Search this site
Boş arama ile 1096 sonuç bulundu
- Samira Asadulova: Ünlü Türk İnfluencer ve Model
Samira Asadulova, Azerbaycan’da doğan, modellik dünyasına adım attığı andan itibaren hızla yükselen, bugün uluslararası arenada tanınan bir model. Şu an Dubai’de modellik yapan başarılı model, Sanat ve estetikle harmanlanmış bir çocukluk geçirdi. Genç yaşlarda yeteneğini fark eden moda dünyasının gözdesi haline geldi. ''Podyumda güçlü duruşu, zarafeti ve özgün stil anlayışıyla markaların aranan yüzü oldu. Samira, uluslararası defilelerde ve moda çekimlerinde hem güzelliği hem de kişiliğiyle iz bırakan bir ikon haline geldi.'' Samira Asadulova, moda dünyasında sıradışı bir yolculukla dikkat çeken, zarafet ve tutkusuyla kendine yer açmış bir isim. Modellik kariyerine genç yaşlarda başlasa da, başarıları kısa sürede uluslararası arenada yankı buldu. Yalnızca fiziksel güzelliğiyle değil, podyumdaki güçlü duruşu ve moda dünyasına kattığı özgün tarzıyla fark yaratıyor. Türkiye’deki model influencer, yurtdışı dergilerinde kapak yüzü oldu ve böylece adını dünya modasında kalıcı hale getirdi. Samira, disiplinli çalışması ve sınır tanımayan azmiyle podyumlarda kendine bir yıldız olarak yer bulmayı başardı. 17 yaşında keşfedildikten sonra Ukrayna’da başladığı modellik kariyeri, dünya çapındaki başarılara kapı araladı. Türkiye’ye taşınmasıyla birlikte kariyeri zirveye ulaşan Samira, kendisini yalnızca bir model değil, aynı zamanda bir ilham kaynağı olarak konumlandırıyor. Modellik dünyasında adeta bir yıldız gibi parlayan Samira, zarafeti, karizması ve çalışkanlığıyla öne çıkıyor. 2022 yılında kazandığı "Miss Fashion Eurasia" ve "Best Top Model" unvanlarıyla dikkat çeken Asadulova, 2023 yılında "Global Woman" ödülüyle de modellik kariyerini taçlandırdı. Samira'nın her adımında moda dünyasına yeni bir soluk getiren bu ödüller, onun disiplini ve kararlılığı sayesinde geldi. Samira Asadulova, moda dünyasında sıradışı bir yolculukla dikkat çeken, zarafet ve tutkusuyla kendine yer açmış bir isim. Modellik kariyerine genç yaşlarda başlasa da, başarıları kısa sürede uluslararası arenada yankı buldu. Yalnızca fiziksel güzelliğiyle değil, podyumdaki güçlü duruşu ve moda dünyasına kattığı özgün tarzıyla fark yaratıyor. Samira, disiplinli çalışması ve sınır tanımayan azmiyle podyumlarda kendine bir yıldız olarak yer bulmayı başardı. İlham Veren Bir İdol: Samira Asadulova'nın başarı hikayesi, yalnızca şansla değil, kararlılık, disiplin ve bitmeyen bir tutkunun eseridir. Modellik dünyasında güzelliği ve zarafetiyle fark yaratırken, güçlü zihni ve kararlılığıyla her zorluğun üstesinden gelebileceğini kanıtladı. Samira, gençlere "Kendin ol, kendi stilini yarat, kendini sev ve hayallerinin peşinden git!" diyerek ilham oluyor. Sadece podyumlarda değil, yaşamın her alanında bir idol olarak parlayan Samira, azmin neleri mümkün kılabileceğini gösteriyor. Samira’nın modelliğe adım atışı, genç yaşlarda başladığı sanat ve dans eğitimleriyle şekillendi. Sanatın farklı dallarından ilham alarak modelliğe olan ilgisini geliştiren Samira, 17 yaşında keşfedildi. Ancak bu noktada onu sıradan bir modelden ayıran en büyük özellik, modelliği yalnızca bir iş olarak görmeyip onu sanatsal bir ifade biçimi haline getirmesi oldu. Samira, modayı bir platform olarak kullanarak sadece kendini değil, tüm kadınları güçlendirme misyonu ile hareket ediyor. Disiplini ve tutkusu onu sadece bir model değil, moda dünyasında bir figür, gençlere ilham veren bir idol haline getirdi. Modellik kariyerinde sınır tanımayan Samira, önünde daha büyük başarıların kapısını aralıyor. Moda dünyasında yükselişiyle ışıldayan bu yıldız, başarıya ulaşmak isteyen herkes için bir rol model olmayı sürdürüyor. Onunla iletişime geçmek isteyenler için e-posta adresi: samm.sharmm@gmail.com.
