top of page

Boş arama ile 855 sonuç bulundu

  • Tıbbi Aromatik Bitki Üretimi: Türkiye’nin Yeşil Hazinesi

    Dünya genelinde tıbbi ve aromatik bitkilerin ekonomik değeri 150 milyar doları bulurken, Türkiye bu alanda büyük bir potansiyele sahip. 12 bin farklı bitki türüne ev sahipliği yapan ülkemiz, biyoçeşitlilik açısından adeta bir hazine. Ancak bu zenginlikten elde ettiğimiz döviz geliri yalnızca 400 milyon dolar civarında. Türkiye, 11 bini aşkın bitki çeşitliliği ile bu alanda büyük bir avantaja sahipken, doğadan toplanan ve ticarete konu olan bitki sayısı yaklaşık 350'yi buluyor. Bu bitkilerden 100 kadarı ihraç edilmekte. Ülkemizde 20 çeşit tıbbi ve aromatik bitkinin 1,3 milyon dekar alanda tarımı yapılmakta ve özellikle siyah çay, kırmızıbiber, haşhaş, kimyon, nane, kekik, yağlık gül ve anason gibi bitkiler üretim miktarı bakımından ön sıralarda yer almakta. Ege, Akdeniz, Marmara ve İç Anadolu Bölgeleri’nde yoğunlaşan bu bitkilerin ihracatında ise kekik, defne, kimyon, anason, rezene tohumu, ardıç kabuğu, mahlep, çemen, biberiye, meyan kökü, nane, sumak, adaçayı ve ıhlamur çiçeği öne çıkıyor. Türkiye’nin bu yeşil hazinesinden daha fazla faydalanmak, hem iç hem de dış piyasalarda daha etkin olmak için adımlar atılmalı! Bazı kurumlarımız bu işe yoğunlaşsa da hala yeterli düzeyde değil... Türkiye’de Bir İlk Pursaklar’da Endemik Vadi Pursaklar Belediyesi, ilçede yeşil alanların sayısını artırmak ve Endemik bitki çalışması ile endemik fauna merkezi olarak Türkiye’de bir ilki gerçekleştirdi. Kültürel değerlerin korunması ve yaşatılması bağlamında, Endemik Vadi’yi hizmete açtı. Endemik bitkilerin gelecek nesillere aktarılması amacıyla kurduğu vadi’de, Ankara Keçisi, Ankara Kedisi, Ankara Güvercini ve Ankara Tavşanının bulunuyor. Pursaklar Belediyesi, ilçede yeşil alanların sayısını artırmak ve Endemik bitki çalışması ile endemik fauna merkezi olarak Türkiye’de bir ilki gerçekleştirdi. Kültürel değerlerin korunması ve yaşatılması bağlamında, Endemik Vadi’yi hizmete açtı. Endemik bitkilerin gelecek nesillere aktarılması amacıyla kurduğu vadi’de, Ankara Keçisi, Ankara Kedisi, Ankara Güvercini ve Ankara Tavşanı’nın bulunuyor. Keşfedilmeyi bekleyen bir güzellik haline dönüşen Endemik Vadi, Pursaklar Belediyesi ve Gazi Üniversitesi işbirliği ile birlikte Ankara’nın endemik bitkileri, endemik hayvanları ve tıbbi aromatik bitkilerin korunması yaşatılması üretilmesi ve bunlarla ilgili bilimsel çalışmaların yapılması hedefleniyor. Pursaklar Belediyesi, ilçe halkına nefes alanı sağlayacak olan ve birbirinden göz alıcı güzelliğiyle kendisine bakanları hayran bırakacak olan Endemik Vadi içerisinde bulunan kaybolmaya yüz tutmuş “Endemik bitkiler, Ankara Keçisi, Ankara Kedisi, Ankara Güvercini ve Ankara Tavşanı” gelecek nesillere aktarmayı amaçlıyor. İlçe’de estetik açıdan güzel bir görünüme sahip olması yanı sıra kaybolmaya yüz tutmuş endemik bitkiler, nesilleri tükenme tehlikesinde olan Ankara Keçisi, Ankara Güvercini, Ankara Kedisi ve Ankara Tavşanını gelecek nesillere aktarmayı amaçlayan Pursaklar Belediyesinin bu yeni vizyon projesi Endemik Vadiyi görmenizi öneriyoruz.

  • Dr. Burak Uyanık: Türkiye’nin İlk İşitme Engelli Doktora Mezunu

    Kocaeli Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Anabilim Dalı’nda doktora tez savunma sınavını başarıyla tamamlayan Dr. Burak Uyanık, Türkiye'de doktora derecesini alan ilk işitme engelli birey olarak tarihe geçti. 35 yaşındaki Uyanık, dört yıllık zorlu bir süreci azim ve kararlılıkla tamamlayarak büyük bir başarıya imza attı. Burak Uyanık, 2019 yılında Kocaeli Üniversitesi'nde başladığı doktora eğitimini, dört yıl süren zorlu bir süreç sonunda başarıyla tamamladı. Doğuştan işitme engelli olan Uyanık, "Web Tabanlı Uygulamalar için Kullanıcı Etkileşimli Otomatik Kod Üretimi" başlıklı tezini savunarak, Türkiye’de doktora derecesini alan ilk işitme engelli birey oldu. Dr. Burak Yılmaz mutluluğunu şu ifadelerle açıklamıştı: “23 Kasım, işitme engelli bir birey olarak Türkiye’de bir ilki gerçekleştireceğim tarihtir. Bu gün, uzun yıllar süren akademik çabalarımın ve araştırmalarımın zirvesi olarak, doktora tez savunma sınavımı içeriyor. Bu sınav, benim için sadece bir akademik prosedür değil, aynı zamanda kişisel azmimin ve kararlılığımın bir simgesidir. Bu süreçte en büyük destekçisi, eşinin tercümanlığı ve işaret dili desteği sağladığı Gizem Uyanık oldu. Süreci anlatan Burak Uyanık'ın eşi Gizem Uyanık, "2019 yılında Kocaeli Üniversitesi Öğretim Üyesi ''Ahmet Sayar ile bu yola başladık. İlk olarak ben devreye girmek istemedim çünkü alanım elektrik elektronik olduğu için anlamıyordum. Eşim bana derdini anlatamadığını ve strese girdiğini söyledi. Bu sefer bilgisayar ile ilgili her şeyi eşimle çalışarak öğrenmeye çalıştım. Günde 50 defa çalıştık. 4 sene boyunca bin defa çalışmış olabiliriz çünkü anlamak için büyük çaba gerekiyor'' Gizem Uyanık, hem bir mühendis hem de bir eş olarak Burak’ın en büyük destekçisi oldu. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi işaret dili tercümanı Betül Avcı da Uyanık’a bu zorlu süreçte eşlik etti. Burak'ın tez danışmanı Kocaeli Üniversitesi Öğretim Üyesi Ahmet Sayar, "Burak bu kapıyı açtı, artık insanlar koşa koşa bu kapıdan içeri girecek. Birçok kişi bu konuda yapabileceğini görüyor olacak ve yapacak. Dr. Burak Uyanık, başarısını sadece kendisi için değil, tüm sağır toplumu adına kazandığını belirterek, "Doktora unvanı almış olabilirim ama bu başarı bir 'biz' başarısıdır," dedi. Uyanık, engelli bireylere seslenerek, hedeflerinden asla vazgeçmemelerini ve imkansız diye bir şey olmadığını gösterdi. Dr. Burak Uyanık’ın bu tarihi başarısı, Türkiye’deki işitme engelli bireyler için büyük bir ilham kaynağı oldu. Onun azmi, kararlılığı ve aldığı destekle tüm engelleri aşması, engelli bireyler için umut verici bir örnek teşkil ediyor

