Bu sitede ara
Boş arama ile 1150 sonuç bulundu
- Hayalini gerçekleştirip doktor oldu, hemşire annesiyle aynı hastanede görev yapıyor
Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Tıp Fakültesini bu yıl bitiren 24 yaşındaki Ahmet Göktuğ Karabıyık, annesinin hemşire olarak görev yaptığı Şebinkarahisar Devlet Hastanesine atandı. Annesi Sündüz Karabıyık'ın çalıştığı hastane ortamından etkilenerek küçük yaşlarda doktor olmaya karar veren Ahmet Göktuğ Karabıyık, bu hedefine üç ay önce ulaşmayı başardı.Ankara'daki ilkokul eğitiminin ardından ailesiyle memleketi Giresun'un Şebinkarahisar ilçesine dönen Karabıyık, ortaokul eğitimini burada, liseyi ise Rize'de tamamladı. Kazandığı Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Tıp Fakültesinden bu yıl mezun olan Karabıyık, annesinin 11 yıldır hemşirelik yaptığı Şebinkarahisar Devlet Hastanesi Acil Servisinde pratisyen hekim olarak göreve başladı. "Güzel bir his, hastaneye beraber girip beraber çıkmak güzel oluyor" Ahmet Göktuğ Karabıyık, AA muhabirine, hastane ortamına aşinalığı dolayısıyla aklında hep bir doktor figürü olduğunu söyledi. Doktor olmanın ve insanlara hizmet etmenin mutluluğunu yaşadığını belirten Karabıyık, "Doktor olmak küçüklükten beri hayalim, kısmen annem sayesinde diyebilirim, annemle hastaneye gidip geldiğim için. Doktor olmamda annemin çok etkisi oldu, mesleği içeriden gördüm. Çocukluktan beri hayalimdi, başka bir meslek de düşünmedim." dedi. Karabıyık, ilk görev yeri olarak özlem duyduğu memleketini tercih ettiğini anlatarak, şöyle konuştu: "Annem 11 yıldır burada, insanları tanıdığı için bana hastaları tanıtmakta çok yardımcı oluyor. Anneyle çalışmak bir yandan da kolaylık tabii ki yani nazımız geçiyor diyelim. Darlandığımda annem yanımda oluyor, insanları tanıdığı için bir sorun olduğunda ona danışabiliyorum. Güzel bir his, hastaneye beraber girip beraber çıkmak güzel oluyor." Annesiyle aynı hastanede çalışmaları dolayısıyla zaman zaman espri konusu olduklarını dile getiren Karabıyık, "Annem genç göründüğü için kardeşim sanıyorlar, inanmayanlar oluyor." ifadesini kullandı. Doktor nişanlısı Senanur Keser'in de aynı hastaneye atandığını belirten Karabıyık, bu durumdan da ayrıca mutlu olduğunu kaydetti. "Tıbbı tercih ettikten sonra, 'İnşallah birlikte çalışırız' diye çok düşündük" 18 yıllık hemşire Sündüz Karabıyık ise çocukluğunda zaman zaman hastaneye yanına gelen oğlunun mutlu olduğunu gözlemlediğini söyledi. Oğlunun doktor olmasını hep istediğini ifade eden Karabıyık, "Tıbbı tercih ettikten sonra, 'İnşallah birlikte çalışırız.' diye çok düşündük. Ben de hayal ettim ve hayalim de gerçek oldu." dedi. Karabıyık, çocuğuyla aynı yerde görev yapmanın farklı bir his olduğunu anlatarak, "Yani çocuklar büyümüş oluyor, küçücüktü, bir de şimdi büyümüş ve doktor olmuş, aynı hastanede çalışıyoruz. Bu yaşanır, anlatılmaz." diye konuştu. Karabıyık'ın nişanlısı Keser de ilk tercihte aynı yere atanmaları dolayısıyla şanslı olduklarını belirtti.
- Manisa'da yatırım yapacak Çinli otomotiv firmasının çalışanları için "Çin Sokağı" oluşturulacak
Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek, Çinli otomotiv firması BYD'nin Manisa'daki yatırımıyla birlikte şehirde görev yapacak Çinlilerin sosyal hayatlarını sağlamak üzere bir "Çin Sokağı" oluşturmak istediğini belirtti. Zeyrek, gazetecilere yaptığı açıklamada, şehirde yatırım kararı alan BYD firmasının yetkilileriyle yaptıkları görüşmede yatırımla birlikte yaklaşık 3 bin Çinlinin Manisa'ya çalışmaya geleceğini, fabrikanın inşa sürecinde konteynerlerde barınacak Çinlilerin daha sonra Manisa'ya yerleşeceğini öğrendiğini söyledi. Manisa'da kurulacak fabrikada çalışacak Çinlilerin Manisa'da yaşaması için gereken altyapıyı sağlayacaklarını vurgulayan Zeyrek, şöyle konuştu: "Manisa'da 601 nitelikli fabrika var ama maalesef beyaz yakalıların birçoğunun çevre illerde yaşadığını ve parasını oralarda harcadığını gördük. Ben artık bunun son bulmasını istiyorum. Manisa'da kazanılan paranın Manisa'da kalmasını istiyorum. Bunun için bazı altyapıları oluşturmak gerekiyor. Öncelikle yeme ve içme altyapısını, sosyal hayat altyapısını, kültürel altyapıyı ve nitelikli barınma ihtiyacı altyapısını sağlamamız gerekiyor." İlk "Çin Sokağı" için Laleli Mahallesi'nde kurulacak Kentin otel ve eğitim altyapısıyla da yeni yatırımlara hazırlıklı olması gerektiğini, bu amaçla çeşitli imar düzenlemeleri ve yatırım görüşmelerinin bulunduğunu dile getiren Zeyrek, BYD'nin yatırımıyla aslında hiç alışık olmadıkları bir kültürle karşı karşıya kalacaklarına işaret etti. Çinlilerin yemek ve eğlence kültürlerinin çok farklı olduğunu aktaran Zeyrek, "Ben istiyorum ki gelen yaklaşık 2 bin 500-3 bin Çinli kardeşimiz Manisa kültürüyle ve Manisalı vatandaşlarımızla kucaklaşsın. Manisa'da kazandıkları para Manisa'da kalsın. Bununla birlikte kendilerinin yeme içme ve eğlence gibi sosyal hayatlarını sağlayabilecek olan bir Çin Sokağı oluşturmak istiyorum." ifadelerini kullandı. "Çin Sokağı" için ilk etapta Laleli Mahallesi'ndeki bir alışveriş merkezinin bulunduğu alanda hazırlık yaptıklarını belirten Zeyrek, şu bilgileri verdi: "Çok nitelikli konutlar olacak orada. Yalnızca konut, ofis, kültür merkezi, alışveriş merkezinden oluşan çok büyük bir kompleksten bahsediyorum. Burada bir tane pasajı biz Çin Sokağı olarak tasarlıyoruz. Bunun da yeterli gelmeyeceğini görüyorum. İlk adım olarak bu atılacak. Bundan sonra yapılacak olan bu şekilde imar planlamalarındaki alanlarda da bugün Çin olabilir, yarın başka toplumlardan ve milletlerden de yatırımlar da gelebilir. Onların hepsine hizmet verebilecek, onları ilk başta anlayıp, bir süre sonra şehre adapte edebilecek olan projelerin hepsinin altına imza atacağım." Zeyrek, bu düşüncesini BYD yetkilileriyle paylaştığını ve memnuniyetle karşılandığını anlatarak, "Bana 'Gerçekten bizi bu samimiyetle mi karşılayacaksınız?' diye bir soru sordular. Evet, biz kendilerini bu samimiyetle karşılayacağız. Diğer fabrikalarda çalışan yabancılar için de benzer uygulamalar yapacağız." diye konuştu. Otomotiv yan sanayisindeki Çinli firmaların yatırımlarıyla birlikte Çinli çalışan sayısının 10 binlere, aileleriyle birlikte ise 50 binlere kadar çıkabileceğini öne süren Zeyrek, bunun kültürel faydalarının görmezden gelinmemesi gerektiğini, onların kente ve Türk kültürüne uyumu konusunda örnek bir çalışma yapacaklarını sözlerine ekledi.
