top of page

Bu sitede ara

Boş arama ile 1150 sonuç bulundu

  • Yerli Üretim Elektrikli Araç Mango Car, Adana Teknofest’te Sahne Aldı

    Türkiye’nin en büyük havacılık, uzay ve teknoloji festivali olan TEKNOFEST 2024, Adana’da büyük bir coşkuyla başladı. T3 Vakfı ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın öncülüğünde düzenlenen bu büyük etkinlikte, yerli teknoloji ürünleri geniş bir katılımcı kitlesiyle buluştu. Ancak festivale damgasını vuran en dikkat çekici ürünlerden biri, yüzde yüz yerli elektrikli mini otomobil olan Mango Car oldu. Ziyaretçiler, çevre dostu bu araca büyük ilgi gösterirken, Mango Car’ın yenilikçi tasarımı ve akıllı teknolojileri dikkatleri üzerine çekti. Adana Teknofest’te sergilenen araç, geleceğin ulaşım çözümlerini bugünden sunan bir teknoloji harikası olarak tanıtıldı. ISSD Yönetim Kurulu Başkanı Çağrı Yüzbaşıoğlu, Mango Car’ın teknolojik bir atılım olduğunu belirterek, Türkiye’nin elektrikli otomobil endüstrisine yenilikçi bir katkı sağladığını vurguladı. "Yerli otomobilimiz, hem çevre dostu özellikleri hem de Türkiye’nin teknolojik kapasitesini temsil eden bir proje olarak ulusal ekonomiye uzun vadede önemli katkılar sağlayacak," dedi. Sıfır Emisyon ile Çevre Dostu Yüzbaşıoğlu, Mango Car’ın tamamen elektrikli bir motorla çalıştığını ve sıfır emisyon salınımı sayesinde çevreye dost bir sürüş deneyimi sunduğunu belirtti. Bu da Mango Car’ı, geleceğin ulaşım teknolojileri arasında öne çıkaran bir araç haline getiriyor. Enerji Tüketimini Minimuma İndiriyor Mango Car’ın ekonomik sürüş özelliklerine dikkat çeken Yüzbaşıoğlu, "Optimizasyon algoritmaları sayesinde enerji tüketimini minimuma indiriyor ve sürüş maliyetlerini önemli ölçüde azaltıyoruz. Mango Car, ekonomik, çevreci ve yenilikçi bir ulaşım çözümü olarak sahne alıyor," diye ekledi.

  • Otizmli oğlunun eğitimine katkı sağlayabilmek için eğitimci oldu

    Trabzon'da, otizmli oğlu ile iletişim kurabilmek ve eğitimine daha fazla katkı sağlayabilmek amacıyla yola çıkarak gerekli eğitimleri tamamlayan Arzu Yılmaz, 3 yıldır hafif otistik çocuklara ücretli öğretmenlik yapıyor. Oğlu Fatih Neşat Kaba'ya 2013'te 3 yaşındayken otizm tanısı konulan Arzu Yılmaz, bu süreçten sonra oğlunun hayatını kolaylaştırmak için yapabileceklerini araştırmaya başladı. Evladına en çok bu alanda eğitim alarak faydalı olabileceği kararını veren Yılmaz, Mesleki Açık Öğretim Lisesi Çocuk Gelişimi Bölümü'ne kaydoldu. Buradaki eğitimini tamamlayan Yılmaz, sırasıyla Atatürk Üniversitesi Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi Çocuk Gelişimi Programı, Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Sosyal Hizmetler Bölümü, Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü, son olarak da İstanbul Üniversitesi Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü'nden mezun oldu. Milli Eğitim Bakanlığınca düzenlenen çeşitli kurslara da katılıp özel eğitimde çalışabilmek için sertifika alan Yılmaz, 3 senedir oğlunun da eğitim aldığı Osman Altıntaş Ortaokulu'nda ücretli özel eğitim öğretmeni olarak görev yapıyor. "Özel eğitim sınıfındaki hafif otizm tanısı almış çocuklara öğretmenlik yapıyorum" Arzu Yılmaz, oğlunun otizmli olduğunu öğrendikten sonra yaptığı araştırmaların kendisini üniversite okumaya sevk ettiğini söyledi. Öğrencilerinin hepsini kendi çocuğu gibi gördüğünü belirten Yılmaz, "Özel eğitim sınıfındaki hafif otizm tanısı almış çocuklara öğretmenlik yapıyorum. Aynı sınıfta 4 öğrenci, 2 öğretmeniz. Öğrencilerimizin akademik başarısı oldukça iyi, tamamına bağımsız ders çalışabilme becerisini kazandırdık." dedi. Yılmaz, öğrencilerinin lise giriş sınavında başarılı olmasını çok istediğini anlatarak, "Bursluluk sınavına giren öğrencilerimiz oldu, liseye girişte de umarım güzel bir başarı elde edecekler diye düşünüyorum. Güzel çalışıyoruz, en temelinde de sevgi ve hoşgörünün olduğu bir eğitim modelini benimsedik. Otizme ruhumu koydum diyebilirim." ifadelerini kullandı. Zorlu bir eğitim sürecinden geçtiğini fakat sonunda meyvelerini topladığını dile getiren iki çocuk annesi Yılmaz, şöyle devam etti: "Eğitimlerimi tamamlayarak oğlumun okulunda öğretmen olarak görevlendirildim. 3 yıldır oğlumla aynı okuldayım. Öncelikle oğlum olmak üzere diğer öğrenciler için de faydalı bir süreç başladı. Oğlumun okula devamlılığı arttı, başarı oranı arttı, tam zamanlı eğitime kaynaştırma öğrencisi oldu. İnşallah bu yıl mezun olacak. Kendi öğrencilerimi de gelecek yıl mezun edeceğim." Özel bir akademide de görev yaptığını ifade eden Yılmaz, hayattaki en büyük amacının oğlundan yola çıkarak diğer çocukların da hayatına olumlu anlamda dokunmak olduğunu sözlerine ekledi. "Ailem bana sevgi vererek bugüne gelmemi sağladı" Kaynaştırma öğrencisi 14 yaşındaki Fatih Neşat Kaba, otizmin sevgi ve çabayla yenilebileceğini belirterek, "Ailem bana sevgi vererek bugüne gelmemi sağladı. Tüm aileme çok teşekkür ediyorum." dedi. Kaba, "Derslerimi iyi dinliyorum. Hocalarım benden memnun, 7'nci sınıftayken takdir aldım. Kaynaştırma sınıfındayım, arkadaşlarımla aram da iyi." diye konuştu. Okul Müdürü Gamzegül Engin, özel gereksinimli çocuklara sahip olmanın annelere farklı bir güç kazandırdığına işaret ederek, "Arzu öğretmenimiz de öyle bir anne. Çocuğunun özel gereksinimli olduğunu öğrendikten sonra kendisini özel eğitime adamış, kendini bu alanda geliştirmiş. Bu açıdan diğer çocukları anlayabiliyor." değerlendirmesinde bulundu.

