Search this site
Boş arama ile 1096 sonuç bulundu
- Türkiye'de yılın ilk 6 ayında 50 ilin ihracatı arttı
Ticaret Bakanlığı, ocak-haziran döneminde, 21 ilin ihracatının 1 milyar doların üzerine çıktığını, 50 ilde de ihracat artışı kaydedildiğini bildirdi. Bakanlık, haziran ayı ve yılın ilk 6 ayına ilişkin faaliyet illerine göre ihracat verilerini açıkladı. Buna göre, İstanbul geçen ay 4 milyar 817 milyon dolarla en fazla ihracat yapan il oldu. Kentin ihracatı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 27,6 arttı. İstanbul'u, 3 milyar 916 milyon dolarla ve yüzde 23,8 artışla Kocaeli izlerken, 2 milyar 184 milyon dolar ve yüzde 20,6 yükselişle İzmir takip etti. Kıymetli veya yarı kıymetli taşlar faslı, 693 milyon 755 bin dolarla İstanbul'un ihracatında ilk sırada yer aldı. Bu faslı, 449 milyon 67 bin dolarla kazanlar makineler, 444 milyon 744 bin dolarla örme giyim eşyası ve aksesuarları izledi. Kocaeli'de motorlu kara taşıtları, 1 milyar 361 milyon 261 bin dolarla en fazla dış satım yapılan sektör oldu. Bu faslı, 500 milyon 637 bin dolarla mineral yakıtlar ve yağlar, 333 milyon 144 bin dolarla elektrikli makine ve cihazlar takip etti. İzmir'in ihracatında, mineral yakıtlar ve yağlar 484 milyon 374 bin dolarla ilk sırada yer aldı. Söz konusu faslın ardından, 221 milyon 508 bin dolarla demir ve çelik, 185 milyon 287 bin dolarla kazanlar, makineler geldi. İlk 3 ilin en fazla ihracat yaptığı ülkeler İstanbul'un ihracatında, 326 milyon 701 bin dolarla Birleşik Arap Emirlikleri ilk sırada yer aldı. Bu ülkeyi, 317 milyon 800 bin dolarla Almanya ve 287 milyon 768 bin dolarla Suudi Arabistan izledi. Kocaeli, en fazla ihracatı 351 milyon 834 bin dolarla İngiltere'ye yaptı. Bu ülkenin ardından, 326 milyon 874 bin dolarla Almanya ve 252 milyon 73 bin dolarla Slovenya geldi. İzmir'in en fazla ihracat yaptığı ülke, 222 milyon 117 bin dolarla İspanya oldu. Bu ülkeyi, 191 milyon 455 bin dolarla Almanya, 157 milyon 600 bin dolarla İtalya takip etti. İhracatını tutar bazında en çok artıran iller Haziranda yıllık bazda ihracatını en fazla artıran iller sıralamasında, İstanbul 1 milyar 42 milyon dolarlık artışla ilk sırada yer aldı. Bu ili, 753 milyon dolarla Kocaeli, 374 milyon dolarla İzmir izledi. Böylece, ocak-haziran döneminde 21 il 1 milyar doların üzerinde ihracat yaptı, 50 il de ihracatını artırdı.
- 38 yaşında hayalinin peşinden gitti... Emine Gökşan Arslan'ın cesareti başarıya dönüştü
Hayata yeniden başlamanın yaşı olmadığını gösteren isimlerden biri de Emine Gökşan Arslan oldu. Uzun yıllar farklı sektörlerde çalışan Arslan, içinde hep taşıdığı güzellik sektörüne adım atma hayalini 38 yaşında gerçeğe dönüştürdü. Yıllar boyunca çalışırken bir yandan da güzellik alanında onlarca eğitim alan Arslan, özellikle cilt bakımı ve cilt analizi konusunda kendisini geliştirmek için büyük emek verdi. Mesleğine tek başına ve büyük bir özveriyle başlayan Arslan, 2021 yılında İstanbul Esenler'de Emine Arslan Güzellik Merkezini kurarak girişimcilik yolculuğuna ilk adımını attı. İşini sağlam temeller üzerine kurmak isteyen Arslan, yaklaşık bir yıl boyunca sessizce çalışarak hem kendisini hem de hizmet kalitesini geliştirmeye odaklandı. 2022 yılında gerçekleştirdiği resmi açılışla birlikte daha geniş kitlelere ulaşan başarılı girişimci, kısa sürede Esenler'in tanınan güzellik merkezlerinden birini oluşturmayı başardı. Mesleğinde gösterdiği başarı, aldığı birden fazla ödülle taçlanırken; danışan memnuniyetini esas alan hizmet anlayışı ve sürekli gelişime verdiği önem sayesinde sektörde örnek gösterilen kadın girişimciler arasında yer aldı. Ancak onun hikâyesini özel kılan yalnızca kurduğu işletme değil. Aynı zamanda usta öğretici olan Emine Gökşan Arslan, düzenlediği eğitimlerle güzellik sektörüne yeni uzmanlar kazandırıyor. Bugüne kadar çok sayıda kişiye eğitim vererek meslek sahibi olmalarına katkı sağlayan Arslan, bilgi ve deneyimlerini paylaşmayı sürdürüyor. İşletmesinde oluşturduğu istihdamla birçok kişiye çalışma imkânı sunan başarılı girişimci, kadın girişimciliğinin yalnızca bireysel başarıdan ibaret olmadığını, başkalarının hayatına dokunmanın da en büyük başarı olduğunu gösteriyor. Bugün 43 yaşında olan Emine Gökşan Arslan, özellikle cilt analizi konusundaki uzmanlığıyla tanınıyor. Yıllar içinde edindiği bilgi ve tecrübeyle ciltteki birçok problemi ilk değerlendirmede tespit edebildiğini belirten Arslan, doğru analiz ve kişiye özel uygulamaların başarılı sonuçların temelini oluşturduğunu ifade ediyor. 38 yaşında attığı cesur adımla hayalini gerçeğe dönüştüren Emine Gökşan Arslan, bugün hem başarılı bir girişimci hem de yetiştirdiği öğrencilerle güzellik sektörüne değer katan bir isim olarak yoluna devam ediyor. Onun hikâyesi, hayaller için hiçbir zaman geç olmadığını bir kez daha gösteriyor.
