Bu sitede ara
Boş arama ile 1150 sonuç bulundu
- Regaib Gecesi Nedir? Regaib Kandilinin Önemi
“Receb ayının ilk Cuma gecesine Regaib gecesi denir. Regâib, Arapça bir kelimedir ve "reğa-be" kökünden gelmektedir. "Reğa-be" kelime olarak, herhangi bir şeyi istemek, arzulamak, ona karşı meyletmek ve onu elde etmek için çaba sarfetmek demektir. Regâib kelimesi Kur'an'da geçmemektedir. Ancak "reğabe"den türemiş olan çeşitli kelimeler, Kur'ân'da sekiz yerde geçmekte ve "reğabe"nin ifâde ettiği mana için kullanılmaktadır (el-Bakara, 2/ 130; en-Nisa, 4/ 127; et-Tevbe, 9/59,120; Meryem, 19/46; el-Enbiyâ, 21/90; el-Kalem, 68/32; el-İnşirah, 94/8). Terim olarak Regâib, Türkçe'de kandil geceleri dediğimiz mübârek gecelerden biridir. Hicrî takvime göre, yedinci ay olan Receb'in ilk cuma gecesi Regaib kandilidir. Bu gecede Yüce Allah'ın rahmet, bağış ve yardımlarının dağıtıldığına inanılır. Regâib gecelerinde dua etmek, tövbe ve istiğfarda bulunmak, bu geceyi çeşitli ibâdetlerle geçirmek, genel olarak alimler arasında kabul görmüştür. Resûlullah ümmetine şu duayı telkin etti: اَللّهُمَّ بَارِكْ لَنَا فيِ رَجَبٍ وَ شَعْبَانَ وَ بَلِّغْنَا رَمَضَان “Ey Allâhʼımız! Receb ve Şâbânʼı mübârek eyle, Ramazanʼa mülâkî eyle / ulaştır.”(Taberânî, Evsat, IV, 189; Beyhakî, Şuab, V, 348. Krş. Ahmed, I, 259) Üç Aylar, dua ve tövbelerimizin kabul edilme ümidini daha fazla hissedeceğimiz aylardır. Receb ayı ile başlayan, Şaban ile devam eden ve Ramazan ayı ile sona eren Üç Aylar’ı dualarla ibadetlerle geçirmek çok önemlidir. Beş gecede duların kabul olduğu bildirilir: "Beş gece vardır ki onlarda yapılan dualar geriye çevrilmez. Recebʼin ilk gecesi, Şabanʼın ortasında bulunan gece, Cuma gecesi, Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı geceleridir." (Abdurrezzak, Musannef, IV, 317; Beyhaki, Şuabül-İman, V, 287-288) Bu sebeple Müslümanlar bu geceleri hep ihya etmişlerdir. REGAİB GECESİNİN GÜNDÜZÜNDE ORUÇ TUTMANIN ÖNEMİ Zamanın her anı değerlidir ve boşa harcanan zamanın telafisi mümkün değildir. Bu nedenle insan ömrünün her anı çok değerlidir. Ancak bazı zamanlar vardır ki onların kıymeti diğer zamanlardan daha fazladır. Regaib gecesinin içinde bulunduğu Receb ayı da bunlardan biridir. Sevgili Peygamberimiz Receb ayı girdiği zaman şöyle buyurdular: Said İbn Cübeyr’den (r.a.) nakledildiğine göre: “Receb ayındaki oruçtan sordum. Bana şu cevabı verdi: İbn Abbas’ı (r.a.) dinledim şöyle demişti: “Resulullah Receb ayında bazı yıllarda öyle oruç tutardı ki biz; galiba hiç yemeyecek (ayın her gününde oruç tutacak) derdik. (Bazı yıllarda da öyle) yerdi (ki biz galiba hiç oruç) tutmayacak derdik. (Ebu Davud, Sünen, K. Savm 56, (II, 811))
- Fabrika gibi okul! Öğretmen ve öğrencilere 6 milyon TL dağıtılıyor
Mehmet Akif Ersoy Çok Programlı Anadolu Lisesi, günlük 7 bin öğün yemek üretiyor, yılda 160 milyon TL ciro elde ediyor. Adeta büyük bir şirket gibi yönetilen, vergi veren, çikolata markası dahi bulunan okulda, emekleri karşılığında öğretmen ve öğrencilere de 6 milyon TL dağıtılıyor. İstanbul Arnavutköy’deki Mehmet Akif Ersoy Çok Programlı Anadolu Lisesi, eğitim ve üretimi bir araya getirerek Türkiye’de örnek olan bir model oluşturdu. 2 bin 300 öğrencisi ve 108 öğretmeniyle adeta büyük bir şirket gibi yönetilen okulda öğrenciler hem eğitim alıyor hem de para kazanıyor. Günlük 7 bin öğün yemek üreten okul, yıllık ortalama 160 milyon TL ciro elde ediyor. Bu yıl cironun 180 milyona çıkması beklenirken model sayesinde emeklerinin karşılığı olarak öğretmenlere ve öğrencilere yıllık 6 milyon TL dağıtılıyor. Devlet hazinesine ise 14 milyon TL vergi ve katkı sağlayan okuldaki çalışmalar sonrasında elde edilen başarı, diğer okullara da ilham olarak benzer projelerin hayata geçirilmesini sağladı. HASTANE YEMEĞİ OKULDAN Öğrenciler, sigortalı olarak çalışarak birçok kuruma yemek hizmeti sunuyor. Arnavutköy Devlet, Haseki Eğitim ve Araştırma hastaneleri ile Arnavutköy Kaymakamlığı’nın yemekleri de okul öğrencileri tarafından hazırlanıyor. Okul bünyesinde hayata geçirilen çikolata atölyesiyle de hediyelik ürünler üretiliyor. Bu atölyede hazırlanan çikolatalar “Asım” markasıyla satışa sunulacak. Kurumlarla görüşmeler devam ediyor, yakında satışlara başlayacak. ŞİRKET GİBİ YÖNETİLİYOR Okuldaki dönüşüm, 2018 yılında Müdür Halis Marangoz’un atanmasıyla