Boş arama ile 861 sonuç bulundu
- Konteynerde ürettiği köpek tasmalarını 20'den fazla ülkeye ihraç ediyor Kopyası
Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023'teki depremlerde iş yeri yıkılan Mustafa Sürmeli, üretimini sürdürmek için konteynerde kurduğu atölyede el emeğiyle hazırladığı köpek tasmalarını 20'den fazla ülkeye ihraç ediyor. Henüz 18 yaşındayken mesleğe adım atan 30 yaşındaki Sürmeli, babasının nalbur dükkanında gördüğü köpek tasmalarından etkilenerek üretime yöneldi. Yerli malzemelerle başladığı serüvenle 2 yıl içinde yurt dışına açılan Sürmeli, 20 yaşında ilk ihracatını gerçekleştirdi. Deprem öncesine kadar Malatya Bakırcılar Çarşısı'nda üretim yapan Sürmeli'nin iş yeri, 6 Şubat depremlerinde yıkıldı. Yaşadığı tüm zorluklara rağmen üretimi bırakmayan Sürmeli, konteynerde kurduğu atölyede çalışmaya devam etti. "Ürünlerin yüzde 40'ını yurt dışına gönderiyoruz" Mustafa Sürmeli, yıllık satışlarının talebe göre değiştiğini söyledi. Ürünlerin tamamen el emeğiyle yapıldığına dikkati çeken Sürmeli, şöyle konuştu: "Yıllık 10 ila 15 bin ortalama üretimimiz var ve ürünlerin yüzde 40'ını yurt dışına gönderiyoruz. Bu ürünleri 20'nin üzerinde ülkeye ihracat ederken, her geçen gün bu ülke sayısı genişliyor. Üretimin her aşaması elde geçiyor. Hakiki ve özel deriler kullanıyoruz bu ürünlerde, onun için de dış piyasadan ilgi görüyoruz. Ürünlerimiz de yurt dışında büyük beğeni topluyor." Almanya, Fransa, İngiltere başta olmak üzere Avrupa ülkeleri ve Orta Doğu'dan yoğun talep aldığını belirten Sürmeli, talebin her geçen gün arttığını, müşterilerin ürün kalitesini gördükçe kendilerine ulaşıp özel siparişler verdiğini ifade etti. Yurt dışındaki fuarlara katılmak istediğini anlatan Sürmeli, şunları kaydetti: "Yurt dışı pazarına daha fazla açılmak, oradaki adet sayımızı daha da artırmak istiyoruz. Avrupa'da çok fazla sayıda köpek sahibi var ve kaliteli ürünler istiyorlar. Biz de bu kaliteyi her geçen gün karşılamak istiyoruz, daha da yükselterek, kendimizi de geliştirerek. Yurt dışındaki fuarlara katılmak istiyoruz. Bu şekilde hem şehrimizi hem de ülkemizi temsil etmek istiyoruz."
- Sosyal medyadan öğrendiği el işi gelir kapısı oldu
Samsun'un İlkadım ilçesinde yaşayan Gizem Okul, yapımını sosyal medyadan görerek kendi kendine öğrendiği kalın iplikten tabak altlığı, çanta, sepet gibi ürünleri festivallerde ve şehir merkezlerinde tezgah açarak satıyor. Samsun'un İlkadım ilçesinde yaşayan 33 yaşındaki Gizem Okul, sosyal medyadan gördüğü el işinin yapımını kendi kendine öğrenerek gelire dönüştürdü. Evde sosyal medyadan videolar izleyen 2 çocuk annesi Okul, 3 yıl önce Rusça yayımlanan bir videoda kalın ipliklerden supla (tabak altlığı), çanta ve sepet üretildiğini gördü. Video ilgisini çeken ve bu alanda üretim yapmaya karar veren Okul, deneme yanılma yöntemiyle şiş ve makine kullanarak tabak altlığı, çanta ve sepet üretimini öğrendi. Zamanla kendisini geliştiren Okul, yaptığı ürünleri festivallerde ve şehir merkezlerinde tezgah açarak satmaya başladı. Evin bir odasını üretim alanına dönüştüren Okul, ürünlerini kendi oluşturduğu marka ile pazarlıyor. Gizem Okul, sosyal medyada Rusça bir videonun ilgisini çektiğini, değişik şekillerde tabak altlığı, sepet ve çanta üretildiğini söyledi. Videoyu internette Rusça'dan Türkçe'ye çevirdiğini belirten Okul, "Hangi ipi kullanıyorlar, hangi makineyi kullanıyorlar, hepsi Rusça'ydı. Rusça bilmediğim için Türkçe'ye çevirdim." dedi. "Yapamazsın" diyen eşi şimdi en büyük destekçisi Bir gün eşine, "Ben de yapsam nasıl olur acaba?" dediğini dile getiren Okul, "Bana, 'Sen ayran gönüllüsün, bir kenara atıp yapmazsın' dedi. Ben de büyük hırsla, azimle makineyi ve ipleri aldım, başladım yapmaya. Tabii başlarda çok kötü oldu. Sonrasında güzel yapa yapa satışlar arttı." ifadesini kullandı. Önce çevresinden başlayarak sonrasında başka şehirlere de satış yaptığını anlatan Okul, şöyle devam etti: "Panayırlarda, halk pazarlarında derken şehir şehir, hatta büyük festivallere katıldım. Küçük de bir marka kurdum adıma, kızlarımın adından oluşan. En büyük destekçim ailem, annem, kız kardeşim. Başlarda, 'Sen ayran gönüllüsün' diyen eşim sonrasında kalite kontrolcümüz oldu. Yaptığım bütün ürünlere tek tek bakıyor, 'Bu olmamış, bu satılmaz, bunu başardın, daha güzel oldu' diye. Onun da motive etmesiyle çok güzel yerlere geldik." Okul, üretim yapmanın psikolojik olarak da kendisine iyi geldiğini vurgulayarak, bu işe evde sıkıldığı için başladığına işaret etti. Ailesine de rol model olduğunu dile getiren Okul, "Kız kardeşim, kayınvalidem, annem, hepsi birer makine aldı, onlar da üretime devam ediyor. Onlara da bir nevi iş kapısı gibi oldu. Bütün ev hanımlarına sesleniyorum. Yeter ki inanın, yeter ki isteyin. Yapamayacağınız, başaramayacağınız hiçbir şey yok." diye konuştu.