- İstanbul'da kurdular, 12 ay üretime geçtiler: Genç girişimcilerin hedefi ihracat
İstanbul'da son yıllarda hızla yaygınlaşan topraksız tarım yatırımları, su tasarrufu, yüksek verim ve yılın 12 ayı üretim imkanıyla dikkat çekiyor. Silivri'de üretim yapan iki girişimci, hem iç pazardaki artan talebi karşılamayı hem de gelecek dönemde ihracata yönelmeyi hedefliyor. Polonya'da dijital pazarlama eğitimi aldıktan sonra Türkiye'ye dönerek tarıma yönelen 23 yaşındaki Yiğit Emre Solhan, ağabeyiyle birlikte 2021 yılında yaptıkları fizibilite çalışmalarının ardından Silivri'de kiraladıkları alanda 2022 yılında üretime başladıklarını söyledi. Yaklaşık bir yıl süren tesis kurulumunun ardından faaliyete geçen işletmede bugün sekiz farklı ürün yetiştiriliyor. Solhan, müşteri taleplerine göre ürün çeşitliliğini artırabildiklerini belirterek fesleğen, roka, tere, kırmızı marul, kırmızı pancar ve Akdeniz yeşillikleri ürettiklerini, Çengelköy salatalığı üzerine de AR-GE çalışmaları yürüttüklerini ifade etti. Ürünlerin ağırlıklı olarak otel ve restoranlara satıldığını aktaran Solhan, özellikle İstanbul'daki restoranlardan yoğun talep aldıklarını, şehir dışına da satış yaptıklarını dile getirdi. Hedef Avrupa ve Afrika pazarına açılmak Gelecekte ihracata yönelmeyi planladıklarını belirten Solhan, mevcut üretim kapasitesinin bunun için yeterli olmadığını ancak daha büyük yatırımlarla Avrupa ve Afrika pazarında yer almak istediklerini söyledi. Teknolojik altyapının topraksız tarımda büyük önem taşıdığını vurgulayan Solhan, "4 bin metrekarelik tesisimizde iklimlendirme sistemleri sayesinde yılın 12 ayı üretim yapabiliyoruz. İlk yatırımımızı düşük faizli Ziraat Bankası tarım kredisiyle gerçekleştirdik. Bundan sonraki süreçte de teknoloji yatırımları için teşvik programlarını takip ediyoruz." dedi. "Topraksız tarım geleceğin üretim modeli" Topraksız tarımın en büyük avantajlarının su tasarrufu, hijyenik üretim ve düşük maliyet olduğunu belirten Solhan, geleneksel tarıma kıyasla çok daha az su kullanıldığını ve daha az zirai kalıntıyla üretim yapılabildiğini söyledi. İşçilik ihtiyacının da daha düşük olduğunu ifade eden Solhan, aynı iş gücüyle daha fazla ürün hasat edebildiklerini belirtti. Genç girişimcilere de tavsiyelerde bulunan Solhan, sektöre girmek isteyenlerin kapsamlı fizibilite çalışması yapmadan yatırım kararı almamaları gerektiğini vurguladı. Silivri'deki üretim alanı 19 bin metrekareye çıkacak Silivri'de faaliyet gösteren bir diğer üretici Aras Erman ise 2009 yılında tarım sektörüne ceviz üretimiyle başladığını, yaklaşık 4,5 yıl önce de topraksız tarım yatırımını hayata geçirdiğini söyledi. İlk etapta 5 bin metrekarelik alanda üretime başladıklarını belirten Erman, bugün 13 bin metrekare kapalı üretim alanına ulaştıklarını ifade etti. Yapımı süren 6 bin metrekarelik yeni tesisin tamamlanmasıyla toplam üretim alanının yaklaşık 19 bin metrekareye çıkacağını belirten Erman, artan talebe bağlı olarak büyümeyi sürdüreceklerini kaydetti. Su tüketimi onda bire kadar düşüyor Topraksız tarımın en önemli avantajlarından birinin su tasarrufu olduğunu söyleyen Erman, geleneksel tarıma göre su tüketiminin yaklaşık onda bire kadar düştüğünü ifade etti. Toprak kullanılmayan sistemlerde yabancı ot oluşmadığını ve pestisit kullanımına ihtiyaç duyulmadığını belirten Erman, bunun daha sağlıklı üretime katkı sağladığını dile getirdi. Tesiste kıvırcık marul, Akdeniz yeşillikleri, fesleğen, nane, maydanoz, roka ve tere başta olmak üzere 12-13 çeşit ürün yetiştirildiğini belirten Erman, üretimde ve tesis kurulumunda tamamen yerli imkanlardan yararlandıklarını söyledi. Artan talep yeni yatırımları gündeme getiriyor Ürünlerini ağırlıklı olarak zincir marketlere sattıklarını belirten Erman, mevcut müşterilerinin taleplerini karşılamakta zorlandıklarını ifade etti. Yeni yatırımın tamamlanmasının ardından kapasitenin artırılacağını söyleyen Erman, talebin devam etmesi halinde yeni sera yatırımlarının da gündeme gelebileceğini belirtti. İstanbul pazarının büyüklüğüne dikkat çeken Erman, üretimin büyük bölümünün kentin Avrupa ve Anadolu yakasındaki müşterilere ulaştırıldığını söyledi. Su krizi topraksız tarımın önemini artırıyor Her iki üretici de iklim değişikliği ve azalan su kaynaklarının önümüzdeki yıllarda topraksız tarımı daha da önemli hale getireceği görüşünde birleşiyor. Yıl boyunca kesintisiz üretim yapılabilmesi, düşük su tüketimi, daha verimli iş gücü kullanımı ve artan tüketici talebi, topraksız tarım yatırımlarını özellikle genç girişimciler açısından cazip bir alan haline getiriyor.