başladı. Müdürün liderliği ve öğretmenlerin gayretiyle, okul adeta bir şirket gibi profesyonel şekilde yönetiliyor. Haftalık toplantılar yapılıyor, kararlar burada alınıyor. Ayrıca öğrencilerin görüş ve önerileri de meclis aracılığıyla toplanıyor. Okuldaki müdür, müdür yardımcıları ve öğretmenler mesai saatlerin dışında hatta yeri geldiğinde gece 3.00’te dahi çalışıyor. OTELE BENZİYOR Okulun mutfağından tuvaletlerine kadar her yer adeta lüks bir oteli andırıyor. Okulda ayrıca üç çeşit yemek sadece 25 TL’ye sunulurken, öğretmenler odasında çay da ücretsiz veriliyor. Okulun bulunduğu alan eskiden kurumuş bir dere yatağı. Bu nedenle okulun yönetim kadrosu ve öğretmenler, özverili çalışmalarını simgelemesi için kendilerine ‘Derenin Karanfilleri’ ismini verdi. Okul, üretimle birlikte sosyal sorumluluk projelerine de öncülük ediyor. “Gönül Köprüsü” projesi kapsamında atıl durumdaki bilgisayarlar toplanarak çalışır hale getiriliyor ve ihtiyacı olan köy okullarına bağışlanıyor. Ayrıca ihtiyaç sahibi öğrencilere burs da veriliyor.
- Koç Holding’i Solladı, Türkiye’nin En Değerli Şirketi Oldu!
Türkiye genelinde borsadaki işlem hacmine göre yapılan değerlendirmede, en değerli şirketler açıklandı. Türkiye’nin en değerli şirketleri listesinin ilk sırasında yer alan şirketin yabancı bir kuruluşa ait olması dikkat çekerken, listenin zirvesindeki isim 2022 yılında İspanya merkezli BBVA’ya satılan Garanti BBVA oldu. Türkiye’nin en değerli şirketlerinin başında Garanti BBVA, Koç Holding ve Türk Haya Yolları (THY) yer aldı. TÜRKİYE’NİN EN DEĞERLİ 3 ŞİRKETİ Borsa İstanbul verilerine göre Türkiye’nin en değerli üç şirketi şu şekilde sıralandı: -Garanti BBVA: 546 milyar TL piyasa değeriyle zirvede. -Koç Holding: 465 milyar 337 milyon TL değerle ikinci sırada. -Türk Hava Yolları (THY): 401 milyar 235 milyon TL ile üçüncü sırada yer aldı. Listenin lideri olan Garanti BBVA, 2022 yılında İspanyol bankacılık devi BBVA’nın kontrolüne geçti. İlk olarak BBVA, Garanti Bankası’nın yüzde 49,85’lik hissesini satın alarak ortaklık kurmuştu. Ardından, BBVA bankanın tamamına sahip olma planlarını duyurdu. TÜRK BANKACILIK TARİHİNE GEÇEN SATIN ALMA BBVA, yapılan görüşmeler sonucunda Garanti Bankası’nın yüzde 85,97’lik çoğunluk hissesini satın aldı. Bu gelişme, Türk bankacılık tarihinin en büyük hisse alımı olarak kayıtlara geçti. Satın alma bedeli ise 22 milyar 757 milyon 938 bin 352 TL olarak açıklanmıştı. Bu satın almayla birlikte, Borsa İstanbul’un en değerli şirketi olan Garanti BBVA’nın çoğunluk hisseleri, İspanya merkezli BBVA’ya geçmiş oldu.
- Kadın girişimci devlet desteğiyle kurduğu tesisle termal turizme katkı sağlıyor
Afyonkarahisar'ın İhsaniye ilçesinde yaşayan Beyza Kacal Kalaycı, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumundan (TKDK) aldığı hibeyle kurduğu tesiste termal turizme hizmet veriyor. Kalaycı, ilçenin Yaylabağı beldesine bir termal tesis kurmaya karar verince hazırladığı projeyle TKDK'den onay aldı. Aldığı destekle 16 villadan oluşan işletmeyi faaliyete geçiren Kalaycı, 7 aydır misafirlerine iyi hizmet verebilmek ve termal turizme katkı sağlamak için çaba gösteriyor. Tesisi kurma fikri ortaya çıkınca Eskişehir'den beldeye taşınan Kalaycı, beldedeki kendilerine ait arsayı değerlendirmek isteyince bir araştırma içerisine girdiğini söyledi. Kalaycı, bu doğrultuda termal tesis fikrinin ortaya çıktığını belirterek "Yaşım küçük ama 'Ben de başarabilirim.' dedim. İş konusunda araştırma yaparken TKDK'yi inceledim. Destek almaya karar verdim." dedi. "Villalarımızda misafirlerimiz ev konforunda rahat ediyor" Desteğin gelmesiyle işleri hızlandırdığını anlatan Kalaycı, şöyle konuştu: "Beldenin termal suyunu kullanmak istedik. TKDK tarafından Türkiye-AB eş finansmanıyla verilen hibeden yaklaşık 4 milyon lira aldık. Tesise toplam 7,5 milyon harcama yaptık. İşletmemize daha çok Antalya, İstanbul, Bursa'dan geliyorlar. Tesiste 16 villa bulunuyor. İki katlı villalarımızda misafirlerimiz ev konforunda rahat ediyor. Burası ailesi ve arkadaşlarıyla bir arada vakit geçirmek isteyen herkesin tercih ettiği bir yer haline geldi. Bu süreçte desteğini esirgemeyen herkese çok teşekkür ederim." Kalaycı, kadın girişimcilerin özellikle de gençlerin başarılı olabileceklerine öncelikle kendilerinin inanması gerektiğini kaydetti.
