top of page

Bu sitede ara

Boş arama ile 1150 sonuç bulundu

  • İzmirli öğrenciler dünyayı geride bıraktı! Depreme dayanıklı yapı tasarımıyla ABD'de tarihi başarı

    İzmir Katip Çelebi Üniversitesi'nin 9 öğrencisinden oluşan Sismik Takımı, ABD'de düzenlenen uluslararası deprem mühendisliği yarışmasında 49 üniversiteyi geride bırakarak dünya birincisi oldu. Öğrencilerin geliştirdiği yapı modeli, gerçek deprem kayıtlarının uygulandığı sarsma tablasında test edildi. İzmir Katip Çelebi Üniversitesi bünyesinde yer alan ve inşaat mühendisi öğrencilerinden oluşan Sismik Takımı, ‘depreme dayanıklı yapı tasarım’ projesi geliştirdi. Ekip, bu proje ile 13-17 Temmuz tarihlerinde Amerika Birleşik Devletleri’nin Oregon eyaletine bağlı Portland şehrinde düzenlenen EERI SDC 2026’ya (Deprem Mühendisliği Araştırma Enstitüsü Sismik Tasarım Yarışması) katıldı. Yarışma kapsamında, tasarlanan çok katlı bina maketleri gerçek deprem ivmelerini simüle eden sarsma tablası üzerinde test edildi. Yapının iki farklı deprem simülasyonuna dayanıklılığının yanı sıra sönümleyici tasarımı, sayısal modelleme tahminleri, maliyet analizi, mimari estetik ve teklif dosyası sunumları da jüri tarafından değerlendirildi. Proje, değerlendirmelerin ardından dünyanın çeşitli ülkelerinden katılan 49 üniversiteyi geride bırakarak dünya 1’incisi seçildi. Ekip, elde ettiği bu başarıyla yarışma tarihinde şampiyon olan ilk Türk takımı unvanını kazandı. Projeye dair bilgilendirmelerde bulunan İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Hasan Emre Demirci "Deprem Mühendisliği Araştırma Enstitüsü’nün 23 yıldır düzenlediği uluslararası bir yarışma. Yarışmaya Amerika, Kanada, Avustralya, İngiltere, Avrupa ve Uzak Doğu ülkeleri başta olmak üzere dünyanın en iyi üniversitelerinden katılan takımlar yer alıyor. Buradaki temel amaç, her sene paylaşılan teknik şartnameye uygun olarak proje geliştirmek ve bu projeyi bir makete dönüştürmek. Ayrıca yapılan maketin sayısal modellemelerle tahmin edilmesi gereken durumları var. Bunlar yapı ivmesi, yapı deplasmanı gibi değerlerdir. Bu değerlerin tahmin edilmesi, ardından projenin mimari ve estetik açıdan düzgün bir şekilde geliştirilmesi gerekiyor. Orada yaptığımız maket aynı zamanda sarsma tablası deneylerine tabi tutuluyor. Aslında deprem simülasyonu sağlayan bir sistemdir. Yapıya tek bir deprem değil, iki farklı deprem simülasyonu uygulanıyor. Bu iki deprem altında yapınız ayakta kalırsa testi geçmiş oluyorsunuz" diye konuştu. Yapıya gelen deprem etkilerini azaltmak için sönümleyicilerin de tasarlandığını ifade eden Demirci, "Sönümleyici, yapı üzerine konumlandırılan bir alettir. Depremden gelen ivmeleri ve yapı deplasmanlarını azaltarak binaya, kolonlara ve taşıyıcı elemanlara gelecek kuvvetleri düşürür. Biz de yarışma kapsamında yenilikçi bir sönümleyici tasarladık. Öğrencilerimiz henüz mezun olup mühendislik unvanını almadan yapı tasarımı projesinde yer alıyorlar. Stres, zaman yönetimi ve karşılaştıkları birçok problemi bu projenin içinde öğrenip deneyimliyorlar" dedi. 'Türkiye’de birincilik alan ilk üniversite olduk' "Depremin büyüklüğünden ziyade, geçmişte yaşanmış depremlerin ivme-zaman kayıtları sarsma tablasına veriliyor" diyen Demirci, şunları kaydetti: "Bu sarsma tablasında, San Francisco depremi kayıtları kullanılabiliyor. Türkiye’de ve dünyada depremleri ölçen istasyonlara gelen ivme-zaman kayıtları yapıya aktarılıyor ve gerçek bir deprem altında yapının nasıl davrandığına bakılıyor. Yarışmada daha önce Türkiye’den birincilik alan hiçbir üniversite olmamıştı. Bunu biz başardık ve ülkemizi gururla temsil ettik. Bu da bizi çok mutlu etti. Biz bir deprem ülkesiyiz ancak Kaliforniya, İtalya veya Yunanistan gibi dünyada deprem riski yüksek başka bölgeler de var. 9 öğrencimle beraber bir sene boyunca gece gündüz demeden, çok yoğun bir tempoda çalıştık. Asıl emek öğrencilerimizin. Çünkü burayı ev bilerek çalıştılar ve sonunda ülkemize ile üniversitemize bu başarıyı getirdiler. Onlarla gurur duyuyoruz." 'Tarifsiz bir mutluluktu' İki senedir yarışmaya katılan takım kaptanı mühendislik bölümü öğrencisi Muhammet Haktan Korkmaz, "Yaklaşık 10-11 ay süren, çok güzel ve heyecanlı bir çalışma dönemi geçirdik. Bu süreçte verdiğimiz emeği bir başarıyla taçlandırmak çok önemliydi. Bizi en çok mutlu eden şey, bu kadar kişinin desteğinin ve beklentisinin karşılığını verebilmek oldu. Hepimizin tek bir amacı vardı, birinci olmak. Yarışma anındaki heyecanımız tarif edilemezdi. Yarıştığımız rakipler çok ciddi üniversitelerdi. Biz görece daha yeni bir üniversite olduğumuz için belki de birçok kişinin yapamayacağımızı düşündüğü bir konumdaydık. Aralarında çok köklü kurumların da yer aldığı yaklaşık 49 üniversite arasından böyle bir başarı elde etmek tarifi mümkün olmayan bir duygu. Arkadaşlarımla sarılırken bir an arkama döndüm, 500 kişinin bizi ayakta alkışladığını gördüm. Tarifsiz bir mutluluktu" cümlelerine yer verdi. 'Zorluklar yaşadık, omuz omuza vererek çözüm bulduk' Sürecin zorlu olduğunu ve çeşitli zorluklarla karşılaştıklarını ifade eden mühendislik bölümü 4’üncü sınıf öğrencisi Ayça Dervişoğlu, "Arkadaşlarımızla omuz omuza vererek hepsine bir çözüm bulduk. Çok yorucu bir dönem olsa da disiplinli ve planlı bir şekilde çalışarak tüm zorlukların üstesinden geldik. Türkiye’ye böyle güzel bir ödül getirmek hem bizi hem de ailelerimizi çok gururlandırdı. Okulumuz da bu süreçte bize büyük destek sağladı. Yarışma bize mesleki açıdan çok şey kazandırdı. Önümüze çıkan bir projede sorunlarla karşılaştığımızda bunları nasıl çözmemiz gerektiğini bizzat tecrübe ettik. Ödülün ötesinde, hayatımızı belki de değiştirecek çok büyük bir deneyim kazandık. Çok mutlu ve gururluyuz" diye vurguladı. Makette kullandıkları, bulunması çok zor olan bir malzemenin olduğunu ve yarışmaya az bir süre kala bu malzemeyle ilgili sıkıntı yaşadıklarını belirten Dervişoğlu, şöyle devam etti: "Pes etmeyip çözümü kendimiz ürettik. Büyük parçaları alıp tek tek keserek ihtiyacımız olan malzemeyi kendi imkanlarımızla hazırladık. Binamızı zamanında ve eksiksiz bir şekilde tamamlamayı başardık. Yarışma alanında da diğer üniversitelerden gelen katılımcılar, binamızdaki el işçiliğini görünce çok şaşırdılar ve çalışmamızı çok beğendiler."