- Ortaokul ve liseyi açık öğretimde okuyan kadın, kızından ilham alarak üniversiteli oldu
Batman'da ortaokul ve liseyi açık öğretimde okuyan kadın, kızından ilham alarak üniversiteli oldu. Batman'da yaşayan 3 çocuk annesi 50 yaşındaki Emine Saygın, ilkokulu bitirdikten sonra ortaokula gönderilmediği için eğitimini sürdüremedi. 1996 yılında evlenen Saygın, eşi Savaş Saygın ve çocuklarının desteğiyle açık öğretim okullarında okuyarak ortaokul ve liseden mezun oldu. Kızı Fatmanur, Süleyman Demirel Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümüne yerleşince Saygın da kızından ilham alarak üniversite sınavına hazırlanmaya karar verdi. Ailesinin desteğiyle sınava hazırlanan Saygın, geçen yıl Batman Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu İç Mekan Tasarımı Programını kazandı. Hayal ettiği üniversite sıralarına oturmayı başaran Saygın, mezun olduktan sonra İç Mekan ve Tasarım Programı alanında iş sahibi olmak istiyor. "Evlendikten sonra okumaya karar verdim" Saygın, ilkokulu okuduktan sonra ailesinin okumasına izin vermediği için eğitiminin yarım kaldığını söyledi. Evlendikten sonra eğitimine kaldığı yerden devam ettiğini anlatan Saygın, "Evlendikten sonra okumaya karar verdim. İlkokulu okumuştum zaten. Ortaokul ve liseyi eşimin desteğiyle açık öğretimde okuyarak tamamladım." dedi. Kızının üniversiteyi kazanmasıyla kendisinde de üniversite okuma isteği oluştuğunu ifade eden Saygın, çocukları ve eşinin desteğiyle üniversite sınavına hazırlandığını bildirdi. "Üniversite sınavına yoğun bir şekilde hazırlandım" Sınava hazırlık sürecinde yoğun bir çalışma içerisinde olduğunu dile getiren Saygın, şunları kaydetti: "Üniversite sınavına yoğun bir şekilde hazırlandım. Soru çözdüm, kitap okudum, videoları izledim. Çocuklarım da ders çalıştırıyorlardı. Onların çok desteğini aldım. Eşim de ders çalışırken bana çok yardımcı oldu. Kızım üniversiteyi kazandıktan sonra ben de okumaya karar verdim. Geçen yıl sınava girdim ve üniversiteyi kazandım." Geçen yıl üniversiteye başladığı ilk gün büyük bir heyecan ve mutluluk yaşadığını dile getiren Saygın, "Geçmişte kız çocuklarına kurulan baskı hala üzerimde olduğu için biraz tedirgindim ama hocalarımı gördükten, arkadaşlarımla tanıştıktan sonra okula alıştım. Hocalarım ve arkadaşlarım da destek oldu. İkinci sınıftayım. Çok mutluyum. Çok güzel şeyler bunlar." ifadelerini kullandı. Okuduğu bölümü çok sevdiğini anlatan Saygın, mezun olduktan sonra bu alanda çalışmak istediğini dile getirdi.
