Search this site
Boş arama ile 1096 sonuç bulundu
- Oğluna verilen ceza hayatını değiştirdi: Görme engelli eğitimcinin 6 diplomalı başarı öyküsü
Sakarya Üniversitesinde görevli 45 yaşındaki görme engelli İbrahim Bingül, 3 lisans ve 2 yüksek lisans eğitiminin ardından, zihinsel engelli oğluna okulda verilen ceza üzerine dördüncü üniversitesi olan Özel Eğitim Öğretmenliği bölümünü bitirdi. Geliştirdiği erişilebilirlik sistemleriyle engelli öğrencilerin eğitim hayatına dokunan Bingül, azmiyle de takdir topluyor. Sakarya Üniversitesinde görevli 45 yaşındaki görme engelli İbrahim Bingül, 3 lisans ve 2 yüksek lisans eğitiminin ardından, zihinsel engelli oğluna okulda verilen ceza üzerine dördüncü üniversitesi olan Özel Eğitim Öğretmenliği bölümünü bitirdi. Geliştirdiği erişilebilirlik sistemleriyle engelli öğrencilerin eğitim hayatına dokunan Bingül, azmiyle de takdir topluyor. SAÜ Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanlığında görev yapan İbrahim Bingül, ilkokul ve ortaokulu görme engelliler okulunda okuduktan sonra liseyi gören akranlarıyla birlikte tamamladı. Eğitim hayatına büyük bir azimle devam eden Bingül; Uluslararası İlişkiler, Sosyal Hizmetler, Tarih ve Özel Eğitim Öğretmenliği olmak üzere 4 lisans ve 2 yüksek lisans programından mezun oldu. Üniversitede dersler veren Bingül, aynı zamanda görme engelli bireylerin bilgiye erişimini kolaylaştıran projelerin de başında yer alıyor. Oğluna verilen ceza sonrası dördüncü üniversitesini okudu Eğitim hayatını sadece diploma almak için değil, bilgiyi içselleştirmek için sürdürdüğünü belirten Bingül'ün hayatındaki en büyük kırılma noktası ise zihinsel engelli oğlunun okulda yaşadığı bir olay oldu. Oğluna öğretmeni tarafından verilen bir ceza sonrasında özel eğitim sürecinin doğrudan içinde yer alması gerektiğine inanan Bingül, yeniden üniversite sınavlarına hazırlandı. SAÜ Eğitim Fakültesi Özel Eğitim Öğretmenliği Bölümünü kazanan ve bu son üniversitesinden 4 yıl önce başarıyla mezun olan Bingül, bugün hem üniversitede dersler veriyor hem de engelli öğrencilerin yolunu aydınlatıyor. 'Oğluma uygulanan bir yemek cezası sonrası artık sahaya inmem gerektiğini düşündüm' Mezun olduğu tüm bölümleri severek okuduğunu ve doğrudan eğitim sürecinin içinde olmak istediğini belirten İbrahim Bingül, 'Sırf elimde kağıt parçası olsun diye değil, öğrenmek ve hayatımın içine katmak için okudum. Tarih bana geçmişten bugüne süreci yorumlamayı öğretti, sosyal hizmetler özel eğitimin farklı yönlerini görmemi sağladı. Uluslararası ilişkiler ise dünyaya farklı kültürler açısından bakabilmeme katkı sundu. Oğluma uygulanan bir yemek cezası sonrası artık sahaya inmem gerektiğini düşündüm. Sadece araştırmanın yetmediğini, doğrudan eğitim sürecinin içinde olmam gerektiğini fark ettim' dedi. 'Elimde bastonla öğretmen olduğumu görünce şaşırdılar' Staj ve görev sürecinde unutamadığı anlar yaşadığını anlatan Bingül, 'Üstümde öğretmen önlüğü, elimde baston vardı. Çocuklar diğer öğretmenlere 'Bu öğretmen sizden mi, bizden mi?' diye soruyordu. Daha sonra onlardan biri olan bir kişinin öğretmen olabileceğini benimsediler' diye konuştu. 'Çabalarsak aşamayacağımız hiçbir engel yok' Sakarya Üniversitesi'nde görme engelli öğrencilerin ders materyallerine erişebilmesi için çalışmalar yaptıklarını dile getiren ve engelliliğin hayatın doğal bir parçası olduğunu ifade eden Bingül, 'Bize gelen PDF dosyalarını ekran okuyucuların algılayabileceği hale getiriyoruz. Resim içerikli dosyaları optik karakter tanıma sistemiyle analiz edip yeniden düzenliyoruz. Böylece öğrencilerimiz bilgiye bağımsız şekilde ulaşabiliyor. Engelliliği hayatın olağan akışı içinde kabul etmek gerekiyor. Sarışınlık, esmerlik ne kadar doğal ise engellilik de o kadar doğal. İnsanlar bununla savaşmak yerine hayatlarını mevcut gerçeklik üzerine kurarlarsa daha başarılı olabilirler. Pes etmeyin. Çabalarsak aşamayacağımız hiçbir engel yok' şeklinde konuştu.
