Bu sitede ara
Boş arama ile 1150 sonuç bulundu
- İlkokul öğrencileri enkazdakilerin sesi olabilmek için "can düdüğü" üretiyor
Maltepe'deki Binbaşı Necati Bey İlkokulu öğrencileri, 6 Şubat 2023'teki Kahramanmaraş merkezli depremlerde enkaz altında kalanların seslerini duyuramamasından etkilenerek sınıf öğretmenlerinin rehberliğinde deprem düdüğü üretmeye başladı. Tarih boyunca bir çok yıkıcı deprem üreten Alp-Himalaya deprem kuşağı üzerinde yer alan ve çok sayıda aktif fay hattını topraklarında barındıran Türkiye'de, depreme karşı hazır olmak büyük önem taşıyor. Bu kapsamda 6 Şubat 2023'te Kahramanmaraş merkezli 11 ilde meydana gelen ve "Asrın Felaketi" olarak nitelendirilen depremlerde, enkaz altında kalanların seslerini duyuramamasından etkilenen Binbaşı Necati Bey İlkokulu öğrencileri, deprem düdüğü üretmek için kolları sıvadı. Tasarım ve 3D yazıcı ekibi olarak iki gruba ayrılan öğrenciler, sınıf öğretmenlerinin de desteğiyle mısır ve şeker kamışından deprem düdüğü üretmeye başladı. "İzledikleri videodan etkilenip düdük yapmak istediler" Sınıf öğretmeni Alparslan Ceylan, AA muhabirine, öğrencilerinin deprem düdüğü yapma fikrinin nasıl ortaya çıktığını anlattı. "Can düdük" diye isimlendirilen düdüklerinin acil durumlarda, deprem, sel, tsunami ve hortum gibi doğal afetlerde enkaz altında kalınması halinde insanların seslerini duyurması için üretildiğini belirten Ceylan, 2024-2025 eğitim-öğretim yılının ilk gününde öğrencilerinin izledikleri deprem farkındalığı videosundan etkilendiklerini ve kendisine düdük yapma fikri ile geldiklerini söyledi. Dünyada üretilen deprem düdüklerini okuldaki 3D yazıcı ile aynı şartlar altında yaptıklarını, düdüklerin ses, dayanıklılık, ışık ve suya karşı mukavemetlerini test edip belirledikleri model üzerinde çalışmaya başladıklarını anlatan Ceylan, "Bunları velilerimize dağıtarak aldığımız geri dönüşler sonunda belirlediğimiz modeller üzerinde karar kıldık ve ürettik." dedi. Düdüklerin insan sağlığına zararsız olan mısır ve şeker kamışından yapılmış PLA filamentiyle üretildiğini aktaran Ceylan, şöyle devam etti: "Plastik denen zehri en başta sınıfımızdan çıkartma gayretindeyiz, daha sonra dünyadan yok etmek derdindeyiz. Çünkü plastiğin alternatifi var. Plastik kullanmanın kolaya kaçmak olduğunu düşünüyorum. Biz kendi sınıfımızdan başlayarak evleri daha sonra tüm dünyayı plastikten kurtarmak zorundayız. Ürettiğimiz düdüklerin yutulmasını tavsiye etmiyoruz ama mısır ve şeker kamışından üretilmiş zararsız üründür." "Çok az oksijenle en yüksek desibelde ses çıkarsın istedik" Öğrencilerinde, fikirlerinin imkansız olduğu algısını kırarak uygulanabilirliği hedeflediklerini kaydeden Ceylan, "Düdük üretiminde herkesin erişimine açık programları kullandık. Öğrenciler de birbirlerini tamamlayarak fikirleri ortaya çıkardı." diye konuştu. Ceylan, bazı öğrencilerin tasarım konusunda kendilerini geliştirdiğini, onların gruplarını kendilerinin seçtiğini ve bir grubun tasarım konusunda çalışmalar yaparken diğer grubun da 3D yazıcı kullanma konusunda çalışma yürüttüğünü dile getirdi. Deprem esnasında bilinci kaybetme ihtimaline karşı düdüğün üzerinde T.C. Kimlik Numarası, kan grubu ve aile yakınlarından birinin telefon numarasının yer aldığını belirten Ceylan, şöyle konuştu: "Üretirken çok az oksijenle, üflemeyle en yüksek desibelde ses çıkarsın istedik. O nedenle çift kanallı düdüğümüzde ona dikkat ettik. Düdüğümüzü fosforlu malzemeyle ürettik, gündüz aldığı ışıkla dar alanda da olsa kendini gösterecek şekilde ışık üretiyor. Projemiz son noktaya varmış değil, yeni yaptığımız fikirle küçük led koyarak 36 saat ışık sağlasın istiyoruz. Düdükleri yaş aralığına göre üretiyoruz, ana sınıfındakiler için ağızları küçük olduğundan onlara uygun üretim yapıyoruz. Mesela geçen hafta gelen geri dönüşe göre, protez diş kullananların ağzından fırlamasını önlemek için küçük bir çıkıntı ekledik." Ceylan, düdükten 80 ile 150 desibel aralığında ses elde edebildiklerini, göçük altında kalan kişinin imkanlarını ve fiziksel yapısını da gözeterek akciğerdeki havadan ziyade ağızda dolan havayı kullanacak şekilde ses çıkmasını sağladıklarını sözlerine ekledi. "Öğrencilerimiz öğretmenleriyle beraber örnek davranış sergiliyorlar" Maltepe Kaymakamı Bahri Tiryaki de ülke olarak depreme karşı çocukların bilinçlendirilmesi ve eğitilmesi gerektiğini, Binbaşı Necati Bey İlkokul öğrencilerinin de 3D teknolojisi ile can düdükleri ürettiklerini söyledi. Tiryaki, deprem anında binaların çökmesi sonucu yardıma muhtaç olanların seslerini duyurmak istediğine dikkati çekerek, "Bu sayede öğrencilerin ürettikleri can düdüklerini üfleyerek yardım talebinde bulunabilecekler. Öğrencilerimiz öğretmenleriyle beraber örnek davranış sergiliyor." dedi.
