Bu sitede ara
Boş arama ile 1150 sonuç bulundu
- Muş'ta köy okulunun tek öğretmeni sobayla ısıttığı sınıfta 8 öğrencisine eğitim veriyor
Bulanık ilçesine bağlı Samanyolu köyündeki okulda görev yapan müdür yetkili sınıf öğretmeni Burçak Ericek, ders saatlerinin dışında çocuklarla oyunlar oynayarak onlara arkadaşlık ediyor Muş'un Bulanık ilçesinde köy okulunun tek öğretmeni olan Burçak Ericek, soba yakarak ısıttığı sınıfta öğrencilere en iyi eğitimi vermek için çaba gösteriyor. İlçeye 23 kilometre uzaklıktaki Samanyolu köyünde bulunan okula geçen yıl atanan müdür yetkili sınıf öğretmeni Ericek, hayalindeki mesleği yapmanın mutluluğunu yaşıyor. Sabah erken saatlerde öğretmen servisiyle 23 kilometre katederek ilçeden karla kaplı köye giden Ericek, ilk iş olarak sobayı yakıyor. Ericek, daha sonra okulda eğitim gören 8 öğrencisini karşılayıp birleştirilmiş sınıfa alan, ders anlattıktan sonra onlarla oyunlar oynayıp okulu eğlenceli hale getirmeye çalışıyor. Eskişehirli olan ve alışık olmadığı köy şartlarında tüm zorluklara göğüs geren Ericek, ilk görev yerinin Samanyolu İlkokulu olduğunu söyledi. İlçe merkezinde ikamet ettiğini ve hafta içi her gün köye gidip geldiğini anlatan Ericek, şöyle konuştu: "Havalar soğuk olduğu için okula geldiğimde ilk olarak sobayı yakıyorum sonra derse geçiyoruz. Buranın kış şartlar ağır. Zor bir yerde çalışıyoruz. Sürekli kar var ama çocuklarla birlikte olmak çok güzel. Çocuklarla burada eğleniyoruz, ders işliyoruz. Bu çocuklar coğrafyayı daha güzel hale getiriyor. Mesleğimi çok seviyorum. Hep öğretmen olmak istiyordum. Öğretmenliğe köyde başlamaktan dolayı mutluyum. Çok büyük tecrübeler edindim. Okulu çocuklar için daha ilgi çekici hale getirmek amacıyla duvarları boyadık. İlk geldiğimde çok zorlanmıştım, Hem dersler hem evrak işleri vardı. Araştırmalar yaparak bu zorlukları aştım." "Bazen servis gelemediği için yürümek zorunda kalıyoruz" Her gün ilçe merkezinden köye geldiğini, yolda yaşadığı zorluğu çocukların gözlerindeki ışığı görünce unuttuğunu belirten Ericek, çocukların iyi bir eğitim alabilmesi için elinden geleni yaptığını dile getirdi. Ericek, birleştirilmiş sınıfta her öğrenciyle ayrı ayrı ilgilendiğini vurgulayarak, "Birinci sınıftaki çocuğun okumaya geçtiği zaman yaşadığım mutluluğu tarif edemem. Çabalarımın boşa gitmediğini fark ediyorum ve bu benim için öğretmenliğin en güzel kısmı. Derslerde anlattıklarımı kalıcı hale getirmek için çocuklarla eğitici oyunlar oynuyoruz. Onlar için farklı materyaller hazırlıyorum. Kar yağdığı için çocuklar genelde karla oynamayı tercih ediyor. Zor bir coğrafya olduğu için sürekli kar var. Kardan dolayı bazen servis gelemediği için yürümek zorunda kalıyoruz." diye konuştu. İlk kez köyde soba yaktığını, bu konuda köylülerden ve öğrencilerden destek aldığını ifade eden Ericek, "Depodan odun getirip sobayı yakıyorum. Bu zorlukların yanında güzellikler de var. Çocukların mutluluğu ve gülümsemesi, köylülerin desteği çok farklı hissettiriyor. Her öğretmenin köyde çalışması gerektiğini düşünüyorum. Köyde öğretmen olmak çok büyük tecrübe kazandırıyor." dedi. "Öğretmenimizle oyun oynuyoruz" Öğrencilerden Hamza Akıllı da öğretmenini çok sevdiğini belirterek, "Öğretmenimizle oyun oynuyoruz, ders yapıyoruz. Bizimle kartopu oynuyor. En sevdiğim ders matematik. Öğretmenimizle her gün matematik dersi yapmayı çok seviyorum. Büyüyünce doktor olmak ve hastaları iyileştirmek istiyorum." ifadelerini kullandı. Dilan Bakış ise öğretmen ve arkadaşlarıyla mendil kapmaca, yakan top, kar topu gibi oyunlar oynadıklarını ve günlerinin çok güzel geçtiğini belirtti.