  • Memleketine kurduğu atölyede 28 kişiye istihdam sağladı

    Van'ın Erciş ilçesinde yaşayan Yunus Çakar, memleketine kurduğu mobilya üretim atölyesinde 28 kişiye istihdam sağladı. Van'ın Erciş ilçesinde yaşayan Yunus Çakar, memleketine kurduğu mobilya üretim atölyesinde 28 kişiye istihdam sağladı. 20 yıl önce başlamış olduğu mobilya üretim işini geliştiren Yunus Çakar, 2025 yılında Erciş Organize Sanayi Bölgesinde mobilya üretim atölyesi kurdu. Bin 600 metrekare kapalı alan üzerinde üretim yapan Çakar, 15 kişiyle başlamış olduğu işini geliştirerek 28 kişiye iş ve istihdam sağladı. Erciş ve Van başta olmak üzere Doğu Anadolu Bölgesine hitap eden Çakar, işini geliştirerek yurt dışına da ihracat yapacak projeler üzerinde çalışıyor. Ercişli olduğunu ifade eden Yunus Çakar, "2025 yılında bu işletmeyi kurduk. 15 kişi çalışanla başladık şu anda 28 kişiyle işlem görüyoruz. 15 kişi fabrikada, 13 kişi sahada çalışıyoruz. Yaptığımız işleri sadece Erciş'te değil, Erciş dışına da satışını yapıyoruz. Amacımız ithalatla beraber ihracata yönelmek, daha büyük kazançlar elde etmek, memleketimize katkı sağlamak, daha çok personelle çalışmak. Yeni projelerimiz var. Yeni projelerimize atacağımız imzalarla beraber personel sayımız 50'ye yükselecek, istihdam sayımızı artıracağız. Ülkemize katkı sağlamak için buradayız biz. Haftalık 4 blok, 20 daireden 80 tane dolap çıkartılıyor Tırlara yüklenip gönderiyor, sahadaki personellerimiz kurarak montaj ediyorlar" dedi. Çalışan Yunus Çağrı Gürbüz ise "Daha önceleri birçok kez il dışına çalışmalara gidiyorduk. Şu anda olduğumuz Organize Sanayi Bölgesindeki yatırımcıların, fabrikaların açılmasından dolayı çok güzel bir istihdam sağlanıyor ve iş imkanları çok artmaya başladı. Fabrikaları yapan yatırımcılara çok teşekkür ederiz. Daha dışarıya çıkmıyoruz. İlçemizde ailemizin yanında güzel bir şekilde çalışmaya devam ediyoruz" dedi.

  • Bandırma’da unutulmaya yüz tutan mirası iki girişimci kadınla geleceğe aktarılıyor

