Boş arama ile 861 sonuç bulundu
- Kadın girişimci TKDK desteğiyle kurduğu atölyede istihdam sağlıyor
Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu'nun (TKDK) hibe desteğinden yararlanan kadın girişimci Ezgi Duman İmamoğlu, kurduğu atölyede fındığı işleyip pazarlıyor. Kentte bir firmada muhasebeci olarak çalışan 34 yaşındaki İmamoğlu, ziraat mühendisi eşinin de etkisiyle fındık işleme tesisi kurmaya karar verdi. TKDK'ya başvuran İmamoğlu, 2022 yılında yüzde 50 hibe desteğiyle kent merkezinde fındık işleme atölyesi kurdu. Aynı zamanda 3 kişiye de istihdam sağlayan İmamoğlu, zamanla atölyesinde yıllık 100 bin tona kadar fındık işleme kapasitesine ulaştı. Kendi markası ile ürünlerini pazarlayan İmamoğlu, şartlarının uyum sağlaması üzerine TKDK'nin hibe desteğinden yararlandığını söyledi. İşini yapmaktan mutluluk duyduğunu belirten İmamoğlu, "Tesisimizde kadın istihdamını artırmak, yerel üreticinin fındığını temin edip işleyerek bölge ekonomisine katkı sağlamak beni daha çok memnun etti." dedi. İş yerindeki istihdam sayısının fındık hasat sezonu sonrasında 10 kişiye kadar çıktığını aktaran İmamoğlu, özellikle kadınları iş hayatına dahil etmeye çalıştığını vurguladı. "Bu iş bana da sürpriz oldu ama uyum sağladım" Ezgi Duman İmamoğlu, sektörde iş yeri sahibi olmayı daha önce hiç düşünmediğini ifade ederek, "Sonuçta Giresunluyuz, Giresun'da doğup büyüdük. Fındığın içerisindeyiz. Eşim de 12 yıllık ziraat mühendisi, ondan dolayı da fındığa aşinaydım. Bu iş bana da sürpriz oldu ama uyum sağladım. Şu anlık her şey çok iyi gidiyor." diye konuştu. TKDK desteğiyle daha modern ve standartlara uygun bir tesis kurabildiğinin altını çizen İmamoğlu, maddi olarak da yüzde 50 hibe desteğinin önemli avantaj sağladığını vurguladı. İmamoğlu, çiftçilerden aldıkları fındıkları işlenmiş ve markalı bir ürün haline getirmek için çalıştıklarını belirterek, "Kavrulmuş, naturel, fındık ezmesi, krokan gibi ürünler elde ediyorum. Bunları patentini aldığım marka ile satışa sunuyorum. Hedefimiz öncelikle iç pazarda tutunup daha sonra yurt dışı pazarlarda yer alabilmek." ifadesini kullandı. 10 yılda 73 milyon lira hibe sağlandı Öte yandan, TKDK Giresun İl Koordinatörlüğünce yaklaşık 10 yılda il genelinde fındığın işlenmesine yönelik 19 işletmeye 73 milyon lira tutarında hibe desteğinde bulunulduğu öğrenildi. Desteklerden yararlanarak faaliyetlerini sürdüren işletmeler fındığı kırdıktan sonra kavurarak ya da ezme gibi farklı ürünler imal ederek pazarlıyor.
- Üniversite öğrencileri Osmanlı yemeklerini "yenilebilir parfümlerle" pazarlamak istiyor
Gaziantep İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi (GİBTÜ) Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü öğrencileri, geleneksel Osmanlı yemeklerine özel geliştirdikleri "yenilebilir parfümlerle" hem damakta hem de hafızada iz bırakmayı hedefliyor. Osmanlı mutfak kültüründe yer alan şerbet, hoşaf, sakızlı macunlar, çiçek suları ve baharat karışımlarından ilham alan öğrenciler, doğal içeriklerden oluşan 6 farklı yenilebilir parfüm üretti. Bitkisel ve aromatik özlerle formüle edilen parfümler, yemeğin son servisinde çok az miktarda sıkılarak kullanılıyor. Öğrenciler, ürün çeşitliliğini artırarak parfümleri ticari hale getirmeyi amaçlıyor. Parfümler kimyasal madde içermiyor GİBTÜ Rektörü Prof. Dr. Şehmus Demir, projenin gastronomide koku ve tat uyumuna dikkat çektiğini belirtti. Parfümleri satışa hazır hale getirmeyi hedeflediklerini ifade eden Demir, "Üretilen parfümler tamamen doğal malzemelerden oluşuyor. Kimyasal madde içermeyen bu ürünler gönül rahatlığıyla tüketilebilir." dedi. Ata yadigarı tekniklerle üretiliyor GİBTÜ Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Erol Taşkın ise projenin temel amacının geleneksel yemeklerdeki koku hafızasını canlandırmak olduğunu söyledi. Yemeklerin aromatik profillerini belirledikten sonra denemelere başladıklarını anlatan Taşkın, "Bu parfümler kozmetik ürünler