- Çankırı'da engelli bireyler ayda 400 bin karton bardak üretiyor
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı Çankırı Bakım, Rehabilitasyon ve Aile Danışma Merkezindeki engelli bireyler ayda 400 bin karton bardak üretiyor. Merkezde yürütülen "Engel Yok ÇABA Var Projesi" kapsamında karton bardak atölyesinin yanı sıra kağıt ipten çanta örme, seramik, deri cüzdan işleme, mobilya ve marmelat atölyeleri oluşturuldu. Rehabilitasyon merkezindeki 165 kişiye eğitim verilen atölyelerde, 55 engelli birey görev alarak, hem güzel vakit geçiriyor hem de üretim yapabildiklerinin farkına varıyor. Bir milyon karton bardak üretimi kapasitesine sahip atölyede ayda 400 bin bardak üretiliyor. Ayrıca bardağın üzerine işlenen görsellerle de engelli bireyler konusunda vatandaşların bilinçlendirilmesi hedefleniyor. "Başkent Öğretmenevi aylık bizden 60 bin karton bardak alıyor" Çankırı Bakım, Rehabilitasyon ve Aile Danışma Merkezi Müdürü Ulaş Aracı, ÇABA Engelsiz Atölyesi'nin 2020 yılından beri faaliyette olduğunu söyledi. Karton bardak atölyesinin de 3 yıldır faaliyette olduğunu dile getiren Aracı, iki engelli bireyin de karton bardak atölyesinde üretim yaptığını dile getirdi. Atölyede iki tip bardak üretimi yaptıklarını anlatan Aracı, "Bir tanesi kendi bardaklarımız. Bakanlığımızın şefkat eli üzerinde bir karekod çalışmamız var. Müşterilerimiz bu karekodu okuturlarsa Bakanlığımızın 2030 Engelsiz Vizyon Belgesi'ne ulaşacaklar. Arkasında da Engelli Haklarına İlişkin Sözleşme'nin ana tematik bölümü bulunuyor. Yalnızca bir kişi bile bu karekodlardan bir cümle bile öğrense engelli haklarına ilişkin bir fayda, bir değer olduğuna inanıyoruz biz. Yaklaşık bir yıldır da Başkent Öğretmenevi'ne karton bardak üretiyoruz. Başkent Öğretmenevi aylık bizden 60 bin karton bardak alıyor. Bunun dışında iki fabrikaya perakende, belediyemize, buradaki bütün kamu kurumlarına ihtiyaçları dahilinde karton bardak üretiyoruz." diye konuştu. Karton bardak üretimi için İstanbul'da bir firma ile görüşmeler yaptıklarını dile getiren Aracı, "O anlaşmamız gerçekleşirse İstanbul'a da üretmeye başlayacağız. Bütün amacımız burada engellilerin gerçekten ekonomik değer üreteceklerini insanlara somut bir şekilde gösterebilmek. Hedefimiz, bu projemizin yakında yurt dışına ihraç edilebilir noktaya gelmesi. Umarız o günler de yakında gelir." ifadelerini kullandı. Ayrıca merkezde bulunan 6 atölyenin sayısını artırmayı hedeflediklerini belirten Aracı, "Seramik atölyemizde anahtarlık üretiyoruz. Kağıt ipten çanta örme atölyemiz var, tasarım ürünleri üretiliyor. Atölyelerimizde 55 sakinimiz hizmet alıyor, hizmet üretiyor. Amacımız bu sayıyı artırabilmek." dedi. "Biz bu atölyeyi kurduğumuz zaman bu kadar büyüyeceğini tahmin etmemiştik" Karton bardak atölyesinin çalışmaların dinamosu olduğunu, kuruluşun önemli gelir kaynağını oluşturduğunu anlatan Aracı, şunları kaydetti: "Buradan kazandığımız paraların hepsini tekrar sermaye olarak ham madde olarak geri alıyoruz, bu şekilde hizmetlerimizi büyütmeye çalışıyoruz. İlk başta yola çıkarken 28 bin lira kendi bütçemizle yola çıktık, şu anda gelmiş olduğumuz durumda 500 bin liralık bir ciroyu döndürebilir noktaya gelmişiz. Kar topu büyüyor, yakında daha güzel işler olacağını ümit ediyoruz. Biz burada farklı bir hizmet modeli yapmak istiyoruz. Dolayısıyla engelli bireyler aslında üretebiliyorlar. Sadece onlara üretebilmek için yeterli imkanın tanınması gerekiyor. Biz tanıdık ve bizim bile şaşırdığımız sonuçlarla karşılaştık. Biz bu atölyeyi kurduğumuz zaman bu kadar büyüyeceğini tahmin etmemiştik ama şu anda bir fabrika gibi çalışır duruma geldik."
- Eğitimde Sınırları Kaldıran Okul Müdürü Banu Cankut: "Mesleklerin Tümüne Saygı Duyalım"
Eğitimin sadece derslerden ibaret olmadığını bilen ve bu doğrultuda hareket eden Okul Müdürü Banu Cankut, öğrencilerine sadece bilgi değil, aynı zamanda hayatı da öğretme gayreti içerisinde. Banu Cankut, öğrencilerinin ruhsal gelişimlerine büyük önem veriyor; onların duygusal dünyalarına dokunarak, gelecekte hayatın zorluklarına göğüs gerebilecek, kendine güvenen bireyler olmalarını hedefliyor. Öğrencilerin her türlü sorununa sevgi ve anlayışla yaklaşan Cankut, onların hissettikleri zorlukları içtenlikle paylaşarak, hayatlarına ışık tutmaya çalışıyor. Antalya Alanya'da bulunan Payallar Çok Programlı Anadolu Lisesi n'de görev yapan Cankut, özellikle Mesleki ve Teknik Eğitim Merkezleri’nde (Mesem) öğrenim gören öğrencilerin eğitim süreçlerine bizzat dahil olan Banu Cankut, bu öğrencileri sanayi bölgelerinde sık sık ziyaret ederek, onların sahadaki gelişimlerini yakından takip ediyor. Sanayi ortamında meslek öğrenen gençlerle birebir ilgilenen Cankut, onlara yalnızca bir okul müdürü değil, aynı zamanda bir rehber ve rol model olarak yaklaşıyor. Bu ziyaretler, öğrenciler için motive edici olduğu kadar, mesleklerini daha bilinçli ve istekli bir şekilde öğrenmelerine de katkı sağlıyor. Cankut, meslek öğrenmenin önemini vurgularken, ailelere de önemli bir mesaj verdi: "Çocuklarınızı meslek seçimlerinde özgür bırakın, onların küçük yaşlarda 'doktor olacağım, öğretmen olacağım' dediklerinde duyduğunuz haklı gururu, 'marangoz olacağım, terzi olacağım, demir ustası olacağım' dediklerinde de hissedin. Her meslek saygıyı hak eder ve bu ülkenin sadece doktor ve mühendislere değil, çıraklara, kalfalara ve ustalara da en az onlar kadar ihtiyacı var." Bu önemli mesajıyla Banu Cankut, velilerin çocuklarına meslek seçimi konusunda daha esnek yaklaşmaları gerektiğini bir kez daha hatırlattı. Cankut’a göre, meslekler arasında ayrım yapmadan her işin değerini bilmek, toplumun gelişmesi ve geleceğin güçlü bireylerini yetiştirmek için büyük bir önem taşıyor. Eğitimin sadece akademik başarıya odaklanmak yerine, her mesleğin insan hayatında bir rol oynadığını anlamak gerektiğini belirtti. Cankut, “Toplumun yapı taşları, ustalıkla icra edilen her meslekten geçer” diyerek, mesleki eğitimin önemine vurgu yaptı. Sonuç olarak, Banu Cankut’un bu yaklaşımı, eğitim sistemine daha insan odaklı ve geniş perspektiften bakmanın gerekliliğini ortaya koyuyor. Çocukların sadece akademik başarıya yönlendirilmemesi gerektiğini, aynı zamanda mesleki eğitimin de değerli olduğunu anlatmaya çalışıyor. Okul Müdürü Banu Cankut, tüm velilere sesleniyor: "Çocuklarınızın hayalleri ne olursa olsun, her mesleğin kutsallığını ve önemini onlara hissettirin. Marangoz, terzi, demir ustası ya da doktor… Hepsi bu ülkenin geleceğini birlikte inşa eden önemli parçalar! Etiketlerinizi çocuklarınıza yapıştırmaktan kaçının; onların her meslekte başarıyı yakalayabilecek bireyler olduğunu bilin.