- Resim tutkusu engel tanımadı: Saçından fırça, kömürden boya yaptı
Ankara’da yaşayan Ayfer Bozkurt, çocukluğunda başlayan resim aşkına tutunarak saçından fırça, kömürden ise boya yaptı. ‘Şalvarlı Picasso’ olarak tanınan Bozkurt, bugün eserleriyle sanatseverlerin karşısına çıkıyor. Ankara’nın Kazan ilçesine bağlı Tekke köyünde yaşayan Ayfer Bozkurt, resim yapma tutkusunu çocukluğundan beri devam ettiriyor. İlk sergisinde yaptığı resimlerle ve yöresel kıyafetleriyle gazeteciler tarafından ‘Şalvarlı Picasso’ lakabını alan Bozkurt, çocukluk yıllarında fırçası bittiğinde saçını keserek fırça oluşturduğunu, kömürlerden ise boya yaparak resim yapmaya devam ettiğini anlattı. Çocukluğundan beri resim aşkı olduğunu anlatan Bozkurt, "İlkokuldan çıktıktan sonra okula devam edemediğimiz için resim eğitimi falan da alamadım. Ama resimden vazgeçmedim yani bulduğum her malzemeyle resim yaptım. Okuldan çıktıktan sonra bütün kızlar zaten bir köy işlerine atılırlar, annelerine yardım ederler, babalarına, tarlada, tapanda yardım ederler. Ama ben bunun haricinde resim yapmaktan, resim aşkından hiç vazgeçmedim. Yani bulduğum malzemelerle, en küçük bir şeyle bile hep resim yaptım. Hep yerlere sakladım, istifledim. Hiç kimse görmese bile benim resmimin varlığı bana yetiyordu" şeklinde konuştu. "Fırçam tükendiğinde ise saçlarımdan keserek, ucuna ekleyerek devam ediyordum" Çocukken boya ve fırça bulmanın zor olduğunu dile getiren Bozkurt, "Kömürlerle, ocakta yaktığımız odunların kömürlerini siyah beyaz olarak kullanıyordum. Elimde olan malzeme oydu. Sonra da matbaa mürekkebinin atık, soba tutuşturmak için atıkları elde ettim. Onlarla çizmeye başladım. Fırçam tükendiğinde ise saçlarımdan keserek, ucuna ekleyerek devam ediyordum" diye konuştu. "Hayatımda gördüğüm ilk sergi benim kendi sergimdi" İlk sergisini 20 yıl önce açtığını belirten Bozkurt, "İlk sergim 2006 yılında oldu. ‘Haydi Kızlar Okula’ kampanyası için bir okul müdürümüz, kız öğrenciler arıyormuş. Bütün köylere dolanmış, muhtar bulamamış. Sadece bizim köyde. Cuma saatinde, cuma kılmak için geliyor. Orada babamla karşılaşıyor. Babam o zaman muhtardı. Sonra bize yemek yemeye geliyor. Benim de duvarda yapmış olduğum resimlerim vardı. ‘Bunu nereden aldınız’ diye soruyor hocamız. O da ‘kızım yaptı’ deyince oradan tanışıldı. Kazanda çok güzel bir sergi hazırladılar. Bütün kazanın ileri gelenleri, bütün köylülerimiz hep oradaydı. Hayatımda ilk defa bir sergiye gittim ben. Hayatımda gördüğüm ilk sergi benim kendi sergimdi" ifadelerini kullandı. Bozkurt, şu ana kadar 11 sergisi olduğunu aktararak yeni sergiler de açacağını ifade etti. Bozkurt, "Benim bir hayatımın bir gayesi, bir amacı haline geldi. Benim amacım oydu. O hikayeyi oraya anlatabilmekti. Ama hangi malzeme kullandığımın, ne kullandığımın benim için hiçbir önemi yok. Anlık bir duygu gelip gidiyor ve gözümde bir görsel canlanıyor o an. O hikaye sadece bir tabloda varmış gibi, onu görmüşüm gibi oluyorum. Sonra başlıyorum onun eskizini yapmaya" dedi. Gazetecilerin taktığı lakap; Şalvarlı Picasso Şalvarlı Picasso lakabının nereden geldiğini anlatan Bozkurt, "Benim ilk sergim açıldığında 2006’da. Okul müdürlerimiz ‘siz kendi kıyafetlerinizle olduğunuz gibi gelin kızım’ diye beni çağırdılar. Sonra oraya gittiğimde ben yine şalvarla, yöresel kıyafetlerimle gittim. Sergi açıldığında gazeteci abiler benim yaptığım çalışmaları görünce ‘Bunlar kübik çalışmalara benziyor Picasso’nun kübik tarzına. Sana biz Şalvarlı Picasso diyelim’ diye. O zaman benim lakabımı öyle taktılar ve öyle kaldı" ifadelerine yer verdi. Resim yapma tutkusunu öğretmenlik yaparak öğrencilerine de aşıladığını söyleyen Bozkurt, çalışmalarına devam edeceğini ve ne olursa olsun vazgeçmeyeceğini anlattı. "Yılmadan, yorulmadan yolculuğuma devam ettim" Bozkurt, sözlerine şöyle devam etti: "Serüvenimi çok seviyorum Buralara gelebilmek, bu imkana ulaşabilmek bence bir nasip meselesiydi. Çünkü Allah o insanları, okul müdürlerini, hayatıma giren bütün insanları, zorlukları, belki de bile bile benim hayatıma koydu diye düşünüyorum. Hayatıma giren her insana, yaşadığım her olaya, bana yaşattıkları duygulara, olumlu veya olumsuz her şeye gerçekten şükranlarımı sunuyorum. Çünkü beni ben yapan yapı taşlarını oluşturmuş. Bugünkü Ayfer’i, bugünkü Picasso’yu oluşturmuş. Ben de yılmadan, yorulmadan yolculuğuma devam ettim. Olduğu yerde kalmaktan ziyade onu deneyimlemek istiyorsak eğer, eğer güzel bir şeyler hissediyorsak onun peşinden yolculuğa devam etmek lazım."
- Mısır tezgahından elde ettiği gelirlerle şehir şehir dolaşarak özel öğrencileri mutlu ediyor
’Çılgın Mısırcı’ olarak bilinen Yasin Yassıçayır, tezgahından elde ettiği gelirlerle 13. durağı Çankırı’da özel öğrencilere mısır ikram etti. Karabük’te yaklaşık 10 yıldır mısır satışı yapan Yasin Yassıçayır, çeşitli etkinliklerle özel eğitimli çocukların gönüllerini kazanmaya devam ediyor. 81 ildeki özel çocuklarla bir araya gelme projesinin 13’üncüsünü Çankırı’da gerçekleştiren Yassıçayır, kendi imkanlarıyla geldiği özel eğitim okulunda çocuklara mısır ikramında bulundu. "13’üncü ilimiz Çankırı’dayız" Hedefinin 81 ildeki çocuklara ulaşmak olduğunu ifade eden Yassıçayır, "Her ilden bir okula gidip özel çocuklarımızı mutlu ediyorum. Şu ana kadar 12 ile gittim. Bugün 13’üncü ilimiz Çankırı’da program yaptık. Özel çocuklarımızı mutlu etmeye geldik. Onların yüzünde bir tebessüm oluşturduysak ne mutlu bize. 14’üncü ilimiz Düzce’de yapacağız programımızı. Bana destek olan yardımseverlere teşekkür ederim. Özel çocuklarımızı hem kendi tezgahımdan kazandığım gelirle hem yardımseverlerin desteğiyle ticaret taksisi kiralayıp özel çocuklarımızı mutlu etmeye gidiyorum. Hem çocuklarımız mutlu oluyor, hem aileler mutlu oluyor. Program bittikten sonra bizlere çok teşekkür ediyorlar, ’çok güzel proje yapıyorsun’ diye dua ediyorlar bize. En büyük hayalim zaten 81 ilde yapmak. Şu ana kadar 13 ilde yaptım, 14’üncü ilimi Düzce’de yapacağım. İnşallah Allah nasip ederse 81 ilde yapacağım" dedi.