değil. Alkolsüz, tamamen ata yadigarı tekniklerle üretilmiş, yenilebilir ve helal ilkelere uygun ürünlerdir." diye konuştu. Parfümleri her bir yemek türü için ayrı ayrı tasarladıklarını belirten Taşkın, projeyi ilerleyen süreçte ticarileştirmek istediklerini ifade etti. Taşkın, parfümlerin Osmanlı döneminde kullanılan macun, çiçek ve baharat karışımlarıyla elde edilerek kullanılabilir hale getirildiğini söyledi. İnsanların unutamadığı ilk kavramın koku olduğunu vurgulayan Taşkın, şöyle devam etti: "Bir bebek bile annesini kokusundan tanır. Buradan hareketle unutulmaya yüz tutan yemek tariflerinin kokularını insanlara pazarlayarak eski tariflerimizi piyasaya çıkarmak istedik. Toplumla paylaşmak ve insanları bu alana yönlendirmek için bu çalışmayı yaptık. Koku, insanlar için çok değerli bir kavramdır." Yemeklere göre parfüm kullanımı Taşkın, kırmızı etlerde karanfil ve kozalak şurubu içeren "Şah-ı Karanfil", uzun süre pişirilen etlerde nane ve narenciyeli "Ruh-i Hünkari", tavuk ve balık yemeklerinde ise gül ve kızılcık aromalı "Nareng-i Esrar"ın tercih edildiğini söyledi. Sebze yemekleri ve çorbalarda çiçeksi ve bitkisel aromalar öne çıkarken, sütlü tatlı ve salatalarda "Menekşe-i Hümayun"un kullanıldığı anlatan Taşkın, meyve tatlılarında ise "Gül-i Kızılcık" ile "Hümayun Karadut-i Nareng-i"nin daha yoğun meyvemsi ve baharatlı bir aroma sağladığının bilgisini verdi. Öğrencilerden Burak Can Özdemir ise projede yer almaktan mutlu olduğunu ifade ederek, "Osmanlı dönemine ait yemekleri modern gastronomi anlayışıyla sunmayı ve bu kültürü yenilebilir parfümlerle yaşatmayı amaçlıyoruz." diye konuştu. Hayrunisa Biltekin, Osmanlı ve modern mutfağı aynı tabakta bir araya getirmeyi hedeflediklerini kaydetti.
- Manisalı çan ustası 65 yıldır atölyesinde üretim yapıyor
Manisa'nın Demirci ilçesinde mesleğe çocukken babasının yanında başlayan 76 yaşındaki çan ustası Mustafa Sabancı, atölyesinde 65 yıldır geleneksel yöntemlerle üretim yapıyor. Demirci'nin simge zanaatları arasında bulunan çan yapımı, ustalar tarafından kültürel miras olarak korunmaya devam ediyor. Babası Mahmut Sabancı'nın yanında 1960 yılında mesleğe başlayan Mustafa Sabancı da yaklaşık 65 yıldır atölyesinde çan üretiyor. Üç yıl önce kaybettiği babasıyla bir zamanlar aynı atölyede ter döken Mustafa Sabancı, şimdi mesleğe kazandırdığı oğlu Mahmut Sabancı ile mütevazi iş yerlerinde saca şekil veriyor. "Büyük emek ve sabır gerektiriyor" Mustafa Sabancı, küçük yaşlarda adım attığı atölyede, şimdi oğluyla aynı tezgahı paylaştığını söyledi. Çan yapımında geleneksel yöntemlerden vazgeçmediklerini ifade eden Sabancı, "Çan, büyük emek ve sabır gerektiriyor. Her çan, ısıtma, dövme, şekillendirme ve ses ayarı gibi birçok ince aşamadan geçiyor. El işçiliğini hiçbir aşamada bırakmıyoruz." dedi. Hayvancılığın yoğun olduğu bölgelerde Demirci çanlarının talep gördüğünü belirten Sabancı, ürünlerin Türkiye'nin birçok kentinin yanı sıra Yunanistan ve Bulgaristan'a ulaştığını dile getirdi. Mesleğe ilginin giderek azaldığını anlatan Sabancı, şöyle konuştu: "Çancılığın tükenmemesi gerektiğini düşünüyorum. Türkiye'nin birkaç ilinde çan yapılıyor ancak bizim kullandığımız yöntemler her yerde uygulanamıyor. Biz hazırladığımız çamurun içine sarı pirinç atarız. Ocakta çanın tavını verdikten sonra yaklaşık 400 dereceyi bulan kömürün içinden çıkarırız. Rengini alması için suya batırılır, altın sarısı olur. Soğuduktan sonra ses ayarı yapılır, dili takılır ve çan hazır hale gelir. Tüm bunları da örs ve çekiçle yaparız ki bu aletler bizim için altın değerindedir." Üçüncü kuşak çan ustası Mahmut Sabancı da dede mesleğini devam ettirdiği için mutlu olduğunu söyledi. Çan yapımının teferruatlı olduğunu belirten Sabancı, "Çan üretimi birçok aşamadan oluşuyor. Önce sac kesiliyor ve şekillendiriliyor. Birleştirme işlemlerinden sonra ocak süreci başlıyor. Ses ayarı tamamlandıktan sonra çanı müşteriye teslim ediyoruz." dedi.
