın, çini ve seramik atölyesiyle hayata tutundu

    Muş'ta bir yılda iki kanseri yenen 39 yaşındaki Hilal Ümit, hayalini kurduğu çini ve seramik atölyesini açarak yeniden hayata tutundu. Muş Alparslan Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu El Sanatları Bölümü Mimari Dekoratif Sanatlar Programı'nda okuyan Ümit'e geçen yıl Muş Devlet Hastanesi'nde meme ve kolon kanseri teşhisi konuldu. Bunun üzerine Diyarbakır'da gördüğü tedaviyle sağlığına kavuşan iki çocuk annesi Ümit, Muş'ta hayalini kurduğu çini ve seramik atölyesini açtı. Çini ve seramik sanatını yaşatmak ve günlük yaşamın stresinden uzaklaşmak için atölyede üretime başlayan Ümit, çevresindeki kadınların yeni bir meslek öğrenmelerine de ortam hazırladı. Her gün atölyeye gelen Ümit, mesleği öğrenmek isteyen kadınlarla ürettiği çini ve seramik ürünlerini satarak hem aile bütçesine katkı sağladı hem de hayata daha sıkı tutundu. "Hiçbir zaman hayalimden vazgeçmedim" Ümit, geçen yıl meme ve kolon kanserine yakalanarak hayatının en zor sınavlarından birini verdiğini söyledi. Kansere yakalandığında hayatının bir anda değiştiğini belirten Ümit, şunları kaydetti: "Teşhisi öğrendiğimde çok korktum ama bu hastalığı yeneceğimi biliyordum. Muş Alparslan Üniversitesi'nde çini ve seramik üzerine aldığım eğitimlerin ardından kendi atölyemi kurma hayaliyle yola çıkmıştım. Tam bu süreçte kansere yakalandım. Tedavilerim başladı, zor günler geçirdim ama hiçbir zaman hayalimden vazgeçmedim. Atölyemde çalışacağım günlerin hayali, bana güç verdi. Çok şükür, yapılan tedavilerle iki kanser türünü de yendim. Atölyemizde çini ve seramik ürünlerini el emeğiyle yapıyoruz. Burada önce hayal ediyoruz, sonra tasarlıyoruz, ardından çamurla şekillendirip ateşle buluşturarak o hayale hayat veriyoruz." "Ayakta kalmaya ve sanatımı yaşatmaya devam ediyorum" Hastalıkla, zorluklarla ve korkularla mücadele ettiğini dile getiren Ümit, "Tüm engellere rağmen üretmeye, ayakta kalmaya ve sanatımı yaşatmaya devam ediyorum. İnanıyorum ki üretmek, insanı hayata bağlayan en güçlü şeylerden biridir. Bu yolculukta yanımda olan herkese teşekkür ediyorum. Sanata, üretime ve umuda kapı aralayan bu atölyede tüm hemşerilerimizi aramızda görmekten mutluluk duyacağım." dedi. Atölye çalışmalarına katılan Saliha Özyalçın ise "Muş'ta çini ve seramik atölyesi açıldı. Biz de arkadaşlarımızla iş çıkışında katılmak istedik. Sır altı boyama tekniğini öğrendik. İyi ki de katılmışız. Çok verimli ve enerjik bir ortam." diye konuştu.

  • Kadın girişimci devlet desteğiyle kurduğu soğuk hava deposunda köylülerin meyvelerini saklıyor