- Kilo vermek için başladığı badmintonda zirveyi hedefliyor
Badmintonda 8 yılda iki Avrupa üçüncülüğü kazanan Sinem Yıldız, yeni başarılara imza atmak için çalışmalarını sürdürüyor. Tekirdağ'da annesinin yönlendirmesiyle zayıflamak için başladığı badmintonda 8 yılda iki Avrupa üçüncülüğü elde eden Sinem Yıldız (18), uluslararası organizasyonlarda kürsünün zirvesinde yer almayı hedefliyor. Yıldız, annesinin ısrarıyla 10 yaşında zayıflamak için başladığı badmintonda kısa sürede kendini geliştirerek yurt içi ve yurt dışında şampiyonalara katıldı. Başarılarıyla adından söz ettiren Yıldız, 2020'de milli takıma seçilerek Fransa'da düzenlenen 15 Yaş Altı Badminton Avrupa Şampiyonası'nda bronz madalya kazandı. Yıldız, bu yıl 26 Kasım-5 Aralık tarihlerinde İspanya'da düzenlenen Avrupa Gençler Badminton Şampiyonası'nda ise karışık çiftlerde bronz madalya elde ederek derecelerine yenisini ekledi. Badmintonda 8 yılda 2 Avrupa üçüncülüğü ve Türkiye şampiyonluklarının da arasında yer aldığı 25 derece elde eden Yıldız, Türkiye'yi uluslararası organizasyonlarda temsil ederek madalyalarına yenilerini eklemeyi amaçlıyor. "Her zaman şampiyon olmayı hedefliyoruz" Yıldız, en son katıldığı Avrupa Şampiyonası'nda ülkesini en iyi şekilde temsil ettiği için mutlu olduğunu söyledi. Her zaman kürsüde olmak istediğini ifade eden Yıldız, şunları kaydetti: "Hedefimiz şampiyonluktu. Her zaman şampiyon olmayı hedefliyoruz. Avrupa kürsüsünde olmanın yaşattığı gurur ve heyecan daha farklı. Biraz buruk ama çok gururluyuz. Ülkemizi en iyi şekilde temsil ettiğimize inanıyorum. Badmintonda bugüne kadar 25 madalya kazandım. İki Avrupa üçüncülüğü elde ettim. Birçok uluslararası maçta şampiyonluklarım ve Türkiye şampiyonluğum var. Bu spora başlama amacım kilo vermek ve eğlenmekti. İlerleyen zamanda hedefler büyüdü. Şimdi daha büyük hedeflerimiz var." Yıldız, her zaman başarılarıyla adından söz ettiren bir sporcu olmak istediğini, Türkiye'yi temsil etmenin gurur verici olduğunu dile getirdi. Mert: "Şampiyonluğu kıl payı kaçırdık" Badrminton Milli Takımı ile Tekirdağ Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü Antrenörü Hüseyin Mert, Sinem Yıldız'ın başarılarının kendilerini gururlandırdığını aktardı. Sporcusunun katıldığı her şampiyonada farklı bir deneyim kazandığını dile getiren Mert, "Avrupa Şampiyonası bizim için güzel sonuçlarla tamamlandı. Şampiyonluğu kıl payı kaçırdık. Bizi yarı finalde yenen Fransa şampiyon oldu. Takım halinde de şampiyon olan Danimarka'ya yenilmiştik. Çok küçük farklarla daha güzel dereceleri kaçırdık." ifadelerini kullandı. Mert, sporcusunun önümüzdeki yıl büyükler kategorisinde mücadele edeceğini belirterek, "Büyüklerde de başarılarına yenilerini ekleyerek yolumuza devam etmek istiyoruz. Bundan sonra büyüklerde her sporcunun hayali olan olimpiyat olur inşallah. Çalışmalarımızı ona göre yapıyoruz. Federasyon da gelecek vadeden sporcular için önemli çalışmalar yapıyor. Sporcularımızı dünya şampiyonaları ve olimpiyatlara taşımak istiyoruz." şeklinde konuştu.
