top of page

Search this site

Boş arama ile 1096 sonuç bulundu

  • Tıp Dünyası Bunu Konuşuyor: Türk Doktorlar Dünyada Bir İlki Başardı!

    Güven Hastanesi, yapay zeka destekli mobil MR sistemini dünyada ilk kez ameliyatlarda kullanarak tıp tarihinde bir ilke imza attı. Beyin cerrahisinde güvenlik artık en üst seviyede. Türkiye, sağlık teknolojilerinde dünya sahnesine damga vuran bir gelişmeye ev sahipliği yapıyor. Güven Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hakan Emmez ve ekibi, ABD üretimi olan mobil MR (manyetik rezonans görüntüleme) sistemini dünyada ilk kez klinik operasyonlarda kullanarak büyük bir başarıya ulaştı. Yapay zeka ile güçlendirilen bu sistem, hastanın cihaza gitmesi yerine, cihazın hastanın ayağına gelmesini sağlıyor.Tıbbi Merkezler ve Hizmetler Ameliyat Esnasında "Görünmeyeni" Gören Teknoloji Prof. Dr. Hakan Emmez, beyin ameliyatlarında en büyük zorluğun kritik bölgelere yakın tümörlerin mikroskopla saptanması olduğunu belirtiyor. Mobil MR sayesinde, hasta henüz masadayken ve operasyon sonlanmadan görüntüleme yapılabiliyor. Dünyada ilk kez 30’a yakın beyin ameliyatında kullanılan bu yöntemle, gözle görülmesi imkansız olan dokular saptanarak müdahale süreci anlık olarak güncelleniyor. Bu durum, hem ameliyatın kalitesini hem de hasta güvenliğini maksimize ediyor.Hastaneler ve Tedavi Merkezleri Yapay Zeka Desteğiyle Düşük Manyetik Alan Bariyeri Aşılıyor Standart MR cihazlarının aksine ultra düşük manyetik alan kullanan bu sistemin en büyük avantajı hareket kabiliyeti. Düşük manyetik alanın görüntü kalitesi üzerindeki dezavantajı ise yapay zeka (AI) algoritmalarıyla ortadan kaldırılıyor. Sistem, verileri işleyerek cerrahlar için "son derece güvenli ve yeterli" bilgi sunan görüntüler üretiyor. Ayrıca, yüksek manyetik alan nedeniyle MR’a giremeyen implantlı hastalar ve yoğun bakımdaki kritik vakalar için bu teknoloji tek seçenek haline geliyor. Klostrofobi Tarihe Karışıyor: Küçük Kutu Tasarımı Haberin bir diğer sevindirici yanı ise kapalı alan fobisi (klostrofobi) olan hastalar için geliyor. Dev tünellere girmek yerine, sadece baş bölgesinin yerleştirildiği küçük bir kutu şeklinde tasarlanan mobil MR, hastaların stres seviyesini minimuma indiriyor. Prof. Dr. Emmez, elde edilen başarılı sonuçların üretici firma tarafından da şaşkınlıkla karşılandığını ve sistemin gelecekte çok daha ileri seviyelere taşınacağını vurguluyor.

  • Tekstili bıraktı, mantar üreticisi oldu: Sıfır atıkla 5 tonluk üretim yaptı

    Yalova'da tekstil sektöründe çalışırken kendi işini kurma hayalini gerçekleştirmek isteyen 44 yaşındaki Serpil Parlak, katıldığı eğitim programının ardından mantar üretim tesisi kurdu. Yalova'da yaşayan 2 çocuk annesi Parlak, bir tekstil firmasında depo bölümü sorumlusu olarak çalışıp aile ekonomisine katkı sağlıyordu. Uzun süredir kendi işini kurmak isteyen Parlak, Yalova Üniversitesi öncülüğünde, Yalova Halk Eğitim Merkezi ve Migros Aile Kulübü işbirliğiyle yürütülen "Doğal Lezzet Sıfır Atık Yaşama: Mantar ile Merhaba" adlı projeye katıldı. Eşi İsmail Parlak ile projedeki 11 haftalık eğitim sürecini tamamlayan Parlak, kendilerine ait arazide geçen yıl haziran ayında 150 metrekarelik sera kurdu. Kadın girişimci Serpil Parlak, bu süre zarfında 5 ton istiridye mantarı hasat etti. Parlak, AA muhabirine, proje sonunda kendilerine ait arazide kurdukları serada "sıfır atık" prensibiyle üretime başladıklarını söyledi. Şu an 150 metrekarelik tek serada üretim yaptıklarını anlatan Parlak, "Sera sayısını çoğaltacağım. Paketleme ve kurutma üniteleri de kuracağız." diye konuştu. Serpil Parlak, mantar ile ilgili toplumda hala yoğun bir bilgi eksikliğinin bulunmasının zorluklarını yaşadığını belirterek, bunu anlatarak çözmeye çalıştıklarını kaydetti. Herkesin şapkalı mantarı bildiğini ifade eden Parlak, şöyle konuştu: "'İstiridye mantarı' deyince önce bir duruyorlar. 'Zehirlenmeyelim?' diyorlar. Bunu anlatıyorum. Eğitim aldığımı anlatıyorum. Önce bir numune veriyorum, tattırıyorum ya da pişirip yediriyorum. Bununla müşteri potansiyelim de arttı. Şu an Bursa ve İstanbul'a mantar gönderiyorum. Yoğun olarak Yalova için üretiyorum." Parlak, yılda 6 hasatla yaklaşık 6 ton istiridye mantarı üretmeyi hedeflediklerini dile getirdi. Eşine üretimde yardımcı olan 49 yaşındaki İsmail Parlak ise emekli olana kadar doğadan kopuk yaşadıklarını, emekli olunca da doğaya dönmeye başladıklarını ifade etti. Eşinin mantar tesisi kurma hayalini gerçekleştirdiklerini anlatan Parlak, şunları kaydetti: "Kurumsal bir firmada çalışıyordu. Buradan ayrılmak istiyordu. Eşim işten ayrıldı ve mantar üretme işine tamamen yönlendik. Şimdi tek serada üretim yapıyoruz. Allah kısmet ederse bunu büyüteceğiz. Büyüttüğümüzde de ekonomiye katkıda bulunacağız. Bu projeyi yaparken sıfır atık olarak başladık ve sıfır atık olarak devam ettirmeye çalışıyoruz. Ürünlerimizin artıklarını çevremizdeki insanlara hayvansal gübreye eşdeğerde bir gübre olarak veriyoruz. Bu, tarlalar, bahçeler, hatta çiçeklerde bile kullanılıyor."