- Hastalığı nedeniyle 12 yıldır yürüyemeyen eşine aşkla bakıyor
Muş'ta yaşayan 48 yaşındaki 3 çocuk babası Abit Han, multipl skleroz (MS) hastalığı nedeniyle 12 yıldır yürüyemeyen eşinin bakımını özenle yapıyor. Kentte 25 yıl önce Abit Han ile evlenen Figen Han, 17 sene önce parmaklarında ve gözlerinde uyuşukluk yaşamaya başladı. Birçok sağlık kuruluşuna başvuran ancak sonuç alamayan Han'a 17 yıl önce gittiği Ankara'daki Hacettepe Üniversitesi Hastanesinde MS hastalığı teşhisi konuldu. Hastalığı ilerleyen eşini bir an bile yalnız bırakmayan Abit Han, 12 yıldır yürüyemeyen ve ellerini kullanamayan hayat arkadaşının bakımını yapıyor. Hayatını ailesine adayan Han, yaşadığı zorluklara rağmen hem 3 çocuğunu okuttuğunu hem de ilk günkü aşkla sevdiği eşinin bakımıyla ilgilendiğini söyledi. Eşinin tedavisi için elinden geleni yaptığını belirten Han, şöyle konuştu: "Eşimin rahatsızlığı parmakları ve gözlerindeki uyuşuklukla başladı. Sonra omuriliğine ilerledi ve yürüyemedi. Sonrasında ellerini de kullanamaz hale geldi. 3 çocuktan sonra eşimde hastalık kendisini gösterdi. Bu sürede hem hastalıkla mücadele ettim hem de çocukları büyütmeye çalıştım. Çocuklarım büyüdü, birini evlendirdik, diğeri üniversite son sınıfta okuyor, en küçüğü de üniversite sınavına hazırlanıyor. Sabah kalkar kalkmaz eşimi uyandırıp elini yüzünü yıkarım. Kahvaltısını ve ilaçlarını veririm. Günümüz hep bir arada geçiyor." "İlk günkü aşkla eşime sevgi duyuyorum" Eşi için eve fizyoterapistin geldiğini ve günlük hareketler yaptırdığını anlatan Han, şunları kaydetti: "Emekli olduktan sonra kendimi eşime adadım. Tekerlekli sandalye ile dışarı çıkarıp gezdiriyorum. Evlendiğim ilk gün eşime nasıl sevgi duyduysam, şimdi de yüreğimde aynı sevgiyi hissediyorum. Eşime söz verdim, ölene kadar onun tüm bakımını üstleneceğim. İlk günkü aşkla eşime sevgi duyuyorum. Emekli olduktan sonra eşimin hastalığı daha fazla ilerlememesi için tedavisiyle ilgileniyorum. Moralinin yüksek olması için onun yanında oluyorum." "Eşime minnettarım, hakkını ödeyemem" Figen Han ise eşiyle görücü usulüyle evlendiğini ve çok mutlu olduklarını belirtti. Eşinin kendisiyle yakından ilgilendiğini dile getiren Han, şunları aktardı: "12 yıldır yürüme engelliyim. Yıllardır eşim bana destek çıkıyor. Hastalığımla ilgili eşimin beni götürmediği doktor kalmadı ama tedavisi yok. Hiçbir zaman umudumuzu yitirmedik. Eşim ilk günkü gibi bana bakıyor. Yorulmadan, bıkmadan, sıkılmadan her zaman yanımda yer alıyor. Bana karşı hiçbir zaman sevgisi azalmadı. Bir kızımız üniversiteyi bitirdikten sonra evlendi, dünyalar tatlısı bir torunumuz var. İkinci kızımız şu an üniversite son sınıfta okuyor. Oğlumuz da üniversiteye hazırlanıyor. Bunları zor da olsa başardık. Bu süre zarfında yanımdan ayrılmayan eşime minnettarım, hiçbir zaman hakkını ödeyemem. Her şeyin başında sevgi ve saygı var." "Büyük bir fedakarlık" Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Ahmet Kırtay da "Aile Yılı" kapsamında Han ailesini ziyaret ettiklerini belirterek, şunları söyledi: "Abit Bey yıllardır hasta olan eşine bakıyor. Büyük bir fedakarlık. Figen Hanım 17 yıl önce hastalığa yakalandı, eşi de bu sürede desteğini hiç esirgemedi. Bu zor şartlarda 3 çocuklarını okutmuşlar. Örnek bir aile. Biz de evde bakım hizmetiyle ailemize destek veriyoruz."
- Doğal minerallerden "yanmaz ahşap" üretti
Almanya'dan 2011'de memleketi Kayseri'ye dönen Muhammet Aydın, kurduğu işletmede doğal minerallerden neme ve 1000 derecenin üzerindeki sıcaklığa dayanıklı ahşap üretti. Yurt dışında edindiği bilgi ve birikimini ülkesine kazandırmak isteyen 46 yaşındaki Aydın, Kayseri'de folyo üretimi yapan işletme kurdu. Bir süre sonra ürünlerini yurt dışına satmaya başlayan Aydın, 2020'de İtalya'daki bir yat firmasının yanmaz kaplama malzeme talebinde bulunması üzerine AR-GE çalışmasıyla bu alana yöneldi. İlk denemelerini folyoyla yapan Aydın ve ekibi, folyonun yüksek ısılarda erimesi üzerine kimyasal kullanmadan kadmiyum, zirkonyum, alüminyum oksit ve silisyumdan yanmayan ahşap malzeme üretti. Türk Standartları Enstitüsüne (TSE) başvuran Aydın'ın ürünü, yangına dayanım testlerini geçerek 13501-1+A1 belgesini aldı. Girişimci Muhammet Aydın, Almanya'da işçi bir babanın oğlu olarak dünyaya geldiğini, üniversitede işletme eğitimi alıp farklı sektörlerde çalıştığını söyledi. Almanya'da ortaokulu bitirdikten sonra 1996 yılında ailesiyle Türkiye'ye döndüklerini ifade eden Aydın, "2003 yılında tekrar üniversite eğitimi için Almanya'ya gittim. Orada farklı sektörlerde çalıştıktan sonra yeniden Türkiye'ye döndüğümde bilgi ve birikimimi buraya getirdim." dedi. "1000 derecenin üzerindeki sıcaklığa dayanıklı bir malzeme" Kayseri'de 2013 yılında kendi firmasını kurarak folyo üretimine başladığını, İtalya'dan aldığı bir siparişle farklı sektöre adım attığını anlatan Aydın, şöyle konuştu: "2020'de İtalya'dan bir yat firması bizden yanmaz bir kaplama istedi. İlk aşamada bunu folyo ile yapmaya çalıştık ama yüksek ısılara dayanmadı. Bu doğrultuda yangın güvenliğini ön plana çıkarabilecek yeni bir ürün çıkarabildik. Üretmiş olduğumuz tahtaların tamamı, ahşap ve MDF'nin dışında olup doğal. Yapıştırıcı olmayan, duman atmayan, 1000 derecenin üzerindeki sıcaklığa dayanıklı bir malzeme elde edebildik. İçerisinde tamamen mineraller var. Kadmiyum, zirkonyum, alüminyum oksit, silisyum gibi minerallerden oluşan karışımı presleme yöntemiyle elde ettiğimiz bir ürün. İstediğimiz kalıpta ve şekilde presleyebiliyor, hamur halinde elde edebiliyoruz. Yangınlarda dumandan zehirlenerek ölümler çok oluyor. Biz burada duman handikabını ortadan kaldırıyoruz. Yangının ilerlemesini de engelleyerek büyük avantajlar elde ediyoruz." Yanmaz ahşap İtalya'da bir yat firmasının ürünlerine uygulanıyor Aydın, AR-GE çalışmasının ardından 2022 yılında üretimi gerçekleştirdiklerini ve TSE'nin testlerini geçtiklerini ifade etti. Testleri geçtikten sonra ürünün patentini de aldıklarını anlatan Aydın, şunları kaydetti: "TSE'de yapılan testlerde neme, ısıya ve suya dayanıklı olduğu tespit edildi. 13501-1 testlerinin en üst sınıfı olan +A1 belgesini aldık. TSE, 850 ile 1050 derece arasında 3 saat boyunca teste tabi tuttu. Testin süresi o kadardı. Yaptığımız ürün 1000 derecenin üzerindeki aleve dayanıklıdır ve kesinlikle zaman kısıtlaması yoktur. Biz bu ürünü yerli olarak yaptık. Bu sınıflandırmada standartların ötesinde olduğu için mobilya üretimine girerek dosya dolapları ürettik. Bina kaplamaları ile otellerde, kamu dairelerinde yangın çıkış kapılarında uygulanabilir hale getirdik. Bu şekilde de üretimimize devam ediyoruz. Şu anda İtalya'da bir yat firmasının ürünlerinde bunu uyguluyoruz. Kullanım alanlarını genişletmek istiyoruz. Özellikle kıymetli evrakların saklandığı dolaplarda ağırlık konusunda öndeyiz. Muadili olan bu sınıfta Avrupa ve ABD üreticisinin dosya dolapları 250 kilogramdan başlarken biz 94 kilograma düşürebildik." Aydın, ilerleyen süreçte ürünün savunma sanayisi ve kamu alanlarında kullanılmasını sağlamak istediklerini sözlerine ekledi.
