top of page

Bu sitede ara

Boş arama ile 1150 sonuç bulundu

  • Romatizma hastası engelli kadın akülü arabasında tuhafiye malzemeleri satıyor

    Kayseri'de 8 yaşında yakalandığı iltihaplı eklem romatizması nedeniyle yürüme yetisini kaybeden Gülşen Naykı, şehrin sembollerinden Seyyid Burhaneddin Türbesi bahçesinde akülü arabasını tezgaha çevirdi. 61 yaşındaki Naykı, Mevlana'nın hocası Seyyid Burhaneddin'in türbesinin bahçesinde toka, başörtü iğnesi, peçete, lif gibi ürünleri satarak hem ev ekonomisine katkıda bulunuyor hem de ağrılarını unutmaya çalışıyor. Vücudunu ve boynunu düzleyemeyen, ayaklarındaki şişlikten dolayı ayakkabı giyemeyen Naykı, ilkokul ikinci sınıf öğrencisiyken sabah boyun ağrısıyla uyandığını ve yürümekte zorlandığını, ailesiyle gittiği hastanede iltihaplı eklem romatizması teşhisi konulduğunu söyledi. Uzun yıllar fizik tedavi gördüğünü ve ilaç kullandığını belirten Naykı, şunları anlattı: "Doktorlar 'Çok hareket edeceksin, bu hastalık seni öldürmez ama süründürür.' dedi. Vücudumun alacağı hali o zaman gösterdiler, aynı şekilde de oldum. Doktorlar, 'Ağrılara sakın yenik düşme, canını dişine takacaksın, sürekli yürüyeceksin, hareket edeceksin, beş dakika dinlenip saatlerce hareket halinde olacaksın.' demişti. Ama benim parmaklarımın ucuna dahi ağrıdan el değmiyordu, o derece ağrılarım vardı. Yenik düşmek zorundaydım ağrılara. Zamanla hastalık ilerledikçe damarlarım büzüldü. Ellerde, ayaklarda bütün oynak kemiklerimde eğilmeler oldu. 45 yıldır yürüyemiyorum. Bu yıllar nasıl geçti, nasıl bugüne kadar ulaştım bilemiyorum ama çok acılar içinde geçti." "Psikolojim bozuldu, beynimle mücadele ediyordum" Bütün isteklerinin, hayallerinin içinde ukde kaldığını ifade eden Naykı, bakımını 80 yaşındaki annesi Münevver Naykı ve kardeşinin eşinin yaptığını dile getirdi. Birkaç yıldır Seyyid Burhaneddin Türbesinin bahçesinde bir şeyler sattığını aktaran Naykı, şöyle devam etti: "Hep evde oturuyordum, beynimle konuşuyordum. Psikolojim o kadar sıfırdı ki hep beynimle mücadele ediyordum. Tabii bu da beni bunalıma sokuyordu. Bana çevremdekiler, 'Arabana bir şeyler koyup satsan psikolojine iyi gelir. Hem hava almış olursun hem evden çıkmış olursun' dediler. 'Ben yapamam, utanırım, herkes bana ne der.' derdim. Ama öyle değilmiş, gerçekten onların teşvikiyle iyi ki de yapmışım. Kendimi bunlarla oyalıyorum." Naykı, şimdi çok sayıda kişiyle tanıştığını, çevresinin genişlediğini ve psikolojisinin de düzeldiğini aktardı. "Rabbim beni uyardı" Daha önce ağrıları şiddetlendiğinde halinden şikayet ettiğini belirten Naykı, şunları kaydetti: "Daha önce bunalım yaşardım. 'Rabbim niye beni böyle yaptın, benden başka yok muydu' diye bunalımdaydım. Burası bana iyi geldi, gerçekten beynim duruldu, açıldı. 'Keşke bir araba çarpsa ölsem' derdim. Bir araba üzerime geldi, çarptı ve kaldırıp attı beni. Sol bacağım kırıldı, alçıya aldılar. 1,5 ay yattım, 'Ya Rabbi, ben hata ettim, beni affet Allah'ım. Bir daha asla böyle bir şey söylemeyeceğim, beni uyardın, tövbe ediyorum' dedim."