  • Muşlu kadın girişimci devlet desteği aldı kırsalda işe başladı: 15 inekle başladı, 9 ayda sürüsünü ikiye katladı

    Muş'un bereketli topraklarında bir başarı hikayesi filizleniyor. Yeşilova beldesinde yaşayan Sidret Yenilmez, devletin sunduğu imkanları azmiyle birleştirerek örnek bir girişimcilik tablosu sergiliyor. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın "Kırsalda Bereket" projesine başvuran 45 yaşındaki Yenilmez, 9 ay önce teslim aldığı 15 angus cinsi büyükbaş hayvanı, eşi ve çocuklarının desteğiyle 29’a çıkardı. Kışın ahırda, baharda merada özenle bakılan hayvanlar hem ailenin geçim kaynağı oldu hem de Muş’un hayvancılık potansiyeline güç kattı. Muş'ta devlet desteğiyle hayvancılığa başlayan 4 çocuk annesi Sidret Yenilmez, eşi ve çocuklarının da yardımıyla işletmesini büyütmeyi, hayvan sayısını artırmayı hedefliyor. Yeşilova beldesinde oturan 45 yaşındaki Yenilmez, Tarım ve Orman Bakanlığının "Kırsalda Bereket Hayvancılığa Destek Projesi"nden yararlanmak için geçen yıl Tarım ve Orman İl Müdürlüğüne başvurdu. Projesinin kabul edilmesiyle angus ırkı 15 büyükbaş hayvan ve işletme desteği alan 4 çocuk annesi Yenilmez, bu sayede hayvancılığa başladı.Eşinin de yardımcı olduğu Yenilmez'in özenle beslediği, bakımlarını ihmal etmediği hayvanlarının sayısı, doğumlarla 29'a yükseldi. Kış boyunca ahırda barındırdığı hayvanlarını havanın ısınmasıyla meraya çıkararak yemden de tasarruf eden Yenilmez, damızlığa ayırdığı hayvanların dışındakileri satarak ailesinin geçimine katkıda bulunuyor. Muşlu kadın girişimci devlet desteği aldı kırsalda işe başladı: 15 inekle başladı, 9 ayda sürüsünü ikiye katladı. Yenilmez, AA muhabirine, 9 ay önce projeden yararlanarak aldığı 15 angus ırkı inekle hayvancılık yapmaya başladığını söyledi. Geçen sürede hayvan sayısının 29'a yükselmesinin mutluluğunu yaşadığını, devlet desteği olmadan bu kadar hayvan sahibi olma imkanlarının bulunmadığını dile getiren Yenilmez, "Bana destek olan herkese teşekkür ederim. Proje sayesinde hayvancılığa başladım, hayvan sayısını iki katına çıkardım. Eşim ve çocuklarımla bu işi yapmaya devam edeceğim." dedi. Murat Yenilmez ise eşinin müracaatı sayesinde hayvan sahibi olduklarını belirtti. Devletin bu imkanından herkesin yararlanabileceğini ifade eden Yenilmez, "Eşimle birbirimize destek oluyoruz. Hayvanlarımıza çok iyi bakıyoruz. Sayılarını daha da artırmak istiyoruz. İnşallah emeğin karşılığını alırız." diye konuştu. Muşlu kadın girişimci devlet desteği aldı kırsalda işe başladı: 15 inekle başladı, 9 ayda sürüsünü ikiye katladı. Tarım ve Orman İl Müdürü Necattin Gönç de kırsalda kalkınmayı sağlamak için çalışma yürüttüklerini belirtti. Proje kapsamında şu ana kadar yaklaşık 200 büyükbaş hayvan dağıtımı yaptıklarını anlatan Gönç, şunları kaydetti: "Kırsal alan bizler için oldukça önemli. Üretim potansiyelimizin olduğu yerler bu alanlar. Dolayısıyla bu alana yönelik bakanlık olarak çok önemli projeler yürütmekteyiz. Projeyle temel hedef, kırsalda üretimi artırmak, aile işletmelerini güçlendirmek, özellikle kadınları, gençleri ve meslek mensuplarını üretime dahil etmektir. Bu amaçla TİGEM işletmelerimizde bulunan hayvanlarımızı uygun maliyetlerle üreticilerimizle buluşturuyoruz. Böylece et üretimi yapan işletme sayımızı ve hayvan sayımızı artırarak et arzında sürdürülebilirliği ve bu ihtiyaçların kendi ülke kaynaklarımızdan karşılamasını sağlamış olacağız. Dolayısıyla her anlamda üreticilerimizi, kadınlarımızı, gençlerimizi, gerek kaliteli materyal temini gerekse de bakım beslenme ve sigorta bedellerini karşılamak suretiyle her anlamda desteklemiş oluyoruz."

  • Ağrı Dağı eteklerinde kurulan strafor fabrikasına sağlanan 20 milyonluk devlet desteğiyle üretim arttı

    Ağrı'nın Doğubayazıt ilçesinde Ağrı Dağı eteklerinde faaliyet gösteren strafor fabrikası, KOSGEB tarafından sağlanan yaklaşık 20 milyon liralık destekle üretim kapasitesini artırdı. Yeni makine yatırımlarıyla büyüyen fabrikada çalışan sayısı 40'ın üzerine çıkarken, işletme yönetimi ihracatı hedefliyor. KOSGEB tarafından desteklenen proje kapsamında işletmeye makine ve teçhizat yatırımları, işletme sermayesi ve personel giderleri için toplam 18 milyon 727 bin liralık kredi desteği sağlandı. Ayrıca firma, İstihdamı Koruma Destek Programı çerçevesinde yaklaşık 2 milyon liralık ek destekten de yararlandı. Sağlanan finansmanla birlikte fabrikadaki çalışan sayısı 33'ten 40'ın üzerine çıkarken, üretim kapasitesi de artırıldı. İşletmenin yaklaşık 7 milyon liralık faiz yükünün KOSGEB tarafından karşılandığı, böylece firmanın finansmana daha kolay erişim sağladığı belirtildi. Fabrika sahibi Mehmet Aslan, 2015 yılında kurulan tesiste dış cephe mantolama ürünleri, yerden ısıtma sistemleri, strafor ve çeşitli yapı malzemeleri ürettiklerini söyledi. Arslan, en büyük hedeflerinin vatandaşların başka şehirlere gitmek zorunda kalmadan kendi memleketlerinde çalışabilmeleri olduğunu ifade ederek, "Yaklaşık 40 kişiye istihdam sağlıyoruz. Devletimizin verdiği destekle yatırımlarımızı büyüttük. Teknolojik yatırımlar kapsamında robot sistemleri ve yeni makinelerle üretim yapıyoruz. Hedefimiz üretim kapasitemizi daha da artırmak ve ilerleyen süreçte ihracata başlamak" dedi. Fabrikada yaklaşık 11 yıldır operatör olarak çalışan Yunus ise fabrikanın bölge için önemli bir istihdam kapısı olduğunu belirterek, "Bu sayede başka şehirlere gitmeden kendi memleketimizde çalışma imkanı bulduk. Ailemizden uzak kalmıyoruz. Burada zamanla adeta bir aile ortamı oluştu" diye konuştu.