- Çankırılı genç girişimci dedesinden gelen tespih merakını mesleğe dönüştürdü
Çankırı'da yaşayan 21 yaşındaki Adem Yılmaz, koleksiyonu bulunan dedesi ve babasından etkilenerek tespihçiliği meslek haline getirdi. Dedesinin yanı sıra babasının da koleksiyonunun bulunması dolayısıyla Adem Yılmaz, küçük yaşlardan itibaren tespihlerle iç içe büyüdü. Çocukluktan bu yana tespihlere merakı olan Yılmaz, ortaokul yıllarında kendi tespih koleksiyonunu oluşturmaya başladı. Lise eğitiminin ardından 3 yıl önce tespit satışı yaptığı iş yerini açan Yılmaz, müşterilerine kuka, kehribar, katalin, bağa gibi tür ve çeşitte özel tespih de hazırlıyor. Yılmaz'ın özel tespih koleksiyonunda ise 60 tespih bulunuyor. Adem Yılmaz, ailesinde tespih merakının uzun yıllardır sürdüğünü söyledi. Dedesinin Çankırı'nın ünlü tespih koleksiyoncuları arasında bulunduğuna işaret eden Yılmaz, "1970-80'lerde tespihleriyle araba takas etmek isteyenler sıraya girermiş. Babam da bir koleksiyoncuydu ama bu işin ticareti dönüşmesi benimle başladı." dedi. "İlk tespihimi 12-13 yaşlarında aldım" Tespihçiliği severek yaptığını vurgulayan Yılmaz, şöyle devam etti: "İnsanların koleksiyoner olmasına önem gösteriyorum. Kendim de bir tespih sanatçısıyım. Tespihlerimizi müşterilerimizin isteğine göre tasarlarım. Tespihin işlemesini de kendim yaparım. Bu benim için sabır tanelerini şekillendirme biçimidir. Keza tespih, aynı zamanda sabır taneleri olarak geçer." Tespihin Türk ve İslam kültüründe önemli yeri olduğunu dile getiren Yılmaz, "Bunu yaşatmak ve gelecek nesillere aktarmayı hedefliyorum. İlk tespihimi 12-13 yaşlarında aldım. Zamanla tespih aşkım büyüdü. Hem seviyorum hem sevdiriyorum hem de bu kültürü devam ettiriyorum. Lisede her gün okula başka bir tespihle giderdim. Bugün beni gören öğretmenlerim, 'Tespihçi olacağın o zamandan belliydi' diyor." ifadelerini kullandı. Yılmaz, her müşterisinin farklı bir tespih tasarımı istediğine işaret ederek, şunları kaydetti: "Nasıl ki her insan farklıysa her tespih de o kişinin duygularını ve aşkını yaşatmalı benim gözümde. Gümüşü, püskülü, dizaynı, sistemi olsun, tespihin üstündeki işlemeler dahi müşterinin isteğine göre bu mağazadan çıkar. Müşterimiz mağazamıza geldiğinde mutlu olduğunu belli ediyor. Burasını tespihçiden ziyade genel kültür mağazası, mutluluk konumu diye adlandırıyoruz."