- Türkiye'de örnek proje: Ege'de bir ilke imza attılar, Aydın'da hayata geçirilen bu yöntem ile rekolte katlandı
Aydın'ın Nazilli ilçesinde modern tarım teknolojileri ve telli terbiye sistemiyle kurulan 100 dönümlük serada tropikal meyve üretimi başladı. Ege Bölgesi'nde bir ilk olma özelliği taşıyan serada, özel tül ve LED ışıklandırma sistemleri sayesinde yıllık ortalama 60 ton ejder ve avokado hasat edilerek Avrupa'ya ihraç ediliyor. Nazilli'de modern tarım teknolojileri kullanılarak kurulan 100 dönümlük telli terbiye sistemli serada, ejder meyvesi (pitaya) ve avokado gibi tropikal meyveler yetiştiriliyor. Bölgenin düşük nem oranına ve aşırı sıcağına karşı özel tül sistemleriyle korunan dev serada, LED ışıklandırma teknolojisiyle verim artırılıyor. İyi tarım uygulamalarıyla üretilen ve Global Gap sertifikasına sahip olan ejder meyveleri, aracı firmalar vasıtasıyla Almanya ve İspanya başta olmak üzere Avrupa pazarına ihraç ediliyor. Nazilli'de modern tarım teknolojileri kullanılarak kurulan 100 dönümlük telli terbiye sistemli serada, ejder meyvesi (pitaya) ve avokado gibi tropikal meyveler yetiştiriliyor. Bölgenin düşük nem oranına ve aşırı sıcağına karşı özel tül sistemleriyle korunan dev serada, LED ışıklandırma teknolojisiyle verim artırılıyor. İyi tarım uygulamalarıyla üretilen ve Global Gap sertifikasına sahip olan ejder meyveleri, aracı firmalar vasıtasıyla Almanya ve İspanya başta olmak üzere Avrupa pazarına ihraç ediliyor. Seradaki üretim süreci, çeşitler ve pazar payı hakkında bilgi veren Ziraat Mühendisi Muhammed Kömür (29), bölge iklimine uygun tropikal ortam sağladıklarını belirtip, "Burada 25 bin metrekarelik alanda ejder meyvesi, 68 bin metrekarelik alanda ise avokado yetiştiriyoruz. Anavatanı Orta ve Güney Amerika olan ejder meyvesini, sera koşullarında Ege iklim kuşağına adapte ettik. Seramızda kırmızı, pembe, mor ve beyaz olmak üzere dört çeşit ejder meyvesi var. C vitamini, lif ve antioksidan değeri oldukça yüksek olan bu meyveler, özellikle sindirim sistemi sorunu yaşayanlar için çok faydalı. Tomurcuktan meyveye dönüşüm süresi 45-50 gün sürüyor ve ağustosun ilk haftasında hasada başlayacağız. Avokadoda ise kasım sonu, aralık başı gibi ürün alıyoruz" dedi. Seradaki üretim süreci, çeşitler ve pazar payı hakkında bilgi veren Ziraat Mühendisi Muhammed Kömür (29), bölge iklimine uygun tropikal ortam sağladıklarını belirtip, "Burada 25 bin metrekarelik alanda ejder meyvesi, 68 bin metrekarelik alanda ise avokado yetiştiriyoruz. Anavatanı Orta ve Güney Amerika olan ejder meyvesini, sera koşullarında Ege iklim kuşağına adapte ettik. Seramızda kırmızı, pembe, mor ve beyaz olmak üzere dört çeşit ejder meyvesi var. C vitamini, lif ve antioksidan değeri oldukça yüksek olan bu meyveler, özellikle sindirim sistemi sorunu yaşayanlar için çok faydalı. Tomurcuktan meyveye dönüşüm süresi 45-50 gün sürüyor ve ağustosun ilk haftasında hasada başlayacağız. Avokadoda ise kasım sonu, aralık başı gibi ürün alıyoruz" dedi. BÖLGEDE BU YÖNTEMİ UYGULAYAN İLK ÜRETİCİYİZ' Nazilli'deki aşırı sıcaklar nedeniyle özel bir sistem geliştirdiklerini belirten Kömür, "Aydın Nazilli bölgesinde fidan yetiştirirken ağaçlar aşırı sıcaklığa maruz kalıyor ve güneş yanıklığı oluşuyor. Bu yüzden doğru budama yönlendirmesi yapmak ve ağaçları korumak adına telli terbiye sistemini tercih ettik. Üzerindeki tül sistemi de bitkileri güneşe karşı koruyarak meyve yanıklığını engelliyor. Kışın kırağıya karşı koruma sağlarken, içeride tropikal bir nem ortamı oluşturuyor. Bu sistem Adana ve Mersin'de yaygınlaşmaya başladı ancak nem oranı yüksek olan Antalya'da buna gerek duyulmayabilir. Biz burada güneş şiddeti fazla, nem düşük olduğu için bu sistemi kurduk ve bölgede bu yöntemi uygulayan ilk üreticiyiz" ifadelerini kullandı. BÖLGEDE BU YÖNTEMİ UYGULAYAN İLK ÜRETİCİYİZ' Nazilli'deki aşırı sıcaklar nedeniyle özel bir sistem geliştirdiklerini belirten Kömür, "Aydın Nazilli bölgesinde fidan yetiştirirken ağaçlar aşırı sıcaklığa maruz kalıyor ve güneş yanıklığı oluşuyor. Bu yüzden doğru budama yönlendirmesi yapmak ve ağaçları korumak adına telli terbiye sistemini tercih ettik. Üzerindeki tül sistemi de bitkileri güneşe karşı koruyarak meyve yanıklığını engelliyor. Kışın kırağıya karşı koruma sağlarken, içeride tropikal bir nem ortamı oluşturuyor. Bu sistem Adana ve Mersin'de yaygınlaşmaya başladı ancak nem oranı yüksek olan Antalya'da buna gerek duyulmayabilir. Biz burada güneş şiddeti fazla, nem düşük olduğu için bu sistemi kurduk ve bölgede bu yöntemi uygulayan ilk üreticiyiz" ifadelerini kullandı. 'AVRUPA'YA İHRAÇ EDİLİYOR' Hedeflenen rekolte ve ihracat ağından bahseden Kömür, şöyle devam etti: "Ejder meyvesinde bu seneki hedefimiz 25 bin metrekarede 50 ile 60 ton arasında. Avokado ağaçlarımız henüz 3-4 yaşında ve yeni olduğu için bu yıl yaklaşık 100 bin adet meyve bekliyoruz. İyi tarım uygulamaları kapsamında Global Gap sertifikalı üretim yapıyoruz. Ejder meyvesinin genelini aracı firmalar vasıtasıyla Almanya ve İspanya'ya ihraç ediyoruz. Avokadoyu ise henüz tam kapasiteye ulaşmadığı için şu an yurt içinde kendi mağazalarımızda değerlendiriyoruz." 'AVRUPA'YA İHRAÇ EDİLİYOR' Hedeflenen rekolte ve ihracat ağından bahseden Kömür, şöyle devam etti:"Ejder meyvesinde bu seneki hedefimiz 25 bin metrekarede 50 ile 60 ton arasında. Avokado ağaçlarımız henüz 3-4 yaşında ve yeni olduğu için bu yıl yaklaşık 100 bin adet meyve bekliyoruz. İyi tarım uygulamaları kapsamında Global Gap sertifikalı üretim yapıyoruz. Ejder meyvesinin genelini aracı firmalar vasıtasıyla Almanya ve İspanya'ya ihraç ediyoruz. Avokadoyu ise henüz tam kapasiteye ulaşmadığı için şu an yurt içinde kendi mağazalarımızda değerlendiriyoruz." 