- Down sendromlu Harun Efe, yetenekleriyle öğretmenlerinin gururu oldu
Konya'da yaşayan 16 yaşındaki down sendromlu Harun Efe Türk, hem Futsal Milli Takımı'nda ay-yıldızlı formayı giyiyor hem de özel eğitim meslek okulunda fotoğrafçılık ve geleneksel ciltleme sanatındaki yeteneğiyle çevresindekilere ilham kaynağı oluyor. Özel eğitimde fark yaratan projeleriyle adından söz ettiren Karatay Özel Eğitim Meslek Okulunda tüm öğrenciler gibi down sendromlu Harun Efe de yetenek ve azmiyle dikkati çekiyor. Okulun "Sanatta, sporda, eğitimde, üretimde biz de varız" sloganını, adeta kişiliğinde somutlaştıran Harun, "on parmağında on marifet" dedirten çok yönlü kabiliyetleriyle okuluna değer katıyor. Mahallelinin yıpranmış Kur'an-ı Kerim'ini tamir etti. Öğretmenlerinin üzerine titrediği Harun Efe, geleneksel Türk İslam sanatında ciltlemeyi de öğreniyor. Bu alanda 3 aydır eğitim alan Türk, mahalleden getirilen yıpranmış Kur'an-ı Kerim'in cilt ve kapağını yeniledi. Ayrıca okulda fotoğrafçılık eğitimi de alan Türk, toplantı ve organizasyonlarda yaptığı çekimlerle bu alanda da yeteneğini konuşturdu. Down Futsal Milli Takımı'nda forma giyen Harun Efe Türk, haziranda düzenlenen Avrupa Şampiyonası'nda ter döktü. Okul idaresi, atölye öğretmenleri ve sınıf öğretmeni, Harun'un bu çok yönlü yeteneklerini desteklemek için yoğun çaba gösteriyor. Harun Efe, özel gereksinimli bireylerin doğru yönlendirme ve destekle hangi noktalara ulaşabileceğinin en güzel örneklerinden biri olarak parlıyor. "10 parmağında 10 marifet olan bir çocuk" Karatay Özel Eğitim Meslek Okulu öğretmeni Mustafa Perçin, AA muhabirine, Sıfır Atık Projesi'nde Harun ve arkadaşlarının, atık malzemelerden defter, zarf ve kutu gibi ürünlerle geri dönüşüme katkıda bulunduğunu söyledi. Harun'un el becerisini geliştirdiğine dikkati çeken Perçin, şöyle konuştu: "Harun'un el becerisi çok iyi. Hem sportif hem de sanatsal alanlarda yetenekli. Bu yüzden üzerine yoğun olarak çalışıyoruz. Her çocuk için bireysel bir eğitim planı (BEP) yapıyoruz. Hepsinin kendi alanında gelişmesini destekliyoruz. Şu anda Harun, el becerileri ve sanatsal yetenekleriyle öne çıkıyor. Kur'an-ı Kerim ciltlemede yeteneklerini gözlemlediğimiz için bu alana yönlendiriyoruz. Harun'un ayrıca fotoğrafçılık konusunda da ekstra bir yeteneği var. Öncelikle okul içi fotoğraf çekimleri yaptık, ardından okul dışı çekimlere geçiş yaptık. Geçenlerde bir kongrede fotoğrafçı olarak görev aldı ve başarısını gördükçe daha da ilerlemesi için yeni projeler geliştirmeye çalışıyoruz. Amacımız, onun bir beceri kazanması, sosyalleşmesi ve iletişim becerilerini geliştirmesi. Harun, Down Futsal Milli Takımı'nda ülkemizi uluslararası arenada, İtalya'da başarıyla temsil etti. Harun, 10 parmağında 10 marifet olan bir çocuk. Ailesine de sevgiler, çünkü çok güzel yetiştirmişler." Karatay Özel Eğitim Meslek Okulu Müdürü Soner Selçuk Tekeli de her öğrencisiyle olduğu gibi Harun Efe ile de gurur duyduklarını belirterek, öğrencinin her alanda kendisini geliştirecek kapasiteye sahip olduğunu vurguladı. Evde çay servisi bile yapıyor Anne Esra Türk ise Harun Efe'nin evde de işlere elinin yatkın olduğunu belirterek, "Günlük hayatında da çok düzenlidir. Çay servisi yaparken de çok tertipli ve güzel yapar. Kendisinin becerileriyle gurur duyuyorum. Gittiği yerlerde de öğretmenleri de çok ilgi gösteriyor. Bundan da çok mutluyum." diye konuştu. Harun Efe Türk ise kendisinin okulda keyifli vakit geçirdiğini belirterek, futbolun yanı sıra fotoğrafçılığı ve ciltlemeyi severek yaptığını söyledi.