  • 60 yaşında kendi işini kurdu, komşularını istihdam etti

    Remziye Bayındır, annesinden öğrendiği ve yıllarca ailesi için hazırladığı meşhur cevizli ekmeği, şimdi Türkiye’nin dört bir yanına gönderen Bayındır, Ankara'nın Nallıhan ilçesindeki iş yerinde komşularını istihdam ediyor. Çalışkanlığıyla gençlere taş çıkaran 70 yaşındaki Bayındır, siparişlere yetişemeyince kendi gibi ev hanımı olan komşularını iş yerinde istihdam etti. Odun ateşinde pişirdikleri cevizli ekmeklerin ünü Türkiye’ye yayılan kadınlar, Nallıhan’ın tanıtımına da katkı sağlıyor. Yarım asırlık tecrübesiyle bu işi yapmaya karar verdiğini belirten Remziye Bayındır, iş yerinde temizliğe büyük önem veriyor. Müşteriler ise gönül rahatlıkla alışveriş yapıyor. Fırında 800 ekmek pişiriliyor bu sayı sipariş durumlarında ikiye katlanıyor. HAMUR BİTİNCE MESAİ DE BİTİYOR. Mesaiye sabah 7 de başlayan kadınlar, akşam da hamurları ne zaman biterse akşam 6-7 arasında paydos ediyor. Köyde yetiştiği için çok küçük yaşlarda ekmek yapımına başladığını kaydeden Bayındır, “Küçüklüğümden beri ekmek yapıyorum. Bu fırında ekmek yapıyoruz, börek yapıyoruz, içli ekmeklerimiz oluyor. Nallıhan’ın meşhur katmerli cevizli ekmeği şimdi fırın çok olduğu için her yerde kolaylıkla bulunuyor. Şehir dışından isteyen olursa da kargo ile gönderimini sağlıyoruz. FIRINDA 3 KADIN İSTİHDAM EDİLİYOR. Bu ekmek şu şekilde hazırlanıyor; ekmek içinde ceviz var, soğan var, maydanoz var, pul biber var tuz var. Üç pazı hamurdan oluyor bu ekmek. Ekmek pazılarını açarak içlerini hamura seriyoruz ardından hamuru toplayarak bir kat oklava yardımı ile yazarak topluyoruz ve pişmesi için fırına gönderiyoruz. Hal böyle olunca sipariş de çok oluyor. Bu fırında 3 kadın istihdam ediyor. Gününe göre 4 kadının da çalıştığı oluyor." dedi. "ÖNCEDEN AİLEMİZ İÇİN YAPTIĞIMIZ EKMEKLER ŞİMDİ TÜRKİYE’NİN DÖRT BİR YANINA GİDİYOR" Talep edildiğinde farklı ekmekler hazırladıklarını belirten Bayındır, "Çeşidimiz çok ekmekte haşhaşlı, kıymalı, soğanlı, peynirli, patatesli Herkes ne arzu ederse onları da yapıyoruz. Bu fırında biz her şeyi deniyoruz. En çok patatesli peynirli haşhaşlı, kaşarlı, sucuklu her çeşit ekmeğimiz var ama en özeli katmerli ekmeğimiz tabi ki. İşimizi büyütme konusunda bize bazı teklifler geliyor Ankara Eskişehir’den ama burası bize yetiyor 2 dükkanımız olduğu için." diye konuştu.