- Bilecik'te atıklar çocukların elinde sanat eserine dönüşüyor
Bilecik'te ilk ve ortaokul öğrencileri, Kent Konseyi Çocuk Atölyesi'nde "Atık değil sanat" projesiyle cam şişe gibi atık malzemelerle dekoratif ürünler yapıyor. Çocukların el becerilerinin geliştirilmesi ve çevre bilinci kazanmalarına katkı sağlamak amacıyla düzenlenen program kapsamında öğrencilere eğitmen Vildan Poyraz Coşkun tarafından eğitim veriliyor. Öğrenciler, atık şişe, karton, sehpa, dolap gibi eşyaları boyayıp kaplayarak yaptıkları eserleri arkadaşlarının doğum günlerinde hediye olarak veriyor. Vildan Poyraz Coşkun, gazetecilere etkinliğin temel amacının çocuklara geri dönüşümü sevdirmek olduğunu söyledi. Geri dönüşüm kültürünün yaygınlaştırılması amacıyla atölyede çeşitli çalışmalar yürüttüklerini ifade eden Coşkun, şöyle konuştu: "Aslında çok basit şeyler yapıyoruz ama geri dönüşüm fikrini çocuklara aşılamak adına bunu onların çok hoşuna gidebileceği bir etkinliğe dönüştürdük. Maden suyu şişeleri, kağıtlar, plastikler gibi maddeler geri dönüşümde hayatını sürdüren ürünlerdir. Biz de özellikle cam şişeleri küçük sanatsal dokunuşlarla daha görünür, daha güzel hale getirerek, çocukların hayatına yeniden dahil ediyoruz. Çocukların, atıkların sanat eserine dönüşümünü gördüklerinde hayal dünyaları genişliyor. Buradaki amacımız sadece boyama yapmak değil. Çocuklarda 'Evdeki bir şeyi neye dönüştürebilirim?' fikrinin oluşması. Onların hayalleri uçsuz bucaksız. Biz sadece o hayallere kapı aralıyoruz." "Aileme ve arkadaşlarıma hediye ediyorum" Edebali Ortaokulu 5. sınıf öğrencisi Kardelen Kayacık ise cam şişe ve boş tenekeleri boyayıp geri dönüşüme kazandırdıklarını anlatarak, "Atılacak eşyaları değerlendirdik. Para harcamadan, el emeğiyle yaptığım ürünleri evimde sergiliyor, aileme ve arkadaşlarıma hediye ediyorum." diye konuştu. Atatürk İlkokulu 4. sınıf öğrencisi Melek Eylül Bulut da geri dönüşümde kullanılacak eşyaların atılmaması gerektiğini söyledi.
- "Tek elle" sarıldığı mesleğinde fotoğraf makinelerine hayat veriyor
Düzce'de yaşayan fotoğraf makinesi tamircisi Mehmet Akgün, 20 yıl önce geçirdiği kaza sonucu bir elini kaybetmesine rağmen çocukluk yıllarında çırak olarak başladığı mesleğini azim ve gayretle sürdürüyor. Mesleğe 41 yıl önce çırak olarak başlayan 56 yaşındaki Akgün, yaklaşık 20 yıl önce yüksek gerilim hattına kapılması sonucu bir elini kaybetti. Akgün, talihsiz kazanın ardından malulen emekli olmasına rağmen mesleğinden kopamadı. "Hikayelerin tanıkları" olarak tanımladığı fotoğraf makinelerine 41 yıldır hayat veren Akgün, çırak yetiştirememekten yakınıyor. "Sabır olmadan bu iş olmaz" Mehmet Akgün, mesleğini çok sevdiğini ve 41 yıldır keyifle sürdürdüğünü söyledi. Fotoğrafçılığın zor olduğu dönemlerde mesleğin içinde olduğunu anlatan Akgün, "İlk dönem filmli, ikinci dönem dijital, son dönem ise aynasız dönem. Eskiden zor şartlarda yapılan fotoğrafçılık, şimdiki dönemlerde dijitalin verdiği rahatlıkla yapılıyor." dedi. Akgün, sabır isteyen bir iş yaptığını, çırak yetiştirmekte zorlandığını dile getirerek, "Çok kez kardeşlerim, akrabalarım yanıma geldi işi öğrenmek için ama olmadı, yapmadılar. Sabır olmadan bu iş olmaz. Bir de maalesef maddiyat sorunu var. Bir makinenin tamiriyle günlerce uğraşıyorsun karşılığında belli bir miktar alıyorsun. Bu yüzden de meslekte yetişecek adam biraz zor." diye konuştu. Mesleğini 20 yıl önce kaza sonucu bir kolunu kaybetmesine rağmen yaşatmaya çalıştığını belirten Akgün, şunları kaydetti: "Kızımın kolyesi evimizin önünden geçen elektrik teline takılmıştı. Tedbir almama rağmen kolyeye almaya çalışırken yüksek gerilim hattına kapıldım. Bir yılı aşkın hastanede tedavi gördüm. Çok uğraştı doktorlar fakat elimi bilek hizasından kesmek zorunda kaldılar. Daha sonra emekli oldum fakat hayatın devamlılığı için mesleğimi sürdürmek zorundaydım. İlk zamanlar tek kolla çok zorlandım ama geliştirdiğim aparatlarla alıştım. Şimdi her türlü makineyi ne tür arızası olursa olsun tabiri caizse gözüm kapalı yaparım."