    Balıkesir’in Bandırma ilçesinde yaşayan Ayşe Çınar ve Hülya Sert, geleneksel Türk el sanatlarının en önemli simgelerinden biri olan el dokuma halıcılığını yaşatmak için örnek bir mücadele veriyor. Unutulmaya yüz tutmuş bu kültürel mirası gelecek nesillere aktarmayı hedefleyen iki usta kadın, kurdukları tezgâhlarda çocuklara ve gençlere ilmek atıp desen kodlamayı öğretiyor. Yaklaşık 30 yıldır el sanatlarıyla ilgilenen Ayşe Çınar, dekoratif el sanatlarının ardından kilim ve halı dokumaya yöneldiklerini belirterek, geleneksel sanatlara sahip çıkmak amacıyla çalışmalar yaptıklarını söyledi.Çınar, "Ben ev sanatlarıyla 30 yıldır uğraşıyorum. Dekoratif el sanatlarından kilim dokumaya geçiş sağladık. Tarihi ve kültürel sanatlarımıza sahip çıkmak adına Bandırma’da böyle bir akım oluşturduk. Güzel ilgi ve alaka gördük" dedi.Halı ve kilim dokuma üzerine farklı projeler geliştirmek istediklerini belirten Çınar, dokuma sanatının yalnızca bir üretim olmadığını, insanların duygularını da ilmeklere işlediğini ifade etti. Bandırma’da unutulmaya yüz tutan mirası iki girişimci kadınla geleceğe aktarılıyor Halı dokuma sürecinin belirli aşamalardan oluştuğunu anlatan Çınar, "İlk başta ilmek atmayı bilmek gerekiyor. İlmek atmayı bildikten sonra temel aşamaları var. Ön ve arka telleri ayırıyoruz, daha sonra düğüm atıyoruz ve atkısını atıyoruz. Bu şekilde aşamalar halinde eğitimini veriyoruz ve gösteriyoruz" diye konuştu. Bandırma’da unutulmaya yüz tutan mirası iki girişimci kadınla geleceğe aktarılıyor Dokunan halılarda farklı figürlerin de oluşturulabildiğini belirten Çınar, Atatürk silüetinin işlendiği çalışma hakkında ise "Oluşturmak, olgunlamak ve yerleştirmek zor ama halıyı dokurken her ilmeğe duygularınızı, hislerinizi ve yaşadığınız o anı yüklüyorsunuz" ifadelerini kullandı. Bandırma’da unutulmaya yüz tutan mirası iki girişimci kadınla geleceğe aktarılıyor Yaklaşık 6 yıldır halı dokuma alanında çalışmalar yapan Hülya Sert ise geleneksel motifleri yeni nesillere öğretmeye çalıştıklarını söyledi. Sert, "Halı dokuyoruz. İlmeklerimizi desen kâğıdındaki karelere göre buraya tek tek işlemeye çalışıyoruz. Maalesef günümüzde artık el dokuma halısı yok denecek kadar az" diye konuştu. Bandırma’da unutulmaya yüz tutan mirası iki girişimci kadınla geleceğe aktarılıyor Gençlerin geleneksel Türk motifleriyle tanışmasını istediklerini belirten Sert, çocuklara yönelik eğitimler de verdiklerini ifade ederek, "Biz de istiyoruz ki gençlerimiz bunlarla tanışsınlar. Geleneksel Türk motifleriyle hemhal olsunlar. İlk etapta öğrenci tezgâhlarımız var. Çocuklarımıza ilmek almayı, desen kodlamayı öğretmeye çalışıyoruz. Daha sonra ilerlediklerinde bu işi öğrendiklerinde el emeğiyle dokumaya dahil ediyoruz" dedi. Sert, vatandaşların dokuma sürecine katılmasını sağlamak amacıyla ortak bir halı çalışması başlattıklarını belirterek, "Büyük bir tezgâh kurduk. İnsanlar gelip geçerken bir ilmek atsın ve hatırası olsun istedik. Bandırma’ya ait bir halı olsun istiyoruz" ifadelerini kullandı. Bandırma’da unutulmaya yüz tutan mirası iki girişimci kadınla geleceğe aktarılıyor Geleneksel halı dokuma sanatının yaşatılması için çalışmalarını sürdüren Ayşe Çınar ve Hülya Sert, gelecek nesillerin bu kültürel mirası tanıması ve devam ettirmesi için daha fazla kişinin dokuma tezgâhıyla buluşmasını amaçlıyor.

  • Devlet desteğiyle yıllık 430 ton süt üretim kapasiteli tesis kurdu

    Karabük'te yaşayan Yusuf Gökçe, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumundan (TKDK) aldığı 18,2 milyon lira destekle yıllık 430 ton süt üretim kapasiteli tesis kurdu. İstanbul'da serbest meslekle uğraşan 41 yaşındaki Yusuf Gökçe, hayvancılık yapmaya karar vererek 10 yıl önce memleketi Karabük'ün Eflani ilçesine bağlı Hacıağaç köyüne geldi. Yaklaşık 2 yıl önce TKDK'ye sunduğu proje kabul edilen Gökçe, 18,2 milyon lira destek almaya hak kazandı. Gökçe, 9 dönümlük alanda tesis kurdu. Tesiste bu ay itibarıyla 70 gebe simental ile faaliyete başlandı. Süt ve damızlık buzağı yetiştirilecek tesis, yıllık 430 ton süt üretim kapasitesine sahip. "TESİS AVRUPA BİRLİĞİ STANDARTLARINI KARŞILAYACAK ŞEKİLDE İNŞA EDİLDİ" TKDK İl Koordinatörü Emre Akbıyık, AA muhabirine, TKDK tarafından uygulanan IPARD Programı kapsamında modern süt üretim çiftliği kurulduğunu söyledi. Yatırıma TKDK tarafından 18,2 milyon lira hibe sağlandığını belirten Akbıyık, "Yıllık yaklaşık 430 ton süt üretim kapasitesine sahip tesis, hayvan refahı, gıda hijyeni, çevre sağlığı ve ilgili diğer alanlarda Avrupa Birliği standartlarını karşılayacak şekilde inşa edildi. Modern işletme bünyesinde ahır, gübre deposu, sağım ünitesi, makine garajı ve yem deposu bulunuyor. Proje kapsamında ayrıca 1500 metrekare kilitli parke taşı uygulaması ile kafes sistem çevre çiti imalatı gerçekleştirildi." diye konuştu. Akbıyık, tesisin süt üretim kapasitesinin artırılmasına ve modern hayvancılık uygulamalarının yaygınlaştırılmasına katkı sağlamasının hedeflendiğini ifade etti. "HAYVANCILIK YAPMAK İSTEYENLER TKDK DESTEKLERİNE BAŞVURSUN" Yusuf Gökçe de hayvancılıkla uğraşmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Devlet desteğiyle kurduğu tesiste üretime başladığını belirten Gökçe, "Bu ay itibarıyla hayvanlarımız geldi. 18 milyon lira TKDK'den destek aldık. Tesisimiz yaklaşık 33 milyon liraya mal oldu. 70 gebe simental hayvanla başladık. Hedefimiz, hayvanlarımızın doğumları tamamlandıktan sonra süt üretmek ve bölgeye damızlık hayvan yetiştirmek." dedi. Gökçe, aldıkları düvelerin simental cinsi olduğunu ifade ederek, "Bölgemize uyumlu, soğuğa dayanıklı. Hem et hem süt için verimli olan kombine bir ırk. Onun için bu ırkı tercih ettik." diye konuştu. Hayvancılık yapmak isteyenlere TKDK desteklerine başvurmalarını tavsiye eden Gökçe, şunları söyledi: "Kimse 'Bana çıkmaz. Ben bunu yapamıyorum' demesin, başvursun. Bu hibeler çıkıyor. Gerçekten bu işi yapmak isteyenler korkmasınlar, cesaretli olsunlar. Projelerini yapsınlar, TKDK'ye gitsinler. Devletimiz yatırımcıların arkasında duruyor. Gençlere ve kadınlara da tabii ki daha fazla öncelik tanınıyor. Gençlere ve kadınlara cesaretli olup bu işi yapmalarını tavsiye ediyorum. Üretsinler, korkmasınlar. Kimseye de aldırmasınlar, sevdikleri işi yapsınlar."