  • Pizza Sanatçısı ve Dövüş Sanatı Ustası: Chef Osman Son’un İlham Veren Hikayesi

    Gastronomi dünyasında adından sıkça söz ettiren bir isim olan Chef Osman Son, sadece mutfakta değil, aynı zamanda spor alanında da büyük başarılar elde etmiş çok yönlü bir şef. Hem lezzetleriyle hem de dövüş sporlarındaki başarılarıyla İstanbul’da bir fenomen haline gelen Osman Son, mutfaktaki yolculuğunu tutkuyla sürdürüyor. Chef Osman, 2000'li yılların başında İstanbul'un arka sokaklarında bir restoranın bulaşıkhanesinde çalışırken, mutfağın büyülü dünyasına ilk adımını attı. Her gün mutfakta çalışarak, hamur işlerinde ustalaşmaya başladı ve zamanla yaratıcı pizza tarifleriyle kendini geliştirdi. Azmi ve tutkusu onu, 2017 yılında Türkiye’nin en prestijli yemek yarışmalarından birinde 'En İyi Pizza Ustası' seçilmesine kadar götürdü. Mutfakta edindiği deneyim ve karate disiplini, Chef Osman'ı başarıya doğru sürükledi. Point Otel, Hayat Centric Otel ve Maki Otel gibi prestijli yerlerde pizza şefi olarak Serüven 2000'li yıllarda başlamış.... Chef Osman Son, ilk olarak bulaşıkçı olarak başladığı bu yolculukta asla pes etmedi. Tutkusu ve azmiyle her günü mutfakta bir adım ileriye taşıdı. Ancak Chef Osman'ın hikayesi sadece mutfakla sınırlı değil. Karate tutkusuyla da tanınan Chef Osman, hem Türkiye hem de Avrupa şampiyonluklarına çalıştı. Her bir deneyim, onun için birer öğrenme fırsatıydı. Chef Osman, 2017 yılında, Türkiye'nin en prestijli şef yarışmalarından biri olan Pizza Türkiye Şampiyonası'nda birincilik elde ederek adını duyurdu. Ancak Chef Osman için bu sadece bir başlangıçtı. Küçük yaşlardan itibaren mutfakta vakit geçirmeye başlayan Chef Osman Son, lezzet arayışında geçen yılların ardından kendi Pizza tariflerini oluşturdu. Geleneksel yöntemleri modern tekniklerle birleştirerek benzersiz bir tat deneyimi sunuyor. Her bir yemeği el emeğiyle özenle hazırlanan tarifler ile müşterilerin damaklarında unutulmaz bir iz bırakıyor. Chef Osman Son'un özel tarifleri, lezzet yolculuğuna çıkanları memnuniyetle dolduruyor. Başarısının sırrı, Chef Osman Son'un tutkulu çalışması ve lezzet konusundaki hassasiyetidir. Çocukluğundan beri karateye olan ilgisi, onu bu alanda da bir şampiyon yaptı. Karate disiplininden öğrendiklerini mutfakla birleştirerek, her yemeği bir sanat eseri gibi sunmaya başladı. Karate ve mutfaktaki ustalığını harmanlayarak, hem fiziksel hem de zihinsel disiplinin gücünü gösterdi. "Bedenimizdeki engel değil yeter ki ruhumuzda engel olmasın" Dereli, ömrü yettiğince müzikle ilgilenmek, düğünlere panayırlara giderek mesleğini sürdürmek istediğini dile getirdi. Bir gözünü, bacağını kullanamamasının işini yapmasına engel olmadığını söyleyen Dereli, şunları kaydetti: "Bu beden bizim dünya elbisemiz, bedenimizdeki engel değil yeter ki ruhumuzda engel olmasın. Ruhunda engel olan adam gerçekten engellidir. Gençlerimiz işe yaramaz oyunlarla, videolarla vakit geçireceğine tarihimizi anlatan türkülerimizi öğrensin. Biz 'Ciklet aldım çarşıdan, yar geliyor karşıdan' gibi güncel parçalara çok bakmayız. Bizim repertuvarımıza girecek olan parçaların bir hikayesi olacak. O parçalar bize geçmişimizi anlatır. Bizim vazifemiz öğrendiğimiz türkülerin orijinalini bozmadan gençlerimize aktarmaktır. Kimse engelinden dolayı kendisine küsmemeli. Bizim bu işteki en büyük kazancımız maddiyat değil, düğünlere gidip eş dost kazandık. Bizim en büyük karımız budur." Malzemeleri taşıyarak, davul çalarak babasına eşlik eden Mustafa Dereli de baba mesleğini sürdürmeyi hedeflediğini ifade ederek, "Düğün hazırlığımızı yaparak malzemelerimizi aracımıza yükleyip gidiyoruz. Babamla çok gurur duyuyorum, engeline rağmen bu yaşımıza kadar bizi büyüttü besledi. Allah ondan razı olsun. Ben de evladı olarak her zaman onun yanındayım." diye konuştu. Dursunbey ilçesi Yunuslar Mahallesi'nde Dereli'nin saz çaldığı düğünün sahibi Murat Demir ise Dereli'yi eskiden beri tanıdığını ve severek dinlediğini söyledi. Dereli'nin engeline rağmen yörenin değerlerini türkülerle yaşattığını ifade eden Demir, "Süleyman ağabey yöremizde bağlamayı bırakıp kemanıyla söze giren tek sanatçıdır." dedi. Chef Osman'ın gelecek hayali ise bir restoran açmak. Kendi tarifleriyle, kendi markası altında lezzet tutkunlarıyla buluşmak istiyor. Chef Osman, bu hayaline adım adım yaklaşmak için sürekli olarak kendisini geliştiriyor ve ilhamını, başarı hikayesini paylaşarak gelecek nesillere aktarmak istiyor. Chef Osman Son'un başarı hikayesi, sadece bir mutfak ustasının değil, aynı zamanda bir tutku ve azmin simgesi. Onun hikayesi, herkese, hayallerini gerçekleştirmek için azimle çalışmanın ve asla vazgeçmemenin önemini hatırlatıyor. Onun hikayesi, hayallerin peşinden gitmenin ve hiçbir zaman vazgeçmemenin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösteriyor. Chef Osman Son, mutfakta ustalaşmış bir sanatçı ve dövüş sporlarında kendini kanıtlamış bir şampiyon olarak, gelecek nesillere ilham vermeye devam ediyor. Geleceğin lezzet dünyasında onun adı çok daha büyük başarılarla anılacak.