- 30 ülkenin yemeklerinin yarıştığı festivalden "Yılın En İyi Lisesi" ünvanıyla döndüler
Trabzon'da aşçılık eğitimi alan lise öğrencileri, İstanbul'da düzenlenen 21. Uluslararası İstanbul Mutfak Günleri Festivali Yemek Yarışması'nda "Yılın En İyi Lisesi" ünvanı almayı başardı. Trabzon Borsa İstanbul Kız Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Yiyecek İçecek Hizmetleri Alanı öğrencileri, Türkiye Aşçılar ve Şefler Federasyonu ile Dünya Aşçılar Birliği işbirliğinde 18-21 Aralık tarihleri arasında İstanbul'da gerçekleştirilen festivale katıldı. Alan öğretmenleri Hatice Civelek ve Arzu Candan danışmanlığında hazırlıklarını tamamlayan 5 kişilik ekip, 30 ülkeden 2 binin üzerinde lise öğrencisinin katıldığı yarışmada mücadele etti. Display gençler turta tabağı, tatlı, balık, makarna ve ana yemek kategorilerinde hem ekip hem de bireysel olarak hünerlerini sergileyen öğrenciler, "Yılın En İyi Lisesi" ünvanı dahil 8 altın, birer de gümüş ve bronz madalya kazandı. Öğretmen Hatice Civelek, Yiyecek İçecek Hizmetleri Alanı'nda öğrencilere Türk mutfağı, pastacılık, servis alanı ve modern mutfak konularında eğitim verdiklerini söyledi. Öğrencilerin gelişimine katkı sağlamak amacıyla zaman zaman çeşitli yarışmalara katıldıklarını belirten Civelek, geçen eğitim öğretim döneminde Hırvatistan'da düzenlenen yarışmada öğrencilerinin 1 altın, 2'şer de gümüş ve bronz madalya kazandığını anlattı. Civelek, edindikleri tecrübelerle 21. Uluslararası İstanbul Mutfak Günleri Festivali Yemek Yarışması'na katıldıklarını anlatarak, "Burada 5 kategoride yarıştık. Öğrencimiz Medine Su Koz'un genç aşçılar kategorisinde altın madalya alması bizi gururlandırdı. Üç kişiden oluşan grubumuz da 'Yılın En İyi Lisesi' kategorisinde yarışarak birinci oldu." ifadesini kullandı. Yarışmaya hazırlanırken öğretmenlerin yanı sıra velilerin de fikir ve desteğini aldıklarını dile getiren Civelek, "Toplamda 10 madalya ile dönmemiz çok güzeldi. Özellikle 'Yılın En İyi Lisesi' olmak bizi çok sevindirdi, çünkü bu bir ekip işi. O nedenle çok mutluyuz. Önümüzdeki süreçte Hırvatistan'da düzenlenecek yarışmada mücadele edip, oradan altın madalyalarla dönmek istiyoruz." diye konuştu. "Aşçılık zor ancak insana zevk veren, mutlu eden bir meslek" "Genç aşçılar" kategorisinde altın madalya kazanan Medine Su Koz ise yarışmada altın ve gümüş madalya alarak güzel bir deneyim kazandığını söyledi. Edindiği tecrübe ve başarının ileriki dönemde kendisine katkı sağlayacağına inandığını belirten Koz, "Aşçılık zor ancak insana zevk veren, mutlu eden bir meslek. Gelecekte bir restoran ve otel açmak istiyorum." ifadesini kullandı. Yarışmada iki altın madalya kazanan 12'nci sınıf öğrencisi Meyranur Kaya da hedefinin üniversite eğitimi alıp Türkiye'yi yurt dışında temsil etmek olduğunu kaydetti. Ortahisar Milli Eğitim Müdürü Cemil Karakaş, öğretmen ve öğrencileri başarıları dolayısıyla tebrik etti. Öğrencilerin, sektörün ihtiyaçlarına cevap verecek bir çalışmayı ortaya koyduğunu ifade eden Karakaş, "Bakanlığımız da bunu önemsiyor ve Tematik Okullar Projesi üzerinde çalışıyor. Özellikle turizm alanında restoranlarda aşçı ve aşçı yardımcısı ihtiyacının karşılanması anlamında meslek liselerimiz öncü olacaklar." dedi.
- Sanayinin "Esra ustası" baba mesleği oto boyacılıkta aranan isim olmak istiyor
Konya'da kendi işini yapmak isteyince baba mesleği oto boyama iş yerini açan 35 yaşındaki Esra Tuna, azmi ve çalışkanlığıyla sektörün aranan isimlerinden olacağına inanıyor. Tuna, çocuk yaşlarda babasının dükkanında zaman geçirince mesleğe merak saldı. Eğitim hayatını aksatmayan ve ön lisans ilahiyat mezunu olan Tuna, çeşitli sektörlerde çalışsa da kendi işini kurmaya karar verince aile büyüklerinden yardım istedi. Bunun üzerine çocukken ilgi duyduğu baba mesleğini yapmaya karar veren Tuna, aynı zamanda aile dostu olan iki ustadan da yaklaşık 3 ay mesleğin inceliklerini öğrenerek, Karatay ilçesindeki sanayi sitesinde dört ay önce açtığı oto boyama iş yerini biri kız iki yeğeniyle işletmeye başladı. Müşteriler zamanla Esra ustaya alıştı İşini severek yapan Tuna, küçük yaşlardan bu yana arabalara merakı olduğunu söyledi. Bu yüzden hep bir oto boyama dükkanı açıp işin başına geçmek istediğini anlatan Tuna, bu hayalini kısa süre önce gerçeğe dönüştürdüğü için çok mutlu olduğunu dile getirdi. İşini azmi ve kararlığıyla büyüteceğine inandığını vurgulayan Tuna, "Çalışmalarımı bu yönde yapıyorum. Sanayide bir bayan ustayla karşılaşanlar zaman zaman şaşırıyor. Aracını boyatmak için iş yerime ilk kez gelenler beni erkek sanarak 'ağabey' diye sesleniyor. Sanayide 'Tuna' diye biliyorlar. Ayrıca 'Eso' veya 'ustam' diye seslenenler de oluyor." diye konuştu. Tuna, çevresindekilerin de zamanla kendisine alıştığını belirterek, "Kadınların yapamayacağı meslek yoktur. 'Ticaret cesaret ister' diyerek bu işe başladım. Mesleğe başlarken maddi olarak zorlandım. Hafta sonları sürücü kursunda verdiğim eğitimlerden kazandığım parayla dükkanın malzemesini aldık. Her kadın istediği her şeyi yapabilir ve elde edebilir." ifadesini kullandı. Kız yeğeni de "usta" olma yolunda Tuna'nın 20 yaşındaki yeğeni Gül Berber ise teyzesinin yanında 3 aydır çalıştığını kaydetti. Teyzesine sanayide "usta" denilmesinin hoşuna gittiğini anlatan Berber, "Çok mutlu günler geçiriyoruz. Teyzemin ustam olmasını şans olarak görüyorum." dedi.