  • Duygu Işıkman Güzellik Merkezi: Başarılarla Dolu Bir Yolculuk

    Ankara’nın Kızılay semtinde yer alan Duygu Işıkman Güzellik Merkezi ve Academy , güzellik ve sağlık alanında sunduğu profesyonel hizmetlerle kısa sürede büyük bir başarıya imza attı. 2024 yılında, Kızılay bölgesinde en çok müşteri edinen ve en çok çıkış yapan güzellik merkezi  olarak sektördeki yerini sağlamlaştıran Duygu Işıkman, bu başarısını hem sunduğu hizmet kalitesine hem de müşteri memnuniyetine dayandırıyor. Güzellik sektöründe estetik uygulamaların hızla geliştiği bir dönemde, Duygu Işıkman bu yenilikleri merkezine taşıyarak lazer epilasyon, bölgesel incelme, cilt bakımı, EMS, kalıcı makyaj, microblading, popo life, ipek kirpik ve kirpik lifting gibi çok çeşitli hizmetler sunuyor. Kaliteli ve son teknoloji ürünlerle yapılan bu uygulamalar, merkezin güvenilirliğini artırırken, müşterilerin sadakatini de pekiştiriyor. Başarının Arkasında Bir Eğitimci: Duygu Işıkman Duygu Işıkman’ın başarısının sadece müşteri hizmetleriyle sınırlı olmadığını söylemek gerek. Kendisi, Gazi Mesleki Eğitim Merkezi’nde usta öğreticilik yaparak güzellik sektörüne nitelikli uzmanlar yetiştiriyor. Bu alandaki bilgi ve deneyimini genç profesyonellere aktararak, sektörde önemli bir eğitimci olarak da öne çıkıyor. Güzellik uzmanı yetiştirme ve sertifika verme yetkisi olan Işıkman, öğrencilerini sadece uygulamalı eğitimlerle değil, sektördeki yenilikler ve teknolojiler konusunda da bilgilendiriyor. Böylece, yalnızca Ankara’da değil, Türkiye genelinde güzellik sektörünün gelişimine katkıda bulunuyor. Güzellik ve Eğitimde Liderlik Duygu Işıkman Güzellik Merkezi, 2024 yılında Kızılay bölgesinde en çok müşteri kazanan güzellik merkezi unvanını elde etti. Bu başarının arkasında, sunduğu hizmetlerin yüksek kalitesi, müşteri odaklı yaklaşım ve yenilikçi güzellik çözümleri bulunuyor. Merkez, Duygu Işıkman’ın liderliğinde güzellik ve bakım hizmetlerinde çıtayı sürekli yükselterek, müşterilerinin güvenini kazanmayı sürdürüyor. Işıkman, sadece başarılı bir işletmeci değil, aynı zamanda güzellik ve eğitim alanında bir lider. Kendisini sürekli yenileyen ve geliştiren bu merkez, aynı zamanda Duygu Işıkman’ın akademik vizyonuyla da şekilleniyor. Sektöre kazandırdığı uzmanlar ve verdiği eğitimlerle güzellik dünyasına önemli bir katkı sunuyor.