- Okulun atıl bahçesini açık hava sınıfına dönüştürüp çocuklara doğayı sevdirdi
Adana'da ana sınıfı öğretmeni Şeyda Uğurlu, görev yaptığı okulun atıl bahçesini bostan, denge parkuru, kum havuzu ve ağaç ev gibi etkinlik alanlarıyla süsleyip çocuklara açık havada eğlenerek eğitim görme imkanı sağladı. Çukurova Üniversitesi Okul Öncesi Öğretmenliği Bölümü'nden 2013'te mezun olan Uğurlu, çeşitli illerde görev yaptıktan sonra 2021'de Seyhan ilçesindeki Adasokağı İlkokulu'nun ana sınıfına atandı. Uğurlu, kurumun atıl durumdaki bahçesini öğrencilerin temiz havada vakit geçireceği bir alana dönüştürme hedefiyle hazırladığı projeyi, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve okul idaresine sundu. Projenin onaylanmasının ardından bahçeyi elden geçiren 36 yaşındaki Uğurlu, geçen yıl hayırseverlerin desteğiyle hayata geçirdiği açık hava sınıfını bostan, dene-yap tezgahı, ağaç ev, kum havuzu, sohbet çember alanı ve denge parkuruyla donattı. Uğurlu, çevre bilinci oluşturmayı hedeflediği öğrencilere hafta içi belli saatlerde açık hava sınıfında uygulamalı eğitim veriyor. Giydikleri çizmelerle bahçede vakit geçiren çocuklar, motor becerilerine ve sosyal gelişimlerine katkı sunan etkinlerde hem eğleniyor hem yeni bilgiler öğreniyor. "Çocuklar ilgi alanlarına göre istediği merkezde oynayabiliyor" Öğretmen Şeyda Uğurlu, öğrencilerine doğa sevgisi aşılamayı hedeflediğini söyledi. Sınıf içi uygulamaları bahçeye taşıdıklarını dile getiren Uğurlu, şöyle konuştu: "Çocuklar ilgi alanlarına göre istediği merkezde oynayabiliyor. Sanat etkinliği merkezimiz var. Burada sebzelerin boyasını çıkararak sanat etkinlikleri gerçekleştiriyoruz. Bostanımızda ekim ve dikim çalışması yapıyoruz. Daha sonra çocuklar olgunlaşan ürünleri toplayarak kendi yiyeceklerini hazırlayabiliyorlar. Dene-yap atölyemizde de doğadaki atık malzemeleri toplayarak deneyler gerçekleştiriyoruz. Çocukların doğada zaman geçirmesinin gelişimlerini olumlu yönde etkilediğini gözlemledim." Uğurlu, velilerin olumlu tepkilerinden dolayı mutlu olduğunu belirterek, "Doğa bütün canlılara iyi geliyor. Çocuklar burada çok güzel zaman geçiriyor, özel gereksinimli öğrencilerimiz de olumlu gelişim gösteriyor. Öğrencilerimdeki olumlu gelişimi görmek beni çok mutlu ediyor." dedi.
- Topladığı materyallerle hayalindeki matematik müzesini kurmaya hazırlanıyor
Bursa'nın Orhangazi ilçesinde 19 yıllık matematik öğretmeni Ersin Öztürk, kapsamlı bir matematik müzesi kurulması için 4 yıldır materyal toplayarak çalışma yürütüyor. Orhangazi Ortaokulunda görev yapan Ersin Öztürk, 2021'de sunum yapacağı bir seminere katılmadan önce yerli ve yabancı matematik kaynaklarından faydalandı. Sunumunun ardından okulda olimpiyat üzerine matematik kursu açan Öztürk, kursa katılan öğrencilerle gezi planladı. Aydın'daki Tales Matematik Müzesi'ni ziyaret eden Öztürk, buradan esinlenerek öğrencilere matematiği dokunarak, hissederek, somutlaştırarak sevdirmek amacıyla Orhangazi'de matematik müzesi kurmaya karar verdi. Bunun üzerine çalışmalara başlayan Öztürk, 4 yılı aşkın sürede çarpanlara ayırma, özdeşlikler, Galton kutusu, Klein şişesi, soyut matematik, topolojik düğümler, 19. yüzyılda dünyada bilinen çok popüler bulmacalar, oyunlar gibi 60'a yakın materyal biriktirdi. Orhangazi Milli Eğitim Müdürlüğü, Uludağ Üniversitesi Orhangazi Yeniköy Asil Çelik Meslek Yüksekokulu ve Orhangazi Belediyesi arasında imzalanacak protokolden sonra kurulum çalışmaları başlayacak müzenin Türkçe, İngilizce ve Arapça anlatımlı olarak 2026 yılı içinde açılması planlanıyor. "Türkiye'nin en kapsamlı matematik müzesi olacak" Ersin Öztürk, AA muhabirine, 19 yıllık matematik öğretmenliği süresince özellikle orta öğretim ve lise düzeyinde çok sayıda kitap yazdığını söyledi. Öğrencilerine matematiği sevdirmek için birçok girişimde bulunduğunu belirten Öztürk, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, Orhangazi Belediyesi ve Orhangazi Meslek Yüksekokulu destekleriyle hayalindeki müzeyi açabilmek için çalışma yürüttüğünü anlattı. Öztürk, matematiğin bazı öğrenciler tarafından "korkulu rüya" gibi görüldüğüne işaret ederek sözlerini şöyle sürdürdü: "En sevilmeyen ders, kimilerine göre de en sevilen ders. Öğrencilerin biraz daha dokunarak, hissederek, yaşayarak hissedebileceği materyaller hazırladık. Bazı hazırlanmış materyallerden faydalandık. Müzemiz milattan önce 3 bin yılından günümüze kadar 5 bin yıllık matematik tarihini, çalışmalarını somutlaştırarak anlattığımız bir müze olacak. İlkokul, ortaokul ve lise matematiğinde çarpanlara ayırma, özdeşlikler, üniversite matematiğinde Hilbert'in sonsuzluk otelini somutlaştırdığımız Galton kutusu, Klein şişesi, soyut matematik, topolojik düğümler, 19. yüzyılda dünyada bilinen çok popüler bulmacalar, oyunlar gibi materyalleri biriktirdiğimiz bir müze olacak." Müzeyi kurma amaçlarından bahseden Öztürk, "Matematiği biz günlük alanlarda nerelerde kullanırız? Bu müzenin en büyük amacı bu. Derste, tahtada öğrendiğimiz bilgileri günlük hayatta nasıl somutlaştırabiliriz? Bunu göstermek amacıyla bu müzeyi kuruyoruz." ifadesini kullandı. Öztürk, müzede konuların 110 başlık altında toplanacağını aktararak, "Bu başlıklardan yaklaşık 55-60 tanesinin materyali var. Geri kalan 50 taneyi soyut matematik olduğu için afişlerle ve posterlerle sözel olarak sunacağız. 60'a yakın başlığın malzemesi var. Açıldığında bildiğim kadarıyla Türkiye'nin en kapsamlı matematik müzesi olacak." diye konuştu. Müze fikrinin oluşum aşamasında birçok matematik öğretmeninin fikrini, maddi ve manevi desteğini aldığını kaydeden Öztürk, çok sayıda matematik müzesini gezip inceleyerek fikir edindiğini anlattı. Ersin Öztürk, katkıları için Orhangazi Milli Eğitim Müdürlüğü, Uludağ Üniversitesi Orhangazi Yeniköy Asil Çelik Meslek Yüksekokulu ve Orhangazi Belediyesi yöneticilerine teşekkür etti.