- 20 yıl önce 5 dönümle başladı: Çanakkale'nin en büyük ihracatçısı oldu
Çanakkale'nin Lapseki ilçesinde 20 yıl önce 5 dönüm arazide meyve fidanı yetiştiriciliğine başlayan ziraat mühendisi Osman Okay, yıllar içinde üretim sahasını ve tür çeşitliliğini artırarak bu alanda bölgenin en büyük ihracatçısı oldu. Tekirdağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü'nden 1998'de mezun olan Okay (48), üniversite eğitiminin ardından bir ihracat firmasında 5 yıl meyve plastonu sorumlusu olarak çalıştı. Mesleğine, baba ocağı Lapseki'de üretici olarak devam etmeye karar veren Okay, 20 yıl önce 5 dönüm arazide şeftali, nektarin, kiraz, kayısı fidanı yetiştiriciliğine başladı. İlk yıllarda meyve fidanı satışını üretim yaptığı bölgede gerçekleştiren Okay, yetiştirdiği meyve fidanlarına erik, elma, Trabzon hurması, ayva, nar ve armudu da ekleyerek, üretim sahasını son 15 yılda 120 dönüme çıkarttı. Bu yıl 300 bin adet meyve fidanı üreten ve bu fidanların 200 bin adetini Kıbrıs, Azerbaycan, Tacikistan, Kazakistan ve Bulgaristan'a ihraç etmeye hazırlanan Okay, Çanakkale bölgesinin en büyük fidan ihracatçısı oldu. Osman Okay, bugün Türkiye'nin meyve deposu olarak bilinen Lapseki'de meyve fidanı temininin geçmiş yıllarda il dışından sağlandığını söyledi. Yöredeki bu ihtiyacı karşılamak amacıyla 5 dönüm arazide meyve fidanı yetiştiriciliğine başladığını anlatan Okay, "Fidan yetiştiriciliğini niye kendimiz yapmayalım diyerek, doğru çeşitlerle yetiştirmeye başladık. Üniversite eğitimi sonrası mesleğimi devam ettirmek istedim. Lapseki'miz Türkiye’de önemli üretim yerlerden biri. Coğrafi işaret almış ürünlerimiz var. Kendi memleketimde böyle bir iş yapmak istedim. Lapseki'de yaklaşık 20 yıldan beri meyve fidanı üretiyoruz." dedi. Son 15 yıldır ihracata ağırlık verdiğini belirten Okay, geçen yıl 250 bin meyve fidanı ürettiğini, bu ürettiği 300 bin meyve fidanının 200 binini Kıbrıs, Azerbaycan, Tacikistan, Kazakistan ve Bulgaristan'a ihraç edeceğini, 2026'da ise 500 bin meyve fidanı yetiştirmeyi hedeflediğini söyledi. Bu yılın ilk ihracatını Tacikistan'a yapacağını ifade eden Okay, "Allah nasip ederse 2025 yılının ilk ihracatını yola çıkartıyoruz. Şubat ayının sonu gibi Bulgaristan sevkiyatımız olacak. Azerbaycan'a gidecek olan tırımızda 25 bin nektarin ve kiraz fidanı var. İhracata başladığımız ilk yıllarda bir tır bile dolduramıyorduk. Bu yıl 350 bin adet üretimimiz var. Son yıllarda ürettiğimiz fidanların yüzde 70'ini yurt dışına ihraç ediyoruz. Yurt dışında düzenlenen fuarlara da katılarak ilçemizi tanıtıyoruz. Bu yıl, geçtiğimiz yıla oranla ihracatta yüzde 25 artış var. Meyve cennetinden, meyve fidanı ihraç ediyoruz çok şükür." diye konuştu. Okay, meyve fidanı yetiştiriciliğinin yanı sıra 120 dönüm alanda yetiştirdikleri meyveleri de ihracatçı firmalara verdiklerini sözlerine ekledi.
