top of page

Bu sitede ara

Boş arama ile 1150 sonuç bulundu

  • Üç kuşaktır mütevazı atölyelerinde tarım makineleri üretiyorlar

    Konya'nın Sarayönü ilçesinde, üç kuşaktır demircilik yapan aile, mütevazı atölyelerinde kısıtlı imkanlarla ürettikleri patentli tarım makineleriyle ülke tarımına katma değer sağlıyor. Yaklaşık bir asır öncesine dayanan mesleklerini, her kuşakta eğitimle destekleyen ve ustalıklarını pekiştiren aile, yakaladıkları kalite standardıyla ürettikleri kombi kürüm, kültivatör, goble, diskaro gibi ürünlerini birçok ilin yanında yurt dışına da satıyor. Ailenin, 66 yaşındaki ikinci kuşak ustası Selami Helvacılar, mesleği öğrendiği babasının 10 sene önce hayatını kaybettiğini söyledi. Babasının çocuk yaşlarda öğrendiği mesleği ve kurduğu atölyeyi bugünlere getirmenin mutluluğunu yaşadığını belirten Helvacılar, işi iki oğluna devretmenin huzurunu yaşıyor. İyi bir usta olan babasının teşvikiyle meslek lisesine gidip torna tesviye bölümü okuduğunu anlatan Helvacılar, "Okulun da çok katkısını gördüm. Bilmediklerimizi öğrendik. Babam yaşlanınca işi bana bıraktı. Ben de çocuklarımı yetiştirdim. Çok zor şartlarda, kısıtlı imkanlarla güzel şeyler yaptık. Çalışmaya, çekici kaldırmaya gücüm yettiği gün başladım, çekici kaldıramayacak duruma gelinceye kadar çalışacağım çünkü bu iş bünyemize iyice sirayet etmiş, çalışmadan duramıyorum." dedi. "Biz kazandığımız paradan çok aldığımız takdire seviniyoruz" Helvacılar'ın 37 yaşındaki makine mühendisi oğlu Mustafa da işi küçük yaşlarda öğrenmeye başladığını, eğitimini de buna göre şekillendirdiğini dile getirdi. Dedesinden ve babasından öğrendiği ustalığı üniversite eğitimiyle pekiştirince çok güzel sonuçlar aldığına dikkati çeken Helvacılar, "Kendi makinemizi tasarlayabiliyoruz. Çizimlerini kendimiz yapıyoruz. Bilimsel ve teknolojik yöntemleri kullanıyoruz. Bu şekilde kalite artıyor. Ülkemize bir katma değer sağlamaya çalışıyoruz. Bugün yurt dışına bir ürün gönderdiğimiz zaman ilçemize döviz giriyor. Zamana ayak uydurup değişime açık olmazsanız bitmeye mahkumsunuz. Kendi patentli ürünlerimiz var. Mesela kombi kürüm dediğimiz makinemizin 15 yıldır uluslararası patent hakkı var. Kültivatör modellerimizin faydalı model sertifikaları var." diye konuştu. Ülke tarımına katkı sunmanın gururunu yaşadıklarını vurgulayan Helvacılar, şöyle devam etti: "Bizim ürettiğimiz makineleri çiftçiler, illaki almak zorunda. Bunu neden Almanya'dan ithal etsinler? Bugün bu ürünler yurt dışında çok daha yüksek fiyatlardan satılıyor. Aynı kaliteyi sununca çiftçimiz de dışarıdan almak zorunda kalmıyor. Türkiye'nin dört bir tarafına makine gönderiyoruz. Müşterilerimiz ürünü teslim alıp, bize memnuniyetini bildirince ülke tarımına verdiğimiz katkıyı anlıyoruz. Biz kazandığımız paradan çok aldığımız takdire seviniyoruz. Diğer taraftan da ithal gelecek ürünlerin önüne geçiyoruz." Selami ustanın 43 yaşındaki makine teknikeri oğlu Hasan ise oğlunun da tatillerde atölyeye çalışmaya geldiğini, mesleği dördüncü kuşak olarak ona aktarmak istediğini söyledi.