'ÖZEL LED IŞIKLARLA VERİM YÜZDE 20 ARTIYOR' Serada uygulanan teknolojik altyapıyı ve ürün gelişimini destekleyen ışıklandırma sistemini anlatan Elektrik Elektronik Mühendisi İlay Ülker (24) ise LED teknolojisinin üretimdeki rolünü vurguladı. Ülker, "LED sistemi sıfırdan bir çiçeklenme sağlamaz ancak mevcut meyve veren seralarda hasat süresini uzatır; meyvenin gelişimini, lezzetini, iriliğini ve şeker oranını doğrudan etkiler. Serada mavi, kırmızı ve gün ışığı LED'leri karışık olarak veriyoruz. Mavi LED'ler gövde büyümesini desteklerken, kırmızı LED'ler çiçeklenmeyi sağlıyor. Işıklar 24 saat boyunca açık kalmıyor. Gece saat 22.00 ile 02.00 arasında, yani günde yaklaşık 4-4,5 saat çalışması verimlilik için yeterli oluyor. Normalde temmuz ortasında başlayacak hasat süresini bu yöntemle 15-20 gün erkene çekebildiğiniz gibi, sezon sonunda da 15-20 gün kadar uzatabiliyorsunuz. Bu da bilimsel verilere göre verimi yüzde 20 oranında artıran bir sistem" ifadelerini kullandı. 'ÖZEL LED IŞIKLARLA VERİM YÜZDE 20 ARTIYOR' Serada uygulanan teknolojik altyapıyı ve ürün gelişimini destekleyen ışıklandırma sistemini anlatan Elektrik Elektronik Mühendisi İlay Ülker (24) ise LED teknolojisinin üretimdeki rolünü vurguladı. Ülker, "LED sistemi sıfırdan bir çiçeklenme sağlamaz ancak mevcut meyve veren seralarda hasat süresini uzatır; meyvenin gelişimini, lezzetini, iriliğini ve şeker oranını doğrudan etkiler. Serada mavi, kırmızı ve gün ışığı LED'leri karışık olarak veriyoruz. Mavi LED'ler gövde büyümesini desteklerken, kırmızı LED'ler çiçeklenmeyi sağlıyor. Işıklar 24 saat boyunca açık kalmıyor. Gece saat 22.00 ile 02.00 arasında, yani günde yaklaşık 4-4,5 saat çalışması verimlilik için yeterli oluyor. Normalde temmuz ortasında başlayacak hasat süresini bu yöntemle 15-20 gün erkene çekebildiğiniz gibi, sezon sonunda da 15-20 gün kadar uzatabiliyorsunuz. Bu da bilimsel verilere göre verimi yüzde 20 oranında artıran bir sistem" ifadelerini kullandı. 'HEDEFİMİZ DİJİTAL OTOMASYONLU BÜYÜK SERALAR' Türkiye'de tropikal seracılığın yeni yerleştiğini fakat kısa sürede ihracat seviyesine gelindiğini ifade eden Ülker, "LED sistemlerini şu an her sera sahibi kullanmıyor ama kullanımı hızla yaygınlaşıyor. Bu sene burada bir deneme, yani demo çalışması yaptık ve aldığımız sonuçlardan son derece memnunuz. İlerleyen yıllarda bu sistemi daha profesyonel, daha büyük alanlarda ve dijital otomasyonlarla birleştirerek çok daha yüksek verimlilik seviyelerine ulaştırmayı hedefliyoruz. Ayrıca seradaki telli terbiye sistemi, bitkilerin güneşe doğru düzensiz uzamasını engelliyor. Ağaçların dağınık değil, homojen bir şekilde, her yerden eşit gölge ve güneş alarak büyümesini sağlıyor" diye konuştu.
- 18 yaşında evlendi, anne oldu... Hayallerinden vazgeçmedi! Bugün binlerce öğrenciye ilham oluyor
Hayatta bazı başarı hikâyeleri, kazanılan unvanlardan çok verilen mücadeleyle anlam kazanır. Ankara'da görev yapan Teknoloji ve Tasarım Öğretmeni Rahime Aktaşlıoğlu'nun yaşamı da bunun en güzel örneklerinden biri. Henüz 18 yaşında evlenen ve kısa süre sonra anne olan Aktaşlıoğlu, birçok kişinin hayallerinden vazgeçmesini beklediği bir dönemde farklı bir karar verdi. Kızını büyütürken üniversite eğitimini tamamladı, gündüz çalışıp geceleri derslerine devam etti. Tüm zorluklara rağmen öğretmen olma hayalinden hiçbir zaman vazgeçmedi. Yaklaşık beş yıl özel eğitim kurumlarında görev yapan Rahime Aktaşlıoğlu, yıllar süren emeğin ardından 2016 yılının Şubat ayında Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde öğretmen olarak atandı. İlk görev yeri Adıyaman olan başarılı öğretmen, daha sonra Ankara'da mesleğini büyük bir tutkuyla sürdürmeye devam etti. Öğretmenliği yalnızca ders anlatmaktan ibaret görmeyen Aktaşlıoğlu, eğitimin hayat değiştiren gücüne inanarak çok sayıda sosyal sorumluluk projesi geliştirdi. Depremden etkilenen çocuklar için hayata geçirilen "Minik Hayaller Kocaman Mutluluklar", öğrencilerle yaşlıları buluşturan "Öğretmen Eli, Vefa Dili", çevre bilincini geliştirmeyi amaçlayan "Temiz Sınıflar, Mutlu Çocuklar", binlerce kişiyi aynı saatte kitap okumaya davet eden "21.21'de Aynı Anda Aynı Sayfada", özel gereksinimli çocukların annelerine destek olmayı hedefleyen "Kitap ve Kahve Bizden" ve dezavantajlı çocuklara umut olmayı amaçlayan "Beni de Gör Öğretmenim" projeleri bunlardan sadece birkaçı oldu. Bunun yanında Harezmi Eğitim Modeli kapsamında yürüttüğü çalışmalarla öğrencilerinin araştıran, sorgulayan, üreten ve çözüm geliştiren bireyler olarak yetişmesi için çalışmalarını sürdürüyor. Eğitim projelerinin yanı sıra yazarlık çalışmalarına da devam eden Rahime Aktaşlıoğlu, geçmişin değerlerini gelecek nesillere aktarmayı amaçlayan "İnce İzler" adlı dijital içerik serisi üzerinde çalışıyor. Köy yaşamını, mahalle kültürünü ve eski bayramların unutulmaya yüz tutmuş sıcaklığını konu alan bu çalışma, yeni dönemde sosyal sorumluluk kapsamında daha geniş kitlelerle buluşturulması planlanan özel bir proje olarak dikkat çekiyor. Çalışmaları ulusal televizyon kanalları, gazeteler ve dijital platformlarda geniş kitlelere ulaşan Aktaşlıoğlu ise başarısını hiçbir zaman tek başına kazanılmış bir zafer olarak görmüyor. Annesinin duasını, babasının emeğini, kardeşlerinin desteğini, eşinin yanında oluşunu ve kızından aldığı gücü başarı yolculuğunun en önemli parçaları olarak görüyor. Bugün Rahime Aktaşlıoğlu'nun hikâyesi, şartlar ne kadar zor olursa olsun hayallerinden vazgeçmeyen bir kadının, öğrencilerinin hayatına dokunan bir öğretmenin ve topluma umut olmaya devam eden bir eğitimcinin ilham veren başarı yolculuğu olarak anlatılıyor.