- Anne ve babasının çalıştığı hastaneye doktor olarak atandı
Gaziantep'te anne ve babasının çalıştığı hastanede çocukken doktorluk hayali kuran Elif Nisa Ayhan, hekim olarak atandığı aynı sağlık kurumunda ebeveynleriyle çalışmanın mutluluğunu yaşıyor. Laboratuvar teknisyeni 58 yaşındaki Sedat Ayhan, radyoloji teknisyeni 54 yaşındaki Mehtap Ayhan ile pratisyen hekim 24 yaşındaki Eİlif Nisa Ayhan aynı hastanede birlikte sağlık hizmeti veriyor. Anne Mehtap Ayhan, AA muhabirine, ailesiyle birlikte aynı hastanede çalışmanın garip bir duygu olduğunu söyledi. Kızının çocukluk hayalini gerçekleştirdiği için onunla gurur duyduğunu dile getiren Ayhan, şöyle konuştu: "Kızım buraya atandığında çok mutlu oldum çünkü büyüttük, emek verdik. Onun da idealleri vardı. Küçükken benimle birlikte hastaneye gelirdi, masama oturup resim çizerdi ve üstüne Dr. Elif Nisa Ayhan yazardı. Hayalleri gerçekleşti ve yanımda geldiği bu hastaneye atandı. Emek verdiğimiz bir kızımız var ve onun da emek verdiği zorlu yıllar var. Hem bizim verdiğimiz emekler karşılık buldu hem de kızımın verdiği emekler tekrar topluma faydalı bir şekilde ortaya çıkmış oldu. Bu beni çok mutlu ediyor." "Kimse aile olduğumuzu bilmiyor" Baba Sedat Ayhan ise eşi ve kızıyla aynı hastanede mesai harcamanın gurur verici olduğunu ifade etti. Hastaneye kızı ve eşiyle beraber geldiğini belirten Ayhan, "Biz baba, anne ve evlat olarak aynı kurumda çalışıyoruz. Evdeyken anne, baba, evlat ama iş yerinde o dengeyi koruyoruz. Kimse aile olduğumuzu bilmiyor. Burada meslektaşız ve o dengeyi sağlamak zorundayız. Aynı hastanede çalışmak çok güzel bir şey. Kızım atandı ve buraya geldi, çocukluğunun geçtiği yere şimdi şifa dağıtmaya geliyor. Allah yolunu açık etsin." dedi. "Buradaki doktorlar küçükken benim doktorumdu, şimdi meslektaşım oldular" Hastanenin Çocuk Acil Servisi'nde pratisyen hekimlik yapan Elif Nisa Ayhan ise anne ve babasının sağlık çalışanı olması ve iki ağabeyinin doktor olmasının bu mesleği seçmesindeki en büyük etken olduğunu söyledi. Doktorluk hayalinin küçük yaşlardayken başladığını dile getiren Ayhan, şunları aktardı: "Ben mesleğime aşık bir insanım. İlkokulda okuma yazmayı öğrendikten sonra defterimin etiketine adımın başına 'doktor' unvanı koyarak büyümüş bir insanım. Mesleğimi severek yapıyorum. Doktor olmak her zaman hayalimdi ve gerçek oldu. Ben bu hastanede büyüdüm. Anne ve babam burada çalıştığı için sürekli nöbetlerde yanlarına geliyordum, hasta olduğumda da buraya hasta olarak geliyordum. Şu an çalıştığım gözlem alanında çocukken tedavi görüyordum. Şimdi de ben çocukları tedavi ediyorum. Buradaki personel, çalışanlar, güvenlik görevlileri benim çocukluğumu biliyorlar. Buradaki doktorlar küçükken benim doktorumdu, şimdi meslektaşım oldular. Bu benim için güzel bir duygu." Ayhan, iş yerinde herkesin kendi sorumluluğunda olduğunu belirterek, şunları kaydetti: "Evde her şey daha farklı, kaç yaşına gelirsek gelelim aynı anne babanın çocuğuyuz. Ona göre davranıyoruz, şımarabiliyoruz, bir şeyler isteyebiliyoruz ama buraya gelince farklı oluyor. Kendi alanıma girdiğimde tamamen o alanın ve hastaların sorumluluğu bende oluyor. Hastane içinde 'anne', 'baba', 'kızım' değil de 'Sedat Bey', 'doktor hanım' diye hitap ediyoruz. Buraya gelince daha profesyonel çalışmamız için anne baba veya çocuk kimliğini kapının dışında bırakmamız gerekiyor. Dengeyi kurabiliyoruz, her şey güzel gidiyor."
- İlkleri başaran anne ile izinden giden kızının judo hikayesi
Milli judocu Minel Tepe (17) Türk judo tarihinde önemli başarılar elde eden annesi ve antrenörü İlknur Kobaş Tepe'nin izinden giderek zirveye çıkmayı hedefliyor. Kariyerinde Avrupa ve dünya şampiyonluklarıyla olimpiyat beşinciliği bulunan Tepe'nin kızı Minel, judoyla iç içe büyüdü. Milli Takım Antrenörü annesiyle küçük yaşlardan itibaren kamplara katılan Minel, bir yandan heyecan dolu havayı solurken diğer yandan da annesinin antrenörlüğünde judoya başladı.Adeta minderde büyüyen başarılı sporcu, şubat ayının başında Ankara'da düzenlenen Spor Toto Ümitler Türkiye Judo Şampiyonası'nda 70 kilogramda Türkiye ikincisi oldu. Balkan Judo Spor Kulübü sporcusu Tepe, çalışmalarını annesinin adının taşıyan salonda sürdürüyor. "Judoyla büyüdüm" Minel Tepe, judonun kendisi için büyük anlam ifade ettiğini söyledi. Kamplarda büyüdüğünü anlatan Minel, "Annemle milli takım kamplarına gittim. Çok küçük yaşta milli takımla tanıştım ve o heyecanı yaşadım. Bugüne kadar geldim ve annemle beraber çalışmalarıma devam ediyorum." dedi. Minel, sıkı çalışmasının karşılığını başarılarla aldığını ifade etti. Judoda annesini örnek aldığını ve onun izinden gitmek istediğini vurgulayan Minel, olimpiyatlarda zirveyi hedeflediğini dile getirdi.Minel, şunları kaydetti: "Judoyla büyüdüm. Severek ilerliyorum ve devam ediyorum. İdolüm annem. Türkiye'de judo branşında en önemli isimlerden biri. Kendisinin Avrupa ve dünya şampiyonlukları, olimpiyatlarda beşinciliği var. Onunla çalışmak büyük onur. Hedefim olimpik sporcu olmak. Hepsinin bir sırası var, önce Avrupa ve dünya şampiyonluklarını hedefliyorum." "Tüm sporcularım benim çocuğum" İlknur Kobaş Tepe (48) ise kendisi gibi judoda başarı elde eden kızıyla gurur duyduğunu ifade etti. Judoda hem Edirne'yi hem de Türkiye'yi başarıyla temsil ettiğini anımsatan Tepe, sporculuk kariyerinin ardından antrenör olarak judoya hizmet ettiğini dile getirdi. Kızının antrenörlüğünü yapmaktan dolayı mutlu olduğunu anlatan Tepe, şöyle devam etti: "Çok güzel ve ayrı bir duygu. Hem anne hem antrenör olmayı kontrol edebilmek bazen zor olabiliyor. Minel, bu konuda çok iyi devam ediyor. Tüm sporcularım benim çocuğum ama bazen annelik duygusu özellikle maçlarda biraz daha fazla oluyor. Bu gururu bize yaşttığı için anne olarak ona teşekkür ediyorum. İnşallah olimpiyata gitme hayalini başarır ve madalyalar kazanır." Trakya Üniversitesi Kırkpınar Spor Bilimleri Fakültesi Antrenörlük Eğitimi Bölümü'nde öğretim elemanı olarak çalışan İlknur Kobaş Tepe, Judo Kadınlar Milli Takım Antrenörlüğü görevini sürdürüyor. Avrupa ve dünya şampiyonlukları bulunan Tepe, Atlanta 1996 Yaz Olimpiyat Oyunları'nda beşinci oldu.