- Gökçe hemşirenin şampiyonluğa uzanan başarı hikayesi
Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesinde görev yapan 33 yaşındaki hemşire Gökçe Can, yoğun çalışma temposunun ardından sualtı sporlarıyla uğraşıyor. Uzun yıllardır sporla ilgilenen Gökçe Can, son dönemde sualtı sporlarına yönelerek çeşitli organizasyonlarda dereceler elde etmeye başladı. Geçen ay düzenlenen Serbest Dalış Havuz Türkiye Şampiyonası'na Okyanus Sporları Kulübü adına katılan Can, kadınlar kategorisinde takım arkadaşlarıyla şampiyonluğa ulaştı. İlk kez katıldığı havuz şampiyonasında önemli bir başarı elde eden Gökçe Can, ağustos ayında Antalya'da düzenlenecek Serbest Dalış Deniz Açıksu Büyükler ve Masterlar Bireysel Türkiye Şampiyonası için çalışmalarını sürdürüyor. Gökçe Can, sağlık çalışanı olmanın fedakarlık gerektirdiğini söyledi. Mesleğini severek yaptığını belirten Can, "Hemşirelik kutsal bir görev. İnsanlara yardımcı olabilmek, ufak bir katkı bile sağlayabilmek günün sonunda insanı çok tatmin ediyor ancak yoğun tempo nedeniyle hem fiziksel hem zihinsel olarak yorulduğumuz zamanlar oluyor. Günün sonunda yorgun şekilde eve gidiyoruz." dedi. Yoğun mesaisinin ardından sporla ilgilenerek hem fiziksel hem de zihinsel olarak kendini yenilediğini anlatan Can, "Geçen ay katıldığım Serbest Dalış Havuz Türkiye Şampiyonası'nda Okyanus Sporları Kulübü adına mücadele ettim. İlk kez havuz yarışmalarına katıldım. Benim için çok heyecanlı bir deneyimdi. Açıkçası bu kadar heyecanlanacağımı düşünmemiştim. İlk yarışma için kendi kapasitemde iyi bir başarı elde ettiğimi düşünüyorum. Kadın sporcular olarak takım halinde Türkiye şampiyonu olduk." diye konuştu. "Serbest dalış iş hayatıma da olumlu yansıyor" Gökçe Can, geçen hafta Gökçeada'da düzenlenen Zıpkınla Balık Avı Türkiye Şampiyonası'nda da kadınlar takımında yer aldığını ve organizasyonu Türkiye ikincisi olarak tamamladıklarını ifade etti. Yeni bir organizasyona hazırlanacağını belirten Can, şunları kaydetti: "Ağustos ayında Antalya'nın Kaş ilçesinde düzenlenmesi planlanan Türkiye Şampiyonası'na katılacağım. Denizde yapılan serbest dalış, havuz yarışmalarına göre daha farklı dinamikler taşıyor. Tek nefeste ulaşabileceğiniz maksimum derinliğe inmeye çalışıyorsunuz. Havuzdan ziyade deniz beni biraz korkutuyor çünkü basınç faktörü daha komplike. İlk kez katılacağım için çok heyecanlıyım. Çalışmalarımı sürdürüyorum." Sporun yaşamının önemli bir parçası olduğunu dile getiren Can, "Hayatımın yarısından fazlası sporla geçti diyebilirim. Spor yapmadığım bir dönem olmadı. Son yıllarda sualtı sporları ve yüzmeyi hayatıma ekledim. Sanırım hayatım boyunca en çok keyif aldığım spor branşı bu oldu. Katıldığım yarışmaların ardından zihinsel olarak rahatlıyorum. Serbest dalış iş hayatıma da olumlu yansıyor." şeklinde görüş belirtti.AA
- Aksaray'da ilk ve tek! Önce pazarda sattı, şimdi kendi işinin patronu oldu: Dükkanının kapısında kuyruk oluyor
Aksaray'da 9 yıl öncesine kadar ev temizliğine giderek geçimini sağlayan Ayten Mert, çevresinin "Burada satılmaz" dediği şırdan ve mumbar işine girerek adeta ezber bozdu. Kentin tek kadın şırdancısı olan azimli kadının, şimdilerde kapısında kuyruklar oluşuyor. Aksaray'ın ilk ve tek şırdan ve mumbarcısı olan 44 yaşındaki Ayten Mert, 9 yıl öncesine kadar evlere temizliğe giderek geçimini sağlamaya çalışıyordu. Semt pazarında açılan bir yemek etkinliğine şırdan ve mumbar yapıp katılan Ayten Mert, yaptığı şırdan ve mumbarın beğenilmesi üzerine temizlik işlerini bırakıp semt pazarlarında şırdan ve mumbar yapıp satmaya başladı. Zorlu bir damak tadı olan şırdan ve mumbarı tüm Aksaraylılarla tanıştıran ve sevdiren Ayten Mert yıllarca kız çocuğuyla birlikte gidip geldiği semt pazarlarından elde ettiği gelirle açtığı dükkanda kendi işinin patronu oldu. Şırdan ve mumbar başta olmak üzere ev yemekleri de yaparak satışa sunan Ayten Mert, Aksaray'ın tek şırdancısı olarak vatandaşlara hizmet ederken, kızı ise gastronomi eğitiminden sonra bir iş yerinde staja başlayarak annesinin yolunda ilerliyor. Semt pazarlarında şırdan ve mumbar satışına başladığını anlatan Ayten Mert, "9 yıldır şırdan, mumbar ve ev yemekleri yapıyorum. Bu semt pazarlarında şırdan mumbar satarak başladım. Cumartesi Semt Pazarında bir etkinlik vardı. O etkinliğe katılıp bende şırdan ve mumbar yapmaya başladım. İlk başta Aksaray halkının ön yargısı olarak ‘Şırdan gitmez, Aksaray'da yapılmaz' dediler ama şu anda elhamdülillah 9 yıldır bu işi yapıyorum, şırdan, mumbar, ev yemekleri. Şu anda binlerce şükürler olsun. Şırdan ve mumbar yapmadan önce ev temizliklerine gidiyordum. Bir kız çocuğum var, onunla birlikte temizliğe gidip geliyordum. Sonra bu pazarda şırdan mumbar yapımına başladım. Şimdi ise dükkanımızı açtık, kız çocuğum da okudu ve oda annesi gibi yemekçi olmak için staj görüyor" dedi. Şırdan ve mumbarın zahmetli bir yemek olduğunu ve temizliğinin çok önemli olduğunu anlatan Ayten Mert, "Şırdanı biz alıyoruz toptan olarak. Alıp getiriyoruz ve ilk önce temizliğini yapıyoruz. Temizlikten sonra iç hazırlamasını yapıyoruz. Pirincini, baharatlarını, tuz ve yağını ayarlayıp doluma başlıyorum. Doldurduktan sonra dikim işlemini yapıyorum, dikiminden sonra tekrar bir temizlik aşaması var, o temizliğin ardından da 3 saat pişirmeye bırakıyorum" diye konuştu. Şırdan ve mumbara talebin de yoğun olduğunu anlatan Ayten Mert, "Aksaray'da talebimiz çok fazla. Allah'a şükürler olsun. Çünkü kendim yapıyorum, taze taze her gün temizliği olsun, pişirme aşaması gibi her şeyini kendimiz yaptığımız için Aksaray halkına şırdan ve mumbarı sevdirdik. Vatandaşlarda epey beğendi, her gün akşam da gelirler" şeklinde konuştu.
