top of page

Search this site

Boş arama ile 1096 sonuç bulundu

  • 40 koyun hibe desteği aldı 10 yılda 400'e çıkardı!

    Van'ın Tuşba ilçesinde Genç Çiftçi Projesi'nden yararlanarak 40 koyun hibe desteği alan 5 çocuk annesi Gülçin Şahar, sürüsündeki hayvan sayısını 10 yılda 400'e çıkardı. Atmaca Mahallesi'nde yaşayan Şahar, 2016'da Tarım ve Orman Bakanlığınca yürütülen Genç Çiftçi Projesi'ne başvurdu. Başvurusunun kabul edilmesiyle hibe olarak verilen 40 koyunla hayvancılığa başlayan Şahar'a eşi Çağlar Şahar da destek verdi. Bakımlarıyla yakından ilgilendiği hayvanların sayısını 10 yılda 10 kat artırarak 400'e ulaştıran Şahar, koyunlardan elde ettiği sütten yaptığı otlu peynir, tereyağı gibi ürünleri satarak ailesine destek oldu. Şahar, AA muhabirine, Tarım ve Orman Bakanlığınca yürütülen Genç Çiftçi Projesi sayesinde hayvancılık yapmaya başladığını söyledi. Devlet desteğiyle kadınların ve çiftçilerin desteklenmesinin çok anlamlı olduğunu belirten Şahar, "2016'da 40 koyunla hayvancılığa başladık. O günden bu yana eşimle hayvanlarımızın bakımını yapıyoruz. Kuzulara bakıyoruz, büyütüp satıyoruz. Sütünü sağıp değerlendiriyoruz. Elde ettiğimiz gelirle geçimimizi sağlıyoruz. Çocuklarımın okul ihtiyaçlarını da bu gelirle karşılıyoruz. Allah razı olsun, bize bu desteği verdiler." diye konuştu. "KOYUNCULUK GÜZEL BİR MESLEK" Eşi Çağlar Şahar ise aldıkları destek sayesinde burada çalışma imkanı bulduğunu ve batı illerine gitmek zorunda kalmadığını dile getirdi.Tarım ve Orman İl Müdürlüğü ekiplerinin hayvanların sağlığı için kendilerini düzenli olarak ziyaret ettiğini, ilaç ve veteriner desteği verdiğini belirten Şahar, şöyle konuştu: "Devletimizin sunduğu farklı projelerden de faydalanıyoruz. Allah devletimize zeval vermesin. Her zaman yanımızda. Çok güzel projeler sunuyor. Devletimiz çiftçisinin yanında ve onu destekliyor. Van, koyun yetiştiriciliğiyle anılan bir il. Koyunculuk güzel bir meslek. Bu tür projelerden herkesin yararlanmasını tavsiye ediyorum." "BU BAŞARININ ARKASINDA MUTLU BİR AİLE TABLOSU VAR" Şahar çiftini ziyaret eden AK Parti Van Milletvekili Kayhan Türkmenoğlu da Gülçin Şahar'ın başarı hikayesiyle gurur duyduklarını ifade etti. Gençlerin, çiftçilerin ve girişimcilerin her zaman yanında olduklarını dile getiren Türkmenoğlu, şunları kaydetti: "Tarım ve Orman Bakanlığımızın koyun yetiştiriciliği projesi kapsamında 2016'da 40 koyunla başlayıp bugün 400 koyuna ulaşan bir hanımefendinin başarı hikayesine tanıklık ediyoruz. Bu başarının arkasında mutlu bir aile tablosu var. Bizim görevimiz de başarılı insanlarımızı topluma tanıtmak, onları rol model haline getirmek ve bu tür örneklerin sayısını artırmaktır. İlimizde son dönemde yaklaşık 2 bin 700 çiftçimize 278 bin koyun desteği verdik. Kadın girişimcilerimiz bizim için çok önemli. Emek veren, gayret gösteren tüm girişimcilerimize ve çiftçilerimize başarılar diliyorum."

  • Yol Kenarından Dünya Pazarına: Bir İnat ve İnovasyon Hikayesi

    Herkesin yanından öylece geçip gittiği, "Bundan tarım mı olur?" denilen yabani bir bitkiye 10 yılını adayan Ziraat Mühendisi Esra Hürmeydan'ın sıfırdan zirveye uzanan yolculuğu... İklim krizine meydan okuyan, ön yargıları yıkan ve toprağın dilinden anlayan bir kadının tamamen gerçek ve ilham veren mücadelesine yakından tanık oluyoruz. Bazen en büyük fırsatlar, en gösterişli plazalarda değil; yaz aylarında Akdeniz'in kavurucu sıcağında, bir yol kenarında sessizce bekleyen dikenli bir bitkinin ardında gizlidir. Çoğumuz için sadece yanından geçip gittiğimiz, dikeninden çekindiğimiz sıradan bir yabani meyve olan dikenli incir, Ziraat Mühendisi Esra Hürmeydan için geleceğin tarımını şekillendirecek stratejik bir kurtarıcıydı. Bundan tam 10 yıl önce, artan su kıtlığı ve iklim krizini dert edinerek "Gelecekte tarımı nasıl yapacağız?" sorusunun peşine düştü. Klasik tarımın toprağı yoran yapısına karşılık, susuzluğa direnen bu yerel bitkiye inandı. Çevresindeki birçok kişi, “Bu düz araziye dikenli incir dikilir mi? Bundan para mı kazanılır?” diyerek bu çabayı küçümsedi. Türkiye'de örnek alınabilecek düzenli bir bahçe, yol gösterecek hazır bir model yoktu. Fakat o, eleştirilere kulak asmak yerine bilime ve toprağa sarıldı. Bugün, o çorak arazilerde filizlenen umut, Türkiye'nin ilk tescilli dikenli inciri olan 'ALFA'ya dönüştü. Dün yüz çevirenler, bugün o bahçenin üretim modelini öğrenmek için kapıyı çalıyor. İşte karşınızda, yaprağından kozmetiğine kadar doğada hiçbir şeyi israf etmeyen "sıfır atık" felsefesiyle, yapaylıktan uzak, topraktan gelen gerçek bir başarı hikayesi...

  • 3200 yıllık ağaçtan marka yarattı! 'Dünyada ilk defa zeytinyağını jel formuna getirdik'