  • Kadın Kooperatifinden Büyük Başarı: Alman Çikolatası Geleneği Tersine Döndü

    Kayseri'nin Sarıoğlan ilçesinde yaklaşık 2 yıl önce kooperatif kuran kadınların, ürettikleri çikolataların kalitesiyle gurbetçilerin hediye geleneğini tersine çevirmeyi başardı. Kayseri'nin Sarıoğlan ilçesinde bir grup girişimci kadın, yerel bir kooperatif kurarak çikolata üretimine başladı. Kooperatifin kuruluş amacı, kadınların ekonomik olarak güçlenmesini sağlamak ve yerel ürünlerin kalitesini tüm dünyaya tanıtmaktı. Başlangıçta sadece yerel pazar için üretilen bu çikolatalar, zamanla kaliteleri ve özgün tatlarıyla dikkat çekmeye başladı. Ürünler, Almanya’da yaşayan Türk gurbetçilerin de ilgisini çekti ve kısa sürede uluslararası bir başarı öyküsüne dönüştü. Yaklaşık 60 çeşit üretilen ve kalitesiyle ön plana çıkan çikolatalara önemli bir gurbetçi nüfusa sahip ilçede yurt dışından tatile gelenler de yoğun ilgi gösteriyor. Gurbetçilerle özdeşleşen ve yurt dışından getirilen "Alman çikolatası" diye tabir edilen tam fındıklı hediyelik çikolatanın aynısı üreten kadınlar, bir geleneği de tersine çevirdi. Kadınların ürettiği çikolatalardan satın alan gurbetçiler, çikolataları hem memleketteki akrabalarına ikram ediyor hem de kaldıkları ülkelerdeki komşuları ve iş arkadaşlarına hediye olarak götürüyor. Alman Çikolatasına Alternatif: Geleneksel Akış Tersine Dönüyor Gurbetçilerle özdeşleşen ve yurt dışından getirilen “Alman çikolatası” olarak bilinen tam fındıklı çikolataların aynısını üreten bu kadınlar, bir geleneği de tersine çevirdi. Yıllardır Almanya’dan Türkiye’ye getirilen bu çikolatalar, artık Almanya’ya Türkiye’den götürülmeye başlandı. Kadınların ürettiği çikolatalardan satın alan gurbetçiler, bu ürünleri hem memleketlerindeki akrabalarına ikram ediyor hem de yaşadıkları ülkelerdeki komşuları ve iş arkadaşlarına hediye olarak götürüyor. Böylece, çikolata üretiminde kadınların emeği ve yaratıcılığıyla bir gelenek yeniden şekilleniyor. Bu başarı, sadece ticari bir kazançtan ibaret değil. Kooperatifte çalışan kadınlar, bu süreçte ekonomik bağımsızlıklarını kazandı ve topluma olan katkılarını artırdı. Ürettikleri çikolatalar, köylerinin ve çevre bölgelerin tanıtımına katkıda bulunurken, aynı zamanda kadınların toplum içindeki statüsünü güçlendirdi. Kooperatifin bu başarısı, diğer girişimcilere de ilham kaynağı oldu ve yerel üretimin küresel pazarlarda nasıl başarılı olabileceğine dair önemli bir örnek teşkil etti. Kadın kooperatifi, elde ettikleri bu başarıyı daha da büyütmeyi hedefliyor. Gelecekte, üretim kapasitesini artırarak ve daha fazla uluslararası pazara açılarak hem daha fazla kişiye ulaşmayı hem de daha fazla kadına iş imkanı sunmayı planlıyorlar. Ayrıca, ürün yelpazesini genişleterek farklı tatlar ve çeşitlerle yeni pazarlar yaratma hedefindeler. Bu başarı hikayesi, Anadolu’daki bir grup kadının azmi ve emeği sayesinde geleneksel bir çikolata akışını nasıl tersine çevirdiğini gösteriyor. Sosyal medya ve kulaktan kulağa yayılan bu başarı, yerel üretimin gücünü ve kadınların ekonomik hayattaki önemini bir kez daha gözler önüne seriyor.

  • Türk Bilim İnsanı Prof. Dr. Ahmet Oğuzhan Özen, Ölümcül Bir Hastalığın Şifasını Buldu

    'Ölümcül bağışıklık sistemi kusuru' olan bir hastalık 'CHAPLE Sendromu' adıyla dünya tıp literatürüne geçti. Hastalığa tanı koyup tedavisini bulan Prof. Dr. Ahmet Oğuzhan Özen'e Avrupa İmmünoloji Dernekleri Federasyonu'nca ödül verildi. CHAPLE sendromu, yıllardır nedeni anlaşılamayan ve tedavisi mümkün olmayan ölümcül bir hastalık olarak bilinmekteydi. Prof. Dr. Ahmet Oğuzhan Özen, uzun yıllar süren yoğun araştırmalar ve klinik gözlemler sonucunda bu hastalığı tanımlamayı başardı. Hastalığın nedenini ve ilerleyişini detaylı bir şekilde ortaya koyan Özen, bu bilgi birikimi sayesinde hastalığın tedavisi için bir ilaç geliştirdi. Bu tedavi, ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından onaylanarak, dünya genelinde hastalar üzerinde kullanılmaya başlandı. Prof. Dr. Özen'in geliştirdiği tedavi yöntemi, Suriye'den Türkiye'ye gelen ve aynı hastalıktan 7 çocuğunu kaybeden Hatice Halil'in 6,5 yaşındaki kızının hayatını kurtardı. Bu olay, tedavinin ne kadar etkili ve hayati önem taşıdığını bir kez daha gözler önüne serdi. CHAPLE sendromuna sahip çocukların hayatını kurtaran bu tedavi, hastaların aileleri için bir umut ışığı oldu. Hastalığın tedavisinde kullanılacak ilaç için 2019 yılından itibaren Amerikan menşeili bir firma ile uluslararası çalışma başlattıklarını kaydeden Prof. Dr. Özen, sözlerini şöyle sürdürdü: "Çalışma, bu hastanede bizim öncülüğümüzde başladı. İlk defa klinik araştırmalara dahil edilen hastalar da yine bizim hastanemizdeki hastalardı. 5 yıl boyunca çalışmalarımızı sürdürdük. Geçtiğimiz yıl içerisinde başarılı neticeler aldık ve ilaç, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi FDA tarafından ruhsatlandırıldı. Şu an için CHAPLE sendromunda kullanılan yüzde yüz etkin, başarılı ve yan etki profili oldukça düşük olan, gayet kolay tolere edilebilen bir ilaç olarak dünyada pek çok hastanın tedavisinde bu ilaç kullanılıyor. Önceden ölümcül olan bu çocukluk çağı hastalığı, artık yüzde yüz başarılı bir şekilde tedavi edilebiliyor." Uluslararası Takdir ve Ödül Bu büyük başarı, Prof. Dr. Ahmet Oğuzhan Özen’e Avrupa İmmünoloji Dernekleri Federasyonu’nun en prestijli ödüllerinden biri olan 'Doğu'nun Yıldızı' ödülünü kazandırdı. Ödül töreninde konuşan Dr. Özen, bilimsel araştırmaların önemine vurgu yaparak, bu tür çalışmaların insan hayatını kurtarmada ne kadar etkili olabileceğini bir kez daha gösterdiğini belirtti. Prof. Dr. Ahmet Oğuzhan Özen, bu başarının kendisi ve ekibi için bir motivasyon kaynağı olduğunu ifade etti. Gelecekte de ölümcül hastalıkların tedavisi için çalışmalara devam edeceğini belirten Özen, tıp dünyasına daha fazla katkıda bulunmayı hedefliyor.