- Her şey küçük bir hobiyle başladı! Şimdi siparişlere yetişemiyor
Eskişehir’de yaşayan ev hanımı Sevil Tuluk, hobi olarak başladığı doğal taş bileklik yapımını bu yıl epoksi sanatıyla birleştirerek sanata dönüştürdü. Hazırladığı ürünlerin yoğun ilgi gördüğünü belirten Tuluk, "Her kesime hitap eden, doğal ve estetik tasarımlar yapıyoruz" dedi. Eskişehir’de ev ekonomisine katkı sağlamak isteyen kadın girişimciler, el emeği ürünlerini görücüye çıkarmaya devam ediyor. Geçtiğimiz yıl doğal taş bileklik yaparak sektöre adım atan Sevil Tuluk, bu yıl çalışmalarına epoksiyi de ekleyerek geniş bir ürün yelpazesi oluşturdu. Her şey küçük bir hobiyle başladı Şimdi siparişlere yetişemiyor Sanat yolculuğunu anlatan Sevil Tuluk, "Geçen sene sadece doğal taş bileklikler üzerine çalışıyordum. Bu yıl kendimi geliştirerek epoksiyi de denemek istedim. Şu an epoksi ile doğal taşları bir araya getirerek; anahtarlık, kalemlik, mumluk, kül tablası ve bardak altlığı gibi pek çok ürün hazırlıyorum" ifadelerini kullandı. Ürettiği eserlerin fiyat aralığı hakkında bilgi veren Tuluk, "Fiyatlarımız anahtarlıklarımızda 100 liradan başlıyor, ürünün detayına ve emeğine göre 700 liraya kadar çıkabiliyor. Şu an en çok ilgiyi anahtarlıklar ve kül tablaları görüyor" dedi. Epoksi üzerine yaklaşık 4 aydır yoğun bir çalışma yürüttüğünü kaydeden Sevil Tuluk, "İşin yapılışını öğrendikten sonra çeşitli kalıplar ve iri doğal taşlarla denemeler yaptım. Özellikle ametist taşı kullandığım ağır ve şık modellerimiz çok ilgi çekiyor. Bazı taşları da kırarak altın görünümü veriyoruz, ortaya çok estetik sonuçlar çıkıyor" diyerek sözlerini noktaladı.
- Türkiye'de yılın ilk 4 ayında 49 ilin ihracatı arttı
Ticaret Bakanlığı, ocak-nisan döneminde 18 ilin ihracatının 1 milyar doların üzerine çıktığını, 49 ilde de ihracat artışı gerçekleştiğini bildirdi. Bakanlık, nisan ayı ve yılın ilk 4 ayına ilişkin faaliyet illerine göre ihracat verilerini açıkladı. Buna göre İstanbul, geçen ay 5 milyar 179 milyon dolarla en fazla ihracat yapan il oldu. Kentin ihracatı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 24,6 arttı. İstanbul'u, 3 milyar 512 milyon dolarla ve yüzde 16,3 artışla Kocaeli, 2 milyar 40 milyon dolar ve yüzde 8,7 yükselişle İzmir takip etti. Kıymetli veya yarı kıymetli taşlar faslı, 976 milyon 584 bin dolarla İstanbul'un ihracatında ilk sırada yer aldı. Bu faslı, 463 milyon 686 bin dolarla kazanlar, makineler, 455 milyon 894 bin dolarla örme giyim eşyası ve aksesuarları izledi. Kocaeli'de motorlu kara taşıtları, 1 milyar 329 milyon 409 bin dolarla en fazla dış satım gerçekleştirilen sektör oldu. Bu faslı, 430 milyon 480 bin dolarla mineral yakıtlar, mineral yağlar, 289 milyon 565 bin dolarla elektrikli makine ve cihazlar takip etti. İzmir'in ihracatında, mineral yakıtlar, mineral yağlar, 366 milyon 28 bin dolarla ilk sırada yer aldı. Söz konusu faslın ardından 199 milyon 943 bin dolarla demir ve çelik, 195 milyon 386 bin dolarla kazanlar, makineler geldi. İlk üç ilin en fazla ihracat yaptığı ülkeler İstanbul'un ihracatında 567 milyon 891 bin dolarla Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ilk sırada yer aldı. Bu ülkeyi 330 milyon 669 bin dolarla ABD ve 327 milyon 192 bin dolarla Almanya izledi. Kocaeli, en fazla ihracatı 346 milyon 98 bin dolarla Almanya'ya yaptı. Bu ülkenin ardından, 305 milyon 440 bin dolarla İngiltere ve 278 milyon 75 bin dolarla İtalya geldi. İzmir'in en fazla ihracat yaptığı ülke, 222 milyon 13 bin dolarla Almanya oldu. Bu ülkeyi, 162 milyon 255 bin dolarla İspanya, 152 milyon 629 bin dolarla İtalya takip etti. Buna göre, ocak-nisan döneminde 18 il 1 milyar doların üzerinde ihracat yaptı, 49 il de ihracatını artırdı.