    Hep doğada zeytinliklerin içindeydi ama bu onun için huzurlu bir köy hayatı değil, daha çok çalışarak ve yorularak geçen bir çocukluk anlamına geliyordu. “Uzaklaşmak istedim ve yıllarca da uzak kaldım” diyen Hatice Aktürk, hamile kaldıktan sonra kurumsal hayatı bırakıp Muğla’ya yerleşti. 3200 yıllık bir zeytin ağacından ilham alarak doğayla uyumlu bir marka yaratan girişimci kadın, köklere dönüşle gelen başarı hikayesini anlattı. Hatice Aktürk, 1982 yılında Aydın Balat’ta nesillerdir zeytincilikle uğraşan bir ailede doğdu, büyük bölümü Milet Harabeleri çevresinde olan yaklaşık 100 dönümlük zeytinliklerin içinde büyüdü. “Çocuk aklıyla zeytincilik bana zor gelirdi” diyen Hatice, “Sabah erken kalk, tarlaya git ve zeytin topla… Bitmeyen bir döngü gibi geliyordu. Ama şimdi dönüp bakınca o yılların bana farkında olmadan toprağı, emeği ve sabrı öğrettiğini görüyorum. Ve en önemlisi zeytin ağacını. O zaman kıymetini bilmiyordum. Öyle ki uzaklaşmak istedim ve uzun yıllar da uzak kaldım. Ama hayat bir şekilde seni başladığın yere geri getiriyor. Benim için de öyle oldu” dedi. ‘BENİM HAYATIM BU OLMAMALI’ DİYEREK MUĞLA’YA DÖNDÜ Kocaeli Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünü bitiren Hatice, İngiltere’de dil eğitimini tamamladı. Ardından Marmara Üniversitesi Avrupa Topluluklar Enstitüsü’nde yüksek lisans yaparken Avrupa Birliği projelerinde görev aldı. Ardından uzun yıllar tekstil sektöründe çalıştı. İngiltere pazarıyla ilgilendi, birçok ülkeye seyahat etti. Sonra yaşadığı bir farkındalıkla, “Benim hayatım bu olmamalı” diyerek 2016 yılından sonra her şeyi bırakıp eşiyle birlikte Muğla’ya döndü. Milet ve Lasos arasında keşif yaptığı sırada ise içinde 100 ila 3 bin yaş üstü arasında ağaçlar olan zeytinlikleri gördü ve orada yaklaşık 3200 yaşındaki 'Ata Ağaç' ile karşılaştı. Hatice için o çok yaşlı zeytin ağacıyla karşılaşmak bir fikir değil, kırılma anıydı. Yaklaşık 3200 yıllık olması, onun sadece bir ağaç değil, tarihin, sabrın ve sürekliliğin simgesi olduğunu gösteriyordu. Hatice için marka kurma fikri o anda orada doğdu. “Biz klasik bir zeytinyağı markası değiliz. Zeytin ağacına meyvesi, yaprağı ve özü bütün olarak bakıyoruz. Hepsini bilimle birleştirip ürüne dönüştürüyoruz. Dünyada ilk defa zeytinyağını jel formuna getirdik. Bu sayede zeytinyağı sadece mutfakta değil, ciltte aktif çalışan, kolay kullanılan bir forma dönüştü. Zeytin yaprağı tarafı da aynı şekilde. Çoğu yerde atık olarak görülen yaprakları biz yüksek antioksidan içeriğiyle güçlü bir aktif ham maddeye çeviriyoruz. Ama bizi asıl farklı yapan sadece bu değil. Muğla’nın dağlarından gelen kekik, adaçayı, biberiye gibi aromatik bitkileri de kullanıyoruz. Ve bunları bölgedeki kadınlarla birlikte topluyoruz. Yani bu sadece bir üretim modeli değil, aynı zamanda bir döngü… Topraktan çıkan, yerinde işlenen ve yine o coğrafyanın insanıyla değer kazanan bir sistem. Ürünlerimizde gereksiz hiçbir şey yok. Parfümle, renkle, dolgu içeriklerle işi süslemiyoruz. Zeytin yaprağı jelleri, zeytinyağı bazlı bakım ürünleri, hidrosoller, sabunlar ve fenolik değeri yüksek içimlik zeytinyağları… Hepsinin ortak noktası; gerçek, temiz ve yaşayan formüller. Biz ürün üretmiyoruz. Zeytin ağacının ve bu coğrafyanın bilgisini doğrudan insana ulaştırıyoruz.” 'BU MARKA 'TREND' ÜZERİNE KURULMADI' “Ben aslında bu işin içine sonradan ‘giren’ değil, zaten içinde doğan biriyim” diyen Hatice, “3200 yıllık bir ağaçtan ilham alırken zorlandığımız zamanlar oldu ve hâlâ oluyor. Çünkü biz kolay yolu seçmedik. Bu marka ‘trend’ üzerine kurulmadı. Gerçek bir hikâyeye dayanıyor. Çünkü 3200 yıllık bir ağacı anlatıyorsanız, altını doldurmak zorundasınız. Yoksa inandırıcı olmaz. Ama hiçbir zaman yılmadık. Çünkü bizim derdimiz sadece ürün satmak değil. Zeytin ağaçlarını, bu kadim kültürü gelecek nesillere aktarmak. Bu yüzden sadece üretim yapmadık, projeler geliştirdik. Zeytin ağaçlarını koruyan, anlatan ve görünür kılan işlerin içinde olduk. Avrupa Birliği Zeytin Rotası’na dahil olmamız da bunun bir parçası” diye konuştu. ‘ŞEHİR HAYATININ SÜRDÜRÜLEBİLİR OLMADIĞINI HAMİLE KALDIĞIMDA ANLADIM’ Şehir hayatı Hatice’ye çok şey öğretmişti ama sağlıklı yaşamın ne olduğunu bilmiyordu. Sürekli dışarıda yemek, hızlı tempolu iş, stres… Bunların hepsi pazarlamacı olmanın bedeliydi. “Oğluma hamile kaldığımda anladım, bu yaşam tarzı hem benim hem de bebeğim için sürdürülebilir değildi” diyen Hatice, “Muğla’ya döndüğümde ise başka bir gerçeklikle karşılaştım. Herkesin düşündüğü gibi köy hayatı tamamen doğal değildi. Toprakta ilaç ve pestisit kullanılıyordu ve bilinçsiz tarım hâlâ yaygındı. Organik ürün bulmak, doğru ve güvenilir gıda temin etmek şehirden çok daha zordu. İşte bu noktada vizyonumu netleştirdim. Sadece kendim için değil, başkaları için de doğru ve temiz ürünlere ulaşmalı, bilinç oluşturmalıydım. Marketlerde satılan katkılı ekmeği, bilinçsizce yapılan tarımı sabırla köylü amcaya, şehirdeki insana anlatmalıydım. Böylece ‘Ata Ağaç’ doğdu. Benim ticari deneyimimle, eşimin bilimsel bilgisini birleştirerek ürünlerimizi geliştirdik” dedi. “Şu anda Ata Ağaç’ı büyütüyor ve hikâyemizi daha fazla insana ulaştırıyoruz. Ama büyütmekten kastımız sadece satış değil. Zeytin ağacının bilgeliğini, doğal ve temiz ürünlerimizi yaymak, insanlara bilinçli tüketimi göstermek istiyoruz. Daha fazla projeye imza atmak için derneğimiz var. Bu sayede zeytin rotasını genişletmek, bölgedeki kadınları ve üreticileri desteklemek gibi işler yapıyoruz. Bunu gerçekleştirebilmek için hibe ve desteklere ihtiyaç duyuyoruz. Geçtiğimiz günlerde Muğla’da IPARD projesinden hibe almaya hak kazanan 3 markadan biri olduk. Kendi Ar-Ge merkezimizi kuruyoruz. Bu merkez; ürünlerimizi geliştirmek, yenilikçi formüller üretmek ve Ata Ağaç’ın mirasını gelecek nesillere taşımak için kritik olacak. Hedefimiz, Türkiye’den çıkan, köklü bir marka yaratmak ve bu mirası hem yurt içinde hem yurt dışında insanlara ulaştırmak.” ‘BİR FİKRİNİZ VARSA HEMEN BAŞLAYIN, ERTELEMEYİN’ Hatice, kendi işini kurmak isteyen kadın girişimcilere de şu tavsiyelerde bulundu: “Öncelikle vizyonunuzu genişletin. Sadece iş fikrini değil, işin etrafındaki fırsatları, eksikleri, insanları görün. Sektörde sizi ileri taşıyacak kişilerle bağlantı kurun, fikirlerinizi paylaşın, cesaret alın. Bir fikriniz varsa, hemen başlayın, ertelemeyin. Çünkü mükemmel zamanı beklemek sadece vakit kaybettirir. Ve en önemlisi, hikâyenize güvenin. Siz neyi, neden ve nasıl yapmak istediğinizi net bilirseniz, etrafınızdaki insanlar da buna inanır. İş kurmak cesaret işi ama doğru vizyon ve bağlantılarla, kadın girişimciler gerçekten fark yaratabilir.” Via: Betül Topaklı / Milliyet.com.tr