- Erzincan'da işitme engelli kadınlar işaret diliyle Kur'an-ı Kerim öğreniyor
Erzincan'da 3 yıl önce işitme engelliler için açılan kursta kadınlar, hem dini bilgilerini tazeliyor hem de işaret diliyle Kur'an-ı Kerim öğrenmenin mutluluğunu yaşıyor. Erzincan İl Müftülüğünce Şekerci İsmail Yalçınkaya Kız Kur'an Kursu'nda işitme engelli kadınlara yönelik işaret diliyle Kur'an-ı Kerim kursu açıldı. Farklı yaş gruplarından çeşitli nedenlerle işitme ve konuşma kaybı yaşayan kadınlar, burada hem dini bilgilerini tazeliyor hem de işaret diliyle Kur'an-ı Kerim okuyor. Birçoğunun ilk kez Kur'an okumaya başladığı kursta öğrenciler, heyecanıyla dikkati çekiyor. Kurs 3 yıl önce iki kişiyle başladı Erzincan İl Müftü Yardımcısı Gülay Demirci, 3 yıl önce 2 kursiyerle başladıkları kursa 15 kişiyle devam ettiklerini söyledi. Kursiyerlerin Kur'an-ı Kerim öğrenme çabalarının kendisini çok etkilediğini dile getiren Demirci, "Onların gönüllerine dokunabilmek, gözleriyle kurduğumuz temasla gönüllerimizin anlaşmış olması bizi ayrıca etkilemekte. Eğitim öğretim sürecindeki en temel amacımız, insana dokunmak. Dolayısıyla işitme engelli kursiyerlerimize, hayata kazandırılmaları noktasında kendilerine yardımcı olmak, toplumda yer edinmelerini sağlamak, vermiş olduğumuz bu bilgi, eğitimi ve öğretimle birlikte onların hayatın içinde olmasını sağlamak bizim en temel amacımız." dedi. Kurs öğreticilerinden Hilal Çokgüler de 3 yıldır işaret diliyle Kur'an-ı Kerim eğitimi verdiğini, kursiyerlerin çeşitli sebeplerle işitme kaybı yaşayan özel grup olduğunu anlattı. Erzincan'daki işitme ve konuşma kaybı yaşayan vatandaşlara işaret diliyle Kur'an-ı Kerim'in yanında temel dini bilgiler dersleri de verdiklerini ifade eden Çokgüler, "Kursiyerlerimizin yaş aralıkları, eğitim düzeyleri birbirinden farklı olduğu için öğretim metotlarımız da birbirinden farklı oluyor. Ses çıkarabilenlerle ses eğitimi çalışıyoruz. Ses çıkaramayanlarla Türk işaret diliyle anlaşıyoruz. Onlar da bizim gibi işaret dilini sonradan öğrendikleri için aralarında işaret dili bilmeyenler var. Kendi aralarında geliştirmiş oldukları dille anlaşıyorlar. Bunu da ben onlardan öğreniyorum." diye konuştu. İlk kez Kur'an-ı Kerim okumaya başladılar Kursiyerlerden 31 yaşındaki Leyla Yacan da kursta Kur'an-ı Kerim okumayı öğrendiğini belirterek, emek verenlere teşekkür etti. İki çocuk annesi 39 yaşındaki Özlem Yılmaz ise eşinin Kur'an-ı Kerim bildiğini ancak kendisi öğrenemediği için üzüldüğünü işaret diliyle anlattı. Yılmaz, "İki yıldır kursa geliyorum. Kur'an-ı Kerim okumaya başladım, sureleri öğreniyorum. Çok faydası var, çok mutlu oluyorum." ifadesini kullandı.
- İlkokul öğrencileri engelli arkadaşları için "iyilik hareketi" başlattı
Afyonkarahisar'a bağlı Bostanlı köyünde okuyan ilkokul öğrencileri, daha önce aynı okuldan mezun olan engelli arkadaşları için "iyilik hareketi" başlatarak akülü sandalye temin etti. Okulun farklı sınıflarında okuyan öğrenciler, kas erimesi rahatsızlığı nedeniyle 4 yıl önce ilkokulu bitirdikten sonra eğitimini yarıda bırakmak zorunda kalan Şükrü Akpınar'ı (14) öğretmenleri ile evinde ziyaret etti. Öğrenciler, ziyaretin ardından Akpınar'a yeni bir akülü engelli aracı hediye edebilmek amacıyla "İyilik Hareketi" başlatmaya karar verdi. Harekete geçen öğrenciler, öğretmenleri, velileri ve hayırsever vatandaşların da desteğiyle toplanan paralarla akülü tekerlekli sandalye alarak, Akpınar'a teslim etti. "Sandalyeyi vermeye gittiğimizde mutlu olduğunu hissettik" İlkokul 3. sınıf öğrencisi Adan Emir Karakaş, öğretmenleriyle daha önceden aynı okuldan mezun olan arkadaşlarını evde ziyarete gittiklerini söyledi. Ziyarette arkadaşlarının rahatsızlığından dolayı dışarı çıkamadığını fark ettiklerini ifade eden Karakaş, "Arkadaşımız yürüyemiyordu. O yüzden akülü tekerlekli sandalye almaya karar verdik. Sandalyeyi vermeye gittiğimizde mutlu olduğunu hissettik. Biz de çok mutlu olduk." dedi. Üçüncü sınıf öğrencisi Zeynep Nisa Demir de ziyaretin ardından Akpınar'ı mutlu edebilmek için iyilik hareketi başlatmaya karar verdiklerini dile getirerek, "Akülü tekerlekli sandalye alabilmek için kendi aramızda konuştuk ve bunu öğretmenimize söyledik. Böyle bir iyilik hareketi yaptık." diye konuştu. "İyilik hareketi üzerine güzel bir örnek teşkil etmektedir" İl Milli Eğitim Müdürü Miraç Sünnetci de Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nin en önemli özelliklerden birinin de merhamet, paylaşma ve dertlere deva olmak olduğunu söyledi. Okul öğrencilerinin kas hastası arkadaşları Şükrü Akpınar'ı yalnız bırakmadığını ifade eden Sünnetci, "Öğrencilerin bu vefa örneği, iyilik hareketi üzerine güzel bir örnek teşkil etmektedir. Öğrencilerin gözlerindeki mutluluk ve heyecana şahit olmak bizleri de duygulandırdı." diye konuştu. Baba Halil Akpınar da yardımcı olan herkese teşekkür ederek, "Allah razı olsun. Bizi sevindirdiniz, mutlu ettiniz." dedi.