- Asrın felaketi sonrası enkazdan doğan başarı: Depremzede kadınlar Zeynep Ana ile hayata döndü!
Malatya Doğanşehir’de depremin izleri, kadınların el emeğiyle siliniyor. 6 Şubat felaketinden hemen önce kurulan ancak depremle faaliyetleri duran "Zeynep Ana Kadın Kooperatifi", 17 depremzede kadının dayanışmasıyla yeniden ayağa kalktı. Kahramanmaraş merkezli depremlerin büyük yıkıma yol açtığı Malatya'nın Doğanşehir ilçesinde, kadınlar el ele vererek enkazın arasından yeni bir hayat kurdu. Depremden sadece iki ay önce kurulan ancak felaketle birlikte kapılarını kapatmak zorunda kalan Zeynep Ana Kadın Kooperatifi, 17 azimli kadının girişimiyle Doğanşehir'i yeniden ayağa kaldırıyor. Kooperatifin kurucu başkanı ve 3 çocuk annesi Tuba Çiçek, öncelikli amaçlarının rehabilite olduğunu vurguluyor. İlçedeki binaların yarısından fazlasının ağır hasar aldığını belirten Çiçek, "İlk zamanlar sadece yaraları sarmak için toplandık. Sonra bunu sürdürülebilir bir model haline getirdik. Burada herkesin evi, hayalleri yıkıldı ama biz üretmekten vazgeçmedik. Bugün kapımız tüm kadınlarımıza açık" dedi. Doğanşehir’in bereketli topraklarını kadın emeğiyle birleştiren kooperatif; süt ürünleri, ilçeye has meşhur kuru fasulye, bulgur, reçel ve kurutmalık dolma gibi ürünleri bir marka çatısı altında topladı. Evlerindeki geleneksel üretimleri kazanca dönüştüren kadınlar, hem bir marka yaratmanın gururunu yaşıyor hem de aile bütçesine katkı sağlıyor. Kooperatif çatısı altında birleşen kadınların hayatındaki değişimler ise dikkat çekici. Depremde yıkılan umutlarını burada yeşerten Seher Kaya, "Burası bize dimdik ayakta durmayı öğretti. Kooperatif sayesinde ehliyetimi aldım, şimdi kendi arabamla işime gelip gidiyorum" derken; Aysun Kurtulmuş ise eşinin de desteğini alarak "anne-kız, abla-kardeş" ortamında üretim yapmanın mutluluğunu yaşadığını ifade etti. Tuba Çiçek, projenin sadece bugünü değil geleceği de hedeflediğini belirterek şu mesajı verdi: "Bizim gidecek çok yolumuz var. Kadınlarımızın hayal kurması, üretmesi ve yatırım yapabilmesi gerekiyor. Bu proje bir nesil projesidir. Kadınlarla beraber bu ilçeyi ayağa kaldıracağız."
- Ev hanımıyken patron oldu! Hataylı katın 53 yaşında üretime başladı, servet sahibi oldu, şimdi köyünde istihdam sağlıyor
Hatay'da iki çocuk annesi 53 yaşındaki kadın, gıda mühendisi oğlunun yönlendirmesiyle devlet desteği alıp kurduğu kültür mantarı üretim tesisinde 6'sı kadın 30 kişiye istihdam sağlıyor. İşte Neslihan Akçan'ın ilham veren hikayesi... Ev hanımıyken kendi işinin patronu olan Akçan, büyük oğlu Ahmet Gürkan'ın girişimleriyle 2022'de Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumunun (TKDK) "Kültür Mantarı Üretim Tesisi Projesi"ne başvurdu. YÜZDE 65 HİBE DESTEĞİ ALDI Yayladağı ilçesinde kiraladığı 6 dönüm arazinin 4 dönümüne 12 milyon liralık yatırımla modern tesis kuran Akçan, TKDK'den yüzde 65 destek aldı. Akçan, deprem farkı ödemelerinden de yararlanarak tesisinde kompost odalarından paketleme bölümü ve soğuk hava deposuna kadar kültür mantarı üretimiyle ilgili her aşamayı oluşturdu. Şubat ayında ilk hasadını gerçekleştiren ve ikinci hasat için çalışmalara başlayan Akçan, her hasatta ortalama 60 ton çıkan ürünlerini komisyoncular aracılığıyla pazarlıyor. Oğlunun girişimleri sayesinde el attığı mantar üretim işinde patron olan Akçan, 6'sı kadın 30 kişiye de iş imkanı sağlıyor. Ev hanımıyken patron oldu Hataylı katın 53 yaşında üretime başladı, servet sahibi oldu, şimdi köyünde istihdam sağlıyor 'EV HANIMIYKEN EVDE OTURMAK SIKICI GELİYORDU' Girişimci Neslihan Akçan, büyük oğlu sayesinde kendi işinin patronu olduğunu ve bundan da memnuniyet duyduğunu söyledi. 'İLK HASADIMIZI 45 GÜNDE ALDIK' Ürettiği mantarlara adeta bebek gibi baktığını belirten Akçan, şöyle devam etti: "Aslında meşakkatli bir iş, sabah erken saatten akşam geç saate kadar çalışma gerektiriyor. Mantar, çok narin bir ürün olduğundan bebek gibi büyütülmesi gerekiyor. Projemiz kabul oldu, çadırlarımız kurulduktan sonra 6 ay içerisinde de üretime geçtik ve ilk hasadımızı 45 günde aldık. 11 çadırla üretime devam ediyoruz, hasatlarımız da güzel geçiyor." Akçan, her çadırdan ortalama 5 ton ürün elde ettiklerini dile getirdi. "Ev hanımıyken evde oturmak sıkıcı geliyordu, işe başladıktan sonra hayatım yoğun bir şekilde devam ediyor ve ben bundan memnunum. Çok şükür, zamanım daha güzel geçiyor. Şu anda 30 çalışanım var, çalışanlarımızın da verimliliğiyle güzel işler yapıyoruz. Hiçbir kadının evinde oturmayıp çalışmasını tavsiye ederim ve yarı yolda bırakmayıp devam etmelerini isterim."