  • 280 bin kadın girişimciye 140 milyar lira

    Halkbank, kadın girişimcilerin finansa erişimini kolaylaştırmak için oluşturdukları Kadın Girişimci Destek Paketi ile bugüne kadar 280 bin kadına 140 milyar TL finansman sağladı. Genel Müdür Özdil, "Güçlü kadın, güçlü aile, güçlü toplum inancıyla yola çıktık" dedi. Halkbank Genel Müdürü Recep Süleyman Özdil, kadın girişimcilerin finansmana erişimini kolaylaştırmak amacıyla oluşturdukları Kadın Girişimci Destek Paketi ile bugüne kadar yaklaşık 280 bin kadın girişimciye 140 milyar lira finansman sağladıklarını söyledi. Kayseri'de düzenlenen "Halkbank Üreten Kadınlar Buluşması" programında konuşan Özdil, kadınların dokunduğu her üretim hikâyesinin ekonomik bir değer oluşturmakla kalmadığına, aileyi, çevreyi ve toplumu da dönüştürdüğüne dikkati çekerken, kadınların yüzyıllardır evde, tarlada hem ürettiğini hem de toplumun temel direği olan aileyi ayakta tuttuğunu vurguladı. DAHA KAPSAYICI EKONOMİ Özdil, kadının yer aldığı her alanın değer kazandığını, toplumun refah seviyesinin yükseldiğini dile getirerek, "Sayın Cumhurbaşkanımızın, 'Kadın elinin değdiği, kadın kalbinin adandığı, kadın kararlılığının yöneldiği hiçbir işin başarısız olma şansı yoktur' tespiti de bu hakikati teyit etmektedir. Kadınların üretimde, girişimcilikte ve iş dünyasında daha fazla yer aldığı ekonomiler, daha kapsayıcı, daha dirençli ve daha sürdürülebilir bir büyüme ortaya koyuyor. Dünyadaki gelişmelere baktığımızda bunu çok net görebiliyoruz. Üstelik ülkemizin kadınları, zorluklarla baş etmeyi, bir arada olmayı, çalışmayı ilke edinen bir gelenekten gelmektedir" diye konuştu. HER ÜÇ KREDİDEN BİRİ Halkbank olarak, "Güçlü kadın, güçlü aile, güçlü toplum" inancıyla bir yola çıktıklarını anlatan Özdil, "2021 yılından bu yana kadın girişimciliğini öncelikli çalışma alanlarımızdan biri olarak görüyoruz. Ülkemizde kadın girişimcilere kullandırılan her üç krediden birinde bankamızın imzası bulunuyor. Kadınlara sağladığımız desteği yalnızca finansmanla sınırlı görmüyoruz. Üreten Kadınlar Buluşmaları'nı ve Üreten Kadınlar Yarışması'nı da bu vizyonla hayata geçirdik. Türkiye'nin dört bir yanında gerçekleştirdiğimiz buluşmalarda, kadın girişimcilerin deneyimlerine ortak olup yeni fikirlerin filizlenmesine katkı sağlamaya çalışıyoruz. Halkbank olarak bu yolculukta yanınızda olmayı sürdüreceğiz" dedi. AK Parti Kayseri Milletvekili Ayşe Böhürler de Halkbank'ın kadınların ekonomik gücünü destekleyen çok büyük bir projeye imza attığını, böyle bir programın Kayseri'de de eğitim vermesinden memnuniyet duyduğunu dile getirdi. Kayseri'nin kadın girişimcileriyle de ön plana çıkan bir kent olduğunu vurgulayan Böhürler, "Kayseri'de pek çok kadın babalarından şirketleri devralıyor ve yeni yeni açılımlar yapıyor. Umut ediyorum ki Kayseri'den de pek çok kadın girişimci, bu desteklerden faydalanır" açıklamasını yaptı. KADINLARDAN TEŞEKKÜR Halkbank Üreten Kadınlar Yarışması'nda 2024'te "Sıfır Atık Kategorisi"nde ödül alan Şükriye Özbilen, yarışmayı kazandıktan sonra güçlü işbirlikleri sağladıklarını belirterek, "Finansal erişimimiz daha da kolaylaştı. Bilinirliğimiz arttı" şeklinde konuştu. Diyetisyen Büşra Durak da 4 yıl önce aldığı destekle Yozgat'ta kendi işini kurduğunu anlatarak, "Hiç birikimim yoktu, hepsini Halkbank ile karşıladım. O günden beri yanımdalar. Bu güveni hissetmek insanı rahatlatıyor" ifadelerini kullandı. Halkbank desteğiyle Kapadokya bölgesinde terapi merkezi açan Prof. Dr. Bilge Uzun ise "Krediyi kadınlar için merkezde kullandım" dedi.

  • Hepsiburada ve KAGİDER’in kadın girişimcilik projesine ABD’den uluslararası ödül

    Hepsiburada ve KAGİDER iş birliğiyle hayata geçirilen “Yol Arkadaşın Burada” programı, ABD merkezli Pazarlama ve İletişim Profesyonelleri Derneği (AMCP) tarafından düzenlenen Communitas Awards’ta Kurumsal Sosyal Sorumlulukta Mükemmellik – “Kadının Güçlenmesi” kategorisinde ödüle layık görüldü. Toplumsal fayda, sürdürülebilirlik, kapsayıcılık ve etik alanlarında yürütülen çalışmaları değerlendiren Communitas Awards, her yıl sosyal etki yaratan projeleri ödüllendiriyor. “Yol Arkadaşın Burada” programı da girişimci kadınların dijital dünyada büyümesini destekleyen yaklaşımıyla bu yıl ödül alan projeler arasında yer aldı. Hepsiburada’nın e-ticaret deneyimi ile KAGİDER’in girişimcilik alanındaki uzmanlığını bir araya getiren “Yol Arkadaşın Burada”, kadın girişimcilerin işlerini dijital ortamda büyütmelerini desteklemek amacıyla hayata geçirildi. Program kapsamında katılımcılara e-ticaretin temellerinden yapay zekâ uygulamalarına, ürün fotoğrafçılığından video içerik üretimine kadar uzanan 23 başlıkta toplam 52 saat eğitim verildi. Türkiye’nin 30 ilinden 1.000’i aşkın girişimci kadının katıldığı programa Hollanda, ABD, Kanada ve İspanya’dan da katılım oldu.

  • Kadın girişimci kurduğu sera ile örnek oldu

    Konya'nın Güneysınır İlçesi'nde kadın girişimci Fadime Uysal, kurduğu seradan ürün almaya başladı. Ürünlerini hasat etmeye başlayan Fadime Uysal, 60 ton ürün bekliyor. İlçede örnek gösterilen iş kadınları arasında yer alıyor. 60 TON ÜRÜN BEKLİYOR Konya'da kadın girişimciler her sektörde olduğu gibi seracılıkta da kendilerini göstermeye başladı. Güneysınır'ın Habiller Köyü'nde yaşayan Fadime Uysal da bu kadın girişimcilerden bir tanesi. Kendi imkanları ile kurduğu serasından ürünlerini almaya başlayan kadın girişimci, 60 ton ürün almayı hedefliyor. ÖRNEK ÇALIŞMA Hem ilçe ekonomisine hem de ülke ekonomisine katma değer sağlayan Fadime Uysal, ilçede örnek gösterilen iş kadınları arasında yer alıyor. İstedikten sonra yapılamayacak iş olduğuna dikkat çeken Fadime Uysal, ''Kurduğum seramda şu anda domateslerimiz yetişti ve 60 ton ürün bekliyorum. Hasat dönemine de başladık.'' dedi. Ekonomi BAŞKAN DEMİR'DEN TEBRİK Güneysınır Belediye Başkanı Ahmet Demir de kadın girişimcilerin önemine dikkat çekti. Her hasatta bir emek, her emekte bir bereket olduğunu vurgulayan Başkan Demir, ''Üreten kadınlarımız başta olmak üzere tüm çiftçilerimize bereketli, bol kazançlı bir sezon diliyorum.'' dedi.