  • Oğuz Alper Öktem, Paylaşımlı Yolculukta Zafere Yaklaşıyor

    200 Bin sürücüsüyle Martı TAG Oğuz Alper Öktem liderliğinde paylaşımlı yolculuk yasası için verdikleri mücadele sonuçlarını almaya başladı. Maliye Bakanlığı, Martı TAG'ın vergilendirilmesine karar verdi. Paylaşımlı yolculuk yönetmeliği resmi olarak gelmese de bakanlığın vergilendirme kararı, bu sistemin tanındığı anlamına geliyor Martı TAG'ın kurucusu Oğuz Alper Öktem ve ekibi paylaşımlı yolculuk hizmetini resmiyete dökmek için büyük bir mücadele veriyor. 200 bin sürücüye sahip olan TAG uygulaması, İstanbul’daki taksi lobisiyle süregelen savaşında önemli bir zafer elde etmek üzere. Öktem, paylaşımlı yolculuk yönetmeliğinin UKOME (Ulaşım Koordinasyon Merkezi) gündemine alınmasını sağladıktan sonra, Maliye Bakanlığı’ndan gelen müjdeyle daha da güçlendi. Bakanlık, paylaşımlı yolculukların vergilendirilmesine karar verdi. Bu karar, hem TAG sürücüleri hem de kullanıcılar için büyük bir adım olarak nitelendiriliyor. Öktem, yaptığı açıklamada, “Mücadelemiz sonuç verdi. Maliye Bakanlığı’ndan müjdeli haber geldi. Paylaşımlı yolculuk resmî olarak vergilendirildi. Devletimiz 200 bin ocağı söndürmez demiştik. Önümüz açıldı. Hayırlı olsun!” ifadelerini kullandı​. Paylaşımlı yolculuk yönetmeliğinin çıkması için 376 bin imza toplanarak Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne teslim edildi. Bu adım, sürecin olumlu şekilde ilerlemesini sağladı. Öktem, yönetmeliğin birkaç ay içinde onaylanmasını ve TAG sürücülerinin rahat bir nefes almasını beklediklerini belirtti​. TAG uygulamasının sağladığı bu yeni düzenleme ile sadece Martı TAG faaliyetlerinden Hazine'ye yıllık yaklaşık 1 milyar dolar ek kaynak oluşturulacağı öngörülüyor. Ayrıca, bu düzenleme sayesinde taksi sektöründe yaşanan vergi adaletsizliğinin de giderilmesi hedefleniyor.

  • Teknolojinin Sessiz Kahramanı: Süreyya Ciliv'in Yükseliş Hikayesi

    Süreyya Ciliv, Microsoft Türkiye'yi 3 yılda 4 kat büyüterek bölgenin lideri haline getiren, ardından 40 ülkede 500 kişilik yeni bir ekip kurarak global başarıya ulaşan bir teknoloji devi. Turkcell'deki CEO'luk dönemiyle Türkiye'de dijital dönüşümün öncüsü olan Ciliv, teknoloji dünyasında iz bırakan bir lider olarak anılmaya devam ediyor. Süreyya Ciliv, teknoloji dünyasında sadece Türkiye’de değil, uluslararası arenada da iz bırakan bir isim olarak öne çıkıyor. Ciliv, kariyerine Microsoft'ta başlayarak kısa sürede global başarılar elde etti ve Türkiye'nin teknoloji sektöründeki en etkili liderlerinden biri haline geldi. Microsoft'ta Üç Yılda Dört Kat Büyüme Ciliv’in en dikkat çekici başarılarından biri, Microsoft Türkiye'yi sadece üç yıl içinde dört kat büyütmesi oldu. Bu dönemde Türkiye ofisi, İsrail ve Körfez ülkelerinin gerisinden çıkarak bölgenin lideri haline geldi. Bu başarı, Ciliv'in liderlik becerilerini ve stratejik vizyonunu bir kez daha ortaya koydu. Global Başarı: 40 Ülkede 500 Kişilik Ekip Kurdu Bu hızlı yükselişi takiben, Ciliv Microsoft'un en büyük iki grubundan biri olan Microsoft Office System Grubu'nda önemli bir rol üstlendi. Burada, satış, pazarlama ve teknik danışmanlık ekiplerinden sorumlu olarak sadece 12 ayda 40 ülkede 500 kişilik yeni bir ekip kurmayı başardı. Ciliv'in liderliğinde, Microsoft müşterilerine sadece ürün değil, aynı zamanda etkili çözümler sunma konusunda da önemli adımlar attı. Turkcell'de Dijital Dönüşüm 2007 yılında Türkiye'nin en büyük telekomünikasyon şirketlerinden biri olan Turkcell’in CEO'su olarak göreve başlayan Ciliv, burada da büyük başarılara imza attı. Onun liderliğinde Turkcell, dijital dönüşüm sürecine girdi ve mobil iletişimde yenilikçi ürün ve hizmetler geliştirdi. Ciliv, Turkcell'i sadece bir telekomünikasyon şirketi olmanın ötesine taşıyarak, teknoloji alanında da güçlü bir oyuncu haline getirdi. S üreyya Ciliv'in Vizyonu ve Mirası Süreyya Ciliv'in başarılarının arkasında, sürekli öğrenme ve gelişime olan inancı, ekip çalışmasına verdiği önem ve yenilikçi düşünce yapısı yatıyor. Microsoft'taki deneyimi, ona global bir bakış açısı kazandırırken, Turkcell'deki başarıları ise onun Türkiye'deki en etkili iş insanlarından biri olarak kabul edilmesini sağladı. Ciliv, hem Türkiye'de hem de uluslararası arenada teknoloji dünyasında iz bırakan bir lider olarak anılmaya devam ediyor. Onun vizyonu, birçok genç iş insanı ve girişimci için ilham kaynağı olmaya devam ediyor.

  • Türk Tasarımcı Berk Erner, Tarafından Tasarlanan KIA'nın Elektrikli SUV Modeli EV9 Çok Beğenildi