- Trafik polisi hurda parçalarını sanat eserine dönüştürüyor
Samsun İl Emniyet Müdürlüğünde görevli trafik polisi Kadir Korkmaz, hurdaya ayrılmış dikiş makinesi ile araçların balata, cıvata, somun, zincir ve motor gibi metal parçalarından figür ve heykeller yapıyor. Polisliğe 24 yıl önce başlayan 47 yaşındaki Korkmaz, görevini Çarşamba İlçe Emniyet Müdürlüğünde motosikletli trafik polisi olarak sürdürüyor. Çocukluğunda da kendi oyuncaklarını yapan Korkmaz, mesleğe başladığı ilk yıllarda evinde gemi maketleri yapmaya başladı. Yıllar içinde hurda metallerden heykellere merak salan Korkmaz, Canik ilçesi Devgeriş Mahallesi'ndeki bahçesine 5 yıl önce atölye kurdu. Mesai saatlerinin dışında vaktinin büyük bölümünü atölyesinde geçiren Korkmaz, hurdaya ayrılmış parçaları kullanarak sanat eserleri üretiyor. Yaptığı metal heykeller büyük ilgi gören Korkmaz, şimdiye kadar Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Almanya ve KKTC gibi birçok ülkeye eserlerini gönderdi. "Budama makasını pelikanın ağzı gibi görmeye başladım" Trafik polisi Kadir Korkmaz, çocukluğundan itibaren parçaları birleştirerek oyuncaklar yaptığını, zaman içinde bu alanda el becerileri ve hayal dünyasının geliştiğini anlattı. Artık, atıl durumdaki metal parçalarına baktığında birbirinden farklı figürler görmeye başladığını ifade eden Korkmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: "Hobim beni dinlendirmeye başladı. Baktım bundan keyif alıyorum sonra benim bu zevkimden haberdar olan arkadaşlar da gördüklerini sürekli bana atmaya başladı. Ben bunu yaparım, onu yaparım derken bu sefer gördüğüm her hurdayı farklı görmeye başladım. Budama makasını pelikanın ağzı gibi kıyma makinesini ise lokomotif olarak görmeye başladım. Dikiş makinesini lambadır, arabadır, kitaplıktır gibi görmeye başlayınca işler çığırından çıktı. İzinli günlerimde kendime terapi yapmaya başladım. Emeklilik hayalim de bunu böyle ilerletmek." Film platosundaki heykeller ilham verdi Korkmaz, birkaç yıl önce Antalya'da bulunduğu sırada Altın Portakal Film Festivali'nin düzenlendiği film platosunda hurdadan yapılan heykelleri gördüğünü ve bu heykellerin kendisine yapacağı ürünler hakkında ilham verdiğini belirtti. Yaklaşık 5 yıldır hurdayı sanat eserlerine dönüştürdüğünü dile getiren Korkmaz, "Sonuçta stresli mesleğimiz var. Ben trafik polisiyim. Sürekli trafikteyiz. Kafamızı boşaltmak için bu işe merak saldım. Yaptıklarımı dağıtıyorum. Yurt dışına birçok yere gönderdim. Yurt dışından her sene gelen 'Ya ondan bir tane daha istediler, iki tane daha istediler' deyip ABD, Almanya ve Kıbrıs'a birçok gitar gönderdim. Özellikle gitarı gören fotoğrafını atıyor. 'Ağabey bak bu senin ürünün' diyor. Benimle biraz özdeşleşti gibi." ifadelerini kullandı. "Her şeyin ikinci bir şansa ihtiyacı olduğunu düşünüyorum" Ömrünü bitirmiş dikiş makinesinin klasik arabaya, asma kilidin kemana dönüştüğünü görmenin kendisini heyecanlandırdığını ve motive ettiğini söyleyen Korkmaz, şunları kaydetti: "Her şeyin ikinci bir şansa ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Hurda gidip demir olacak, eriyecek ama onu üretim amacından farklı kullanmak. Motosiklet zinciri ömrünü bitirmiş ama bir gitar olmuş ya da bir krank, helikopter olmuş. Milyon kilometre yol yapmış o krank, defalarca gitmiş gelmiş ama en son bir helikopter olacak ve eşi yok. Ben bile aynısını yapamıyorum. Benzeri oluyor ama aynısı asla olmuyor çünkü o anda benim elimdeki hurdalardan ne bulursam, elime ne geçerse biraz da yakıştırarak onu oraya monte ediyorum. En sonunda da 'Ben bunu hiç böyle düşünmemiştim' dedikleri bir şey çıkıyor. Bu da benim için mutluluk tabii ki."