- Düzce'de girişimci kadın zoru başardı! 5 inekle başladı şimdi çiftliği var
Düzce'de 9 yıl önce 5 inekle başladığı üretim serüveninde 60 büyükbaş hayvana ulaşan girişimci Sevda Albayrak, süt, peynir ve tereyağı üretimi ile kurbanlık yetiştiriciliğinin yanı sıra ev işleri ve dikişle de ilgilenerek girişimci olmak isteyen kadınlara örnek oluyor. Düzce'nin Çilimli ilçesine bağlı Söğütlü köyündeki evlerinin arka bahçesine eşinin yardımıyla küçük bir ahır kuran Albayrak, 2016'da Tarım ve Orman Bakanlığının "Genç Çiftçi" projesine başvurarak 5 süt ineği desteği aldı. Bakanlığın yem ve buzağı desteklerinden de yararlanarak hayvan sayısını 60'a çıkarıp 9 yılda ahırını çiftliğe dönüştüren Albayrak, günlük 300-350 litre süt üretiminin yanı sıra kurbanlık yetiştiriyor, müşterileri için peynir ve tereyağı üretiyor, ev işlerinin dışında dikiş nakışla da ilgileniyor. İşletmelerini eşi ve oğullarının desteğiyle yürüttüğünü belirten Albayrak, "Burası aile işletmesi gibi. Çocuklarım ve eşimle yürütmeye çalışıyorum. Dışarıdan hayvan almıyor, satmıyorum. Sadece 3 yıl önce kurbanlık işine girdim. Sadece kurbanlık olanlar ahırımdan çıktı. Hayvan sayım her yıl artıyor." diye konuştu. İlk baktığı 5 hayvana isim verdiğini belirten Albayrak, çağırdığında onların doğrudan yanına geldiğini söyledi.Albayrak, kadınların istediğinde başaramayacağı hiçbir işin olmadığını vurgulayarak, şöyle devam etti: "Ben sadece hayvancılığı değil evde dikiş de yapıyorum. Peynir üretiyorum. 'Yapamayız, başaramam' diye bir şey yok. Ben 3 çocuğumu yetiştiriyorum. Hayvanlarıma bakıyorum, sütümü değerlendiriyorum. Perakende satış yaptığım müşterilerim var. Peynir, tereyağı, minci yapıyorum. Ayrıyeten evde dikiş de yapıyorum. İstemek önemli, azimle olacak bir şey bu." Hayvanlarını çocukları gibi gördüğünü ve sorumluluk hissettiğini dile getiren Albayrak, "Acıktı mı, susadı mı veya bir şey olur mu diye endişe ediyorum. Nasıl bir çocuğu yetiştiriyorsan o şekilde sorumluluk gerektiriyor." dedi.
- Alaşehirli Çift Zor Olanı Başardı: Kimyasal Kullanmadan "Sıfır Kalıntı" Üretim
Alaşehir'de üzüm üretimi yapan Mete ve Müşerref Üründü çifti, 2026 üretim sezonunda gerçekleştirdikleri uygulamalarla dikkat çekti. Zorlu iklim şartlarına rağmen bağlarında kimyasal pestisit kullanmadan üretim yapan çift, yaptırdıkları laboratuvar analizlerinde 'pestisit kalıntısı tespit edilmedi (N.D.)' sonucuna ulaştı. Bağcılığın yoğun olarak yapıldığı bölgede elde edilen bu sonuç, sağlıklı ve sürdürülebilir tarım açısından önemli bir örnek olarak değerlendirildi. Özellikle soğuk ve yağışlı geçen sezonda birçok üretici hastalıklarla mücadelede kimyasal yöntemlere yönelirken, Üründü çifti doğal üretim yöntemlerini tercih etti. Yetkili laboratuvarlarda yapılan incelemelerde asma yapraklarında herhangi bir pestisit kalıntısına rastlanmadı. Raporda yer alan “N.D.” ifadesi, numunede ölçülebilir seviyede kimyasal kalıntı bulunmadığını gösterdi. Hormonsuz üzüm Üretici Müşerref Üründü, uzun süredir doğaya zarar vermeden üretim yapabilmek için çalıştıklarını belirterek, özellikle asma yaprağının hassas yapısı nedeniyle sürecin büyük emek ve titizlik gerektirdiğini söyledi. Kimyasal kullanmadan da üretimin mümkün olduğunu göstermek istediklerini ifade eden Üründü, aynı yöntemlerle üretime devam edeceklerini dile getirdi. Alaşehir üzüm Uzmanlar ise çevre dostu üretim yöntemlerinin yaygınlaşmasının hem insan sağlığı hem de toprak verimliliği açısından uzun vadeli fayda sağlayacağını belirtiyor. Alaşehir’de elde edilen bu sonuç, bölgedeki üreticiler için de örnek bir çalışma olarak gösteriliyor.