  • Kahve çekirdeklerinin kalitesini güçlü damaklarıyla ortaya çıkarıyorlar

    Çekirdeklerinin nem oranı, kokusu ve ağızda bıraktığı asidite değerlerine göre kahvenin kalite ve fiyatları çağın yeni mesleklerinden kahve tadımcıları tarafından belirleniyor. Türkiye'ye Brezilya, Kolombiya, Etiyopya, Vietnam ile Endonezya gibi ülkelerden ulaşan kahve çekirdekleri, kafe veya market raflarında yer almadan önce üreticiler veya ithalatçıların talebi üzerine tadım testlerinden geçiyor. Kalite ve fiyat belirlenmesi için yapılan bu testleri, 21. yüzyılın yeni mesleklerinden olan ve İngilizce "cupping" olarak ifade edilen "kahve tadımcıları" yapıyor. Bakırköy'deki işletmesinde kahveye dair birçok eğitim veren, kahve çekirdeği çiftçiliği de yapan Yunus Çakmak, testlerin tüm aşamalarını gösterdi. Çakmak, farklı türlerdeki kahve çekirdeklerini önce küçük tüplerde bulunan böceklenmiş, küflenmiş, kararmış, erken ve geç hasat edilmiş kötü örnek kahve çekirdekleriyle karşılaştırdı. Notlarını aldıktan sonra ilk sınavı başarıyla geçen numune çekirdeklerini makinede sırayla öğüten Çakmak, her farklı örnekten sonra aromalarının birbirine karışmaması için makineyi boş çalıştırdı. Küçük fincanlara koyulan öğütülmüş kahvelerin üstünü kokularının uçmaması için başka bir fincanla kapatan Çakmak, bunları da üretim yerleri ve türlerine göre masaya dizdi. Her fincanın kapağını kaldırıp kahveleri koklayan kahve tadımcısı, ilk puanları koku üzerinden verip, elindeki derecelendirme cetveline not aldı. Çakmak, koku testinin ardından kahve fincanlarını, 91 ila 93 derece arasındaki arıtma suyuyla ağzına kadar doldurup, demlenmeleri için 4 dakika bekledi. Sıcak suyla buluşan kahveleri ikinci kez koku testine sokan Çakmak, daha sonra tadım için özel üretilmiş ikişer kaşıkla kahvelerin üzerinde oluşan köpüğü kırıp, başka bir kapta topladı. Her defasında kaşıkları temiz suya daldıran Çakmak, kahveler demlendikten ve köpükleri alındıktan 8 dakika sonra tadım testine başladı. Çakmak, kahvelerden sırayla birer kaşık alıp dişlerinin arasından hava kabarcıklarıyla birlikte ağzında çalkaladı. Ardından puan veren Çakmak, bu sırada çıkan höpürdetme sesiyle izleyenleri şaşırttı. Tadım sırasında bazı kahvelerin güçlü kokusuna rağmen aromasının çok düşük olduğunu fark eden Çakmak, bazı kahvelerin tadından çok hoşnut oldu, kararsız kaldığında ise tadımı tekrarladı. Çakmak, testin ardından kahve üreticileri, ithalatçılar veya işletme sahipleriyle paylaşmak üzere kahveleri 100 puan üzerinden değerlendirdi. Kahve tadımcısı Çakmak, Türkiye pazarında yer alan büyük bir kahve zinciri firmasıyla 2005 yılında kahve sektörüne girdiğini, o dönem Türkiye'de çok fazla tüketilmediği için işsiz kalma endişesi taşıdığını söyledi. Türkiye'de kahve tüketimde patlama yaşanmasının ardından kendisini bu alanda geliştirmek için yurt dışına açıldığını, kahve tarlalarına gitmeye başladığını anlatan Çakmak, Dünya Nitelikli Kahveciler Birliğince yetkilendirilmiş "kahve eğitmeni" ve "uluslararası tadımcı" olduğunu kaydetti. Kurdukları okulla "kahve kavurma", "yeşil çekirdek", "tadım", "barista" ve "kahveye giriş" gibi birçok alanda eğitimler verdiğine dikkati çeken Çakmak, öğrencilerinin Dünya Nitelikli Kahveciler Birliğinin sınavını geçerlerse sertifika alabildiklerini aktardı. Çakmak, iyi bir kahve içebilmek için en az 80-85 puana sahip kahve çekirdeğine sahip olmanın yanı sıra ekipman ve kullanılan suyun PH değerinin de önemini vurgulayarak, "İnsanlar artık kahve almadan önce, 'Bu hangi bölgenin kahvesi, hangi yükseklikte yetişiyor, kahveyi hangi su değerlerinde demlemeliyim, ne kadar kahve kullanmalıyım?' diye soruyorlar. Bu çok hoşumuza gidiyor." dedi. "Tadımcılar olarak çok fazla tatlar tatmamız gerekiyor" Kahve tadımcılığına giden yolda yıllarca eğitim aldığını, hala belirli aralıklarla sınavlara girdiğini aktaran Çakmak, iyi bir tadımcılık için güçlü bir damak tadına sahip olmak gerektiğini belirtti. Çakmak, kahve tadımı yapan kişinin farklı yiyeceklerin tadını bilmesi gerektiğinin altını çizerek, "Geçen sene Etiyopya'da tadım yaparken oradaki bir kahve uzmanıyla karşılaştım. Kahveden bariz fıstık tadı geliyor ama onu bilmiyor. Çünkü hiç fıstık yememiş, notlarına yazamıyor. Ben de hemen ona fıstık yedirdim. O fıstık hemen hafızasına yerleşiyor. Örnek veriyorum tarçın ya da baharat çok kullanmayan birisi kahveden aldığı baharat tatlarını yazamıyor. Bu da onun bunları yemediğini gösteriyor. Tadımcılar olarak çok fazla tatlar tatmamız, PH değerleri değişik sular da içmemiz gerekiyor. Bunlar bizim tadım yapmamızda çok yardımcı oluyor." diye konuştu. Hasat edilen yeşil çekirdek kahvelerini hemen kavurup tatmadıklarını dile getiren Çakmak, şöyle devam etti: "Örneğin ben bir yere danışmanlık veriyorum. Kolombiya'dan ya da Guatemala'dan 5 kilo ya da bir konteyner kahve getirmişler. 'Bu kahveyi Türkiye'ye getireceğim buna bir bakar mısın?' diyorlar. Hemen hızlı bir şekilde analizini yapıyoruz, kusurlarını ayıklıyoruz. Yüzde kaç kusuru var, yazıyoruz. Nemine bakıyoruz. Bu çok yüksek ya da çok düşük olmayacak. Çok düşükse çok bayattır, çok eski hasattır. Çok yüksekse rutubette kalmıştır. Hemen onları not alıyoruz. Nem oranına göre çekirdeğe bir kavurma profili çıkartıyoruz sonra hızlı bir şekilde 'cupping' yapıyoruz. Yüz üzerinden değerlendirme yapıyoruz. Tadımı 80'in altında çıktıysa bu kahve ticari bir kahvedir. Müşteriye 'Sana bu kahveyle alakalı nasıl bir bilgi verildi?' diyoruz. Örneğin müşteri 'Bana bu kahve çok üst düzey bir kahve, kilosu 100-150 dolar dediler.' diyor. Biz de 'Hayır, bu kahvenin ederi şudur. Şu kadardan fazla para verme.' diyoruz. Bu şekilde geri dönüş yapıyoruz." Kahveyi kalitesine göre değerlendiriyor Çakmak, test sonucunda 80 puanın altındakilerin ticari, üzerindekilerin ise nitelikli kahve sınıfına girdiğini söyledi. Puanlamanın çiftçilere önem vermek için yapıldığını anlatan Çakmak, "Kolombiya kahve açısından popüler bir ülke. Etiyopya yaşam standartları ve diğer her şey açısından çok popüler değil. Şimdi Kolombiya ürünü diye o kahveye fazla, Etiyopya diye daha az para vermek yerine puanına bakıyoruz. Örneğin, Etiyopya'nın ürünün puanı 85, fiyatı ise 10 dolar, Kolombiya'nın ürün puanı 77, fiyatı ise 6 dolar. Fiyatı, puanlama ve tadıma göre değerlendiriyoruz." bilgisini verdi. Çakmak, kahve tadımcısı olduğunu sosyal hayatında gittiği ortamlarda çok söylemediğini kaydetti. "Tadımcıdan ziyade direkt kahveyi kendim toplayıp fermantasyonu da kendim yaptığım için kolay kolay dışarda bir şey içemiyorum." diyen Çakmak, sürekli çantasında bir ekipman bulundurduğunu söyledi. Çakmak, gittikleri yerde tadımcı olduğunu söylediğinde, "Bizim kahvemizin tadına bakar mısın?" diye sorduklarını beğenmezse veya kötü derse firmayı kötülemiş olduğunu belirtti. Sıklıkla, "Ben bugün çok kahve içtim, teşekkür ederim, kahve almayayım." dediğini aktaran Çakmak, ikram edilen Türk kahvelerini genelde içemediğini anlattı. Çakmak, "Dışarıda kahve içemediğim zaman insanlar 'Sen ukalasın, hiçbir şey beğenmiyorsun.' diyorlar. Ne yapayım yani? Benim tek hayattaki lüksüm de bu, nitelikli, iyi kahve." dedi. Çok kahve içmekten dolayı 5 yıl önce ritim bozukluğu nedeniyle ameliyat olduğuna dikkati çekeren Çakmak, şunları kaydetti: "O zaman günde 30-40 bardak içiyordum. Çok kahve içmekle bir şey olunmuyor. Örneğin burada gördünüz, yaklaşık 200-250 kaşık höpürdettim. Kalp rahatsızlığı olanlara dil altı haplarını niye veriyorlar? Dildeki damarlardan kana daha çabuk ilaçlar karışıyor. Ben kahveyi dile değdirdiğim anda kana karıştı, biraz sonra çarpıntım olacak. Yutmasam bile yine çarpıntım oluyor. Yudumlayıp, bardağı geri bırakmamdaki neden ise midemi rahatsız etmesi, gastrit yapabilir. Şu anda günde 8-9 bardağa düşürdüm. Yapacak bir şey yok, tek aşkımız bu kahve. Artık bünyem alıştı, gece yatmadan önce de içsem uyuyorum."