- Kadıköy'ün 30 yıllık sokak ressamı özgürlüğü çizgilerde buldu
Kadıköy'de tarihi caminin kapısında 30 yıldır kara kalem portreler çizen ressam Kemal Cinel, sanata olan tutkusuyla ilçenin sembol simaları arasında sayılıyor. 68 yaşındaki Cinel, lise yıllarında arkadaşının etkisiyle fark ettiği yeteneğini 1760'ta yaptırılan tarihi Sultan 3. Mustafa İskele Camisi'nin kapısında yaz-kış demeden sürdürüyor. Cinel, sanatını icra ettiği Yasa Caddesi'nin isminin Google haritalarında "Ressam Kemal" olarak geçmesinden gurur duyuyor. Ressam, çocukluk yıllarından beri resimle iç içe yaşadığını anlattı. Trabzon doğumlu olduğunu dile getiren Cinel, ilkokul ve lise eğitimini Samsun'da tamamladığını, resme ilgisini lise yıllarında bir arkadaşının etkisiyle fark ettiğini söyledi. O dönemde resim öğretmeninin yaptığı çizimlere inanmayarak sınıfta performans testi uyguladığını aktaran Cinel, "Öğretmenim, bir öğrenciyi iskemleye oturttu ve resmini çizmemi istedi. Resmi çizince bana inandı." dedi. "Yaptığın bir işi aşkla yapacaksın" Cinel, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi hayalini gerçekleştirmek üzere İstanbul'a geldiğini ancak teyze oğlunun kendisine resim yeteneğiyle birlikte farklı meslek edinmesi gerektiğini söyleyince Beyazıt Ticari İlimler Akademisi'ne kaydolduğunu, buradan mezun olduktan sonra da muhasebecilik yapmaya başladığını belirtti. Muhasebecilik mesleğini hiç sevmediğini dile getiren Cinel, 1994 yılında resme dönüş yapmaya karar verdiğini, Sultan 3. Mustafa İskele Camisi'nin önünde çekinerek yere serdiği resimlerin ardından ilk siparişlerini aldığını dile getirerek, yaz-kış demeden 30 yıldır aynı yerde kara kalem portre çizdiğini kaydetti. Sokakta resim yapmayı hürriyetinin bir parçası olarak gördüğünü, çizdiği resimlerle bir bağ kurduğunu dile getiren Cinel, "Ben memurluğu hiç sevemedim. Bürolar bana hapishane gibi geliyordu. Birisinin emri altında çalışmak bana göre değil. Hürriyet, insanın en değer verdiği şeydir." diye konuştu. Cinel, sokak ressamlarının dünyada var olan bir sınıf olduğunu anlatarak, şöyle devam etti: "Nitekim sokakta çalışan bir sürü esnaf var. Onların yeri sokaktır. Allah, gücünün üstünde insana yük yüklemediği için sokaklarda yazlara ve kışlara dayandım. 30 kış, 30 yaz geçmiş. Şimdi bakıyorum, burada yıllar önceki arkadaşların hiçbirisi yok. Hepsi vazifelerini bitirmiş, gitmiş. Benimle kalan çok az sayıda kişi var. Bu istikrar da bence güzel bir şey. Hani 'Aşkla koşan yorulmaz.' sözü vardır. Yani yaptığın bir işi aşkla yapacaksın. Birçok kişi sokakta resim yapmaya başlıyor ama devamını getiremiyorlar. Ressam, meyve veren ağaç gibidir. İstikrar çok önemli." Cinel, gençlik dönemlerinde kendisine resim çizdirenlerin şimdi evlenip çocuklarıyla yanına geldiklerini söyledi. Onların çocukları için de resim çizmenin çok güzel olduğunu aktaran Cinel, şunları dile getirdi: "Biz kader senaryosunun oyuncularıyız. Allahutaala hangi kaderi çizdiyse, biz de o rolü en güzel şekilde oynamalıyız ancak o zaman her şey güzel olur. Yaratıcımızın bir ismi de 'Musavvir'dir. Yani şekil ve suret veren ressamdır. En büyük ressam odur. O bütün kainatı 'Musavvir' sıfatıyla güzelliklerle tasvir etmiştir. İnsanları anne karnında istediği şekilde tasvir etmiştir. Dolayısıyla ressamlık Rabbül Alemin hazretlerinin sanatının bir yansımasıdır." Kaligrafi sanatçısı ve ressam Etem Çalışkan'la tanıştığı günü unutamıyor Ressam Cinel, tarihi caminin kapısında 30 yıldır resim çizdiğini, hiçbir sermayesi olmadan bu işi yaptığını anlattı. İşini severek yaptığını dile getiren Cinel, "Burada 30 yıl istikrarlı şekilde devam etmemin neticesinde Google haritasında Yasa Caddesi'nin bu noktası 'Ressam Kemal' diye geçiyor. Bu da hoşuma gidiyor. Sayılı günlerde, hasta olmadığımda veya tatile gittiğimde buraya gelmedim. Kimseden izin istememe gerek yok. İstediğin zaman memlekete gidiyorsun." şeklinde konuştu. Cinel, Türkiye'nin en önemli kaligrafi sanatkarlarından olan, Anıtkabir kitabelerini yazan ve Mustafa Kemal Atatürk'ün imzasını stilize eden 96 yaşındaki Etem Çalışkan'la tanışmasını şöyle anlattı: "Sakallı, şapkalı bir beyefendi geldi, 'Resmimi çizer misin?' dedi. Ben de onun meşhur Etem Çalışkan olduğunu bilmiyordum. Kendisi meşhur Atatürk resmiyle şöhret bulmuştur. Hatta Samsun'da okul çağında lisedeyken onun resmini vitrinde görüyordum. Hayran kalmıştım. O da benim resme meylimi artırmıştı. Kendisini çizdikten sonra Etem Çalışkan olduğunu söyledi. Bir de rozetini bana hediye etti. Çok memnun oldum. Bu karşılaşma benim için gerçekten unutulmaz bir anı oldu." Gençlere Kur'an-ı Kerim'in manasını okumalarını ve hayatlarına buna göre yön vermelerini tavsiye eden Cinel, onlardan sevdiği işi yapmalarını istedi. "Kalemle bunu yapabilmek, çok ayrıcalıklı bir yetenek" Yaklaşık 37 yıldır Kadıköy'de yaşayan Feriha Kaya, Cinel'i uzun zamandır tanıdığını belirterek, "Böyle insanların hala olması ve bunu devam ettirmesi gerçekten çok güzel. Çok güzel resim yapıyor. Kalemle bunu yapabilmek, çok ayrıcalıklı bir yetenek." dedi. Ayşegül Özkur ise el emeğiyle yapılan bir şeyle dijitalde yapılanın çok farklı olduğuna değinerek, "Hem çok kalıcı bir hatıra hem de anlamlı bir enstantane. Şimdi eşimi çizdireceğim. Eminim onun da çok hoşuna gidecek." ifadesini kullandı. Özkur, Cinel'in Kadıköy'ün simgelerinden biri haline geldiğini sözlerine ekledi.