    Bilecik'in Osmaneli ilçesine bağlı Çerkeşli köyünde yaşayan Zeynep Genç, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumunun (TKDK) hibe desteğiyle kurduğu soğuk hava deposunda, köylülerin yetiştirdiği meyveleri muhafaza ediyor. Köyde ailesiyle uzun yıllardır şeftali üretimi yapan 42 yaşındaki Genç, Mayıs 2024'te internet üzerinden TKDK'nin Türkiye ve Avrupa Birliğinin (AB) eş finansmanıyla yürütülen, AB'ye aday ülkelere destek amacıyla oluşturulan IPARD-III programından haberdar oldu. Eşi İsa Genç ile programa başvuran ve Ekim 2024'te başvurusu kabul edilen Genç, 1 ay sonra uzun zamandır hayalini kurduğu soğuk hava deposunu köyünde oluşturmak için kolları sıvadı. Yaklaşık 20 milyon liralık projenin 10 milyon liralık kısmını TKDK'den hibe alan, hibe kapsamında tesisin inşaat maliyeti ile makine ve ekipman giderlerini karşılayan Genç, 2 ay önce, 3 bin 622 metreküp hacme ve yıllık 495 ton ürün kapasitesine sahip soğuk hava deposunu hayata geçirdi. Genç, Çerkeşli ve civar köylerde yetiştirilen Trabzon hurması, şeftali, armut, elma, ayva ve üzüm gibi meyveleri İstanbul ve Ankara başta olmak üzere, Marmara ve İç Anadolu'daki bazı şehirlere göndermek amacıyla tesisindeki 6 odada, sıfırın altında 1 derecede muhafaza ediyor. Gelecekte tesisini büyütmeyi planlıyor İki çocuk annesi Zeynep Genç, girişiminin çevresindekilerce takdirle karşılandığını söyledi. Tesisini eşi İsa Genç'in yardımıyla işlettiğini anlatan Genç, "Kadın bir girişimci olarak herkese Tarım ve Orman Bakanlığının bu tarz projelerini takip etmelerini tavsiye ediyorum. Gelecekte tesisimin kapasitesini yine TKDK'den alacağım hibeyle genişleterek işlerimi daha da büyütmeyi planlıyorum." dedi. TKDK Bilecik İrtibat Ofisi Sorumlusu Yılmaz Baş ise kurum olarak 2011’den bu yana çiftçilere çeşitli destekler sunduklarını dile getirdi. IPARD-III programının Türkiye'nin tarımsal ihtiyaçları doğrultusunda hazırlandığını ifade eden Baş, şunları kaydetti: "Zeynep Hanım'la yüzde 50 hibe desteği sözleşmesi imzaladık. Kendisi, bu destek çerçevesinde tesisin inşaatıyla transpalet (insan gücüyle palet taşımaya yarayan ekipman), fork-lift ve evaporatör (soğutma sistemlerinde kullanılan, suyu buharlaştırmaya yarayan makine) gibi cihazların giderlerini karşıladı." Baş, girişimcilerin desteklerden son derece memnun olduğunu belirtti. Kentte yapımı devam eden 3 projenin daha bulunduğunu aktaran Baş, "Projelerimizin sayısı giderek artmakta. Bunların Bilecik için çok faydalı olacağı kanaatindeyim. Halihazırdaki tesislerini büyütmek isteyen girişimciler de modernizasyon kapsamında bize başvuruda bulunabilirler." diye konuştu.