  • İstifa edip girişimci oldu, yapamayıp geri döndü! ‘Başarı hikayelerinden biri olacağımı sandım’

    Ankara'da yaşayan reklamcı ve içerik üreticisi Berfu Deniz'in hikâyesi, son yıllarda sosyal medyada sıkça karşılaşılan “kurumsal hayatı bırakıp özgürlüğe koşan” başarı öykülerinden oldukça farklı. Çünkü onun hikâyesi, parlak girişimcilik masallarının ardındaki görünmeyen gerçekleri, başarısızlığı ve yeniden başlamanın cesaretini anlatıyor. E-ticaretten gönüllü çalışmaya, garsonluktan yeniden ofis yaşamına uzanan yolculuğunda başarısızlığın da hayatın doğal bir parçası olduğunu söyleyen Berfu ile bu süreçte yaşadıklarını konuştuk. Anadolu Üniversitesi Basın Yayın Bölümü mezunu olan, ardından Hacettepe Üniversitesi Kültürel Çalışmalar ve Medya Programı'nda yüksek lisans yapan Berfu Deniz, akademik eğitiminden sonra kurumsal iletişim, dijital medya ve reklamcılık alanlarında çalışmaya başladı. Ancak zamanla beyaz yakalı hayatın dışarıdan görünen cazibesi ile içeride yaşanan gerçekler arasındaki uçurumu fark etti. Kurumsal hayatı bırakıp girişimciliği deneyen Berfu Deniz, e-ticaretten gönüllü çalışmaya, garsonluktan yeniden ofis yaşamına uzanan yolculuğunda başarısızlığın da hayatın doğal bir parçası olduğunu söylüyor. Sosyal medyanın parlatılmış başarı hikâyelerine karşı gerçek deneyimlerini paylaşan Deniz, ‘Cesaret korkunun yokluğu değil, onunla birlikte yürüyebilmektir’ diyor. Sektöre ilk girdiğinde büyük bir hevesinin olduğunu dile getiren Berfu, “Bir yerden sonra emeğimin karşılığını alacağımı, fikirlerimin değer göreceğini, kurumsal yapıların görece profesyonel ve adil olduğunu düşünüyordum. Güvencesizlik, uzun çalışma saatleri ve mobbing gibi durumlar bir süre sonra insanın özsaygısını zedeliyor. Sürekli bir yetersizlik hissi kronik bir kaygı hali yaratıyor. Mesela o dönem kazandığım maaşın bir kısmını, psikolog seanslarına ayırıyordum. Bir gün kafama dank etti, kazandığım parayı sırf o işe gitmeye devam edebilmek, o motivasyonu tekrar bulabilmek için psikologlara harcıyordum. Kendi kuyruğunu yiyen bir yılan gibi, tamamen kendi kendini tüketen bir döngünün içinde sıkışıp kaldığımı fark ettim” şeklinde konuştu. 'PLAZA DÜNYASININ 'HAVALI' İNSANI OLMAK İŞİN SADECE AMBALAJI' ‘Gündüzleri tam zamanlı işimi yürütmeye çalışıyor, geceleri e-ticaretle uğraşıyordum’ diyen Berfu, “Sosyal hayatım sıfırlanmıştı, uykusuzdum ve sürekli tetikteydim. Dışarıdan bakıldığında ‘başarılı ve çok çalışan’ biriydim ama içeride bir şeyler sürekli eksiliyordu. O dönem zihnen ve bedenen sinyal verdiğim, durmazsam kırılacağımı anladığım bir kırılma noktasıydı. Beyaz yakalı olmak dışarıdan çok prestijli, çok havalı bir şeymiş gibi sunuluyor ama içine girdiğinizde görüyorsunuz ki bu aslında insanı sürekli o tüketim döngüsünün içinde tutan bir illüzyon” dedi ve ekledi: “O plaza dünyasının 'havalı' insanı olmak işin sadece ambalajı. Sabahtan akşama kadar bitmek bilmeyen toplantılar, günün sonunda hiçbir yere varmayan kurumsal terimlerle dolu uzun konuşmalar, o sürekli bir şeyleri koordine ediyor gibi görünme hali. Aslında hepsi o ambalajın birer parçası. Günün sonunda, o şık kıyafetlerin ve havalı unvanların ardında, sadece sistemi döndürmek için sürekli koşturan ve yorulan insanlar var. Ben o dünyanın içindeyken, sadece işe gitmek için yaşayan, o suni rutinin içinde kaybolan biri olmak istemediğimi anladım.” 'Bir dönem bir e-ticaret şirketinde çalışıyordum ve e-ticaretle ilgili içerikler üretiyordum' diyen Berfu, "Dolayısıyla bu alandaki potansiyeli bizzat içeriden hissettim; gözümün önünde gerçekten para kazanan birçok canlı örnek vardı. Bunun yanı sıra, kurumsal maaşımın tek başına yaşayan bağımsız bir kadın olarak bana yetmemesi de en büyük etkenlerden biriydi kurumsal hayatı bırakmamdaki. Tabii bir de içimdeki 'kendi yolumu çizme, kendime yeni bir alan açma' arzusu eklenince harekete geçtim. Bilgisayar başında saatler, geceler harcayarak Amerika’ya tabela ve yılbaşı süsleri sattım” şeklinde konuştu. ‘PARA PARAYI ÇEKİYOR, PARA PARAYLA BÜYÜYOR’ İlk başta muazzam bir özgürlük ve 'başarıyorum galiba' hissi olduğunu dile getiren Berfu, “Sürekli satış geldiğini görünce, kurumsal hayatın bana dayattığı sınırlardan tamamen kurtulabileceğime inandım. Büyük bir umut oldu diyebilirim. E-ticaret ilerlerken, maddi olarak daha cazip başka bir iş teklifi aldım. Bu rahatlamanın bana e-ticaret için daha büyük bir hareket alanı açacağını düşünmüştüm ama öyle olmadı; yeni yerimde de o tanıdık yetersizlik hissiyle boğuşurken buldum kendimi. Üstelik iki işi aynı anda yürütmek artık fiziksel ve zihinsel olarak imkansızdı. Kendimi bildim bileli okulda, iş hayatında hep bir koşturmacanın içindeydim. E-ticaretteki deneyimim potansiyelimi gösterip cesaret verince, 'Zamanımı yalnızca kendime ayırırsam neler yapabilirim?' diye görmek istedim ve istifa ettim” ifadelerine yer verdi ve ekledi: “Para parayı çekiyor, para parayla büyüyor. Eskiden sıfır noktasından başlayıp bir yerlere gelmek daha kolaydı; belki imkan azdı ama fırsat çoktu. Bugün ise arkasında ciddi bir sermaye olmayan bir işin, o devasa ve acımasız rekabet ortamında tek başına ayakta kalması çok zor. Tabii ki sıfırdan gelip başaranlar hala var ama sayıları ne kadar? Sosyal medya bize o istisnai birkaç örneği genel kaideymiş gibi sunuyor ama gerçek hayatta sadece çok çalışmak ya da iyi bir fikre sahip olmak tek başına yetmiyor.” ‘İSTİFA EDERSEM KİRAMI ÖDEYEMEM KORKUSU BİZİ O İŞLERDE TUTUYOR’ ‘Gönüllü çalışmaya karar verip yurt dışına gittiğim dönemde ruh halim, tamamen tükenmiş, tabiri caizse "havlu atmış" bir haldeydim’ diyen Berfu, “E-ticaret balonu yüksek rekabet ve maliyetler yüzünden patlamıştı, işe tekrar dönecek gücüm yoktu. Cebimde azıcık bir harçlıkla, sadece durmak, nefes almak ve görünmez olmak istedim. Paranın ve statünün bizi ne kadar yapay bir güven çemberinde tuttuğunu öğrendim. Cebimde para yokken, bir sahil kenarında sadece emeğimi vererek barınmayı ve doymayı deneyimlemek, modern dünyanın dayattığı "parasız kalırsan yok olursun" korkumu kırmamı sağladı. Hayatta kalma kaslarımın ne kadar güçlü olduğunu gördüm. O güne kadar kendimi hep o kurumsal unvanlarla, aldığım eğitimlerle tanımlamışım. Onlar altımdan çekildiğinde