- 75 yaşındaki mühendis Kocaeli-İstanbul arasında eğitim aşkına mekik dokuyor
Kocaeli'de yaşayan 75 yaşındaki mekanik tesisat firması sahibi Hamdi Taş, gidiş dönüş 6 saatlik yolcuğun ardından kilometrelerce yol aşıp geldiği Kadıköy'deki akademide gençlere bitip tükenmeyen öğrenme azmiyle örnek oluyor. Kocaeli'nde yaşayan 75 yaşındaki mekanik tesisat firması sahibi mühendis Hamdi Taş, 5 yıldan bu yana haftanın 3-4 günü geldiği İstanbul'daki mesleki eğitim veren akademide öğrenmenin yaşının olmadığını gösteriyor. Kadıköy'deki özel bir akademide eğitim alanlar arasında dikkati çeken mühendis Hamdi Taş, kilometrelerce yol aşıp geldiği kurumdaki gençlere öğrenme azmiyle örnek oluyor. Hamdi Taş, AA muhabirine, İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümünden mezun olduğunu, yaklaşık 40 yıldır sahibi olduğu firmada emekliliği sonrası 60 yaşında bilgisayarla tanıştığını söyledi. İşle ilgili eğitimler almak için çok gayret gösterdiğini dile getiren Taş, "Excel eğitimleri, bilgisayar destekli teknik çizim ve tasarım için AutoCAD dersleri aldım. Sonrasında Revit eğitimi ve animasyonun yanı sıra binaların ve diğer nesnelerin fotogerçekçi görüntülerini oluşturmak için kullanılan Max programını öğrendim. Sonra bu eğitim akademisiyle tanıştım. Burada da uluslararası Revit ile makineci, elektrikçi, mimarın kısaca 3-4 bölümün bir arada çalıştığı eğitimi gördüm." dedi. Hamdi Taş, eğitimler çok hoşuna gidince bilgisayar üzerine çizim eğitimi aldığını belirterek, hocalarının bunu başarıyla tamamlaması için derslere gelmesini istediğini kaydetti. Bu akademide farklı alanlarda 5 yıldır eğitim aldığına dikkati çeken Taş, "Her gün bir şey öğrenmek çok hoşuma gidiyor. Bu yaştan sonra eğitimin bu kadar zevkli, bu kadar bana lazım olduğunu ve hiçbir şey bilmediğimi öğrendim. Bu, bana çok iyi geldi. Artık buraya gelip, eğitimleri almadan da duramıyorum. Benim çalışmaktan, işten, eğitimden başka hayatım boyunca hiçbir hayalim yok." diye konuştu. "Her şeyi öğrenmek beni çok daha mutlu ediyor" Taş, eğitimle adeta ruhunu tatmin ettiğini vurgulayarak, akademideki gençlerden çok şey öğrendiğini söyledi. Eğitimlerde bilgisayar üzerinde öğrendiği çizim tekniklerini firma sahiplerinin gördüklerinde şaşırdıklarını aktaran Taş, "Kocaeli'nde oturuyorum, iş yerim de orada. Buraya 3 saatte geliyor, 3 saatte de gidiyorum. Toplam 6 saat sürüyor. Haftada 3-4 gün de geldiğim oluyor. Ders durumuna göre bazen 2 gün de gelebiliyorum. Yolculuk yoruyor ama eğitim beni daha mutlu ediyor. Her şeyi öğrenmek beni çok daha mutlu ediyor." ifadelerini kullandı. Mesleki eğitimle ilgili tavsiyelerde bulunurken duygulanan Hamdi Taş, şunları kaydetti: "Bizden sonraki kuşağa asla eğitimleri bırakmamayı ve ömür boyu öğrenmeyi tavsiye ederim. Öğrenmek çok güzel bir şey. Keşke genç olsaydım. İnsanlar yaşlandıkları için üzülmez, bir zamanlar gençliği yaşadıkları için üzülür. Oğlum ve torunum yaşındaki insanlarla aynı sınıfta olmak güzel bir şey ama bir yandan da üzücü bir durum. Çünkü onlar genç, adeta bilgisayar içinde yaşamışlar. Her şeyi, dokundukları her noktayı çok iyi biliyorlar ama ben reflekslerim ve gözlerim itibarıyla aynı noktaya bakamıyorum, zor görüyorum. Ama öğrenmekten de mutlu oluyorum. Ben mezara gidinceye kadar hatta yarın öleceğimi bilsem eğitime gelirim. Kocaeli'nden buraya geldiğimde bazen tahtaya bakmaktan yoruluyorum, ders arasında uykum geliyor. Ders veren hocalarım iyi olduğu için onlara saygısızlık olmasın diye kendimi zorluyorum. Arada bir uykum gelmesin diye saçımın telini çekiyorum." "Hamdi Bey'le aileden biri gibi olduk" Üçüncü Binyıl Akademi'nin kurucusu Murat Üstüntaş, 2008 yılından itibaren mühendislik bölümü ağırlıklı öğrencilere eğitimler verdiklerini söyledi. Akademiye gelen Hamdi Taş'ın 75 yaşında olmasına rağmen sürekli kendisini geliştiren biri olduğunu ifade eden Üstüntaş, "Bu isteğiyle alakalı tüm öğrencilerimizle olduğu gibi onunla da ilgilendik. Hamdi Bey, şu anda 20'li yaş gruplarındaki öğrenciler kadar tasarım ve analiz konularına hakim oldu. Bu sayede hem kendini daha mutlu hissediyor hem de planladığı projelerin üstesinden gelebiliyor. Hamdi Bey'le aileden biri gibi olduk. Fırsat buldukça bizi ziyaret ediyor, çay kahve ve iş sohbetleri yapıyoruz." dedi. Merkezdeki öğrencilerin bizzat üretim yapıp, birebir deneyim kazandığını anlatan Üstüntaş, kendisini geliştirmek isteyenlerin yaşına ve öğrenim düzeyine bakmaksızın akademide eğitim aldığını, yeterli pratiği kazanan öğrencilerin iyi şartlarda bir iş bulmaları içinde destek sağladıklarını sözlerine ekledi.