- Mural Sanatında Öncü Bir İsim: Axel Mengü’nün İlham Veren Yolculuğu
Mural sanatında Türkiye’nin önde gelen isimlerinden Axel Mengü, uluslararası festivallerdeki başarıları, sinema ve dizi projelerindeki etkileyici çalışmalarıyla adından söz ettiriyor. Sanatıyla yalnızca duvarlara değil, zihinlere de dokunmayı başaran Mengü, pandemi döneminde sağlık çalışanları için geliştirdiği anıt projeyle toplumsal bir mesaj vermeyi sürdürüyor. Sanatın yalnızca bir ifade biçimi değil, aynı zamanda bir hayat felsefesi olduğunu kanıtlayan Axel Mengü, mural sanatıyla hem Türkiye’de hem de uluslararası platformlarda adından söz ettiren başarılı bir sanatçı. 1984 yılında İstanbul’un Suadiye semtinde doğup büyüyen Mengü, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarım Bölümü’nden mezun olduktan sonra, 30’dan fazla ülkeyi gezerek sanatını farklı kültürlerle zenginleştirdi. Bu süreçte yalnızca kendini değil, sanatıyla dünyayı da keşfetti. Axel Mengü’nün kariyerindeki ilk dönüm noktası, Türkiye’nin farklı bölgelerinde düzenlediği gezi organizasyonlarıydı. “Extralarge Trips” adı altında 38 farklı gezi düzenleyerek yaklaşık 2 bin kişiye Türkiye’nin güzelliklerini tanıttı. Bu süreçte, konakladığı otellerde duvar resimleri yaparak mural sanatına olan ilgisini pratiğe döktü. Ancak gerçek anlamda uluslararası bir başarıya imza atması, mural sanatını odak noktası haline getirdiği yıllarda gerçekleşti. Uluslararası Başarı: Mostar Street Art Festivali Axel Mengü, 2019 yılında Kadıköy Belediyesi tarafından düzenlenen Mural Festivali’nde Türkiye’yi temsil eden tek sanatçı oldu. Festivaldeki “Uzaylıların Kaçırdığı Fil” adlı eseri, sosyal mesaj içeren ironik anlatımıyla hem sanatseverlerin hem de eleştirmenlerin beğenisini kazandı. Bu başarının ardından Bosna Hersek’te düzenlenen Mostar Street Art Festivali’ne davet edilen Mengü, bu kez eşek figürüyle dikkat çektiği “Sevilmek İstiyorum” eserini sergiledi. Axel, bu çalışmasıyla bir kez daha sanatı ve toplumsal mesajı bir araya getirme konusundaki ustalığını kanıtladı. Sinema ve Dizilerde Axel İmzası Mengü’nün sanat hayatının bir diğer önemli evresi, sinema ve dizi setlerinde sanat yönetmenliği yaptığı yıllardı. "Muhteşem Yüzyıl: Kösem Sultan", "Poyraz Karayel" ve "Organize İşler 2" gibi önemli yapımlarda sanat yönetmeni olarak çalışan Axel, projelerdeki tablolar, duvar resimleri ve grafik detaylarda imzasını bıraktı. Özellikle "Organize İşler 2" filminde Erdal Tosun’un (Üzeyir Kavak) anısına yaptığı tablo, izleyicileri derinden etkiledi ve büyük beğeni topladı. Axel Mengü’nün adını geniş kitlelere duyurmasını sağlayan bir diğer eser, Ortaköy’de bir duvara yaptığı İzel portresi oldu. Eseri, hem sanatçının cesur yaklaşımı hem de dostluğu sanatla harmanlaması açısından büyük bir ilgi gördü. Bu süreçte sokak sanatına olan bağlılığını tekrar keşfeden Mengü, kendini mural sanatına adamaya karar verdi. Pandemi Döneminde Sağlık Çalışanlarına Saygı Mengü, yalnızca estetik bir sanatçı değil, aynı zamanda toplumsal sorumluluk bilincine sahip bir isim. Koronavirüs pandemisi sırasında hayatını kaybeden sağlık çalışanları anısına bir anıt eser projesi üzerinde çalışarak sanatıyla farkındalık yaratmaya devam etti. Axel, bu çalışmasıyla yalnızca sanatseverlerin değil, toplumun her kesiminden insanların takdirini topladı. Axel Mengü, sanatın yalnızca yetenek değil, aynı zamanda farkındalık, duyarlılık ve mücadele gerektirdiğini vurguluyor. Türkiye’de mural sanatını geliştirmek ve bu alanda daha fazla uluslararası başarı elde etmek isteyen Mengü, “Yeni başlıyorum ya da henüz başlamadım bile diyebilirim” diyerek sanat yolculuğunun daha çok başında olduğuna inanıyor. Axel Mengü, mural sanatındaki özgün eserleri, topluma dokunan mesajları ve uluslararası başarılarıyla, yalnızca duvarlara değil, zihinlere de iz bırakmaya devam ediyor.