  • Reklamcıların atık malzemelerinden üç boyutlu sanat eserleri üretiyor

    Kayseri'de yaşayan Sedat Zeytin, reklam firmalarının kullandığı dekota denilen atık köpük PVC levhalardan 3 boyutlu rölyef eserler üretiyor. 73 yaşındaki Zeytin, emekliliğinin ardından 5 yıldır reklam firmalarının tabela ve harf yapımında kullandığı dekota atıklarını atölyesinde sanat eserine dönüştürüyor. Zeytin, 52 yıl reklamcılık rektöründe çalıştığını, dekota ya da foreks denilen malzemeyi buradan bildiğini, 7 yıl önce de emekli olduğunu söyledi. Çocukluğundan beri resme ilgi duyduğunu belirten Zeytin, "Reklamcılar bu malzemeyi harf ve tabela yapımında kullanır. Bunlar zaten sürekli kullandığımız malzemelerdi ama bu şekilde dönüştürmeyi ben akıl ettim. Bunlar atık malzemeler. Eski ahşap paletleri de çerçeve olarak kullanıyorum. Boyamasını, A'dan Z'ye hepsini tek başıma elle yapıyorum. İlk önce küçük gemiler, sandallar yaptım. Baktım bu iş oluyor, gitgide elim alıştıkça eserleri çeşitlendirdim. İnternetten zor şekiller bulmaya çalıştım. Zor olan şeyleri başarmak daha çok keyif veriyor." diye konuştu. İlerleyen yaşına rağmen sanatla uğraşmaktan zevk aldığını vurgulayan Zeytin, "Bu sanat beni canlı tutuyor. Her şeyden önce işe yaradığımı, emekli olsam bile zamanın boşa geçmediğini hissetmek güç veriyor. Hiçbir şeyi kafama takmıyorum, kendimi işe veriyorum, rahat ediyorum." dedi. Zeytin, en basit eseri 5-6 günde, zor olanları ise yaklaşık 45 günde yaptığını, fuarlara çağrıldığını, buralarda eserlerinde hangi malzemeyi kullandığı anlattığını dile getirdi. Eserlerini daha çok internet üzerinden sattığını kaydeden Zeytin, "Sosyal medya hesabımda görüyorlar, İstanbul'dan geliyorlar, beğenip alıp gidiyorlar. İstanbul'dan güzel sanatlar hocaları geldi, bu sanata bir isim bulamadılar. Bunun aslında bir rölyef ama rölyefin bir üst kademesi olduğunu söylediler. Yani bu tekniği ilk defa benim yaptığımı söylediler. Bundan da mutlu oldum. İnternetten baktığımda çok daha güzel rölyefler görüyorum, şahane şeyler yapıyorlar ama onlar farklı malzemelerden yapıyorlar. Dekotayı ilk benim kullandığımı zannediyorum." ifadelerini kullandı. Atık malzemeyi değerlendirdiğini bilen reklamcıların kendisine malzeme getirdiğini anlatan Zeytin, şöyle devam etti: "Boyutlu resimleri her zaman sevmişimdir, üç boyutlu figüratif şeyleri severim. Evde de kendime ait koleksiyonlarım var. Küçük, minyatür şeyleri severim. Çizgi romanları severdim küçükken. Kahramanlarının minyatür maketlerini yapmaya çalıştım. Benim teknik ressamlığım da var. Halamın mimar oğlunun yanında 2 yıl teknik ressamlık yaptım. El becerilerim buradan kaynaklanıyor."