- İstanbul'da çiftçilik yapan 19 yaşındaki ikiz kardeşler 5 bin dönümlük tarlayı ekiyor
İstanbul’da şehirle kırsalın buluştuğu önemli bir bölge olan Silivri’de çiftçilik yapan 19 yaşındaki ikiz kardeşler, kiraladıkları arazilerle birlikte 5 bin dönüm tarlayı ekip biçiyor. Türkiye’nin en büyük tüketim merkezlerinden biri olan İstanbul, aynı zamanda Silivri, Çatalca ve Arnavutköy gibi ilçeleriyle de tarım ve hayvancılıkta öne çıkıyor. Yazın kavurucu sıcaklarında ekinleri hasat eden çiftçiler, sonbaharın rüzgarlı ve soğuk günlerinde buğday, arpa ve kanola tohumlarını kentin verimli topraklarıyla yeniden buluşturuyor. Sabahın erken saatlerinden hava kararana kadar çalışan çiftçiler, kışın toprakta beslenen, baharda çiçek açan ve yazın biçilen ekinleri için sürekli bir koşuşturma halinde yaşıyor. Mega kentin tarım arazisi en geniş ilçelerinden Silivri'de çiftçilik yapan 19 yaşındaki Toprak ve Başar Esen kardeşler, AA ekibine hem mücadelelerini hem de tarıma olan ilgilerini anlattı. İkiz kardeşlerden Toprak Esen, geçen yıl babalarını kalp krizi nedeniyle kaybetmelerinin ardından arazilerinde tarım yapmaya karar verdiklerini söyledi. Kiraladıkları arazilerle 5 bin dönümü ekip biçtiklerini belirten Esen, "4-5 yıl önce ikiz kardeşim Başar ile işe girip çalışma konusunda konuşuyorduk. Bu arada babam yanımıza gelerek 'Gelin kendi işinizi yapın' önerisinde bulundu." dedi. Çiftçiliğin inceliklerini babasından öğrendiklerini dile getiren Esen, "Babam traktör ile takımların kullanımını, tamiri ve ayarları ile işin pratiği ve tekniğini öğretti." ifadelerini kullandı. Tarlaya geçen yıl ekilen ürünlerin hasadından sonra toprağın dağılması için çalıştıklarını ifade den Esen, "Yer temizlendi, ekimi yaptık, şimdi yerin üstüne merdane çekiyorum. Ekinleri temmuz ayına doğru toplayacağız ama bu zamana kadar ilacı ve gübresi atılacak." diye konuştu. Genç çiftçi, yaptıkları işin ağır olduğunu anlatarak, "Bu işler bahçe işlerinden çok ayrı. Özellikle gençler arasında çiftçilik gitgide daha az tercih edilen bir meslek haline geldi. Önceden hepimizin dedeleri çiftçiydi ama sonra kiminin dedesi, babası 'Çocuğuma bu işi yaptırmam.' diye düşündü. Kimi de kendi yapmak istemedi." yorumunda bulundu. Esen, adının 'Toprak' olmasını manidar bulduğunu dile getirerek, "Daha küçüklükten kaderim belli olmuş. Subaylık hayalim vardı, babam vefat edince rafa kaldırdım. Şimdi ise hayallerim çiftçilik üzerine." dedi. "Ziraat okumayı ve ömrümü bu mesleğe vermeyi düşünüyorum" Başar Esen de liseyi bitirdikten sonra çiftçilikle uğraşmaya başladığını belirterek, "Seneye üniversiteye hazırlanıp ziraat okumayı ve ömrümü bu mesleğe vermeyi düşünüyorum. Herkes kendi bildiği işi yapmalı. Küçüklüğümüzden beri ziraat yapıyoruz, burada işin işçiliğini öğrendik, okulunu okuyunca bitki koruma kısmını en ince detayına kadar öğreneceğim. Bu işi en usta şekilde yapabiliyorum diyebileceğim." ifadelerini kullandı. Esen, arazileri ekerken kardeşiyle iş bölümü yaptıklarını anlatarak, "Silivri'de en çok buğday ve arpa ekilir. Son zamanlarda buğday daha çok kazandırdığı için arpadan çok buğday ekiliyor. Ekmenin de toplamanın da zorluğu var ama babam rahmetli olduktan sonra gördük ki hesap kitap yapmak işçilikten daha zormuş. Bu çuvalları kaldırıp indirmek daha kolaymış." diye konuştu. Toprakla uğraşmayı sevdiğini dile getiren Esen, şöyle devam etti: "Kapalı alanda uzun süre kalabilen biri değilim. Hem babamın emanetine sahip çıkmak hem de yapmayı sevdiğimiz için çiftçiliği sürdürüyoruz. Bu ülke her zaman tarımla kalkınacak. Şimdi topraksız tarım çıktı, teknoloji ilerledi. Herkesin yetiştiriciliğe merakı olmalı."
- Sağır ailenin işiten çocuğu işaret diline 230 yeni kelime kazandırdı
Doğuştan işitme engelli anne ile babanın çocuğu olarak dünyaya gelen ve 9 yaşına kadar duyabildiği anlaşılamayan Sibel Kaya, işaret diline 230 yeni kelime kazandırdı. Safranbolu'da yaşayan işitme engelli anne ve babanın ilk çocuğu olan Sibel Kaya, ailede herkes sağır olduğu için kendisini işaret diliyle ifade etti. Kaya'ya 6 yaşında gittiği doktoru, duyma problemi olmayabileceğini söyledi ancak doktorla yazışarak anlaşmaya çalışan ve işaret dili dışında iletişim kurmakta zorluk çeken anne, ne demek istenildiğini anlayamadı. Ailenin küçük bir yerde yaşaması ve çevrelerinde iletişim kurabilecekleri başka kişilerin de olmaması nedeniyle Sibel Kaya'nın işitme engeli bulunmadığı ancak 9 yaşında Adana'ya anneannesini ziyarete gittiğinde anlaşıldı. Anneannenin, torununun seslere tepki verdiğini anlaması üzerine yapılan tetkiklerde Kaya'nın duyabildiği tespit edildi. Konuşmayı öğrenmesi için anneannesinin yanında yaşamaya başlayan Kaya, 12 yaşına geldiğinde akıcı bir üslupla kendisini ifade etmeyi öğrendi. Evde 13 yaşındayken geçirdiği bir kaza sonucu duyma yetisi zayıflayan Kaya, o günden beri işitme cihazıyla hayatını sürdürüyor. Kendi tecrübeleri ışığında Türkçedeki birçok kelimenin işaret dilinde karşılığının olmadığını gören Kaya, bu dili zenginleştirmek için çalışmalara başladı. Kaya, "Hadi İşaret" sosyal girişim projesini hayata geçirerek, işitme engellilerin kelime hazinesine 230 yeni işaret daha eklemeyi başardı. İlk etapta sanat kategorisine yeni işaretler kazandıran Kaya'nın, bundan sonraki hedefi, sağlık, politika, teknoloji ve diğer alanlarda yeni işaretler geliştirmek. Bu başarısıyla "Sabancı Vakfı 15. Sezon Fark Yaratanları" arasında yer alan Kaya, "Hadi İşaret" sosyal girişim projesinin detaylarını ve hedeflerini anlattı. "Dil bariyerini aşmak için 'Hadi İşaret' projesini hayata geçirdik" Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde grafik tasarımı eğitimi aldığını ve halen özel bir bankada çalıştığını belirten Kaya, çocukluğunun sessiz bir dünyada işaret diliyle şekillendiğini söyledi. Çocukluğunda annesiyle parka gittiğinde, diğer çocukların ellerini kullanmadan sadece dudaklarını oynatarak iletişim kurduğunu fark