- Görme engelli öğretmen, hayalini gerçekleştirdiği meslekle öğrencilerin yolunu aydınlatıyor
Erzurum'da 2 yıl önce ataması yapılarak öğretmenlik hayali gerçek olan görme engelli Ömer Faruk Bektaş, karanlık dünyasını öğrencilere rehber ve kılavuzluk yaparak aydınlatıyor. Erzurum'da mezun olduğu Görme Engelliler Okulu'nda 4 yıl memurluk yapan 25 yaşındaki Bektaş, öğretmen olma hayalini gerçekleştirmek için 2018'de Atatürk Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümüne kayıt yaptırıp eğitime başladı. Okulu bitirdikten sonra 2022'de Engelli Kamu Personeli Seçme Sınavı'na (EKPSS) giren Bektaş'ın öğretmenlik hayali, 2023 yılının nisan ayında Yakutiye İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne atanmasıyla gerçekleşti. Sınıfları gezip okula gelmeyen öğrenciler için velileri telefonla arıyor Daha sonra ilçedeki Atatürk Ortaokulu'na görevlendirilen ve meslekte 2. yılına giren Bektaş, sabah gittiği okulda tüm sınıfları gezip gelmeyen öğrencilerin velilerini telefonla arayarak durumlarını soruyor. Okulda herkesin çok sevdiği Bektaş, yakından ilgilendiği öğrencilere rehberlik ve kılavuzluk yaparak hem karanlık dünyasını aydınlatıyor hem de kariyer hedefleri doğrultusunda onlara destek veriyor. Bektaş, görme engelinin 5 yaşlarından itibaren kademeli olarak başladığını, sonraki yıllarda ise tamamen görme yetisini kaybettiğini söyledi. Hayatta herkesin başına olumsuzlukların gelebileceğini, önemli olanın bu olumsuzluklarla mücadele etmek olduğunu vurgulayan Bektaş, "Rehber öğretmenliği tercih etmemin sebepleri vardı. Çünkü bir rehber öğretmenin, öğrenci üzerinde ne kadar önemli olduğunu ve etkisini kendi deneyimlerimde daha iyi anladım. Öğretmenlik mesleğinin ne kadar kutsal olduğunu ise beni yetiştiren öğretmenlerden gördüm." diye konuştu. Bektaş, öğretmen olarak atanıp hayallerinin gerçeğe dönüştüğünü belirterek, bu kutsal meslekle öğrencilerin hayatına dokunup onlara katkı sunmak istediğini kaydetti. "İstediğim mesleği yapma hayalimi gerçekleştirdim" Eğitim ve iş hayatı süresince görme engelli olarak çok zorluklarla karşılaştığını ancak doğru iletişimle bu zorlukları aştığını dile getiren Bektaş, şöyle devam etti: "Bir insanın hayatta en büyük hayali gelecekte istediği meleği yapması, ben de istediğim mesleği yapma hayalimi gerçekleştirdim. Branşım gereği sosyal, duygusal ve akademik gelişim alanlarında öğrencilere yol gösteriyorum. Hayatta hepimiz, çocuklarımız da güçlükle karşılaşabiliyor, bu anlamda onlara yol göstermek biz rehber öğretmenlin görevi." Türk şairlerinden Muhyiddin Abdal'ın "İnsan, insan derler idi, insan nedir şimdi bildim" şiirinden örnek veren Bektaş, "Bir şeyi bilmek için öğrenmek, anlamak gerekiyor. İnsanlar beni görünce engelimle ilgili sorular sormaya çekiniyor, doğru soruyu sorduğumuz sürece her şeyi sorabiliriz. Bence, bir görme engellinin nasıl yaşadığını, yürüdüğünü ve hareket ettiğini öğrenmek için beyaz bastondan başlanmalı." diye konuştu "Velilerle sürekli iletişim halinde" Okul Müdürü Ahmet Yıldırım da Ömer öğretmenle yaklaşık 2 yıldır çalıştıklarını belirterek, "Sınıflarda düzenli yaptığımız denemeleri Ömer hocamızla değerlendiriyoruz, eksik varsa öğretmen arkadaşlarımızla bir araya geliyoruz. Konuları ele alıyoruz. Ömer hocamız sabah geldiğinde tüm sınıfları gezer, öğrencileri sorar, velilerle sürekli iletişim halinde. Veliler de biz de eğitim ve iletişim konusunda Ömer hocamızdan memnunuz. Her okula bir rehber öğretmen şart, 2 yıldır bunun faydasını çok gördük." ifadelerini kullandı. Okulun 6. sınıf öğrencilerinden Zeynep Tanas ise Ömer öğretmeni çok sevdiklerini anlatarak, "Öğretmenimize arkadaşlarımızla aklımıza takılan soruları soruyoruz. Bizlere derslerle ilgili çok yardımcı oluyor. İyi ki var, iyi ki bizim öğretmenimiz. Düzenli olarak sınıflarımıza geliyor." dedi.
- Evlenmesi için babasının biriktirdiği parayla 12 inek alıp köyünde hayvancılığa başladı
Doğup büyüdüğü İzmir'de şehir hayatından sıkılan 33 yaşındaki maliyet kontrol uzmanı Berkan Karlankuş, memleketi Sivas'ın Kangal ilçesindeki köyüne dönerek, evlenmesi için babasının biriktirdiği parayla 12 inek alıp hayvancılığa başladı. İzmir'de doğup büyüyen Karlankuş, şehir hayatından sıkılınca baba ocağı Kangal ilçesi Karagücük köyüne dönmeye karar verdi. Yaz aylarını Kangal'da geçiren babası Nadir Karlankuş'un yanına giderek destek olan Karlankuş, evlenmesi için babasının biriktirdiği parayla 12 inek alıp, kalıcı olarak köye yerleşti. Berkan Karlankuş, yaz tatili için ailesinin yanına geldiğinde köy hayatından çok etkilendiğini söyledi. Daha sonra köye yerleşmeye karar verdiğini ve 5 ay önce hayvancılığa başladığını belirten Karlankuş, "İzmir'de maliyet kontrol uzmanı olarak masa başında çalışıyordum. Bu iş, masabaşı işten bin kat daha iyi, stressiz huzurlu bir hayat imkanı var. Kesinlikle köydeki hayatlar sanıldığı gibi kötü hayatlar değil. Mükemmel ve yaşanması gereken hayatlar." dedi. Karlankuş, saat 07.00'de kalkıp işinin başına geçtiğini dile getirerek, "İlk hedefimiz kendi karnımızı doyurmadan hayvanların karnını doyurmak. Onların bakımını yaptıktan sonrada ineklerin sağımını yapıp altlarını temizliyoruz. Hayatımızda aksiyon dolu bir şey yok." ifadelerini kullandı. "Buraya zincirlerimi kırdım geldim" Köy ortamına uyum sağlamasının kısa sürdüğünü aktaran Karlankuş, şöyle devam etti: "İzmir'de doğup büyüdüğüm için bütün çevrem orada, ilk başlarda köy hayatına uyum sağlamakta zorlandım ama ben buraya zincirlerimi kırdım geldim ve adapte olmayı başardım. İnsanlardan çok güzel geri dönüşler aldım, 'mükemmel bir iş yapıyorsun' dediler hatta ilkokul öğretmenim arayarak 'oğlum seninle gurur duyuyorum' dedi. Bundan sonra sosyal medyaya içerik üretmeye başladım, büyük beğeni topladım. Bu da bana huzur anlamında çok iyi geldi. Herkese de bu hayatı tavsiye ediyorum." Hedefinin hayvancılıkta ilerlemek olduğunu anlatan Karlankuş, "İnsanları böyle bir hayatı görmeleri için her zaman misafir edebilirim. İleriye dönük hedefim ise evlenirsem ve çocuklarım olursa onlara daha güzel bir hayat sunabilmek." diye konuştu. "Öküz alırız o parayla" repliği ilham verdi Karlankuş, köye dönüş kararını alırken yönetmenliğini Atıf Yılmaz'ın yaptığı, Kemal Sunal, Şener Şen, İlyas Salman ve Adile Naşit gibi usta oyuncuların yer aldığı Türk sinemasının klasiklerinden "Kibar Feyzo" filmindeki bir replikten etkilendiğine işaret eden Karlankuş, sözlerini şöyle sürdürdü: "Kibar Feyzo filminde Adile Naşit'in başlık parasını konu alan 'öküz alırız o parayla' diye bir sahnesi vardı. Babamın evlenmem için kenara koyduğu para vardı. Espri yaparak 'baba o parayla öküz alırız' diyerek böyle bir yola girdik. Devletten de bir destek almadık. İleride devlet desteklerinden faydalanmayı düşünüyorum. Büyükşehirlerde stresli bir hayat var. Bunu dibine kadar yaşayanlardan birisiyim. Özelikle masa başında çalışanlara şunu söylüyorum; köyde sizin işe giderken geçirdiğiniz süre kadar çalışıyorum. İmkanı olan herkesin gelip üretim yapması gerekiyor. Bizim topraklarımız gerçekten çok elverişli, atalarımızdan gelen bu geleneği sürdürmemiz gerekiyor."