- Gaziantep'te mobilya üreten kadın girişimci 8 ülkeye ihracat gerçekleştiriyor
Gaziantep'te çalıştığı fabrika iflas edince kurduğu atölyede mobilya üreten Ayşe Pınar Tümüklü, ürünlerini 8 ülkeye ihraç ediyor. Orman Endüstri Mühendisi 44 yaşındaki Tümüklü, çalıştığı mobilya fabrikası iflas ettikten sonra "kadından mobilyacı mı olur" söylemlerine inat kendi atölyesini kurdu. İşletmesinde 15 kişiyi istihdam eden ve 8 ülkeye ihracat gerçekleştiren Tümüklü, Gaziantep Mobilya İhracatçılar Birliği Derneği ile Oğuzeli ilçesine kurulacak Mobilya Kent'in kooperatif başkanlığını yürütüyor. Fabrikanın iflası Tümüklü'nün başlangıcı oldu Ayşe Pınar Tümüklü, 15 yıl önce çalıştığı mobilya fabrikasının iflas etmesinin ardından olumsuz söylemlere kulak asmadan kendi işini kurmaya karar verdiğini anlattı. Ürettikleri genç, bebek odası, mutfak dolabı, yatak odası takımı gibi ürünleri bazı Avrupa ülkeleri ile Irak, Libya, Gürcistan'a ihraç ettiklerini dile getiren Tümüklü, "Çalıştığım şirkette yurt dışına çalışıyordu. Irak'ta ciddi bir para kaybı ve bir iflas yaşandı. Oranın iflası benim başlangıcım oldu. Kendi iş yerimi açtım ve o gündür bugündür de yaklaşık 15 yıldır şirket kendi adıma ve kendi adıma üretim yapıyorum. Hatta geçen günlerde Kanada'ya mobilya gönderildi. Yani bize talep geldikçe ürünlerimizi bütün ülkelere gönderiyoruz. Bu şekilde devam ediyoruz." dedi. Tümüklü, Oğuzeli ilçesine kurulacak Mobilya Kent'in bir an önce faaliyete geçerek burada üretime başlanması için gayret ettiğini ifade etti. "Kendisi sayesinde eğitimimi bitirdim" Mobilya atölyesinde 4 yıldır çalışan Mustafa Şafak Kaplan, Tümüklü'nün kendileri için patrondan ziyade bir abla olduğunu dile getirerek, "Burada işe başladığımda okumuyordum. Burada hem çalışıp hem de lise diplomasına sahip oldum. Ayrıca kalfalık, usta öğreticilik gibi belgelere sahibim. Burada makina operatörlüğü çizim tasarım gibi işlerle uğraşıyorum. Kendisi sayesinde eğitimimi bitirdim." dedi. Çalışanlardan ortopedik engelli İsmail Işık ise "Ayşe hanım çalışanlarına ciddi anlamda sahip çıkar, herkesle ilgilenir. Kendisi bize çok güvenir. Biz de güvenini boşa çıkarmamak için elimizden geleni yapıyoruz." diye konuştu.