- Bu kafeyi "gülümseyen özel yüzler" ayakta tutuyor
Erzurum Büyükşehir Belediyesinin örnek projesi Gülümseyen Kafe, gülümseyen özel bireylerin emeğiyle işletiliyor. Büyükşehir Belediyesi tarafından hayata geçirilen projede, down sendromlu ve otizmli bireyler, garson olarak görev alarak hem çalışma hayatına katılıyor hem de sosyalleşme imkanı buluyor. Yakutiye ilçesindeki Olimpiyat Parkı'nda yaklaşık 2 yıldır hizmet veren kafede, misafirleri güler yüzleriyle karşılayan çalışanlar elde ettikleri gelirle aile bütçelerine de katkı sağlıyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından Doğu Anadolu'nun ilk Korumalı İş Yeri Belgesi verilen kafenin çalışan maaşları ise İŞKUR tarafından karşılanıyor. Proje, engelli bireylerin istihdam edilebilirliğine yönelik örnek uygulamalar arasında gösteriliyor. "Diğer engelli arkadaşlarına da idol oluyorlar" Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Zafer Aynalı, kurum olarak engellilere önemli hizmetler sunduklarını söyledi. Gülümseyen Kafe'de beş engellinin istihdam edildiğini ifade eden Aynalı," Bu kardeşlerimiz hem burada sosyalleşiyor hem de beşeri ilişkilerini geliştiriyor. Gelen müşterilerle hemhal oluyorlar, burada sohbet ediyorlar, iletişim kuruyorlar. Bir de diğer engelli arkadaşlarına da idol oluyorlar. Çünkü diğer engelli kardeşleri de engellilerin bu işi yapabileceğini buradaki arkadaşlarıyla gördükleri için onlara da bir motivasyon oluyor." dedi. Kafenin Doğu Anadolu'nun ilk korumalı iş yeri olduğunu belirten Aynalı, proje kapsamında çalışanların maaşlarının İŞKUR tarafından ödendiğini, proje sonlandıktan sonra Büyükşehir Belediyesi bünyesinde çalışmaların devam edeceğini kaydetti. Çalışmayla ilgili çok olumlu tepkiler aldıklarından bahseden Aynalı, şöyle devam etti: "Her şeyden önemlisi dualar alıyoruz. Anlatmakla değil, yaşamakla daha güzel anlaşıyor. Keşke gelip her gün, her saniyelerini yaşayabilsek, onları daha güzel anlayacağız. Engelli bireylere yönelik şu an çok önemli bir proje daha yapıyoruz. Kurulumu devam eden Bilim, Doğa, Eğitim Park Müzesi projemizin içinde çok büyük bir engelsiz yaşam merkezi oluşturuyoruz. Burası sadece engellilere hizmet eden bir yaşam merkezi değil. Aynı zamanda engelliler için mini bir hastane, mini bir okul, mini bir spor merkezi olacak. Biz iddialıyız ki Türkiye'nin engellilere dönük en donatılı, en fonksiyonel, en büyük projelerinden birisi olacak." Kazandığı parayla annesini umreye götürmek istiyor Kafede garson olarak çalışan down sendromlu Fatma Kisha ise çalıştığından dolayı çok mutlu olduğunu dile getirerek "Ben daha önce umreye gittim. Burada kazandığım paramı biriktirip annemi de umreye götürmek istiyorum." ifadesini kullandı. Down sendromlu Muhammet Haktan Özkılıç da çalışmayı sevdiğini anlatarak "Eğlencelere de katılıyorum. Evde de anneme yardım ediyorum. Çok mutlu oluyorum çalışınca." diye konuştu. Müşterilerden Ecenur Bozkurt ise kafeye merak edip geldiğini ve çok memnun kaldığını söyleyerek, "Çok güler yüzlüler. İşlerini çok güzel yapıyorlar. Onların güler yüzleri ile bizleri karşılamaları çok mutlu edici." değerlendirmesinde bulundu.
- Sudan korkan engelli genç kız, yüzmede 48 madalya kazandı
Gaziantep’te okullarda yürütülen “Yetenek Kaşifi Projesi” kapsamında keşfedilen doğuştan bedensel engelli genç kız, su korkusunu yenerek başladığı yüzmede aralarında Türkiye şampiyonluklarının da bulunduğu 48 madalya kazandı. Lütfiye ve Ercan Çoban çiftinin dört kız çocuğunun en küçüğü olan 16 yaşındaki Fatma Çoban, ailesinin desteğiyle eğitim hayatından kopmadı. Fatma’nın yaşamındaki dönüm noktası, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülen proje kapsamında antrenörlerin Şehit Tamer Cinpolat Ortaokulu’na gelmesiyle yaşandı. Suya girmekten büyük korku duyan Fatma, yapılan yetenek taraması sonrası antrenörlerin yönlendirmesiyle yüzme sporuna başladı. Kısa sürede önemli bir gelişim gösteren genç sporcu, katıldığı ilk şampiyonada 3 altın madalya kazanarak dikkatleri üzerine çekti. Bugüne kadar çok sayıda ulusal müsabakada yarışan Fatma Çoban, 100 metre serbest branşında Giresun ve Sivas’ta düzenlenen organizasyonlarda iki kez Türkiye şampiyonu oldu. Toplamda 48 madalya kazanan genç sporcu, hedefini milli takıma girerek olimpiyatlarda Türkiye’yi temsil etmek olarak belirledi. Fatma Çoban, ailede tek engelli birey olduğunu ve ortaokuldayken yapılan yetenek taramasıyla yüzmeye yönlendirildiğini anlattı. Yüzme antrenörü Elanur Atalay'ın kendisine çok destek olduğunu dile getiren Çoban, şöyle konuştu: "Yüzmeden çok korkuyordum, suya hiç girmemiştim. Hocam bana o kadar cesaret verdi ki 2 ayda yüzmeyi öğrendim. Sonra ilk resmi yarışma için Konya'ya gittik. Çok korkuyordum ama hocam ve ailemin destekleriyle 3 altın madalya kazandım. Bu madalyalar sayesinde diğer şehirlerdeki müsabakalara katılmaya hak kazandım. En son 2 yıl önce Giresun'da ve Sivas'ta