- 50 metrekare atölyedeki tespih üretimi 500 metrekarelik imalathaneye taşındı
Erzurum'da 30 yıl boyunca 50 metrekarelik atölyede Oltu taşından ata mesleği tespihçilik yapan İhsan Çelik, devlet desteğiyle kurduğu imalathanede ürettiği takı ve hediyelik eşyaları Türkiye'nin dört bir yanına gönderiyor. Oltu'da 30 yıl önce babasından devraldığı 50 metrekarelik atölyede tespih üreten 50 yaşındaki 2 çocuk babası Çelik, 2 yıl önce hazırladığı projeyle, Avrupa Birliğince finanse edilen ve Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) tarafından yürütülen IPARD Programı'na başvurdu. Müracaatı kabul edilen Çelik, yaklaşık 84 bin avro hibe destekle geçen yıl Oltu Organize Sanayi Bölgesi'nde 500 metrekarelik alanda imalathane kurdu. İşletmesinde kentin coğrafi işaretli olan ve yörede "siyah altın" olarak da adlandırılan Oltu taşından ve yöreden çıkarılan değerli taşlardan tespih, takı ve hediyelik eşyalar üreten Çelik, 60 kişiye de istihdam sağlıyor. "Bölgede çıkan diğer taşları da işlemeye başladık" Girişimci İhsan Çelik, babasından devraldığı işi yıllarca 50 metrekarelik atölyede sürdürdüğünü söyledi. Devlet desteğiyle imalathane kurup kurumsal yapıya geçtiğini ifade eden Çelik, "Sadece Oltu taşından değil bölgede çıkan diğer taşları da işlemeye başladık. Bölgede Oltu taşının yanı sıra dünya pazarında yeri olan ve çok beğenilen opal, oniks, obsidyen ve krizopras gibi değerli taşları Oltu taşı pazarına katmayı planladık." dedi. Çelik, Oltu taşı, diğer taşlar ve geri dönüşüm atıklarından ürünler elde edilecek şekilde 500 metrekarelik alanda planlandıkları imalathane, kadın ve erkek atölyelerinin yanı sıra teşhir salonu ve Ar-Ge bölümünün bulunduğunu anlattı. Desteklerinden dolayı TKDK Erzurum yetkililerine teşekkür eden Çelik, şöyle konuştu: "Bu taşların toprağın altında kimseye faydası yok, çıkarır yaparsak çok sayıda insan ekmek kazanacak. Oltu taşının yanına birkaç taş ekleyerek bu işi zenginleştirdik. Önceden 50 metrekarede yıllarca çalıştık, bazen yer olmadığı için makineleri kaldırır öyle çalışırdık ama çok şükür devlet desteği insanların önünü açıyor. Özelikle doğuda böyle bir taş havzasında, mili taşımız olan Oltu taşının yanına diğer taşları da eklememiz bize önemli imkan sağladı." "E-satış çalışmaları tamamlandığında dünyaya açılacağız" Tesiste 20 kişinin çalıştığını, ev kadınlarından 40 kişiye de el işçiliği karşılığında ücret verdiklerini anlatan Çelik, tam kapasiteyle çalışmaya başladığında sadece işletmede 50 kişinin istihdam edileceğini dile getirdi. Çelik, yurt dışı fuarlarına gidip taş atölyelerini yerinde görüp imalathane projesini öyle hayata geçirdiğini ifade ederek, "Hayalim devlet desteğiyle gerçekleşti. Üretimimiz tamamen el emeği göz nuru, pazar sorunumuz yok. Türkiye genelinde toptan satışımız oluyor. Yurt dışına yönelik pazar ve e-satış çalışmaları tamamlandığında dünyaya açılacağız." diye konuştu. Çalışanlardan Tuba Açıkgöz de tesisin ilçede kadın istihdamı konusunda öncü olduğunu vurgulayarak, "İşleme, aksesuar ve delme gibi işleri yapmaktan çok mutluyuz. Tespih ve taş işçiliğiyle kadın istihdamına katkı sağlanıyor. Evlerinde çalışan kadınlar ailelerinin geçimine katkı sağlıyor." ifadelerini kullandı.