  • Düğünlerin tek kişilik orkestrası: Dursunbey'li Süleyman

    Çocukluğunda geçirdiği hastalık nedeniyle bir gözü görmeyen, sağ bacağı da kısmen işlevini yitiren Dursunbey'li Süleyman Cemal Dereli, oğlunun desteğiyle düğünlere giderek bağlama, cümbüş, keman, org, klarnet ve zurnasıyla mesleğini icra ediyor. Geçirdiği felç nedeniyle 3 yaşında sağ bacağı kısmen işlevini yitiren Dereli, 7 yaşında ise evlerinde soba için kesilen çıranın batması sonucu sol gözünü kaybetti. Çocukluğunda babasının aldığı bağlama sayesinde müziğe ilgi duyan, gençliğinde düğünlerde saz ekiplerinde yer alan Dereli, cümbüş, zurna, keman, org ve klarnet çalmayı da öğrendi. "Dursunbey Muhabbet Geceleri" adlı kasetini 1994'te çıkaran 35 yıllık çalgıcı, oğlu Mustafa Dereli'nin desteğiyle Balıkesir'in yanı sıra Bursa, Kütahya, İzmir ve Manisa'da gittiği düğün ve panayırlarda tek başına kullandığı enstrümanlarla türkü ve oyun havaları çalıp söyleyerek mesleğini icra ediyor. "Topal Süleyman" lakabıyla tanınan Süleyman Cemal Dereli, mesleğe maddi durumu iyi olmayan ve ekip tutamayan arkadaşının düğününde bağlama çalarak başladığını söyledi. Kemancı arkadaşı rahatsızlandığı için gelemeyince ilk kez bir düğünde çaldığı bu enstrümanı da öğrendiğini dile getiren Dereli, "Bir adım Süleyman, bir adım Cemal, 'Süleyman saz, Cemal de keman çalsın, Dereli de türkü söylesin' dedik ve bu maceraya böyle devam ettik." ifadesini kullandı. Yüzlerce parçayı deftere kitaba bakmadan söyleyebildiğini belirten Dereli, oğluyla genellikle açık alanlarda yapılan düğünlere gittiklerini anlattı. Öğrendikleri türküleri orijinalini bozmadan çalıp söylemeye, gelecek nesillere aktarmaya çalıştığını vurgulayan Dereli, "Bizde birinin düğünü için söz verildiği zaman ona muhakkak gidilir. Babam 2005 yılında vefat etti. Cuma günü defnettik, akşamına düğüne gittik çünkü yerimize adam bulamadığımız için karşı tarafı mağdur edemem. Biz evimizde olan sorunumuzu düğün yerine götüremeyiz, oradaki sıkıntıyı da evimize getirmeyiz." dedi. "Bedenimizdeki engel değil yeter ki ruhumuzda engel olmasın" Dereli, ömrü yettiğince müzikle ilgilenmek, düğünlere panayırlara giderek mesleğini sürdürmek istediğini dile getirdi. Bir gözünü, bacağını kullanamamasının işini yapmasına engel olmadığını söyleyen Dereli, şunları kaydetti: "Bu beden bizim dünya elbisemiz, bedenimizdeki engel değil yeter ki ruhumuzda engel olmasın. Ruhunda engel olan adam gerçekten engellidir. Gençlerimiz işe yaramaz oyunlarla, videolarla vakit geçireceğine tarihimizi anlatan türkülerimizi öğrensin. Biz 'Ciklet aldım çarşıdan, yar geliyor karşıdan' gibi güncel parçalara çok bakmayız. Bizim repertuvarımıza girecek olan parçaların bir hikayesi olacak. O parçalar bize geçmişimizi anlatır. Bizim vazifemiz öğrendiğimiz türkülerin orijinalini bozmadan gençlerimize aktarmaktır. Kimse engelinden dolayı kendisine küsmemeli. Bizim bu işteki en büyük kazancımız maddiyat değil, düğünlere gidip eş dost kazandık. Bizim en büyük karımız budur." Malzemeleri taşıyarak, davul çalarak babasına eşlik eden Mustafa Dereli de baba mesleğini sürdürmeyi hedeflediğini ifade ederek, "Düğün hazırlığımızı yaparak malzemelerimizi aracımıza yükleyip gidiyoruz. Babamla çok gurur duyuyorum, engeline rağmen bu yaşımıza kadar bizi büyüttü besledi. Allah ondan razı olsun. Ben de evladı olarak her zaman onun yanındayım." diye konuştu. Dursunbey ilçesi Yunuslar Mahallesi'nde Dereli'nin saz çaldığı düğünün sahibi Murat Demir ise Dereli'yi eskiden beri tanıdığını ve severek dinlediğini söyledi. Dereli'nin engeline rağmen yörenin değerlerini türkülerle yaşattığını ifade eden Demir, "Süleyman ağabey yöremizde bağlamayı bırakıp kemanıyla söze giren tek sanatçıdır." dedi.

  • Romatizma hastası engelli kadın akülü arabasında tuhafiye malzemeleri satıyor

    Kayseri'de 8 yaşında yakalandığı iltihaplı eklem romatizması nedeniyle yürüme yetisini kaybeden Gülşen Naykı, şehrin sembollerinden Seyyid Burhaneddin Türbesi bahçesinde akülü arabasını tezgaha çevirdi. 61 yaşındaki Naykı, Mevlana'nın hocası Seyyid Burhaneddin'in türbesinin bahçesinde toka, başörtü iğnesi, peçete, lif gibi ürünleri satarak hem ev ekonomisine katkıda bulunuyor hem de ağrılarını unutmaya çalışıyor. Vücudunu ve boynunu düzleyemeyen, ayaklarındaki şişlikten dolayı ayakkabı giyemeyen Naykı, ilkokul ikinci sınıf öğrencisiyken sabah boyun ağrısıyla uyandığını ve yürümekte zorlandığını, ailesiyle gittiği hastanede iltihaplı eklem romatizması teşhisi konulduğunu söyledi. Uzun yıllar fizik tedavi gördüğünü ve ilaç kullandığını belirten Naykı, şunları anlattı: "Doktorlar 'Çok hareket edeceksin, bu hastalık seni öldürmez ama süründürür.' dedi. Vücudumun alacağı hali o zaman gösterdiler, aynı şekilde de oldum. Doktorlar, 'Ağrılara sakın yenik düşme, canını dişine takacaksın, sürekli yürüyeceksin, hareket edeceksin, beş dakika dinlenip saatlerce hareket halinde olacaksın.' demişti. Ama benim parmaklarımın ucuna dahi ağrıdan el değmiyordu, o derece ağrılarım vardı. Yenik düşmek zorundaydım ağrılara. Zamanla hastalık ilerledikçe damarlarım büzüldü. Ellerde, ayaklarda bütün oynak kemiklerimde eğilmeler oldu. 45 yıldır yürüyemiyorum. Bu yıllar nasıl geçti, nasıl bugüne kadar ulaştım bilemiyorum ama çok acılar içinde geçti." "Psikolojim bozuldu, beynimle mücadele ediyordum" Bütün isteklerinin, hayallerinin içinde ukde kaldığını ifade eden Naykı, bakımını 80 yaşındaki annesi Münevver Naykı ve kardeşinin eşinin yaptığını dile getirdi. Birkaç yıldır Seyyid Burhaneddin Türbesinin bahçesinde bir şeyler sattığını aktaran Naykı, şöyle devam etti: "Hep evde oturuyordum, beynimle konuşuyordum. Psikolojim o kadar sıfırdı ki hep beynimle mücadele ediyordum. Tabii bu da beni bunalıma sokuyordu. Bana çevremdekiler, 'Arabana bir şeyler koyup satsan psikolojine iyi gelir. Hem hava almış olursun hem evden çıkmış olursun' dediler. 'Ben yapamam, utanırım, herkes bana ne der.' derdim. Ama öyle değilmiş, gerçekten onların teşvikiyle iyi ki de yapmışım. Kendimi bunlarla oyalıyorum." Naykı, şimdi çok sayıda kişiyle tanıştığını, çevresinin genişlediğini ve psikolojisinin de düzeldiğini aktardı. "Rabbim beni uyardı" Daha önce ağrıları şiddetlendiğinde halinden şikayet ettiğini belirten Naykı, şunları kaydetti: "Daha önce bunalım yaşardım. 'Rabbim niye beni böyle yaptın, benden başka yok muydu' diye bunalımdaydım. Burası bana iyi geldi, gerçekten beynim duruldu, açıldı. 'Keşke bir araba çarpsa ölsem' derdim. Bir araba üzerime geldi, çarptı ve kaldırıp attı beni. Sol bacağım kırıldı, alçıya aldılar. 1,5 ay yattım, 'Ya Rabbi, ben hata ettim, beni affet Allah'ım. Bir daha asla böyle bir şey söylemeyeceğim, beni uyardın, tövbe ediyorum' dedim."