düzenlenen 100 metre serbest stilde 2 defa Türkiye şampiyonu oldum. Her girdiğim yarışta emeğimin karşılığını almak için çok savaştım ve hala savaşmaya devam ediyorum." "Artık insanlar acıyarak bakmak yerine 'bu kız başarmış' diyorlar Yüzmenin öz güvenini artırdığını anlatan Çoban, "Artık insanlar acıyarak bakmak yerine 'Bu kız başarmış.' diyorlar. Bu his çok güzel bir şey. Ben kendi ayaklarım üzerinde durabiliyorum. Hedefim milli takıma girip olimpiyatlarda ülkemi temsil etmek. Ay yıldızlı bayrağımızı dalgalandırıp İstiklal Marşı'mızı okutmak istiyorum. Ailemin, antrenörümün, Büyükşehir Belediyesi Fatma Şahin’in bana verdiği desteklerle bu hedef için elimden gelen her şeyi yapacağım." diye konuştu. Engellilere tavsiyelerde bulunan Çoban, "Kimsenin ne dediğini, ne düşündüğünü umursamayın en büyük engel fiziki engel değil kalplerdeki engellerdir. Ben bir şeyler başararak o engellerin de aşılabileceğine inanıyorum." diye konuştu. "Hepimize ilham verecek ışık gördük" Büyükşehir Belediyesi yüzme antrenörü Elanur Atalay da Fatma Çoban'la 2021'de Yetenek Kaşifi Projesi sayesinde tanıştıklarını belirterek, "Aramızda bir bağ oluştu, sürece karşılıklı güvenle başladık. Su korkusu çok yüksekti ama güzel sonuçlar almaya devam ediyoruz. Fatma'da hepimize ilham verecek bir ışık gördük. Çok azimli ve inançlı, ailenin de çok büyük katkısı var. Haftanın 6 günü okula gidip, yüzmeye gelmek kolay değil. Biz 4 senedir haftanın 6 günü antrenman yapıyoruz." ifadelerini kullandı. Sporcunun kısa sürede önemli madalyalar kazandığını kaydeden Atalay, "Başarılarının bu kadar yüksek olacağını açıkçası biz de tahmin etmiyorduk, bize umut oldu. Hiç bırakmadık, şu anda milli takımın kapısını çalıyoruz. İnşallah hedefimiz önce milli takım, sonra Avrupa'da ay yıldızlı bayrağımızı, ülkemizi, Gaziantep'i temsil etmek istiyoruz." dedi. Anne Lütfiye Çoban ise kızının her başarısında gözlerinin dolduğunu söyledi. Çoban, "Kendi ayakları üzerinde durabilmesinin mutluluğu anlatılamaz. Çok emek veriyor, bıkmadan, yorulmadan sürekli antrenmana geliyor. Okulla sporu aynı ayda yapıyor. Okulda da çok başarılı. Fatma yüzmeye başladıktan sonra kendine daha çok güvenmeye başladı, öz güveni daha da arttı." şeklinde konuştu.
- Yorgancı Şerafettin dede 72 yıldır iğnesini elinden bırakmıyor
Kastamonu'da yaşayan Şerafettin Küçükbulut, yorgancılık mesleğini ilerleyen yaşına rağmen devam ettiriyor. Kentte 1953 yılında bir yorgancının yanında çalışmaya başlayan 84 yaşındaki Küçükbulut, 1956-58 yıllarında İstanbul Kadiköy'de başka bir yorgancının yanında çalıştı. Daha sonra tekrar memleketine dönen Küçükbulut, aynı yıl kendi dükkanını açtı. "Şerafettin dede", iğne ve ipliğiyle 72 yıldır dolgusu pamuk veya yün olup bölgede hala talep gören saten yorganları titizlikle işliyor. Şerafettin Küçükbulut, AA muhabirine yaptığı açıklamada, köyde doğduğunu, çalışmak için kente geldiğini, Kastamonu ve İstanbul'da mesleğin inceliklerini öğrenerek üç çocuk büyüttüğünü anlattı. Yaklaşık elli yıldır aynı dükkanda çalıştığını belirten Küçükbulut, şöyle devam etti: "Yorgancı hocalarımın biri Trabzonlu, biri Çatalzeytinliydi. Kalfa olarak Trabzonlu yorgancının yanına gittim. Onun dükkanında yorgan dikmeye başladım. Bana yorgan başına para ödüyordu. Daha sonra 1956'da İstanbul'a gittim, Kadıköy'de 2 yıl çalıştım. Daha sonra bir bayramda köye geldim. 'Ben İstanbul'da dükkan açacağım' dedim. Ailem 'Bizi burada yalnız bırakma, biz sensiz ne yaparız' dediler. Ben de bu sözün üzerine 1958 yılında Kastamonu'da dükkan açtım. Şu anki dükkanıma ise 1977'de taşındım. 1977'den beri aynı dükkanda devam ediyorum." 72 yılda 22 yorgan ustası yetiştirdi Çalıştığı 72 yıllık sürede 22 yorgan ustası yetiştirdiğini ifade eden Küçükbulut, "Bunlardan ikisi oğlum. Dördünü de çocuk yetiştirme yurdundan aldım. Yetiştirdiğim ustalardan üçü rahmetli oldu. Bu mesleği halihazırda devam ettirmeye çalışıyorum." diye konuştu. Yetiştirdiği ustaların kendisini çok sevdiğini, iyilik yapanın iyilik bulduğunu dile getiren Küçükbulut, müşterilerinin de yaptığı yorganlardan memnun kaldığına işaret ederek şunları kaydetti: "Benim diktiğim yorganlar garantilidir. Benim işim memnun etmektir, diktiğim yorganlara garanti vermektir. Benim diktiğim yorganlar sökülmez, uzun ömürlüdür. Bozulmaz ve ezilmez. Müşterilerim beni sever, ben müşterilerimi severim. Kastamonu, İstanbul ve Ankara'dan müşterilerim var. Bu mesleğe devam ediyorum. Mesleğimi seviyorum, mesleğimi bırakmak istemiyorum." Evlenecek kişilere indirim yaptığını belirten Küçükbulut, eskiden yorganı alana gelinlik hediye ettiğini, yorgan alanlardan bebeği olduğunu öğrendiklerine de yaptığı küçük yorganları hediye ettiğini söyledi. Sağlığının yerinde olduğunu, sağlığı elverdiği sürece de mesleğini sürdüreceğini vurgulayan Küçükbulut, işini severek ve sabırla yapanların, hiçbir zaman sıkıntı çekmeyeceklerini sözlerine ekledi.