- HASTALIĞINDAN YOLA ÇIKARAK KURDUĞU MARKASIYLA 40 KİŞİYE İSTİHDAM SAĞLADI
Girişimci Bahar Şamhili Tanju, 10 yıl önce aldığı kemik erimesi tanısının ardından evde hazırladığı kemik suyunu KOSGEB'in desteğiyle markalaştırarak, 40 kişiye istihdam sağlıyor. İstanbul'da yaşayan Tanju'ya, şikayetleri üzerine 2014'te gittiği hastanede "kemik erimesi" olarak da bilinen osteoporoz tanısı konuldu. Bunun üzerine Tanju, doktorlarının tedaviye destek önerisiyle evde hazırladığı ilikli kemik sularını tüketmeye başladı. Hem tedaviye uyması hem de sağlıklı beslenmeyle sağlığına kavuşan Tanju, bu alanda satışa sunulmuş "doğal kemik suyu" olmadığını fark etti. Bunun üzerine harekete geçen ve KOSGEB'in desteğiyle ilikli kemik suyu ile çorbaların bulunduğu markasını kuran Tanju, 40 kişiye de istihdam sağlamaya başladı. Konuya ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Tanju, "10 yıl önce bu kıymetli gıdayı kullanmaya başladım ve çok faydasını gördüm. Sadece kemiklerimde değil, cildimden saçıma kadar bunun etkisini görmek beni çok heyecanlandırdı. Tedavi gördüğüm tüm doktorlarım bu hastalıkta beslenmenin çok önemli olduğunu, kolajenden zengin beslenmenin iyileşmeme yardımcı olabileceğini söyledi. Ben de evimde doktor tavsiyesiyle kemik suyu, tavuk suyu ve balık suyu yapar oldum. Bunları düzenli olarak yaptım ve kullandım." diye konuştu. O dönemde taze kemik suyunun marketlerde bulunmadığını anlatan Tanju, halihazırda böyle bir ürünün olmadığını görünce kendi markasını kurmak üzere harekete geçtiğini dile getirdi. Tanju, "Bu kadar kıymetli bir gıdanın üstelik bizim kültürümüzde var olan, bütün dünya mutfaklarının da baş tacı olan bu kıymetli ürünleri, en taze haliyle üretip, herkese en doğal haliyle sunma hedefiyle yola çıktım." ifadelerini kullandı. Tanju, ilikli kemik suyunun beslenme değerlerini koruyarak en doğal haliyle üretebilmek için 2016'da iki üniversiteden öğretim üyeleriyle 9 ay boyunca AR-GE çalışması yaptıklarını söyledi. Oluşturduğu markanın projesini KOSGEB'e sunduğunu belirten Tanju, "Ben bir kadın girişimci olarak KOSGEB'ten destek aldım ve son derece motive edici oldu. Markamız Türkiye'nin kendi sermayesiyle kurulmuş bir kadın girişimci markası." dedi. - "Köklerimize saygıyla üretiyoruz" Kemik sularını hazırlamanın çok meşakkatli ve uzun saatler alan bir iş olduğuna işaret eden Tanju, oluşturduğu yerli markayla ihtiyacı olanların ürüne kolayca ulaşabileceğini söyledi. Şu anda 17 çeşit ürün ürettiklerini ifade eden Tanju, sözlerini şöyle sürdürdü: "Ürünlerin içinde, 5 çeşit kemik ve tavuk suyu, 4 çeşit sakatat çorbası ve mercimek ile ezogelin çorbası gibi Anadolu tatlarının da yer almasını istedim. Bu çorbalar tamamen coğrafi işaretli ürünlerle hazırlandı. Örneğin Mardin Midyat'tan mercimek kullanıyoruz, Diyarbakır Karacadağ'dan kepekli pirinç geliyor, sade yağımız Erzurum'dan geliyor. Tamamen gluten içermeyen çok özel bir üretimimiz var. Aslında biz geleneği geleceğe taşımak istiyoruz, globale taşımak istiyoruz. Bizim o kadar özel ürünlerimiz var ki üstelik bunlar Anadolu kadının elinden çıkıyor. Biz bu ürünleri Anadolu'da o kıymetli kadınlarımızın ürettiği coğrafi işaretli ürünlerle hazırlıyoruz ve markette insanların kolayca kullanıma sunuyoruz. Gelenekseli sürdürüyoruz. Köklerimize saygıyla üretiyoruz. En büyük heyecanımız bu geleneksel gıdayı globale taşımak." Tanju, "Herkesin iyi beslenmeye ihtiyacı var. İyi gıdayı herkese sunmak benim en büyük heyecanım ve en büyük hedefimdi. Çok şükür emeklerimiz karşılık buldu. Doğal gıdayı en ekonomik şekilde vatandaşlarımızla buluşturmaya çalıştım." diye konuştu. - "En büyük hedefim geleneğimiz olan bu gıdayı globale taşımak" Tanju, markasıyla 40 kişiye istihdam sağladığını, bu sayının yüzde 50'sinin kadın personel olduğunu ve gelecek dönemde kadın istihdamının artacağını belirtti. En büyük hayalinin ihracat olduğunu ve bunun için gerekli girişimlere başladığını ifade eden Tanju, sözlerini şöyle tamamladı: "Son yıllarda dünyada tıpkı çay ve kahve gibi kemik suyu satan kafeler açılmaya başlandı. Bu aşağı yukarı son 10 yılın hikayesi. Çok sağlıklı bir içecek. Bu ürün tüm dünyanın göz bebeği olmaya başladı. Bize de hem Avrupa'dan hem Asya ülkelerinden çok fazla talep geliyor. Dolayısıyla biz de ürünlerimizi gönderebilmek için gereklilikleri yerine getirmeye çalışıyoruz. En büyük hedefim geleneklerimizde olan bu özel gıdayı globale taşımak, bunun için çok çalışıyoruz."
- Vanlı genç girişimci, 300 küçükbaş hayvanını 9 yılda 3 bin 500'e çıkardı
Van'ın Edremit ilçesinde 9 yıl önce devlet desteğiyle 300 küçükbaş hayvan satın alan 34 yaşındaki Serkan Tatar, gözü gibi baktığı koyunların sayısını 3 bin 500'e çıkararak büyük bir sürünün sahibi oldu. Kurubaş Mahallesi'nde yaşayan iki çocuk babası Tatar, evlendikten sonra hayvancılık yapmaya karar verdi. Biriktirdiği bir miktar paranın yanı sıra Tarım ve Orman Bakanlığının Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı'ndan hibe ve Ziraat Bankasının faizsiz kredi desteğinden faydalanarak 300 koyun satın alan Tatar, ahır ve kaba yem deposu inşa ederek hayvancılığa başladı. Aradan geçen zamanda 3 bin 500 metrekare alana kurduğu tesisi hem geliştiren hem de modern tarım yöntemlerini kullanmaya başlayan Tatar, 6 kişiyi istihdam ederek özenle beslediği hayvanların sayısını 3 bin 500'e çıkardı. Yıl içinde doğan kuzuları besledikten sonra erkek olanları Gaziantep, Diyarbakır, Şanlıurfa ve İstanbul'da satışa sunan Tatar, hem ekonomiye hem de hayvancılığa katkı sunuyor. "Hayvan sayısını artırmayı hedefliyorum" Tatar, hayvancılığı modern imkanlarla yapmaya çalıştıklarını söyledi. Hayvancılığı geliştirerek ekonomiye katkı sağlamak istediğini belirten Tatar, şöyle konuştu: "Uzun süredir hayvancılık yapmayı düşünüyordum. 9 yıl önce bir miktar birikimim, Ziraat Bankasından aldığım faizsiz kredi ve Tarım ve Orman İl Müdürlüğünün hibe desteğiyle hayvancılık yapmaya başladım. 6 çalışanımla hayvanların sayısını sürekli artırdık. Böyle olunca ahırı büyüterek daha modern bir hale getirdik. Bu süreçte yine Bakanlığımızın yüzde 50 hibe desteğinden faydalandık. Küçükbaş hayvan sayısını 300'den 3 bin 500'e çıkarmayı başardık." Üreticilere verilen desteğin devam etmesini istediklerini aktaran Tatar, "Bu tür desteklerle üretim de artıyor. Yıl içinde doğan kuzuları besliyoruz. Erkek kuzulara bir süre baktıktan sonra kesimlik olarak Gaziantep, Diyarbakır, Şanlıurfa ve İstanbul'da satışa sunuyoruz. Kısa zamanda süt üretimine de geçmeyi planlıyoruz. Hayvan sayısını artırmayı hedefliyorum. Allah devletimizden razı olsun." dedi. Van'ın küçükbaş hayvan varlığı yaklaşık 3,5 milyon Tarım ve Orman İl Müdürlüğü Kırsal Kalkınma ve Örgütlenme Şube Müdürü Bünyamin Hakan da tarım ve hayvancılık yönünden Van'ın önemli bir kent olduğunu belirtti. Devletin her zaman çiftçinin yanında olduğunu vurgulayan Hakan, "İlimizde hayvancılık yapanlara gereken desteği veriyoruz. Tarım ve hayvancılığın daha da gelişmesi için çalışıyoruz." diye konuştu. Van'ın küçükbaş hayvan varlığının yaklaşık 3 milyon 500 bin olduğunu bildiren Hakan, şunları kaydetti: "Vatandaşımızın çoğu geçimini hayvancılıkla sağlıyor. Destekten faydalanan çiftçilerimizi sürekli ziyaret ediyor, gerekli denetimleri yapıyoruz. Yaklaşık 9 yıl önce hayvancılığa başlayan Serkan Tatar kardeşimize Tarım ve Orman İl Müdürlüğü olarak 5 milyon liralık ahır ve samanlık hibe desteği verdik. Genç girişimci kardeşimiz hayvancılığını daha da büyütmek istiyor. Biz de böyle istekli genç girişimcileri desteklemeyi sürdüreceğiz."