- Serebral palsili para yüzücü günde 9 kilometre kulaç atıyor
Serebral palsi (beyin felci) rahatsızlığı nedeniyle sağ kol ve bacağında yüzde 50 güç kaybı olan Eskişehirli 16 yaşındaki Eymen Sarıtaş, ABD'nin Los Angeles kentinde düzenlenecek Paralimpik Oyunları madalyasını eklemek için günde 9 kilometre yüzüyor. Dünya ve Avrupa şampiyonu milli para yüzücü Sümeyye Boyacı'nın Tokyo 2020 Paralimpik Oyunları'ndaki performansından etkilenen Eymen Sarıtaş, annesinin teşvikiyle bu spora başladı. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Gençlik ve Spor Kulübü bünyesinde 4 yıldır çalışmalarını sürdüren ve Türkiye'deki şampiyonalarda dereceler elde eden sporcu, geçen ay Bahreyn'de düzenlenen Dünya Okul Sporları Yaz Oyunları'nda ilk kez uluslararası arenada boy gösterdi. Bu organizasyonda para yüzme 50 metre kurbağalamada ikinci olan Sarıtaş, ABD'de gerçekleştirilecek Los Angeles 2028 Paralimpik Oyunları'na katılıp, elde edeceği dereceyle başarılarını taçlandırmayı hedefliyor. Sarıtaş, Türk bayrağını daha fazla dalgalandırmak için Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Gençlik ve Spor Kulübü Antrenörü Mehmet Bayrak eşliğinde günde çift antrenman yapıyor. Sarıtaş: "Suda kendimi özgür hissediyorum" Deliklitaş Anadolu İmam Hatip Lisesi 11. sınıf öğrencisi Sarıtaş, yüzmeye başlamasında şimdi takım arkadaşı olan Sümeyye Boyacı'nın etkisinin bulunduğunu vurguladı. Boyacı'nın Paralimpik Oyunları'nda elde ettiği başarılardan etkilendiğini belirten Sarıtaş, "Sümeyye ablanın Tokyo 2020 Paralimpik Oyunları'nda elde ettiği başarı, yüzmeye başlamamı olumlu etkiledi. En büyük destekçim annem Özden Sarıtaş'ın teşvikiyle yüzmeye başladım. Suda kendimi özgür hissediyorum. Sümeyye ablayla aynı kulvarda aynı saatte antrenman yapmak benim için gurur verici." dedi. Eymen Sarıtaş, 2022'de Konya'da katıldığı şampiyonada Türkiye ikincisi olduğunu, okullar arası yarışmalar ve milli takım seçmelerinde de dereceler elde ettiğini anlattı. Bahreyn'in başkenti Manama'da 23-31 Ekim tarihlerinde gerçekleştirilen Dünya Okul Sporları Yaz Oyunları'nda, para yüzme 50 metre kurbağalamada 48 saniyelik derecesiyle ikinci olduğunu aktaran Sarıtaş, sözlerini şöyle sürdürdü: "İlk kez katıldığım uluslararası yarışmada derece almaktan dolayı mutluyum. Yurt dışında kürsüye çıkıp Türk bayrağını dalgalandırmaktan onur duydum. Gelecek yıl İstanbul'da düzenlenecek Avrupa Para Gençlik Oyunları'nda derece almak için günde 4 saat çalışıyorum. Avrupa'da derece alıp kürsüye çıkmak istiyorum. Yüzmeye başladığımda 25 metreyi zor bela bitirebiliyordum. Şimdi günde çift antrenman yapıp, 4 saat çalışarak 9 bin metre yüzüyorum." En büyük hayalinin, Los Angeles'taki Paralimpik Oyunları'nda Türkiye'yi temsil edip, alacağı dereceyle kürsüde Türk bayrağını dalgalandırmak olduğunu vurgulayan Sarıtaş, desteklerinden dolayı Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce ve antrenörüne teşekkür etti. Antrenör Bayrak: "Dört yılda çok iyi seviyeye geldi" Paralimpik Yüzme Milli Takımı'nın antrenörlüğünü de üstlenen Mehmet Bayrak, 5 yıl önce tanıştıkları Eymen Sarıtaş'ın başta pek odaklanamadığını, zamanla antrenmanlara adapte olduğunu dile getirdi. Sarıtaş'ın performansının ilk 2 yılda arttığını belirten Bayrak, "Herkesten önce saat 05.30'da havuzda antrenman için hazır oluyor, saat 06.00'da havuza giriyoruz. Dört yılda çok iyi seviyeye geldi. Bundan sonra performansının artarak devam edeceğine inanıyorum. Eymen, yüzme sporuyla tanışmadan önce sağ kol ve bacağını daha az hareket ettiriyordu. Antrenmanlar ve yüksek çalışma temposu kollarını ve bacaklarını daha iyi çalıştırmasını sağladı." ifadelerini kullandı.
- Tekerlekli sandalyeli girişimci engellilere istihdam sağlamayı hedefliyor
Erzurum'da 11 yıldır tekerlekli sandalyeye bağlı yaşayan ve devlet desteğiyle kasap dükkanı açan Sebahattin Demirtaş, işini büyütüp engellilere istihdam sağlamayı amaçlıyor. Sebahattin Demirtaş, 18 yaşındayken yaşanan bir olayda kurşun isabet etmesi sonrası felç oldu ve tekerlekli sandalyeye bağımlı kaldı. Bir süre tekerlekli sandalyeyle basketbol ve curling sporlarını da yapan 29 yaşındaki Demirtaş, iş hayatına atılmak için Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığına (KOSGEB) başvuruda bulundu. Aldığı girişimcilik belgesi sonrası projesini hazırlayan Demirtaş, koyun yetiştiriciliği alanında hibe aldıktan sonra kasap dükkanı açtı. Engellilere iş fırsatı sunmayı hedefliyor Engelleri aşıp iş hayatına atılan Demirtaş, sektörde büyüyüp engellilere iş fırsatı sunmayı hedefliyor.Demirtaş, hayata tutunmak için sürekli ne yapabileceğini düşündüğünü ve sonunda sportif faaliyetlere yöneldiğini anlattı. Sportif faaliyetler sonrası iş hayatına atılmak istediğini ifade eden Demirtaş, şöyle konuştu: "Kazadan önce de babamla canlı hayvan işi yapıyorduk. Bu alanda bir şeyler yapmak istedim. KOSGEB'e başvuru yaptım. Girişimcilik belgemi aldıktan sonra koyun hibesine yönlendirildim. Bu destekle koyunculuğa yeniden başladım ve kasap dükkanı açtım. O destekle süreci ilerlettik. Şu an belli başlı lokantalara cağ kebabı eti hizmeti veriyoruz. Aynı zamanda parkende satışlarımız oluyor." Kasap dükkanını açarken bazı tedirginlikler yaşadığını anlatan Demirtaş, insanların olumlu bakışlarının kendisini çok motive ettiğini dile getirdi. "İnsanların tepkileri hoşuma gitti, yapabileceğime inandım" İş yerinde tezgahta, kasa başında çalıştığını belirten Demirtaş, "İş yerini ilk açacağımız zaman, 'yapabilir miyim, yapamaz mıyım' diye tereddütlerim vardı ama işin içine girdikçe alıştım. İnsanlardan da çok olumlu tepkiler aldım. İnsanlar beni burada görünce mutlu oluyorlar. Beni destekliyorlar ve bu çok hoşuma gitti, yapabileceğime inandım." diye konuştu. Demirtaş, hayatın insanların karşısına neler çıkaracağının bilinmediğini ve bu nedenle her şeye hazırlıklı olunması gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti: "Ben de böyle olacağımı bilmiyordum. Çok ağır süreçler atlattım. Sonrasında hayat devam ediyor dedim. Et sektöründe ilerlemek istiyorum. Daha fazla kişiye ulaşmak istiyorum. Bu işte bir rol model olmak istiyorum. Engelli olduğum için kasap olamam diye bir şey yok. Bunu yapabiliriz. Biz yeter ki kendimize engel olmayalım. Hayalim, et sektöründe ilerleyip, et tesisi kurup, engelli kardeşlerimize istihdam sağlayacak bir projeyi hayata geçirmek."