- Köy okulunda eğitimi sınıflardan seralara, zeytin ve ceviz bahçelerine taşıdılar
Burdur'un Bucak ilçesine bağlı Kuşbaba köyündeki Kuşbaba İlkokulu'nda geliştirilen yenilikçi eğitim modeliyle sınıf ortamının dışına çıkarılan öğrenciler serada, ceviz ve zeytin bahçelerinde eğitim alıyor. Dönemin öğretmenlerinin 1999'da okulun bahçesine diktiği zeytin ağaçlarıyla başlayan bu eğitim yolculuğu o günden bu yana her yıl geliştirildi. Örnek uygulama ile okula ait zeytin ve ceviz bahçeleri, 350 metrekarelik sera, üretim atölyeleri ve hayvan bakım alanları öğrencilere sınıf oldu. Burada eğitim ve öğretimi süren öğrencilere aynı zamanda yaşam becerileri de kazandırılıyor. Öğretmen ve öğrenciler için en önemli tarım aracı ise 2016'da zeytin ve ceviz gelirleriyle alınan traktör oluyor. Hem tarımsal çalışmalar hem de hasat dönemlerinde kullanılan traktör, Kuşbaba İlkokulu'ndaki eğitim modelinin temel taşlarından birini oluşturuyor. "Çocuklar dört duvar arasındaki eğitimden çıkmalı" Kuşbaba İlkokulu Müdür Yardımcısı Ahmet Hasyıldırım, 9 yıldır görev yaptığı okulda uygulanan eğitim modelinin Türkiye'de örnek gösterildiğini söyledi. Eğitimi dört duvar arasından çıkardıklarını belirten Hasyıldırım, "Eğitimi zeytin, ceviz bahçesine, spor salonuna, atölyemize taşıdık. Şuna inanıyoruz, çocuklar dört duvar arasındaki eğitimden çıkmalı, o eğitimin yanında hayatla buluşmalı. Okulumuza 'eğitimin hayatla buluştuğu yer' diyoruz. Burada 90-95 zeytin ağacımız var. Şu an hasadımız devam ediyor. Bizim zeytin bahçemizin yanında ceviz bahçemiz de var. Burada da 53 ağaç cevizimiz var. Cevizlerin, zeytinlerin bakımını, ilaçlamasını, hasadını daha çok çocuklarla ve halkın desteğiyle yapıyoruz." dedi. Hasyıldırım, "Üreten toplum, yücelen toplumdur" sloganıyla yola çıktıklarını aktararak, şöyle konuştu: "Biz bunu okulda yapmalıyız ki gelecek kuşaklara üretmeyi öğretmemiz lazım. 2016 yılında öğretmenlerimin, öğrencilerimin desteğiyle, zeytin ve cevizden elde ettiğimiz gelirle almış olduğumuz traktör bizim çok işimize yarıyor. Elimiz ayağımız diyebilirim. Hasat zamanında, bazen derslerimizi zeytin bahçesinde, ceviz bahçesinde, atölyemizde işliyoruz. Bu yüzden uygulamamızı diğerlerinden ayıran özelliği, bizim çocukları hayata hazırlamamız." Öğrencilerin zeytin topladığını toprağa dokunarak öğrendiğini anlatan Hasyıldırım, "350 metrekarelik seramız var. Tamamen çocuklarla dikeriz, hasadını çocuklarla yaparız ve çocuklar bundan müthiş zevk duyar. Biz serayı, toprağı çapalamayı, hayatı da öğretiyoruz." ifadesini kullandı. Hasyıldırım, okulun hikayesinin 1999'a dayandığını belirterek, o dönem görev yapan öğretmenlerin zeytin ağacı diktiklerini, önceki öğretmenlerden aldıkları bayrağı daha üstlere taşımak için çalıştıklarını sözlerine ekledi.
- 89 yaşındaki emekli madenci, 45 yıldır sporcu yetiştiriyor
Zonguldak'ın Kozlu ilçesinde futbol sevdalısı emekli madenci Özdemir Dayanıklı, devraldığı kulüple gençlerin yaşamına dokundu. Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Kozlu Müessese Müdürlüğünden 45 yıl önce emekli olan 2 çocuk, 5 torun sahibi 89 yaşındaki Dayanıklı, gençlik yıllarından bu yana gönül verdiği futbolla bağını hiç koparmadı. İşinin yanı sıra bir dönem futbol oynadıktan sonra kentte uzun yıllar antrenörlük yapan Dayanıklı, gençleri kötü alışkanlıklardan uzak tutmak ve spora yönlendirmek için yaşadığı Topbaşı Mahallesi'nin adını taşıyan kulüp kurmak istedi. O dönem adı "Kasaptarlaspor" olan kulübün yönetiminin kendilerine verilmek istendiğini öğrenen Dayanıklı ve arkadaşları, kongre günü takımın adının "Merkez Topbaşıspor" olarak değiştirilmesi önerisinde bulunarak takımı yaklaşık 32 yıl önce sahiplendi. Zamanla adı "Kozlu Maden İşçileri Topbaşıspor" olarak değişen ve Birinci Amatör Küme'de mücadele eden takımda antrenörlüğün ardından yöneticilik yapan Dayanaklı, genç sporcuların yetişmesine hizmet ediyor. "Sporla ilgilenmek beni dinç tutuyor" Özdemir Dayanıklı, takımı kurmanın en büyük ideali olduğunu söyledi. Dayanıklı, gençlerle bir arada olmaktan büyük mutluluk duyduğunu, onlar için her zaman bir şeyler yapmak istediğini anlatarak, "Gençleri kötü alışkanlıklardan uzak tutmak için kulübü kurduk ve başarılı olduk. Buradan iyi futbolcular çıktı, dereceler aldık, şampiyon olduk." dedi. Spor sayesinde hiç sigara kullanmadığını ve kötü alışkanlıklarının olmadığını belirten Dayanıklı, hala gideceği yerlere yürüyerek gittiğini, gençlerle ilgilenirken kendisinin de sağlıklı kaldığını dile getirdi. Dayanıklı, hayatının sonuna kadar sporun içerisinde kalmak isteğini dile getirerek, "Sporla ilgilenmek beni dinç tutuyor. Spor ve gençlerle bir arada olmam sayesinde ayakta kalıyorum. Bu işi yapmasam, bıraksam, evimde otursam belki de çökeceğim. Onlara da bu bakımdan duacıyım." diye konuştu. Kapılarının herkese açık olduğunu vurgulayan Dayanıklı, idman malzemelerine kadar sporcuların ihtiyaç duydukları tüm eşyaları verdiklerini kaydetti. Dayanıklı, takımın galibiyetiyle sevindiğini, mağlubiyetiyle üzüldüğünü belirterek, "Mağlup olduğumuzda üzüntümü çocuklarıma belli etmiyorum. İçim kan ağlasa da belli etmiyorum. Bana dokunuyor. Oynarken de mağlubiyeti kabul etmezdim. Futbol üç ihtimalli bir spor ama sporda her zaman centilmenlik lazım. Gençlere hizmette bulunmak için ön ayak oldum. Onlar da bize katkıda bulundu ve takımımız gittikçe büyüdü. Gurur duyuyorum, burada ahlaklı, terbiyeli sporcular yetişiyor." ifadelerini kullandı.