  • Vestel, yeni coğrafyalara açılım ve mobilite ile büyümeyi planlıyor

    Vestel Üst Yöneticisi (CEO) Ergün Güler, büyümek için yeni coğrafyalara ve mobiliteye odaklanacaklarını belirterek, "Bu iki taşıyıcı, kaldıraç bizi inşallah şirket değerinde istediğimiz seviyeye getiriyor olacak." dedi. Güler, yaptığı açıklamada, 2023'te Kovid-19 salgını sonrası ortaya çıkan yüksek enflasyonun sadece Türkiye'de değil, bütün dünyada ektisinin olduğunu ifade etti. Avrupa ve Amerika'nın da bu enflasyon döngüsüne girdiğini vurgulayan Güler, son 2 yıl Avrupa'da enflasyonla mücadele çerçevesinde tüketimin çok geri gittiğini gördüklerini kaydetti. Avrupa açısından 2024'ün nispeten daha iyi geçtiğini aktaran Güler, "O kadar sert bir daralma olmadı. Yatay bir pazar. Bazı ürün kategorilerinde adet bazında yüzde 2 ve yüzde 4 arasında büyüme var. Önümüzdeki 3 yıl içerisinde Avrupa'da kendi sektörümüzde ben yüzde 5 ile 7 arasında büyüme bekliyorum." dedi. Güler, Türkiye'de ise son 4 yıldır müthiş bir tüketim döngüsü yaşandığını dile getirerek, insanların Kovid-19 salgını sırasında erteledikleri ihtiyaçlarının yanında enflasyondan korunmak için de satın alma yaptıklarını söyledi. Ergün Güler, "Ama şimdi Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından devreye sokulan doğru önlemlerle beraber, biz temmuz sonrası tüketimin enflasyon programı dahilinde yavaşladığını görmeye başladık. Ben Türkiye'nin bu yılı böyle yüzde 5-6 arası bir büyümeyle yine kapatacağını düşünüyorum. Seneye de bu enflasyonla mücadele programı devam edeceği için daha yatay bir pazar bekliyorum. Yani büyüme çok sınırlı olur. Yüzde 1-3 arası bir büyüme yine olur." değerlendirmesinde bulundu. Vestel'in çok büyük bir yapıya sahip olduğunu belirten Güler, şunları kaydetti: "Biz ana pazarımızda Avrupa'da önümüzdeki yıllarda yine büyümek, daha da güçlenmek istiyoruz ama nasıl? Markalarımızla. Biz Vestel markasıyla bazı ülkelerde varlık gösteriyoruz. Bazı ülkelerde de bizim lisansladığımız markalarımız var. Çok uzun vadeli olarak aldık. Örneğin Sharp markası ürünleri tasarımı, donanımı, yazılımı ve deneyimi bize ait olan ürünler. Yine benzer şekilde Toshiba markası televizyon için de örnek verebiliriz Avrupa pazarında ve yerel markaları da almaya devam ediyoruz. İsveç'te 100 yıllık bir markayı aldık. Bir de jeopolitik coğrafya değişmeye başlıyor. Bizim Amerika'ya ihracatımız çok sınırlıydı. Bizim toplam ciromuz 3,8 milyar dolar. Bunun 2,5 milyar doları da ihracat hasılatı. Ancak Amerika bu 2,5 milyar dolar içerisinde 100 milyon doların altında bir pazar. Koca Amerika. Avrupa kadar büyük bir ülke. Ancak özellikle Çin'e karşı Amerika'nın uygulamış olduğu gümrük vergileri uygulaması eskiden yüzde 3'tü. Şimdi Çin ürünleri yüzde 15-30 arası gümrük vergisine tabi. Türkiye'den ihracatta gümrük vergisi yüzde 3, bu bir. İki, lojistikte de özellikle Amerika'nın doğu kıyısına Çin'den bir ürün göndermek konusunda Panama kanalında geçiş kapasitesi, sorunlar sebebiyle yüzde 75 azalmış durumda. İki, bir konteynerin maliyeti 15 bin dolar. Doğu kıyısına göndermek için. Halbuki Türkiye'den 1500 dolara o konteyneri bir hafta içerisinde Doğu kıyısına gönderebiliyorsunuz. Bu bize Amerika'da 3 yıl içerisinde 5 katı büyüme imkanı sunuyor." Türkiye'nin tedarik zinciri içerisinde Avrupa'ya yakın olduğunu hatırlatan Güler, Amerika açısından da friendshoring (ticareti ve yatırımı dost ile yap) denilen kavrama girildiğini, bunların kendileri için bir büyüme imkanı sunacağını vurguladı. Güler, son bir yıldır Avrupa'da, yakın bölgeden tedarik etme eğilimini gözlemlediklerini dile getirerek, "Çünkü Kovid-19'da tedarik zinciri kırıldı. Başka sorun, bir, Süveyş Kanalı problemi oldu biliyorsunuz. İki, Kızıldeniz'de yaşanan sorun oldu. Bu devam ediyor. Ondan dolayı Avrupalı perakendecilerde Avrupa'daki başka markalarda daha fazla Türkiye'den temin etme eğilimini görüyoruz." diye konuştu. Almanya'da, Fransa'da, Çin'de, Amerika'da otomotiv sektörünün artık otomotiv sektörü olmaktan ziyade bir tüketici elektronik sektörü haline geldiğinin konuşulduğunu aktaran Güler, "Elektrikli araç ekosisteminde yeni bir model, 6 ayla 9 ay içerisinde çıkıyor. Biz zaten kısaca tüketici elektronik yapıyoruz Vestel olarak. Ve tüketici elektronik gerektirdiği çevik, hızlı paslara sahip. Aynı zamanda otomotiv sektörünün ihtiyacı olan yüksek kalite standartları sahip." dedi. Elektrikli araç ekosisteminde dünyanın en önemli tedarikçilerinden birisi olmayı hedeflediklerini ifade eden Güler, "Arabanın ekranını üreteceğiz. O ekranla tecrübemizi salondan arabaya, arabadan da havaya taşıyoruz. Dünyanın en büyük hava yolu çıkışından birisiyle anlaştık." diye konuştu. Şirket değeri, yeni coğrafyalar ve mobilite Güler, yüksek faiz ortamında insanların borsaya yatırım yaparken çekindiklerini, borsadaki hisselerin fiyatlarının arz talebe de bağlı olduğunu, faizlerin düşmeye başlamasıyla şirket değerlerinin ve BİST'in de toparlayacağını düşündüğünü söyledi. Güler,"Orta uzun vadeli olarak da şirket değeri için dediğim gibi konvansiyonel işlerimizde üç yılda iki kat büyüyeceğiz. Nasıl çıkaracağımızı biraz evvel konuştuk. Bir, yeni coğrafi açılımlar, iki, mobilite. Bu iki taşıyıcı, kaldıraç bizi inşallah istediğimiz seviyeye getiriyor olacak." ifadelerini kullandı.

  • Sakarya'dan 8 ayda 130 bin 25 taşıt ihracatı

    Sakarya'da yılın 8 ayında üretilen 172 bin 914 aracın yüzde 75,2'ine denk gelen 130 bin 25'i ihraç edildi. Ocak-ağustos döneminde 4 milyar 18 milyon 739 bin dolar dış satım gerçekleştiren Sakarya, ihracatta İstanbul, Kocaeli, Bursa, İzmir, Ankara ve Gaziantep'in ardından 7'nci sırada yer aldı. Sakarya'nın yılın 8 ayındaki dış satımının yüzde 87,8'ini otomotiv oluşturdu. Dünyaya otomobil, midibüs, otobüs, küçük kamyon, kamyonet ve traktör gibi araçlar ihraç eden Sakarya, söz konusu dönemde ülke ekonomisine 3 milyar 530 milyon 162 bin dolar döviz girdisi sağladı. Otomotiv Sanayii Derneği verilerine göre, Türkiye'de yılın 8 ayında üretilen 909 bin 292 taşıtın 649 bin 971'i yurt dışına gönderildi. Sakarya ise ürettiği 172 bin 914 aracın yüzde 75,2'ine denk gelen 130 bin 25'ini ihraç etti. Buna göre Türkiye'nin taşıt üretiminin yüzde 19'unu, ihracatının ise yüzde 20'sini tek başına karşılayan Sakarya, sektörde öncü iller arasında yer almayı sürdürdü. Günde 709 araç banttan indi Toyota, Otokar ve TürkTraktör gibi üreticilerin faaliyet gösterdiği Sakarya'da, 8 ayda 139 bin 218 otomobil, 1386 midibüs, 1075 otobüs, 718 küçük kamyon, 86 kamyonet, 30 bin 431 traktör olmak üzere toplam 172 bin 914 araç üretildi. Böylece kentte günde 709 araç banttan indirildi. Üretim ve ihracatta Toyota birinci, TürkTraktör ikinci, Otokar ise üçüncü sırada yer aldı. Ocak-ağustos döneminde 139 bin 218 otomobil üreten Toyota, bunun 118 bin 555'ini yurt dışına gönderdi. Aynı dönemde otobüs, midibüs, kamyonet ve küçük kamyondan oluşan 3 bin 265 aracı üreten Otokar, bunların 1490'ını ihraç etti. TürkTraktör ise ürettiği 30 bin 431 traktörün 9 bin 980'ini yurt dışına sattı.