  • Genç girişimci devlet desteğiyle patron oldu! Çikolatayla gelen başarı...

    İstanbul’da çikolata sektöründe çalışan 26 yaşındaki genç girişimci Resul Baskı, kısa sürede dikkat çeken bir başarı hikâyesine imza attı. Kariyerine bir çikolata fabrikasında çalışan olarak başlayan Baskı, girişimcilik hayalini gerçeğe dönüştürerek önce çalıştığı şirketi satın aldı. Bu adım, onun sektörde kendi markasını oluşturma yolundaki en önemli dönüm noktalarından biri oldu. AFYONKARAHİSAR'IN Şuhut ilçesinde genç girişimci, devlet desteğiyle üretim kapasitesini artırdığı çikolata fabrikasıyla yurt dışına ihracat yapıyor. İşlerini büyütmek ve üretim kapasitesini artırmak isteyen Baskı, yaklaşık iki yıl önce Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu'nun (TKDK) Afyonkarahisar İl Koordinatörlüğüne kapsamlı bir proje başvurusunda bulundu. Hazırladığı proje, hem üretim çeşitliliğini artırmayı hem de ihracata yönelik güçlü bir altyapı oluşturmayı hedefliyordu. Yapılan değerlendirmeler sonucunda projesi kabul edilen genç girişimciye, TKDK tarafından yaklaşık 6.76 milyon lira tutarında hibe desteği sağlandı.Aldığı bu destekle yatırımlarını hızlandıran Baskı, Afyonkarahisar'ın Şuhut Organize Sanayi Bölgesi'nde modern bir çikolata fabrikası kurdu. GENİŞ ÜRÜN YELPAZESİ YENİ tesisinde ileri teknoloji üretim hatları kurarak hem kaliteyi hem de üretim kapasitesini önemli ölçüde artırdı. Fabrikada meyveli çikolatalar, kuru yemiş kaplamalı ürünler ve farklı aromalara sahip çeşitli çikolata türleri üretilmeye başlandı. Ürünlerinde kalite ve çeşitliliğe önem veren Baskı, kısa sürede yalnızca yurt içi pazarda değil, uluslararası alanda da kendine yer buldu. Ürettiği çikolataları başta Irak ve İran olmak üzere Endonezya, Venezuela, Almanya, Suudi Arabistan ve Libya gibi birçok ülkeye ihraç etmeye başladı. Böylece hem Türkiye ekonomisine katkı sağladı hem de Türk çikolatasını farklı coğrafyalarda tanıtarak markasını global ölçekte büyütme yolunda önemli adımlar attı. Baskı, yaklaşık 2 bin metrekarelik alana sahip fabrikada çikolata çeşitleri üretimi yaptıklarını söyledi. KAPASİTE YÜZDE 150'YE ÇIKTI' KATMA değeri yüksek ürünlerle piyasada yer aldıklarını anlatan Baskı, "Buradaki makine kalite kısmına geliştirme yaptık. Daha kaliteli çikolata üretimine başladık. Burada üretim kapasitesini yüzde 150'ye kadar çıkarmış olduk. Çikolatalar birçok ülkeye gönderiliyor. Avrupa'ya açıldık. Yeni ürünlerle açılmaya devam edeceğiz. Devletimize teşekkür ederim, teşvikle kapasitem arttı. Şu an 30 kişi çalışıyoruz" ifadelerini kullandı. TKDK Afyonkarahisar İl Koordinatörü Zülgari Özdemir de işin mutfağından gelen genç girişimciyle güzel bir projeyi hayata geçirdiklerini vurguladı. Fabrikada üretilen çikolata ürünlerinin talep gördüğüne değinen Özdemir, şunları kaydetti: "Çikolata üretimi Afyonkarahisar'da bizim ilk projemiz. TKDK olarak bütün yatırımcıların arkasındayız. Yeni projelerle ilgili girişimcimizle görüşmelerimiz devam ediyor. İnşallah, yeni projelerde daha da kapasite artırılarak ülkeye daha katma değerli ürünler üretilecek. Bunların da ihracatta ve iç pazarda değerlendirilmesi için elimizden gelen desteği vereceğiz."

  • Görme Engelli Sanatçı ABD'de Başarıya Koşuyor

    Dolunay Kocabağ, Luna Vintner adıyla ABD'de sahne alıyor ve 'A Night of Chekhov' oyununu sahneleyecek. Doğuştan ileri derecede görme kaybı nedeniyle teleskopik gözlük kullanan, buna rağmen eğitim ve sanat hayatında başarılara imza atan oyuncu Dolunay Kocabağ, şimdi ABD'de sahne adıyla Luna Vintner olarak oyunculuk kariyerini büyütüyor. Genç sanatçı, 16 Mayıs'ta prömiyer yapacak A Night of Chekhov oyunuyla seyirci karşısına çıkmaya hazırlanıyor.Amerika'da konservatuvar eğitimini tamamlayan görme engelli genç sanatçı Dolunay Kocabağ, sanat yolculuğunda önemli bir başarı hikayesine imza atıyor. Genç sanatçı, son olarak Murder in the Dark filmindeki performansıyla eleştirmenlerin dikkatini çekerken, 16 Mayıs'ta prömiyer yapacak A Night of Chekhov oyunuyla seyirci karşısına çıkacak. Mersin'in Gülnar ilçesinden bir ailenin çocuğu olan Kocabağ, yüzde 90 görme engeline rağmen eğitim hayatında Türkiye çapında dereceler elde etti. Türkan Sabancı Görme Engelliler İlköğretim Okulu'nda başlayan eğitim yolculuğunda, Robert Kolej'e girerek buradan üstün başarıyla mezun oldu.Sanatla engelleri aştıÇocukluk yıllarından itibaren müzik ve tiyatroyla iç içe büyüyen Kocabağ, piyano ve keman eğitimi aldıktan sonra kendi bestelerini üretmeye başladı. Nota okumakta yaşadığı zorlukları doğaçlamayla aşan genç sanatçı, sanatta kendi yolunu çizmeyi başardı. Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde aldığı tiyatro eğitimiyle sahneyle bağını güçlendirdi.2017 yılında Kanada'ya giderek York Üniversitesi'nde psikoloji eğitimi alan Kocabağ, yüzde 100 bursla başladığı üniversiteyi dört yılda üstün başarıyla tamamladı. Ancak pandemi döneminde akademik kariyer planlarını değiştirerek tutkusu olan oyunculuğa yöneldi.New York'ta mezuniyetinin ardından sahneye adım attıNew York'ta American Academy of Dramatic Arts'ta burslu eğitim alan Kocabağ, mezuniyetinin ardından sahneye adım attı. The Tempest, Picnic, A Sketch of New York ve An Enemy of the People gibi önemli yapımlarda rol alan sanatçı, şimdi A Night of Chekhov oyununda üç farklı karakterle izleyici karşısına çıkacak.Sanat hayatını freelance projelerle sürdüren Kocabağ, New York'taki sanat dünyasının rekabetçi yapısına dikkati çekerek, "Bu şehirde var olmak sürekli üretmek, görünür olmak ve ayakta kalmak demek" ifadelerini kullandı. "Başarıyla var olmak zorunda hissettim"Görme engelli olmanın kendisine erken yaşta yalnızlık ve farklılıkla yüzleşmeyi öğrettiğini ancak bunun aynı zamanda çok yorucu bir tarafı olduğunu belirten Kocabağ, "Engelli olmanın bende yarattığı 'ancak çok başarılı olursam insan yerine konurum' düşüncesiyle baş etmeye çalışıyorum. Beni zorlayan şey çoğu zaman körlükten çok, sosyal etkileşimler ve insanların önyargılarının hayatımı nasıl şekillendireceğiyle ilgili sürekli tetikte olma hali" dedi.