ettiğini anlatan Kaya, annesine "Onlar engelli mi, ellerini kollarını kullanamıyorlar mı?" gibi sorular sorduğunu aktardı. Ailesinin sürekli yeni kelimeler öğrenmeye meraklı olduğunu dile getiren Kaya, "Annem, 'Sibel, hadi bu kelimenin anlamını bize işaretle' derdi. Ancak bazı kelimelerin karşılığı olmuyordu, mesela inovasyon kelimesi gibi. Böyle bir kelime, 10 işaretle ancak anlatılabiliyor. İşte bu dil bariyerini fark edince iki taraf arasında bir köprü olmak için 'Hadi İşaret' projesini hayata geçirdik." diye konuştu. Türkçedeki 600 bini aşkın kelimeye karşılık işaret dilinde 2 bin 600 kelime olduğunu ifade eden Kaya, sözlerini şöyle sürdürdü: "Türkiye'de yaklaşık 3 milyon sağır birey yaşıyor ve maalesef bu topluluğun okuma yazma oranı oldukça düşük. İşaret dilinde eksik olan pek çok kavram, sağır bireylerin kendilerini yeterince ifade edememelerine ve yazılı kaynakları anlamakta zorlanmalarına neden oluyor. Örneğin, sağır bir birey gazeteyi eline alıp okuduğunda birçok kelimeyi anlamakta zorlanıyor. Bu yüzden Hadi İşaret'in en büyük amacı işaret dilini zenginleştirip, geliştirmek." "Sanat sözlüğü oluşturduk" Kaya, Hadi İşaret ve Bongo Art Project'in öncülüğünde Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ortaklığıyla yürütülen proje kapsamında işitme engelliler için müzelerin erişilebilirliğini artırmak amacıyla 230 yeni işareti içeren sanat sözlüğü oluşturulduğunu kaydetti. Bu proje sayesinde, sağır bireylerin sanat eserleri hakkında daha detaylı konuşabilmelerinin ve sanatı derinlemesine anlayabilmelerinin sağlandığını vurgulayan Kaya, "Sağır ressamlar, dilbilimciler ve sanatçılarla bir araya gelerek işaret dilinde yeni terimler geliştiriyoruz. Bu tür çalışmalarla, sağır bireylerin ifade zenginliğini artırıyor ve kendilerini her alanda özgürce ifade etmelerini sağlıyoruz." dedi. Sağlık, bilim, politika ve teknoloji gibi tematik alanlarda da bu zenginleşmeyi sağlayarak, sağırların toplumsal entegrasyonunu artırmayı hedeflediklerinin altını çizen Kaya, işaret dilinin gelişmesinin işitme engelli bireylerin toplumsal hayata katılımını artırdığına dikkati çekti. Kaya, bu gelişmelerin etkisini en yakın çevresinde gözlemleyebildiğini belirterek şöyle devam etti: "Annem artık 'armoni' kelimesini biliyor ve bir tabloyu anlatırken, 'Bu tabloda sıcak renkleriyle tam bir armoni var.' diyebiliyor. Sağır ressam bir arkadaşım ise yeni kelimeleri öğrendikten sonra, 'Eskiden bir kelimenin anlamını anlatabilmek için bin takla atıyordum, şimdi daha rahat kendimi ifade ediyorum.' dedi. Örneğin, inovasyon kelimesini işaret dilinde ifade edebilmek için pek çok farklı kelime ve açıklama kullanmak gerekiyor. Bu nedenle, yeni işaretler geliştirmek, sağır bireylerin bu tür kavramları daha rahat anlamalarını sağlıyor ve iletişimde büyük bir fark yaratıyor." İşitme engellilerin, karmaşık kavramları eksik veya yanlış ifade etmesinin iş hayatında, eğitimde ve sosyal yaşamda ciddi yanlış anlaşılmalara yol açabildiğini dile getiren Kaya, en büyük hayalinin, sağır bireylerin her alanda eşit ve adil şekilde yer alabildiği kapsayıcı bir toplumsal yaşam olduğunu söyledi.
- Şanlıurfalı engelli basketbolcu, 21 yıldır takımı için mücadele ediyor
Tekerlekli Sandalye Basketbol Süper Ligi ekiplerinden Şanlıurfa Büyükşehir Belediyespor'un 45 yaşındaki oyuncusu Bekir Solmaz, 21 yıldır takımının başarısı için mücadele veriyor. Bekir Solmaz, 2003 yılında bir yakınının aracılığıyla Şanlıurfa Büyükşehir Belediyespor'un antrenörü Serdar Yıldırım ile tanışarak basketbol serüvenine ilk adımını attı. Kısa sürede kendini göstererek takımının önemli bir ismi haline gelen Solmaz, arkadaşlarıyla birlikte birçok başarıya imza attı. Bekir Solmaz, yaptığı açıklamada, kendisine uygun bir spor arayışında olduğu dönemde bir yakınının tavsiyesiyle tanıştığı basketbolda 21 yılı geride bıraktığını söyledi. İlk dönemde zorluklar yaşamasına rağmen bıkmadan mücadelesine devam ettiğini aktaran Solmaz, şunları kaydetti: "Evimle antrenman yaptığım salonun arası yaklaşık 7 kilometreydi. Kendime ait bir aracım olmadığı için salona minibüsle giderdim fakat dönüşte bazen araç bulamayınca bu mesafeyi yürümek zorunda olduğum günler oldu. Ama buna rağmen basketbolu çok sevdiğim için bıkmadan, usanmadan mücadele ettim ve bu sonunda da kazandım. Yaklaşık 3 aylık bir çalışmanın ardından lisansım çıkınca takımın kadrosuna girmeyi başardım. Spor bana çok şey kazandırdı. Türkiye'nin birçok kentini ve Almanya'yı gördüm, farklı insanlarla tanışma imkanı buldum ve bu sayede bir iş sahibi de oldum." Çalışmalarını aksatmadan sürdürdüğünü dile getiren Solmaz, "Ben sporun yaşı yok diye düşünüyorum. Çünkü her gün bu sporu daha çok yapmayı arzu ediyorum. Kaç yaşına kadar oynayabilirim, bilmiyorum. Kısmet diyelim. Spor yaparken bizden sonraki nesillere de örnek olmamız lazım. Elimden geldiğince benim gibi engelli gençleri takıma kazandırmaya çalışıyorum. En son takıma kazandırdığım bir oyuncumuzun Genç Milli Takım aday kadrosuna seçilmesiyle gurur duydum." ifadelerini kullandı. Bu sezon hedeflerinin önce ligde kalmak sonra play-off oynamak olduğunu anlatan Solmaz, gruplarında çok güçlü rakiplerin bulunduğunu, çok çalışarak hedeflerine ulaşmak istediklerini dile getirdi. "Bekir, her takımın sahip olmak istediği bir sporcu" Antrenör Serdar Yıldırım ise Bekir Solmaz'ın takım için önemli bir sporcu olduğunu söyledi. Bekir'in yaklaşık 21 yıldır takımın başarısı için mücadele ettiğini ifade eden Yıldırım, "Bekir, takımımızda profesyonelliğin en güzel örneklerinden birini sergiliyor. Takımda oyunculara her zaman ağabeylik yapmış, örnek olmuş ve takımıza çok şey katmış bir sporcumuzdur. Genç sporcularımız da Bekir'in çalışma azmini, mücadelesini ve disiplinini örnek alıyor. Bekir, her takımın sahip olmak istediği bir sporcu. Sporu bıraktıktan sonra da yönetici veya antrenör olarak kendisinden faydalanmak istiyoruz." diye konuştu.