  • Doğuştan engelli Bengisu "panç nakışı" yaparak hayatına renk katıyor

    Doğuştan engelli Ecenur Bengisu Ece, öğretmeninin tavsiyesiyle başladığı panç nakışı sayesinde rengarenk iplerle el emeği ürünler üretiyor. Erzurum'da, hidrosefali (beyinde sıvı birikmesi), meningomiyelosel ve spina bifida (ayrık omurga) tanılarıyla dünyaya gelen Ecenur Bengisu Ece (17), yaşadığı sağlık problemlerinden dolayı soğuk havalarda dışarı çıkamıyor. Lise eğitimine evde devam eden Ece, öğretmeninin tavsiyesiyle panç nakışı (kumaşı iğneyle işleme tekniği) ile tanıştı. Yaklaşık 1 yıl önce başladığı panç nakışını çok seven Ece, çalışmalarını ilerleterek anahtarlık, çanta, bileklik gibi el emeği ürünler yapmaya başladı. Eğitimine devam ederken aynı zamanda yaptığı ürünleri satarak para kazanan Ece, bu şekilde yaşama daha sıkı tutunuyor. Ecenur Bengisu Ece, panç nakışı yapmayı çok sevdiğini söyledi. Ece, "Engelli ve aynı zamanda böbrek hastası olduğum için Erzurum'da soğuk geçen kışlarda dışarıda durmamam gerekiyor. Dışarıya çıkmam çok zor oluyordu. Bu sanatla tanıştım ve çok sevdim. İlk başta ufak ufak şimdi toka, bileklik, çanta, yastık kılıfı, anahtarlık yapıyorum. Aynı zamanda satışını da yapıyorum." dedi. "Rabbim beni böyle uygun gördü, böyle yarattı" Öğretmeninin ilk defa panç nakışı ile tanıştırmasının ardından internetten videolar izleyerek kendini geliştirdiğini anlatan Ece, şöyle devam etti: "İnsanı çok rahatlatıyor ve mutlu ediyor. Çok güzel bir etkinlik. Ben çok seviyorum. İyi ki bu etkinlikle tanıştım. Kendimi daha da geliştirmek istiyorum. Hiçbir zaman engelimden utanmadım. Rabbim beni böyle uygun gördü, böyle yarattı. Allah'tan geldi, katlanacağız. Hiçbir sorunum yok. Rabbime şükür tek başıma nefes alabiliyorum. İlk başlarda utanıyordum özellikle dışarıdakilerin yargılayıcı bakışlarından. Ama şimdi utanmıyorum ve kabullendim. Diğer engellilere de tavsiye ediyorum. Bizler sürekli dışarıya çıkamıyoruz. O yüzden kendilerini rahatlatmak, sıkıntılarını atmak için yapabilirler." Zaman zaman yorulduğunu ancak çok zevk aldığını dile getiren Ece, öğrendiklerini ileriki zamanlarda engellilere de öğretmek istediğini söyledi. Anne Rahime Korkmaz da kızı dünyaya geldiğinde doktorların "3 gün ömrü var" dediğini fakat kızının yaşama tutunma isteğiyle 17 yıldır hayatını sürdürdüğünü dile getirdi. Kızının bakımında kendisinin de elinden gelenin en iyisini yapma gayretinde olduğunu belirten anne Korkmaz, bu süre zarfında her zaman kızının yanında olduğunu, hep destek verdiğini ifade etti. Öğretmeninin tavsiyesiyle kızının el işini öğrendiğini söyleyen Korkmaz, Ecenur'un panç nakışı yapmaya başladıktan sonra daha mutlu ve huzurlu olduğunu dile getirdi. Anne Korkmaz, engelli çocukları olan ailelerin çocuklarını bu tür aktivitelerle desteklemesi gerektiğini de sözlerine ekledi.