  • Viral Dubai Çikolatasının Ardındaki Girişimcilik Hikayesi: Hamilelik Başarı Getirdi

    Son günlerde sosyal medyada sıkça karşımıza çıkan, herkesin dev bir ısırık alırken göründüğü Dubai çikolataları nasıl bu kadar popüler oldu? Sosyal medyayı kasıp kavuran bu çikolatalar, merak uyandıran bir hikayeye sahip. İçi Antep fıstığı kreması ve tel kadayıf dolgulu bu özel çikolatalar, lezzeti kadar yaratıcısının ilham verici başarı hikayesiyle de dikkat çekiyor. Hamilelikten Gelen İlham Bu viral çikolataların arkasındaki isim, Dubai’de yaşayan kadın girişimci Sarah Hamouda. Sarah, hamileliği sırasında aşerdiği çikolata tadını hiçbir üründe bulamayınca, hayalini kurduğu lezzeti kendisi yaratmaya karar verdi. Kendi tatlı markasını kurarak, “Dubai çikolatası” adıyla bilinen ürünü piyasaya sürdü. Bu cesur adımı onu, tatlı sektöründe başarılı bir girişimci haline getirdi. Viral Yolculuğun Başlangıcı Başlangıçta sessizce satılan Dubai çikolataları, bir TikTok fenomeninin çikolatayı denediği videolarla büyük bir patlama yaşadı. Videolar kısa sürede 56 milyondan fazla izlenerek çikolatanın dünya çapında bilinirliğini arttırdı. Son zamanlarda ise aynı çikolatalar tekrar videolarda boy göstererek popülaritesini yeniden canlandırıyor. Sosyal Medyanın Gücüyle Yükseliş Çikolatanın başarısındaki en büyük etkenlerden biri sosyal medyanın reklam gücü oldu. Birçok içerik üreticisi, Dubai çikolatalarını deneyip takipçileriyle paylaştı. Influencer pazarlaması sayesinde hızla yayılan bu lezzet, kısa sürede geniş bir kitleye ulaştı. Bu yükselişi gören rakip çikolata markaları da benzer ürünler piyasaya sürerek rekabete dahil oldu. Sarah Hamouda'nın hamilelikte aşerdiği bir lezzeti girişime dönüştürmesi, hem iş dünyasında hem de sosyal medyada büyük bir başarı hikayesine dönüştü. Dubai çikolataları, hem tatları hem de etkileyici girişimcilik hikayesiyle konuşulmaya devam ediyor.

  • Okula gidememenin eksikliğini eğitime verdiği destekle gideriyor

    Aksaray'da, çocukluğunda hayvanlara baksın diye okula gönderilmeyen 74 yaşındaki hayırsever iş insanı Ali Ermiş, yaptıracağı okulla eğitime katkı vermenin sevincini yaşıyor. Hediye ile İsmail Ermiş çiftinin dördüncü çocuğu Ali Ermiş, 1950'de Eskil ilçesi Tosun köyünde dünyaya geldi. Çok istemesine rağmen ailesi tarafından hayvanlara baksın diye okula gönderilmeyen ve kendi imkanlarıyla okuma yazma öğrenen Ermiş, 9 çocuğunun da iyi bir eğitim alması için büyük çaba gösterdi. Çocuklarından 2'si üniversite mezunu olan Ermiş, bir süre önce okul yaptırma düşüncesiyle Aksaray Valisi Mehmet Ali Kumbuzoğlu'nu ziyaret etti. Görüşmelerin ardından depreme dayanıksız olduğu için tahliye ve yıkım kararı alınan Eskil İlkokulu'nun yerine Ali Ermiş'in 2 katlı 8 derslikli okul binası inşa etmesi için protokol imzalandı. Binanın temelini atan ve kısa sürede tamamlanması için gayret gösteren, boş zamanlarında inşaatı ziyaret eden Ermiş, imkanı olmadığı için okula gidemediğini söyledi. Okul sevgisini hep içinde taşıdığını anlatan Ermiş, okul yaptırma fikrinin küçüklüğünden bu yana hayali olduğunu dile getirdi. Ermiş, yapımı süren okulun yöreye mirası olacağını vurgulayarak, şöyle konuştu: "İnsan öldükten sonra da yaşamak istiyorsa, böyle hayırlı işler yapması gerekiyor. İnsanın memleketine hizmet etmesi kadar güzel bir duygu olamaz. Yapacağımız okulun Türkiye'ye örnek olmasını istiyorum. Akrabam olan okul müdürü Fatih Ermiş, ilçemizde Eskil İlkokulu öğrencilerinin bir okul binasına ihtiyacı olduğunu anlattı. İçimdeki okul sevgisinden dolayı bu okulu yaptırmayı çok istedim. Okulu yapmak için tüm imkanlarımı seferber edeceğim. Bu imkanı sunduğu için Rabb'ime şükürler olsun. Eskilimize güzel bir okul olacak." Eskil İlkokulu Müdürü Fatih Ermiş de yapılan deprem analizi sonrası okullarına tahliye ve yıkım kararı verildiğini belirterek, "Öğrencilerimizi eğitiminin devam edeceği bir okula taşıdık. Durumu Ali Ermiş amcamıza anlattık. Hayırsever amcamız bu duruma kayıtsız kalmadı. Tüm imkanlarını seferber ederek güzel bir okulun inşaatına başladı." dedi.