de Berfu olarak var olabildiğimi ve ayakta kalabildiğimi gördüm” bilgisini paylaştı. ‘Aç kalırım, kiramı ödeyemem’ korkusuyla yüzleşmenin hayatını nasıl değiştirdiğini sorduğumuz Berfu, “O korku, modern insanın en büyük prangası. ‘İstifa edersem kiramı ödeyemem, mahvolurum’ korkusu bizi o toksik işlerde tutuyor. Gönüllü çalışırken ve sonrasında parasızlığı, yokluğu deneyimlerken o cam fanus kırıldı. Gördüm ki bir şekilde yaşanıyor, bir şekilde hayatta kalınabiliyor. Ama öyle ama böyle. Korkunun yerini garip bir teslimiyet aldı” şeklinde konuştu. ‘BEN DE O BAŞARI HİKAYELERİNDEN BİRİ OLACAĞIM SANMIŞTIM’ ‘Ankara’ya döndüğümde yine platform üzerinden dijital ürünler satmayı denedim ama acilen bir maddi akışa ihtiyacım vardı’ diyen Berfu, “Bekleyecek lüksüm yoktu. Bir restoranda garson olarak işe başladım. Yüksek lisans mezunuyken, kariyer basamaklarını tırmanmayı hayal ederken kendimi masaları silerken, dükkana paspas atarken bulmak ilk başta çok tuhaf bir histi. Ama bu kesinlikle işi küçük görmekle ilgili değil. Zaten öğrencilik yıllarım harçlığımı çıkarmak için garsonluk yaparak geçmişti. Beyaz yakalı dünyadan çıkıp fiziksel emeğin, saatlerce ayakta kalmanın yorgunluğunu tekrar yaşamak, bu iş koluna olan saygımı kat kat artırdı. Gün sonunda ayaklarımın üstünde duracak takatim kalmıyordu belki ama geceleri yastığa kafamı koyduğum an huzurla uyuyabiliyordum. Şunu anladım: fiziksel yorgunluk birkaç saatlik dinlenmeyle geçiyor; ama iş hayatındaki o stres, baskı ve yetersizlik hissi psikolojik olarak çok daha yıkıcı” bilgisini paylaştı. ‘Instagram’da, YouTube’da sürekli karşımıza çıkan ‘Kurumsalı bıraktı, Bali’ye yerleşti’, ‘Her şeyi bıraktım, kendi işimi kurdum ve özgür oldum’ videoları ister istemez insanda bir özenme duygusu yaratıyor’ diyen Berfu, “O pembe filtreli başarı hikayeleri, arka plandaki sermayeyi, şansı ya da başarısızlık ihtimallerini gizliyor. Yalan söylemeyeyim, kurumsal hayatı bıraktığım dönemde benim de zihnimde böyle bir başarı hikâyesi beklentisi elbette vardı. E-ticarette potansiyel görünce ‘İşte ben de o sosyal medyadaki başaranlardan biriyim, kendi hikayemin kahramanıyım’ dedim. Sistem bizi buna o kadar güzel inandırıyor ki, başarısız olma ihtimalini zihninize getirmek bile istemiyorsunuz” şeklide konuştu. ‘SOSYAL MEDYADA SADECE TATİLLER, KAHVE BARDAKLARI VE CİROLAR GÖSTERİLİYOR’ Sosyal medyada anlatılan girişimcilik hikâyeleriyle gerçek hayat arasındaki en büyük farklardan birinin, gerçek hayatın görünmez maliyetleri ve acımasızlığı olduğunu dile getiren Berfu, “Sosyal medyada sadece sonuçlar, tatiller, lüksler, kahve bardakları ve cirolar gösteriliyor. Kimse kaygılarla boğuştuğu geceleri, krizlerini, sabahlara kadar süren stresi ve en önemlisi ‘her şeyin ters gidebileceği’ gerçeğini anlatmıyor. Başarı hikâyelerini anlatırken başarısızlıklar, yeterince konuşulmuyor. Çünkü genel kanı, başarısızlığı, denemeyi yanılmayı rezil olmakla ya da zayıflıkla beraber kodluyor. Herkes kusursuz, her şeyi çözmüş ve hep kazanan tarafta görünmek istiyor. Oysa bizi büyüten şey başarılarımız değil, başarısızlık birçok başarıdan çok daha fazla şey öğretiyor insana. İnsanı kendisiyle tanıştırıyor. Bu yüzden de dönüştürücü bir etkisi var” dedi ve ekledi: “Bizim toplumumuzda özellikle ‘başaramamak’ bir yenilgi, bir toplumsal utanç kaynağı gibi algılanıyor. ‘Bak gördün mü, yapamadı, kürkçü dükkanına geri döndü’ denmesinden korkuluyor. İnsanlar kırılganlıklarını, sistem karşısındaki çaresizliklerini açık etmek istemiyorlar. Herkes birer ‘kazanan’ olmak zorunda hissediyor kendini. Kurumsal hayata yeniden geri dönmek benim için sla bir yenilgi değil, muazzam bir dersti. Başladığım noktaya döndüm belki ama aynı insan olarak dönmedim. Artık o eski suni korkuların yarattığı cam fanus kırılmıştı. Kurumsala bu kez ‘mecbur olduğum için köle gibi’ değil; sınırlarını çizmeyi bilen, hayatta her şeyin olabileceğini görmüş, daha olgun ve özgür bir kadın olarak döndüm.” ‘İŞ BULMUŞSUN BEĞENMİYORSUN DİYEN DE OLDU ÇOK ŞIMARIKSIN DİYEN DE’ ‘Bir hedef vardır ve ona ulaşamadıysanız başarısız bir girişim olmuştur’ diyen Berfu, “Ama bu, o girişimi değersiz kılar mı? Asla. Bence asıl problem, başarısızlığın değersizlikle eşdeğer görülmesi. Hayatın içinde başarı ne kadar varsa, başarısızlık da o kadar var. Ben sosyal medyada paylaştığım videoda 'başaramadım' dediğimde onlarca insan bana, 'Hayır başarmışsın, denemişsin, asıl başarı bu' diye mesaj attı. Ne demek istediklerini, vermeye çalıştıkları desteği çok iyi anlıyorum ve kesinlikle o süreçte ulaştığım şeyler benim için de çok kıymetli. Ama toplumda başarısızlığı ısrarla reddetme ya da ondan mutlaka olumlu bir şeyler çıkarma, onu hemen bir başarı hikayesine devşirme eğilimi var. Bence buna gerek yok; başarısızlık başarısızlıktır ve bu çok normaldir. Denersiniz; bazen olur, bazen olmaz. Başarısızlığı zorla başarıya döndürmeye çalışmaktansa, onu da hikayenin diğer ihtimali olarak görüp normalleştirmemiz gerekiyor. Ancak böyle bakarsak, başarısızlığı ‘ödümüzü koparan bir ihtimal’ olmaktan çıkarırız diye düşünüyorum” dedi ve sözlerini şöyle sonlandırdı: “Sosyal medyada o kadar farklı yorumlar aldım ki, ‘ Bana 'Dokuz-altı iş bulmuşsun işte, bir de beğenmiyorsun, ne şımarıksın' diyen de oldu, gösterdiğim şeyi büyük bir cesaret olarak görüp takdir eden de. Yani günün sonunda herkes bu hikayeye kendi yaşanmışlıklarının filtresinden bakacak. Ben de açıkçası kendimi motivasyon konuşmaları yapacak bir konumda görmüyorum. Herkesin içinde yaşadığı şartları, sorumlulukları çok başka. Sosyal medya, oturduğu yerden kimsenin durumunu koşullarını bilmeden “şunu yapın, bunu yapın” diyen insanlarla dolu. İnsanlara üstten bakan konuşmalardan ve reçete sunmaktan özellikle imtina ediyorum açıkçası. Ben sadece kendi sürecime bakıp naçizane şunu söyleyebilirim. Yeni ve bilinmeyen bir durumun en doğal eşlikçisi: korku. Ama korku bir duygu, cesaret bir eylemdir. Kimse konforlu alanındaki hamlesi cesaret değildir. Yani birbiriyle en yakın arkadaş bunlar. Dolayısıyla bu hissi yok etmeye çalışmak ya da geçmesini beklemek yerine, onu da yanına alıp yola çıkabilmek, o bilinmezlikle yürümeyi kabullenebilmek gerekiyor.” VİA: Gonca Kocabaş / Milliyet.com.tr