  • Ardahan'da anaokulu öğrencilerine hayvancılık ve tarım sahada öğretiliyor

    Ardahan'da anaokulu öğrencileri için başlatılan "Minik Çiftçi Akademisi" projesi ile çocuklar tarım, hayvancılık ve su ürünleri gibi alanlarda işletmelerde eğitimle geleceğe hazırlanıyor. İl Tarım ve Orman Müdürlüğünce başlatılan proje kapsamında Şehit Caner Çelik Anaokulu'nda eğitim gören çocuklar, merkeze bağlı Edegül köyündeki bir işletmeye götürüldü. Aile ve öğretmenleri eşliğinde köydeki işletmeye gelen çocuklar, kendilerine ot balyalardan yapılan oturaklara oturdu, hayvanların olduğu ortamda ders gördü, hayvancılıkla alakalı deneyim edindi. Veteriner hekimlerce, projeksiyon kullanılarak çocuklara görsel olarak da bilgi verildi. Çocuklar ayrıca yeni doğmuş buzağıları görme şansı buldu, tarımda kullanılan aletler hakkında da üreticilerce bilgilendirildi. İşletmedeki eğitimin ardından öğrencilere sertifika verildiği projenin il geneline yayılması hedefleniyor. Akademi il genelinde anaokulu düzeyindeki çocukları eğitmeye devam edecek. İl Tarım ve Orman Müdürlüğü Koordinasyon ve Tarım Veriler Şube Müdürü Akın Saraçoğlu, kentte ilk kez "Minik Çiftçi Akademisi" projesini başlattıklarını söyledi. Projeyle miniklerin hayvancılık ve tarım konularında bilgilendirmeyi amaçladıklarını anlatan Saraçoğlu, şunları kaydetti: "İl genelinde yürüttüğümüz Minik Çiftçi Akademisi, Edegül'deki işletme ziyareti ile gerçekleşti. İşletmedeki ineklerimiz ve buzağılarımızla ilgili temel faaliyetlerle ilgili bilgilendirme yaptık. Ayrıca veteriner hekimler olarak hayvanların tedavi protokollerini ve çocukların veteriner hekimliği mesleği ile ilgili bilgilendirmesini amaçladık. Akademimiz il genelindeki anaokulu düzeyindeki çocuklarımıza tarım, hayvancılık ve su ürünleri ile ilgili hem bir avantaj sağlama, hem de onları destekleme adına güzel bir proje olarak devam etmektedir." Okul müdürü Alper Emrah Coşkun da böyle bir ortamda olmaktan son derece mutlu olduklarını dile getirerek, "Çocuklarımız çok keyif aldılar çünkü daha önce hayvanlarla hikayelerde ve kitaplarda karşılaştılar. İl Tarım ve Orman Müdürlüğü bizlere böyle bir deneyimi sunduğu için çok mutluyuz. Çok keyifliyiz." ifadelerini kullandı.

  • Sekiz günlükken ameliyat sonrası kısmi felç geçiren Fatih, sporla engelleri aşıyor

    Erzurum'da, beyninde su toplanması nedeniyle 8 günlükken geçirdiği ameliyat sonucu sol kol ve ayağında kısmi felç kalan Fatih Kaplan, ailesi ile hocalarının desteğiyle başladığı yüzme ve atletizmle hayata tutundu. Erzurum Teknik Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi'nin antrenörlük bölümünde 3. sınıf öğrencisi olan 21 yaşındaki Fatih, sıkıntılı bir doğumun ardından doktorların müdahalesiyle 8 günlükken ameliyat edildi. Operasyon sonrasında sol kol ve ayağı felçli kalan Fatih Kaplan, 1,5 yaşında başlayıp yaklaşık 17 yıl devam ettiği fizik tedaviyle iyileşme sürecine girdi. Bu sürede yüzme branşıyla tanışan ve paralimpik yüzme milli takımına kadar çıkıp uluslararası müsabakalara