- Bir inekle başladıkları hayvancılıkta devlet desteğiyle çiftlik kurdular
Düzce'de yaşayan Habip ve Zehra Metin çifti, bir inekle başladıkları hayvancılıkta devlet desteğiyle sürü sahibi oldu. Köy hayatını seven 3 çocuk sahibi veteriner 39 yaşındaki Habip ile ev hanımı 38 yaşındaki eşi Zehra Metin, 2022 yılında Cumayeri ilçesine bağlı Yenitepe köyünde dedelerinden kalan 8 dönümlük araziye ahır kurarak hayvancılığa başladı. Sonraki süreçte bu alanda ilerlemek isteyen çift, Tarım ve Orman Bakanlığının "Hastalıktan Ari İşletmeler Projesi"ne başvuru yaparak 20 gebe düve desteği aldı. Ahırı 200 büyükbaş hayvan kapasiteli çiftliğe dönüştüren ve süt sağım makineleri alan çift, 2 yılda hayvan sayısını 84'e çıkardı. "Devlet desteği bizim için lokomotif oldu" Habip Metin, ailesinin hayvancılıkla ilgilenmesi dolayısıyla küçük yaşlardan itibaren bu alana ilgi duyduğunu söyledi. Hayvan sevgisinin veterinerlik mesleğini seçmesinde etkili olduğunu anlatan Metin, bir süre bu alanda çalıştıktan sonra eşinin de desteğiyle hayvancılığa yöneldiklerini kaydetti. Metin, 2 yıldır sektörde faaliyet gösterdiklerini dile getirerek, "Benden önce babam, dedem burada hayvancılık yapmışlar. 2020 yılından bu yana burada süt üretimi yapıyoruz. Öncesinde ufak çaplı besicilik yapıyorduk. 2022 yılında devlet desteğiyle yüzde 50'si hibe olmak üzere 20 gebe düve aldık. Devlet desteği bizim için lokomotif oldu. Gebe oldukları için 20 de buzağımız oldu. Hayvan sayımızı 200'e çıkartmak istiyoruz." diye konuştu. Destekten sonra hayvan sayılarında ciddi artış olduğunu belirten Metin, şöyle devam etti: "Aldığımız hayvanlardan çok memnunuz. Katma değer sağlamaya çalışıyoruz. Devlet desteği olmadan çok zor, bu anlamda devletin bu alandaki desteklerinden memnunuz. En büyük karımız yeni doğan buzağılarımız, onlara çocuklarımız gibi bakıyoruz. Bakmadan ilgilenmeden olmuyor. Bakıyoruz karşılığını da alıyoruz. Sevgisiz olmuyor. 'Sadece hayvan bakayım, para kazanayım.' derseniz olmaz. İşin içine sevgi katmanız gerekiyor." Metin, günlük süt üretimlerinin 1 tonun üzerinde olduğunu ifade ederek, "Hayvancılığı kesinlikle tavsiye ediyoruz fakat bu iş, emek ve özveri istiyor. İyice araştırıp fizibilite yapsınlar, doğru yerde doğru yatırım yapmalarını tavsiye ediyorum." dedi.