- Sanayi sitesinin "Bob Ross"u atölyesini sanat galerisine dönüştürdü
Nevşehir'de kamyon ve kamyonetlerin kasasını boyayan 65 yaşındaki Ali Ulutaş, boş vakitlerinde yaptığı tablolarla sanayideki atölyesini sanat galerisine dönüştürdü. Lale Sanayi Sitesi'ndeki atölyesinde kamyon ve kamyonet kasalarını boyayan Ulutaş, müşterilerinin araçlarını talep ettikleri resim ve yazılarla da süslüyor. Yaklaşık yarım asırdır mesleğini şevkle sürdüren Ulutaş, boş vakitlerinde de yağlı boya resimler yapıyor. Ulutaş, atölyesinde yaptığı manzara tablolarını duvarlara asıp eserlerini komşu iş yeri çalışanları ve müşterilerinin beğenisine sunuyor. Hayranı olduğu ünlü ABD'li ressam Bob Ross gibi çok kısa sürede manzara tabloları çizen Ulutaş, okul öncesinde ailesi ve akrabalarının, ilkokulda ise öğretmenlerinin takdirinin resme tutkusunu artırdığını söyledi. Ulutaş, uzun yıllar televizyonda ressam Bob Ross'u izleyerek kendini geliştirdiğini anlatarak, Ross'un tekniklerini uygulayarak ortaya kısa sürede manzara tabloları çıkarabilme yeteneğine kavuştuğunu belirtti. O Bob Ross'u izliyordu, komşuları da onu izliyor Boya ve fırçaları hazırlarken, resim çizerken bambaşka duygulara kapıldığını anlatan Ulutaş, şöyle konuştu: "Atölyeye her türlü araç geliyor, kimi söz yazdırıyor kimi resim yaptırıyor. Boş vakitlerimde de tablolar çiziyorum. Çizmek istediğim tablolar var ama zaman gerekiyor uğraşmak için. Yaptığım resimleri bunca zaman arkadaşlar hatıra adına aldılar. Ben de vermem diyemedim. 100'e yakın hediye ettim. Bob Ross'u televizyonda izlerdim. Ondan çok esinlendim, çok teknikler kaptım. Ben onu izliyordum, komşular da şimdi beni izliyor. Çalışmalarımı sentetik boyayla yapıyordum, 4 yıldır akrilik boya ile yapıyorum. Çoğunu ince MDF plaka üzerine çizdim ama tuvale yaparak yeni resimler hazırlamak istiyorum. Resim ayrı bir tutku. Öyle bir haz veriyor ki çizerken başka şey düşünemiyorum. Tablodaki yerler sanki beni şöyle yap diye gösteriyor. Beni alıp başka yerlere götürüyor. Bu da bana mutluluk veriyor." Ulutaş, sergi hazırlıklarını sürdürdüğünü, resimlerini sanatseverlerle buluşturmayı hedeflediğini sözlerine ekledi.
- Eşinin otomotiv yan sanayi fabrikasını devlet desteğiyle dönüştüren girişimci kadın bahçe mobilyası üretiyor
İstanbul'da 6 yıl modelistlik yaptıktan sonra Sakarya'ya gelen Hanife Kübra Birinci, eşinin otomotiv yan sanayi fabrikasını devlet desteğiyle dönüştürerek üretimine başladığı bahçe mobilyaları iç piyasaya gönderiyor. Adapazarı ilçesinde yaşayan 3 çocuk annesi 37 yaşındaki Birinci, İstanbul'da 6 yıl modelistlik yaptıktan sonra 2013'te evlenip Sakarya'ya geldi. Koronavirüs salgını sürecini fırsata çevirmek isteyen Birinci, o dönem doğaya ilginin artması sonucu bahçe mobilyaları sektörüne adım atmaya karar verdi. Birinci, eşinin 2011'de kurduğu otomotiv yan sanayi fabrikasını Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığından (KOSGEB) aldığı destekle dönüştürerek bahçe mobilyaları üretimine başladı. Eşinin de destek verdiği Birinci, 14'ü kadın 21 kişiyle üreterek İstanbul ile Ege ve Akdeniz bölgeleri ağırlıklı olmak üzere Türkiye'nin dört bir yanında kullanıcılara ulaştırdığı ürünlerini yurt dışına da göndermek istiyor. "KOSGEB desteğiyle üretimimize hız kattık" Girişimci Hanife Kübra Birinci, Türkiye genelinde bayiliklerinin bulunduğunu söyledi. Salgın sürecini avantaja çevirdiğini belirten Birinci, "Daha önce tekstil sektöründe modelist olarak çalışıyordum. 6 yıl boyunca insanları giydirdim, bahçe mobilyaları sektörüne girdikten sonra koltukları giydirmeye devam ediyorum. KOSGEB'den aldığımız destekle büküm makinelerimizi aldık. KOSGEB desteğiyle üretimimize hız kattık. Kaynaklı imalat, eşim zaten yapıyordu. Sonrasında tekstil kısmıyla öncelikle minderleri yapmaya başladık. Daha sonra rattan el örgüsü kısmına da başladık." diye konuştu. Birinci, salıncak, koltuk takımları gibi bahçe mobilyaları ürettiklerini aktararak, "Tamamen kendi üretimiz olarak ürünleri çıkarıyoruz." dedi. Kadın istihdamına önem verdiklerini dile getiren Birinci, fabrikada çalışanların yanı sıra bazı kadınların da üretim sürecine evden destek verdiğini kaydetti. Birinci, ürünlerini Türkiye'nin birçok yerine ulaştırdıklarını ifade ederek, "Hedefimiz, global marka haline gelmek." ifadesini kullandı. "Kendimize özgü modeller tasarlıyoruz" Eşi Ahmet Fatih Birinci de özgün modeller tasarladıklarını belirterek, "Eşimle ürünlerimizi geliştirip üretiyoruz. İskelet üretimini erkek personelle yapıyoruz. Eşimle sadece kadınların olduğu ekibimiz var, onlarla tekstil ve örgü işlerini yapıyoruz." diye konuştu. Birinci, çalışmaları genişleterek dünya pazarına açılmak istediklerini kaydetti.