  • Dünyanın En Güçlü Şehirleri

    Londra (#1) ve New York (#2) gibi şehirler kültür, ekonomi ve küresel erişilebilirlik konusundaki güçlü yanları nedeniyle öne çıkıyor ancak aynı zamanda çevre ve yaşanabilirlik gibi alanlarda da zorluklarla karşı karşıya kalıyor. Küresel Güç Şehir Endeksi (GPCI), dünya şehirlerinin küresel çekim gücünü değerlendiren önemli bir sıralama olarak her yıl dikkat çekiyor. Bu endeks, şehirleri sadece ekonomileriyle değil, insanları, sermayeyi ve işletmeleri çekme kapasiteleriyle de inceliyor. Endeks, şehirlerin dünya çapındaki rekabet gücünü anlamak için altı ana kriter üzerinden bir değerlendirme yapıyor: ekonomi, araştırma ve geliştirme, kültürel etkileşim, yaşanabilirlik, çevre ve erişilebilirlik. Bu kriterler, bir şehrin yalnızca ekonomik potansiyelini değil, aynı zamanda yaşam kalitesini, sürdürülebilirliğini ve küresel ölçekte erişilebilirliğini de ortaya koyuyor. Londra ve New York Zirvede GPCI sıralamasında her yıl öne çıkan şehirlerden Londra ve New York, küresel düzeyde liderliklerini sürdürüyor. Londra, bir numarada yer alarak küresel ekonomi, kültürel etkileşim ve uluslararası bağlantılar açısından güçlü bir performans sergiliyor. Aynı şekilde New York, ikinci sırada yer alarak güçlü finans sektörü ve dünya çapındaki kültürel etkisiyle dikkat çekiyor. Her iki şehir de dünya genelindeki iş gücünü, turizmi ve sermayeyi kendine çekme konusunda öne çıkıyor. Ancak bu başarıların yanında, Londra ve New York gibi büyük metropoller, yaşanabilirlik ve çevre gibi alanlarda çeşitli zorluklarla karşılaşıyor. Yoğun nüfus, trafik sorunları, konut maliyetleri ve hava kirliliği gibi çevresel zorluklar bu şehirlerin karşı karşıya olduğu önemli meselelerden bazıları. Gelişmiş ekonomilere sahip olsalar da bu şehirler, sürdürülebilir şehirleşme ve yüksek yaşam standartlarını koruma konusunda yenilikçi çözümler aramaya devam ediyor. Endeksin Gelişen Şehirler Üzerindeki Rolü GPCI, aynı zamanda gelişmekte olan şehirlerin küresel sahnede nasıl ilerlediğini de ortaya koyuyor. Asya, Orta Doğu ve Latin Amerika'daki şehirler, özellikle son yıllarda ekonomi ve kültürel etkileşim alanlarında önemli bir ivme yakalamış durumda. Tokyo, Paris, Singapur ve Dubai gibi şehirler, sadece bölgesel değil küresel ölçekte de yükselişte olan şehirler arasında yer alıyor. Bu şehirler, kültürel etkinlikler, uluslararası fuarlar ve güçlü iş bağlantıları sayesinde yatırımcılar ve iş dünyası için cazip hale geliyor. Araştırma ve geliştirme alanında ise Boston, Berlin ve San Francisco gibi şehirler bilim ve teknoloji alanındaki yatırımlarıyla öne çıkıyor. Bu şehirler, üniversiteler, araştırma merkezleri ve teknoloji şirketleri aracılığıyla yenilikçi çözümler sunarak hem yerel ekonomilerine hem de küresel inovasyon ekosistemine katkı sağlıyor. Geleceğin Şehirleri ve Küresel Rekabet GPCI sıralamasında önümüzdeki yıllarda çevre ve yaşanabilirlik gibi konuların daha fazla ön plana çıkması bekleniyor. İklim değişikliği, enerji tüketimi ve sürdürülebilirlik gibi meseleler şehirlerin geleceğini şekillendirecek önemli faktörler arasında. Şehirlerin sadece ekonomik büyüme değil, aynı zamanda sürdürülebilir kalkınma hedeflerine nasıl ulaşacağı da küresel rekabetin temel unsurlarından biri haline gelecek. Sonuç olarak, GPCI endeksi şehirlerin küresel çekim güçlerini değerlendiren kapsamlı bir araç olarak, hem metropollerin güçlü yanlarını hem de karşılaştıkları zorlukları ortaya koyuyor. Londra ve New York gibi zirvede yer alan şehirler, küresel liderliklerini korumak için yenilikçi çözümler ararken, yükselen şehirler de dünya sahnesinde daha fazla söz sahibi olmak için çalışmalarını sürdürüyor. Bu dinamik rekabet, şehirlerin geleceğini ve küresel şehirleşme trendlerini şekillendirmeye devam edecek.