  • Ugandalı Muhammed Ramazan, yüzündeki 5 kilogramlık kitleden Türk doktorlar sayesinde kurtuldu

    Tüm Afrika'nın Dostları Derneği ile Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) ve Uganda Sağlık Bakanlığı işbirliğiyle Uganda'da düzenlenen sağlık organizasyonunda Ugandalı bir hastadan yaklaşık 5 kilogramlık "keloid" kitlesi alındı. Alanında uzman doktor, hemşire, anestezi teknisyeni ve sivil toplum üyelerinden oluşan gönüllü Türk sağlık ekibi, ücretsiz muayene ve ameliyatlarıyla yüzlerce Ugandalının yüzünü güldürdü. Doktor, hemşire, akademisyen ve gönüllülerden oluşan 18 kişilik grup, 11 gün boyunca Uganda'da yüzlerce kişiyi muayene ve uygun görülen hastaları ameliyat etti. Genel cerrahi, üroloji, kulak burun boğaz, kadın doğum ve plastik cerrahi alanlarında uzman doktorların bulunduğu ve cerrahi ağırlıklı çalışma yapılan organizasyon kapsamında yaklaşık 1500 vaka incelenerek 100'e yakın cerrahi operasyon gerçekleştirildi. Türk doktorlar tarafından yapılan ameliyatlarda birçok hasta keloid kitlelerinden temizlenirken, 39 yaşındaki Muhammed Ramazan isimli hastadan da yaklaşık 5 kilogram ağırlığında keloid kitlesi alındı. Deride meydana gelen aşırı doku büyümesi veya hücre artışına bağlı hiperplazi sonucu oluşan bir tür yara izi olan keloid, yara iyileşmesindeki bozukluk olarak tanımlanıyor. "Hayatımda hiç görmediğim büyüklükte bir keloid vakası ile karşı karşıyayız" Operasyonu gerçekleştiren Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Dadacı, yaptığı açıklamada, "TADD ve TİKA işbirliğiyle dördüncüsünü düzenlediğimiz Uganda sağlık organizasyonunda hayatımda hiç görmediğim büyüklükte bir keloid vakası ile karşı karşıyayız." dedi. Keloid vakalarının ilk tedavi seçeneğinin cerrahi olmadığına işaret eden Dadacı, yaklaşık 20 santimetre uzunluğundaki kitlenin cerrahi müdahaleyle alındığını belirtti. Prof. Dr. Dadacı, "Gerçekten sakaldan da uzun, yaklaşık 20 santimetre aşağı uzamış bir keloid kitlesi. Ayrıca kulak arkalarında da bulunuyor ama bunu temizleyip hastayı rahat bir pozisyona getirdik." diye konuştu. Dadacı, normalde her insanda yaranın oluştuktan yaklaşık bir hafta sonra kapandığını kaydederek, "Keloid durumunda yara iyileştikten sonra fren mekanizması durur ve yara 'iyileştim' demeyerek doku üretmeye devam eder." dedi. Özellikle siyahi ırkta çok fazla keloid vakasıyla karşılaştıklarını dile getiren Dadacı, "Yaklaşık 7-8 senedir hasta bu şekilde boynunu bağlayarak 5 kilograma yakın kitleyle zor şartlarda geziyordu ve bundan kurtulmuş oldu." ifadesini kullandı. TADD Ankara Temsilcisi Cüneyd Tiryaki de yapılan ameliyatla hastanın sadece sağlığında düzelme olmadığını, bunun aynı zamanda hastanın aile hayatı, çalışma hayatı ve toplum içindeki rolü için kritik bir ameliyat olduğunu söyledi. Tiryaki, "Hem maddi imkansızlıklar nedeniyle hem de ülkede bu ameliyatları yapacak hekim ve sağlık personelinin olmaması nedeniyle muhtemelen hocamız bu ameliyatı yapmasaydı ömrünün sonuna kadar bu sıkıntıyla yaşamak zorunda kalacaktı." dedi. "İnsana dokunan" bir çalışma yaptıklarına işaret eden Tiryaki, "Öncesi ve sonrasıyla etkisi çok net gözüken bir ameliyat olduğunu düşünüyoruz. Bu açıdan buraya gelmek ve böyle bir etkinin parçası olmaktan mutluyuz." diye konuştu. ​​​​​​​ Başarıyla gerçekleştirilen operasyon sonrası Ugandalı hasta taburcu edildi.