  • Sadece kendi kazanmıyor! ‘Avrupa’da yapıyorlar, biz ülkemizde neden yapmayalım?’ dedi, bütün bölgeye örnek oldu

    Bursa'da yaklaşık 30 yıl tekstil ve konfeksiyon sektöründe faaliyet gösteren 58 yaşındaki Mehmet Demir'in, emekliliğinin ardından Tarım ve Orman Bakanlığının desteğiyle Bilecik'in Pazaryeri ilçesinde 18 dönüm alanda başlattığı üretim, tüm bölgeye örnek oldu. İki çocuk ve dört torun sahibi Demir, 1990 yılında askerlik dönüşü girdiği tekstil ve konfeksiyon sektöründeki işletmesini 6 yıl önce çocuklarına devretti. Tarım sektörüne yönelmeye karar veren Demir, sosyal medyada gördüğü yaban mersini üretimiyle ilgili araştırma yaptı. Türkiye'deki üreticilerle görüşen Demir, iklim ve toprak koşullarının uygun olduğu bir arazi aramaya başladı. Pazaryeri ilçesine 18 kilometre, Arpadere köyüne ise yaklaşık 5 kilometre mesafede bulunan 1000 rakımlı arazide karar kılan Demir, uzun süredir işlenmeyen 18 dönümlük alanı tarıma uygun hale getirdi. Arazinin toprak yapısının yaban mersini yetiştiriciliğine uygun olduğunu belirleyen Demir, Pazaryeri İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğüne başvurarak "Maviyemiş Üretimini Yaygınlaştırma Projesi" kapsamında destek aldı. Demir, proje kapsamında yüzde 50 hibe desteğiyle 5 bin yaban mersini fidanını toprakla buluşturdu. Sulama ihtiyacını karşılamak amacıyla sondaj kuyusu açtıran Demir, modern sulama sistemi kurdu. Bahçenin elektrik ihtiyacının bir bölümünü de güneş panellerinden karşılayan Demir, yaklaşık 5 yıldır üretimini sürdürüyor. BU YIL YAKLAŞIK 6 TON ÜRÜN BEKLİYOR Bahçenin beşinci yılında yaklaşık 6 ton yaban mersini üretmeyi bekleyen Demir, ilerleyen yıllarda verimin artmasını ve 20 tonun üzerine çıkmayı hedefliyor. Hasat döneminde siparişlere bağlı olarak günlük 10 ila 15 kişiye istihdam sağlayan Demir, ürünlerini başta Marmara Bölgesi olmak üzere Ege, Karadeniz ve İç Anadolu bölgelerindeki müşterilere ulaştırıyor. Demir, yaban mersini bitkisinin olgunluk döneminde fidan başına 4 ila 8 kilogram ürün verebildiğini belirterek, bitkiler geliştikçe üretimin de artacağını söyledi. Uzun yıllar tekstil sektöründe çalıştıktan sonra tarıma yönelmeye karar verdiğini anlatan Demir, yatırım öncesinde yaban mersini yetiştiriciliğinin iklim ve toprak koşullarını araştırdığını ifade etti. Demir, "Avrupa'da yapıyorlar, biz ülkemizde neden yapmayalım?" düşüncesiyle araştırmaya başladığını belirterek, Türkiye'deki üreticilerle görüştüğünü ve olumlu görüşlerin ardından yatırım yapmaya karar verdiğini kaydetti. DEVLET DESTEĞİ YATIRIM SÜRECİNİ KOLAYLAŞTIRDI Toprak yapısının yaban mersini yetiştiriciliğinde önemli olduğunu vurgulayan Demir, arazinin yaklaşık 1000 metre rakımda ve ormanlarla çevrili olması nedeniyle bölgenin iklim koşullarını üretim açısından uygun bulduğunu söyledi. Demir, uzun süre işlenmeyen ve büyük bölümü meşe ağaçları ile çalılarla kaplı araziyi üretime kazandırmak için çalışma yürüttüğünü belirterek, devlet desteğinin yatırım sürecini kolaylaştırdığını ifade etti. "Emekli olduktan sonra kahvede vakit geçirmek yerine üretmeyi tercih ettim. Hem ülke ekonomisine hem de tarıma katkı sunmak istedim." diyen Demir, "Devlet desteği olmasa her şeyi yapamazdık. 18 dönüm alanda 5 bin fidanımız var. Beşinci senemizdeyiz. Ürün miktarını ilerleyen yıllarda artırmayı hedefliyoruz." ifadelerini kullandı​​​​​​​. 5 YATIRIMCI DAHA ÜRETİME BAŞLADI Demir, sosyal medya paylaşımları ve üretim faaliyetleri aracılığıyla kendisini gören 5 yatırımcının da bölgeden arazi satın alarak yüzde 50 hibe desteğinden yararlanıp yaban mersini üretimine başladığını söyledi. Üretimin artmasıyla birlikte bölgede yaban mersini yetiştiriciliğinin yaygınlaşmasını hedefleyen Demir, gelecek 2-3 yılda 20 tonun üzerinde ürün almayı amaçladığını kaydetti.

  • 6 Yılda 4 Ülkeye Ulaştı: Konyalı Genç Girişimci Ali Karan’dan Uluslararası Başarı