- Siirt'te öğretmenler ve üniversite öğrencileri köy okullarını güzelleştiriyor
Siirt'te farklı okullarda görev yapan bir grup gönüllü öğretmen ile Siirt Üniversitesinde okuyan gençler, eğitime katkı sunmak için bir araya gelerek boyadıkları okullara kütüphane, hobi, zeka ve müzik derslikleri kazandırıyor. Siirtli öğretmen Muhammed Yusuf Özüş'ün girişimi, gönüllü öğretmenlerin ve üniversite öğrencilerinin katılımıyla kentte "Sen de Bir Fidan Dik" projesi hayata geçirildi. Bu kapsamda bir araya gelen öğretmenler ve gençler, eğitime katkı sunmak için hayırseverlerin de desteğiyle merkez ve kırsalda okulları boyuyor. Gönüllülük esasıyla yürütülen bu iyilik hareketi sayesinde 8 yılda merkez ve kırsalda 20 okul boyandı, okullara 25 kütüphane, 2 hobi, 4 zeka ve müzik sınıfı kazandırıldı. Projeye katkı sunan bazı öğretmenler tayin nedeniyle, üniversite öğrencileri de mezun olup kentten ayrılsa da öğrencilerin yaşamına dokunan bu faaliyetler yeni gönüllülerin katılımıyla devam ediyor. Ekiplerin bir durağı da öğretmenlerinden gelen talep üzerine Şirvan ilçesindeki Cevizli İlkokulu oldu. 4'ü öğretmen 8 kişilik ekip ilçeye yaklaşık 10 kilometre uzaklıkta 20 öğrencinin eğitim gördüğü birleştirilmiş tek dersliği yenilemek için kolları sıvadı. Duvarları, sıraları boyayan öğretmenler ve üniversiteli gençler, soba etrafında velilerin ikram ettiği çayın yudumlandığı kısa bir molanın ardından temizledikleri okulu öğrencilerin eğitimine hazır hale getirdi. "Bu mutluluğu öğrencilerimizle yaşamak istiyoruz" Proje koordinatörü ve okul öncesi öğretmeni Muhammed Yusuf Özüş, öğretmenler ve üniversiteli gençlerle sosyal sorumluluk projesi için bir araya geldiklerini söyledi. Proje sayesinde bugüne kadar merkez ve ilçelerdeki okullarda 25 kütüphane, 2 hobi, 4 zeka ve müzik sınıfı oluşturduklarını belirten Özüş, 20 okulu boyayarak öğrencilere güzel bir ortam sunduklarını ifade etti. Özüş, bunun yanı sıra yaklaşık yüzlerce çocuğa da bot, mont ve kırtasiye desteği sağladıklarını ifade ederek, okullara destek vermeyi sürdüreceklerini kaydetti. Eğitime katkı sağlamayı, öğrenciler için bir şeyler yapmayı amaçladıklarını aktaran Özüş, "Köy okullarını biraz daha yenileyip eğitim ve öğretime daha iyi bir şekilde hazırlamak istedik. Bu bölgede bütün köy okullarımıza gidip bu mutluluğu öğrencilerimizle yaşamak istiyoruz. 3-4 haftada bir köy okullarımıza ziyaretlerde bulunup bu tür faaliyetler düzenliyoruz. Bundan dolayı da çok mutluyuz. Öğretmen sadece sınıfta değil her yerdedir." dedi. "Burada olmaktan çok mutluyum" Çalışmaya katkı sunan İnkapı İlkokulu okul öncesi öğretmeni Büşra Bakırcı da ilçelerde ve kırsalda köy okullarını boyayarak öğrencilerin mutluluklarına ortak olduklarını söyledi. Öğrencilere destek olmaya devam edeceklerini anlatan Bakırcı, okulları boyamanın yanı sıra temizliğini de yaptıklarını belirtti. Sınıfları el birliğiyle yenilediklerini ifade eden Bakırcı, "Burada olmaktan çok mutluyum. Duvarların yanı sıra masa ve sıraları da boyuyoruz. Herkes fırçalarla sınıfı boyarken veliler de bize çay ikram etti. Sınıfların çocuklar için daha temiz ve düzenli olmasını istiyoruz." diye konuştu. Siirt Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu 1. sınıf öğrencisi Hira Subaşı ise bu tür sosyal sorumluluk projelerinde yer almanın mutluluk verici olduğunu belirterek, "Çok güzel bir etkinlik oldu. Çocuklar umarım beğenirler." ifadelerini kullandı.
- Uşak'ta lise öğrencileri yazdıkları kitabın gelirini Mehmetçiğe bağışladı
Uşak Lisesi 10. sınıf öğrencileri, felsefe dersinde yürüttükleri proje için yazdıkları "Bize Göre Felsefe" isimli kitaptan elde ettikleri 50 bin liralık geliri Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı'na bağışladı. Felsefe öğretmeni Hediye Aslan öncülüğünde, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında "Türkiye Yüzyılı Filozofları" başlıklı proje hazırlandı. Çeşitli aşamaların yer aldığı proje doğrultusunda 150 öğrenci tarafından felsefeyi ön plana alan ve çeşitli karikatürlerin bulunduğu "Bize Göre Felsefe" isimli kitap yazıldı. Kitabın basılmasının ardından düzenlenen imza gününde 50 bin lira gelir elde edildi. Öğrenciler, kitabın gelirini Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı'na bağışladı. Uşak Valisi Naci Aktaş, projede yer alan öğrenciler ile öğretmen Aslan'ı makamında ağırlayarak bilgi aldı. Öğrencilere duyarlılıklarından dolayı teşekkür eden Aktaş, yapılan işin manevi değerinin çok yüksek olduğunu ve çok güzel farkındalık oluşturacağını söyledi. Vakıf bünyesindeki şirketleri ve ürettiklerini öğrencilere anlatan Aktaş, şunları kaydetti: "KAAN, beşinci nesil savaş uçağımız; her zaman övündüğümüz, GÖKBEY ve ATAK helikopterlerimiz, HÜRJET gibi uçaklarımız, bunların her biri bu vakfın ve bağlı ortaklıklarının ve siz gibi vatan millet sevdalısı gençlerin, mühendislerin gayretleriyle ortaya çıkan sonuçlardır. Her birimiz bununla gurur duyuyoruz. Sizin bu katkınız belki de o KAAN'daki her şeyi tutacak olan bir vidanın karşılığıdır. Hani son çivi derler ya, onun uçuşunu sağlayacak son vida, son parça belki de budur. Onun için her birinize katkılarından dolayı teşekkür ediyorum." İl Milli Eğitim Müdürü Halil Yücel, Hediye Aslan ve öğrenciler, daha sonra 50 bin liralık sembolik çeki Vali Aktaş'a takdim etti. "Öğrencilerim adına çok onurluyum" Felsefe dersini öğrenciler arasında sevdirmek amacıyla başlattıkları projenin 5 ayda ortaya çıktığını aktaran Hediye Aslan da bütün öğrencilerin projeyi sahiplenerek büyük özveriyle çalıştığını dile getirdi. Kitabın hazırlanma aşamasında 10. sınıflardaki 150 öğrencinin uyum içinde çalıştığından bahseden Aslan, "Projenin bütün aşamalarında rehber hocaydım. Hiçbir şeylerine, yazdıkları metinlere, çizdiklerine karışmadım. Sadece düzenledik, o şekilde yaptık. Bu, beni çok gururlandırdı. Bu sonuca gidebilmemiz, bu bağışı yapabilmemiz, benim kafamda kurduğumdan daha büyük sonuçtu. Çok gururluyum, öğrencilerim adına çok onurluyum." şeklinde konuştu. Öğrencilerden Mustafa Ege Şen de uzun sürede yapılabilecek işleri çok kısa sürede yaptıklarını belirterek, projenin tüm aşamalarında çok keyif aldığını aktardı. Öğrenciler Şevval Gök ve Firdevs Sapan da projede yer almaktan duydukları memnuniyeti dile getirdi. Programa, Uşak İl Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Fahri Semiz, Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı İzmir Temsilcisi emekli Albay Orhan Kadir Gök ve Askerlik Şube Başkanı Üsteğmen İsa Ambarkaya da katıldı.