  • İstanbul'dan köyüne dönüp kendi işinin patronu oldu! Çalışanların yüzde 90'ı kadın: Devletin verdiği teşvikler sayesinde

    Şırnak'ın Güçlükonak ilçesine bağlı Gabar Dağı eteklerindeki Soğucak köyünden 24 yıl önce ailesiyle İstanbul'a göç eden ve tekstil fabrikalarında çalışan Sabri Özalp, yıllar sonra memleketine dönerek kurduğu atölyede kadın ve gençlere istihdam sağladı. 16 haneli Soğucak köyünde kurduğu atölyede 90 kadın ve gence iş imkanı sunan Özalp, uluslararası markalara üretim yapıyor. Bölgede yaşanan olaylar ve maddi imkansızlıklar nedeniyle İstanbul'a göç eden Özalp'ın ailesi, 2002 yılında kendi iş yerlerini kurmaya karar verdi. Küçük yaşta çalışmaya başlayan Özalp ve ailesi, el birliğiyle açtıkları işletmeyi büyüterek dünya devlerine üretim yapar hale geldi. 24 yıl önce göç ettiği memleketini unutmayan Özalp, Güçlükonak ilçesine bağlı Soğucak köyünde devlet desteklerinden yararlanarak tekstil atölyesi kurdu. Özalp, çalışmak için batıya göç eden köy gençlerini atölyede istihdam ederek onların kendi topraklarında kazanç sağlamalarına imkan tanıdı. Günde 4 bin 500 parça kıyafet üretimi yapılan atölyede hazırlanan ürünler dünya markalarına gönderiliyor. ''DEVLETİN VERDİĞİ TEŞVİKLER SAYESİNDE KÖYÜMÜZE GERİ GELDİK'' Özalp, bölgedeki olumsuzluklar ve maddi imkansızlıklar nedeniyle 2002'de İstanbul'a göç ettiklerini, burada bir süre fabrikalarda çalıştıktan sonra Küçükçekmece'de kendi iş yerlerini kurduklarını belirtti. Memleketleri Güçlükonak Soğucak köyüne dönmeye karar verdiklerini ifade eden Özalp, "Orada 24 yıldır işimizi sürdürüyorduk. 24 yılın ardından tekrar baba ocağına döndük ve burada atölye kurduk. İstihdam sağlamaktan çok mutluyuz" dedi. 90 KİŞİYE İŞ SAĞLADI, HEDEFİ 150 ÇALIŞAN Çalışanların büyük çoğunluğunu kadınların oluşturduğu tesiste kadınlar üretim süreçlerinde aktif rol alıyor. Fabrikada üretilen ürünler dünyaca tanınan markalara gönderilirken, yönetim mevcut 90 kişilik istihdamı 150'ye çıkararak bölgeye sağlanan ekonomik katkıyı artırmayı hedefliyor. Fabrikayı özellikle kadın istihdamı için kurduklarını aktaran Sabri Özalp, "Şu an personelimizin yüzde 90'ı kadın, yüzde 10'u erkek. Bu coğrafyada kadın olmak zor. Ben de burada doğup büyüdüğüm için bunu iyi biliyorum. Senelerce kadınlarımız ne okudu ne de çalıştı. 24 yıl İstanbul'da yaşadıktan sonra son 3 yıldır köyümüze döndük. Tekstil işini İstanbul'da öğrendik, şimdi kendi memleketimizde kadınlara istihdam sağlıyoruz. Güçlükonak ilçe merkezi ve çevre köylerden 90 kişiyi eğitimlerin ardından işe aldık. Hedefimiz bu sayıyı 150'ye çıkarmak. Batı illerine yatırım yapan Şırnaklı iş insanlarına da çağrım, huzur ve güvenin sağlandığı bölgemize yatırım yapsınlar. İş imkanları artarsa sorunlar da azalır" diye konuştu. "ÇALIŞMAK İÇİN İSTANBUL'DAN KÖYLERİNE DÖNDÜLER" İstanbul'dan memleketine dönerek köyde açılan fabrikada çalışmaya başlayan Merve İmre, "Köyümüzde böyle bir iş yerinin açılmasından dolayı çok mutluyuz. İş ayağımıza geldi. Kendi evimizde, kendi köyümüzdeyiz. Akşamları evimize dönebiliyoruz. Daha önce İstanbul'da çalışıyorduk. Kadınlar olarak her yerde rahat çalışamıyoruz. Bu yüzden köyümüzde böyle bir iş yerinin olması bizim için çok değerli" şeklinde konuştu. Kadriye İmre ise "Köyümüzde bu kadar insanın çalıştığı bir iş yerinin açılmasından dolayı çok mutluyuz. Daha önce Antalya'da çalıştık, Düzce'ye fındık toplamaya gittik. Ailemize maddi destek sağlıyoruz. Dışarıda çalışırken nasıl muamele göreceğimizi bilemiyorduk. Ama mecbur kalıyorduk. Şimdi kendi köyümüzde, daha güvenli bir ortamda çalışıyoruz. Bir kadın olarak başka şehirde çalışmak zor. Kendi köyümüzde çalışmak çok güzel" ifadelerini kullandı.