- İngilizce dersini projelerle anlatan öğretmene çifte uluslararası ödül
Bursa'da yürüttüğü projelerle öğrencilerine İngilizceyi öğreten 13 yıllık öğretmen Filiz Balçık Taç, Hindistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nde (BAE) düzenlenen iki ayrı organizasyonda ödüle layık görüldü. Yıldırım Ticaret Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde görev yapan Taç, meslek hayatında kolej, köy okulu ve birçok meslek lisesinde öğrenci yetiştirdi. Öğretmen Taç, bu süreçte öğrencilerinin dil öğrenmesine katkı sağlamak, sosyal gelişimlerine destek vermek ve uluslararası projelerle onların yurt dışına çıkıp farklı ülkeleri görebilmeleri için Erasmus ve eTwinning projeleri yürüttü. Hayata geçirdiği projelerle uluslararası organizasyonlara katılan Taç, Hindistan'da "eğitimin nobeli" olarak anılan, 110 ülkeden 20 binden fazla öğretmenin başvurduğu Global Education Fest 2025'te "Küresel Öğretmen Ödülü"nü aldı. Hindistan'daki ödülü kasımda düzenlenen törenle verilen Taç, ayrıca BAE'nin başkenti Dubai'deki "Küresel Eğitim Ödülleri" organizasyonunda da "yılın öğretmeni" seçildi. Taç, Dubai'deki ödülünü 9 Ocak'ta düzenlenecek törenle alacak. "Ülkemizin eğitim sistemini onlarla paylaşabilmek benim için çok anlamlıydı" Filiz Balçık Taç, AA muhabirine, öğrencilerinin bu dili kullanmalarına vesile olmasının kendisi için değerli olduğunu söyledi. Yaptığı projelerle öğrencilerinin yurt dışında farklı uluslarla bir araya gelmelerine olanak sağladığını belirten Taç, şöyle konuştu: "Bu tarz projeler, öğrencilerimin özellikle İngilizceyi öğrenirken 'Ben bu dili nerede kullanabilirim, neden öğreniyorum?' şeklindeki kendi içlerinde yaşadığı çelişkileri önlemek adına çok değerli. Çünkü öğrencilerim yabancı kişilerle farklı ülkelerdeki akranlarıyla bir araya gelerek İngilizceyi kullanma fırsatı buluyor. Aynı zamanda ünitelerde işlediğimiz konuları farklı ülkelerdeki kişilerle kullanma fırsatı buluyorlar. Haliyle hem kendilerini hem de dillerini geliştiriyorlar." Taç, ödül sürecine de değinerek, "Yaptığım çalışmalar doğrultusunda meslek olarak 13 yılımı tamamladıktan sonra global bir öğretmen ödülüne başvurdum. Bu küresel öğretmen ödülü kapsamında çalışmalarımı, daha önceki deneyimlerimi, neler yaptığımı başvuru formumda doldurdum." dedi. Bu ödül çerçevesinde Türkiye'yi Hindistan'da temsil etme fırsatı bulduğunu anlatan Taç, şunları kaydetti: "Delhi'de gerçekleşen bu ödül kapsamında birçok farklı ülkeden, birçok farklı milletten öğretmen bir arada olduk. Okulumu, ülkemi temsilen bu değerli ödülü almaya hak kazandım. Birçok farklı ülkeden eğitimciyle bir araya gelerek çalışmalarımızı, yaptığımız uygulamaları karşılıklı olarak anlatarak keyifli çalışma gösterdik. Ülkemi, bayrağımı, çalışmalarımı oradaki insanlarla paylaşabilmek, oradaki kişilere bunları anlatabilmek, ülkemizin eğitim sistemini onlarla paylaşabilmek benim için çok anlamlıydı." Taç, 110 ülkenin katıldığı organizasyonda ödül aldığı için gururlandığını dile getirerek, "Orada Vietnam, Polonya, Hindistan, Türkiye, Gürcistan gibi ülkeler bayraklarını ve eğitim sistemlerini temsilen bulunmaktaydı. Ben de Türkiye'yi temsilen orada bulundum. Benim için gurur vericiydi. Başvuru aşamasında ödül alacağıma inanıyordum. Çok çalışma gerçekleştirdim ve bu çalışmalar doğrultusunda yaptığım işin, verdiğim emeğin farkındaydım ama bu kadar fazla başvurunun arasında böyle bir sonuç almak çok değerliydi." ifadelerini kullandı. Öğretmen Taç, ayrıca BAE'nin başkenti Dubai'deki "Küresel Eğitim Ödülleri" organizasyonunda da "yılın öğretmeni" seçildiği için mutlu olduğunu, ödülünü 9 Ocak'ta Dubai'de düzenlenecek törenle alacağını sözlerine ekledi.