    Konya’nın Kulu ilçesi nüfusuna kayıtlı genç iş insanı Ali Karan’ın Yönetim Kurulu Başkanlığını yaptığı Future Homes, Türkiye’de başlayan büyüme yolculuğunu dört ülkeye taşıdı. Gayrimenkul sektöründe 6 yıldır faaliyet gösteren şirket, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri, Fransa ve Endonezya’da hizmet veriyor. Yerli ve yabancı yatırımcılara gayrimenkul danışmanlığı sunan Future Homes, bugüne kadar 1000’den fazla konutun satış ve teslim sürecini gerçekleştirerek yatırımcıları farklı ülkelerdeki projelerle buluşturdu. Antalya ve Mersin’deki çalışmalarının ardından Dubai ve Fransa’da da faaliyet göstermeye başlayan şirket, uluslararası büyüme hedefleri doğrultusunda son olarak Endonezya’nın dünyaca ünlü turizm merkezi Bali’de yeni ofisini hizmete açtı. “Başarıya Giden Yol Her Zaman Düz Değil” Başarı yolculuğunun kolay olmadığını belirten Ali Karan, geçmişte yaşadığı zorlu dönemlerin bugün ulaştığı noktada önemli bir rol oynadığını ifade etti. Karan, yaklaşık sekiz-dokuz yıl önce hayatının en zor dönemlerinden birini yaşadığını belirterek, bu sürecin kendisine pes etmemeyi, kriz yönetimini ve ticaretteki iniş çıkışlarla mücadele etmeyi öğrettiğini söyledi. Karan, “Ben başarıya giden yolun her zaman düz olduğuna inanmıyorum. O zorlukların beni bugünkü Ali Karan yaptığını görüyorum” ifadelerini kullandı. Hedef Dünyada Güvenilir Bir Marka Olmak Bali’de yeni bir ofis açmanın kendileri açısından önemli bir kilometre taşı olduğunu belirten Karan, bu adımın yalnızca yeni bir yatırım olmadığını vurguladı. Karan, “Bali’deki ofisimiz, yıllar süren emeğin, sabrın ve disiplinin bir sonucu. Bulunduğumuz her ülkede güvenilir ve kaliteli hizmet sunarak hem ülkemizi hem de Konya’yı en iyi şekilde temsil etmeyi hedefliyoruz. Yolun daha başındayız ve önümüzde çok daha büyük hedefler var” dedi. Konya’nın Kulu ilçesinden başlayan girişimcilik yolculuğunu uluslararası gayrimenkul sektörüne taşıyan Ali Karan, Future Homes ile Türkiye’nin yanı sıra Dubai, Fransa ve Endonezya’da faaliyet göstermeyi sürdürüyor. 1000’i aşkın konutun satış ve teslim sürecine ulaşan şirket, yeni pazarlardaki yatırımlarıyla uluslararası büyümesini sürdürürken, Future Homes markasını dünya çapında daha güçlü bir konuma taşımayı hedefliyor.

  • 14 Yaşında Limonata Tezgâhı Kurdu, Aylık 90 Bin Lira Kazanmaya Başladı

    Sakarya’nın Serdivan ilçesinde yaz tatilini değerlendirmek isteyen 14 yaşındaki Buğra Koç, evde tablet başında vakit geçirmek yerine ticarete atılmayı tercih etti. İki yıl önce arkadaşıyla birlikte limonata satmaya başlayan Buğra, bugün kendi küçük tezgâhında günlük ortalama 3 bin lira ciro yaptığını belirtiyor. Annesinin hazırladığı ev yapımı limonataları bardak başına 70 ve 80 liradan satan genç girişimci, günde yaklaşık 6 saat çalışıyor. Buğra, haftalık yaklaşık 3 bin liralık hammadde ve bardak masrafını yalnızca bir günde çıkardığını ve aylık kazancının 90 bin liraya ulaştığını söylüyor. Çalışmaya başladıktan yalnızca 14 gün sonra kendi kazancıyla akıllı telefon aldığını anlatan Buğra’nın hedefi ise daha büyük. Genç girişimci, gelecekte kendi limonata kafesini açmak istiyor. Buğra’nın girişimcilik hikâyesinden etkilenen 13 yaşındaki arkadaşı Ali Kemal Temel de tezgâhın yanında soğuk su satmaya başladı. Günlük ortalama 1.000 lira kazandığını belirten Ali Kemal, kazancıyla önce yeni bir tablet aldığını, şimdiki hedefinin ise yaz bitmeden elektrikli bisiklet sahibi olmak olduğunu ifade ediyor. İki arkadaşın dayanışması ve çalışma azmi, çevredeki vatandaşların da dikkatini çekiyor. Buğra ise yaşıtlarına, yaz tatilini sadece telefon ve tablet başında geçirmek yerine üretmeyi ve ticareti denemeleri çağrısında bulunuyor. Bu hikâye, girişimciliğin yaş sınırı olmadığını ve küçük bir fikirle başlayan bir işin, doğru emek ve kararlılıkla büyüyebileceğini gösteriyor.

  • Tüccarlar 'Lekeli' Diye Yüzüne Bakmamıştı: Şimdi Tek Başına Türkiye'nin Dört Bir Yanına Satıyor

    Isparta ilinin Eğirdir ilçesine bağlı Balkırı köyünde ikamet eden kadın girişimci Hilal Çevik, tüccarlar tarafından sadece dış görünüşü sebebiyle tercih edilmeyen lezzetli meyveleri yeniden ekonomiye kazandırıyor. Pazar değeri bulamayan ve israf olma riski taşıyan ürünleri geleneksel kurutma yöntemleriyle işleyen Çevik, gerçekleştirdiği bu üretim sayesinde hem giderek artan gıda israfının önüne geçiyor hem de pazar payı yüksek katma değerli ürünler elde ediyor. Girişimcilik faaliyetlerine 2018 yılında Isparta İl Tarım ve Orman Müdürlüğü bünyesinde düzenlenen projede aldığı üçüncülük derecesiyle başlayan Çevik, zaman içinde üretim kapasitesini düzenli olarak artırdı. Kendi kurduğu işletmesiyle, yörede satılamayan lekeli meyveleri işleyerek tüketime uygun hale getiriyor. Üretim sürecinde mevsim şartlarına bağlı olarak kayısı, cennet hurması, elma, vişne, erik ve şeftali gibi ürünleri kurutuyor. Ortalama iki kilogram taze meyve kullanılarak bir kilogram kuru meyve elde ediliyor. Asıl amacının gıda israfını engellemek olduğunu vurgulayan Çevik, Eğirdir bölgesinde özellikle elma üretiminin çok yüksek seviyelerde gerçekleştiğini belirtiyor. Görünümü kaliteli olan elmalar piyasada kolayca alıcı bulurken, yüzeyinde ufak lekeler bulunan ancak sağlık açısından hiçbir problemi olmayan meyveler maalesef tarlada kalıyor. Çevik, meyvenin iç kısmını kurutmakla kalmayıp kabuklarını da sirke yapımında kullanarak hiçbir parçanın boşa gitmemesini sağlıyor. Maddi sıkıntılara rağmen üretime beş kilogram meyve ile başlandı. Geçmiş yıllarda yaşadığı maddi zorluklar nedeniyle eğitim hayatını yarıda bırakmak zorunda kalan Çevik, ekonomik bağımsızlığını kazanma hedefinden vazgeçmedi. Bahçelerde çürümeye terk edilen ürünleri fark etmesinin hayatında önemli bir dönüm noktası olduğunu ifade eden girişimci, çevresinden aldığı olumsuz tepkilere aldırmadan üretime ilk etapta sadece beş kilogram meyve kullanarak başladı. İlk dönemlerde ürettiği ürünleri çevresindeki insanlara tanıtarak müşteri tabanı oluşturmaya çalışan Çevik, aldığı siparişlere fazladan ürün ekleyerek müşterilerinden bunları komşularına ikram etmelerini talep etti. Bu yerel pazarlama stratejisi sayesinde ürünlerin kalitesi kısa sürede geniş kitleler tarafından duyuldu. Zaman içerisinde sosyal medya platformlarının gücünü arkasına alarak müşteri ağını genişleten Çevik, tüketicinin güvenini kazanmayı en büyük başarısı olarak nitelendiriyor. Başlangıçta sadece yakın çevresine hitap eden bir girişim olarak doğan bu hareket, günümüzde Türkiye'nin birçok şehrine düzenli ürün gönderen bir işletme konumuna ulaştı. Faaliyetlerini aralıksız sürdüren girişimci, üretim kapasitesini artırarak yöresel lezzetleri küresel ölçekte tanıtmayı amaçlıyor. İlerleyen dönemde ihracat yaparak yurt dışına açılmayı planladığını belirten Çevik, elde ettiği bu başarıyla diğer kadın girişimcilere de örnek olmayı sürdürüyor. Gıda israfının engellenmesine yönelik adımlarını kararlılıkla devam ettireceğini dile getiren girişimci, kırsal kalkınmada emeğin önemini bir kez daha ortaya koyuyor.