  • Giresun'un ilk kadın ahisi mesleğini 40 yıldır sürdürüyor

    Giresun'da "Yılın Ahisi" seçilen Dilek Emine Domaçoğlu, 40 yıldır motorlu araç ön düzen ayarcılığı ve lastikçilik işini sürdürüyor. Giresun Sanayi Sitesi'nde kayınpederinin yanında 20 yaşında mesleğe başlayan ve eşi ile işini devam ettiren Domaçoğlu (60), bu yıl kentte "Yılın Ahisi" seçildi. Mesleğini severek yapan ve aynı zamanda kentin ilk kadın ahisi seçilen Domaçoğlu, sanayi sitesindeki dükkanında işini uzun yıllar daha sürdürmek istiyor. Domaçoğlu, bir kadın olarak bu işi yapmaktan mutluluk duyduğunu söyledi. Çevresinden olumlu tepkiler aldığını ifade eden Domaçoğlu, "İşi yapınca yorgunluklarınız bir tarafa gidiyor, mutlu oluyorsunuz. Yapabilmek de önemli, karşı tarafın takdiri de önemli." dedi. Domaçoğlu, sanayi esnafının aile gibi olduğunu belirterek, şöyle devam etti: "Sabah başlar akşam bitiririz, kendi ailelerimizden daha çok buradayız. Gelenlerle ailece görüştüklerimiz var, çocuklarını, torunlarını, anne babalarını biliriz. Esnaflık bu, esnaf ve zanaatkar olmanın tüm vasıflarını yerine getirmeye çalışıyoruz." Mesleğe başladığı ilk yıllarda kendisini görenlerin şaşırdığını anlatan Domaçoğlu, "Sanayide bir kadının çalışması o zamanlar çok yeniydi hatta yoktu. Sonradan kadınların burada var olması gerektiği, aslında sanayinin zor bir yer olmadığı düşüncesine vesile olduk." diye konuştu. Domaçoğlu, kadın ya da erkek işi diye bir şey olmadığına işaret ederek, "Burada o kadar çok kadın var ki işlerini başarıyla yapıyorlar, masalarının başındalar. Ben biraz daha dışarıdayım. Gelen müşteriler burada kadın olduğunu görünce, onlara da bir rahatlık geldiğini düşünüyorum." ifadelerini kullandı. Olumsuz bir tepkiyle karşılaşmadığını belirten Domaçoğlu, dükkana gelen müşterileri yaptığı işten memnun olunca kendisinin de mutlu olduğunu kaydetti. Dilek Emine Domaçoğlu, "Yılın Ahisi" seçilerek 40 yıllık emeğinin takdir edilmesinin kendisini çok memnun ettiğini sözlerine ekledi.

  • Çalışanın Küçük Bir Hatası Yüzünden 20 Dakikada 143 Milyon TL Kaybetti

    28 Ağustos'ta, Little Swan Dongshan adlı Çin merkezli bir şirketin online mağazasında inanılmaz bir olay yaşandı. Bir çalışan, çamaşır makinelerinin fiyatlandırmasında büyük bir hata yaparak şirkete neredeyse 4.2 milyon dolar (143 milyon TL) kaybettirdi. Bu inanılmaz hata, şirketi iflasın eşiğine getirdi. 20 Dakikada Yaşanan Felaket! 28 Ağustos 2024'te, Little Swan Dongshan'ın online mağazasında 40 binden fazla sipariş verildi. Düşük fiyatlar nedeniyle müşteriler, büyük bir indirim olduğunu düşünerek çamaşır makinelerine akın etti. Ancak gerçek, çok farklıydı; bu fiyatlandırma, bir çalışanın yaptığı küçük bir hata yüzünden gerçekleşmişti. Hatta tek bir siparişte birden fazla çamaşır makinesi vardı, ki bu da kâr etmeye çalışan işletmelerin fırsatı değerlendirdiğini gösteriyordu. İflasın Eşiğinde: Mahkemeden Çıkacak Karar Bekleniyor Çalışan hatasından dolayı büyük bir pişmanlık yaşasa da, 143 milyon TL gibi bir miktarı karşılayabilmesi imkânsızdı. Little Swan Dongshan, hatalı satışların iptal edilmesi için mahkemeye başvurdu. Ancak, mahkemede olumlu bir karar çıkmazsa, şirket iflas edebilir. Şirketin, bu hatanın gerçekten bir yanlışlık olduğunu kanıtlaması gerekiyor, aksi takdirde geleceği tehlikede!

  • Muğla'da kurduğu tesiste 80 kadına istihdam sağlıyor

    Muğla'da, iki yıl önce devlet desteği ile yaklaşık 10 milyon liralık yatırımla tekstil atölyesi kuran Aydın Demirhan, tesiste 80 kadına istihdam sağlıyor. Menteşe ilçesinin Gülağzı mevkisindeki atölyede, tamamı organik ve geri dönüştürülmüş elyaftan elde edilen ürünler, Avrupa ülkelerine ihraç ediliyor. Şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Aydın Demirhan, 2022'de yatırım amaçlı Muğla'da iş yeri ve depo arayışına girdiklerini, uygun yerin bulunmasının ardından yatırıma başladıklarını söyledi. Ticaret Bakanlığının Yatırım Teşvik Belgesiyle girişimde bulunduklarını anlatan Demirhan, kurdukları işletmede, dikim, ütü ve paketleme operasyonlarını gerçekleştirdiklerini dile getirdi. Üretimlerini yaparken sürdürülebilir bir çevre için organik ve geri dönüştürülmüş elyafları kullandıklarına dikkati çeken Demirhan, şöyle konuştu: "Tişörtler, pantolonlar, ceketler, montların tamamı organik ve doğaya herhangi bir şekilde zarar vermeyen malzemeden üretilmekte. Bu saydığım ürünlerin tamamına yakınını Avrupa'ya ihraç ediyoruz. Başlıca ülkeler Almanya, İngiltere, İtalya, Fransa, Hollanda ve İsveç diyebiliriz. Tabii bunun yanında sayamadığım irili ufaklı çok sayıda ülkeye de ihracat yapıyoruz. Yakın zamanda başladığımız yereldeki firmalarımız ve müşterilerimiz de var. Onlara da organik ve geri dönüştürülmüş elyaflardan üretim yapıp yerel ekonomiye katkı sağlıyoruz." Demirhan, en büyük hedeflerinin kadın emek ve iş gücünü ekonomiye kazandırmak olduğunu ve bunda da başarılı olduklarını, çalışanların yüzde 90'ını kadınların oluşturduğunu ifade etti. Kadınların işgücüne katkılarının kendilerini çok mutlu ettiğini belirten Demirhan, "Çünkü gerçek anlamda ekonomik gücü olan kadının gücünü biz biliyoruz. Hem güçlü hem de ekonomik olarak sağlam bir şekilde ayakta durabiliyorlar." dedi. Demirhan, işletmelerinde günde 4 ile 6 bin arası tişört ve yaklaşık 4 bin civarında sweatshirt ürettiklerini, model bazında değişmekle beraber güncel ve sürekli bir üretim yapıldığını aktardı. İnovasyona çok değer verdiklerini dile getiren Demirhan, şunları kaydetti: "Üretim parkında kullandığımız makinelerin tamamı son sistem dikiş makineleri diyebiliriz. Otomasyonda otomatlarımız var. Aynı zamanda buraya yatırıma ilave olarak kesimhanemizi de kuracağız. Kesimhanemiz İstanbul'daki şirketimizde var. Ama onu da buraya kurup kesim, baskı, nakış, dikim, ütü paketi yani aslında buraya kumaş girecek, koli çıkacak bir sistem oluşturuyoruz. Kesimhanenin yanına baskı, nakış da kurduğumuzda buraya kumaş girecek ve bitmiş ürün olarak buradan direkt Avrupa pazarına sevk edecek pozisyondayız." Üretim bandı sorumlusu Damla Girenis de elinden geldiği kadar çalışma arkadaşlarına yardımcı olmaya çalıştığını söyledi. İki yıldır işletmede çalıştığını belirten Girenis, "Kumaşlar bize kesili olarak geliyor. Bandın başından itibaren herkesin farklı farkı görevleri var. Bandın sonunda iş bitmiş vaziyette oluyor. Tüm bayanlar olarak burada hep birlikte çalışıyoruz. Aile ekonomimize katkıda bulunuyoruz." ifadelerini kullandı. Girenis, çoğunluğunu kadınların oluşturduğu atölyede yeni dostluklar kurularak aile ortamı oluşturduklarını sözlerine ekledi.