- Satrancın minik ustası, Dünya Şampiyonası'nda rakiplerini mat etmek için çalışıyor
Elazığ'da bir yıl önce başladığı satrançta Türkiye üçüncüsü olan 7 yaşındaki Halime Reyyan Tekay, Dünya Yaş Grupları Satranç Şampiyonası'ndan da madalyayla dönmek için çalışmalarını sürdürüyor. Halime Reyyan Tekay, bir yıl önce okulda satranç oynadığı sırada öğretmeni Ayşe İlçin'in kendisini fark etmesi üzerine bu branşa yönlendirildi. Kısa sürede kendini geliştiren ve Çaturanga Satranç Kulübü'nde çalışmalarını sürdüren Halime Reyyan, Türkiye Satranç Federasyonu tarafından bu yıl 18-25 Ocak'ta Antalya'da düzenlenen Türkiye Küçükler ve Yıldızlar Satranç Şampiyonası'nda kendi kategorisinde üçüncü oldu. Antrenörleri Oğuzhan Deniz ve Metehan Deniz'in eşliğinde çalışan Halime Reyyan, elde ettiği bronz madalyayla milli takıma katılmaya hak kazandı. Bu yıl düzenlenecek Dünya Yaş Grupları Satranç Şampiyonası'na yoğun şekilde hazırlanan Halime Reyyan, bu organizasyondan da madalyayla dönmek istiyor. "Geleceğin kadın ustası olmak istiyorum" Halime Reyyan Tekay,çok sevdiği satranca ağabeyine özenerek başladığını söyledi. Haftanın üç günü kursa gittiğini ifade eden Halime Reyyan, kursta turnuvalara katıldığını, sürekli çalışarak rakiplerini yenmeye başladığını belirtti. Elazığ'da katıldığı turnuvalarda derece elde edince mutlu olduğunu dile getiren Halime Reyyan, satrançta gelişebilmek için çok soru çözdüğünü kaydetti. Halime Reyyan Tekay, şöyle konuştu: "Elazığ'da dereceler elde ettikten sonra kendime daha büyük hedefler koydum. Büyük turnuvalara hazırlanmaya başladım. Bu hedeflerimin sonucunda milli takıma girmeye hak kazandım. Şimdi Avrupa ve dünya şampiyonalarına çalışacağım. Satranç oynayarak hatalarımdan ders çıkarmayı öğrendim. Satranç, derslerime de katkı sağladı. Çok çalışarak geleceğin kadın ustası olmak, milli formayla ülkemi en iyi şekilde temsil etmek istiyorum." Anne Şeyma Tekay da kızının satranç oynamayı çok sevdiğini anlattı. Kızının ağabeyi ile sürekli satranç oynadığını belirten Tekay, "Kızım ve oğlum birlikte satranç kursuna gidiyor. Onların mutluluğu için her şeyi yapıyoruz." ifadelerini kullandı. "Bu başarının arka planında ciddi bir emek vardı" Antrenör Metehan Deniz ise Halime Reyyan Tekay'ın derece elde ederek milli takıma girmesinden dolayı mutlu olduğunu belirtti. Deniz, şunları kaydetti: "Hiçbir başarı tesadüf değildir. Bu başarının da arka planında ciddi bir emek vardı. Kendisinin emeği, ailesinin, öğretmenlerinin katkısı ile bu başarı geldi. Reyyan bu kısa sürede yaklaşık 6 bin soru çözdü. Üç soru bankası bitirdi. 500'ün üzerinde çevrim içi maç yaptı ve 300'e yakın pratik kazanım amaçlı turnuvalara katılarak maçlarını tamamladı." "Geleceğin kadın ustası olmak istiyorum" Halime Reyyan Tekay,çok sevdiği satranca ağabeyine özenerek başladığını söyledi. Haftanın üç günü kursa gittiğini ifade eden Halime Reyyan, kursta turnuvalara katıldığını, sürekli çalışarak rakiplerini yenmeye başladığını belirtti. Elazığ'da katıldığı turnuvalarda derece elde edince mutlu olduğunu dile getiren Halime Reyyan, satrançta gelişebilmek için çok soru çözdüğünü kaydetti. Halime Reyyan Tekay, şöyle konuştu: "Elazığ'da dereceler elde ettikten sonra kendime daha büyük hedefler koydum. Büyük turnuvalara hazırlanmaya başladım. Bu hedeflerimin sonucunda milli takıma girmeye hak kazandım. Şimdi Avrupa ve dünya şampiyonalarına çalışacağım. Satranç oynayarak hatalarımdan ders çıkarmayı öğrendim. Satranç, derslerime de katkı sağladı. Çok çalışarak geleceğin kadın ustası olmak, milli formayla ülkemi en iyi şekilde temsil etmek istiyorum." Anne Şeyma Tekay da kızının satranç oynamayı çok sevdiğini anlattı. Kızının ağabeyi ile sürekli satranç oynadığını belirten Tekay, "Kızım ve oğlum birlikte satranç kursuna gidiyor. Onların mutluluğu için her şeyi yapıyoruz." ifadelerini kullandı. "Bu başarının arka planında ciddi bir emek vardı" Antrenör Metehan Deniz ise Halime Reyyan Tekay'ın derece elde ederek milli takıma girmesinden dolayı mutlu olduğunu belirtti. Deniz, şunları kaydetti: "Hiçbir başarı tesadüf değildir. Bu başarının da arka planında ciddi bir emek vardı. Kendisinin emeği, ailesinin, öğretmenlerinin katkısı ile bu başarı geldi. Reyyan bu kısa sürede yaklaşık 6 bin soru çözdü. Üç soru bankası bitirdi. 500'ün üzerinde çevrim içi maç yaptı ve 300'e yakın pratik kazanım amaçlı turnuvalara katılarak maçlarını tamamladı."