  • Bursa'da Devlet Desteğiyle Kurulan Atölye Dünyaya Açıldı

    Bursa'da KOSGEB ve İŞKUR destekleriyle kurduğu tekstil atölyesinde 16 kadına istihdam sağlayan Sibel Zeybek, ABD ve Avrupa ülkelerine gerçekleştirdiği ihracatla Çin pazarındaki bir ürünü Türkiye'ye kazandırdı. Tekstil sektöründeki 20 yıllık tecrübesini kendi işine aktaran girişimci Sibel Zeybek, Bursa'da hayata geçirdiği atölye ile uluslararası pazarda başarılara imza atıyor. Devlet teşvikleri sayesinde üretim kapasitesini artıran Zeybek, ağırlıklı olarak kadın çalışanlardan oluşan 16 kişilik ekibiyle ev tekstilinden pet ürünlerine kadar geniş bir yelpazede imalat yapıyor. Çin'in Pazarını Türkiye'ye Taşıdılar Atölyede yatak alezi, köpek yatağı, mutfak önlüğü, çanta ve nevresim gibi çeşitli ürünler imal ettiklerini belirten Zeybek, üretimin önemli bir kısmını ihraç ettiklerini kaydetti. ABD, Almanya, İngiltere, İtalya, İspanya ve Yunanistan gibi ülkelere ürün gönderdiklerini belirten girişimci, daha önce ABD'li bir firmanın Çin'den tedarik ettiği alez siparişini kendi atölyelerinde üreterek ABD'ye gönderdiklerini söyledi. Bu başarıyla Çin pazarından pay aldıklarını ifade eden Zeybek, aylık 15 bin parça üretim kapasitesine ulaştıklarını dile getirdi. Kadın İstihdamına Destek İŞKUR iş birliğiyle daha önce hiç tecrübesi olmayan kadınlara atölyede eğitim vererek meslek sahibi yaptıklarını vurgulayan Zeybek, artan talepler doğrultusunda kapasiteyi büyütmeyi ve daha fazla kadını iş hayatına kazandırmayı hedeflediklerini sözlerine ekledi.

  • Çin’de Gördü, Amasya’da Üretime Geçti: İstanbul’daki İşini Bırakıp 35 Kişiye İş Verdi

    Çin’de gördüğü elektrikli motosikletlerden ilham alan Amasyalı girişimci Ferhat Şahin, gördüğü fikri memleketine taşıdı. İstanbul’daki işini bırakarak Amasya’nın Suluova ilçesine dönen Şahin, kurduğu tesiste elektrikli motosiklet montajına başladı. Şimdi hedefinde Türkiye’nin dört bir yanına ulaşmak ve ardından Avrupa’ya ihracat var. Bir seyahat sırasında görülen bir fikir, Ferhat Şahin’in hayatının yönünü değiştirdi. Amasyalı girişimci, Çin’in Şanghay kentinde bulunduğu sırada elektrikli motosikletlerin şehir içi ulaşımda yoğun şekilde kullanıldığını gördü. Bu araçların hem ulaşım sorununa çözüm sunduğunu hem de şehir içindeki hareketliliği kolaylaştırdığını fark eden Şahin, gördüğü sistemi Türkiye’ye taşımaya karar verdi. Bu kararın ardından İstanbul’da çalıştığı firmadaki işinden ayrılan Şahin, memleketi Amasya’nın Suluova ilçesine yerleşti. Hayalini Memleketinde Gerçeğe Dönüştürdü Şahin, ortağı ve ağabeyi Murat Şahin ile birlikte yaptığı değerlendirmelerin ardından Suluova Organize Sanayi Bölgesi’nde yatırım yapmaya karar verdi. Bu yıl altyapı çalışmalarını tamamlanan tesiste elektrikli motosikletler için montaj hattı kuruldu. Çin ve Türkiye’den tedarik edilen parçalar tesiste bir araya getirilerek satışa hazır hale getiriliyor. Üretimin ilk aşamasında biri yük taşımaya uygun kasalı, diğeri ise bireysel kullanıma yönelik olmak üzere iki farklı elektrikli motosiklet modeli üzerinde çalışılıyor. Tesiste günlük yaklaşık 10 motosikletin montajı gerçekleştiriliyor. Hazırlanan araçlar ise Türkiye genelindeki bayiler aracılığıyla müşterilere ulaştırılıyor. 35 Kişiye İstihdam Sağlıyor Memleketine dönerek yatırım yapan Ferhat Şahin’in girişimi yalnızca elektrikli motosiklet üretimiyle sınırlı kalmadı. Suluova’da faaliyet gösteren tesiste şu anda 35 kişiye istihdam sağlanıyor. Girişimcinin önümüzdeki dönem hedeflerinden biri ise motosikletlerde kullanılan parçaların daha büyük bölümünü Türkiye’de üretmek. Bu kapsamda kablo, konnektör ve plastik aksam gibi parçaların yerlileştirilmesi için çalışmalar yürütülüyor. Böylece zaman içerisinde ürünlerdeki yerli üretim oranının artırılması hedefleniyor. “Bunu Türkiye’ye Getirmek Gerektiğine Karar Verdik” Ferhat Şahin, Çin ziyaretinde gördükleri elektrikli motosikletlerin şehir içi ulaşımda önemli bir çözüm sunduğunu belirterek, bu sistemi Türkiye’ye kazandırmak istediklerini ifade etti. Yaklaşık 6 aydır Suluova’daki tesiste montaj çalışmalarını sürdürdüklerini belirten Şahin, iki farklı modelde günlük yaklaşık 10 motosikletin montajını gerçekleştirdiklerini ve Türkiye genelindeki bayiler üzerinden dağıtım yaptıklarını aktardı. Sırada Avrupa Var Türkiye pazarında büyümeyi hedefleyen girişimcinin planları bununla da sınırlı değil. Elektrikli motosikletlerle ilgili sertifikasyon süreçlerini tamamlayan Şahin, önümüzdeki dönemde Avrupa pazarına ihracat yapmayı hedefliyor. Çin’de gördüğü bir ulaşım çözümünü memleketine taşıyan Ferhat Şahin, İstanbul’daki işini bırakıp Suluova’da yeni bir üretim hikâyesi başlatırken, bugün 35 kişiye istihdam sağlayan bir girişimin başında bulunuyor. Bazen büyük bir girişim, sadece başka bir ülkede gördüğünüz küçük bir fikrin “Bunu biz neden yapmayalım?” sorusuna dönüşmesiyle başlar.