  • Kadın Kooperatifinden Büyük Başarı: Alman Çikolatası Geleneği Tersine Döndü

    Kayseri'nin Sarıoğlan ilçesinde yaklaşık 2 yıl önce kooperatif kuran kadınların, ürettikleri çikolataların kalitesiyle gurbetçilerin hediye geleneğini tersine çevirmeyi başardı. Kayseri'nin Sarıoğlan ilçesinde bir grup girişimci kadın, yerel bir kooperatif kurarak çikolata üretimine başladı. Kooperatifin kuruluş amacı, kadınların ekonomik olarak güçlenmesini sağlamak ve yerel ürünlerin kalitesini tüm dünyaya tanıtmaktı. Başlangıçta sadece yerel pazar için üretilen bu çikolatalar, zamanla kaliteleri ve özgün tatlarıyla dikkat çekmeye başladı. Ürünler, Almanya’da yaşayan Türk gurbetçilerin de ilgisini çekti ve kısa sürede uluslararası bir başarı öyküsüne dönüştü. Yaklaşık 60 çeşit üretilen ve kalitesiyle ön plana çıkan çikolatalara önemli bir gurbetçi nüfusa sahip ilçede yurt dışından tatile gelenler de yoğun ilgi gösteriyor. Gurbetçilerle özdeşleşen ve yurt dışından getirilen "Alman çikolatası" diye tabir edilen tam fındıklı hediyelik çikolatanın aynısı üreten kadınlar, bir geleneği de tersine çevirdi. Kadınların ürettiği çikolatalardan satın alan gurbetçiler, çikolataları hem memleketteki akrabalarına ikram ediyor hem de kaldıkları ülkelerdeki komşuları ve iş arkadaşlarına hediye olarak götürüyor. Alman Çikolatasına Alternatif: Geleneksel Akış Tersine Dönüyor Gurbetçilerle özdeşleşen ve yurt dışından getirilen “Alman çikolatası” olarak bilinen tam fındıklı çikolataların aynısını üreten bu kadınlar, bir geleneği de tersine çevirdi. Yıllardır Almanya’dan Türkiye’ye getirilen bu çikolatalar, artık Almanya’ya Türkiye’den götürülmeye başlandı. Kadınların ürettiği çikolatalardan satın alan gurbetçiler, bu ürünleri hem memleketlerindeki akrabalarına ikram ediyor hem de yaşadıkları ülkelerdeki komşuları ve iş arkadaşlarına hediye olarak götürüyor. Böylece, çikolata üretiminde kadınların emeği ve yaratıcılığıyla bir gelenek yeniden şekilleniyor. Bu başarı, sadece ticari bir kazançtan ibaret değil. Kooperatifte çalışan kadınlar, bu süreçte ekonomik bağımsızlıklarını kazandı ve topluma olan katkılarını artırdı. Ürettikleri çikolatalar, köylerinin ve çevre bölgelerin tanıtımına katkıda bulunurken, aynı zamanda kadınların toplum içindeki statüsünü güçlendirdi. Kooperatifin bu başarısı, diğer girişimcilere de ilham kaynağı oldu ve yerel üretimin küresel pazarlarda nasıl başarılı olabileceğine dair önemli bir örnek teşkil etti. Kadın kooperatifi, elde ettikleri bu başarıyı daha da büyütmeyi hedefliyor. Gelecekte, üretim kapasitesini artırarak ve daha fazla uluslararası pazara açılarak hem daha fazla kişiye ulaşmayı hem de daha fazla kadına iş imkanı sunmayı planlıyorlar. Ayrıca, ürün yelpazesini genişleterek farklı tatlar ve çeşitlerle yeni pazarlar yaratma hedefindeler. Bu başarı hikayesi, Anadolu’daki bir grup kadının azmi ve emeği sayesinde geleneksel bir çikolata akışını nasıl tersine çevirdiğini gösteriyor. Sosyal medya ve kulaktan kulağa yayılan bu başarı, yerel üretimin gücünü ve kadınların ekonomik hayattaki önemini bir kez daha gözler önüne seriyor.

  • Türk Bilim İnsanı Prof. Dr. Ahmet Oğuzhan Özen, Ölümcül Bir Hastalığın Şifasını Buldu