katılan Fatih, daha sonra antrenörlerinin yönlendirmesiyle atletizm yapmaya başladı. Bu branşta da milli forma giymeyi başaran Fatih, bir kere Avrupa Şampiyonu, 3 kere de Avrupa üçüncüsü olma başarısı gösterse de iller arası bir müsabakada ayağının iki yerinden kırılmasıyla milli formaya ara vermek zorunda kaldı. Geçirdiği rahatsızlığın dezavantajlarını sporla avantaja çeviren Fatih Kaplan, şimdi ise okuduğu üniversiteyi temsilen özel sporcu kategorisinde ÜNİLİG müsabakalarına katılıyor. Sürekli antrenman yaparak okulunu en iyi şekilde temsil etmeye çalışan özel sporcu, tekrar milli formayı giyeceği günü iple çekiyor. "Yüzme benim için dönüm noktası oldu" Özel sporcu Fatih Kaplan, anne karnında yaşanan sıkıntı nedeniyle beyninde su toplandığını ve bu yüzden ameliyat olduğunu söyledi. Küçük yaşta rehabilitasyona başlamak zorunda kaldığını belirten Fatih, "1,5 yaşından başlayıp yaklaşık 17 seneye yakın fizik tedavi aldım. 6 yaşındayken yüzme ile tanıştım ve yüzme benim için dönüm noktası oldu diyebilirim. Kendimi geliştirdim ve müsabakalara katılıp paralimpik yüzmede ülkemi temsil etmeye başladım. İki kere giydiğim milli formayla iki kez ikincilik elde ettim." dedi. Fatih Kaplan, daha sonra atletizmle yönlendirildiğini ifade ederek, "2016 yılında hocalarımın yönlendirmesiyle paralimpik atletizm ile tanıştım. Fiziksel yapımın daha uygun olduğunu ve kendimi daha çok geliştirebileceğim için bu branşa yöneldim. Müsabakalara çıkıp kendimi geliştirerek milli takıma kadar yükseldim. Üç farklı kulvarda yarıştım. 2023 yılında iller arası müsabakada ayak bileğimi iki yerden kırdım, ondan dolayı sahalardan uzak kaldım. Aynı yıl içinde özel sporcu olarak üniversiteyi kazandım. Bu kontenjandan girdiğim için hocalarımın da ilgisi var. ÜNİLİG'de yarışmamı istediler. Şu an sıkı şekilde antrenmanlara devam ediyorum ve milli takım düzeyine gelme çabasındayım. Milli formaya hızlı şekilde kavuşmak ve ülkemi tekrar temsil etmek istiyorum." diye konuştu. "Daha çok başarılar elde etmek istiyorum" Sporun kendisine farklı bir hayat kattığını dile getiren Fatih Kaplan, şunları kaydetti: "Ameliyat ister istemez gözde, sol kol ve sol ayakta hasar bıraktı. Görmemde sorun, kolda ister istemez çekme oluyordu. Sporla tanışmasaydım belki farklı bir şekilde yol izleyecektim. Belki üniversite okuma şansım olmayacak, içine kapanık insan olacaktım ama ben bunu tercih etmedim. Kendimi geliştirmeyi, ileriye taşımayı tercih ettim. Altı yaşında sol ayak ve kolda hareket kısıtlılığı olduğu için fizyoterapistlerin tavsiyesi ile yüzmeyle tanışmıştım. Sol kolum kullanılamaz haldeyken kaslarım güçlendi ve daha çok kullanmaya başladım. Sonra kısmi felç durumu yavaş yavaş ortadan kalkmaya başladı. Milli takıma kadar yükseldim. Ardından atletizme yönlendirdiler ve burada da 3 kez milli formayı giydim. Avrupa Şampiyonası'nda bir kere altın 2 kere de Avrupa üçüncüsü oldum. Şimdi kendimi daha çok geliştirip tekrar milli formayı giyerek daha çok başarılar elde etmek istiyorum."