    Berk Erner, KIA'nın yeni elektrikli SUV modeli EV9'un tasarımcısı olarak dikkat çekiyor. Çocukluk hayali olan otomobil tasarımı alanında büyük başarılara imza atan Erner, KIA'nın Irvine, California'daki tasarım stüdyosunda çalışıyor. KIA EV9, 2024 yılında piyasaya sürülecek ve hem iç hem de dış tasarımıyla büyük beğeni topluyor. Erner'in liderliğinde geliştirilen bu model, Türkiye’de 2024 Yılın Tasarımı ödülünü kazandı Erner, Art Center College of Design'dan mezun olduktan sonra, Tansu Yachts, Nissan Design America ve Japonya’daki Nissan Global Design Center’da staj yaparak kariyerine güçlü bir başlangıç yaptı. 2018 yılından itibaren KIA'da çalışmaya başlayan Erner, markanın gelecekteki modelleri üzerinde çalışmaya devam ediyor​. KIA EV9'un Tasarımı ve Özellikleri KIA EV9, tasarımıyla sadece dış görünüşüyle değil, iç tasarımıyla da dikkat çekiyor. Bilgi-eğlence ekranı ile gösterge ekranını birleştiren tasarım dili, kullanıcılara yenilikçi bir deneyim sunuyor. Her iki ekran da 12,3 inç boyutunda ve kullanıcı dostu bir arayüze sahip. Araç, geniş iç hacmi ve fonksiyonel tasarımı ile hem şık hem de pratik bir kullanım sağlıyor. Sürücü ile ön yolcu arasındaki kolluk, kontrol butonları ve kablosuz şarj pedi gibi detaylarla donatılmıştır​. EV9'un üç sıra koltuklu donanım seçeneği, özellikle VIP deneyimi arayan kullanıcılar için tasarlandı. Orta sıradaki koltuklar 180 derece dönebiliyor, böylece arka koltuk yolcuları daha geniş bir alana sahip olabiliyor ve birbirlerinin yüzüne bakabiliyorlar. Ayrıca, arka koltuklar tamamen kapatılabiliyor, bu da aracı eşya taşıma gibi amaçlarla kullanmayı mümkün kılıyor​. Motor Seçenekleri ve Teknolojik Donanım KIA EV9, farklı motor seçenekleri ile kullanıcıların ihtiyaçlarına cevap veriyor. Temel seviye motor 215 beygir gücü ve 350 Nm tork değerine sahipken, daha büyük bataryalı versiyonu 201 beygir gücünde olup 541 kilometre menzil sağlıyor. Ayrıca, dört tekerden çekişli 380 beygir gücündeki motor seçeneği de mevcut​ (Webtekno). Teknolojik donanım açısından da EV9, üst düzey özelliklere sahip. Üçüncü seviye otonom sürüş imkanı tanıyan Otoyol Sürüş Pilotu (HDP), uzaktan akıllı park yardımı (RSPA 2), dijital anahtar, arka çapraz çarpışma önleme (RCCA), kör nokta çarpışma önleme (BCA), şeritte kalma (LKA), akıllı hız limiti yardımcısı (ISLA) ve navigasyon tabanlı akıllı hız sabitleyici (NSCC) gibi özellikler, KIA EV9'un teknolojik donanımı olarak öne çıkıyor​. Berk Erner'in liderliğinde tasarlanan KIA EV9, otomotiv dünyasında yeni standartlar belirlemeye devam ediyor. Bu model, KIA'nın sürdürülebilir ve yenilikçi otomobiller üretme konusundaki kararlılığını bir kez daha gösteriyor. Başarı Hikayesi: Berk Erner'in Kariyer Yolculuğu Berk Erner'in kariyer hikayesi, çocukluk hayalinin peşinden gitme cesaretini gösteren herkes için ilham verici. İstanbul'da doğan Erner, küçük yaşlarda otomobil çizimleri yaparak tasarım tutkusunu keşfetti. Art Center College of Design'da aldığı eğitimle bu tutkusunu profesyonel bir kariyere dönüştürdü. Mezuniyetinden sonra Nissan'da çalışarak tecrübe kazanan Erner, 2018 yılında KIA'nın tasarım ekibine katıldı. KIA'daki rolü, markanın yeni modellerini tasarlamak ve geleceğin otomobillerine şekil vermek oldu. Erner'in en büyük başarısı, KIA EV9 modelinin tasarımını yapması ve bu modelin büyük beğeni toplaması oldu. EV9'un geniş iç hacmi, yenilikçi teknolojik özellikleri ve şık tasarımı, Erner'in vizyonunu yansıtıyor​. Çocukken deftere otomobil çizimleri yapan Türk tasarımcı Berk Erner’in hayali gerçek oldu. Kia’nın 7 kişilik elektrikli aile aracı EV9’u tasarlayan Erner, aracın Türkiye tanıtımına ailesiyle katıldı. Kia’nın Kıdemli Dış Tasarımcısı olarak ABD’de çalışma hayatını sürdüren Erner, “Bu benim çocukluk hayalimdi. 30 yıllık hayalim gerçek oldu” dedi. Berk Erner'in hikayesi, azim ve tutkuyla hayallerin nasıl gerçeğe dönüştürülebileceğinin mükemmel bir örneği. Otomotiv dünyasında adından söz ettiren Erner, genç tasarımcılara ilham vermeye devam ediyor.