- Kanserle mücadele sürecinde başladığı glütensiz gıda üretimini kafeyle mesleğe dönüştürdü
Adana'da 56 yaşındaki Nebahat Güneşer, beyin kanseriyle mücadele sürecinde evinde kendisi için başladığı glütensiz gıda üretimini, kızıyla açtığı kafede sürdürüyor. Halk eğitim merkezinde usta öğreticilik yapan Güneşer'e, kulak ağrısı şikayetiyle gittiği hastanede 2012'de beyin kanseri teşhisi konuldu. Geçirdiği ameliyatların ardından ilaç tedavisi uygulanan Güneşer, rahatsızlığı nedeniyle işini bırakmak zorunda kaldı. Güneşer, bu süreçte beslenmesine de dikkat ederek evinde kendi ekmeğini yapmaya başladı. Evinin mutfağında glütensiz ekmeğin yanı sıra farklı yiyeceklerin yapımını da öğrenen Güneşer, 2018'de hem kendini geliştirmek hem de farklı ortamda vakit geçirmek amacıyla bir fırında yaklaşık bir yıl ekmek ustası olarak çalıştı. İş yerinde 10 kişiye istihdam sağlıyor Güneşer, rahatsızlığının çalışmasına engel olmamasıyla 2019'da kendi işini kurmaya karar vererek merkez Çukurova ilçesi Güzelyalı Mahallesi'nde açtığı iş yerinde glütensiz ekmek yapmaya başladı. Her geçen gün yaptığı ekmeklere talebin artmasıyla Güneşer'e destek dış ticaret uzmanı olarak çalışan 31 yaşındaki kızı Cansın Or'dan geldi. Güneşer, işinden istifa eden kızının da desteğiyle iş yerini 2022'de kafe olarak düzenledi. Dünya Bankası koordinatörlüğünde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca yürütülen Sosyal Girişimcilik, Güçlendirme ve Uyum (SEECO) projesiyle kafesine 2024'te ekipman desteği de alan Güneşer, kızı ve istihdam sağladığı 10 kişiyle glütensiz beslenmek isteyenlere özel yiyecekler yapıyor. Rahatsızlığıyla ilgili ilaç tedavisi devam eden Güneşer, yaptığı glütensiz ekmekten baklavaya, katmerden keke, simitten kurabiyeye kadar çok sayıda yiyeceği kentin yanı sıra sosyal medya hesabı üzerinden aldığı siparişlerle Türkiye'nin çok sayıda iline gönderiyor. "İnsanlar buraya reçeteyle geliyorlar" Nebahat Güneşer, kendi için başladığı glütensiz yiyecek yapımının mesleği haline geldiğini söyledi. Evinin mutfağında başlayan yolculuğunda bugün çok sayıda hastaya dokunur hale geldiğini anlatan Güneşer, şöyle konuştu: "İnsanlar buraya reçeteyle geliyorlar. Şeker, kanser, bağırsak problemi yaşayan, böbrek yetmezliği olan hastalara özel üretimler yapıyorum. İnsanların burada şifa bulması beni mutlu ediyor. Mutlu oldukça da daha fazla üretim yapıyorum. Sağlığına kavuşmak isteyenlere karşı kendimi sorumlu hissediyorum. Hem kendim sağlıklı besleniyorum hem de benim gibi rahatsızlık geçirenlere güzel bir yol gösterdiğimi düşünüyorum." Güneşer, işini severek sürdürdüğünü ve her geçen gün de yaptıkları yiyeceklere talebin arttığını dile getirdi. "Hayalimizi gerçekleştirdik" Cansın Or da iş yerinde annesinin üretim, kendisinin de işletme kısmıyla ilgilendiğini anlattı. Annesiyle iş yapmanın kendisini mutlu ettiğini belirten Or, şunları kaydetti: "Annemle çalışmak istedim çünkü çok güzel bir girişimde bulundu ve hayallerini gerçekleştirdi. Ben de ona destek olmak istedim. Çok mutluyum çünkü hayalimizi gerçekleştirdik. Müşterilerin kapıdan çıkarken gösterdikleri güleryüz, emeklerimizin karşılığını aldığımızı gösteriyor. Önemli olan yaptığımız işin geri dönüşünü almak. İyi ki mesleğimden istifa edip bu işi yapmışım."