  • Şırnaklı kadın arıcılık sayesinde 5 çocuğunu üniversitede okuttu

    Şırnak'ın Uludere ilçesinde bal üreticisi 61 yaşındaki Suret Kara, arıcılık yaparak 7 çocuğundan 5'inin üniversitede okumasını sağladı. Hilal beldesinde yaşayan 2'si kız 7 çocuk annesi Kara, 1986 yılında arıcılık yapmaya başladı. Hem evi ve çocuklarıyla ilgilenen hem de arılarına özenle bakan Kara, 2002 yılında eşini kaybetti. Kara, çocuklarını okutabilmek için büyük bir özveriyle arıcılığı sürdürdü. Kış aylarında evinin önündeki kovanlarda arıların bakımını yapan Kara, yaz aylarında da kovanlarını Faraşin Yaylası'na gönderiyor. Kara, eylül ve ekim aylarında hasadını yaptığı balın satışından elde ettiği gelirle geçimini sağlıyor. Evlatlarının eğitimine büyük önem veren Kara'nın çabaları sayesinde 7 çocuğundan 5'i üniversitede okudu. Kara'nın çocuklarından Ferhat, Bitlis Eren Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik, Agit, Çukurova Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektrik Elektronik Mühendisliği, Feridun, Mardin Artuklu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji, Halil, KKTC Lefke Avrupa Üniversitesi Hemşirelik bölümlerinden, kızı Medya ise Erzurum Atatürk Üniversitesi Eczacılık Fakültesi'nden mezun oldu. Şu an 90 kovanı olan ve zaman zaman devlet desteğinden de faydalanan Kara, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 39 yıldır arıcılık yaptığını, elde ettiği gelirle 5 çocuğunu üniversitede okuttuğunu söyledi. Eşini 23 yıl önce kaybettiğinde en büyük çocuğunun 13, en küçüğünün de 10 aylık olduğunu ifade eden Kara, şöyle devam etti: "Üniversiteyi okuyan çocuklarımdan biri İsviçre, 2'si ABD, biri İstanbul'da yaşıyor. Bir kızım evli ve Cizre ilçesinde eczacılık yapıyor. Arıcılık mesleğini severek yapıyorum. Artık onlara o kadar alıştım ki evde duramıyorum hep onların içindeyim. Kovanlara bakıyorum. Havalar soğudu artık onların örtülerini kontrol ediyorum. Arıcılık güzel bir meslek, alışan artık bırakamıyor. Daha önce 160 kovanım vardı ancak bakması zor olduğu için azalttım. Tek başına zor oluyor. Çocuklarımı bu arılar sayesinde okuttum." Ürettiği balın yörede bilindiğini, birçok müşterisinin bulunduğunu anlatan Kara, sipariş üzerine Irak'a bile bal gönderdiğini belirtti. Kara, bu yıl yetersiz yağış nedeniyle bal üretiminin daha az olduğunu söyledi. "Yıllık 100 tonun üzerinde bal üretimimiz var" Uludere Tarım ve Orman İlçe Müdürü Cemal Benek de ilçenin dağlık olması ve bitki çeşitliliği ile arıcılık için uygun olduğunu kaydetti. İlçede yaklaşık 250 aktif arıcı bulunduğunu anlatan Benek, "Yıllık 100 tonun üzerinde bal üretimimiz var. Arıcılık 250 ailenin geçim kaynağı. Yaz aylarında gezgin arıcılık mevcut. Kışlak olarak arıcılarımız ilçe ve beldelerimizde arılarını muhafaza ediyor, yaz aylarında ise Faraşin Yaylası'nda arıcılık yapıyorlar." dedi. Suret Kara'nın 250 arıcı arasında bulunan tek kadın olduğunu dile getiren Benek, bundan dolayı kendisiyle özel olarak ilgilendiklerini kaydetti. Benek, arı hastalıkları ve destekleme konularında Tarım ve Orman Bakanlığının destekleme programlarına ilişkin kendisine gereken desteği sağladıklarını belirtti. Kara'nın arıcılık yaparak geçimini sağladığını ve 7 çocuğunu yetiştiren önder üreticilerden biri olduğunu anlatan Benek, Kara'nın arıcılığı çok iyi bildiğini ifade etti. Benek, vatandaşları arıcılığa yönlendirmek için çalışmalar yürüttüklerini dile getirerek, "2023 yılında Uludere Arıcılığı Geliştirme Projesi kapsamında 55 arıcımıza 1100 arılı kovan dağıtımı yapıldı. 2024 yılında ise proje kapsamında 94 üreticiye 640 arılı kovan dağıtımı gerçekleştirildi ayrıca üreticilerimize kovan başı destek sağlanıyor. Bu çalışmalarla bölgedeki vatandaşlarımızı arıcılığa teşvik etmeye çalışıyoruz." diye konuştu. "İlk yılda çok tatlı bir sürüye sahip oldum. Hemen ardından süt üretimine başladık. Hedefim, inşallah hayvanlarımı sağlıklı çoğaltıp huzurlu şekilde büyütebilmek. Hayvan sağlıklı olursa eti de sütü de kaliteli olur. Çok şükür bu konuda şanslıyım çünkü veteriner hekimim. Üretime tecrübesiz, bilgisiz şekilde başlamadım ama tabii ki her gün yeni bir şey öğreniyorum. Öğrendikçe de daha çok keyif alıyorum." Vefat eden babasının sürüsü de ona emanet Babasının şubat ayında vefat etmesi nedeniyle ondan kalan 200 koyunun da bakımını üstlendiğini dile getiren Karaçor, "Özel sektörde çalışırken de babama yardımcı oluyordum. Birlikte yönetim kısmındaydık ama şimdi sistemi tamamen ben devraldım. Burayı gitgide onun hayallerine doğru ulaştıracağız." dedi. Karaçor, markalaşma yönünde de çalışmalar yapacağını ifade ederek, "Hayvan sayısının çoğalmasıyla süt ve peynir üretiminin de artmasını hedefliyoruz. Bunun için de çalışıyorum. Daha kaliteli hayvan ve süt için her gün araştırmalar yapıyorum." diye konuştu.