- Yaşıtları Oyun Oynarken, O Şehit Mezarlıkları ve Çeşmeleri Temizliyor: Osmaniye'nin 'Umut Veren Çocuk'u Abdullah Eman!
10 Yaşındaki Abdullah'tan Büyük Örnek: Oyuncaklarını Satıp Şehit Mezarlıklarını Temizliyor Osmaniye'de yaşayan 10 yaşındaki Abdullah Eman, küçük yaşına rağmen sergilediği örnek davranışlarla gönülleri fethediyor. Telefon ve oyun bağımlısı olmaktan çekindiği için hayatında farklı bir yol seçen Abdullah, zamanını çevreye ve topluma faydalı işler yaparak değerlendirmeye başladı. Annesiyle birlikte uzun süredir yardım faaliyetlerine katılan Abdullah, gönüllülük çalışmalarını cami çeşmeleri, hayrat çeşmeleri ve şehit mezarlıklarına taşıdı. Kirlenen alanları kendi imkânlarıyla temizleyen minik gönüllü, temizlik malzemelerini almak için annesinin yaptığı kurabiyeleri ve kendi oyuncaklarını satarak bütçe oluşturdu. Yaptığı çalışmalarla çevresindekilerin takdirini kazanan Abdullah, özellikle 15 Temmuz Şehitler Günü öncesinde şehit mezarlıklarını temizleyerek ailelerin kabir ziyaretlerinde temiz bir ortamla karşılaşmasını hedefledi. Videolarında sürekli beyaz kıyafet giydiğini belirten Abdullah, bunun nedenini "Beyaz; umut, aydınlık ve iyiliği temsil ediyor." sözleriyle açıklıyor. En büyük hayalinin ise Osmaniye'de "umut veren çocuk" olarak tanınmak olduğunu ifade ediyor. Küçük yaşına rağmen gösterdiği duyarlılık, çevre bilinci ve gönüllülük anlayışıyla Abdullah Eman, iyiliğin yaşının olmadığını bir kez daha kanıtlıyor. Oyuncaklarını satarak başlattığı bu anlamlı yolculuk, toplumun her kesimine örnek olacak güçlü bir mesaj veriyor.
- Türk girişimci dünyanın süper yat devlerini Monaco'da buluşturuyor
Miami'de büyük başarı kazanan Global Superyacht Forum (GSYF), dünya denizcilik ve yat sektörünü Monaco’da bir araya getirmeye hazırlanıyor. Sektör liderlerini ilk olarak Miami’de bir araya getiren GSYF’nin kurucusu ise bir Türk girişimci Şekip Hardal. Eylül 2027 tarihinde dünya denizcilerini Bodrum’da bir araya getirmeye hazırlanan Hardal’ın sıradaki durağı ise Monaco. Dünya süper yat ve denizcilik sektörünün en üst düzey yöneticilerini bir araya getiren küresel platform Global Superyacht Forum (GSYF), 2027 yılının Eylül ayında Bodrum'da düzenlenecek büyük bir Maritime & Süper Yat Zirvesi ile Türkiye'de buluşmaya hazırlanıyor. Platformun kurucusu Türk girişimci olan Şekip Hardal, global yolculuğunun en anlamlı duraklarından birini kendi ülkesinde gerçekleştireceğini belirtti. Geçtiğimiz nisan ayında Miami Beach'teki W South Beach otelinde başarıyla gerçekleşen etkinliğin ikinci duraği ise Monaco’da yapılacak. Tayland, São Paulo, Cartagena, Meksika (Los Cabos), Panama, Dominik Cumhuriyeti ve El Salvador'da Global Superyacht Forum’u düzenleyecek olan Şekip Hardal, “Dünyanın dört bir yanından süperyat sahiplerini, dünyaca ünlü süperyat firmalarının temsilcilerini sektörün önde gelen fikir liderlerini bir araya getirdiğimiz etkinliğimizin sıradaki durağı Monaco. Kendi ülkemin eşsiz coğrafyasını, imkanlarını, gelişmişlik düzeyini tüm dünyaya tanıtmaya hazırlanırken dünya çapında gerçekleştirmeye devam ettiğimiz GSYF etkinliğimiz ile sektöre yön vermeyi hedefliyoruz” dedi. Amaç: Türkiye'yi küresel denizcilik ekosisteminin merkezine taşımak Geleneksel bir tekne fuarından farklı olarak; yatırım, hukuki çerçeve ve sermaye hareketliliği konularının ele alındığı, kapalı-kapı formatında üst düzey bir platform olarak kurgulandığını belirten Hardal: “Zirvenin, hem ülkemize hem de yatırımcı markalarımıza doğrudan yabancı yatırım çekilmesi, yüksek gelirli turizmin geliştirilmesi ve yat mühendisliği ile marina hizmetleri alanlarında nitelikli istihdam yaratılması açısından önemli katkılar sağlamasını bekliyoruz. Monaco, dünyanın en büyük süper yat sahiplerini, yatırımcılarını, brokerlarını, yönetim şirketlerini ve tasarımcılarını aynı yerde buluşturan en önemli merkezlerden biri. Elde ettiğimiz deneyimi 2027’nin Eylül ayında ülkemizde yaşatmayı hedefliyoruz” diye konuştu.