- Otizmli 11 yaşındaki Yusuf'un yazdığı hatlar görenleri şaşırtıyor
Trabzon'da Çukurçayır Ortaokulu özel eğitim sınıfı öğrencisi 11 yaşındaki Yusuf Sait Kaya, Kur'an kursu duvarında gördüklerini çizerek kendi kendine hat yazmaya başladı. Yusuf Sait Kaya'nın annesi Neslihan Bayraktar, oğlu 6 aylıkken boynunda eğrilik olduğunu fark ederek doktora götürdüğünü söyledi. Oğlunun uzun süre fizik tedavi gördüğünü anlatan Bayraktar, "Bu hastalığıyla ilgilenirken konuşma sorununu başta anlayamadık. 3 yaşına geldiğinde doktora götürdük, otizm tanısı konuldu." dedi. Bayraktar, evladının zihinsel gelişimini desteklemek amacıyla imkanları ölçüsünde gayret gösterdiklerini ifade etti. Oğlunun gördüğü ve duyduğu şeyleri unutmadığını belirten Bayraktar, "Etrafta gördüğü plakaları, numaraları, duyduğu duaları, Kur'an-ı Kerim'i, okuduğumuz kitapları, dinlediği masalı her şeyi ezberliyor." dedi. İl Müftülüğü bünyesinde 19 yıldır Kur'an-ı kerim öğreticiliği yaptığını dile getiren Bayraktar, "Zaman zaman oğlumu çalıştığım kursa götürüyorum. Orada zaman geçirmesi için eline kağıt ve keçeli kalemler veriyorum. 7 yaşındayken kursun duvarlarında gördüğü hatları kağıda çizmeye başladı. Sonra pandemi döneminde kendisine boyaması için eve hat kağıtları getirdim, çokta seviyordu. Zaten Kur'an-ı Kerim'e ilgi duyuyor, hatta yaz kursunda cüzleri birkaç defa baştan sona yazdı." diye konuştu. Yusuf, resim ve piyano kursuna gidiyor Bayraktar, "Bir sabah benden önce uyandı ve kendi kendine yazmaya başladı. Orada fark ettim hat yeteneği olduğunu. Herhangi bir yerden ders almadı. Yusuf'un şu anda yaptığı şeyler kendisini geliştirmesiyle oldu." ifadesini kullandı. Oğlunun hat sanatında ilerlemesini istediğini ancak ona uygun kurs bulamadığını dile getiren Bayraktar, şimdilik resim ve piyano kursuna devam ettiğini aktardı. Otizmli çocukları olan ailelere durumu hızlı şekilde kabul edip bir an önce eğitimlere başlamalarını tavsiye eden Bayraktar, şöyle devam etti: "İlk başlarda oğlumun çevredekilerle iletişimi zayıftı. Bazı ekstra eğitimler ve tedavilerle gitgide iyileşti. Şu an çok şükür iyi durumdayız. Yaşıtlarından biraz geride olsa bile etraftakilerle iletişim kurmaya çalışıyor. Çok gelişim gösterdi, inşallah çok daha iyi olacağız diye düşünüyorum." Trabzon Otizm Derneği Başkanı Muradiye Dilek ise Yusuf'un hat ve resim alanında yeteneği olduğuna işaret ederek, "Amacımız, Yusuf gibi çocukları bir yere getirebilmek, önünü açabilmek. Böyle bir yeteneği değerlendirmemiz lazım, Yusuf çok iyi yerlere gelebilir. Yusuf'un elinden tutmamız, ona o imkanı vermemiz lazım." ifadesini kullandı.