  • Yıldırımhan: Türkiye'nin ilk kıtalararası balistik füzesinin özellikleri ne?

    Milli Savunma Bakanlığı Araştırma ve Geliştirme Merkezi, Türkiye'nin ilk kıtalararası balistik füzesi (ICBM) "Yıldırımhan"ı tanıttı. Füze, İstanbul'da düzenlenen SAHA 2026 uluslararası savunma, havacılık ve uzay sanayi fuarının ilk gününde sergilendi. Füzenin bir yüzünde Osmanlı Padişahı Yıldırım Bayezid'in tuğrası yer alıyor. Burun kısmındaysa Mustafa Kemal Atatürk'ün imzası bulunuyor. Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, yaptığı basın açıklamasında, füzenin Türkiye'nin envanterindeki ilk sıvı roket yakıtlı ve hipersonik hızda seyir yapabilen mühimmat olduğunu belirtti. Güler ayrıca Yıldırımhan'ın Türkiye'nin şu ana kadar yaptığı en uzun menzilli füze olduğunu söyledi. Füzenin teknik özelliklerine dair bilgi sınırlı. Fuar alanında sergilenen modelin önünde bulunan tabloya göre Yıldırımhan'ın menzili 6000 km. Dört adet roket motoru bulunan füzenin hızı 25 Mach yani ses hızının 25 katına kadar ulaşabiliyor. Yıldırımhan'ın yakıt tipinin ise sıvı nitrojen tetroksit olduğu belirtiliyor. Yeni silah sistemleri Türkiye'nin savunma doktriniyle ilgili bize ne anlatıyor? Türkiye'nin envanterindeki balistik füzeler Son yıllarda Türk savunma sanayisi insansız hava araçları ve otonom sistemlerin yanı sıra uzun menzilli mühimmat ile de dikkat çekiyor. Temmuz 2025'te İstanbul'da düzenlenen Uluslararası Savunma Sanayi Fuarı'nda (IDEF) ROKETSAN tarafından geliştirilen Tayfun Blok-4 balistik füzesi tanıtıldı. On metre uzunluğunda ve 7 bin 200 kilo ağırlığında olan Tayfun Blok-4, o dönem "Türkiye'nin en uzun menzilli ve milli imkanlarla üretilmiş balistik füzesi" olarak tarif edildi. ROKETSAN'a göre Tayfun ailesinin diğer üyeleri en az 280 kilometre menzile sahip. Blok-4'ün de 1000 kilometreye kadar çıkabileceği tahmin ediliyor. Yine ROKETSAN'ın geliştirmekte olduğu Cenk orta menzilli balistik füzesinin 2000 km menzile sahip olması bekleniyor. Uzun menzilli balistik füzelerin üretimi ve ihracatı, bir kısmına Türkiye'nin de taraf olduğu uluslararası antlaşmalar tarafından kısıtlanıyor. Son yıllarda Rusya Ukrayna'daki hedefleri vurmak için orta menzilli balistik füzeler kullandı. Benzer şekilde İran da İsrail'e orta ve uzun menzilli balistik füzeler fırlattı. Bazı uzmanlara göre uluslararası antlaşmalardan kaynaklı yaptırımlardan kaçınmak adına bu sistemlerin azami menzilleri olduğundan daha az açıklanıyor. İran Türkiye'yi hedef almadığını açıkladı: 'Komşu ve dost Türkiye'nin egemenliğine saygı duyuyoruz' Kıtalararası füze ne demek? ICBM kısaltmasıyla anılan kıtalararası balistik füzeler çok uzun mesafelerdeki hedefleri vurmak üzere tasarlanmış silahlar. Her bir füzeye birden fazla savaş başlığı takılabiliyor ve bu başlıklar bağımsız olarak çeşitli hedefleri vurabiliyor. Bu tarz mühimmata sahip ülkelerin başında Rusya, ABD ve Çin geliyor. Bunun yanı sıra İngiltere, Fransa, Hindistan, Kuzey Kore, İsrail ve İran'da da az sayıda karadan ya da denizaltından fırlatılabilen ICBM'ler var. Bazı kıtalararası balistik füzeler nükleer savaş başlığı taşıyabiliyor. Ancak bu füzeler konvansiyonel patlayıcılarla da kullanılabiliyor. ICBM'leri normal balistik füzelerden ayıran en büyük özellikleri menzilleri ve hızları. Normal balistik füzelerin menzili 300 ila 5500 km arasında değişiyor. Buna karşın bazı kıtalararası balistik füzelerin menzili 10 bin kilometreyi aşıyor.

  • ESTAŞ, ihracatta ilk 5'e girdi

    Türkiye'nin makine imalat sanayisinin önde gelen firmalarından olan ve Sivas Merkez 1. Organize Sanayi Bölgesi'nde (OSB) faaliyet gösteren Sivas Eksantrik Sanayi ve Ticaret AŞ (ESTAŞ), 2025 yılı ihracat performansıyla önemli bir başarıya imza attı. Türkiye'nin makine imalat sanayisinin önde gelen firmalarından olan ve Sivas Merkez 1. Organize Sanayi Bölgesi'nde (OSB) faaliyet gösteren Sivas Eksantrik Sanayi ve Ticaret AŞ (ESTAŞ), 2025 yılı ihracat performansıyla önemli bir başarıya imza attı. Makine İhracatçıları Birliği tarafından yapılan değerlendirmede, ESTAŞ "rulmanlar, güç aktarma elemanları ve aksamlar" ürün grubunda en çok ihracat yapan ilk 5 firma arasına girerek ödüle layık görüldü. Makine İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Kutlu Karavelioğlu tarafından ESTAŞ'a gönderilen başarı belgesinde, ESTAŞ'ın ülke ekonomisine sağladığı katkılar ve sürdürülebilir ihracat başarısı vurgulandı. Türk makine sektörünün marka değerini yükselten ESTAŞ'a teşekkür eden Karavelioğlu, ESTAŞ'ın küresel ölçekte Türk makinesinin itibarını yükselten firmalardan biri olduğuna dikkat çekti.