- Kadın girişimci Brezilya'dan getirdiği 35 gebe angusla üretimi artırdı
Aydın'da iki yıldır büyükbaş hayvancılık yapan Esra Kale (40), yeni kurduğu işletmesine Brezilya'dan ithal edilen 35 gebe angus düve getirerek üretim kapasitesini artırdı. Yaklaşık 12 yıl önce kurduğu hayalini gerçeğe dönüştüren Kale, kadınların da büyükbaş hayvancılıkta başarılı olabileceğini belirtip, "Göründüğü kadar kolay değil ama korktuğunuz kadar da zor değil. Kadın demek zaten bereket demek, üretim demek" dedi. Koçarlı ilçesinde yaşayan Esra Kale, yıllar önce büyükbaş hayvancılık yapan üreticilerin videolarını izledikten sonra bu sektöre ilgi duydu. Hayalinin peşinden giden Kale, iki yıl önce Söke ilçesinde kiraladığı bir besihanede büyükbaş hayvancılığa başladı. Geçen yıl Koçarlı'da kendi işletmesini satın alarak yatırımlarını büyüten Kale, bu yıl Brezilya'dan ithal edilen 35 gebe angus düveyi işletmesine kazandırdı. Yaklaşık 30 günlük yolculuğun ardından Aydın'a ulaşan hayvanlarını büyük bir heyecanla karşılayan Kale, bu yatırımla kendi besilik materyalini üretmeyi hedeflediklerini söyledi. Kale, "12 yıl önce bir hayal kurduk. İki yıl önce de hayalimizi gerçekleştirmeye karar verdik. Bir işletme kiraladık. Evimizi, arabamızı sattık, hayvanlarımızı aldık. Bir yıl boyunca kiralık yerde hayvanlarımıza bakmaya devam ettik. Sonra bu işi çok sevdiğimizi, üretimin bizim için çok önemli olduğunu anladık. Geçen sene yerimizi aldık. İşletmemizi kurduk. Brezilya'dan 35 tane gebe angus düvemizi üretim için getirdik. Kendi besilik materyalimizi kendimiz üretmek için getirdik. Heyecanlıyız, mutluyuz, gururluyuz. Aslında hobi olarak başladık. Küçük bir bahçeli evimiz, birkaç tane hayvanımız olsun diye başlamıştık ama yıllar geçtikçe hayallerimiz büyüdü. O küçük evimizden işte küçük bir işletmemizden büyük bir işletmeye sahip olduk" ifadelerini kullandı. 'TEK FARKIM HAYALLERİMDEN VAZGEÇMEMİŞ OLMAM' Kale, "Göründüğü kadar kolay değil ama korktuğunuz kadar da zor değil. Kadın demek zaten bereket demek, üretim demek. Sabahları erkenden kalkıyorum hayvanlarımı yemliyorum, hayvanlara bakıyorum. Doğumu yaklaşan hayvanları kontrol ediyorum. Doğumlarımız oluyor, buzağılarımızı kontrol ediyoruz. Yeri geliyor, buzağıların başında sabaha kadar ahırda yatıyoruz. Benim diğer kadınlardan ne eksiğim ne de fazlam var. Benim tek farkım hayallerimden vazgeçmemiş olmam. Bütün arkadaşlarıma, bütün kadın üreticilere, bu işi yapmak isteyen insanlara öneriyorum, tavsiye ediyorum. Korkmasınlar, hayallerinin peşinden gitsinler."(DHA)
- İki kolunu kaybetti; yılmadı KAAN’ın modelleyecisi oldu, Atmaca ve Cirit projelerinde yer aldı
Iğdır'da ilkokul 1’inci sınıfa giderken tırmandığı yüksek gerilim hattında elektrik akımına kapılıp 2 kolunu kaybeden Yusuf Akgün, zorluklara rağmen hayata küsmedi. Yıllar süren tedavi ve rehabilitasyon sürecinin ardından ağzıyla kalem tutarak başladığı resim sanatını mühendislik eğitimine taşıyan Akgün, milli muharip uçak KAAN’in görsel modelleyicisi oldu, ROKETSAN tarafından geliştirilen iki farklı yüksek hassasiyetli füze olan Atmaca ve Cirit projelerinde yer aldı. Iğdır’a bağlı Karakuyu köyünde 1987 yılında dünyaya gelen Yusuf Akgün, 1992 yılında terör örgütü PKK'nın köy okulunu yakmasının ardından eğitimine ara vererek çobanlık yapmaya başladı. Koyun otlattığı sırada Iğdır-Ağrı kara yolu üzerindeki yüksek gerilim hattı direğine çıkan Yusuf Akgün, kablolara temas etmesi sonucu akıma kapılıp ağır yaralandı. Düşerken ayağının direğe takılması sonucu Akgün, hayatta kaldı. Akgün, 2 kolunu kaybetti. Iğdır, Kars ve Erzurum’da tedavi gören Yusuf Akgün’ün sol bacağının da kesilmesi gerektiği söylendi ancak babası Yahya Akgün, kabul etmedi. Dönemin milletvekili Adil Aşırım'ın girişimleriyle Yusuf Akgün, tedavisi için Ankara’ya götürüldü. Yusuf Akgün, maddi imkansızlıklar nedeniyle burada Çocuk Esirgeme Kurumu’na verildi. Devlet korumasına alınan Yusuf Akgün, günlük yaşamını kimseye bağımlı olmadan sürdürebilmek için kendi yöntemlerini geliştirdi. Önce tek başına yemek yemeyi, ardından giyinmeyi ve dişlerini fırçalamayı öğrenen Akgün, eğitim hayatına Ankara'nın Pursaklar ilçesinde yeniden başladı. Okul yıllarında ağzıyla kalem tutarak yazı yazmayı ve resim yapmayı öğrenen Akgün’ün çizimleriyle yarışmalarda dereceler aldı. 1998 yıllarında Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nın düzenlediği bir resim yarışmasında birincilik elde eden Akgün, daha sonra sporla da ilgilenerek yüzme ve atletizm branşlarında bölge ve Türkiye dereceleri kazandı. 2005 yılında dünya beşinciliği elde eden Akgün, lisans eğitimini de Ankara'da bir vakıf üniversitesinin mühendislik ve tasarım fakültesinde moda, tekstil ve tasarım alanında tamamladı. TASARIM ÇALIŞMALARINDA BULUNDU Arkadaşlarıyla birlikte engelliliğe yönelik toplumsal farkındalık çalışmaları yürütmeye başlayan Akgün, bu süreçte konferans ve söyleşilerle yaşadığı deneyimleri paylaştı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 2018 yılında kabul edilen Akgün, daha sonra yüksek lisans eğitimine başladı. Kamu görevlisi olarak çalışan Yusuf Akgün, aynı zamanda yerli ve milli savunma sanayi projelerinde tasarım çalışmaları yürütüyor. Akgün, yerli ve milli muharip uçak KAAN’nın görsel modelleyicisi oldu, ROKETSAN tarafından geliştirilen iki farklı yüksek hassasiyetli füze olan Atmaca ve Cirit projelerinde yer aldı. BABA OCAĞINDA Zorlu bir yaşamda pes etmeyerek büyük başarılar elde eden Yusuf Akgün, baba ocağı Iğdır’a tatile geldi. Babası Yahya Akgün’e yardımcı olan Akgün, yaşadıklarını DHA muhabirine anlattı. Çobanlık yaparken tırmandığı yüksek gerilim direğinde akıma kapılınca iki kolunu kaybettiğini anlatan Akgün, “Tedavim aylarca sürdü. Doktorlar bacağımın da kesilmesi gerektiğini söyleyince babam beni hastaneden çıkardı. Daha sonra Ankara'da tedavim devam etti ve bacağım kurtarıldı. Çocuk yuvasında hiçbir işimi tek başıma yapamıyordum. Bu durum beni rahatsız ediyordu. Önce yemek yemeyi, sonra giyinmeyi, diş fırçalamayı öğrendim. Ağzımla kalem tutarak yazı yazmaya ve resim çizmeye başladım. O süreç benim hayatımı değiştirdi. Mücadele etmezsem sonumun iyi olmayacağını biliyordum. Spor yaptım, sanatla ilgilendim, eğitimimi tamamladım. Bugün kamu görevlisi olarak ülkeme hizmet ediyor, aynı zamanda yerli ve milli savunma sanayi projelerinde tasarım çalışmaları yürütüyorum" diye konuştu. Oğlunun yaşadığı kazanın ardından zor günler geçirdiklerini söyleyen Yahya Akgün, "Doktorlar bacağının da kesilmesi gerektiğini söyledi. 'Zaten iki kolunu kaybetti, bari bacağı kalsın' diyerek oğlumu hastaneden çıkardım. İmkanlarımız ölçüsünde tedavi etmeye çalıştık. Daha sonra Ankara'da tedavisi sürdü ve bacağı kurtuldu. Bugün geldiği noktayı görmek bize büyük gurur veriyor" dedi.