  • TOGG'da Bayrak Değişimi: Fuat Tosyalı Yeni Yönetim Kurulu Başkanı Oldu

    Türkiye'nin yerli otomobili projesi olan TOGG'da, önemli bir yönetim değişikliği yaşandı. 2018 yılından bu yana TOGG'un Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini başarıyla yürüten Rifat Hisarcıklıoğlu, görevini Türkiye’nin önde gelen iş insanlarından Fuat Tosyalı’ya devretti. Tosyalı, aynı zamanda BMC Otomotiv Sanayi ve Ticaret AŞ'nin Yönetim Kurulu Başkanlığı'nı da sürdürüyor ve bu yeni görevle birlikte, Türkiye’nin yerli otomobil vizyonunu uluslararası arenada daha da ileriye taşımayı hedefliyor. TOGG'un Olağan Genel Kurulu TOGG’un Olağan Genel Kurul Toplantısı, 24 Eylül’de Gebze Bilişim Vadisi’nde yapıldı. Toplantıda şirketin yeni yönetim kurulu üyeleri belirlendi ve yönetimde bayrak değişimi yaşandı. Fuat Tosyalı'nın Yönetim Kurulu Başkanlığı’na getirilmesiyle, TOGG’un küresel hedefleri doğrultusunda yeni bir döneme giriliyor. Yeni yönetim kurulunda, iş dünyasının tanınmış isimlerinden Ahmet Nazif Zorlu Başkan Yardımcısı olarak yer alırken, Talip Altuğ Aksoy ve Hakan Ülken gibi başarılı iş insanları da önemli görevler üstlendi. Yeni yönetim, yerli otomobilin dünya sahnesine çıkmasına katkıda bulunacak güçlü bir ekip olarak öne çıkıyor. Fuat Tosyalı'nın Hedefleri Yeni Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı, TOGG’un geleceğine dair iddialı hedefler ortaya koydu. Tosyalı, yerli otomobilin sadece Türkiye'de değil, dünya çapında bir marka olmasını sağlamak için çalışacaklarını belirterek, özellikle 2025’te başlayacak ihracatla küresel pazarlarda güçlü bir varlık göstermek istediklerini ifade etti. "TOGG’la hedefimiz, Türkiye’yi gururlandıracak bir teknoloji markası yaratmak ve uluslararası alanda başarıya ulaşmak" diyen Tosyalı, büyük bir heyecanla bu görevi devraldığını vurguladı. Hisarcıklıoğlu'ndan Veda Mesajı TOGG’un kuruluşundan bu yana önemli başarılara imza atan ve markayı dünya çapında tanınır hale getiren Rifat Hisarcıklıoğlu ise, görevini devrederken duyduğu gururu dile getirdi. Hisarcıklıoğlu, "Bu projenin başından itibaren yanımızda olan herkese teşekkür ediyorum. TOGG’un geldiği nokta hepimizin ortak başarısıdır. Bu projenin ülkemize kazandırılmasında katkısı olan herkese minnettarım" diyerek veda etti. TOGG’un Küresel Yolculuğu Yeni yönetimle birlikte TOGG, 2025 yılında başlayacak olan ihracat planlarıyla dikkat çekiyor. Yerli otomobilin Avrupa başta olmak üzere küresel pazarlarda rekabetçi bir konuma ulaşması hedefleniyor. Bu çerçevede, sadece Türkiye'de değil, dünya genelinde bir teknoloji ve otomotiv markası yaratmak için önemli stratejiler devreye alınacak. Yeni yönetim kurulunun göreve gelmesiyle, TOGG’un bu yeni yolculuğunda Türkiye'yi dünya sahnesine taşımak adına büyük adımlar atılacak. Yerli otomobilin başarı hikayesinin uluslararası alanda devam etmesi, Türkiye'nin teknoloji ve otomotiv sektöründeki gücünü tüm dünyaya gösterdi.

  • Erzincan'da Jeotermal Serada 1000 Ton Domates Üretilecek!

    Erzincan'dan Avrupa'ya Domates İhracatı: Jeotermal Sera İle Modern Tarımda Büyük Atılım Ekşisu bölgesinde devlet desteğiyle kurulan 40 dönümlük jeotermal serada bu sezon 1000 ton salkım domates üretilmesi hedefleniyor. Yatırımcı Tuncay ve Baycan Sarısu kardeşlerin modern tarıma katkılarıyla, jeotermal kaynağın kullanıldığı serada topraksız tarım ile üretim yapılıyor. Almanya ve Romanya'ya ihraç edilecek domatesler, bölgenin tarım potansiyelini de gözler önüne seriyor. Serada 45 kişi istihdam edilerek bölge ekonomisine önemli bir katkı sağlanıyor. Yıl sonuna kadar 2. etabın, gelecek yıl ise 3. etabın faaliyete geçmesiyle Erzincan, Türkiye'nin önemli sera merkezlerinden biri olma yolunda hızla ilerliyor.