  • Öğrencilerden Geri Dönüşüm Kooperatifi

    Bolu'daki öğrenciler, atık derileri çanta ve cüzdana dönüştürerek hem ekonomi hem çevreye katkı sağlıyor. Bolu'nun Gerede ilçesinde üniversite öğrencileri, Türkiye'de bir ilke imza atarak kurdukları öğrenci kooperatifi aracılığıyla, fabrikalardan temin edilen atık ve defolu deri parçalarını çanta, cüzdan ile anahtarlığa dönüştürerek hem ekonomiye kazandırıyor hem de gelir elde ediyor. Gerede Meslek Yüksekokulunda öğrenim gören gençler, aldıkları teorik eğitimi pratiğe dökmek amacıyla Türkiye'de bir ilke imza atarak kendi öğrenci kooperatiflerini kurdu. Dericilik, tasarım, muhasebe ve işletme gibi bölümlerde okuyan öğrenciler, proje ortağı Gerede Ticaret ve Sanayi Odası ve ilçedeki deri sanayi firmalarından temin ettikleri atık ile defolu derileri üretim sürecine dahil ediyor. Lazer makinelerinde kesilen ve el dikişiyle nihai ürün haline getirilen deriler; çanta, cüzdan, magnet ve anahtarlığa dönüştürülüyor. Projeyle öğrenciler, hem geri dönüşüme katkı sağlayarak çevreye destek oluyor hem de ürünlerin e-ticaret ve birebir pazarlama yöntemleriyle satışından harçlıklarını çıkarıyor. "Yönetim kurulunda öğrencilerimiz var" Gerede MYO Müdürü Hakan Çambel, kooperatifte aktif olarak 25 civarında öğrencinin bulunduğunu belirterek, "Kooperatifin yönetim kurulunda da öğrencilerimiz var. Biz 3 eğitmen olarak yer alıyoruz. Kooperatifimizin 7 asıl üyeden oluşması gerekiyor, diğer 4 üyemiz de öğrencilerimizden oluşuyor. Alttan gelenlere eğitim vererek, mezun olanların yerine yeni öğrencilerimizi yetiştirip kooperatifçiliği sürdüreceğiz" dedi. "Projemiz desteklenmeye hak kazandı" Projenin mimarlarından Gerede MYO Dr. Öğretim Üyesi Onur Özevin ise işletme, muhasebe ve girişimcilik gibi dersleri öğrencilerin pratiğe dökmekte zorlandığını, bu nedenle risk almadan deneyimleyebilecekleri bir model üzerinde çalışırken öğrenci kooperatifi fikrinin ortaya çıktığını anlattı. Öğrencilerin bir girişimin A'dan Z'ye kuruluşunu, muhasebesini ve pazarlamasını deneyimlemesini hedeflediklerini aktaran Özevin, "Projeyi TÜBİTAK'a sunduk ve 3005 projesi kapsamında desteklenmeye hak kazandık. Bu hibe kapsamında lazer makineleri tedarik edildi ve öğrencilere eğitimler verildi. Başarılı olan 30 kişiyle kooperatifimizi resmi olarak kurduk" diye konuştu. Kooperatifin kurulmasının ardından öğrencilerin alanlara ayrıldığını anlatan Özevin, "Gerede, deri sanayisinde öncü merkezlerden biri. Burada üretim yapan deri sanayi firmalarıyla iş birliği halindeyiz. Gerede Ticaret Sanayi Odası proje ortağımız. Onlardan kullanmadıkları defolu, artık deri ürünleri talep ediyoruz. Burada ayakkabıcılık, deri teknolojisi, muhasebe ve işletme bölümü bir araya gelerek departmanlara ayrıldılar. Teknik olarak artık deriler buraya geliyor, bir tasarım aşamasından geçiyor (anahtarlık, magnet, cüzdan gibi) Daha sonra lazer makinesinde kesimi yapılıyor. El dikişiyle nihai ürün haline getiriliyor ve kişiselleştirmek için ikinci bir lazer makinemiz var; isim, logo, marka, her türlü baskı yapılıyor ve müşteriye dijital pazarlama veya birebir pazarlama kanalıyla ulaştırılıyor" ifadelerini kullandı.

  • Türkiye imkansızı başardı! Yapay zekayla ürettiğimiz meşhur meyve için bütün dünya sıraya girdi

    Mersin'in Tarsus ilçesinde biri ziraat mühendisi, diğeri yazılım mühendisi olan iki kardeş, güçlerini birleştirerek kurdukları yapay zeka destekli topraksız serada, hem görüntüsüyle hem de aromasıyla şaşırtan beyaz çilek üretimine imza attı. Yapay zeka desteğiyle üretilen çileklere çok sayıda ülkeden talep var. Mersin'in Tarsus ilçesinde iki kardeşin hayata geçirdiği yenilikçi tarım girişimi, hem Türkiye'de hem de uluslararası pazarda dikkat çekiyor. Ziraat mühendisi Yasin Çiner ile yazılım mühendisi ve Tarım Orman Gençlik Konseyi Üyesi kardeşi Bülent Samed Çiner, yapay zeka destekli topraksız sera teknolojisiyle beyaz çilek üretimine imza atıyor. Yıllar önce 1500 dönümlük arazide şeftali, narenciye ve tropikal meyve yetiştiriciliğine başlayan Çiner kardeşler, zamanla bu arazinin 22 dönümlük kısmında yüksek teknolojiyle donatılmış bir sera kurdu. Bu serada yalnızca klasik kırmızı çilek değil, Türkiye pazarı için oldukça yeni olan beyaz çilek de yetiştiriliyor. Dronlar, yüksek çözünürlüklü kameralar ve sensörlerle donatılan serada; sıcaklık, nem ve pH gibi kritik veriler anlık olarak analiz ediliyor. Yapay zeka destekli sistem, üretimin her aşamasını takip ederek hem verimliliği artırıyor hem de kaliteyi üst seviyede tutuyor. Açık alanda dönüm başına 6-7 bin fide yetiştirilebilirken, bu modern serada sayı 16 bine kadar çıkabiliyor. Yasin Çiner, beyaz çileğin bölge için yeni bir ürün olduğunu vurgulayarak, özellikle şefler ve butik işletmeler tarafından tercih edildiğini belirtiyor. İlk bakışta "olgunlaşmamış" izlenimi uyandırabilen bu meyve, aslında muz ve ananas aromasıyla dikkat çekiyor. Tadanların yeniden talep ettiği beyaz çilek, kısa sürede kendine özel bir müşteri kitlesi oluşturmuş durumda. Serada ayrıca 30'u sürekli, 50'si sezonluk olmak üzere çoğunluğu kadın toplam 80 kişiye istihdam sağlanıyor. Yapay zeka destekli otomasyon sistemi sayesinde iklimlendirme, nem ve rüzgar kontrolü tamamen yönetilebilir hale gelirken, meteorolojik verilerle entegre çalışan altyapı gerektiğinde otomatik müdahalelerde bulunabiliyor. Yıllık yaklaşık 20 ton beyaz çilek üretimi gerçekleştiren girişim, ürünlerini yalnızca iç piyasaya değil; Rusya, Dubai, Katar, Özbekistan ve Kazakistan başta olmak üzere birçok ülkeye ihraç ediyor. Dünya genelinde kırmızı çileğe kıyasla yaklaşık iki kat daha değerli olan beyaz çilek için uluslararası talep de giderek artıyor. Çiner kardeşler, gelen yoğun talep doğrultusunda önümüzdeki yıllarda üretim kapasitesini artırmayı planlıyor. Yenilikçi tarım teknolojileriyle desteklenen bu girişim, Türkiye'de modern seracılığın geldiği noktayı gözler önüne sererken, katma değeri yüksek ürünlerle ihracata da önemli katkı sağlıyor.