  • Borçlarla Sıfırdan Başladılar, Kendi Moda Evlerini Kurdular: İki Kadın Girişimciden Gümüşhane’ye 2027 Sürprizi

    Gümüşhane’de iki kadın girişimci, herhangi bir kamu desteği almadan kredi ve borçlanarak kurdukları Moira Moda Evi ile kendi hayallerinin peşinden gidiyor. Şengül Aydın ve Cennet Öztürk Beşel, şimdi ise 2026-2027 eğitim öğretim döneminde mezun olacak gençler için özel bir kreasyon hazırlıyor. Gümüşhane’de kadın girişimcilerin az olduğu bir alanda cesur bir adım atan 50 yaşındaki Şengül Aydın ile 31 yaşındaki Cennet Öztürk Beşel, Hasanbey Mahallesi Hasanbey Caddesi’nde Moira Moda Evi’ni açarak kendi işlerinin patronu oldu. Kişiye özel tasarım, gelinlik, abiye, günlük kıyafet, çocuk kıyafetleri, ceket, takım elbise ile tadilat ve onarım hizmetleri sunan iki girişimci, Gümüşhanelilerin özel gün kıyafetleri için şehir dışına gitmek zorunda kalmamasını hedefliyor. Bir Abiye Arayışı Ortak Hayale Dönüştü Üç çocuk annesi Şengül Aydın’ın dikişle tanışması çocukluk yıllarına dayanıyor. Annesinden etkilenerek dikişe başlayan Aydın, Halk Eğitim kurslarında eğitim aldı ve yıllar boyunca dikiş ile perdecilik gibi farklı alanlarda çalıştı. Cennet Öztürk Beşel ise dikiş makinesiyle tanıştığı 6-7 yaşlarından itibaren bu alana ilgi duydu. Halk Eğitim Merkezi'ndeki eğitimlerin ardından Konya Teknik Üniversitesi Moda Tasarımı Bölümü’nü tamamlayan Beşel, bir süre mesleğine ara verdikten sonra Gümüşhane’de yeniden dikiş ve tasarım alanına yöneldi. İki girişimcinin yolları da Halk Eğitim Merkezi’nde kesişti. Ortak iş yeri açma fikrini uzun süredir dile getiren Beşel’in önerisi, Aydın’ın kızının nişanı için Gümüşhane’de abiye aramasıyla gerçeğe dönüştü. Gün boyunca aradıkları kıyafeti bulamayan anne-kızın yaşadığı bu deneyim, iki kadının “Neden Gümüşhane’de böyle bir yer olmasın?” sorusunu sormasına neden oldu. “Elimizde Hiç Para Yokken Başladık” İki kadın girişimci, Moira Moda Evi’ni kurarken herhangi bir kamu desteğinden yararlanamadı. Çeşitli destekleri araştıran Aydın ve Beşel, kendi şartlarına uygun bir destek bulamayınca iş yerini kredi kartları ve kredilerle kurdu. “Elimizde hiç para yokken başladık bu işe” diyen girişimciler, tüm zorluklara rağmen kendi emekleriyle bir iş kurmanın yolunu seçti. İş yerinin bulunduğu Hasanbey Caddesi de bilinçli olarak tercih edildi. Daha merkezi ve yoğun caddelerdeki yüksek kira maliyetlerinin başlangıçta kendilerini zorlayacağını belirten girişimciler, daha uygun kira bedeli sayesinde ayakta kalabilecekleri bir başlangıç yaptıklarını ifade ediyor. Sakin caddenin prova için gelen müşterilere de kolaylık sağladığını belirten iki girişimci, araçların kısa süreli durabilmesi ve daha rahat bir çalışma ortamı oluşmasını avantaj olarak değerlendiriyor. Amaçları Gümüşhane’de Bir İhtiyacı Karşılamak Cennet Öztürk Beşel, Gümüşhane’de özellikle abiye, gelinlik ve kişiye özel kıyafet konusunda önemli bir eksiklik olduğunu fark ettiklerini belirtiyor. Özel gün kıyafeti arayan vatandaşların Trabzon, Erzincan veya Kelkit gibi farklı bölgelere gitmek zorunda kalmasının kendilerini girişimcilik konusunda cesaretlendirdiğini ifade eden Beşel, Gümüşhanelilerin kendi şehirlerinde hayal ettikleri kıyafetlere ulaşabilmesini istiyor. Moira Moda Evi’nde ise müşterinin yalnızca hazır bir kıyafet seçmesi değil, hayalindeki kıyafetin kendi bedenine ve zevkine göre tasarlanması amaçlanıyor. “Kadın Olarak Yapamayacağımız Hiçbir Şey Yok” Kendi işini kurmak isteyen kadınlara da mesaj veren Cennet Öztürk Beşel, kişinin öncelikle kendi yeteneğine ve yaptığı işe inanması gerektiğini söylüyor. Beşel, el becerisine güvenen ve yaptığı işi seven kadınların cesaret ederek kendi yollarını çizebileceğine inanıyor. “Kadın olarak yapamayacağımız hiçbir şey yok” diyen Beşel, kendi hikâyelerinin de bunun bir örneği olduğunu ifade ediyor. Gümüşhane İçin 2027 Kreasyonu Hazırlıyorlar Moira Moda Evi’nin iki girişimcisi şimdi ise yeni bir hedefe odaklanmış durumda. Cennet Öztürk Beşel, 2026-2027 eğitim öğretim döneminde lise ve üniversiteden mezun olacak öğrenciler için özel bir mezuniyet kreasyonu hazırlayacaklarını açıkladı. Gençlerin yanı sıra farklı yaş gruplarına da hitap etmesi planlanan koleksiyonda, farklı bütçelere uygun tasarımların yer alması hedefleniyor. Kendi imzalarını taşıyacak tasarımlarla Gümüşhane’de mezuniyet ve özel gün kıyafetlerine yeni bir alternatif sunmaya hazırlanan iki kadın girişimci, borçlarla ve sıfırdan başladıkları yolculukta şimdi kendi markalarını büyütmenin heyecanını yaşıyor. Onların hikâyesi, bazen bir hayalin gerçekleşmesi için gereken tek şeyin mükemmel şartları beklemek değil, elindekilerle ilk adımı atmak olduğunu gösteriyor.