- Yaşayan Putlar; Lat, Uzza, Menat
Kur’an’da Araplara ait üç putun “ismi” özellikle veriliyor. Acaba neden? Nüzul sırasına göre putların ismi ilk olarak Necm suresinde geçiyor. Yani 6 yıl boyunca putların ismi hiç geçmiyor. İlk olarak Necm suresinde üç putun ismi verilerek şöyle deniliyor: “Lât ve Uzza’yı ve diğer üçüncüsü Menat’ı gördünüz mü?” (Necm; 53/19-20) Sonra bunların aslında ne olduğuna geçiliyor. “Onlar” deniyor , gerçekte “Sizin ve atalarınız taktığı bir takım isimlerden başka bir şey değildir.” (Necm; 53/23) Yine “Onlar” deniyor “Zanna ve nefeslerinin arzularına tabi oluyorlar” (Necm; 53/23). Kendi taktıkları bir takım isimler (esmâen semmeytumûhâ)… Zan ve nefislerinin arzuları (tehve’l-enfüs) … Demek ki “put” denilen şeyin insanın iç dünyasındaki kökü heva ve heves ve bunlar bir takım“isimler”den başka bir şey değil. İnsanlar o “isimlere” anlam yüklüyor ve perestij ederek yüceltiyorlar. O “isimlere” dokundurtmuyorlar ve etraflarında atomu parçalamaktan da zor önyargılar oluşturuyorlar. Putları kırmak aslında bu “isimleri” alaşağı etmek ve etraflarında oluşturulan önyargıları kırmak demek oluyor. Peki, madem putlar bir takım isimlerdir, taştan tahtadan yapılmış tasvirleri de nefislerin hevasının dışa vurmuş sembolleridir, dahası Lât , Uzza ve Menat’ın tahtadan taştan yapılmış tasvir ve heykellerinin şu an yerinde yeller esmektedir, o halde bu “isimlerin” hala Kur’an’da yer alıyor olmasının ve bizzat “isimlerin” anılmasının sebebi ne olabilir? Bu putlar öyle bir şey olmalı ki hala yaşıyor, nefislerin hevasından kaynaklanıyor ve “isimlerinin”hala bir anlam ifade ediyor alması ve tapınç nesnesi haline getirilmiş olması lazım. Hem de ne anlam ifade ediyor! Hem de ne tapınç! Bakın nasıl… “Lât” kelimesi etimolojik olarak “ilah” kelimesinin bozulmuş hali ve mutlak otoriteyi ifade ediyor; El/Elot/Elat/Lat/Elohim/Allot//İlah… Eski çağlarda Aramice/İbranice’ye kadar uzanan Arapça’nın kök dillerinde kişiyi “içeriden yöneten şey”, “mutlak itaat /otorite” kaynağı anlamında yukarıdaki kelimeler kullanılmaktaydı. Demek ki Lât “isminin” bugünkü karşılığı “otorite” dediğimiz şeydir. “Uzza” kelimesi bunu tamamlıyor. Kur’an’da kullanılan “Aziz” isminin daha değişik söylenişi. “Güç” “kuvvet” anlamına geliyor: Aziz/Mu’ız/Muaz/Izzet/Muazzez… Demek ki Uzza isminin bugünkü karşılığı da “güç, kuvvet” dediğimiz şeydir. Üçüncüleri olan diğer “Menat” ise yine çok tanıdık: Menna/Mamon/Money/Many/Menat/Manat… O bildiğiniz “para” demek yani. Çarlık Rusyası’nın para birimi: “Manat” Bugünkü Azarbaycan’ın, Türkmenistan’ın hala para birimi; “Manat” Lât: Otorite… Uzza: Güç… Menat: Para… Şimdi ayeti yaşayan yorumu ile yeniden okuyalım: “Otorite, güç ve üçüncüleri diğer para… Bunlar sizin ve atalarınızın takdığı bir takım isimlerden başka bir şey değildir… Onlar gerçekte zanna ve nefislerinin isteklerine/arzularına tabi oluyorlar…” Nefislerinin istek ve arzuları otorite, güç ve para arzuluyor. Bunlara ulaşmak için, üçüne de perestij ediyorlar ve gözleri başka bir şey görmüyor, put gibi tapınç nesnesi haline getiriyorlar… Otoriteyi, gücü ve parayı kendilerinde toplamak/biriktirmek istiyorlar. Bunları elde etmek için girmedikleri kılık, atmadıkları takla kalmıyor. Bunlar için savaşıyor, vuruşuyor, kan döküp fesat çıkarıyorlar… Otorite: Devlet, saltanat, taht, lider, ecdad, egemenlik, sınır, ulus… Güç: Silah, petrol, toprak, nüfus, nüfuz… Para: Sermaye, banka, altın, gümüş, dolar, euro… Yeryüzünde kan döküp fesat çıkarmak bunlar için olmuyor mu? Yaşadığımız çağa dikkat ediniz… Otorite sevdasından emperyalizm doğmuş. Güç tapıncından faşizm doğmuş. Para hırsından kapitalizm doğmuş. İnsanlığın ezelî ve ebedî sorunu bu üçü; Lât (otorite), Uzza (güç/kuvvet) ve Menat (para) başka bir şey değil. Ne diyor Kur’an bu üçüne karşı?: Allah’tan başka otorite yoktur (La ilahe illallah) Güç ve kuvvet yalnızca Allah’a aittir (La havle ve la guvvete illa billah) Ve üçüncüsü: Mülk Allah’ındır (Lehu’l-Mülk). Şimdi anlaşıldı mı bunların “ismi” neden veriliyor Kur’an’da.Çünkü bunlar insanlıkta ölmeyen isim”ler. Yok olup gitmiş taşlar, tahtalar değil. Bunlar yaşayan putlar: Lât, Uzza, Menat… Via: ihsaneliacik.com/yasayan-putlar-lat-uzza-menat/