- 11 kadına istihdam sağladı, iki çocuğa annelik yaptı
Zonguldak’ın Devrek ilçesinde eşiyle birlikte kurdukları restoranda 11 kadına istihdam sağlayan 50 yaşındaki Yadigar Benli, çalışan bir anne olmanın zorluklarını eşinin desteği ve kadın dayanışmasıyla aştı. "Kadın olmak ve iş kadını olmak gerçekten zor" İşletmelerinde kadın istihdamına büyük önem verdiklerini belirten Yadigar Benli, "İki çocuk annesiyim. Ailece işletiyoruz eşimle beraber. Şu an yanımda 11 çalışan kadın arkadaşım var. Onlarla bu yolda ilerlemeye çalışıyoruz" diyerek kadın dayanışmasının altını çizdi. İş hayatında karşılaştıkları zorluklara değinen Benli, "Zor günlerimiz çok oldu, kolay gelmedik tabii ki buralara. Hem çocuk, hem ev, hem aile, iş tabii ki bizi zorladı. Ama eşimle beraber ve çalışan arkadaşlarımla beraber buralardayız" ifadelerini kullandı. Yoğun bir çalışma temposu içinde olduklarını ifade eden Benli, mesai saatlerini şu sözlerle anlattı: "Mesaimiz sabah saat 6’da başlıyor. Çorbalarımızla beraber yemeklerimize geçiyoruz. Sonrasında öğlen aramız başlıyor. Günün en yoğun saatimiz öğlen arasıdır. Gün içerisinde akşam 9’a kadar devam etmekte. Akşam saat 9 gibi iş yerimizi kapatıyoruz. Buradan çıktığımızda da evimize gidiyoruz." İş ve ev arasındaki dengeyi sağlamanın yorucu olduğunu dile getiren Benli, çalışan bir anne olmanın zorlu süreçlerini şu sözlerle aktardı: "Gün içerisinde zaten çok yorgun oluyoruz. Çocuklarımıza vakit ayırıyoruz belli saatlerde. Bu şekilde devam ediyoruz. Tabii evin işi hiçbir zaman bitmiyor. Hanımlar bunu daha iyi bilirler. Kadın olmak zor. Hem iş kadını olmak hem hayatta kadın olmak gerçekten zor. Onları (çocukları) evde yalnız bırakıp gelmek, gün içerisinde çocuklarımla uzunca zaman vakit geçirememek, sadece onlara ayırdığım zamanın akşam 1-2 saat olması, bizim için zor süreçler oldu. Bu güçlüklerle birlikte onları da yetiştirdik, bugünlere getirdik çok şükür." "Annelerimiz baş tacımız" Anne olmanın tarif edilemez bir duygu olduğunu söyleyen Yadigar Benli, sözlerini Anneler Günü mesajıyla tamamladı: "Anne olmak tabii ki çok güzel bir duygu. Çocukların varlığı ayrı bir güzellik bizim için. Tabii biz de onlara karşı olan sorumluluklarımızı elimizden geldiğince yerine getirmeye çalışıyoruz. Annelerimiz başımızın tacı. Onların hakkı bir gün değil, bir ömür ödenebilecek bir şey değil bana göre. Hakları hiçbir zaman ödenmez. Anneler Günü’nde başta kendi annem olmak üzere, kendim de bir anne olarak bütün annelerin Anneler Günü’nü kutlarım. Annelerimiz baş tacımız. Anneler günümüz kutlu olsun." "Kadının elinin değdiği her şey güzeldir" Yadigar Benli’nin eşi 50 yaşındaki Atilla Benli ise eşinin ticaretteki azminden övgüyle bahsetti. Geçmişte farklı sektörlerde de faaliyet gösterdiklerini söyleyen Atilla Benli, "Eşimle beraber bizim farklı sektörlerimiz de oldu. Sadece bu sektör değil; 16 yıl başka bir sektör, 4 yıl başka bir sektör, son sektörümüz bu. Eşimle tanıştığımızdan bu yana kendisi değişik ticari faaliyetlerde bulunmaya çalıştı, ticarete yönelik katkıları oldu sürekli" dedi. Eşinin iş hayatındaki güçlü karakterine dikkat çeken Benli, "Hatta kendi yerinden kendi dükkan sahibini kovmuşluğu da olmuştur. İnatçıdır ticarette, o kadar güçlüdür. Onun kararlı duruşları sayesinde, beraber aldığımız kararlar doğrultusunda bu günlere geldik" şeklinde konuştu. Başarılarının temelinde aile içi dayanışmanın yattığını belirten Atilla Benli, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün sözlerine atıfta bulunarak duygularını şu şekilde ifade etti: "Yani ’birlikten kuvvet doğar’ dedikleri bu olsa gerek. Bir iki kelimeyle ölçülebilecek bir durum değil. İnsanların, tabii bizim yaşadığımız veya çoğu insanın yaşadığı bir durum da vardır. Lakin ’kadının elinin değdiği her şey güzeldir’ cümlesiyle, ’Dünyadaki bütün güzellikler varsa bunlar kadının eseridir’ diyen Atatürk’ün bir cümlesi vardı, onunla noktalamak isterim. Bazı kelimeler yetmiyor bazen anlatmaya bazı durumları." İşletmede anne olan personellerle çalışmaya özen gösterdiklerini belirten Benli, "Şimdi torunumuzla uğraşıyoruz. O da ayrı bir duygu, ayrı bir güzellik. Ne diyelim, inşallah onun da anne olduğu günleri görürüz. Ekip arkadaşlarımız da var. Hepsi