- Beyza öğretmen, ara tatilini köydeki ana sınıfını güzelleştirerek değerlendirdi
Hakkari'nin Yüksekova ilçesinde, ara tatilde memleketine gitmeyerek görev yaptığı köyde kalan Beyza Şen, 5 öğrencisi olan ana sınıfını boyayıp eksiklerini tamamladı. İlçede 2 yıl boyunca Değerli köyü Borsa İstanbul İlkokulu'nda çalışan 35 yaşındaki okul öncesi öğretmeni Şen, yeni eğitim-öğretim yılında Karabey köyü ana sınıfına görevlendirildi. Birinci dönem ara tatilini köyde geçiren Şen, yaklaşık 2 aydır görev yaptığı anaokulunda eğitim gören öğrencilerinin daha ferah ve temiz bir ortamda eğitim görmesi için çalışma başlattı. İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün desteği ve kendi girişimleriyle temin ettiği malzemelerle tek derslikli okulun duvarlarını ve sobayı boyayan Şen, yakacakları hazırlayıp temizlik yaptı. Mesleğini büyük bir tutkuyla sürdüren, öğrencilerinin ihtiyaçlarıyla yakından ilgilenen Şen, boş zamanlarında da aileleri ziyaret ederek ilişkilerini geliştiriyor. Kısa sürede kurduğu iletişimle köy sakinlerinin gönlüne dokunan Şen, 3 yıldır ilçede görev yaptığını söyledi. Köyde görev yapmanın iyi bir tecrübe olduğunu belirten Şen, "5 öğrencim var. Zorluklarıyla birlikte çok keyifli. Her sabah şevkle geliyorum. Öğrencilerimde de bunu hissediyorum. Onlar da okula çok mutlu geliyorlar ve ayrılmak istemiyorlar. Burada fiziki olarak şartlar zor. Hayatımda hiç soba yakmadım. İlk kez burada tecrübe ettim. Zorlanıyorum ama bunlar engel değil. İşimi severek yapıyorum. Öğrencilerimi çok seviyorum." diye konuştu. "Köy halkı her fırsatta çay içmeye, yemek yemeye davet ediyor" Çocukların iyi eğitim alması için elinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştığını vurgulayan Şen, şunları kaydetti: "Köy hayatını seviyorum. Atanmadan önce de hayalim köy öğretmeni olmaktı. Bu meslek için doğmuşum diyebilirim. Ara tatile girmişken okulun boya ve badana işini halletmeyi istiyordum. Ara tatil benim için bir fırsattı. Öğrencilerimin ara tatil bittikten sonra daha nezih bir ortamda ders görmeleri için memleketime gitmek istemedim. Kış şartları burada çetin geçiyor. Köy halkı her fırsatta çay içmeye, yemek yemeye davet ediyorlar. Çok misafirperverler. Çok sıcak davranıyorlar. Burada çok mutluyum." Şen, desteklerinden dolayı Hakkari Valiliğine, Kaymakamlığa, İl ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüklerine ve köy halkına teşekkür etti. Okulun bakımına yardımcı olan köy sakinlerinden Cahide Kaya, öğretmenin tek başına çalıştığını görünce yardımcı olmak istediğini dile getirdi. Kaya, "Çocuklarımız burada okuyor. Öğretmenimizi çok seviyoruz. Onun gibi öğretmenler zor bulunur. Biz de elimizden geldiğince yardımcı oluyoruz." ifadesini kullandı. Köy sakini Süleyman Kaçmaz da Beyza öğretmene çok değer verdiklerini bildirerek, "Kızım şu anda burada değil ama o benim kızımın yerini tuttu. Evimizi teslim ettik, anahtarımızı verdik. Hocamız bir gün bize uğramasa eksiklik hissediyoruz. Ailemizden biri gibi oldu." dedi.
- Elçin Sümer: Sanat ve Tasarımda Sınırları Aşan Bir İsim
Elçin Sümer, heykeltıraş, iç mimar, giyilebilir heykel mücevher sanatçısı ve akademisyen olarak sanatı sınırların ötesine taşıyor. Sanat yolculuğuna genç yaşlarda bale ile adım atan Sümer, geçmişte balerin olarak edindiği disiplin ve zarafet anlayışını sanat kariyerine taşıdı. İstanbul, Avustralya, Paris, Londra, Lübnan ve Bodrum’da gerçekleştirdiği projelerle binlerce sanatçıya destek sunmuş, onların kendilerini tanıtmalarına olanak sağlamıştır. Caresse Art: Avrupa’nın En Büyük Sanat Organizasyonu Bodrum’da hayata geçirdiği Caresse Art projesi, Sümer’in sanata olan tutkusunun en somut örneklerinden biri. 2023 yılında 500’den fazla eserin sergilendiği bu proje, Avrupa’nın en büyük sanat organizasyonu unvanını kazandı. 2024 yılında ise 1184 eserle ikinci senesinde hem Türkiye’nin hem de Avrupa’nın en büyük ve uzun süreli sanat organizasyonuna imza attı. Sümer, bu projede hem küratörlük rolü üstleniyor hem de seçkin sanat eserlerini sanatseverlerle buluşturuyor. Bu proje, yerel zanaatın küresel sanat dünyasında nasıl yer bulabileceğinin başarılı bir örneği olarak gösteriliyor. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Kreatif Endüstriler Meclisi’ndeki çalışmalarıyla yaratıcı endüstrilerde öncü olan Sümer, sadece eserleriyle değil, eğitim çalışmalarıyla da sanat tutkusunu paylaşıyor. Tasarladığı her eserde sanatı ve zarafeti birleştirirken, hayatı sanatla zenginleştirmeye devam ediyor. Ayrıca şirketlere ve kurumlara sanat danışmanlığı hizmeti sunarak, sanatı geniş bir perspektife taşıyor. Sanatı Küresel Bir Dile Dönüştürmek Elçin Sümer’in takı tasarımları, moda dünyasının da ilgisini çekiyor. Yurt içinde ve dışında düzenlenen sergi ve etkinliklerde yer alan bu tasarımlar, sanatı ve zarafeti birleştiren eşsiz bir çizgiye sahip. Sümer, her bir tasarımıyla sadece bir aksesuar değil, bir hikaye sunuyor. Sanatını paylaşmayı bir sorumluluk olarak gören Sümer, Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlediği heykel atölyesi ve sanat tarihi dersleriyle sanatseverlere ilham veriyor. Bu tür etkinliklerle, sanatın sadece bir üretim süreci değil, aynı zamanda bir paylaşım aracı olduğunu vurguluyor. Küresel Başarılara İlerleyen Bir Yolculuk Sanatını yalnızca Türkiye sınırları içinde bırakmayan Sümer, tasarım dünyasındaki çalışmalarıyla uluslararası projelerde de yer alıyor. Takı ve heykel tasarımlarında kullandığı yenilikçi tekniklerle global bir izleyici kitlesi yaratmayı başaran Sümer, sanatı farklı kültürlerin ortak bir dili haline getiriyor. Elçin Sümer, sanat dünyasında bir kilometre taşı olarak kabul ediliyor ve küresel projeleriyle Türk sanatını geleceğe taşıyan bir lider olarak dikkat çekiyor.