- Gelin görümce kariyerlerinden vazgeçip kurdukları çiftlikte büyükbaş hayvanlara bakıyor
Biri kağıt fabrikası diğeri tekstil firmasındaki yöneticilik kariyerlerinden vazgeçen Emine Mine Karakoçluoğlu ile gelinleri Umut Gökdemir, Kayseri'nin Sarıoğlan ilçesinde devlet desteğiyle kurdukları hayvan çiftliğinde ekonomiye katkı sağlıyor. Kayseri'de kağıt fabrikasında 16 yıl yönetici pozisyonunda çalıştıktan sonra Güzelyazi Mahallesi'nde babasından kalan arsaya besi çiftliği kuran Karakoçluoğlu'na, Fransa'da yaşadıktan sonra döndüğü Antalya'da tekstil firmasındaki yöneticilik görevinden istifa eden kardeşinin eşi Umut Gökdemir de omuz verdi. Gelin görümce, Tarım ve Orman Bakanlığının desteğinden faydalanarak 10 büyükbaşla kurdukları çiftlikte, hayvan sayısını 85'e çıkarmayı başardı. Her sabah erken saatte kalkıp buzağılarına süt veren, danaları besleyen, hayvanların temizliğine özen gösteren ve "Hastalıktan Ari İşletme Destekleme Belgesi" de alan gelin görümce, girişimcilere de örnek oluyor. Girişimci kadınlardan Emine Mine Karakoçluoğlu, 10 yıl önce üretim planlama müdürü olarak çalıştığı kağıt fabrikasından istifa ederek devlet desteğiyle 10 büyükbaş hayvan satın aldığını söyledi. Gelinleri Umut Gökdemir'in de Antalya'daki işinden istifa ederek kendisine destek verdiğini ve çiftlikte beraber işe koyulduklarını anlatan Karakoçluoğlu, elde ettikleri sütü de Talas ilçesinde kurdukları tesiste işlemeye başladıklarını belirtti. Tesiste her gün tonlarca sütten peynir, tereyağı, yoğurt ürettiklerini dile getiren Karakoçluoğlu, "Küçük bir üretim yerimiz olacaktı. Orada satış yapacaktık. Sonrasında olay değişmeye başladı. Yurtlardan sipariş almaya başladık, sonra restoranlar ürünlerimizi almak istedi. Şimdi fabrikalara, yemekhanelere, restoranlara yoğurt üretiyoruz. Kendi şarküterimizde satış yapıyoruz." dedi. Karakoçluoğlu, gelin görümce olarak hayvanların doğumundan süt sağımına, yemlemelerinden aşılamalarına kadar her şeyleriyle ilgilendiklerini kaydetti. "Doğum olduğu zaman yeni bir hayat başlamış oluyor" İlk aldıkları hayvanların kesime gitmesinden etkilendiğini ve ağladığını anlatan Karakoçluoğlu, şöyle devam etti: "Besleyip büyütüp gönderince bana çok ters geldi. O gün çok ağlamıştım. Şu an 85'in üstünde hayvanım var. Almanya'dan ithal getirdik. Ari işletme belgesi aldık. Çalışmayı çok seviyorum. İlk başlarda çok zor oldu ama üretmek çok keyifli. Burada bir doğum olduğu zaman yeni bir hayat başlamış oluyor. Her doğum bir heyecan yaşatır mı? Her doğum aynı heyecanı yaşatıyor bize. Üzücü şeyler de illa ki yaşıyorsunuz ama olayın özü sevmekle alakalı. Biz üretmeyi seviyoruz. Beraber çalışmayı seviyoruz. Değişik bir özgürlük aslında ve huzurlu." Uluslararası bir tekstil firmasında 10 yıl mağaza müdürlüğü yapan ve görümcesiyle çiftlik kurmak için işinden istifa eden Umut Gökdemir de eşinin de işinden istifa ederek kendisi için Kayseri'ye geldiğini söyledi. Yaptığı işin zor olduğunu ancak sevdiğini anlatan Gökdemir, gelin görümce beraber çiftlikte çalışmaktan mutlu olduklarını dile getirdi. Gökdemir, "Bence bir işe gönül koymak çok önemli. Ben bu işi bilmediğim için çok zordu ilk geldiğim zaman. Kokuya çok duyarlıyım. Hayvanlardan bile korkuyordum. İç içe olunca her şey çok başka oluyor." diye konuştu.
- Siirt'te mühendisten esnafa 70 gönüllü olası afetlerde müdahaleye hazırlanıyor
Siirt'te İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfı Şubesinin arama kurtarma birliğinde görevli farklı mesleklerden 70 gönüllü, aldıkları eğitimlerle olası afetlerde müdahaleye hazırlanıyor. İHH İnsani Yardım Vakfı Siirt Şubesi bünyesinde 2019 yılında kurulan arama kurtarma biriminde öğrenciler ile mühendis, öğretim üyesi, öğretmen, sağlık personeli, esnaf gibi farklı iş kollarından 29'u akrediteli 70 gönüllü yer alıyor. İl Afet ve Acil Durum (AFAD) Müdürlüğü koordinasyonunda organize edilen eğitimlere katılan gönüllüler, ilk yardım kurslarına iştirak ediyor, deprem, sel, su baskını, yangın gibi afetlerde görev yapmak için teorik ve uygulamalı eğitimler alıyor. Tamamı gönüllülerden oluşan ekip, doğada arama kurtarma, yüksekten inme ve tırmanma, çadır kurma, yaralı taşıma ve su altı arama tatbikatlarıyla da tecrübe kazanıyor. "Asrın felaketi"nde de görev aldılar Ekip lideri ve iş sağlığı güvenliği uzmanı Özgür Ögetürk, AFAD ile koordineli çalışmalar gerçekleştirdiklerini, ihtiyaç halinde il genelinde ve çevre illerde ekiplere destekte bulunduklarını söyledi. "Giresun'daki sel felaketinde, Siirt'te kayıp sağlıkçının aranmasında ve Kahramanmaraş merkezli depremlerde arama kurtarma çalışmalarına katıldık. Afet olması durumunda AFAD'dan gelecek bilgi ile sahaya çıkıyoruz." diyen Ögetürk, bu yıl içinde AFAD'ın hafif seviye akreditasyon eğitimine tabi tutulduklarını, 29 gönüllünün kursu başarıyla tamamladığını belirtti. Ögetürk, göreve hazır olduklarını dile getirerek, gönüllü olmak isteyen herkesi arama kurtarma birliğine davet ettiklerini ifade etti. Gönüllülerin, kaya tırmanışı, yüksekten yaralı kurtarma ve su altı arama eğitimleriyle deneyim kazandığını belirten Ögetürk, "Kahramanmaraş merkezli depremlerde 2 gün Diyarbakır'da, 7 gün Adıyaman'da bulunduk. 