de birer anne, bir iki tane genç arkadaşımız var. Sorumluluklarını bilen insanlarla çalışmaya çalışıyoruz." "Çalışan bir kadının çocuğu olmak çok büyük bir avantaj" Çalışan bir annenin çocuğu olarak büyümenin kendisine kattığı değerleri anlatan 28 yaşındaki Neslişah Gemici, annesinin güçlü figüründen ilham aldığını söyledi. Zorlukların üstesinden ailece geldiklerini belirten Gemici, "Elbette çok zor ve daha güçlü olmanız gereken bir durumla karşı karşıya kalıyorsunuz. Ben çoğu zaman annemin yanında, anneme yardım ederek, annem ve babamla birlikte hep çalışarak onların yanında oldum. Annem hiçbir zaman bizi yalnız bırakmadı, ne kadar çalışırsa çalışsın" ifadelerini kullandı. Kardeşiyle olan dayanışmasını anlatan Gemici, "Kız kardeşim de vardı. Ona ben annelik etmek zorunda kaldım. Çünkü onun yaşı daha küçüktü. Sabah okula giderken onu ben giydirdim, saçlarını ben topladım. Dediğim gibi çünkü çalışan bir annemiz vardı. Ve biz kardeşimle birbirimizin eksiklerini daima tamamlamaya çalıştık" şeklinde konuştu. Çalışan bir anneyle büyümenin kendisine özgüven kattığını vurgulayan Gemici, annesiyle duyduğu gururu şu sözlerle dile getirdi: "Ama şöyle bir gerçek var ki; çalışan bir annenin kızı olmak iyi mi kötü mü? Kesinlikle çok iyi bir duygu. Çünkü ’daha ne kadar güçlü olabilirim, daha ne kadar kendim başarabilirim’ duygusunu en yakınınızdan aldığınızda o güç zehirlenmesini yaşıyorsunuz zaten. Ve bizde de öyle oldu. Kardeşim de ben de hiçbir zaman hiçbir zorluktan korkmayan, daima bütün zorlukları aşabileceğine inanan iki kadın olarak bu yaşa geldik. Ve bundan da hiçbir zaman pişman olmadık." Bu durumun sosyal hayatına ve hayata bakışına olumlu yansıdığını ifade eden Gemici, "Bunun avantajları da çok oldu. Bakış açınız bile çalışan bir anneye sahipseniz daima daha geniş oluyor. Daha anlayarak, anlamlı bakabiliyorsunuz hayata. Çünkü dört duvar arasına sıkışmış olmuyorsunuz. Sadece bir evde büyümenin de vardır avantajları ama siz küçük yaştan itibaren kalabalığa, ortama, insanlarla konuşmaya, farklı konuşmalara şahit olmaya başlıyorsunuz. Ve bu yüzden iyi ki annem çalışan bir anneymiş, çalışan bir kadınmış. Annemle gurur duyuyorum. Ve çalışan, çalışmayan, izleyen, izlemeyen bütün kadınlarla da gurur duyuyorum. Kadın olmak çok güzel bir duygu" dedi.
- 10 bin kişi istihdam edilebilecek! Dev proje için geri sayım: 250 bin ton üretim yapılacak
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, '(Gönen Tarıma Dayalı İhtisas Sera Organize Sanayi Bölgesi Projesi) Proje bittiğinde 12 ay boyunca üretim yapılabilecek. 250 bin ton meyve ve sebze üretilebilecek, 10 bin kişi istihdam edilebilecek.' dedi. Yumaklı, Balıkesir'in Gönen ilçesindeki Tarıma Dayalı İhtisas Sera Organize Sanayi Bölgesi'ni ziyaretinin ardından yaptığı konuşmada, tarımın stratejik bir alan olduğunu vurguladı. Bakan Yumaklı, son 23 yılda yapılan yatırımlarla Türkiye'nin tarım anlamında direncinin, kapasitesinin ve potansiyelinin geliştirilmesi anlamında ciddi yatırımların yapıldığını ifade etti. Yapılan yatırımların sadece Türkiye'de yaşayan vatandaşlar için değil dünyada gıda ürünlerine ihtiyaç duyan ülkelere de tedarik sağlandığını anlatan Yumaklı, şöyle konuştu: "Tarımsal hasılanın içerisinde önemli bir paya, yaklaşık 33 milyar dolar civarında bir rakama ulaşmıştık. Bu konuda yurt içi hasılamızla da birlikte Avrupa'da birinci, dünyada da yedinci sırada olduk. Bu konuda dünyayla rekabet için güncel teknolojinin entegrasyonu gerekir. Sahip olduğunuz kaynakları doğru bir şekilde kullanmanız gerekir. Bugün dünyanın en büyüğü olacak Gönen Tarıma Dayalı İhtisas Sera Organize Sanayi Bölgesi'nin çalışmalarını hep beraber izlemek ve gelinen durumu görmek için buraya geldik. Burada hem jeotermal hem rüzgar enerjisi hem güneş enerjisinin kullanıldığı kombine bir sistem için arkadaşlarımız çalışmalarına devam ediyor. Elbette koruma kullanma dengesi içerisinde bütün kaynaklarımızı optimum düzeyde kullanarak tarımsal üretimimizi Gönen'de inşallah hayata geçireceğiz." "45 ORGANİZE TARIM BÖLGESİNE TÜZEL KİŞİLİK KAZANDIRILDI" İbrahim Yumaklı, organize tarım bölgelerinin illerdeki tarımsal üsler olduğunu hatırlattı. Şu ana kadar 42 ilde 61 organize tarım bölgesi planladıklarını dile getiren Yumaklı, şunları kaydetti: "Sera, besi, su ürünleriyle alakalı 45 organize tarım bölgesine tüzel kişilik kazandırılmış durumda. 