  • Güzellik ve İnovasyonun Adresi: Aynur Düzgün Güzellik ve SMP Merkezi

    Aynur Düzgün, güzellik sektörüne 2006 yılında adım atarak, o tarihten bu yana Ankara Çayyolu ve Amerika Arizona'daki merkezleri ile hem Türkiye’de hem de uluslararası arenada adından söz ettiriyor. Yenilikçi yaklaşımı ve müşteri memnuniyetine odaklanan hizmetleri sayesinde sektöre yön veren bir isim haline gelen Aynur Düzgün, yılların getirdiği deneyim ve uzmanlıkla her geçen gün büyümeye devam ediyor. 2006 yılında güzellik sektörüne güçlü bir giriş yapan Aynur Düzgün, Ankara Çayyolu'ndaki VIP hizmet anlayışıyla sektörde öne çıkan bir isim haline gelmiştir. Saç simülasyonu (SMP) konusunda Türkiye’de öncülerden biri olan Düzgün, aynı zamanda bu alanda akademik düzeyde eğitim veren bir eğitmendir. Müşterilerine en iyi hizmeti sunma kararlılığıyla, güzellik alanındaki yenilikçi ve ileri teknolojileri Türkiye'ye getirmeye devam etmektedir. Güzellik Uygulamalarında İleri Teknolojiler Aynur Düzgün Güzellik ve SMP Merkezi, özellikle saç simülasyonu (SMP) ve bölgesel incelme konularında gelişmiş teknikleriyle sektörde fark yaratmaktadır. Aynur Düzgün, Türkiye’de saç simülasyonu işini ilk yapan uzmanlardan biri olarak bu alanda lider konumunu korumaktadır. Merkez, yenilikçi uygulamalarıyla müşterilerine sadece güzellik değil, kendine güveni yeniden kazanma fırsatı sunarken, en son teknolojileri kullanarak sonuç odaklı hizmetler vermektedir. Ayrıca, cilt bakımı, epilasyon ve kalıcı makyaj gibi güzellik alanlarında da ileri düzeyde hizmetler sunarak sektördeki yerini sağlamlaştırmaktadır. Aynur Düzgün, Amerika’nın Arizona eyaletinde de projeler yürütmektedir. Arizona’daki şubede uyguladığı güzellik ve bakım hizmetleri ile uluslararası alanda önemli bir etki yaratmaktadır. Türkiye’deki merkezinde de en iyi bakım ve teknolojik yenilikleri müşterilerine sunmaya devam ediyor. Uluslararası Eğitim ve Akademik Başarı Aynur Düzgün, sadece bir güzellik uzmanı değil, aynı zamanda uluslararası geçerliliğe sahip sertifikalar veren bir eğitimcidir. Akademik düzeyde verdiği eğitimlerle, sektördeki profesyonellerin yetişmesine katkıda bulunuyor. Güzellik ve bakım alanında eğitim almak isteyenlere verdiği eğitimlerle hem Türkiye’de hem de dünyada tanınan bir isim haline gelmiştir. "En İyisini İstediğinizi Biliyoruz" Aynur Düzgün Güzellik ve SMP Merkezi, müşteri memnuniyetini her zaman en üst seviyede tutmayı hedefleyen bir anlayışla hizmet vermektedir. “En iyisini istediğinizi biliyoruz” sloganıyla hareket eden merkez, müşterilerine VIP hizmet sunarak sektörde iddialı bir yer edinmiştir.

  • Selen Kısmet: Sanat ve Moda Dünyasında Sınırları Aşan Bir Vizyoner

    "Minimalizmin Gücüyle Sanatı Giyilebilir Hale Getiren Tasarımcı" Sanat ve modanın kesiştiği noktada, yaratıcılığı ve yenilikçi bakış açısıyla öne çıkan isimlerden biri Selen Kısmet. Kariyerine sanatı merkeze alarak başlayan Selen, kısa sürede hem sanat hem de moda dünyasında büyük bir çıkış yaparak dikkatleri üzerine çekti. Onu diğerlerinden ayıran en önemli özelliği ise, sanatı sadece galerilerde sergilenen bir unsur olmaktan çıkarıp, insanların günlük yaşamlarına entegre edebilmesi. Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nden mezun olan Kısmet, sanata olan derin tutkusunu eğitim hayatı boyunca hiç kaybetmedi ve bu tutku onu New York'taki dünyaca ünlü Pratt Institute of Fine Arts'a kadar götürdü. Pratt Institute'taki eğitimi, Selen’in sanatsal ufkunu genişletti ve minimalizm felsefesi üzerine yoğunlaşmasını sağladı. Yağlı boya tablolarında "az, ama öz" felsefesini benimseyen Selen, bu sanatsal yaklaşımını moda dünyasına taşıma vizyonuyla hareket etti. Sanatı, sadece sanatseverlerin değil, herkesin ulaşabileceği bir forma sokmak isteyen Kısmet, kendi moda markasını yaratmaya karar verdi ve 2024 yılında “Kısmet Fashion” doğdu. Sanatı Modaya Dönüştürmek: Kısmet Fashion Kısmet Fashion, sadece bir moda markası olmanın çok ötesinde bir felsefeyi temsil ediyor. Selen Kısmet, sanatı “giyilebilir” hale getirme fikrinden yola çıkarak, sanat eserlerini günlük hayatta kullanılabilecek ürünlere dönüştürmeyi hedefledi. Onun markası, minimalizmin sanattaki etkisini moda dünyasına taşıyarak, zarif ve sade çizgilerle, sanatı modanın bir parçası haline getirdi. Selen, markasının temelini sanat ve tasarımın mükemmel birleşimi üzerine kurdu. Her bir koleksiyonda, tasarımlarını oluştururken kullandığı detaylar, aslında onun sanatsal perspektifini yansıtıyor. Her parça, sanat eserlerinin özenle seçilmiş fırça darbeleri gibi, zarafet ve anlam taşıyor. Yağlı boya tablolarındaki minimalizmi, kıyafetlerde sade ve modern çizgilerle buluşturan Kısmet, “giyilebilir sanat” konseptiyle sanatın klasik sınırlarını tamamen kırdı. Kısmet Fashion, sanat ve modayı bir araya getiren bu vizyoner bakış açısıyla kısa sürede uluslararası alanda da büyük ilgi görmeye başladı. Sanat ve Moda Dünyasında Bir Başarı Öyküsü Selen Kısmet, giyim dünyasında sanatı bu denli etkili bir şekilde kullanabilen nadir isimlerden biri olarak öne çıkıyor. Kendi markasıyla, klasik modanın ötesine geçerek sanatı herkesin ulaşabileceği bir hale getirdi. "Giyilebilir sanat" konsepti, hem sanat dünyasında hem de moda dünyasında büyük bir yankı uyandırdı. Kısmet, bu inovatif yaklaşımı sayesinde sanatseverleri ve moda tutkunlarını aynı potada buluşturmayı başardı. New York’taki sanat eğitiminin ardından Türkiye’ye dönen Selen, kendi markasını kurma hayalini gerçeğe dönüştürdü. Kısmet Fashion, hem yerel hem de global pazarlarda sanat ve modayı bir araya getiren bir marka olarak hızla tanındı. Dünya çapında çevrimiçi satışa başlayacak olan Kısmet Fashion, sanatın insanların günlük yaşamlarına dokunabileceğini kanıtlıyor. Moda Dünyasında Gelecek Vizyonu Selen Kısmet'in geleceğe dair en büyük hedeflerinden biri, sanatı daha fazla insana ulaştırmak ve modayı sanatla daha derin bir boyutta buluşturmak. Sanat ve modayı bir araya getiren bu eşsiz yaklaşım, onun markasının gelecekteki başarısını da garantiliyor gibi görünüyor. Giyilebilir sanat, sadece bir trend değil, aynı zamanda kalıcı bir sanat-moda birlikteliği olarak moda dünyasında devrim yaratmaya aday. Selen’in sanatsal başarıları, moda dünyasındaki yükselişiyle birleşince, onu geleceğin en çok konuşulan isimlerinden biri haline getiriyor. Yaratıcılığı ve cesur vizyonu sayesinde, moda ve sanat dünyasında sınırları aşmaya devam edecek gibi görünüyor.