- Lösemiyi yenen genç, kaybettiği arkadaşlarının anısını kanserli çocuklara destekle yaşatıyor
İstanbul'da 5 yıl süren tedavisinin ardından lösemiyi yenen 23 yaşındaki Suat Sualp Gülfidan, farklı tür kanserlerden hayatını kaybeden arkadaşlarının anısını, hastalıkla savaşan çocuklarla etkinlikler yapıp moral vererek yaşatmaya çalışıyor. Suat Sualp Gülfidan, 2015'te sürekli tekrarlayan boğaz şişliği üzerine bir yıl süren antibiyotik tedavisi gördü. Kan değerlerindeki değişikliklerin fark edilmesiyle yapılan tetkikler sonucu lösemi teşhisi konulan Gülfidan, hastanede tedavi altına alındı. Kanser hücreleri kanının yüzde 95'ini saran Gülfidan, 3 yıl kemoterapi aldı, 2 yıl da evde tedavi gördü. Gülfidan, 5 yılı bulan kanserle savaşını kazarak 2020'de hastalığı yendi. Hastanede tedavi gördüğü sırada farklı tür kanserlerle savaşan 7 arkadaşını kaybeden Gülfidan, arkadaşlarının anısını yaşatmak ve tedavi sürecinde kendisine moral vererek destek olan kişilere vefa borcunu ödemek için harekete geçti. Kanser sürecinde tanıştığı Kansersiz Yaşam Derneğinde gönüllü olmaya karar veren Gülfidan, hastalıkla savaşan çocuklar için düzenlenen etkinliklerde yer almaya, hazırladığı hediyelerle onları ziyaret etmeye, boş vakitlerini çocuklarla geçirip moral vermeye başladı. Suat Sualp Gülfidan, aynı serviste tedavi görürken kaybettiği yakın arkadaşının, tedavi gören çocukların hayallerini gerçekleştirmek için "kansersiz yaşam çocuk komitesi" kurma hedefini de yerine getirmek için girişimlere başladı. Hastalıkla savaşırken, kanser tedavisi gören çocuklar için etkinlikler yaptılar Gülfidan, yaptığı açıklamada, tedavisi sürerken kendisi için yapılanların, maddi, manevi ve psikolojik desteğin göz ardı edilemeyecek şeyler olduğunu belirterek, "Benim de hedefim ihtiyacı olanlara aynı şekilde destek olmak. Aslında vefa borcu. Onların buna ihtiyacı olduğunu biliyorum." dedi. Tedavisi sürecinde hastanede kanser hastası yaşıtlarıyla yakın arkadaşlıklar kurduğunu aktaran Gülfidan, "Arkadaşlarımın değeri çok fazla. Serviste, farklı kanserlerle savaşan 8 yakın arkadaştık. Saniye, Yunus Emre, Beytullah, Sema, ben ve 3 arkadaşımız daha vardı. Son zamanlarda kendi aramızda neden 'kansersiz yaşam çocuk komitesi' olmasın, diye konuşuyorduk. Böyle bir grup kurmuştuk arkadaşlarımızla. Kanserle savaşan çocuklar için etkinlikler yaparak tedavilerine katkı vermeye çalıştık." diye konuştu. "Çocukların hayallerini hayata geçirmeye çalışacağım" Beytullah'ın, bu girişimin komite haline gelerek devam etmesini istediğini aktaran Gülfidan, şöyle devam etti: "Yaptığımız şeyin 'kansersiz yaşam çocuk komitesi' olarak sürdürülebilir olmasını istiyordu. Hayatını kaybeden arkadaşım Beytullah, tedavi sürecinde çocuklar için sürekli üretiyordu, hiç durmuyordu. 'Hastanedeki diğer arkadaşlarımız için neler yapabiliriz?' diye düşünüyordu. Onun sayesinde çocuklar için bir şeyler yapıyorduk. Kaybettiğim 7 arkadaşımın anısını yaşatmak için hedefim çocuk komitesini hayata geçirmek. Çok yakın 8 kişiydik, onların anısını bu şekilde devam ettirmek, sürdürmek istiyorum. Kanseri atlatanlar, bu hastalıkla savaşanları neyin mutlu ettiğini çok iyi biliyor. Bu komite kapsamında hastane ziyaretleri yaparak, çocukların neyle mutlu olabileceğini, onlar için neler yapabileceğimizi düşünüp, onların hayallerini hayata geçirmek istiyorum. Bir çocuk bir şey istediğinde maalesef hastanede bunu dile getiremiyor. Maddi, manevi, psikoloji tabii bu yönde etkili oluyor. Bu kurulacak komiteyle o çocukların hayallerini hayata geçirmeye çalışacağım." "Yan yana sıralanmış altı harften mi korkacağız" Gülfidan, komite projesinin yanı sıra vefat eden arkadaşlarının anısını yaşatmak için boş zamanlarını kanser tedavisi gören çocuklarla geçirdiğini belirterek, onlar için düzenlenen etkinliklerde oyunlar oynadığını, hediyeler hazırlayıp çocukları hastanede ziyaret ettiğini, bazen birlikte futbol maçı izlediklerini, şarkılar söyleyip moral vermeye çalıştığını dile getirdi. Suat Sualp Gülfidan, "Bize hastalık dönemimizde gönüllü abilerim, ablalarım ne yaptıysa kanser hastası çocuklara aynısını arkadaşlarımın anısını yaşatmak için yapmaya çalışıyorum. Bir mottom var, 'Yan yana sıralanmış altı harften mi (Lösemi) korkacağız?'. Birçoğuna bunu söylediğimde yüzünde ufak da olsa tebessüm oluşuyor. Orada zaten beni anlıyorlar. Bunu onlara söyleyip umut aşılayıp korkmamalarını, pes etmemelerini istiyorum." ifadelerini kullandı. Kemoterapinin etkisiyle saç ve kirpiklerin dökülmesi sonucu, çocukların dışarıda bu şekilde görünmek istemediğini anlatan Gülfidan, şunları kaydetti: "Onları ziyaret ettiğimde hastayken çekilen fotoğraflarımı gösterip, benim de saçımın, kirpiğimin döküldüğünü, zayıfladığımı anlatarak, elimden geldiğince motive etmeye çalışıyorum. Bir etkinlikte çocuklara moral konuşmam olmuştu, 7-8 yaşlarında bir çocuk yanıma geldi, diz çöktüm. 'Bizim için düşündüğün şeyler için çok teşekkür ederiz, iyi ki varsın' diyerek boynuma sarıldı. Bu hayatım boyunca unutamayacağım bir an. O ufacık çocuğa umut olabilmek, hissettirebilmek gerçekten güzel bir şey. Elimden geldikçe onlara umut olmaya çalışıyorum. Hayata tutunsunlar, sevsinler, pes etmesinler, savaşsınlar. Ben o hastalığı yaşamasaydım böyle bir dernekten haberim olmayacaktı, nasıl işler başardığını, güzel kalplere dokunduğunu bilmeyecektim."