5'i canlı 32 kişiyi enkazdan çıkardık. Bu süreçte AFAD ile her zaman koordineli çalıştık ayrıca su altında da arama kurtarma yapabilecek dalgıç ekibimiz var. Su altı ekibimizle sportif faaliyetler gerçekleştiriyoruz. Tecrübe dalışları yapıyoruz. Sık sık eğitimlere katılıyoruz." dedi. "Deprem öncesinde suda ve karada arama kurtarma eğitimleri aldık" İHH İnsani Yardım Vakfı İl Temsilcisi ve arama kurtarma biriminde gönüllü Mehmet Faruk Süzgün, aktif olarak görev aldıkları ekipte kurslara ve tatbikatlara katılarak deneyim kazandıklarını belirtti. 17 Ağustos 1999 Marmara depreminde sivil toplum kuruluşlarına ihtiyaç duyulması üzerine İHH arama kurtarma ekibinin de temellerinin atıldığını anlatan Süzgün, "Bu vesileyle vakfımız böyle bir birimin oluşturulması yönünde harekete geçti ve hızlı bir şekilde ekipman ve eğitim desteği aldık. Deprem öncesinde suda ve karada arama kurtarma eğitimleri aldık. Depremlerde aktif olarak rol aldık. Bu bizleri daha da güçlendirdi." diye konuştu. "Memleketimize hizmet verme çabası içindeyiz" Gönüllülerden Recep Ögetürk de bir kurumda sağlık personeli olarak çalıştığını, mesai sonrası arama kurtarma eğitimlerine katılarak olası afetlerde görev almaya hazırlandıklarını söyledi. Dalgıçlık eğitimiyle açık sularda 30 metreye kadar dalış yapabilecekleri bir belgeye sahip olduklarını anlatan Ögetürk, "Dalgıç seviyemiz 2 yıldız. Dalgıçlık yaptıkça alacağımız kurs ve sınavlarla yıldız sayımız artmaktadır. Tamamen gönüllü olarak görev alıyorum. Memleketimize hizmet verme çabası içindeyiz. Bölgemizde boğulma vakaları yaşandığı için böyle bir girişimde bulundum. Görevimi en iyi şekilde yapmak istiyorum. Denizde 30 metreye, nehirde ise 18-20 metreye kadar dalış yapıyoruz." şeklinde konuştu. Başar Ekinci de arama kurtarma faaliyetlerine gönüllü olarak katkı sunduğunu belirterek, deprem bilincinin oluşması için toplumun tüm kesimlerinde hassasiyet gerektiğini ifade etti.
- Sümeyra Uçar: Bilimin Işığında Nükleer Enerji ve KBRN Tehditlerine Çözüm Arayışı
Farklı alanlarda derinleşmiş bir bilgi birikimi ve disiplinler arası bir yaklaşımıyla tanınan Sümeyra Uçar, nükleer enerji ve KBRN tehditleri alanındaki çalışmalarıyla topluma katkı sağlamaya devam ediyor. Bilimsel çalışmaları ve kitaplarıyla bu kritik konularda farkındalık yaratmayı amaçlayan Uçar, hem akademik başarılarıyla hem de entelektüel birikimiyle ilham kaynağı olmayı sürdürüyor. Sümeyra Uçar, eğitim hayatında farklı alanlarda uzmanlaşarak multidisipliner bir yaklaşıma sahip oldu. Süleyman Demirel Üniversitesi İthalat İhracat bölümünü bitirmiş, farklı disiplinlere olan ilgisiyle Anadolu Üniversitesi Kamu yönetimi bölümünden onur belgesiyle mezun olmuştur. Bu eğitim serüvenine Ankara Üniversitesi D.T.C.F. Alman Dili ve Edebiyatı bölümünü de dahil etmiştir. Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, KBRN Tehditleri Yönetimi bölümünde master yapmaktadır. Bu çeşitlilik, onun disiplinler arası bir perspektif geliştirmesine olanak sağladı. Çalışmaları, KBRN tehditlerinin tespiti, korunma yöntemleri ve nükleer enerjinin barışçıl kullanımı gibi hayati konulara odaklanıyor. Savunma Sanayiinden Bilimsel Çalışmalara Uzanan Yolculuk Yıllarca savunma sanayiinde edindiği deneyimlerle Sümeyra Uçar, anayurt güvenliği, milli savunma ve sivil savunma konularına odaklanarak bu alanlarda uzmanlaşmıştır. Bu derin tecrübelerini akademik çalışmaları ve kitaplarına yansıtan Uçar, güvenlik konularında bilimsel bilgi ile pratik uygulamaları birleştirerek çözüm odaklı bir yaklaşım geliştirmiştir. Kitaplarıyla Farkındalık Yaratıyor 2023 yılında yayımlanan “Görünmeyen Tehlike KBRN - Kimyasal, Biyolojik, Radyolojik ve Nükleer (Yapay Zeka Destekli)” adlı kitabı, KBRN tehditlerinin bilimsel temellerini sade ve anlaşılır bir dille okuyucularına sunuyor. Kitap, bu alandaki teknolojik yenilikleri ve riskleri detaylandırarak, farkındalık yaratmayı hedefliyor. 2024 yılında yayımlanan “Enerjiden Silaha Nükleer” adlı kitabı ise, nükleer enerjinin hem barışçıl hem de askeri kullanımlarını kapsamlı bir şekilde ele alıyor. Bu eser, nükleer teknolojinin faydaları ve riskleri arasındaki dengeyi bilimsel bir bakış açısıyla tartışıyor. Entelektüel Birikimi ve Yaşam Boyu Öğrenme Tutkusu Sümeyra Uçar, ailesinden miras aldığı entelektüel yapısıyla geniş bir bilgi birikimine ve eleştirel düşünme yeteneğine sahiptir. Toplumsal, kültürel, felsefi ve bilimsel konularda sorgulayıcı bir yaklaşım sergileyen Uçar, yaşam boyu öğrenmeyi ve kendini geliştirmeyi ilke edinmiştir. Bu özellikleri, bilim dünyasındaki çalışmalarına ilham kaynağı olmaktadır. Uluslararası Tanınırlık ve Geleceğe Yönelik Vizyonu Sümeyra Uçar, 2024 yılında Ankara’da düzenlenen “KBRN Tehditleri ve Savunma Yetenekleri” panelinde gerçekleştirdiği “KBRN Silahlarının Kullanıldığı Savaşlar” konulu konuşmasıyla geniş bir kitleye hitap etti. Bu prestijli etkinlik, Uçar’ın bilgi birikimini uluslararası platforma taşımasına olanak sağladı. Gelecekteki vizyonu, bilim ve toplumu bir araya getiren bir köprü olmaktır. Yazdığı eserlerle ve katıldığı etkinliklerle yalnızca bugünü değil, geleceği de şekillendiren bir bilim insanı olarak tanınmaktadır. Sümeyra Uçar’ın "Enerjiden Silaha Nükleer" adlı kitabı, nükleer enerjinin hem barışçıl kullanım alanlarını hem de nükleer silahların oluşturduğu tehditleri kapsamlı bir şekilde ele alıyor. Çift yönlü bu teknolojinin