    'Ölümcül bağışıklık sistemi kusuru' olan bir hastalık 'CHAPLE Sendromu' adıyla dünya tıp literatürüne geçti. Hastalığa tanı koyup tedavisini bulan Prof. Dr. Ahmet Oğuzhan Özen'e Avrupa İmmünoloji Dernekleri Federasyonu'nca ödül verildi. CHAPLE sendromu, yıllardır nedeni anlaşılamayan ve tedavisi mümkün olmayan ölümcül bir hastalık olarak bilinmekteydi. Prof. Dr. Ahmet Oğuzhan Özen, uzun yıllar süren yoğun araştırmalar ve klinik gözlemler sonucunda bu hastalığı tanımlamayı başardı. Hastalığın nedenini ve ilerleyişini detaylı bir şekilde ortaya koyan Özen, bu bilgi birikimi sayesinde hastalığın tedavisi için bir ilaç geliştirdi. Bu tedavi, ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından onaylanarak, dünya genelinde hastalar üzerinde kullanılmaya başlandı. Prof. Dr. Özen'in geliştirdiği tedavi yöntemi, Suriye'den Türkiye'ye gelen ve aynı hastalıktan 7 çocuğunu kaybeden Hatice Halil'in 6,5 yaşındaki kızının hayatını kurtardı. Bu olay, tedavinin ne kadar etkili ve hayati önem taşıdığını bir kez daha gözler önüne serdi. CHAPLE sendromuna sahip çocukların hayatını kurtaran bu tedavi, hastaların aileleri için bir umut ışığı oldu. Hastalığın tedavisinde kullanılacak ilaç için 2019 yılından itibaren Amerikan menşeili bir firma ile uluslararası çalışma başlattıklarını kaydeden Prof. Dr. Özen, sözlerini şöyle sürdürdü: "Çalışma, bu hastanede bizim öncülüğümüzde başladı. İlk defa klinik araştırmalara dahil edilen hastalar da yine bizim hastanemizdeki hastalardı. 5 yıl boyunca çalışmalarımızı sürdürdük. Geçtiğimiz yıl içerisinde başarılı neticeler aldık ve ilaç, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi FDA tarafından ruhsatlandırıldı. Şu an için CHAPLE sendromunda kullanılan yüzde yüz etkin, başarılı ve yan etki profili oldukça düşük olan, gayet kolay tolere edilebilen bir ilaç olarak dünyada pek çok hastanın tedavisinde bu ilaç kullanılıyor. Önceden ölümcül olan bu çocukluk çağı hastalığı, artık yüzde yüz başarılı bir şekilde tedavi edilebiliyor." Uluslararası Takdir ve Ödül Bu büyük başarı, Prof. Dr. Ahmet Oğuzhan Özen’e Avrupa İmmünoloji Dernekleri Federasyonu’nun en prestijli ödüllerinden biri olan 'Doğu'nun Yıldızı' ödülünü kazandırdı. Ödül töreninde konuşan Dr. Özen, bilimsel araştırmaların önemine vurgu yaparak, bu tür çalışmaların insan hayatını kurtarmada ne kadar etkili olabileceğini bir kez daha gösterdiğini belirtti. Prof. Dr. Ahmet Oğuzhan Özen, bu başarının kendisi ve ekibi için bir motivasyon kaynağı olduğunu ifade etti. Gelecekte de ölümcül hastalıkların tedavisi için çalışmalara devam edeceğini belirten Özen, tıp dünyasına daha fazla katkıda bulunmayı hedefliyor.

  • Oğuz Alper Öktem, Paylaşımlı Yolculukta Zafere Yaklaşıyor

    200 Bin sürücüsüyle Martı TAG Oğuz Alper Öktem liderliğinde paylaşımlı yolculuk yasası için verdikleri mücadele sonuçlarını almaya başladı. Maliye Bakanlığı, Martı TAG'ın vergilendirilmesine karar verdi. Paylaşımlı yolculuk yönetmeliği resmi olarak gelmese de bakanlığın vergilendirme kararı, bu sistemin tanındığı anlamına geliyor Martı TAG'ın kurucusu Oğuz Alper Öktem ve ekibi paylaşımlı yolculuk hizmetini resmiyete dökmek için büyük bir mücadele veriyor. 200 bin sürücüye sahip olan TAG uygulaması, İstanbul’daki taksi lobisiyle süregelen savaşında önemli bir zafer elde etmek üzere. Öktem, paylaşımlı yolculuk yönetmeliğinin UKOME (Ulaşım Koordinasyon Merkezi) gündemine alınmasını sağladıktan sonra, Maliye Bakanlığı’ndan gelen müjdeyle daha da güçlendi. Bakanlık, paylaşımlı yolculukların vergilendirilmesine karar verdi. Bu karar, hem TAG sürücüleri hem de kullanıcılar için büyük bir adım olarak nitelendiriliyor. Öktem, yaptığı açıklamada, “Mücadelemiz sonuç verdi. Maliye Bakanlığı’ndan müjdeli haber geldi. Paylaşımlı yolculuk resmî olarak vergilendirildi. Devletimiz 200 bin ocağı söndürmez demiştik. Önümüz açıldı. Hayırlı olsun!” ifadelerini kullandı​. Paylaşımlı yolculuk yönetmeliğinin çıkması için 376 bin imza toplanarak Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne teslim edildi. Bu adım, sürecin olumlu şekilde ilerlemesini sağladı. Öktem, yönetmeliğin birkaç ay içinde onaylanmasını ve TAG sürücülerinin rahat bir nefes almasını beklediklerini belirtti​. TAG uygulamasının sağladığı bu yeni düzenleme ile sadece Martı TAG faaliyetlerinden Hazine'ye yıllık yaklaşık 1 milyar dolar ek kaynak oluşturulacağı öngörülüyor. Ayrıca, bu düzenleme sayesinde taksi sektöründe yaşanan vergi adaletsizliğinin de giderilmesi hedefleniyor.