  • Umutcan Çelikiş: Türkiye'nin Viral Video Üreticisi

    “Yaratıcılığın Sınırlarını Zorlayan Viral Videoların Mimarı: Umutcan Çelikiş” Ege Üniversitesi Radyo TV ve Sinema bölümünden mezun olan Umutcan Çelikiş, Türkiye'de video prodüksiyonu ve dijital içerik alanında çığır açan bir isim haline geldi. 50'den fazla markayla çalışarak 500'den fazla projeye imza atan Umutcan, Adobe Premiere, After Effects, Photoshop gibi programlara olan profesyonel hakimiyetiyle tanınıyor. Hem sosyal medyada viral içerikler üretirken hem de ticari projelere yön veren Umutcan, özgün tarzıyla fark yaratıyor. Kariyerine çeşitli reklam ajanslarında çalışarak başlayan Umutcan, hızlıca kendini ispatladı. Reklam, müzik videoları ve ticari projelerdeki başarısıyla kısa sürede dikkatleri üzerine çekti. Videographer ve After Effects Editörü olarak bilinen Umutcan, özellikle viral videolar ve yaratıcı reklam projeleriyle öne çıktı. Markaların dijital dünyadaki varlıklarını güçlendiren projeler üretirken, videolarında teknik ve sanatsal anlamda mükemmellik sağlıyor. Sosyal medyadaki etkileyici varlığıyla 178 bin takipçiye ulaşan Umutcan, izleyicilerine eğlenceli ve yenilikçi içerikler sunuyor. Viral video üretimi alanında sahip olduğu bilgi ve deneyim, onu sosyal medyada öne çıkaran faktörlerden biri. Ürettiği içerikler kısa sürede binlerce beğeni ve izlenmeye ulaşıyor, bu da markalar için güçlü bir iletişim kanalı haline geliyor. Umutcan Çelikiş, video prodüksiyonuyla ilgili detaylı bilgi almak isteyenler için umutcancelikis.com adresinden hizmet sunuyor. Adobe Premiere, After Effects, Audition ve daha birçok programda uzmanlığıyla, videolarında kaliteyi ön planda tutuyor. İşbirliği yapmak isteyen markalar ve bireyler, info@umutcancelikis.com adresinden ulaşabilirler.