- “Vektör: Liselilerin Sanayi Devrimi”
Bursa'da liselilerin geliştirdiği otonom robot "Vektör" sanayide iş yükünü hafifletecek Nilüfer Atatürk Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde 2017'de kurulan "Nilüfer Robotik" takımındaki öğrenciler, 8 yıldır çeşitli robot tasarımları yaparak yurt içi ve yurt dışındaki yarışmalara katılıyorlar. Yaklaşık 5 yıldır otonom araç kategorisine ağırlık veren öğrenciler, geliştirdikleri araçlarla birçok yarışmada derece elde etti. Sanayide insan yükünü azaltmak için çalışma yürüten öğrenciler, bu yıl tasarladıkları otonom yük taşıma aracına "Vektör" ismini verdi. Görüntü işleme, sensör ve yapay zeka teknolojisiyle hareket eden, bir noktadan aldığı yükü başka bir noktaya nakleden otonom robotla TEKNOFEST'e katılan öğrenciler "Sanayide Dijital Teknolojiler" kategorisinde birincilik elde etti. "Robotun yüzde 90'ı yerli ürünlerle tasarlandı" Takımın Elektrik Elektronik ve İletişim Sorumlusu Eren Gür, AA muhabirine, yarışmada birinci olarak emeklerinin karşılığını aldıkları için mutlu olduklarını ifade etti. Otonom robotun yapım aşamasının yaklaşık 8 ay sürdüğünü belirten Gür, "Uykusuz gecelerle buralara gelmiştik. Bizim için çok güzel deneyim oldu. 2021'den beri bu yarışmaya (TEKNOFEST) katılıyoruz. Her şeyini sıfırdan biz yaptık. Robotun yüzde 90'ı yerli ürünlerle oluşturuldu." dedi. Takımın yazılımcısı Oktay Akkaya da tasarladıkları otonom yük taşıma aracının sanayide iş yükünü azaltabileceğini dile getirerek, TEKNOFEST ödüllü robotu daha da geliştirmek için çalışmaya devam ettiklerini söyledi. Aracın yapım aşamasında yazılım alanında görev yaptığını aktaran Akkaya, şöyle devam etti: "Öncelikle robota A noktasından B noktasına gitmesiyle ilgili iş emri vermemiz gerekiyor. Robotumuz, A noktasına üzerinde bulunan görüntü işleme ve sensörler sayesinde çizgi üzerindeki QR kodları takip ederek gidiyor ve yükü alıyor. Ardından B noktasına kenetleniyor. A noktasından yükü aldıktan sonra B noktasına gitmek için 6 farklı rota var. Yapay zeka sayesinde en yakın rotayı işliyor ve en yakın rotadan yükü bırakmaya gidiyor. Ardından bir sonraki alma noktasına gidiyor. Şarjı bu sırasında azalırsa otomatik olarak kendini şarja takabiliyor." Akkaya, TEKNOFEST'te birinci olarak amaçlarına ulaşmanın sevincini yaşadıklarını sözlerine ekledi. Takımın danışmanı Tesisat Teknolojisi ve İklimlendirme Alan Öğretmeni Kerem Süzgün ise TEKNOFEST için heyecanlı, meraklı öğrencilere danışmanlık yapmaya devam edeceklerini kaydetti. Öğrencilerin 8 aylık yoğun çalışmasının ardından bu sonuca ulaşıldığını vurgulayan Süzgün, "Öğrencilerimiz, hafta sonu dahil olmak üzere gece gündüz demeden özveriyle çalıştı. Bu özveriyi de birincilikle taçlandırdılar. Orada öğrencilerimizin birinci olduğunu, insanların takdir ettiğini görmek bizim için tarif edilmez bir duygu. Beklediğimiz, hedeflediğimiz bir sonuç olsa da bizi heyecanlandırdı ve mutlu etti." ifadelerini kullandı.