  • Togg T10F modeli için mühendislik testleri süreci başladı

    Togg, C araç segmentindeki ilk akıllı mobilite cihazı T10X'in ardından, yine aynı sınıfta geliştirilen ikinci cihazı T10F'i kullanıcılarla buluşturmak için çalışmalarını sürdürüyor. Togg'dan yapılan açıklamaya göre, bu kapsamda T10F'in en önemli aşamalarından biri olan mühendislik test süreçleri, Türkiye ve yurt dışındaki akredite test merkezlerinde başladı. Farklı lokasyonlarda güvenlik, dayanım ve aerodinamik testleri süren T10F, planlar doğrultusunda yıl içinde mevsimsel testlerden de geçecek. Açıklamada görüşlerine yer verilen Togg Üst Yöneticisi (CEO) Gürcan Karakaş, T10X'in ardından T10F'i de kullanıcılarla buluşturmak için aralıksız çalıştıklarını belirtti. 27 Aralık 2019'da ön gösterimi yapılan T10F'i sonrasında CES 2024'te kullanıcıların beğenisine sunduklarını hatırlatan Karakaş, "Günümüzün tasarım dinamiklerini yansıtan ve sedan modellerden olan beklentileri de karşılayan bir fastback olarak tasarladığımız T10F için test süreçlerimizi başlattık. Hem ülkemizde hem yurt dışında güvenlikten dayanıma farklı testlerimiz tüm hızıyla sürüyor. 2025'in ilk çeyreğinde T10F'in ürün lansmanını gerçekleştirmeyi ve ön siparişlerini toplamayı hedefliyoruz. Nisandan itibaren yeni akıllı cihazımızı Türkiye'den başlayarak kullanıcılarımızla buluşturacağız." açıklamasında bulundu. "Almanya pazarına girmek için tüm hazırlıklarımızı yapıyoruz" Gürcan Karakaş, T10X'i Almanya pazarında kullanıcıların beğenisine sunmak için çalışmaların devam ettiğini kaydederek, şu ifadeleri kullandı: "'Bir otomobilden fazlası' için çıktığımız yolda kısa, orta ve uzun vadeli planlarımıza tüm gücümüz ve hızımızla hedeflerimiz doğrultusunda devam ediyoruz. Gemlik'teki Teknoloji Kampüsümüzün inşası, ilk akıllı mobilite cihazımız T10X'in banttan inmesi ve Türkiye'nin 81 ilinde 19 bin 583 kullanıcımızın 2023 boyunca T10X ile buluşması söz verdiğimiz gibi gerçekleşti. Başından beri kullanıcılarımıza kulak verdik, onların isteklerini önemsedik. Pazara yeni giren bir şirket olarak, C-SUV ve elektrikli araçlar segmentinde pazar liderliğine ulaştık. Orta vadeli planlarımız kapsamında, ülkemizde elde ettiğimiz başarının yanı sıra küresel rekabette de yerimizi almak için çalışmalarımızda hız kesmiyoruz. Avrupa'da öncelikle Almanya pazarına girmek için tüm hazırlıklarımızı yapıyoruz." Karakaş, dünyadaki ve sektördeki gelişmeleri yakından takip ettiklerini belirterek, şöyle devam etti: "Stratejimizi gerekli durumlarda adapte ediyor, özellikle teknoloji ve rekabet pozisyonlarımızı güçlendiriyoruz. Akıllı mobilite cihazlarımız, dijital deneyim platformumuz Trumore, temiz enerji çözümlerimiz Trugo ve Siro, yüksek teknoloji şirketimiz Trutek ile bir değer ağı örüyoruz. Kurulduğumuz günden bu yana akıllı cihazlarımızın yanı sıra dijital ürünlerimizle birlikte mobiliteyi yeniden tanımlıyoruz. Uzun vadeli planlarımızda, kilit teknolojilerde milli ve özgün teknolojileri, yarından sonranın teknolojilerini geliştirmek konusunda öncü rolümüzü güçlendirmeyi hedefliyoruz. 2032 yılına kadar 5 farklı model ve toplam 1 milyon adet araç üretmeyi planlıyoruz." Akıllı yaşam çözümleri Verilen bilgilere göre, Togg T10F, T10X gibi kullanıcısını merkeze koyan, akıllı yaşam çözümleriyle sürekli internetin içinde olan ve uzaktan güncellemelerle sürekli gelişen ve yeni kalan bir cihaz. T10F, RWD Standart Menzil (arkadan itiş), RWD Uzun Menzil (arkadan itiş) ve çift motorlu olmak üzere 3 farklı teknik versiyon ve iki farklı donanım özelliğiyle pazara çıkacak. 160 kW / 218 Beygir güç ve 350 Nm tork üreten T10F RWD (arkadan itiş), iki farklı batarya seçeneğiyle 350+ ve 600 kilometreye varan menzillere sahip olacak. T10F'in 700 Nm tork üreten çift motorlu AWD (dört çeker) versiyonu ise 530 kilometreye varan bir menzil sunmayı hedefliyor. Standart menzilli model 52,4 kWh batarya kapasitesine sahipken, uzun menzilli modelde bu kapasite 88,5 kWh'e çıkacak. T10X gibi C platformunda tasarlanan T10F, Togg DNA'sında bulunan stilistik özelliklerin korunduğu bir görünüme sahip. Cihazın stil konseptinde, dinamik ve sportif bir çizgiyi modernlikle birleştiren hacimli arka tasarım dikkat çekiyor.​​​​​​​