  • Teknolojinin Sessiz Kahramanı: Süreyya Ciliv'in Yükseliş Hikayesi

    Süreyya Ciliv, Microsoft Türkiye'yi 3 yılda 4 kat büyüterek bölgenin lideri haline getiren, ardından 40 ülkede 500 kişilik yeni bir ekip kurarak global başarıya ulaşan bir teknoloji devi. Turkcell'deki CEO'luk dönemiyle Türkiye'de dijital dönüşümün öncüsü olan Ciliv, teknoloji dünyasında iz bırakan bir lider olarak anılmaya devam ediyor. Süreyya Ciliv, teknoloji dünyasında sadece Türkiye’de değil, uluslararası arenada da iz bırakan bir isim olarak öne çıkıyor. Ciliv, kariyerine Microsoft'ta başlayarak kısa sürede global başarılar elde etti ve Türkiye'nin teknoloji sektöründeki en etkili liderlerinden biri haline geldi. Microsoft'ta Üç Yılda Dört Kat Büyüme Ciliv’in en dikkat çekici başarılarından biri, Microsoft Türkiye'yi sadece üç yıl içinde dört kat büyütmesi oldu. Bu dönemde Türkiye ofisi, İsrail ve Körfez ülkelerinin gerisinden çıkarak bölgenin lideri haline geldi. Bu başarı, Ciliv'in liderlik becerilerini ve stratejik vizyonunu bir kez daha ortaya koydu. Global Başarı: 40 Ülkede 500 Kişilik Ekip Kurdu Bu hızlı yükselişi takiben, Ciliv Microsoft'un en büyük iki grubundan biri olan Microsoft Office System Grubu'nda önemli bir rol üstlendi. Burada, satış, pazarlama ve teknik danışmanlık ekiplerinden sorumlu olarak sadece 12 ayda 40 ülkede 500 kişilik yeni bir ekip kurmayı başardı. Ciliv'in liderliğinde, Microsoft müşterilerine sadece ürün değil, aynı zamanda etkili çözümler sunma konusunda da önemli adımlar attı. Turkcell'de Dijital Dönüşüm 2007 yılında Türkiye'nin en büyük telekomünikasyon şirketlerinden biri olan Turkcell’in CEO'su olarak göreve başlayan Ciliv, burada da büyük başarılara imza attı. Onun liderliğinde Turkcell, dijital dönüşüm sürecine girdi ve mobil iletişimde yenilikçi ürün ve hizmetler geliştirdi. Ciliv, Turkcell'i sadece bir telekomünikasyon şirketi olmanın ötesine taşıyarak, teknoloji alanında da güçlü bir oyuncu haline getirdi. S üreyya Ciliv'in Vizyonu ve Mirası Süreyya Ciliv'in başarılarının arkasında, sürekli öğrenme ve gelişime olan inancı, ekip çalışmasına verdiği önem ve yenilikçi düşünce yapısı yatıyor. Microsoft'taki deneyimi, ona global bir bakış açısı kazandırırken, Turkcell'deki başarıları ise onun Türkiye'deki en etkili iş insanlarından biri olarak kabul edilmesini sağladı. Ciliv, hem Türkiye'de hem de uluslararası arenada teknoloji dünyasında iz bırakan bir lider olarak anılmaya devam ediyor. Onun vizyonu, birçok genç iş insanı ve girişimci için ilham kaynağı olmaya devam ediyor.

  • Türk Tasarımcı Berk Erner, Tarafından Tasarlanan KIA'nın Elektrikli SUV Modeli EV9 Çok Beğenildi

    Berk Erner, KIA'nın yeni elektrikli SUV modeli EV9'un tasarımcısı olarak dikkat çekiyor. Çocukluk hayali olan otomobil tasarımı alanında büyük başarılara imza atan Erner, KIA'nın Irvine, California'daki tasarım stüdyosunda çalışıyor. KIA EV9, 2024 yılında piyasaya sürülecek ve hem iç hem de dış tasarımıyla büyük beğeni topluyor. Erner'in liderliğinde geliştirilen bu model, Türkiye’de 2024 Yılın Tasarımı ödülünü kazandı Erner, Art Center College of Design'dan mezun olduktan sonra, Tansu Yachts, Nissan Design America ve Japonya’daki Nissan Global Design Center’da staj yaparak kariyerine güçlü bir başlangıç yaptı. 2018 yılından itibaren KIA'da çalışmaya başlayan Erner, markanın gelecekteki modelleri üzerinde çalışmaya devam ediyor​. KIA EV9'un Tasarımı ve Özellikleri KIA EV9, tasarımıyla sadece dış görünüşüyle değil, iç tasarımıyla da dikkat çekiyor. Bilgi-eğlence ekranı ile gösterge ekranını birleştiren tasarım dili, kullanıcılara yenilikçi bir deneyim sunuyor. Her iki ekran da 12,3 inç boyutunda ve kullanıcı dostu bir arayüze sahip. Araç, geniş iç hacmi ve fonksiyonel tasarımı ile hem şık hem de pratik bir kullanım sağlıyor. Sürücü ile ön yolcu arasındaki kolluk, kontrol butonları ve kablosuz şarj pedi gibi detaylarla donatılmıştır​. EV9'un üç sıra koltuklu donanım seçeneği, özellikle VIP deneyimi arayan kullanıcılar için tasarlandı. Orta sıradaki koltuklar 180 derece dönebiliyor, böylece arka koltuk yolcuları daha geniş bir alana sahip olabiliyor ve birbirlerinin yüzüne bakabiliyorlar. Ayrıca, arka koltuklar tamamen kapatılabiliyor, bu da aracı eşya taşıma gibi amaçlarla kullanmayı mümkün kılıyor​. Motor Seçenekleri ve Teknolojik Donanım KIA EV9, farklı motor seçenekleri ile kullanıcıların ihtiyaçlarına cevap veriyor. Temel seviye motor 215 beygir gücü ve 350 Nm tork değerine sahipken, daha büyük bataryalı versiyonu 201 beygir gücünde olup 541 kilometre menzil sağlıyor. Ayrıca, dört tekerden çekişli 380 beygir gücündeki motor seçeneği de mevcut​ (Webtekno). Teknolojik donanım açısından da EV9, üst düzey özelliklere sahip. Üçüncü seviye otonom sürüş imkanı tanıyan Otoyol Sürüş Pilotu (HDP), uzaktan akıllı park yardımı (RSPA 2), dijital anahtar, arka çapraz çarpışma önleme (RCCA), kör nokta çarpışma önleme (BCA), şeritte kalma (LKA), akıllı hız limiti yardımcısı (ISLA) ve navigasyon tabanlı akıllı hız sabitleyici (NSCC) gibi özellikler, KIA EV9'un teknolojik donanımı olarak öne çıkıyor​. Berk Erner'in liderliğinde tasarlanan KIA EV9, otomotiv dünyasında yeni standartlar belirlemeye devam ediyor. Bu model, KIA'nın sürdürülebilir ve yenilikçi otomobiller üretme konusundaki kararlılığını bir kez daha gösteriyor. Başarı Hikayesi: Berk Erner'in Kariyer Yolculuğu Berk Erner'in kariyer hikayesi, çocukluk hayalinin peşinden gitme cesaretini gösteren herkes için ilham verici. İstanbul'da doğan Erner, küçük yaşlarda otomobil çizimleri yaparak tasarım tutkusunu keşfetti. Art Center College of Design'da aldığı eğitimle bu tutkusunu profesyonel bir kariyere dönüştürdü. Mezuniyetinden sonra Nissan'da çalışarak tecrübe kazanan Erner, 2018 yılında KIA'nın tasarım ekibine katıldı. KIA'daki rolü, markanın yeni modellerini tasarlamak ve geleceğin otomobillerine şekil vermek oldu. Erner'in en büyük başarısı, KIA EV9 modelinin tasarımını yapması ve bu modelin büyük beğeni toplaması oldu. EV9'un geniş iç hacmi, yenilikçi teknolojik özellikleri ve şık tasarımı, Erner'in vizyonunu yansıtıyor​. Çocukken deftere otomobil çizimleri yapan Türk tasarımcı Berk Erner’in hayali gerçek oldu. Kia’nın 7 kişilik elektrikli aile aracı EV9’u tasarlayan Erner, aracın Türkiye tanıtımına ailesiyle katıldı. Kia’nın Kıdemli Dış Tasarımcısı olarak ABD’de çalışma hayatını sürdüren Erner, “Bu benim çocukluk hayalimdi. 30 yıllık hayalim gerçek oldu” dedi. Berk Erner'in hikayesi, azim ve tutkuyla hayallerin nasıl gerçeğe dönüştürülebileceğinin mükemmel bir örneği. Otomotiv dünyasında adından söz ettiren Erner, genç tasarımcılara ilham vermeye devam ediyor.