- Eda Bayazıt: Estetik ve Güzellik Sektörünün Yükselen Yıldızı
Ankara’da güzellik ve estetik sektöründe yenilikçi hizmetleriyle fark yaratan Eda Bayazıt , azmi, kararlılığı ve liderlik vasıflarıyla sektörde örnek alınacak bir başarı hikayesi yazdı. Güzellik sektöründeki kariyerine sıfırdan başlayarak, bugün kendi adını taşıyan bir marka haline gelmeyi başardı. Yetenekleri, vizyonu ve müşteri memnuniyetine verdiği önem, onu alanında öncü bir isim haline getirdi. 1988 yılında Ordu’nun Fatsa ilçesinde doğan Eda Bayazıt, eğitimini Adnan Menderes Üniversitesi İktisat Bölümü’nde tamamladı. Ancak hayalleri, iş dünyasından çok daha fazlasını içeriyordu. Güzellik sektörüne duyduğu ilgi, onu estetisyenlik eğitimleri almaya yönlendirdi ve bu alandaki tutkusunu profesyonel bir kariyere dönüştürme kararını aldı. Eda Bayazıt, Türkiye genelinde çok şubeli güzellik merkezlerinin yöneticiliğini yaparak sektörde deneyim kazandı. Bu süreçte, hem teknik becerilerini hem de yönetim yetkinliklerini geliştirdi. 8 yıl önce kendi markasını oluşturan Bayazıt, özellikle saç ekimi ve güzellik uygulamaları konusunda Türkiye’nin önde gelen isimlerinden biri haline geldi. İzmir ve İstanbul’dan sonra Ankara’da da birçok özel hastane ile iş birliği yaparak saç ekim koordinatörlüğü görevini başarıyla sürdürdü. Eda Bayazıt Güzellik Merkezi: Kalite ve Güvenin Adresi Eryaman’da yer alan merkeziyle Ankara’nın en çok tercih edilen güzellik uzmanlarından biri olan Eda Bayazıt, sunduğu hizmetlerle danışanlarına en iyi deneyimi yaşatmayı hedefliyor. Buz epilasyon, cilt uygulamaları, kalıcı kaş dizaynı, eyeliner-dipliner-babyliner, kirpik uygulamaları ve bölgesel zayıflama gibi birçok alanda modern hizmetler sunan merkez, son teknoloji cihazlar ve profesyonel kadrosuyla dikkat çekiyor. Başarılarla Dolu Bir Kariyer 2024 yılında "Yılın İş Kadını" ödülüne layık görülen Bayazıt, sektördeki liderliğini bir kez daha kanıtladı. Aldığı ödüller ve müşteri memnuniyetine dayalı hizmet anlayışı, onun işine olan tutkusunu yansıtıyor. Hem Türkiye’den hem de yurtdışından danışanlarına sunduğu kaliteli hizmetlerle markasını global ölçekte büyütme hedefini sürdürüyor. Eda Bayazıt, estetik ve güzellik alanında daha fazla kişiye ulaşmak için yatırımlarını genişletiyor. Yeni hizmet üniteleri ve son teknolojik cihazlarla merkezini büyütme çalışmaları devam ederken, franchise teklifleriyle markasını ulusal ve uluslararası alanda büyütmek için önemli adımlar atıyor. Sektördeki gelişmeleri yakından takip ederek danışanlarına en güncel ve etkili çözümleri sunmayı amaçlıyor. Eda Bayazıt’ın başarısının arkasında azmi, çalışkanlığı ve danışan odaklı yaklaşımı yatıyor. Alanındaki yenilikleri sürekli takip ederek danışanlarına en iyisini sunan Bayazıt, sektörde fark yaratmayı sürdürüyor. Hem lider bir iş kadını hem de güzellik ve estetik sektöründe bir vizyoner olan Eda Bayazıt, Ankara’dan başlayarak Türkiye’ye ve dünyaya adını duyurmaya devam ediyor.
- Eskişehirli sanatçı, evindeki atölyede atıkları "diorama" modellere dönüştürüyor
Eskişehir'de yaşayan 42 yaşındaki Şeyda Oğuzman, atölyeye çevirdiği evinde topladığı atık malzemelerden kent ve ev içi manzaraları tasvir eden diorama (üç boyutlu modelleme) modeller tasarlıyor. Çocukluk yıllarından bu yana el işi ve minyatür sanatıyla ilgilenen Şeyda Oğuzman, 2000 yılında Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Seramik Bölümü'nde öğrenim görmeye başladı. Mezuniyetinin ardından seramik ve takı tasarımı yapan Oğuzman, Odunpazarı ilçesinde ilk atölyesini açtı. Dünyaya gelen çocuğuyla ilgilenmek amacıyla 1,5 senenin ardından atölyesini kapatan Şeyda Oğuzman, tüm malzemelerini evine taşıdı. Anneliğin yanı sıra tasarımlarıyla da ilgilenen sanatçı, çocuğunun büyümesiyle birlikte boş zamanlarını dioroma öğrenmek için değerlendirdi. Öğrendiği yeni sanatsal yöntemlerin yanı sıra seramik ve takı tasarım bilgisini birleştiren modelleme sanatçısı, becerisini ilerletmek için 2023 yılında dioroma modeller tasarlamaya başladı. Doğanın korunması için geri dönüşümünü önemseyen Oğuzman, tutkuyla bağlandığı sanatını icra ederken atık kullanmaya özen gösterdi. Modellemek istediği küçük figürleri canlandırmak için plastik başta olmak üzere kumaş, boya malzemesi ve cam atıklardan yararlanan sanatçı, hayal ettiği yapıları inşa etmek için farklı kategorilere ayırdığı malzeme envanterini kullanıyor. Esinlendiği sahneleri tasarlamak için kendi evi ve çevredeki atıklardan yararlanan Şeyda Oğuzman, tasarımına ait minyatür unsurları yapmak için topladığı atıkları Fimo hamuruyla şekillendiriyor. Esinlendiği tema doğrultusunda atık toplayan Oğuzman, sanatı