  • Instagram’ın kapatılması tatil turizmini vurdu

    Türkiye’de dünyanın en popüler sosyal paylaşım sitesi Instagram’ın kapatılmasının ardından tatilciler, hikaye ve gönderi paylaşamayacaklarını gerekçe göstererek erken rezervasyonlarını iptal ediyorlar. Bu iptaller en çok, ülkede yaz tatilinin kalbi olan Muğla’da yaşanıyor. Rezervasyonlar durdu. Güney Ege Turistik Otelciler ve İşletmeciler Birliği (GETOB) Başkanı Mustafa Deliveli, Instagram’a erişimin kısıtlamasının bölge turizmini olumsuz etkilediğini belirterek, şunları söyledi: “Bu durumun Marmaris turizmi başta olmak üzere bölgemiz turizmine oldukça olumsuz etkisi oldu. Özellikle iç pazar ağırlıklı çalışan Datça ve Marmaris ile gelirini turizmden elde eden Selimiye, Bozburun ve Söğüt'te rezervasyonlar durdu. Bu bölgelerin ağırlıklı satış kanalı direkt satış ve sosyal medya üzerindendir. Sosyal Medyanın kapalı olması repeat müşteri harici yeni rezervasyonları neredeyse tamamen durdurdu. Satış kanalı acente ve tur operatörü olan otellerin de dolaylı yoldan olumsuz etkilendiğini düşünüyorum. Instagram'da tatil paylaşımları ve etkileşimleri, tatil tüketicisini harekete geçirir, motive eder. Bunun yoksulluğunun tüm işletmeleri olumsuz etkilediği kanısındayım.” Deliveli, daha önce yapılan erken rezervasyonlarla ilgili iptaller olduğunu düşünmediğini ifade ederek, “Mevcut yapılan rezervasyonun Instagram'ın kapanmasıyla iptal edileceği bağlantısını kafamda kuramıyorum. Elimde buna dair hiçbir otelden şikayet veya geri bildirim yok. Temel şikayet yeni rezervasyonlardaki düşüş. Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA) ve Kültür ve Turizm Bakanlığı ile iletişimimiz oldu. Turizm hariç birçok sektörün de olumsuz etkilendiğinden pek tabii haberdarlar. Açılmasıyla alakalı henüz somut bir tarih veya program edinemedik. Instagram’a erişim engeli getirilmesinden etkilenen sektörlerden biri de turizm” dedi. AİLE İŞLETMELERİ DE MAĞDUR Instagram'ın kapanmasının Muğla bölgesinde en çok, herhangi bir turizm acentesi ile çalışmayan ve işletmesinin reklamını sosyal medya üzerinden yaparak Instragram üzerinden rezervasyon kabul eden aile işletmelerini olumsuz etkilediğine işaret eden turizm sektörü temsilcileri, şu bilgileri verdiler: “Muğla’nın turistik ilçelerinde bu şekilde faaliyet gösteren aile işletmeleri var. Bu işletmeler şimdi rezervasyon alamadıkları için mağdur oldular. Instagram’a getirilen erişim kısıtlaması turizm sektörünü olumsuz etkiledi. Bir çok küçük işletme tanıtımlarını sponsorlu reklamlarla uygun bir fiyata Instagram'da yapıyordu. Acenteler, turları burada paylaşım yapıyordu. Instagram'a gönderi ve hikaye atmak için tatile gidenler, Instagram'ın kapalı olmasından dolayı tatil yapmaktan vazgeçtiklerini bildiriyorlar. Yüzlerce müşteri paylaşım yapamayacağı gerekçesiyle rezervasyonlarını iptal etti” İNSTAGRAM NEDEN KISITLANDI? 31 Temmuz’da X hesabından Haniye ile ilgili paylaşımları engellediğini belirten İletişim Başkanı Fahrettin Altun, “Heniye'nin şehadeti dolayısıyla insanların taziye mesajı yayınlamasını herhangi bir gerekçe göstermeden engelleyen sosyal medya platformu Instagram'ı da şiddetle kınıyorum. Bu çok açık ve net bir sansür girişimidir” ifadelerine yer vermişti. İletişim Başkanı Altun'un bu paylaşımının ardından BTK tarafından 2 Ağustos tarihinde Instagram'a erişim engeli getirilmişti. İNSTAGRAM’IN TÜRKİYE’DE ERİŞİME KAPATILMASI: ARTILARI VE EKSİLERİ Türkiye’de Instagram’ın erişime kapatılması, toplumda hem olumlu hem de olumsuz etkiler yarattı. Sosyal medya platformunun kapanması, günlük yaşamda ve iş dünyasında önemli değişikliklere sebep oldu. Instagram’ın kapalı olması, telefonlarda geçirilen zamanı azalttı ve insanlar birbirleriyle daha fazla vakit geçirmeye başladı. Bu durum, aile içi iletişimi ve arkadaşlık ilişkilerini güçlendirdi. İnsanlar, sanal dünyadan uzaklaşıp gerçek hayatta daha fazla vakit geçirerek sosyal bağlarını kuvvetlendirme fırsatı buldu. Ayrıca, sosyal medya bağımlılığının azalmasıyla birlikte, özellikle gençler arasında dijital detoks etkisi oluştu. İNSTAGRAM'IN KAPANMASININ OLUMSUZ ETKİLERİ Instagram’ın kapalı kalması özellikle ticaretle uğraşan işletme sahipleri için büyük bir sorun haline geldi. Binlerce işletme sahibi, Instagram üzerinden satış yaparak gelir elde ediyordu ve platformun kapanmasıyla birlikte ciddi zarara uğradıklarını paylaşmaya başladılar. Sosyal medyanın, küçük işletmeler için önemli bir pazarlama ve satış aracı olduğu göz önüne alındığında, bu durumun İnstagramın kapalı kalması halinde ciddi ekonomik sonuçları olacak.

  • BYD'den sonra Çinli Chery de mi Türkiye'ye yatırıma geliyor?

    Çinli elektrikli otomotiv üreticisi BYD'nin yatırımının ardından gözlerine çevrildiği bir diğer Çinli marka Chery'nin de Türkiye'ye yatırıma hazırlandığı öne sürüldü. Yatırım görüşmelerinin fabrika için yer seçimi ve benzinli/dizel araçlar için de imtiyaz talebinde bulunulması nedeniyle uzadığı iddia edildi. Çinli elektrikli otomotiv üreticisi BYD'nin 1 milyar dolarlık yatırımı sonrasında başka hangi otomobil üreticilerinin Türkiye'ye yatırım yapacağı merak konusu oldu. Geçen yıl ve bu yıl yüksek satış rakamlarına ulaşan Çinli Chery'nin fabrika kurup kurmayacağı da tartışılıyor. CNBC-e'den Emre Eser'in haberine göre hem Türkiye pazarındaki güçlü büyümesini sürdürmek hem de Türkiye üzerinden Avrupa ve diğer yakın pazarlara daha fazla ihracat yapmak isteyen Chery, yatırım için Ankara'yla görüşmelerini sürdürüyor. Benzinli modelleri için talep Ancak fabrikanın kurulacağı yer seçimi ve Chery'in içten yanmalı araçlar için de imtiyaz talebinde bulunması görüşmelerin uzamasına neden oluyor. Türkiye; hibrit, elektrikli araçlar, batarya teknolojileri ve yeşil yatırımlar konusunda verilecek teşviklerin esnetilemeyeceğini belirtiyor. Chery'nin Türkiye'de kurmayı düşündüğü fabrika için şimdiye kadar Samsun ve Manisa alternatiflerini değerlendirdiği belirtiliyor. Sürecin eylül ayıyla daha da netlik kazanacağı öngörülüyor. Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği (ODMD) temmuz ayı verilerine göre Chery otomobil satışlarında Volkswagen (7 bin 152) ve Fiat'ın (6 bin 706) ardından 6 bin 638 adetle üçüncü sırada yer alıyor. Aynı listede Renault 6 bin 402 adetle, dördüncü Toyota ise 4 bin 151 adetle beşinci sırada bulunuyor.