- Görme engelli 3 çocuk annesi 49 yaşında üniversiteli oldu
Diyarbakır'da görme engelli 3 çocuk annesi Azize Dinç (50) katıldığı sınavlarda sağladığı başarıyla önce memur olarak atandı, ardından üniversiteli oldu. Azize Dinç, göz tansiyonu nedeniyle 8 yaşında görme yetisini kaybetti. 14 yaşında başladığı ilkokulun ardından, ortaokul ve lise eğitimini de tamamladı. Engelli Kamu Personeli Seçme Sınavına (EKPSS) katılan Dinç, aldığı puanla bir kamu kurumuna memur olarak atandı. Daha sonra görme engelli bir kişiyle evlenen ve 3 çocuğu olan Dinç, üniversiteli olma hayalini gerçekleştirmek için yeniden ders çalışmaya başladı. Sesli ders vidolarını dinleyerek Yükseköğretim Kurumları Sınavına (YKS) hazırlanan Dinç, aldığı puanla geçen yıl Dicle Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümünde öğrenim görmeye başladı. "Hayatta yaşamak için gayret göstereceğiz" Bu yıl 2. sınıfta öğrenim gören Dinç, engeline rağmen hem çalıştığını hem okuduğunu hem de çocuklarının bakımıyla ilgilendiğini söyledi. "Her şeyin bir bedeli vardır. Mutlaka zorluk yaşayacağız. Zorluk olmadan da zaten güzellik olmaz." diyen Dinç, yaşamında hep buna inandığını belirtti. Dinç, bu düşünceyle pes etmeden çalıştığını ve hayatının her alanında kazandığını anlatarak, "Bazı arkadaşlarımız engelli olduğundan dolayı hayattan kopuyorlar. Kesinlikle kopmasınlar. Engel de bir kaderdir. Hayatta yaşamak için gayret göstereceğiz. Öğrencilerin her zaman beni örnek almalarını istiyorum. Ne olursa olsun pes etmemeleri gerek." dedi. Bir kurumda memur olarak görev yaptığını anlatan Dinç, üniversiteye gittiğinde de arkadaşlarının kendisine çok destek olduğunu belirtti. Dinç, "Otobüste yanımda oturan arkadaşa iletişim fakültesinde ineceğim diyorum. Sağ olsunlar bana oraya ulaştığımızda söylüyorlar." diye konuştu. Evlendiklerinde de görme engelli eşiyle ailelerinden uzakta bir evde yaşamayı tercih ettiklerini belirten Dinç, "Kendimizi ispatlamak istedik ve bunu başardık. Üç çocuğumuzu büyüttük. Okumak için de geç değil. Yaşımız 16 da olsa 70 de olsa her zaman bilgiye ihtiyacımız var." ifadelerini kullandı.
- Salim usta, 52 yıldır ot süpürge üretiyor
Sakarya'da el yapımı ot süpürge üreten 69 yaşındaki Salim Öztürk, yarım asırdan fazla süredir sayısız çırak yetiştirdiği mesleğini devam ettiriyor. Ağabeyiyle pazarcılık yaparken o yıllarda popüler ve kazancı iyi olan süpürgeciliğe 1972'de akrabasının yanında başlayan Öztürk, vatani görevini tamamladıktan sonra kendi iş yerini açtı. Ahilik düsturuyla mesleğine devam ederek sayısız çırak yetiştiren Öztürk, mesleğine katkılarından dolayı "Türkiye Yüzyılı'nın Emektarları Programı"nda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'dan plaket aldı. "Üretilen hiçbir ürünün satılmaması mümkün değil" Öztürk, mesleğin daha ileri gitmesi, teknolojiye yenilmemesi ve yurt dışı pazarına açılabilmesi için elinden geleni yaptığını söyledi. Bu meslekte 1980-90'lı yıllarda 650 kayıtlı esnafın bulunduğunu, sonra bu sayının yavaş yavaş düşmeye başladığını belirten Öztürk, elle yapılan süpürge otunun hasadının zor olması nedeniyle genç nüfusun ilgi göstermediğini anlattı. Öztürk, hasadın diğer tarım ürünleri gibi makineli yapılamadığını dile getirerek, "Süpürgenin otu, ham maddesi aynı zamanda şeker kamışı familyasından. Otun insan ve hayvan sağlığına zararı yoktur. Doğayı kirletmesi söz konusu değil, kolaylıkla tekrar toprak olan bir ottur. Hasadın zor olmasından dolayı genç nüfus ilgi göstermeyince arz talep dengesizliği başladı." diye konuştu. Mesleğin tekrar ayağa kalması için yazdığı raporu Tarım ve Orman Bakanlığına gönderdiğine değinen Öztürk, bu konuda kendisine destek verenlere teşekkür etti. Yaptıkları çalışmalarla mesleğin gerilemekten kurtarıldığını ve süpürgenin yurt dışına gönderilebildiğinden bahseden Öztürk, şöyle devam etti: "İstanbul'da önceki yıllarda düzenlenen fuardan sonra ABD, Almanya, Orta Doğu ülkeleri, Rusya ve Moğolistan'dan bize ziyarete gelip talep ettiler. 8 sene önce ithalat ve ihracatın önü açıldıktan sonra ürettiğim süpürgenin ihracatını ilk olarak Suudi Arabistan'a yaptım. Dış ülkelerde çok güzel potansiyeli var. Üretilen hiçbir ürünün satılmaması mümkün değil. Dünyada her yerde satılabilir." Öztürk, mesleğin üniversite ve liselerde ele alınması gerektiğini vurgulayarak, "Dünyada çok güzel pazarı var, bunu tespit etmiş durumdayız. Mesleğin tekrar ayağa kaldırılacağına inanıyorum. Genç yaşlarda emekli olan kardeşlerimiz, buradan ek gelir elde edebilir. Emeklilere istihdam açılabilir, gençler de tekrar buraya yönlendirilebilir." ifadesini kullandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan "Türkiye Yüzyılı'nın Emektarları Programı"nda plaket aldığını anımsatan Öztürk, sözlerini şöyle sürdürdü: "Cumhurbaşkanımız, arkamızda olduğunu bize gösterdi. 52 yıllık emektarı olarak yaşadığım sürece de ayrılmayı düşünmediğim bu mesleğin tekrar layık olduğu seviyeye ulaşması için elimden ne gelirse yapmayı düşünüyorum. İnşallah başaracağız. Sayın Cumhurbaşkanımızın bu kadar meşguliyetinde bize zaman ayırması, sıcak karşılaması, kendi sofrasında ağırlaması bizi ziyadesiyle çok memnun etti." Öztürk, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan'a da desteklerinden dolayı teşekkür etti.