20 organize tarım bölgesinin altyapılarını tamamladık. Yatırımcıların hizmetine sunduk. İnşallah burada devam eden diğer organize tarım bölgelerinin de altyapılarını tamamlayarak en kısa zamanda yatırımcıların bir an önce 'bismillah' diyerek üretime başlamalarını sağlayacağız. Organize tarım bölgelerinin altyapılarını gerçekleştirmek için bugüne kadar 8 milyar liralık finansman sağladık. Hamdolsun, 15 organize tarım bölgesinde de üretime başlandı. Yüksek, verimli, katma değerli üretim, tarım, sanayi entegrasyonu ancak bu organize tarım bölgelerinde mümkündür. Şu anda üretime geçmiş olan organize tarım bölgelerinde 10 bin kişilik bir istihdam var. Buralarda 60 bin ton bitkisel ürün üretiliyor. 160 bin büyükbaş üretim ekonomiye yaklaşık toplam 20 milyar liralık bir katkı sağlamış durumda." Bakan Yumaklı, bu yıl içinde 5 organize tarım bölgesinin daha üretime alınacağını belirterek, 45 organize tarım bölgesinin tamamının üretime geçmesi halinde 1,1 milyon ton ürün üretileceğini ve 600 bin büyükbaş yetiştirileceğini ifade etti. Gönen Tarıma Dayalı İhtisas Sera Organize Sanayi Bölgesi'nin dünyanın en büyüğü olacağını vurgulayan Yumaklı, sözlerini şöyle sürdürdü: "Üretime geçildiği zaman yaklaşık 1 milyar dolarlık bir ihracat rakamına ulaşılmış olunacak. Gönen Tarıma Dayalı İhtisas Sera Organize Sanayi Bölgesi'ndeyiz. 8 milyon metrekarelik bir proje alanından bahsediyoruz. Burası 120 sera, 93 de sanayi parseliyle toplam 213 parselden oluşuyor. Burada modern, tam otomasyonlu, topraksız tarım yapılan seralar olacak. Enerjisi rüzgar, güneş, biyokütleden sağlanmış olacak. Aynı zamanda çevre dostu bir organize tarım bölgesi olacak. Sıfır atık ve düşük karbon salınımı gerçekleşmiş olacak. Şu anda altyapı inşaatlarına devam ediyoruz. Birinci etabındaki gerçekleşme oranı yüzde 90. Altyapı ve üst yapısıyla birlikte 30 milyar liralık bir yatırımdan bahsediyoruz. Proje bittiğinde 12 ay boyunca üretim yapılabilecek. 250 bin ton meyve ve sebze üretilebilecek, 10 bin kişi istihdam edilebilecek. Buradaki entegre tesislerle birlikte paketleme ve işleme de gerçekleşmiş olacak. Hem otoyolların hem Bandırma Limanı'nın hem Çanakkale Köprüsü'nün hem de yakın çevredeki iller başta İstanbul olmak üzere ana pazara da yakınlığı yüksek lojistik avantaj sağlayacak." Yumaklı, konuşmanın ardından Gönen Tarıma Dayalı İhtisas Sera Organize Sanayi Bölgesi'nde incelemelerde bulundu. Programa, Balıkesir Valisi İsmail Ustaoğlu, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Belgin Uygur, Balıkesir Tarım ve Orman Müdürü Hüseyin Düzgün, Balıkesir Orman Bölge Müdürü Musa Şen de katıldı.
- Dedesinden yöntemini öğrendi, köyüne dönüp üretti! Satacağı yerler hazır, taleplere yetişemiyor
Dedesinden öğrendiği yöntemi Yozgat'ın Bişek köyünde uygulayan Çelebi Çağlar, bu yıl üretimde rekor bekliyor. Bu yıl Yozgat'ta yoğun yağışlarla birlikte Bişek köyünde arıcılıkla uğraşan üreticinin yüzü güldü. Geçen sezona göre bu yılın daha umut verici olduğunu söyleyen üretici verim beklentisinin arttığını dile getirdi. Dededen kalma yöntemle arıcılık mesleğini sürdüren Çelebi Çağlar, geçen yıl kuraklıkla birlikte çiçeklenme ve bal üretimi olumsuz etkilendi dedi. Kuraklıktan dolayı meyvelerin olmadığını bu yüzden de yabani arıların beslenemediğini söyleyen Çelebi Çağlar, birçok arıcının bu yüzden zaiyat verdiğinin altını çizi. Bal üretiminin aile mesleği olduğunu dile getiren Çağlar, Yozgat'ın baba ocağı olduğunu ve son olarak kendisinin devam ettiğini söyledi. Çağlar, kendisinden sonraki nesillerin de bu mesleği sürdürmesini umduğunu belirtti. Çağlar, bölgenin dağlık yapısının bal üretiminde kaliteyi etkilediğini söyleyerek, "Yayılım alanı geniş, bu yüzden aroması da güzel oluyor. Kaliteli bal bu şekilde ortaya çıkıyor" dedi. 100'ün üzerinde kovanı olduğunu söyleyen Çağlar, kovan başına 15 kilogram bal ürettiğini kaydetti. Bu yıl kaliteli balın fiyatının piyasada 500 ila bin 500 lira olduğunu söyleyen Çağlar, bu yıl da fiyatların bin ila bin 500 lira arasında olacağını düşündüklerini sözlerine ekledi.