yetiştirdiği 2 çocuğuna da aşılamak için kimi tasarımlarını beraber yapıyor. Modelleri kısa sürede yoğun ilgi gören sanatçı, sosyal medya aracılığıyla ulaştığı insanlardan sipariş doğrultusunda ürün de tasarlıyor. "Hayal gücü sizi her yere götürüyor" Dioroma modelleri yaparken kendisini huzurlu hissettiğini anlatan Şeyda Oğuzman, evindeki atölyede uzun saatler geçirdiğini söyledi. Esinlendiği bir modeli ortalama 2 günde yaptığını belirten Oğuzman, tasarımlarındaki temaya göre malzeme biriktirdiğini ifade ederek, "Daha çok hislerim doğrultusunda ilerliyorum. Küçük parçalarla ilerliyorum, sonra onu neyle tamamlayacağımı düşünüyorum. Henüz bitmeden ben de ne çıkacağını bilmiyorum, elimde ne varsa onları birleştiriyorum başlangıçta, bittiği zaman görüyorum. Tasarım son haline gelse dahi bitmemiş gibi hissediyorum, yeni şeyler ekleyerek mükemmel hale getirmeye çalışıyorum." dedi. Kullanılan materyalleri herkesten farklı bir gözle değerlendirdiğini kaydeden Oğuzman, şöyle konuştu: "Seramikle kullanarak ürettiğim şeylerin yanı sıra atıkların da değerlendirildiği durumlar oluyor, mesela yumurta kabuklarından kase figürü yapıyorum. Artık gördüğüm her şey tasarıma dönüyor, 'bundan ne yapabilirim' diye düşünüyorum. Herkes seninle aynı şeyi görmüyor ama sen o şeyi görebiliyorsun. Bir elektrik kablosundan boru figürü yapılabiliyor mesela, her şey olabilir. Plastik atıklar olabilir. Pet şişenin altını kesip, üzerine kumaş kaplayıp koltuğa dönüştürebilirsiniz. Köpük malzemeleri kullanabilirsiniz. Pet şişe kapakları çok güzel sehpa, yumurta kaplarından salıncak oluyor örneğin, bunlar yapılabilir. Yani her şeyi kullanabilirsiniz. Bir kere başladıktan sonra her şey bir şeye dönüşebilir, hayal gücü sizi her yere götürüyor." Modellerine kendine özgü imza atıyor Tasarladığı tüm modellere kendine has imza eklediğini belirten Şeyda Oğuzman, "Kahve fincanı ve kitap tasarladığım her modelde bulunuyor. Neyi yaparsam yapayım kesinlikle olsun istiyorum. Orada oturulmuş, bir kahve içilmiş ve kitap okunmuş olsun istiyorum. Kitaplık tasarımlarını çok seviyorum, mutlaka modellerde bulunduruyorum. O nedenle hepsinde var mesela. Köy evi tasarımlarında bile kahve ve kitap yapıyorum." diye konuştu. Özel tasarımlar yapmanın kendi sanatının püf noktası olduğunu belirten modelleme sanatçısı, hayalinin yaptığı modelleri sergileyeceği bir müze açmak olduğunu sözlerine ekledi.
- Evinde yaptığı uçağa paraşüt bağlayarak uçtu
Yamaç paraşütü pilotu Hasan Kaval, evinde ürettiği uçağa paraşüt bağlayarak uçuş yaptı. Yamaç paraşütüyle gerçekleştirdiği aktivitelerle tanınan Kaval, 4 yıl önce çocukluk hayali olan uçak yapma fikrini hayata geçirmek için Denizli'de ikamet ettiği dönemde evinin salonunu atölyeye çevirdi. Havacılıkta kullanılan alüminyum ve plastik malzemelerle uçağın gövdesini tamamlayan Kaval, uçağının ön kısmına da motor, pervane ve iniş takımları ekledi. Fethiye'de karavana dönüştürdüğü otobüste yaşayan Kaval, karavanın yanında tamamladığı projesiyle Adana'da düzenlenen yamaç paraşütü festivalinde ilk kez uçtu. Kendi yaptığı uçakla uçma hayalini gerçeğe dönüştüren Kaval, festivalde yaklaşık 25 dakika havada kaldığı anları aksiyon kamerası ile kaydetti. "Videolarımı izleyip yamaç paraşütüne başlayan birçok kişi var" Kaval, AA muhabirine, uçak yapma fikrinin bir köyde çocukluk yıllarında başladığını, hayalinin peşinden koşarken yamaç paraşütüyle tanıştığını söyledi. Hayal ettiği projeye 2020'de evinin bir odasını atölyeye dönüştürerek başladığını, gövdesini yaptıktan sonra uçağın kalan kısmını Fethiye'de karavanının yanında tamamladığını belirten Kaval, "Projeyi Adana'da düzenlenen 13. Kostümlü Yamaç Paraşütü Festivali'ne götürdüm. İlk uçuşumu Adana'da yaptım. Projenin her şeyi kendime ait. Bir paraşütün uçakla uçması dünyada tek. Bunun da adı 'parauçak'. Projem dünyanın her yerinden ilgi gördü." diye konuştu. Kaval, Adana'da 256 metrelik bir yükseklikten havalandığını ifade ederek, uçağın önüne taktığı motor sayesinde 3 dakika sürecek uçuşu 25 dakikaya çıkardığını kaydetti. Daha önceleri Adana'nın kebabını, Erzincan'ın dönerini, İzmir'in menemenini ve Türk kahvesini gökyüzüne taşıdığını hatırlatan Kaval, havada koltukta televizyon izlediğini, yatak odasını uçurarak havada uyuduğunu anlattı. Çocukluk hayalini gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşadığını dile getiren Kaval, "Yamaç paraşütünde birçok projeye imza attım. Özellikle turizm bölgelerinin tanıtımına da katkım olduğunu düşünüyorum. Videolarımı izleyip yamaç paraşütüne başlayan birçok kişi var." dedi. Kaval, yamaç paraşütünün güvenli bir spor aktivitesi olduğunu sözlerine ekledi.