- Vanlı arıcı Dubai'ye 16,5 ton petek bal gönderdi
Van'da arıcılık yapan 47 yaşındaki Halil Tandoğan, devlet desteğiyle kurduğu bal paketleme, işleme ve depolama tesisinde hazırlanan 16,5 ton balı Dubai'ye gönderdi. Yaklaşık 75 yıl önce arıcılığa başlayan Tandoğan ailesinin üçüncü kuşak temsilcilerinden 4 çocuk babası Halil Tandoğan, iki yıl önce Tarım ve Orman Bakanlığının Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklemesi Programı'ndan hem bina hem de makine desteği aldı. Ata mesleği arıcılığı devlet desteğiyle daha da geliştiren Tandoğan, Van Organize Sanayi Bölgesi'nde 5 bin metrekare alana, günlük 4 ton bal işleme ve paketleme kapasitesine sahip tesis kurdu. Yöredeki arıcılardan toplanan balı tesiste hem petek halinde hem de süzülerek paketlenmesini sağlayan Tandoğan, 20 kişiyi de istihdam etti. Geçen yıl siparişle iç piyasanın yanı sıra ABD, Almanya ve Yemen'e bal gönderen Tandoğan, bu yıl hasat edilen 16,5 ton petek balı gümrük işlemlerinin ardından tırla Dubai'ye gönderdi. "Dubai'ye birinci sınıf, kaliteli bal gönderdik" Tandoğan, Van balının uluslararası pazardaki bilinirliğini artırmak istediğini söyledi. Tesisini büyüterek ekonomiye ve istihdama daha çok katkı sunmayı amaçladığını belirten Tandoğan, şunları kaydetti: "Tesisimiz 5 bin metrekare alana kurulu. Tarım ve Orman Bakanlığının Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklemesi Programı kapsamında projemizi hayata geçirdik. Bölgenin en büyük bal paketleme, işleme ve depolama tesislerinden biri konumundayız. Kolilediğimiz 16,5 ton balı tıra yükleyerek Dubai'ye gönderdik. Gümrük memurlarının balımızdan aldığı numuneler laboratuvara gönderildi ve sonuçlar onaylandı. Balda herhangi bir sorun yok. Dubai'ye birinci sınıf bal gönderdik. Dubai ile yaklaşık 250 ton yani 20 tıra denk gelen bir anlaşmamız daha var. Heyecanlıyız. Bunun devamı gelecek. Ülkemize döviz kazandıracağız. Aynı zamanda arıcı arkadaşlarımız da bundan fayda görecek." Tesisin 2 ton petek, 2 ton da süzme bal işleyecek kapasiteye sahip olduğunu anlatan Tandoğan, şöyle konuştu: "Kendi üretimimizin dışında bölgemizde analiz değerlerine uygun üretim yapan arıcılardan topladığımız balı işleyip paketliyoruz. Yılın ilk ihracatını yaptık. Ticaret kısa bir koşu değil, bir maraton. Pazarımızı büyütmek için her gün yeni şeyler katmaya çalışıyoruz. Doğru pazar bulunduğunda üretici daha çok üretecek, pazar sorunu yaşamayacak. Bu, tüm sektör için büyük bir kazanç olacak. Tesisimizde 20 kişi çalışıyor. Ürettiğimiz ve topladığımız sertifikalı balları analizden geçtikten sonra paketliyoruz. Gıda yönetmeliğine uygun bir şekilde hazırlanan ürünleri etiketledikten sonra pazara sunuyoruz."
- Muşlu kadın girişimci kurduğu tesiste günlük 10 ton süt işliyor
Muş'ta devlet desteğiyle süt işleme tesisi kuran kadın girişimci, günlük 10 ton süt işleyerek ekonomiye katkı sağlıyor. Doğu Anadolu Kalkınma Ajansından (DAKA) 2012'de ekipman desteği alan lise mezunu Ayşegül Meriç (41), Muş-Bingöl kara yolunun 15. kilometresinde süt işleme tesisi kurdu. Bu sayede hayallerini gerçekleştiren Meriç, eşinin de yardımıyla lor, beyaz peynir, otlu peynir, kaşar, kolot peyniri ile tereyağı, yoğurt ve ayran üretimine başladı. Tesisinde gece gündüz çalışan Meriç, Muş'un köylerinden ve çiftliklerden toplanan günlük 10 ton sütü işleyerek üretim yapıyor. Bu ürünleri çevre şehirlere ve Karadeniz Bölgesi'ndeki illere pazarlayan Meriç, işini daha da büyüterek ülke genelinde markalaşmayı hedefliyor. Meriç, devlet desteğiyle kurduğu süt işleme tesisinde birçok ürün ürettiğini söyledi. Hayalini kurduğu işi yapmanın mutluluğunu yaşadığını dile getiren Meriç, "Ürünleri Muş'un çevresindeki illere pazarlıyoruz. 12 yıldır Karadeniz Bölgesi'ne kolot peynirimizi ve tereyağımızı gönderiyoruz. 2012'de DAKA'nın ekipman desteğiyle tesisi kurdum. Eşim bana destek oluyor, beraber üretim yapıyoruz. Girişimci bir kadın olarak zorlanıyorum çünkü süt işleme çok zor bir iş. Gecemiz, gündüzümüz, tatilimiz yok. Tüm zamanımızı işimize ayırıyoruz. Zorlukları var ama işimizi severek yapıyoruz." diye konuştu. "Ekonomiye katkı sunduğum için çok mutluyum" İşini daha da büyütmeyi ve ülke genelinde üretim yapmayı çok istediğini belirten Meriç, şunları kaydetti: "Ürünlerimiz tamamen doğal, katkı maddesi kullanmıyoruz. Devletin destekleri olmasa bu işi kuramaz ve ilerletemezdik. Burada 10 kişiye istihdam sağlıyoruz. Desteklerinden dolayı DAKA'ya teşekkür ederim. Tesisimizi büyütmeyi düşünüyoruz. Eşim de bizi destekliyor. Her zaman yanımda olan eşime minnettarım. İşe sabah erken saatlerde başlıyoruz. Sütümüzü Muş'un köylerinden ve çiftliklerden alıyoruz. Tesiste günde 10 ton süt işliyoruz. Bunun yüzde 60'ından peynir çeşitleri, geri kalanından yoğurt ve ayran yapıyoruz. Kurduğumuz modern tesiste ilimizin ekonomisine katkı sunduğum için çok mutluyum. İnşallah daha ileri gideceğiz." Mustafa Meriç de "Eşim devlet desteğiyle güzel bir süt işleme tesisi kurdu. Ben de kendisine yardımcı oluyorum. Üretilen ürünleri çevre illere gönderiyoruz. Eşim örnek bir girişimci." dedi.