- Hatay'da kadınların yaptığı süt reçeli sofraları süslüyor
Gastronomi kenti Hatay'da kooperatif üyesi kadınlar tarafından yapılan süt reçeli, farklı illerdeki sofraları süslüyor. Hatay Altınözü Zeytin Emeği Kadın Kooperatifi (HAZEK) üyeleri, UNESCO'nun gastronomi alanındaki "Yaratıcı Şehirler Ağı"nda yer alan kentin yöresel lezzetlerini hazırlıyor. Kömbeden zeytinli kahke ve tuzlu yoğurda kadar birçok ürünü tüketicilerle buluşturan kadınlar, süt reçelinin yapımına da başladı. İnek sütü, şeker, kabartma tozu ve vanilya karışımının yaklaşık 3 saat pişirilmesiyle yapılan reçel, kavanozlara konuyor. Kadınların el birliğiyle hazırladığı reçel, farklı şehirlerdeki tüketicilere pazarlanıyor. "Süt reçeli az malzemeli ama çok lezzetli bir ürünümüz" HAZEK'in 31 yaşındaki mutfak şefi Adile Varış, gastronomi kentinin yöresel ürünlerini tanıtmayı amaçladıklarını söyledi. Menülerine ekledikleri süt reçelinin katkı maddesi içermediğini dile getiren Varış, "Süt reçeli az malzemeli ama çok lezzetli ve talep gören bir ürünümüz. İçinde sadece süt, şeker, vanilya ve kabartma tozu var. Yapım aşaması biraz meşakkatli, emek ve sabır istiyor." dedi. Varış, buzdolabında muhafaza edilmesi gereken reçel kavanozunun açıldıktan sonra 10 gün içerisinde tüketilmesi gerektiğini anlattı. Çocukların reçele ilgi gösterdiğini ifade eden Varış, "Süt reçeli, sütü sevmeyen, direk içmeyen çocukların bile severek tüketebileceği bir ürün. Onların pastalarına, kahvaltılarına ya da içeceklerine eklenebilecek faydalı ve sağlıklı bir ürün."
- Atalarından miras kalan su değirmeninin çarklarını yarım asırdır döndürüyor
Bitlis'in Mutki ilçesinde 75 yaşındaki Fahrettin Özel, atalarından miras kalan su değirmenin çarklarını yarım asırdır döndürerek köylünün un ihtiyacını karşılıyor. Boğazönü köyünde dedelerinden kalan su değirmeninde 25 yaşında babasının yanında çalışmaya başlayan Özel, ilerleyen yaşına rağmen köylünün mahsullerini öğüterek baba mesleğini sürdürüyor. Gelişen teknolojiye ve ilerleyen yaşına rağmen üçüncü kuşak olarak aynı değirmende dede mesleğini sürdüren Özel, köylülerin getirdiği buğday, arpa, darı ve mısırı öğüterek un haline getiriyor. İşini sürdürmekteki azmiyle çevresindekilerin takdirini toplayan 6 çocuk babası Özel, bakım ve temizliğini yaptığı tarihi değirmenin 750 kilogram ağırlığındaki taşının dönmesini sağlıyor. Tarihin izlerini taşıyan değirmenin gelecek kuşaklara aktarılmasını isteyen Özel, kendisinden sonra değirmeni döndürecek kimsenin bulunmamasının üzüntüsünü yaşıyor. "200 yıldan fazla, çok eski bir değirmen" Özel, 50 yıldır tek başına işlettiği su değirmeninin dedesinden kaldığını söyledi. Değirmenin taşını önceden kendilerinin yaptığını şimdi ise Konya'daki bir fabrikadan taş getirdiklerini anlatan Özel, "Su ile çalışan değirmende elektrik yok. Değirmen eski olduğu için kapatmadım ve hala devam ediyorum. Memleketimizde su değirmeni kalmadı. Bu çevrede de yok. Değirmen taşının ağırlığı 750 kilogramdır. Çok ağır. Bunun kaldırılması ve çalıştırılması çok zordur. Gördüğümden beri bu değirmen hala çalışıyor, hiç durmadı." diye konuştu. Her sabah yürüyerek gittiği köyün ilerisindeki değirmene bakım ve temizliğin ardından kanaldan su verdiğini dile getiren Özel, şunları kaydetti: "Değirmende buğday, ak darı, darı, mısır ve arpa öğütüyorum. Mısır olursa günlük 60, buğday olsa 75 ile 80 teneke öğütebiliyorum. Teneke başına 15 lira alıyorum. Değirmencilik mesleği dedemden babama, ondan da bana kaldı. 50 yıldır da ben değirmene bakıyorum. 200 yıldan fazla, çok eski bir değirmen. Arazimiz ve hayvanımız olmadığı için ailemin geçimini bundan sağlıyorum. Değirmende elek yok. Köylüler ürünlerini temiz getiriyor. Ben de öğütüp onlar için un haline getiriyorum. Köylülerin tamamı ürünlerini burada öğütüyor. Çocuklar bu işi bilmiyor, bana kalmış. Yaşlıyım, bundan sonra ne yapacağım bilmiyorum." "Sadece su gücüyle çalışıyor" Mısırını öğütmek için değirmene gelen Ümit Duygu ise "Değirmen elektrikle çalışmıyor, sadece su gücüyle çalışıyor. Günümüzde bu çok nadir bulunuyor. Yazılı bir tarihi yok. Dedelerimiz, babalarımız bu değirmende ürünlerini öğüttüklerinden bahsederdi. Şimdi bütün civar köyler arpa, buğday ve mısırlarını burada öğütür." diye konuştu.