- İstikbal Türüt: Şiirle Yoğrulan Bir Hayat ve “Kıyıda Bekleyenler”
Şiirle Harmanlanmış Bir Hayat: İstikbal Türüt, İlk Kitabı Kıyıda Bekleyenler ile Hem Şiir Tutkunlarına Hem de Hayatın Kıyısında Bekleyenlere Sesleniyor. Edebiyat dünyasına yeni bir soluk getiren İstikbal Türüt, şiirle harmanlanmış hayat hikâyesi ve ilk kitabı Kıyıda Bekleyenler ile okuyucularının karşısında. İstanbul’da doğup büyüyen Türüt, Kabataş Erkek Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi mezunu. Uzun yıllar kimya ve matematik öğretmeni olarak görev yaptıktan sonra kariyerinde radikal bir değişiklik yaparak Kanada’da aldığı eğitimlerle veritabanı geliştiricisi ve yöneticisi olarak çalışmaya başladı. Ancak, hayatın her döneminde şiir onun en büyük tutkusuydu. Türüt’ün şiirle olan bağı, köklerinden geliyor. Babası Cemil Türüt, Rize’de yerel bir şair olarak tanınırken, ünlü sanatçı İsmail Türüt de aileden biri. Babasının kemençe eşliğinde doğaçlama türkü söyleme geleneği ve evde süregelen şiir kültürü, Türüt’ün bu alandaki ilhamını şekillendirdi. Türüt, “Babam tüm gün şiirle yaşardı. Ben de onun gibi olmaktan korkardım, ama farkında olmadan şiir gibi yaşıyormuşum,” diyerek şiire olan yolculuğunu anlatıyor. “Kıyıda Bekleyenler”in Hikâyesi “Kıyıda Bekleyenler”, insanın hayata karşı duruşunu, kıyıda kalmış hikâyeleri ve ruhun derinliklerini işleyen bir eser. Kitabın adını, Türüt’ün de belirttiği gibi, yapay zeka önerileri arasından seçtiği bir başlık oluşturuyor. “Tam beni ve benim gibileri anlatıyordu,” diyen Türüt, eserin isminin hayatını ve yaşadıklarını mükemmel bir şekilde yansıttığını düşünüyor. Kitabın doğuş hikâyesi ise oldukça ilginç. Türüt, sosyal medyada şiirlerini paylaşırken aldığı yoğun beğeniler ve etkileşimler sonucunda bir kitap hazırlama fikrine kapılmış. “Paylaştığım şiirler ve sözler birikti. Bunların en azından bir kısmını toparlayıp kitap haline getirmek istedim,” diyerek süreci açıklıyor. Kitabında, hem modern hem de klasik şiir anlayışını harmanlayan Türüt, okuyucularına sadece edebi bir deneyim değil, aynı zamanda duygusal bir yolculuk da sunuyor. Kitabın temasında, bireyin hayata karşı mücadelesi ve kıyıda kalmış duygular, yalın ama derin bir üslupla ele alınıyor. İlham Kaynakları ve Yeni Çalışmalar Türüt, şiir yazımında Hilmi Yavuz, Ahmet Muhip Dıranas, Nazım Hikmet ve Necip Fazıl gibi edebiyat dünyasının önemli isimlerinden etkilendiğini belirtiyor. Ancak, onun için şiirleri bireylerden ziyade duygular ve temalar yönlendiriyor. Türüt, “Bazı şiirleri örnek alıyorum. Örneğin Sezai Karakoç’un ‘Ey Sevgili’ şiiri ya da Cemal Süreya’nın ‘Gül’ şiiri, bana her zaman ilham vermiştir,” diyor. Yeni kitap projelerinden de bahseden Türüt, Kıyıda Bekleyenler’i ilerleyen zamanlarda daha da geliştirmek istediğini belirtiyor. Bunun dışında düz yazılarının yer alacağı kitaplar da planladığını ifade eden Türüt, edebi üretkenliğini farklı türlerde eserlerle sürdürmeyi hedefliyor. Türüt, yazdığı şiirlerin toplumun geniş bir kesimine hitap ettiğini vurguluyor. Şiirlerinde orta yolu bulmaya çalıştığını söyleyen yazar, “Benim şiirlerim, toplumsal tabakanın çoğunluğunu oluşturan, iyi niyetli ve edebiyata açık insanlar için,” diyerek okuyucusuyla kurduğu bağın önemini anlatıyor. Şairin Yolculuğuna Ortak Olun “Kıyıda Bekleyenler”, duygusal derinlikleriyle dikkat çeken, okurlarına farklı bir perspektif sunan bir şiir kitabı. İnsan hayatının kıyıda kalmış yanlarını işleyen bu eser, edebiyat dünyasında yeni bir yazarın yükselişini müjdeliyor. Türüt’ün etkileyici kaleminden çıkan bu esere ulaşmak ve satın almak için buraya tıklayın. İstikbal Türüt’ün şiirle yoğrulmuş hayatı ve edebi eserleri, Türk edebiyatında uzun yıllar konuşulacak bir iz bırakacak gibi görünüyor. Şiirle tanışmak isteyen herkes için bu kitap, bir başlangıç noktası olabilir.
- Van'da 2 bin çiftçiye 200 bin koyun verildi
Van'da "Köyümde Yaşamak İçin Bir Sürü Nedenim Var" projesi kapsamında 2 bin çiftçiye 200 bin koyun verildi. Valiliğin sosyal medya hesabında yapılan paylaşıma göre Vali Ozan Balcı, Edremit ilçesindeki Doğanlar Mahallesi'nde projeden yararlanan vatandaşın çiftliğini ziyaret etti. Proje kapsamında sürüsünü 4 katına çıkaran çiftçi ile sohbet eden Balcı, tarım ve hayvancılığı özel olarak desteklediklerini söyledi. Proje kapsamında kentte 1 milyon koyun projesini başarılı bir şekilde yürüttüklerini belirten Balcı, şunları kaydetti: "Bugün itibarıyla 2 bin çiftçimize 200 bin koyun verdik. Hedefimiz 10 bin aileye 1 milyon koyun vermek. Projemizle kırsalda yaşayan vatandaşlarımızın gelir kaynaklarını artırmak, onların kırsaldan kente göç etmelerini azaltmak ve yaşamlarına katkı sağlamak istiyoruz. Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü ile protokol imzaladık. Tarım ve Orman Bakanlığımız da bizi destekliyor. Sıfır faizli, bir yıl ödemesiz, 5 yıl vadeli koyun kredisi veriyoruz. Sadece koyun tedarik etmiyoruz. Aynı zamanda entegre bir proje. İlimiz, mera varlığı bakımından Türkiye'nin ilkleri arasında. Proje kapsamında mera ıslahı, veteriner hizmetleri, erkek kuzu kesiminin garanti altına alınması, hayvan hastalıklarıyla mücadele gibi korunga, yonca, fiğ ve arpa desteklerimiz de var." Van'ın 3 milyon 500 bin küçükbaş hayvan varlığına sahip olduğunu ifade eden Vali Balcı, "Ürün verimini artırmak için yapımına başladığımız tarımsal sulama göletlerimiz devam ediyor. İnşallah çiftçilerimiz, köylülerimiz, veterinerlerimiz ve tüm çalışanlarımızla küçükbaş hayvan varlığımızı 7-8 milyona ulaştıracağız. 2021 yılını Sayın Cumhurbaşkanı'mız küçükbaş hayvancılıkta hamle yılı ilan etmişti. En büyük atağı Van yaptı. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum." diye konuştu.