faydaları ve risklerini bilimsel bir bakış açısıyla değerlendiren eser, nükleer enerjinin gelecekteki rolü hakkında okuyuculara farkındalık kazandırmayı amaçlıyor. Satın almak için tıklayın Sümeyra Uçar’ın "Görünmeyen Tehlike KBRN" adlı kitabı, Kimyasal, Biyolojik, Radyolojik ve Nükleer (KBRN) tehditlerini bilimsel bir temelde ele alıyor. Kitap, KBRN’nin tanımı, bu tehditlerin bilimsel arka planı, tespit ve korunma yöntemleri ile dekontaminasyon süreçlerini detaylı bir şekilde açıklıyor. Ayrıca yapay zeka destekli analizlerle zenginleştirilmiş olan eser, bu alandaki teknolojik yeniliklere de ışık tutarak, bireylerin ve kurumların KBRN tehditlerine karşı hazırlıklı olmasını hedefliyor. Bu yönüyle, hem bilim insanları hem de bu alanda farkındalık kazanmak isteyenler için rehber niteliği taşıyor. Kitabı satın almak için tıklayın
- Bursa'daki kırsal mahallenin 50 yıllık kooperatifi, yıllık 2 bin 500 ton salça üretiyor
Bursa'nın İnegöl ilçesindeki kırsal mahallede 50 yıl önce kurulan Kulaca Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, ulaştığı 4 bin 500 ton ürün işleme kapasitesiyle, yıllık 2 bin 500 ton salça üretiyor. İnegöl'deki kırsal Kulaca Mahallesi'nde kurulan kooperatif, salçalarını bölgede yetiştirilen biber ve domateslerden üretiyor. Çalıştığı 17 çiftçiye bir sonraki yılın üretim ve dağıtım kapasitesine göre ekim yaptıran kooperatif, sezonda yaklaşık 4 bin 500 ton ürün işleyebiliyor. İşlenen domatesten 1000 ton ve biberlerden de yaklaşık 1500 ton salça elde ediliyor. Bir kısmı iç pazara yönelik üretilen biber salçasının ise 1200 tonu Hollanda'ya ihraç ediliyor. Kooperatif, ekim planlamasından ürünün dağıtımına kadar tarımda sürdürülebilirliği öne alan üretim modeliyle hem bölgesel istihdama, hem ekonomiye, hem de tarıma değer katıyor. Ülkedeki sürdürülebilir tarım, sözleşmeli üretim ve ürün havzası oluşturma politikalarını uygulayan kooperatif hem çiftçiyi ve toprağı koruyor, hem de tarımsal üretimde kaliteyi sağlıyor. Özellikle bölgedeki kadın istihdamına önem veren kooperatif, 3 aylık sezonda 90'ı kadın olan 100 işçi çalıştırıyor. Yerli üretim ve ham maddenin ithal olmaması sayesinde yıllık ortalama 1 milyon dolarlık salça ihracatının tamamı ekonomiye kazandırılıyor. Kooperatif bu yıl da 3 ay süren üretim sezonunu tamamladı ve salçaların sevkiyat ve ihracat yolculuğu da başladı. Ürün işleme kapasitesi 300 tondan 4 bin 500 tona çıktı 32 yıldır kooperatifin başkanlığını yürüten Ahmet Uğur, AA muhabirine, 1976 yılından bu yana üretim yaptıklarını, salça fabrikalarındaki 300 tonluk ürün işleme kapasitesini, 1993'ten bu yana arttırdıklarını söyledi. Yılda 3 bin ton civarında domates, 1500 tona yakın da biber işlediklerini ifade eden Uğur, bu sezon Hollanda'ya biber salçası ve kahvaltılık biber sosu olarak 1200 tonluk ihracat sözleşmesi yaptıklarını belirtti. Kulaca salçasının bir marka haline geldiğini vurgulayan Uğur, "Briksi (suda çözünen kuru madde miktarı) 40'ın üzerindedir ve kullanan başka salça kullanmaz. Bizde hem domates salçası hem biber salçası hem acı biber salçası var. Bir de köftecilerde, ızgaracılarda gördüğünüz acı sos var, biz bunlarla ayakta duruyoruz ve her geçen gün de çıtayı yükseltiyoruz." diye konuştu. İhracatta kapasitelerini arttırıyorlar Hollanda'ya yaklaşık 25 yıldır ihracat yaptıklarına da değinen Uğur, şunları söyledi: "Her yıl kapasitemiz artıyor, en son 1100 ton olan sözleşmemiz bu yıl 1200 tona çıktı. Üretimden tüketime kadar katkıda bulunursak biz ondan mutlu oluyoruz. Bu yıl domates ortalama 1 lira 80 kuruş, yani 2 lira civarında alındı, biz 3 liradan aşağı almadık çünkü biz çiftçilere diyoruz ki sözleşmeli üretim yaparsanız her iki taraf da hesabını kitabını yapar, ona göre ekimler olur. Salçamızın tercih edilme sebebi aroması ve hijyenik koşullarda, uzun sürelerde yavaş yavaş pişirilerek üretilmesi. Biz domatesi elle toplatırız, havuza dökülür suyun içerisine, o sulu havuzdan diğer bir havuza giderken yine suyla girer. Havuzdan çıktıktan sonra tekrar ayıklama bandında ayıklanır. Yani yeşildir çöptür kesinlikle salçanın içine girmez ayrıca salça çift tabanlı kazanlarda 8 saatte kaynar. Bir de yöre domatesi, fideyi alırken cinsini seçiyoruz, domatesin kızarmış olması lazım, salça oranı yüksek olması lazım, domatesin briksinin yüksek olması lazım. Bunlar bizim tabii ki yıllardan beri yaptığımız, deneyimlediğimiz şeyler." Uğur, uluslararası "Yağmur Ormanları İttifakı (Rainforest Alliance) tarafından da 3 yıldır düzenli olarak denetlendiklerini ve doğaya saygılı üretimlerini sürdürdüklerini aktardı. Çalışmalarını bölgeye katkı sağlayarak devam ettirdiklerini söyleyen Uğur, "Bizim aşağı yukarı 17 çiftçimiz var. Bu çiftçilere biber ve domates ektiriyoruz. Domateste tarlada ekilen tohumdan ambalajına girinceye kadar sürdürülebilirlik var. Bunun sorumluluğu da var yani ambalaja girdiğinde kimin olduğu belli oluyor. Eğer içerisinde yabancı bir ürün görürsek katkı maddesi görünürse o kişiyi cezalandırıyoruz. Bunun Türkiye geneline yayılması lazım. Bir önceki yıl ürün biraz para yaparsa çiftçinin ona yönelmesi bazı sıkıntıları yaşatıyor. Artık ürün planlamasının kesinlikle yapılması lazım. Hangi ürün hangi yörelerde verimliyse oralarda havzalar oluşturup sözleşmeli ekim yapılması lazım." ifadelerini kullandı.