  • Dünyanın en büyük 100 savunma şirketi açıklandı; Listede 5 Türk şirketi var

    Defense News dergisinin düzenlediği, “Defense News Top 100” listesinde 5 Türk şirketi birden yer aldı. Liste verilerine göre ASELSAN 47. sıradan 42. sıraya, TUSAŞ 58. sıradan 50. sıraya, Roketsan 80. sıradan 71. sıraya, ASFAT ise 100. sıradan 94. sıraya yükseldi. Defense News dergisinin düzenlediği, “Defense News Top 100” listesi güncellendi. Liste verilerine göre Türk savunma sanayii şirketlerinin hepsi birden daha üst sıralara yükseldi. Bir önceki listede yer almayan Makine ve Kimya Endüstrisi (MKE) ise listeye 84. sıradan girdi. Liste verilerine göre ASELSAN 47. sıradan 42. sıraya, TUSAŞ 58. sıradan 50. sıraya, Roketsan 80. sıradan 71. sıraya, ASFAT ise 100. sıradan 94. sıraya yükseldi. Konuya ilişkin sosyal medya hesabından açıklamada bulunan ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol ise dünya savunma sanayii devleri arasında yükselişlerinin devam ettiğini belirterek, “Alanında en iyisi üreterek, oyun değiştirici teknojiler geliştirerek, ihracat odaklı çalışarak, 2030’da dünyada ilk 30 arasında yer alma hedefine koşuyoruz. Tüm başarılarımız ülkemize armağan olsun” ifadelerini kullandı.

  • ODTÜ'lü uzmanlar deney hayvanlarının yerini alacak çip geliştirilecek

    Avrupa Birliği'nin "Ufuk Avrupa" programı kapsamında desteklenen "Çip üstü organ Sistemleri Odaklı Stratejik Ortaklık (OrChESTRA)" projesinde, ODTÜ MEMS Merkezi liderliğinde 3 ülkeden ortak kuruluşlarla birlikte ilaç araştırmalarında kullanılacak ve deney hayvanlarının yerini alacak çipler geliştirilmek üzere çalışmalara başlandı. ODTÜ Mikro Elektromekanik Sistemler (MEMS) Merkezi Yönetim Kurulu üyesi ve ODTÜ Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim üyesi Prof. Dr. Haluk Külah, OrChESTRA Projesi kapsamında yürütülen bilimsel çalışmalara ilişkin açıklamalarda bulundu. Külah, projeyle çip-üstü-organ sistemleri alanında bölgesel mükemmeliyet merkezi olmayı hedeflediklerini belirterek, bu alanda Belçika'dan IMEC, Almanya'dan Freiburg Üniversitesi ve Hollanda'dan Eindhoven Teknoloji Üniversitesi ile birlikte çalıştıklarını anlattı. Böylece 4 kurum birlikte çalışarak, çip üstü organ sistemleri konusunda araştırmacılar yetiştirmeyi amaçladıklarını ifade eden Külah, "Proje kapsamında ikili işbirlikleri var, karşılıklı seyahatler, buradaki araştırmacılarımızın gidip oradaki çalışmalarda yer alması ya da oradaki deneyimli uzmanların gelip ODTÜ MEMS Merkezinde kısa süreli çalışması gibi. Yaklaşık 1,5 senedir süren projeden birçok kazanım elde ettik ve projenin alanda önemli etkileri oldu" diye konuştu. Çip üstü bağırsak platformu ilk hedef Külah, bunun yanında 4 kurumun bir arada çip üstü bağırsak platformu geliştirilmesi üzerine çalışmalar yaptığını aktararak, şu bilgileri verdi: "Çalışma, bir bağırsak modelinin çip üzerinde oluşturulmasını kapsıyor. Bu modeli çip üzerinde oluşturup, bazı ilaçların vücut dışında bir ortamda, etkin bir şekilde test edilmesini hedefliyoruz. Aynı şekilde farklı organların fonksiyonlarının çip üzerinde modellenmesi de mümkün. Bu sayede ilaç araştırmalarının bazı aşamalarını hem hızlandırmak hem de deney hayvanlarından bağımsız yapmak mümkün olabilecek." "Amaç, hayvan deneylerinin azaltılmasını sağlamak" ODTÜ MEMS Merkezinin altyapısı ve biyomedikal teknolojiler alanında belli bir araştırma yetkinliğine ulaşmış olmasının önemine işaret eden Külah, sözlerini şöyle sürdürdü: "Aslında çip üstü organ sistemlerinin bir anlamda yapmaya çalıştığı hayvanlar üzerindeki deneylerinin azalmasını sağlamak. Belki görece yolun başında sayılabiliriz, ama sonunda uygulamanın geleceği noktada, pek çok deney hayvanı kullanmaya gerek olmadan birtakım testleri sadece bir çip üzerinde yapmak mümkün olabilecek. Avrupa'da işbirliği yaptığımız 3 kurum, bu alanda önemli yol kat etmiş durumda. Türkiye'de de bu alanda çalışma yapan kurumlarımız, araştırmacılarımız var. Biz bu alana özellikle mikro elektromekanik sistem teknolojileri ve sensörler alanındaki yetkinliklerimizi kullanarak fark yaratabilmek adına yakın zamanda dahil olduk." "Dünya genelinde de ihtiyaç duyulan bir sistem geliştiriyoruz" ODTÜ Makine Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi ve ODTÜ MEMS Merkezi araştırmacısı Doç. Dr. Ender Yıldırım da çip üstü organ sistemlerini sensörlerle entegre etmeye dönük dünya genelinde de ihtiyaç bulunan bir sistem geliştirmeye çalıştıklarını anlattı. Çip üstü organ sistemlerinin genellikle ilaç geliştirme amacıyla kullanıldığını aktaran Yıldırım, "İlaçların etkilerinin incelenebilmesi için deney hayvanlarından önce, ilaç aday moleküllerinin çip üstü organ sistemleri üzerinde test edilmesi söz konusu. Buna yönelik çalışmalar da başladı. Bazı uluslararası ilaç geliştirme şirketlerinin bu sistemleri kullanmaya başladığını biliyoruz" dedi. "Organ fonksiyonunun benzetimi yapılıyor" Yıldırım, bu teknolojinin kullanımı sırasında, çip içerisinde hücrelerin büyütülerek organ fonksiyonunun benzetiminin yapıldığı ve yine çip içerisine ilaç uygulanıp, hücrelerin ve organ fonksiyonunun ilaca verdiği tepkinin izlendiğini belirterek, "Biz bunları sensörlerle destekleyip gerçek zamanlı olarak bu testler sırasında sürekli bilgi almayı ve böylelikle ilaçların daha hassas ve daha doğru bir şekilde geliştirilmesine yönelik bir yol açmayı amaçlıyoruz" açıklamasında bulundu. Sistem tamamlandığında bilimde ne gibi değişimlerin yaşanacağının sorulması üzerine Yıldırım, şöyle konuştu: "Farklı uygulamalar mümkün olabilir ancak bizim geliştirmeye çalıştığımız akıllı çip üstü bağırsak platformunda yapmak istediğimiz şey şu. Bağırsaktan emildikten sonra etkisini göstermeye başlayan bir ilacın etkinliğinin doğru bir şekilde anlaşılabilmesi için emilimin modellenmesi yani emilimin nasıl olduğunun incelenmesi gerekiyor. Ancak bu inceleme sonucunda ilacın etkinliğine dair bir yorum yapılabilir. Bu bilginin edinilebilmesi için geliştirdiğimiz çip üstü bağırsak platformunda bağırsağı modellemeye çalışıyoruz. Bağırsak duvarının iki tarafını, iç tarafını ve dış tarafını modelleyen mikro kanallar içerisine sensörler yerleştirip uygulanan ilacın bağırsaktaki emilimini gerçek zamanlı olarak ölçmeyi hedefliyoruz. Bunun için prototipleri üretip testlerimize başladık." "Hedef, mükemmeliyet merkezi olmak" Yıldırım, projenin önemine ilişkin, "Proje, ilaçların daha doğru bir şekilde tasarlanması, deney hayvanları üzerinde test edilmesi aşamasında daha az deney hayvanının kullanılmasına belki de uzun vadede elimine edilmesine yol açabilir" değerlendirmesinde bulundu. Buna yönelik olarak Avrupa'da çalışmaların başladığını aktaran Yıldırım, şunları kaydetti: "Avrupa'da bu alanda çalışan araştırmacıların yer aldığı Avrupa Çip Üstü Organ Topluluğu’na (EUROoCS), OrChESTRA projesinde yaptığımız çalışmalar neticesinde ODTÜ MEMS Merkezi olarak dahil olduk. Orada uluslararası gelişmeleri takip edip Türkiye'de alandaki ilerlemelere katkıda bulunmak istiyoruz. Bu anlamda Türkiye'deki aslında son 10 yılda yürümekte olan çip üstü organ çalışmalarında bir mükemmeliyet merkezi olarak görev yapıp bu alanda faaliyet gösteren diğer araştırmacılara da destek olmayı hedefliyoruz."