  • Çatıdan düştü yüzde 94 engelli kaldı ama hayattan vazgeçmedi

    Burdur'da asıl mesleği marangozluk olan Hüseyin Erkal, 24 yıl önce kaza geçirdi yüzde 94 engelli kaldı. Hayata küsmedi tekerlekli sandalyesiyle makine tamiri yapıyor. ENGELLİ KALDIKTAN SONRA YENİ HAYATINI KURDU Burdur'un Gölhisar ilçesinde yaşayan Hüseyin Erkal, çocukluğundan itibaren marangozluk yapıyordu. 24 yıl önce çatıdan düşerek yüzde 94 engelli kaldı. Kaza sonrası yaşadığı iyileşme sürecinin ardından hayata küsmedi aksine daha da sıkı tutundu. Evinin altına çalışmak için tamir atölyesi kurdu. Tekerlekli sandalyesiyle birlikte odun motoru, süt sağım makinesi gibi makinelerin tamiriyle ilgileniyor. Erkal, bu işe sıfırdan başladığını belirtti. “Ben bu işe kendim başladım. Çıraklık falan yapmadan kendim öğrendim. Sonuçta şimdi yanımda eleman çalışıyor.” dedi. En büyük destekçisi eşi ve oğlu oldu. Engelli bireylere hayata küsmemelerini tavsiye eden engelli tamirci “Engelli bireyler genellikle eve kapanıyorlar. Ruhsal olarak da her konuda destek almaya çalışıyorlar. Bir şeylerle uğraşıldığı zaman hem maddi olarak para kazanırlar hem de vakit geçirirler. Sonradan da bir şeyler öğrenilebiliyor. İlla engelli olduğu için eve kapanması veya ben iş göremem diye düşünmesinin gereği yok.” diyerek tavsiyeler verdi.

  • Kadın girişimci köyüne fabrika kurdu! Tonlarca üretim yapıyor ama siparişlere yetişemiyor

    Çorumlu 2 çocuk annesi kadın girişimci köyüne üretim tesisi kurdu. Hem atık malzemeleri değerlendiriyor hem de katma değer sağlıyor. Devletten 3.9 milyon TL'lik hibe desteği alarak işe başlayan Ebru Zorlu, bir tane bile fazladan ağaç kesilmesine gerek kalmadan üretim yapıldığına dikkat çekiyor. Yılda 6 bin ton üretim yapılıyor ancak talebi karşılayabilmek için 12 bin tonluk üretim hedefi bulunuyor. İşte genç girişimcinin ilham veren hikayesi.... Çorum'da ailesinin 1996 yılından beri sürdürdüğü kereste üretimi ve ahşap ev yapımı işinden artan ahşap atıkları değerlendirmek isteyen 2 çocuk annesi genç yatırımcı Ebru Zorlu, pelet üretim tesisi kurmaya başladı. Zorlu, devlet desteği almak için Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu'na (TKDK) başvurdu. IPARD II 11. Başvuru Çağrı Döneminde projesi desteklenen Ebru Zorlu, 7,2 milyon liralık yatırımı için 3,9 milyon lira hibe desteği aldı. Çorum Merkez ilçesine bağlı Kayaca köyü mevkiinde tesisisi kuran Zorlu, 2023 yılının sonunda üretime başladı. Tesiste ekonomik değeri kalmayan kereste atıklarını katma değerli ürüne dönüştürülerek hem ekonomiye katkı sağlıyor hem de doğanın korunmasında büyük rol oynuyor. “Katma değerli ürünler sektörüne başvuru yapabileceğimizi söylediler” Bir yakının tavsiyesi üzerine devlet desteği olduğunu öğrendiğini belirten Ebru Zorlu, “Ailem 1996 yılından beri her türden kereste üretimi ve ahşap ev yapımı işi ile uğraşıyor. Bu üretimleri gerçekleştirirken ortaya çıkan atıkların değerlendirilmesi amacıyla pelet üretim işine yatırım yapmaya karar verdik. TKDK'dan, hayvancılık tesisi kuran bir yakınımızın ‘birçok sektöre destek veriyorlar, gidin görüşün' demesiyle haberdar olduk. Projemizi anlattığımızda katma değerli ürünler sektörüne başvuru yapabileceğimizi söylediler. Projemiz tamamlanana kadar hep yardımcı oldular” dedi. "Bir tane bile ağacın fazladan kesilmesi gerekmiyor” Tesiste yapılan üretim için fazladan ağaç kesilmesine gerek kalmadığını kaydeden Zorlu, Tesisimizde çam kerestesi üretimimiz sırasında ortaya çıkan ekonomik değeri olmayan kereste atıkları ve talaşı üretim ortamından uzaklaştırarak depolamak için ayrıca bir zaman, işgücü ve para harcıyorduk. Ya da isteyenlere veriyorduk. Şimdi bu atıklar pelet üretim tesisimizin hammaddesi oldu. Orman ürünleri işleyen diğer tesislerin atıklarını da çok uygun fiyatlarla satın almak suretiyle onlarında atıklarından kurtulmalarına ve aynı zamanda para kazanmalarına vesile oluyoruz. Pelet üretimimizde hammadde teminimiz orman ürünlerinin atıklarının değerlendirilmesi ve geri dönüşümüne dayandığından dolayı bizim tesisimizin ihtiyacı için bir tane bile ağacın fazladan kesilmesi gerekmiyor. Yatırımımızla hem kendi atık çam tomruk, kereste parçalarını ve talaşlarını hem de diğer tesislerde ortaya çıkan atıkları alıp çam peletine dönüştürüyoruz” diye konuştu. 15 kişinin tesiste istihdam edildiğini kaydeden Zorlu, “2023 yılı biterken yatırımımızı tamamladık ve pelet üretimine başladık. Şuan tesisimizde kereste imalatı ve pelet üretimi bölümlerimizde 15 çalışanımızla, tek vardiyada yılda 6 bin ton pelet üretimi yapıyoruz. Müşteri kitlemiz çoğaldıkça iki vardiya ile çalıştığımızda üretim kapasitemiz yıllık 12 bin tona çıkacak. Ev kullanıcıları için 6 milimetre, endüstriyel tesislerde kullanılmak üzere de 8 milimetre boyutlu, hiçbir kimyasal katkı kullanmadan, yüzde yüz çam odunu ve kereste artıklarından elde ettiğimiz çam talaşından pelet üretiyoruz. Ürünümüz için Türk Standartları Enstitüsü (TSE) ve Avrupa Birliğine (AB) ihraç sertifikaları aldık. Şimdilik genellikle Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki illerde bulunan müşterilerimize satış yapıyoruz” şeklinde konuştu. "Kömüre göre neredeyse tamamı yanan bir ürün" Yatırım sayesinde Sıfır Atık projesine destek verdiklerini belirten Zorlu, “Kömüre göre neredeyse tamamı yanan, geride ihmal edilebilecek oranda kül bırakan, kalorisi yüksek, karbonmonoksit (CO) salınımı kabul edilebilir değerin altında, depolanması kolay, çevre dostu olan değerli bir ürünü yeniden ekonomiye kazandırıyoruz. Çevre dostu bu yatırımımızla, 2017 yılında devletimizin başlattığı ve bugün dünya gündeminde yer bulan Sıfır Atık projesine de katkı sağladığımızı düşünüyoruz. 7,2 milyon yatırım tutarlı projeme 3,9 milyon lira destek sağlayan devletime ve bu yatırımın hayat bulmasında katkı sağlayan herkese çok teşekkür ediyorum”ifadelerini kullandı.