- Nazlı Kütükcüler: Kadın Gücüne İlham Veren Vizyoner
Güzellik ve sağlık sektöründe 13 yılı aşkın tecrübesiyle, Ege ve Trakya bölgesinde geniş bir kitleye hitap eden En Beauty Güzellik Merkezleri ve Özel En Beauty Akademi’nin kurucusu olan Nazlı Kütükcüler, kadınların iş dünyasında daha güçlü bir şekilde yer almasını sağlamak için çalışıyor. Güzellik ve eğitim sektörlerinde bireysel başarıyı toplumsal değişimle birleştiren çalışmalarıyla dikkat çeken Kütükcüler, kadınların ekonomik özgürlüklerini kazanmalarına öncülük ediyor. “Kadınların iş hayatına katılması, sadece bireysel değil, toplumsal bir dönüşüm yaratır. Her adımda, kadın gücünün etkisini daha fazla hissettirmek için çalışıyoruz.” diyen Kütükcüler, En Beauty’nin 12 şubesi ile kadınların potansiyellerini keşfettikleri ve iş dünyasında güçlü bir yer edindikleri birer başarı platformu oluşturuyor. En Beauty: Güzellikte Yeni Bir Anlam Nazlı Kütükcüler liderliğindeki En Beauty Güzellik Merkezi, estetik uygulamalarının ötesine geçerek danışanlarına özgüven kazandırmayı ve içsel dengeyi güçlendirmeyi hedefliyor. Cilt bakımı, kalıcı makyaj, epilasyon, bölgesel incelme, tırnak bakımı, detoks ve aromaterapi gibi geniş bir hizmet yelpazesi sunan merkez, güzelliği sadece dış görünüşle sınırlamıyor. En Beauty, Japonya’nın ünlü “Kintsugi” felsefesinden ilham alıyor: “Kırıklardan güç doğar.” Bu anlayış, hem güzellik sektörüne hem de En Beauty’nin şubelerine kendi başarı hikayelerini yazma fırsatı sunuyor. Her şube, bir güzellik merkezi olmanın ötesinde, girişimcilerin hayallerini gerçeğe dönüştürdükleri bir platforma dönüşüyor. “En Beauty ile yalnızca güzelliğe değil, özgüvene ve dayanıklılığa da dokunuyoruz. Her iş ortağımız, kırıklardan doğan bir güçle kendi hikayesini yazıyor.” diyen Kütükcüler, güzellik kavramını şu şekilde tanımlıyor: “Güzellik, insanın kendine olan sevgisini güçlendiren bir süreç.” Bu vizyonla En Beauty, yalnızca fiziksel dönüşümlere değil, ruhsal iyilik haline de önem veriyor. Eğitimin Geleceğe Dokunan Yüzü: Özel En Beauty Akademi Nazlı Kütükcüler’in 2018 yılında kurduğu Özel En Beauty Akademi, güzellik sektörüne donanımlı uzmanlar kazandırma hedefiyle yola çıktı. Bugüne kadar 1000’den fazla mezun veren akademi, kadın istihdamını destekleyen yapısıyla eğitim alanında fark yaratmaya devam ediyor. Kütükcüler, akademiyi, yalnızca teknik bilgi sunan bir eğitim merkezi değil, aynı zamanda bireylerin kariyer yolculuklarını şekillendiren bir platform olarak konumlandırıyor. “Her öğrenci, kendi yolunu çizerken sektöre anlamlı katkılarda bulunan bir profesyonel olur.” diyen Kütükcüler, bu misyonla güzellik sektöründe köklü bir dönüşüme öncülük ediyor. Eğitim yaklaşımı, öğrencilerini yalnızca mesleki bilgiyle değil, aynı zamanda özgün bir vizyonla donatarak sektörde fark yaratmalarını sağlıyor. Kadınlar İçin İlham Kaynağı Nazlı Kütükcüler’in, “Güzellik, insanın kendi hikayesini yazma yolculuğudur.” anlayışı, onun sektöre olan katkılarını özetliyor. Hem bireysel hem de toplumsal dönüşümlere öncülük eden bu vizyoner lider, güzellik sektörünü bir güçlenme aracı olarak kullanarak kadınlara ilham vermeye ve yeni hikayeler yazmaya devam ediyor. Kadınların iş dünyasında güçlü bir yer edinmesini sağlayan bu etkileyici kariyer hikayesi, Kütükcüler’in başarı yolculuğunu gözler önüne seriyor.