  • Kapadokya'da 1 milyar Euro'luk dev bir sektör oluşturan adam Bilge Ezel

    Kapadokya'nın ilk balon pilotu sektörün öncüsü Bilge Ezel (60), 35'nci yılını kutladı. Kapadokya'nın ticari uçuş yapan ilk sıcak hava balon pilotu Ezel gökyüzü ile buluşmasının yıldönümünü gökyüzünde pasta keserek kutladı. Türkiye’nin ilk balon pilotu Bilge Ezel 35 yıldır uçuyor Türkiye'nin ilk lisanslı balon pilotu Bilge Ezel, 1987 yılında Kapadokya semalarında ilk ticari balon uçuşunu gerçekleştirerek tarihe geçti. Bu tarihi uçuş, Kapadokya bölgesinin balon turizminin başlangıcı oldu ve Ezel'in kariyerindeki birçok başarıya zemin hazırladı. Bilge Ezel, çocukluk yıllarından beri gökyüzüne duyduğu ilgiyle büyüdü. İstanbul Üniversitesi Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi'nden mezun olduktan sonra, yurt dışında aldığı balon pilotluğu eğitimiyle Türkiye’ye döndü ve burada ilk sıcak hava balon uçuşlarını başlattı. İlk ticari uçuşunu 4 Ağustos 1987'de gerçekleştiren Ezel, o günden bu yana Kapadokya semalarında binlerce uçuş gerçekleştirdi. Sektör 1 milyar Euro’luk bir ekonomiye ulaştı. Bugün 1 milyar Euro’luk dev balon sektörü sayesinde binlerce kişi ekmek yiyor. Kapadokya bölgesinde günümüzde rağbet gören balon turunu ilk kez 4 Ağustos 1987''de gerçekleştiren Ezel, "Kapadokya''ya katmış olduğumuz ekonomik değer büyük. Buranın tüm dünyaya tanıtımını başardık. Hem istihdam ve bölgenin yatak kapasitesinin artması ayrı bir ekonomik değer yarattı. Her şeyden önce dünyada bir numaralı balon uçuş merkezi unvanı yakalandı. 1987''den sonra Kapadokya''da çok şey değişti. O dönem beş arkadaş başlamıştık ama diğerleri bıraktı. Önemli olan global bir marka yaratmaktı. Kapadokya ve balon dünyada marka olarak yerini aldı." diye konuştu. 35. Yılını Balonda Pasta Keserek Kutladı. Türkiye''nin önemli turizm merkezlerinden Kapadokya bölgesinde günümüzde rağbet gören balon turunu ilk kez 4 Ağustos 1987''de gerçekleştiren Ezel, 35 yıldır peribacaları ile kaplı vadiler üzerinde süzülüyor. Ezel, bölge semalarında uçuşa başlamasının yıl dönümünde sıcak hava balonuyla yükseldiği gökyüzünde pasta kesti. Duygulu anlar yaşayan Ezel, gözyaşını tutamadı. Birlikte göreve başladığı arkadaşlarının zamanla farklı sektörlere yöneldiğini anlatan Ezel, "Kapadokya''ya katmış olduğumuz ekonomik değer büyük. Buranın tüm dünyaya tanıtımını başardık. Hem istihdam ve bölgenin yatak kapasitesinin artması ayrı bir ekonomik değer yarattı. Her şeyden önce dünyada bir numaralı balon uçuş merkezi unvanı yakalandı. 1987''den sonra Kapadokya''da çok şey değişti. O dönem beş arkadaş başlamıştık ama diğerleri bıraktı. Önemli olan global bir marka yaratmaktı. Kapadokya ve balon dünyada marka olarak yerini aldı." diye konuştu.

Arama Yap

bottom of page