  • Devlet desteğiyle besiciliğe başlayan veteriner, babasının emanetine de sahip çıkıyor

    Adana'da, devlet desteğiyle başladığı besicilikte küçükbaş hayvan sayısını 47'den 100'e yükseltip süt üretim tesisi kuran veteriner, vefat eden babasından kalan 200 koyunun da bakımını üstlendi. Veteriner Bilgenur Karaçor, Ceyhan ilçesi Altıkara Mahallesi'nde küçükbaş hayvan yetiştiriciliği yapan babasının yönlendirmesiyle girdiği Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Veteriner Fakültesi'nden 2018'de mezun oldu. Meslekte tecrübe kazanmak için veteriner klinikleri ve çiftliklerde çalışan 30 yaşındaki Karaçor, 2020-2023'te aynı üniversitenin Gıda Hijyeni ve Teknolojisi Bölümü'nde yüksek lisans yaptı. Karaçor, babasının et satışı için yaptığı hayvancılığa süt üretimini de eklemek için 2 yıl önce Tarım ve Orman Bakanlığın "Kırsal Kalkınmada Uzman Eller Projesi"ne başvurdu. Müracaatının aynı yıl kabul edilmesinin ardından verilen hibeyle Saanen türü 45 gebe keçi ve 2 teke alan Karaçor, besiciliğe adım attı. Sürüsünü 65'i gebe 100 küçükbaşa çıkaran Karaçor, kendi imkanlarıyla kurduğu tesiste peynir üretimine başladı. "Her gün yeni bir şey öğreniyorum" Bilgenur Karaçor, geçen yıl sağım sezonunda 500 kilogram peynir elde ettiğini söyledi. Hayvanlarının sağlık takibini ve bakımını yaptığını dile getiren Karaçor, yazın meraya bıraktığı hayvanların kışın da taze ot yiyebilmesi için ailesine ait araziye yem bitkisi ektiğini belirtti. Karaçor, besiciliğe başladığı dönemde İl Tarım ve Orman Müdürlüğünün kendisine çok yardımcı olduğunu ifade ederek şöyle konuştu: "İlk yılda çok tatlı bir sürüye sahip oldum. Hemen ardından süt üretimine başladık. Hedefim, inşallah hayvanlarımı sağlıklı çoğaltıp huzurlu şekilde büyütebilmek. Hayvan sağlıklı olursa eti de sütü de kaliteli olur. Çok şükür bu konuda şanslıyım çünkü veteriner hekimim. Üretime tecrübesiz, bilgisiz şekilde başlamadım ama tabii ki her gün yeni bir şey öğreniyorum. Öğrendikçe de daha çok keyif alıyorum." Vefat eden babasının sürüsü de ona emanet Babasının şubat ayında vefat etmesi nedeniyle ondan kalan 200 koyunun da bakımını üstlendiğini dile getiren Karaçor, "Özel sektörde çalışırken de babama yardımcı oluyordum. Birlikte yönetim kısmındaydık ama şimdi sistemi tamamen ben devraldım. Burayı gitgide onun hayallerine doğru ulaştıracağız." dedi. Karaçor, markalaşma yönünde de çalışmalar yapacağını ifade ederek, "Hayvan sayısının çoğalmasıyla süt ve peynir üretiminin de artmasını hedefliyoruz. Bunun için de çalışıyorum. Daha kaliteli hayvan ve süt için her gün araştırmalar yapıyorum." diye konuştu.

Arama Yap

bottom of page