  • Evinde başladı, sosyal medyada büyüdü! 3 çocuk annesi "yapamazsın" diyenlere inat kendi işinin patronu oldu!

    Gaziantep'te yaşayan 3 çocuk annesi Seda Bayram, evinin mutfağında hobi olarak başladığı pasta ve börek yapımını dev bir başarı hikayesine dönüştürdü. Sosyal medyadan aldığı ilk siparişlerin ardından azmiyle çevresinden 'Atom Karınca' lakabını alan girişimci kadın, eşiyle el ele vererek hayalini kurduğu işletmeyi açtı. Gaziantep'te Millet Bahçesi içerisinde hizmet veren işletmesinde yöresel ev yemekleri hazırlayan Seda Bayram, hem ailesine destek oluyor hem de müşterilerine anne eli değmiş lezzetler sunuyor. Yaklaşık 6 yıldır yemek sektörünün içinde olduğunu belirten Seda Bayram, işe ilk olarak evde pasta ve börek yaparak başladığını söyledi. Sosyal medya üzerinden sipariş almaya başladığını anlatan Bayram, zamanla toplu yemek organizasyonları yaptığını ifade etti. Üç çocuk annesi olduğunu belirten Bayram, yaptığı iş sayesinde hem çocuklarının eğitimine katkı sağladığını hem de sevdiği işi yaptığını söyledi. İşini severek yaptığını ifade eden Bayram, müşterilerden aldığı olumlu dönüşlerin kendisini mutlu ettiğini dile getirdi. Hayalinin kendi restoranını açmak olduğunu söyleyen Bayram, "Evde başladım. Pasta ve börek yapmayı çok seviyordum. Daha sonra siparişler arttı. Okullara, taziyelere ve nişan organizasyonlarına yemek hazırladım. Şimdi ise eşimle birlikte Millet Bahçesi'nde kendi işletmemizi açtık" dedi. Mesleğe nasıl başladığını anlatan Bayram, "Her şey evde başladı. Pasta ve börek yapmaya karşı büyük bir ilgim vardı. Öncelikle evde yapıp çevreme ikram ediyordum. Daha sonra dışarıdan sipariş almaya başladım. Sosyal medya üzerinden satış yaptım, ardından toplu yemek siparişleri almaya başladım. Ev yemeklerimi beğenenler sayesinde okullara, taziyelere ve nişan organizasyonlarına yemek hazırladım. En büyük hayalim bir restoran açmaktı ve bugün eşimle birlikte bu hayalimi gerçekleştirdik. Burada karı-koca dayanışmasıyla çalışıyoruz. Yemeklerin hepsini kendim yapıyorum. Ayrıca aşçılık belgelerim de mevcut. Hem ev ekonomisine katkı sağlamak hem de çok sevdiğim bir işi yapmak için başladım. Çocuklarımın eğitimi için aile bütçesine destek olmak istedim. Zamanla işler büyüdü, talepler arttı. 30-50 kişilik yemek siparişleri almaya başladım. Bir dönem evimin mutfağını adeta işletmeye çevirmiştim" dedi. Mesleğini severek yaptığını söyleyen Bayram, "Çok şükür işlerimiz iyi gidiyor. Her geçen gün daha da gelişiyoruz. Gaziantep bir gastronomi şehri ama insanlar hala anne eli değmiş ev yemeklerini arıyor. Özellikle yuvarlama ve sütlacımız çok ilgi görüyor. Ben yemekleri profesyonel bir aşçı gibi değil, bir annenin sevgisiyle hazırlıyorum. Üç çocuğum var. Büyük kızım Ankara'da üniversite okuyor, bir çocuğum üniversite sınavına hazırlanıyor, en küçük oğlum ise 10 yaşında. Evden çalıştığım dönemlerde de çocuklarımın eğitimine destek oldum. Eşimle birlikte zor günleri dayanışmayla atlattık. Özellikle sosyal medya üzerinden Gaziantep gibi bir yerde satış yapmanın zor olduğunu söyleyenler vardı. Ama ben her zaman kendime güvendim. Şimdi ise işlerimizin iyi noktaya geldiğini görmek beni mutlu ediyor. Çevremdekiler bana 'Atom Karınca' diyor. Çünkü hiç durmadan çalışıyorum. Bu işin mutfak kısmı gerçekten çok emek istiyor. Hazırlık, malzeme tedariği, çalışanlarla ilgilenmek kolay değil. Ama yaptığım işi severek yaptığım için bütün yorgunluğumu unutuyorum. Müşterilerimizin memnun ayrılması benim için maddiyattan daha değerli. Bir kişinin ‘Çok güzel olmuş, elinize sağlık' demesi tüm yorgunluğumu alıyor. Temizlik benim için çok önemli. Tüm süreci birebir kendim takip ediyorum. Malzemelerimizi özenle seçiyoruz. Et tedariğimizi de güvendiğimiz aile çevremizden sağlıyoruz. Ev yapımı salça, kaliteli baharatlar ve özellikle zeytinyağı kullanıyoruz. Burada her şeyin birinci sınıf olmasına dikkat ediyoruz. Amacımız, hem Gazianteplilere hem de şehrimize gelen misafirlere gerçekten kaliteli ve samimi ev yemekleri sunabilmek" diye konuştu.