  • Gökçe Bayraktar: Hobiyle Başlayıp Dünyaya Açılan Başarı Hikayesi

    Gökçe Bayraktar, hobi olarak başladığı dekoratif aksesuar üretimini uluslararası ticarete dönüştürmeyi başaran ilham verici bir kadın girişimci. Özel bir bankada 11 yıl boyunca çalıştıktan sonra istifa ederek Bartın’a yerleşen Bayraktar, evinin bir odasında betondan saksı ve dekoratif aksesuarlar üretmeye başladı. Tasarıma olan ilgisini, mağaza işletmeciliğinden edindiği tecrübeyle birleştirdi. İlk başta sadece hobisi olarak başlayan bu uğraşı, zamanla internet ortamında satış yapmaya başlamasıyla büyük bir ilgi gördü. Siparişlere yetişmekte zorlanan Bayraktar, KOSGEB İleri Girişimci Destek Programı’na başvurarak aldığı kuruluş desteği ile 2019 yılında kendi işletmesini kurdu. KOSGEB’in makine-teçhizat ve performans desteklerinden de faydalanarak, işini büyütmeye devam etti. Bugün, Bartın’da 750 metrekarelik modern bir fabrikada seramik, porselen sofra takımları, dekoratif aksesuarlar ve heykeller üretmekte, 12 kişiye istihdam sağlamaktadır. Bayraktar’ın girişimi, Megg Decor markasıyla uluslararası pazarda yerini aldı. Başta Amerika, Almanya ve İngiltere olmak üzere 50’den fazla ülkeye ihracat yaparak küresel ticarette de önemli bir yer edinmeyi başardı. Kadın girişimciliğinin en güzel örneklerinden biri olan Gökçe Bayraktar, KOSGEB destekleriyle büyüttüğü işini uluslararası bir başarıya dönüştürerek birçok kadına ilham kaynağı olmuştur.