  • Atık değil servet! Türk bilim insanları geliştirdi: Ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacak

    Yıldız Teknik Üniversitesi'nde görevli öğretim üyeleri, kullanım ömrünü tamamlamış bir üründen, yeniden üretimde kullanılabilecek maddeler kazanmayı sağlayan bir yöntem geliştirdi. Türk Patent tarafından tescillenen bu yenilik, hem çevreyi koruyor hem ekonomiye katkı sağlıyor. İşte detaylar… Son yıllarda elektrikli araçlar ve taşınabilir elektronik cihazların yaygınlaşmasıyla hızla büyüyen lityum iyon pil atığı sorunu, çevre ve ekonomi açısından yeni zorluklar doğuruyor.Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından paylaşılan raporlara göre, dünya genelinde 2025 yılı itibarıyla yaklaşık 900 bin ton lityum iyon pilin kullanım ömrünü tamamlayarak atık haline geldiği tahmin ediliyor. Atık değil servet Türk bilim insanları geliştirdi: Ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacak Raporlardaki öngörülere göre, 2030 yılında bu sayının dünya genelinde 11 milyon tona ulaşması beklenirken, pillerin oluşturacağı çevresel sorunlar birçok devlet için şimdiden çözülmesi gereken bir sorun olarak görülüyor. Atık değil servet Türk bilim insanları geliştirdi: Ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacak YTÜ Kimya Metalurji Fakültesi Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bölümü öğretim üyeleri Prof. Dr. Metin Gençten, Doç. Dr. Burak Birol ve Dr. Sezgin Yaşa, bu soruna çözüm olarak, kullanım ömrünü tamamlamış lityum iyon pillerden başta kobalt sülfür olmak üzere pil üretiminde kullanılan maddelerin geri kazanılmasını sağlayan yenilikçi bir yöntem geliştirdi. Atık değil servet Türk bilim insanları geliştirdi: Ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacak Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından tescillenen bu yenilikçi yöntem, yalnızca sorunu bertaraf etmek üzerine değil, yeniden üretime odaklanan bir çözüm sunuyor.Kullanılmış pillerden elde edilen katot malzemesinden, kimyasal işlemlerle kobalt sülfür başta olmak üzere diğer maddeler geri kazanılıyor. Elde edilen malzeme, enerji depolama sistemlerinden sensör teknolojilerine kadar geniş bir yelpazede kullanılabiliyor. Atık değil servet Türk bilim insanları geliştirdi: Ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacak Araştırmacılar, geliştirdikleri yöntemle hem çevreye zarar veren atık yükünü azaltmayı hem de sanayi için değerli bir hammadde üretmeyi hedefliyor. Bu yaklaşım, geri dönüşüm süreçlerini maliyet kalemi olmaktan çıkarıp ekonomik fırsata dönüştürüyor. Atık değil servet Türk bilim insanları geliştirdi: Ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacak Yöntem, Türkiye'nin çevre teknolojileri ve sürdürülebilir üretim alanındaki potansiyelini ortaya koyarken, lityum iyon pil atıkları konusunda dünya genelinde artan sorunlara da dikkati çeken bir çözüm modeli sunuyor. Konuya ilişkin konuşan Prof. Dr. Metin Gençten, daha önce çalışan sistemleri kaynak alarak kendi çalışma fikirlerinin ortaya çıktığını söyledi. Gençten, kurşunun büyük oranda tekrar dönüştürülebildiğini, ancak lityum sistemlerinde henüz bu geri dönüşümün tam anlamıyla yaygınlaşmadığını dile getirdi. Atık değil servet Türk bilim insanları geliştirdi: Ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacak Yaklaşık 5-6 yıl önce lityum pil atık miktarının da artmaya başlamasıyla, bu pillerdeki aktif malzemelerin geri dönüştürülüp yeniden kullanılıp kullanılamayacağı sorusu üzerine çalışmalara başladıklarını belirten Gençten, "İlk olarak lityum kobalt oksit esaslı pillerin geri dönüşümü üzerine çalışıp, daha sonra lityum esaslı farklı pil kimyalarına girip, 'Buradaki tüm bileşenleri yeniden kullanılabilir bir forma dönüştürebilir miyiz?' diye yola çıktık. Atık değil servet Türk bilim insanları geliştirdi: Ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacak Bu noktada ilk aşamada yaptığımız çalışmalar, aktif malzemelerin süper kapasitörlerde yeniden kullanılması üzerineydi. Bu metalleri sülfürler olarak çöktürüp yeniden kazanma şeklindeydi. Ancak ilerleyen çalışmalarımızda direkt olarak lityum iyon pil kimyasında bulunan anot ve katot malzemelerinin geri dönüşümü temel çalışma noktamız oldu." dedi. Atık değil servet Türk bilim insanları geliştirdi: Ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacak Temel çıkış noktalarından birinin yıllık ortaya çıkan atık miktarı olduğuna dikkati çeken Gençten, şöyle konuştu:"Şu anda halihazırda her yıl yaklaşık 1 milyon ton civarı lityum iyon pil atığı ortaya çıkıyor. Bu atıkların büyük kısmı evsel kullanımdaki cep telefonları, dizüstü bilgisayarlar gibi atık pillerden oluşuyor. Ancak elektrikli arabalar son yıllarda çok yaygınlaştı ve artan sayıya bağlı olarak yakın gelecekte yine yığın miktarda bir lityum iyon pil atığı ortaya çıkacak. Atık değil servet Türk bilim insanları geliştirdi: Ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacak Biz bu atıkların bir kaynak olarak, yeniden birincil kullanım amacıyla değerlendirilip değerlendirilmeyeceği konusuna odaklandık. Yeniden Nikel Manganez Kobalt (NMC) pillerden NMC katot aktif maddesini, Lityum Demir Fosfat (LFP) pillerden LFP katot aktif maddesini, anot bileşeninde kullanılan grafiti geri kazanıp sentezleme yoluna gittik." Gençten, yaptıkları çalışmanın ülke ekonomisine büyük katkı sağlayabileceğini vurgulayarak, "Lityum kritik bir kaynak, her ülkede çıkan bir metal