  • Yapay zeka ile çilek hasadı! 21 yaşındaki genç ihracata başladı

    Hatay'ın Yayladağı ilçesinde amcasından yetiştiriciliğini öğrendiği çileği topraksız serada ve yapay zeka desteğiyle gerçekleştiren 21 yaşındaki Ahmet Sanar, hasat ettiği ilk ürünlerle ihracata açıldı. Aşağıpulluyazı Mahallesi'nde yaşayan Sanar, çocukken çilek üreticisi amcası Ünal Sanar'dan etkilenerek çiftçi olmaya karar verdi. Geleneksel yöntemlerle çilek üretimi yapan amcasının yanında çalışmaya başlayan Sanar, yetiştiriciliğin inceliklerini öğrendi. Sanar, amcasının geleneksel olarak yaptığı yetiştiriciliği teknolojik imkanlarla yapmaya karar vererek geçen yıl kasımda 6,5 dönüm arazide topraksız sera kurdu. Serasında nemden sıcaklığa kadar bütün verileri yapay zeka desteğiyle analiz ederek üretim yapan Sanar, mahalledeki 30 kadına da istihdam sağladı. Sanar, şubat ayında hasat ettiği ilk ürünlerini yurt içinin yanı sıra Rusya ve Romanya'ya ihraç etti. Genç çiftçi Ahmet Sanar, AA muhabirine, hayalinin ilk başlarda Almanya'ya yerleşip iş kurmak olduğunu söyledi. Amcasının yönlendirmesi ve özendirmesiyle yurt dışına gitmekten vazgeçerek doğduğu mahallede çilek üretmeye karar verdiğini anlatan Sanar, şöyle konuştu: "Amcamın ürettiği çileği daha ileriye nasıl taşıyabilirim diye araştırmaların sonucunda topraksız sistemine geçme kararı aldık. Ardından hidroponik sistemde topraksız çilek seramızı kurduk. Şubatta ilk hasadı almaya başladık. Şubattan beri aktif şekilde ürün topluyoruz. İlk yılımıza göre bu yıl 50-60 ton arasında bir rekolte bekliyoruz ve şu an Romanya ve Rusya'ya gönderim sağlıyoruz." Sanar, bugüne kadar serasından yaklaşık 15 ton ürün aldığını ve bunun yaklaşık 9 tonunu ihraç ettiğini dile getirdi. Kurduğu sistem sayesinde açık alanda sadece iki ay yapılabilen çilek üretimini şimdi her mevsime yaydığını anlatan Sanar, şöyle devam etti: "Açık alanda kontrol çok zor oluyordu, kapalı alanda bitki tamamen sizin kontrolünüzde. Verdiğiniz su, gübre daha dengeli, ürettiğiniz ürün daha kaliteli ve sağlıklı bunun gibi birçok etken bizi aslında kapalı alana sürükledi. Araştırmalarım, bu işe önem vermem bizi bu noktaya getirdi. Şimdi her şey çok daha kontrol edilebilir çünkü yapay zeka desteğini kullanıyoruz. Günlük verdiğimiz besinin, suyun, gübrenin değerleri var, bunları yapay zeka sayesinde sistemli bir şekilde kontrol edebildiğimizden ürettiğimiz bitki çok daha sağlıklı ve çok daha kontrol edilebilir oluyor. Bunun neticesinde de aldığımız ürün çok kaliteli oluyor." Sanar, serasında yetiştirdiği çileklerle pazar ağını genişletmeyi ve çok daha fazla kişiye istihdam sağlamayı hedeflediğini kaydetti.

  • Hem çalışıyor hem okuyor hem anne! ‘Sibel Abla’ herkese ilham oldu

    Üç çocuk annesi olmasına rağmen hayallerinden vazgeçmeyen Sibel Bal, azmiyle “okumanın yaşı yok” sözünü bir kez daha kanıtladı. Gümüşhane’de hem çalışıp hem evin sorumluluğunu üstlenen Bal, tüm yoğunluğuna rağmen üniversite sıralarına dönerek örnek bir başarı hikayesine imza attı. Sınıf arkadaşlarının “Sibel Abla” diye hitap ettiği Bal, kararlılığı ve disipliniyle yalnızca öğrencilerin değil, akademisyenlerin de takdirini kazandı. Gümüşhane'de yaşayan 3 çocuk annesi 45 yaşındaki Sibel Bal, eğitim hayatına verdiği ara sonrası üniversite sıralarına muhteşem bir dönüş yaptı. İki yıllık üniversite mezunu olmasına rağmen okuma tutkusundan vazgeçmeyen Bal, kızını üniversite sınavına teşvik etmek amacıyla onunla birlikte sınavlara girdi. Gümüşhane Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü'nü kazanan Bal, şimdilerde ikinci sınıf öğrencisi olarak eğitim hayatını başarıyla sürdürüyor. Sibel Bal'ın hikayesini özel kılan en önemli unsurlardan biri, hayatındaki yoğun tempo. Günlük yaşamında bir yandan aynı üniversitede sürekli işçi kadrosunda çalışan, diğer yandan evindeki sorumluluklarını yerine getiren Bal, eğitimine de asla ara vermiyor. Bal, okul ortamını çok sevdiğini belirterek, "Arkadaş ortamı güzel. Onlar benim çocuklarımın yaşındalar. Hepsi benim çocuklarım. Anlaşıyoruz da, seviyorlar da. Ev ve okul idare ediyoruz. Hem iş hem ev hem okul. Öyle gidiyor. Daha önce öğrencilerin arasında çalışıyordum ancak okul sırasında oturmak çok daha farklı ve heyecan verici bir duyguymuş" dedi. Sınava ikinci çocuğuyla girip kazandığını ifade eden Bal, üçüncü çocuğuyla da yaşı kaç olursa olsun sınava gireceğini ve okumak istediğini sözlerine ekledi. GENÇLERE ÖRNEK OLUYOR Sınıf arkadaşları tarafından "Sibel Abla" olarak çağrılan ve çok sevilen Bal, genç öğrenciler için de bir motivasyon kaynağı haline geldi. Sınıf arkadaşı Sıla Şahan, Sibel Bal'ın hem çalışıp hem okumasının kendilerine ve ailelerine örnek olduğunu belirterek, onun disiplinli ve başarılı bir öğrenci olduğunu vurguladı. Şahan, "Sibel abla bize öğrenmenin yaşının olmadığını, çalışırken de okunabileceğini, aslında hem bize hem ailemize örnek bir davranış sergilediğini söyleyebilirim. Sonuçta bizim de annemiz, babamız yani okumayan birçok üyelerimiz var ama Sibel abla bunu başarıyor. Hem çalışıyor, çalışırken de aynı şekilde derslere katılıyor ve çoğumuzdan da daha örnek bir öğrenci olduğunu da söyleyebilirim. Yani çok başarılı bir öğrenci Sibel abla" diye konuştu. AKADEMİK KADRODAN TAM NOT Bölüm akademisyenlerinden Dr. Öğretim Fatih Işık ise Sibel Bal'ın derslerdeki disiplininden övgüyle bahsetti. Bal'ın Bitki Coğrafyası gibi zorlayıcı derslere bile tam bir sorumluluk bilinciyle katıldığını belirten Işık, "Sibel Hanım bölümümüzde yaklaşık iki yıldır öğrencilik görevini yürütmekte. Kendisi hem çalışıyor hem bir taraftan çocuklarını büyütüyor hem de bir taraftan da derslerimize tam bir disiplinde katılım sağlıyor. Aslında bize azmin ve sorumluluğun bir göstergesi, çok önemli bir örneği olarak karşımıza çıkıyor. Bu hem üniversitemiz hem de öğrencilerimiz için önemli bir örnektir" ifadelerini kullandı.

Arama Yap

bottom of page