  • "Matematiğin yıldızları" Singapur'daki olimpiyatlarda 16 ödül kazandı

    Bursa'daki Nilüfer Anadolu İmam Hatip Lisesinin ortaokul bölümünde eğitim gören öğrenciler, Asya'nın en prestijli yarışmalarından Singapur Uluslararası Matematik Olimpiyatları'nda 1 altın, 2 gümüş, 8 bronz ve 5 mansiyon olmak üzere 16 ödül kazandı. Nilüfer ilçesinde 678 öğrenci ve 78 öğretmeni bulunan okulda, öğrencilerin analitik düşünme ve problem çözme becerilerini geliştirmek, onları İngilizce matematiğe yönlendirmek amacıyla "Matematik Olimpiyatları Kulübü" kuruldu. Kulübün öğrencileri, haftanın belirli gün ve saatlerinde farklı ülkelerdeki matematik müfredatına göre eğitim görmeye başladı. Lisenin ortaokul bölümünde eğitim gören öğrencilerden 12'si, Asya'nın en büyük matematik yarışmalarından Singapur Uluslararası Matematik Olimpiyatları'na (SIMOC) katıldı. Öğrenciler, 40 ülkeden 2 bin 287 öğrencinin katıldığı yarışmada 1 altın, 2 gümüş, 8 bronz madalya ve 5 mansiyon ödülü kazandı. "Bu süreçte öğrencilerimiz ellerinden geleni yaptı" Okulun matematik öğretmeni Ebru Ceyhan, AA muhabirine, öğrencileriyle 1 yıldır bu organizasyona hazırlandıklarını söyledi. Öğrencilerin zorlu yarışmada güzel dereceler elde ettiğini belirten Ceyhan, "Analitik düşünme ve problem çözme becerilerinin sorulduğu soruların yanı sıra uluslararası takım oyunlarının oynandığı bir organizasyon." dedi. Ceyhan, öğrencilerin 3 farklı kategoride yarıştığını anlatarak, şunları kaydetti: "Biri yazılı sınav. Yıl içerisinde yaptığımız çalışmaların sonucunu gördükleri, problem çözme becerilerinin olduğu, kendi seviyelerinden daha üst düzeyde sorular çözdükleri yazılı bir sınav. Diğer ikisi ise takım oyunu. Farklı ülkelerden öğrencilerle eşleşme yapılarak Singapur'a özgü oyunların oynandığı bir oyundu. Bu maraton yaklaşık 10 saat sürdü. Bu süreçte öğrencilerimiz ellerinden geleni yaptı." Yarışmada elde ettikleri başarıdan dolayı gururlu olduklarını söyleyen Ebru Ceyhan, "Elimiz dolu bir şekilde bayrağımızı gururlandırarak Türkiye'mize dönüş sağladık. Bir öğretmen olarak öğrencilerimizin bu başarısını Singapur'da görmek, bayrağımızı orada dalgalandırmak benim için çok kıymetliydi." ifadesini kullandı. Ceyhan, 1 yıl yoğun tempoyla çalışmanın karşılığını aldıklarını dile getirerek, "Bu madalyaların arkasında emek, disiplin, özveri ve büyük bir çalışma var. Bu öğrenciler sadece bir madalya değil, farklı kültürleri tanıma, özgüvenlerini artırma, ayrıca dünya vatandaşı olma yolunda da yol katetmiş olduklarını düşünüyorum." diye konuştu. "Yarışmalara katılıp ülkem için hayırlı işler yapmaya devam edeceğim" Organizasyonda 1 altın ve 1 bronz madalya kazanan 7. sınıf öğrencisi Kimya Meyra Avcı da en çok matematik dersini sevdiğini anlattı. Matematik dersinde çok eğlendiğini dile getiren Avcı, şöyle konuştu: "Singapur'daki yarışma iyi geçti. Altın madalya almak beni gururlandırdı. Bundan sonra da yarışmalara katılıp ülkem için hayırlı işler yapmaya devam edeceğim. Yarışmaya katılmama destek olan MÜSİAD ailesine teşekkür ederim." Öğrencilerden Yiğit Ali Dağdelen de bu tür yarışmalara katılmaya devam edeceğini belirterek, "3 farklı kategoride bronz madalya kazandım. Mutluluktan havaya uçtum. Ailem de çok mutlu oldu." dedi.

Arama Yap

bottom of page