  • Özlem Özkulak: Kişisel Dönüşümden Sağlık Turizminin Liderliğine Uzanan Yol

    Obezite ameliyatı sonrası hayatında büyük bir değişim yaşayan Özlem Özkulak, sağlık turizmi sektöründe önemli bir lider haline geldi. "Find Doctor in Turkey" platformu ile Türk doktorlarını dünya çapında tanıtan Özkulak, yenilikçi yaklaşımlarıyla Türkiye’nin sağlık turizmi potansiyelini uluslararası arenada güçlendirdi. Find Doctor in Turkey ile Türkiye'nin Sağlık Turizmi Liderliği Özlem Özkulak, sağlık turizmi alanındaki girişimcilik hikayesiyle dikkat çekiyor. Sağlık sektöründe Türk doktorları ve hastanelerinin dünya çapında tanınmasını sağlamak için kurduğu "Find Doctor in Turkey" platformu, bu alandaki önemli bir eksikliği dolduruyor. Türkiye'deki doktor ve hastanelerin, gerek teknolojik gerekse reklam kısıtlamaları nedeniyle uluslararası hastalara ulaşmada zorluk yaşadığını fark eden Özkulak, bu platformla güvenilir bir çözüm sunmayı amaçladı. Platform sayesinde doktor ve hastaneler, sosyal medya üzerinden yüksek maliyetlerle hasta bulmak zorunda kalmadan, eşit koşullarda tanıtım yapabiliyor. Hastalar ise bu platform aracılığıyla, doğrulanmış bilgilerle doktorlarını ve hastanelerini seçme şansı elde ediyor. Find Doctor in Turkey, yazılımı geliştirilme aşamasında olan ve daha da güçlenecek bir girişim olarak sağlık turizmine yenilikçi bir bakış açısı getiriyor. Merkezi İstanbul’da olan ve İzmir, Balıkesir, Antalya, Bursa gibi şehirlerde şubeleri bulunan platform, Gürcistan’da da faaliyet gösteriyor. Şu anda İngiltere, Amerika ve Almanya’da şube açma hazırlıkları devam eden bu girişim, Özlem Özkulak’ın liderliğinde sağlık turizmi sektöründe önemli bir oyuncu haline geldi. Türkiye'nin sağlık turizmi alanında bu platformla dünya çapında tanınması, Türk sağlık hizmetlerinin güvenilir ve erişilebilir bir şekilde sunulmasına katkı sağlıyor. Özlem Özkulak, ulusal bir gazetede reklam müdürü olarak çalıştığı dönemde, yaşamını değiştiren bir adım attı: Fazla kilolarından kurtulmak isteyen Özkulak, obezite ameliyatı geçirdi. Bu ameliyat, onun sadece fiziksel görünümünü değiştirmekle kalmadı, aynı zamanda kariyerinde de devrim niteliğinde bir dönüşüm başlattı. Ameliyatın ardından hızla kilo veren Özkulak, 55 kiloya düştü ve kendini yeniden keşfetme sürecine girdi. Bu kişisel dönüşüm, onun sağlık alanına olan ilgisini artırdı. Özkulak, ameliyat sonrası süreçte sağlık turizmiyle ilgilenmeye başladı. Reklamcılık deneyiminden güç alarak bu yeni sektörde kendine bir yol çizmeye karar verdi. İlk olarak sağlık turizmi eğitimleri alarak sektöre sağlam adımlarla girmeyi hedefledi. Kısa sürede Türkiye Sağlık Turizmi Derneği’nin İzmir Temsilciliği’ne seçildi. Bu dönemde sağlık turizmi alanında birçok projeye imza attı ve 2018 yılında İzmir’de geniş katılımlı bir obezite fuarı organize etti. Bu fuar, akademisyenler, uzmanlar ve halk tarafından büyük bir ilgiyle karşılandı ve Özkulak’ın sağlık turizmindeki liderlik vizyonunu daha da pekiştirdi. "Find Doctor in Turkey" Platformu ile Küresel Bir Vizyon Özkulak, sağlık turizmi sektöründeki başarısını bir adım daha ileriye taşıyarak 2018 yılında "Find Doctor in Turkey" platformunu kurdu. Bu platform, Türk doktorlarının uluslararası arenada tanınmasını hedefleyen ve sağlık turizmini dijitalleştiren yenilikçi bir girişim olarak öne çıktı. Yabancı hastaların Türkiye'ye gelmelerini sağlamak, Türk doktorlarının dünya çapında tanınmasını ve tercih edilmesini kolaylaştırmak için kurulan bu platform, kısa sürede sağlık turizmi sektöründe önemli bir yer edindi. Özlem Özkulak’ın liderliğinde platform, Türk doktorlarının kaliteli hizmetlerini global pazarda öne çıkararak Türkiye’nin sağlık turizmindeki yerini güçlendirdi. 2020: Yenilikçi Projeler ve Sürdürülebilir Başarı Sağlık turizmi sektöründe sürekli yeniliklere açık olan Özkulak, Türkiye’nin sağlık turizmi potansiyelini daha da ileriye taşımak için çalışmalarını sürdürdü. Özellikle İzmir’in sağlık turizmi açısından sahip olduğu değerleri öne çıkarmak için yerel ve uluslararası işbirlikleri geliştirdi. Bu süreçte, Teknopark bünyesinde geliştirilen yeni bir projeyle, hastaların tedavi süreçlerini daha etkili bir şekilde yönetmelerine yardımcı olacak teknolojik çözümler üzerinde çalışmaya başladı. Bu girişim, sağlık turizmi hizmetlerini daha verimli ve erişilebilir hale getirmeyi amaçladı. Gambiya Çevre, İklim Değişikliği ve Doğal Kaynaklar Bakanı Bayan Rohey John Manyang Türkiye'yi seçti Son yıllarda Türkiye'deki sağlık turizmi sektörü, artan rekabet karşısında zorluklarla karşılaşırken, Özlem Özkulak stratejik bir liderlik gösterdi. Birçok işletme fiyat indirimi yaparak hasta çekmeyi düşünürken, Özkulak bu yaklaşımın kısa vadeli kazançlar sağlayacağını fakat uzun vadede sektöre zarar vereceğini savundu. Onun vizyonuna göre, Türkiye'nin sağlık turizmindeki başarısı fiyat rekabetinden ziyade, hizmet kalitesi ve inovatif yaklaşımlar ile sürdürülebilirdi. Uluslararası fuarlarda yer alarak ve dijital pazarlama ile global arenada daha fazla tanıtım yaparak, Türk doktorlarının başarılarını ve Türkiye’nin sağlık altyapısını dünyaya tanıttı. Türkiye’nin Sağlık Turizmi Liderliğine Giden Yolda Bir Vizyoner Özlem Özkulak, sağlık turizmi alanındaki yenilikçi çözümleri ve kararlı liderliği ile Türkiye’yi bu sektörde uluslararası bir marka haline getirmeye devam ediyor. Onun kişisel dönüşümüyle başlayan bu yolculuk, sağlık turizmi alanında Türkiye’yi bir dünya lideri yapma hedefiyle büyüyor. "Find Doctor in Turkey" platformu ve uluslararası işbirlikleriyle, Özlem Özkulak sadece bir lider değil, aynı zamanda Türkiye’nin sağlık turizmindeki geleceğine yön veren bir vizyoner olarak öne çıkıyor.

  • Mehmet Helva: Yükseklerdeki Profesyonel Başarı Hikayesi

    Mehmet Helva, sektördeki yüksek güvenlik standartları ve yenilikçi çözümleriyle tanınan bir lider olarak, Mega Çözümler'de erişilmesi zor alanlarda başarıya imza atıyor. Mehmet Helva, Mega Çözümler’in yöneticisi ve IRATA L3 sertifikalı iple erişim teknisyeni olarak sektörde önemli bir yer edinmiştir. Yüksek binalar, rüzgar türbinleri, köprüler ve petrol platformları gibi erişilmesi zor alanlarda güvenlik, hız ve verimliliği bir araya getirerek, pek çok başarılı projeye imza atmıştır. Mega Çözümler, bu alanlarda sağladığı çözümlerle, iş güvenliği ve çevreye duyarlılığı ön planda tutarak sektörde fark yaratmaktadır. Helva’nın liderliğinde firma, vinç ve iskele gibi geleneksel yöntemlere ekonomik ve güvenli alternatifler sunuyor. Kariyer yolculuğunda Helva, uluslararası düzeyde sertifikalara sahip bir uzman olarak sektörde kendine sağlam bir yer edinmiş durumda. Özellikle IRATA L3 gibi dünya çapında prestijli sertifikalara sahip olan Helva, alanında uzman bir ekip ile çalışmakta ve iş güvenliği açısından sektöre öncülük etmektedir. Bu ekip, rüzgar türbinleri ve yüksek yapıların bakım, montaj ve temizlik gibi kritik operasyonlarını gerçekleştiren deneyimli profesyonellerden oluşmaktadır. Helva’nın liderlik ettiği projelerde, inovasyon ve çevre dostu yaklaşımlar büyük önem taşır. Mega Çözümler, sadece müşterilerine verimli çözümler sunmakla kalmayıp, aynı zamanda çevreye duyarlılık prensipleri doğrultusunda hareket eden bir firma olarak sektörde adını duyuruyor. Mehmet Helva’nın yönetiminde, firma ulusal ve uluslararası projelerde yer alarak sektöründe güvenilir bir iş ortağı haline gelmiştir. Sosyal medyada da 370 binden fazla takipçisi olan Helva, iş tecrübelerini ve başarılarını geniş kitlelerle paylaşarak, sektördeki farkındalığı artırmaya devam etmektedir. Mega Çözümler’in öne çıkan başarıları: Türkiye genelinde birçok yüksek katlı bina ve gökdelen projeleri. Rüzgar türbinleri ve petrol platformları gibi erişimi zor alanlarda bakım, onarım ve montaj hizmetleri. Uluslararası iş güvenliği standartlarına (IRATA) uygun operasyonlar. Hem güvenli hem de çevre dostu çalışma yöntemleri ile sektörde fark yaratan bir marka.

Arama Yap

bottom of page