  • Bulaşıkçılıktan kraliyet ailesinin mutfak şefliğine uzanan lezzet yolculuğu

    Bulaşık yıkayarak başladığı mesleğinde hazırladığı meyve tabağıyla iyi bir mutfak şefi olma yolunun kapısını aralayan Hüseyin Doğruöz, ortaya koyduğu eşsiz lezzetlerle Türk mutfağının tanıtımına katkı sunuyor. Doğruöz'ün serüveni çocukluğunda Hatay'ın Yayladağ ilçesi Çaksına (Dağdüzü) köyünde yaşadığı dönemde ilçedeki restoranlara giderek bulaşıkçılık yapmasıyla başladı. Daha 14 yaşındayken aşçı olmayı kafaya koyan Doğruöz köyünde kalmamak için mesleğine sıkı sıkıya sarıldı. Babasının köye dönmesi için ısrar etmesine rağmen önce Mersin'e, ardından İzmir'e giden Doğruöz, farklı otel ve restoranlarda 3 yıl bulaşık yıkadı. Soğuk meze bölümünde 7 yıl çalışan Doğruöz, hem aşçılık eğitimi aldı hem de mesleğini en iyi şekilde yaparak, 23 yaşında şefliğe yükseldi. Mesleğini çok sevdiği için zorlu sürecin üstesinden gelen Doğruöz, Hatay'a döndüğünde kendi restoranını açtı. Mülk sahibi ile yaşanan anlaşmazlık nedeniyle burayı kapatan Doğruöz, aşçılık mesleğini bazı tarihi restoranlarda ve otellerde sürdürdü. Meyve tabağı dönüm noktası oldu İskenderun'da restoranda çalışırken Suudi Arabistan'dan gelen bir devlet adamı için yaptığı meyve tabağı çok beğenilince bu ülkeye davet edilen Doğruöz, hem Arapça öğrendi hem de Arapların yemek kültürünü araştırarak, Kral Abdullah'ın ailesine 18 yıl yemek yaptı. Doğruöz, kısa sürede elde ettiği başarılar ile Kral Abdullah'ın veliaht prens olduğu dönemde restoran ve otellerini başaşçı olarak yönetti. Kral Abdullah ile birçok ülkeyi gezen Doğruöz, gittiği ülkelerin kral, cumhurbaşkanı, başbakan ve ünlülerine Türk ve Osmanlı mutfağının eşsiz lezzetlerini tattırdı. Doğruöz, Türk siyasi hayatına damga vuran Alparslan Türkeş, Erdal İnönü, Mesut Yılmaz, Turgut Özal başta olmak üzere eski İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi'nin de olduğu yerli ve yabancı birçok ünlüye yemek yaptı. Üç çocuk, 7 torun sahibi Doğruöz, 12 yıl önce düzenlenen bir etkinlik sırasında yardım amaçlı gittiği Antalya'daki TRT'nin Lara Kampında yemekleri çok beğenilince burada çalışmaya başladı. Eşiyle sabahın erken saatlerinde restoranın mutfağına giren başarılı aşçı, kendi yorumunu da katarak birbirinden lezzetli menüler çıkarıyor. Her yaş grubuna göre lezzetli yemek çıkarmayı başaran 57 yaşındaki Doğruöz, AA muhabirine, üç yıl restoranlarda bulaşık yıkadığını söyledi. Yemek yapmayı sevdiği için hep aşçı olmayı hedefleyen Doğruöz, verdiği mücadeleyi anlatırken şu anısını paylaştı: "Pansiyonda 16 yaşında çalışırken aşçı erken çıkmıştı, patronun misafirleri geldi. 'Balık buğulama yapmasını biliyor musun' dedi. Biliyorum dedim, tencereye suyu doldurdum, balıkları içine attım. Balıkları çekiyorum sadece kılçığı çıkıyor, kuyrukları elimde kaldı. Saatlerce ağladım, usta bana öğretmemişti. Patron da sonra ustama kızdı, öğreteceksin dedi." "Güzel şeyler yapmaya çalıştık ve başardık" Bazı ünlü restoranlarda da çalıştığını belirten Doğruöz, şunları kaydetti: "Suudi Arabistan'dan müşteri vardı. Ustam, 'önemli bir misafirimiz var, 7 katlı bir meyve tabağı hazırlıyorsun' dedi. Yapmak istemedim, tartıştık. Bugünkü gibi hazır aparatlar yoktu. Bardağı yapıştırıp, kolayla pişirip bir sürü zahmetli işti. Meyve tabağını hazırlamak için 1,5 saat uğraştım. Müşteri çok beğenmiş, masaya çağırdılar. Sonrasında kısmet oldu Suudi Arabistan'a gittim. Kral Abdullah'ın evinde 8 yıl çalıştım, restoran ve otellerini de 10 yıl yönettim. Türkiye'den yüzlerce insanı oraya götürerek, iş sahibi olmasını sağladım. Çok iyi ustaları götürerek güzel şeyler yapmaya çalıştık ve başardık." Kraliyet ailesinin kuzu tandırı, kepse ve büryan pilavını çok sevdiğini belirten Doğruöz, "Türkiye'den malzemeler götürüyorduk. Gaziantep'ten 5 ton salça götürmüştüm. Türk mutfağı için çok uğraştım, Araplar seviyordu. Aynı zamanda çeşnici başıydım, Kral Abdullah gittiği ülkelere beni yanında götürürdü." diye konuştu. Misafirlerine özel yemekler yapmayı sevdiğini, aynı malzemelerden farklı yemek çıkarabildiğini vurgulayan Doğruöz, 43 yıldır mesleğini severek yaptığını aktardı. Tencere yemeklerinde, soğuk mezelerde çok iyi olduğunu vurgulayan Doğruöz, "Misafirlerimiz belirli bir yaş üstü, tansiyon hastası olabiliyor. Yemeklerin hem lezzetli hem sağlıklı olması gerekiyor. Çok şükür bunu başarıyorum." diye konuştu. Türkiye'nin her yöresinde yemek kültürü var Doğruöz, Türkiye'nin her yöresinde yemek kültürü olduğunu belirterek, şöyle devam etti: "Osmanlı mutfağının da yaygınlaşması için araştırmalar yaptım. Türk mutfağı hak ettiği yerde değil, ileriye taşımak lazım. Bunun için çok mücadele ettim. Dünyada kendi sosuyla pişen tek yemek kültürü bizde var. Fransa'da, İtalya'da ızgara üzerine sos sonradan dökülüyor. Yurt dışında Türk yemeklerinin ismi İngilizce, Almanca, Fransızca olarak yazılıyor. Kuru fasulye, güveç, bulgur pilavı gibi yemeklerin ismini farklı dile çevirmemek gerekiyor. Lahmacuna Turkish pizza deniyor, hiç alakası yok. Dünyanın her yerinde Türk yemekleri, Türkçe olarak yazılmalı." Katıldığı birçok yemek yarışmasında ödül kazanan Doğruöz, her gün saat 06.00'da kalktığını, 23.00'e kadar mutfakta severek çalıştığını söyledi.

Arama Yap

bottom of page