  • Togg T10F modeli için mühendislik testleri süreci başladı

    Togg, C araç segmentindeki ilk akıllı mobilite cihazı T10X'in ardından, yine aynı sınıfta geliştirilen ikinci cihazı T10F'i kullanıcılarla buluşturmak için çalışmalarını sürdürüyor. Togg'dan yapılan açıklamaya göre, bu kapsamda T10F'in en önemli aşamalarından biri olan mühendislik test süreçleri, Türkiye ve yurt dışındaki akredite test merkezlerinde başladı. Farklı lokasyonlarda güvenlik, dayanım ve aerodinamik testleri süren T10F, planlar doğrultusunda yıl içinde mevsimsel testlerden de geçecek. Açıklamada görüşlerine yer verilen Togg Üst Yöneticisi (CEO) Gürcan Karakaş, T10X'in ardından T10F'i de kullanıcılarla buluşturmak için aralıksız çalıştıklarını belirtti. 27 Aralık 2019'da ön gösterimi yapılan T10F'i sonrasında CES 2024'te kullanıcıların beğenisine sunduklarını hatırlatan Karakaş, "Günümüzün tasarım dinamiklerini yansıtan ve sedan modellerden olan beklentileri de karşılayan bir fastback olarak tasarladığımız T10F için test süreçlerimizi başlattık. Hem ülkemizde hem yurt dışında güvenlikten dayanıma farklı testlerimiz tüm hızıyla sürüyor. 2025'in ilk çeyreğinde T10F'in ürün lansmanını gerçekleştirmeyi ve ön siparişlerini toplamayı hedefliyoruz. Nisandan itibaren yeni akıllı cihazımızı Türkiye'den başlayarak kullanıcılarımızla buluşturacağız." açıklamasında bulundu. "Almanya pazarına girmek için tüm hazırlıklarımızı yapıyoruz" Gürcan Karakaş, T10X'i Almanya pazarında kullanıcıların beğenisine sunmak için çalışmaların devam ettiğini kaydederek, şu ifadeleri kullandı: "'Bir otomobilden fazlası' için çıktığımız yolda kısa, orta ve uzun vadeli planlarımıza tüm gücümüz ve hızımızla hedeflerimiz doğrultusunda devam ediyoruz. Gemlik'teki Teknoloji Kampüsümüzün inşası, ilk akıllı mobilite cihazımız T10X'in banttan inmesi ve Türkiye'nin 81 ilinde 19 bin 583 kullanıcımızın 2023 boyunca T10X ile buluşması söz verdiğimiz gibi gerçekleşti. Başından beri kullanıcılarımıza kulak verdik, onların isteklerini önemsedik. Pazara yeni giren bir şirket olarak, C-SUV ve elektrikli araçlar segmentinde pazar liderliğine ulaştık. Orta vadeli planlarımız kapsamında, ülkemizde elde ettiğimiz başarının yanı sıra küresel rekabette de yerimizi almak için çalışmalarımızda hız kesmiyoruz. Avrupa'da öncelikle Almanya pazarına girmek için tüm hazırlıklarımızı yapıyoruz." Karakaş, dünyadaki ve sektördeki gelişmeleri yakından takip ettiklerini belirterek, şöyle devam etti: "Stratejimizi gerekli durumlarda adapte ediyor, özellikle teknoloji ve rekabet pozisyonlarımızı güçlendiriyoruz. Akıllı mobilite cihazlarımız, dijital deneyim platformumuz Trumore, temiz enerji çözümlerimiz Trugo ve Siro, yüksek teknoloji şirketimiz Trutek ile bir değer ağı örüyoruz. Kurulduğumuz günden bu yana akıllı cihazlarımızın yanı sıra dijital ürünlerimizle birlikte mobiliteyi yeniden tanımlıyoruz. Uzun vadeli planlarımızda, kilit teknolojilerde milli ve özgün teknolojileri, yarından sonranın teknolojilerini geliştirmek konusunda öncü rolümüzü güçlendirmeyi hedefliyoruz. 2032 yılına kadar 5 farklı model ve toplam 1 milyon adet araç üretmeyi planlıyoruz." Akıllı yaşam çözümleri Verilen bilgilere göre, Togg T10F, T10X gibi kullanıcısını merkeze koyan, akıllı yaşam çözümleriyle sürekli internetin içinde olan ve uzaktan güncellemelerle sürekli gelişen ve yeni kalan bir cihaz. T10F, RWD Standart Menzil (arkadan itiş), RWD Uzun Menzil (arkadan itiş) ve çift motorlu olmak üzere 3 farklı teknik versiyon ve iki farklı donanım özelliğiyle pazara çıkacak. 160 kW / 218 Beygir güç ve 350 Nm tork üreten T10F RWD (arkadan itiş), iki farklı batarya seçeneğiyle 350+ ve 600 kilometreye varan menzillere sahip olacak. T10F'in 700 Nm tork üreten çift motorlu AWD (dört çeker) versiyonu ise 530 kilometreye varan bir menzil sunmayı hedefliyor. Standart menzilli model 52,4 kWh batarya kapasitesine sahipken, uzun menzilli modelde bu kapasite 88,5 kWh'e çıkacak. T10X gibi C platformunda tasarlanan T10F, Togg DNA'sında bulunan stilistik özelliklerin korunduğu bir görünüme sahip. Cihazın stil konseptinde, dinamik ve sportif bir çizgiyi modernlikle birleştiren hacimli arka tasarım dikkat çekiyor.​​​​​​​

Arama Yap

bottom of page