- Dr. Zafer Ayaz: Liderlik ve Vizyonun Buluşma Noktası
18 yıllık deneyimini Reaktif Global ile geleceğe taşıyan Dr. Zafer Ayaz, finansal danışmanlık ve stratejik yönetimde fark yaratarak iş dünyasında iz bırakmaya devam ediyor. Dr. Zafer Ayaz, 18 yıllık mesleki birikimini ve liderlik becerilerini Reaktif Global çatısı altında yeni bir vizyonla buluşturan bir iş insanı. Yönetim ve Organizasyon alanında doktorasını tamamlamış bir Serbest Muhasebeci Mali Müşavir olan Ayaz, kariyerine mali müşavirlik ve bağımsız denetim alanında sağlam adımlarla başladı. İstanbul Mecidiyeköy’de faaliyet gösteren AC Istanbul Bağımsız Denetim A.Ş., onun liderliğinde 18 yıl boyunca finansal danışmanlık sektöründe öncü bir marka haline geldi. Yıllar süren yoğun emek ve başarının ardından, marka ve şirket değerine yapılan teklifler sonucu AC Istanbul’un isim hakkı ve marka değeri devredildi. Ancak Dr. Ayaz, bu devri bir son değil, daha büyük hedefler için yeni bir başlangıç olarak gördü. Bu yenilikçi bakış açısıyla Sakarya’da Reaktif Global’i kurarak, ulusal ve uluslararası ölçekte başarılarına yenilerini eklemek için harekete geçti. Vizyoner Liderlik Dr. Zafer Ayaz, sadece bir mali müşavir değil, aynı zamanda müşterilerinin uzun vadeli başarısına katkı sağlayan bir stratejist ve liderdir. “Müşterilerimizin sorunlarını çözdükten sonra da danışmanları olarak yanlarında olmaya devam ediyoruz” anlayışı, onun iş dünyasındaki etik duruşunu ve müşteri odaklı yaklaşımını ortaya koyuyor. Ayaz, bu ilke ile bireysel ve kurumsal müşterilerinin finansal hedeflerini gerçekleştirmeleri için güvenilir bir rehber olmayı sürdürüyor.yor. Reaktif Global ile Yenilikçi Çözümler Dr. Zafer Ayaz, 18 yıllık birikimini Sakarya’da kurduğu Reaktif Global ile küresel bir vizyonla yeniden şekillendirdi. Şirket, sadece bir finansal danışmanlık firması değil, aynı zamanda işletmelerin tüm yönetim ve organizasyonel ihtiyaçlarına çözüm üreten bir merkez konumunda. Reaktif Global, Dr. Ayaz’ın liderliğinde ulusal ve uluslararası alanda yatırım teşvik danışmanlığından halka arz süreçlerine, hukuk danışmanlığından birleşme ve satın alma işlemlerine kadar geniş bir hizmet yelpazesi sunuyor. Dr. Zafer Ayaz’ın başarısının arkasında, işine olan tutkusu ve yenilikçi liderlik anlayışı yatıyor. Onun vizyonu sayesinde, Reaktif Global kısa sürede sektörde saygın bir konuma ulaştı. Türk milliyetçisi kimliği ve Trabzonspor’a olan tutkusu, Dr. Ayaz’ın sosyal yaşamında da güçlü bir duruş sergilediğini gösteriyor. Geleceğe İlham Veren Bir İsim Dr. Zafer Ayaz, geçmişten gelen birikimini geleceğe taşırken, sadece bir iş insanı değil, aynı zamanda genç girişimcilere ve iş dünyasına ilham veren bir lider olarak öne çıkıyor. Reaktif Global çatısı altında sunduğu yenilikçi çözümler, sadece bugün değil, gelecekte de iş dünyasında iz bırakacak başarıların habercisi. Sakarya’nın Serdivan ilçesinde yer alan ofisinden dünya genelindeki müşterilerine rehberlik eden Dr. Ayaz, hem yerel hem de global ölçekte güvenilir bir lider olarak dikkat çekiyor. 18 yıllık deneyim ve güçlü vizyonu, onun adını iş dünyasında daha uzun yıllar boyunca konuşulacak bir lider haline getiriyor.
- Başarı Zorluklarla Mücadele Sanatıdır: Taner Acar Kaya’nın İlham Veren Hikayesi
Girişimcilik yolculuğu, bazen küçük bir adımla başlar ama doğru adımlarla büyük başarılara dönüşür. Taner Acar Kaya’nın hikayesi, bu gerçeği gözler önüne seren bir başarı öyküsüdür. İstanbul’un gastronomi dünyasına yön veren Yakamoz Restoran Grubu’nun Yönetim Kurulu Başkanı olan Kaya, azmi, liderliği ve yenilikçi vizyonuyla sektörde bir yıldız gibi parlıyor. Sıfırdan Zirveye Bir Marka Hikayesi Taner Acar Kaya, "Çıraklığını yapmadığın işin patronu olamazsın" mottosuyla sıfırdan zirveye uzanan bir başarı hikayesi yazdı. Hayatının ilk yıllarında Kars - Susuz'da bulunan Kazım Karabekir öğretmen okulundan mezun olan Kaya, 1986 yılında İstanbul’un Beylerbeyi semtinde Doğanay gazinosunda çıraklık yaparak ve çay bahçelerinde garsonluk yaparak iş hayatına adım attı. 1998 yılında ilk restoranını Beylerbeyi’nde açan Kaya, o dönem yalnızca 7 plastik masa ve sandalye ile başlayan serüvenini, bugün İstanbul Boğazı’nın en seçkin mekanlarından biri olan Yakamoz Restoran Grubu’nun zirvesine taşıdı. Beylerbeyi Yakamoz, Kuleli Yakamoz, Kanlıca Yakamoz ve Çeşmidil gibi işletmelerle Türk mutfağını dünya çapında bir marka haline getirme yolunda ilerliyor. Başarıya Giden Yolda Bir Felsefe Taner Acar Kaya, zorluklarla mücadele etmeyi hayatının merkezine koymuş bir girişimci. "Zorluklarla başa çıkma becerisi ve geleneklerine bağlılığıyla hayatta duruşunu koruyarak mücadele eden insan, mutlaka bir yere gelir" anlayışı, Kaya’nın felsefesini özetliyor. Kaya’nın bu bakış açısı, genç girişimcilere de ilham veriyor. Sosyal ve Kültürel Katkılar Kaya’nın başarıları yalnızca iş hayatıyla sınırlı değil. Yönetiminde olan restoranlar, sosyal etkinliklere ev sahipliği yaparak kültürel hayata da katkıda bulunuyor. Örneğin, ünlü oryantal Tanyeli’nin kanser tedavisi sırasında düzenlediği iftar yemeği, Kuleli Yakamoz’un ev sahipliğinde gerçekleştirilmişti. Ayrıca Kaya, iş dünyası ve sosyal hayatındaki dostlarıyla bir araya gelerek ilham veren buluşmalara da imza atıyor. Geçtiğimiz yıl düzenlediği renkli doğum günü partisi, iş ve sosyal yaşam dünyasından birçok önemli ismi bir araya getirmişti. Sosyal Medyada Etkileyici Bir İsim Sosyal medyada da aktif olan Kaya, @taneracarkaya kullanıcı adıyla Instagram’da 25.4 bin takipçiye ulaştı. Takipçilerine hem iş hayatından hem de günlük yaşamından kareler sunarak, onların iş dünyasına dair motivasyonlarını artırıyor. Her Şeyin Mümkün Olduğuna Dair Bir Kanıt 1994 yılında Beylerbeyi’nde garson olarak başladığı iş hayatında, 2013 yılında çalıştığı restoranı satın alarak zirveye ulaşan Taner Acar Kaya’nın hikayesi, zorluklarla mücadele etmenin ve azmin neleri mümkün kılabileceğinin canlı bir kanıtıdır. Girişimcilik ruhu, liderlik vizyonu ve azmiyle sektöre yön veren bu ilham dolu isim, genç nesillere ilham olmaya devam ediyor.