değil. Dolayısıyla biz buradaki atığı bir kaynak olarak düşünüyoruz. Bir lityum iyon pilin yapısında önemli miktarda lityum, nikel, mangan, kobalt gibi bileşenler var. Nikel değerli bir geçiş metali, ekonomik önemi olan bir metal. Kobalt aynı şekilde, üretimi Afrika'da gerçekleşen ve maalesef üretim esnasında bazı insani durumların ortaya çıktığı bir metal. Mangan aynı şekilde. Bunları yeniden ekonomiye kazandırmak önemli bir konu haline geliyor." ifadelerini kullandı. Atık değil servet Türk bilim insanları geliştirdi: Ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacak Atık pillerin içerisindeki malzemelerin aslında yüksek saflık oranında olduğuna da işaret eden Gençten, "Atık pil dediğiniz, normal bir madenden aldığınız gibi yüksek oranda safsızlık içermiyor. Ağırlıklı olarak bahsettiğimiz bileşenleri de saf halinde içeriyor. Dolayısıyla bu metallerin tamamının etkin bir şekilde geri dönüştürülmesi ülke ekonomisine önemli bir kaynak kazandırılması anlamına geliyor." diye konuştu.Atık pilleri muhafaza etmenin hem güvenlik hem de çevre açısından büyük bir risk ve ekonomik kayıp olduğunu kaydeden Gençten, şunları kaydetti: Atık değil servet Türk bilim insanları geliştirdi: Ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacak "Bu metalleri biz etkin şekilde yeniden alıp yüksek verimle yeniden katot malzeme sentezinde kullanılıp dışa bağımlılığı ortadan kaldırabilecek bir potansiyeli ortaya çıkarabiliriz. Çünkü bir elektrikli arabanın yapısında, ortalama kapasitesine, menziline bağlı olmak kaydıyla, 400-800 kilogram arası batarya, lityum iyon pil kullanılıyor. Bunun da içerisinde kapasitesine bağlı olmakla birlikte yaklaşık 10 kilogram lityum, ayrı ayrı 40-50 kilogram mangan, nikel, kobalt, 50-100 kilogram arası grafit var. Atık değil servet Türk bilim insanları geliştirdi: Ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacak Aktif bileşenler yeniden kazanılarak, üretilen bataryalar cep telefonları ve elektrikli araçlar başta olmak üzere, birincil kullanım amacına uygun tüm alanlarda yeniden kullanılabilecek hale getirilebilir. Dışa bağımlılığı da bu konuda ortadan kaldırmak büyük bir potansiyel. Bulunduğumuz konum gereği de lityum iyon pil atıklarının toplanması noktasında bence iyi bir noktadayız." Atık değil servet Türk bilim insanları geliştirdi: Ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacak Gençten, atık kavramının önemli oranda değişikliğe uğradığını belirterek, "Artık proseslerde kullanılan atıklar veya bir malzemede kullanılan proses atığı olarak baktığımız bileşenlerin büyük kısmı ya başka bir sistemin girdisi oluyor ya da geri dönüştürülüp yeniden birincil amaçla kullanıma uygun bileşenler haline dönebiliyor. Artık günümüz dünyasında bu atık dediğimiz kavram setine böyle bakmak gerekiyor. Atık değil servet Türk bilim insanları geliştirdi: Ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacak Bunların her birinin geri dönüştürülebilir, ekonomiye kazandırılabilir bir potansiyeli var. Bu şekilde malzemelere yaklaşırsak, sürdürülebilir bir dünya açısından da bence önemli bir adım elde ederiz diye düşünüyorum." ifadelerini kullandı. Doç. Dr. Burak Birol ise normal şartlarda metallerin ve malzemelerin cevher denilen doğadan çıkan kaynaklardan kullanıldığını, bu kaynaklar kullanılırken ham maddenin cevher içerisinde düşük miktarlarda bulunduğunu, metal üretiminde büyük enerji harcandığını söyledi. Atık değil servet Türk bilim insanları geliştirdi: Ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacak Metaller ve malzemeler elde edildikten sonra bir süre kullanıldığını ve ardından ömürlerinin dolduğunu, bu malzemelerin de zamanla atık adını aldığını dile getiren Birol, "Ancak bu atıklar içerisinde de bu metallerden büyük miktarlarda bulunuyor. Bunların yeniden ham madde olarak değerlendirilmesi, cevherden üretime kıyasla daha az enerjiyle ve daha yüksek saflıkta üretim imkanı sağlar." dedi. Atık değil servet Türk bilim insanları geliştirdi: Ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacak Bu sayede normal madencilikle karşılaştırıldığında şehir madenciliği adı verilen bu uygulamanın daha düşük maliyetle yüksek kalitede ürün elde edebilme imkanı sunduğunu aktaran Birol, "Bataryalarda da bu şekilde. Bataryaların içerisinde büyük oranda nikel, mangan, kobalt, lityum bulunmakta. Bunların her birinin madenciliği yüksek enerji, emek istiyor ve çeşitli ülkelerde sınırlı halde bulunmakta. Ancak biz bunu geri dönüşümle, yani şehir madenciliği ile eğer tekrar üretirsek hem ham maddeyi kendi ülkemizde tutmuş oluyoruz hem de daha ucuz ve yüksek kalitede üretim yapabiliyoruz." şeklinde konuştu. Atık değil servet Türk bilim insanları geliştirdi: Ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacak Günümüzde kullanılan her malzeme ve ürünün bir batarya içerdiğini söyleyen Birol, şu ifadeleri kullandı:"Artan elektrikli araçlar, sürdürülebilir enerji dediğimiz solar paneller... Rüzgar türbinlerinden elde edilen enerjiler yine bataryalarda birikmekte ve zaman içerisinde bu bataryalar yine atık halini alacaktır. Bu malzemeler atık haline gelmeden önce ham madde olarak değerlendirilirse, hem dışa bağımlılık azalır hem de bu kaynaklar ülke içinde tutulmuş olur. Özellikle sıfır atık yaklaşımı bu konuda büyük önem taşıyor. Çünkü bu atık bataryalar çevreye zararlı. Çevreye verdikleri zararı engellemek için geri dönüşüm önemli bir yer kazanıyor."

Arama Yap

bottom of page